Anasayfa Polemik İnceleme   Büktel Hakkında     İlkemiz Büktel'in Gör Dediği İletişim

 

BÜKTEL'İN GÜNLÜKLERİNDEN 5

ÇEHOV OYUNLARI ÜSTÜNE 

 

Coşkun Büktel                                               24 Temmuz 2008

(...) Gerek "Martı"yı gerek "Vişne Bahçesi"ni, Türkçe ve İngilizce çevirileriyle karşılaştırdığımda, bir sürü inceliğin, Türkçe'de buhar gibi yok olup gittiğini gördüm. Nihal Yalaza Taluy çevirisi umduğumun tersine, Behçet Necatigil çevirisinden daha iyi yansıtıyor "Martı"yı. Taluy Rusça'dan, Necatigil Almanca'dan çevirmiş; bunun önemli olması gerektiğini biliyordum ama, Necatigil'in şairliğine daha çok güveniyordum. Ataol Behramoğlu'nun "Vişne Bahçesi" de oldukça kötü. Metni Türkçeleştireyim derken, farkında olmadan Türkleştiriyorlar. Örneğin, birinci perdenin sonlarına doğru, bir sessizliğin ardından Dorn, "The angel of silence is flying over us" (Sessizlik meleği üstümüzde uçuyor) dediğinde, dile getirdiği imgenin şiirselliği oyunun atmosferine hem uygundur hem de katkıda bulunur. Ama Türkçe metinlerdeki gibi "Şeytan geçti" demekle yetinirsek, evet, oyunun yalnızca Türkleşmesine katkıda bulunmuş oluruz. (...)

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

BÜKTEL'İN GÜNLÜKLERİNDEN 4

THEOPE'Yİ YÖNETMEK İSTEYEN IŞIL KASAPOĞLU'YLA VE THEOPE'Yİ YÖNETMİŞ OLAN ALİ TAYGUN'LA, PROVA ÖNCESİ DÖNEMDE NELER YAŞADIM  

 

Coşkun Büktel                                               21 Temmuz 2008

 

(...) Dün, Taksim'deki sergide kitap satarken yanıma sakallı, tombulca bir genç adam yaklaştı:

"Afedersiniz, kitap satıcısı Coşkun Büktel'i arıyorum."

"Buyrun, benim."

Elini uzattı:

"Ben, Işıl Kasapoğlu."

Ve heyecanını belli etmekten hiç çekinmeden anlattı: (...)

 

Birbirine hiç benzemeyen üç adet büyük boy deftere ve üslup kaygısı gütmeden, içimden geldiği gibi, çalakalem yazılmış günlüklerim, "Cuma 24 Mart 1978 Sultanahmet" ibaresiyle başlıyor. Son yıllarda günlük yazmayı iyiden iyiye savsakladım. Hele internet sitesi yayıncılığına başladıktan sonra günlük yazmayı tümüyle bırakmışım. Yazdığım en son günlük yazısı, bir paragraftan ibaret ve "Aksaray, 29 Temmuz 2007" ibaresini taşıyor.

Oysa yazdıklarımı özgürce yayınlayamadığım yıllarda, günlüklerimle yoğun biçimde ilgilenir; özel hayatıma ve tiyatral mücadeleme ilişkin unutulmasını istemediğim ayrıntıları bu günlüklere alelacele kaydederdim.

Bugün epeyce bir aradan sonra bu günlükleri yeniden karıştırırken, kaydettiğim pek çok şeyin, bugün çok farklı boyutlar kazandığını ve zamanın yazdıklarımı daha bir anlamlı kıldığını fark edince; günlüklerimdeki bazı sayfaları, tarih sıralaması gözetmeksizin, zaman zaman yayınlayarak, okurlarla paylaşmaya karar verdim.

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Tarihten "ibretamiz" bir yaprak

 

TAMAM, DÜRÜSTLERE İNANMIYORSUNUZ, PEKİ YALANCILARA İNANMAYA NE DERSİNİZ?! 

 

Tuncer Cücenoğlu gibi "resmi yazarlar" dürüst Coşkun Büktel'in kanıtlı  belgeli yazılarıyla (örneğin, "Çığ" yazısıyla) suçlandıklarında  Büktel'e inanmak istemeyen çevreler; herhalde, "yalan makinası" Mustafa Demirkanlı'nın aşağıya aktardığımız, kanıtsız / tanıksız / belgesiz dedikodularına inanmakta hiç zorlanmayacaklar. 

 

Demirkanlı, "bir zamanlar", ("el ense" ilişkilere karşı olduğu "bir zamanlar") Cücenoğlu gibi "resmi yazarlar" hakkında,  demiş ki: 

(...) Şöyle geriye gidip, baktığımda şunu görüyorum. Son 3-4 yıla kadar Refik Erduran, Tuncer Cücenoğlu, Recep Bilginer gibi resmi yazarlar, iktidarla ilişkilerini kurmuş, Ankara koridorlarının yollarını ezberlemiş, bir çoğunun hâlâ “Koskoca Bakan” dediği siyasileri tanımış, deyim yerindeyse el ense olmuş bu zatlar ortalıkta dolaşırken, gammazladığı Genel Müdür’e, ‘sevgili dostum’ demekten çekinmeyen, çekinmenin ötesinde bir sakınca görmeyen bu zatlar karşısında, göreve gelen siyasiler de ortalıkta sürekli bunları gördüğü için, Türk tiyatrosunu bunların temsil ettiğini sandılar hep. Onların bir suçu yok. Kimsede bunlara dokunamadı, dokunmak istemedi, var olduğu sanılan sanal güçleri hep korkuttu insanları. Korkuttu çünkü, bunlar konuşmaya başlarken; “Yarın bakanla sabah kahvaltısı yapacağım, senin sorunları anlatırım, çözeriz”, “Ben Ankara’ya gidiyorum Bakan’a söylerim sizin tiyatroya özel önem verir.”, “Bakan yarın İstanbul’da olacak zamanı varsa mutlaka sizin oyuna getireceğim.” gibi cümlelerle durdurdular insanları, insanlar durmaya eğilimliydi çünkü. Ve korktular. Yıllarca. (...)

Demirkanlı yazısının tamamını okumak ve yazıyı "belge" olarak da görmek için... TIKLAYINIZ

 

BÜKTEL'İN GÜNLÜKLERİNDEN 3

THEOPE'Yİ YÖNETMEK İSTEYEN DT YÖNETMENİ CAN GÜRZAP'LA, DT DRAMATURGU ESEN ÇAMURDAN'IN ODASINDA NELER KONUŞTUK  

 

Coşkun Büktel                                               17 Temmuz 2008

(...) "Bakın, Can Bey" dedim, "bu oyunda tekrarlar olduğunu söyleyenler daha önce de çıktı. Esen Hanım da dahil olmak üzere şu anda adını hemen verebileceğim dört kişi, bana bu oyundaki tekrarları göstermeye söz verdiler. Tekrar okuyup tekrarları saptayacaklardı. Hepsi benden mühlet istediler. 'Bana bu hafta dokunma öbür hafta konuşuruz' gibi laflar ettiler. Esen Hanım bir ay sonraya attı. Aradan aylar geçti. Esen Hanım'la anlaşmamızın üstünden sekiz ay geçti. Ama hâlâ kimse bana bu oyundaki tekrarları göstermeye yanaşmadı."

Esen mırın kırın etti. Bana öyle bir söz vermediğini söyledi.

"Söz vermediniz. Öyle konuştuk. Öyle dediniz" dedim.

"Yani senden kaçıyoruz filan sanma" dedi.

"Ben hiçbir şey sanmıyorum, yalnızca ne olduğunu anlatıyorum" dedim. (...)

Birbirine hiç benzemeyen üç adet büyük boy deftere ve üslup kaygısı gütmeden, içimden geldiği gibi, çalakalem yazılmış günlüklerim, "Cuma 24 Mart 1978 Sultanahmet" ibaresiyle başlıyor. Son yıllarda günlük yazmayı iyiden iyiye savsakladım. Hele internet sitesi yayıncılığına başladıktan sonra günlük yazmayı tümüyle bırakmışım. Yazdığım en son günlük yazısı, bir paragraftan ibaret ve "Aksaray, 29 Temmuz 2007" ibaresini taşıyor.

Oysa yazdıklarımı özgürce yayınlayamadığım yıllarda, günlüklerimle yoğun biçimde ilgilenir; özel hayatıma ve tiyatral mücadeleme ilişkin unutulmasını istemediğim ayrıntıları bu günlüklere alelacele kaydederdim.

Bugün epeyce bir aradan sonra bu günlükleri yeniden karıştırırken, kaydettiğim pek çok şeyin, bugün çok farklı boyutlar kazandığını ve zamanın yazdıklarımı daha bir anlamlı kıldığını fark edince; günlüklerimdeki bazı sayfaları, tarih sıralaması gözetmeksizin, zaman zaman yayınlayarak, okurlarla paylaşmaya karar verdim.

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

İTHAF: İftiranın (aşağıda sunduğumuz) CD'sini, iftirayı açıklamamıza rağmen, Özdemir Nutku'yu önce başkan, sonra "onur" kurulu üyesi seçmiş olan OYÇED (Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği) üyelerine ithaf ediyoruz.

Çünkü iftiranın CD'sini, yalnızca, balığın nasıl "baştan" koktuğunu teşhir eden bir belge olarak değerlendirmekle kalmayıp, OYÇED üyelerinin "onurları" hakkında fikir veren gayet net bir belge olarak da değerlendiyoruz.

Özdemir Nutku'yla "onur" duyan OYÇED üyelerinden talebimiz, sayılarının 70'ten fazla olduğu açıklanmış bulunan (Bakınız: Erbil Göktaş, "Coşkun Büktel'in ve başkalarının merak ettikleri 1" Yeni Tiyatro, sayı 3, Ocak Şubat 2008, sayfa 23.) bu "onurlu" üyelerin, iki yıldır nedense hâlâ açıklanmamış olan tam listesinin bir an önce açıklanması ve OYÇED'in bir nevi Ku Klux Klan değil, bir "sivil" toplum kuruluşu olduğunun kanıtlanmasıdır. Bunu yapamazsanız, tarihteki yeriniz, ancak "tarihin çöp tenekesi" olacaktır. CB 

 

NİHAYET!!!

 

"ÖZDEMİR NUTKU İFTİRASI”NIN CD’SİNİ, İNTERNETTE İLK KEZ, TÜMÜYLE VE “KILÇIKSIZ” OLARAK, (HAREKETLİ HARFLERLE "CAMBAZA BAKTIRIP" DİKKAT DAĞITAN, KAFA KARIŞTIRAN) YAZILAR VE ALT YAZILAR EKLEMEKSİZİN, “PARAZİTSİZ” OLARAK, NİHAYET, YAYINLAYABİLİYORUZ!

OKURLARIN ZEKÂSINA GÜVENİYOR, OKURLARI CD’NİN KENDİSİYLE" VE VİCDANLARIYLA BAŞ BAŞA BIRAKIYORUZ!

Konuyu bilmeyen okurlara, Büktel'in "Theope"sinden başka, yeryüzünde yazılmış "Theope" adlı ikinci bir oyunun bulunmadığını hatırlatıyor ve Özdemir Nutku'nun ikinci "Theope" iftirasını örtbas etmek için (CD'nin ortaya çıkmasından önce) uydurduğu diğer yalanları, son sözü Nutku'ya vererek, bizzat Nutku'nun "kendi ifadeleriyle", bir kez daha, aşağıya aktarıyoruz:

Sayın Coşkun Büktel,

Benim hiçbir iddiam olmadı. Size olayı nakleden Şahin Ergüney eksik nakletmiş. Bazan eski belgeleri karıştırırken 17. yy.da yaşamış ikinci sınıf bir yazarın “Theope” adlı bir oyunu olduğunu öğrendiğimi söyledim. (CD'ye bakın bakalım, söylemiş mi?) Üstelik hiçbir imada bulunmadan. Metni görmedim, yalnızca adına eski bir belgede rastladım. Metni görseydim bile, Fransızca bilmediğim için oyunu okuma olanağı bulamayacaktım. Benim bile varlığından haberi olmadığım başka bir Theope'yi sizin de okumamış olduğunuza emin olduğumu belirttim. (CD'ye bakın bakalım, belirtmiş mi?) Bunu yalnızca bilgi olarak verdiğimi, sizin Theope'nizin özgün bir yapıt olduğundan kuşku duymadığımı da ekledim. (CD'ye bakın bakalım, eklemiş mi?)

 

(Kaynak: Nutku, "Coşkun Büktel'e Yanıt")

 

 
Özdemir Nutku konuşma from Cemal Bulunmaz on Vimeo.

 

12 Temmuz 2008

Unutmamakta yarar var!

Eski bir metinden kısa bir alıntı

Coşkun Büktel / 14 Nisan 2007

 

(...) o insanın sözlerini okurlardan saklayarak okurları aldatıp, o insanın aleyhinde kamu oyu oluşturmak ise, bulabileceğim en hafif deyimle, onursuzluktur. Mustafa Demirkanlı, okurların böyle bir onursuzluğa itibar edecek kadar ahmak ya da alçak olduklarına güveniyor.

 

(Kaynak: Coşkun Büktel, "Kim Değişti")

 

 

GÜNCELLEME (11 Temmuz 2008):                                          İsimsiz sapıkların, "Meselenin Özü"nü gözlerden kaçırmak için yaptıkları dezenformasyon çabalarına karşı, yazımızda zaten yer alan bazı ifadeleri vurguladık ve başlangıçta vurguladığımız ilk üç kelimeyi ise yazımıza sonradan ekledik. 

İsimsiz sapıklar, "Özdemir Nutku iftirası"nın CD'sini...

(dört bölüme ve bin parçaya bölerek ve Büktel'in CD'yi çarpıttığını kanıtlamak için, "CD ortaya çıktıktan sonra yazılmış" herhangi bir yazısından kaynak göstererek alıntı yapmak yerine; "CD ortaya çıkmadan önce", yani "yalnızca Şahin Ergüney'in hafızasına dayanarak" yazılmış yine de "meselenin özüne" ilişkin hiçbir hata içermeyen, "ilk" yazısından, evet, Büktel'in yalnızca o "CD öncesi" ilk yazısından, bazı cümleleri ve kaynağını asla belirtmeksizin cımbızlayarak ve iftirayı görünmez kılma amacıyla türlü şebeklikler yapıp her türlü montaj hilesine başvurarak, karmakarışık bir yamalı bohça halinde)

...güya yayınladılar.

(Bakınız: Hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org. Direkt link veremiyoruz çünkü yayınladıkları iftiraları, hatta yayınladıkları siteleri bile, kısa süre sonra silip yok ediyorlar. Okurlara yanlış link veriyor durumuna düşmek istemiyoruz.)

 

İsimsiz sapıkların örtbas etmek için ellerinden gelen her türlü şebekliği deniyor ve hiçbir sahtekarlıktan kaçınmıyor olması da bir kez daha kanıtlıyor ki...

...gözden kaçırmamakta büyük yarar var: 

 

Meselenin Özü  

(11 Temmuz 2008)

 

 

1) Özdemir Nutku, "Theope" adlı ikinci bir oyunun yazılmış olduğunu söylemektedir.

 

2) Yeryüzünde "Theope" adlı ikinci bir oyun yazılmamıştır.

 

3) Bu, demektir ki, Özdemir Nutku, Coşkun Büktel'e açıkça iftira atmıştır.

 

4) İftira iyi niyetle atılmaz.

 

5) Olayla ilgili somut veriler (Bakınız: Özdemir Nutku Skandalı) ve Nutku'nun ilk yalanı örtbas çabasıyla sonradan söylediği (ve CD'nin ortaya çıkmasıyla yalan oldukları anlaşılmış) diğer yalanlar (Bakınız: Nutku. "Coşkun Büktel'e Yanıt") ve Büktel'den hâlâ özür dilememiş olması, Nutku'nun iyi niyetli olmadığını zaten ayrıca kanıtlamaktadır.  

 

 

 

BÜKTEL'İN GÜNLÜKLERİNDEN 2

"Shakespeare'siz Herifler"in teması (bugün de hâlâ) geçerliğini koruyor  

 

Coşkun Büktel                                               10 Temmuz 2008

(...) Hani şu ortaokul müsameresinden farksız "Savaş Yorgunu Kadınlar"ı ve "Nihavend Longa"yı onaylayan ve benden iyi bir zılgıt yediği halde (hepsini itin götüne soktuğum halde) gık diyemeyen o pespaye herifler "Shakespeare'siz Herifler"i reddetmişler.Ve Murat Karasu gibi güya seçimle gelmiş öbür herifler, Kültür Bakanı'nın "atadığı" bu heriflerin reddine şimdi can simidi gibi sarılıyorlar (...)

Birbirine hiç benzemeyen üç adet büyük boy deftere ve üslup kaygısı gütmeden, içimden geldiği gibi, çalakalem yazılmış günlüklerim, "Cuma 24 Mart 1978 Sultanahmet" ibaresiyle başlıyor. Son yıllarda günlük yazmayı iyiden iyiye savsakladım. Hele internet sitesi yayıncılığına başladıktan sonra günlük yazmayı tümüyle bırakmışım. Yazdığım en son günlük yazısı, bir paragraftan ibaret ve "Aksaray, 29 Temmuz 2007" ibaresini taşıyor.

Oysa yazdıklarımı özgürce yayınlayamadığım yıllarda, günlüklerimle yoğun biçimde ilgilenir; özel hayatıma ve tiyatral mücadeleme ilişkin unutulmasını istemediğim ayrıntıları bu günlüklere alelacele kaydederdim.

Bugün epeyce bir aradan sonra bu günlükleri yeniden karıştırırken, kaydettiğim pek çok şeyin, bugün çok farklı boyutlar kazandığını ve zamanın yazdıklarımı daha bir anlamlı kıldığını fark edince; günlüklerimdeki bazı sayfaları, tarih sıralaması gözetmeksizin, zaman zaman yayınlayarak, okurlarla paylaşmaya karar verdim.

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Bu ülkede hakikat ne solcuları ne sağcıları ilgilendiriyor

samanyoluhaber.com'dan,

"Firuzan Tercan olayına dair Büktel yorumuna sansür... 

 

Coşkun Büktel                                               9 Temmuz 2008

(...)

Yukarıdaki "masum" yorumumun bile, üstelik demokrat, ılımlı ve haksever tanınmaya çalışan bir çevrenin (Samanyolcuların) sitesince dahi sansür edilmesi, bir kez daha gösteriyor ki; yazılarımda insanları asıl rahatsız eden ve onları sansüre mecbur kılan şey, bazılarının iddia ettiğinin tersine, yazılarımdaki hakaretler değil, yazılarımdaki "inandırma gücü"dür.

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

BÜKTEL'İN GÜNLÜKLERİNDEN

DT'de ancak dört gün sürebilen dramaturgluğum  

 

Coşkun Büktel                                               8 Temmuz 2008

Birbirine hiç benzemeyen üç adet büyük boy deftere ve üslup kaygısı gütmeden, içimden geldiği gibi, çalakalem yazılmış günlüklerim, "Cuma 24 Mart 1978 Sultanahmet" ibaresiyle başlıyor. Son yıllarda günlük yazmayı iyiden iyiye savsakladım. Hele internet sitesi yayıncılığına başladıktan sonra günlük yazmayı tümüyle bırakmışım. Yazdığım en son günlük yazısı, bir paragraftan ibaret ve "Aksaray, 29 Temmuz 2007" ibaresini taşıyor.

Oysa yazdıklarımı özgürce yayınlayamadığım yıllarda, günlüklerimle yoğun biçimde ilgilenir; özel hayatıma ve tiyatral mücadeleme ilişkin unutulmasını istemediğim ayrıntıları bu günlüklere alelacele kaydederdim.

Bugün epeyce bir aradan sonra bu günlükleri yeniden karıştırırken, kaydettiğim pek çok şeyin, bugün çok farklı boyutlar kazandığını ve zamanın yazdıklarımı daha bir anlamlı kıldığını fark edince; günlüklerimdeki bazı sayfaları, tarih sıralaması gözetmeksizin, zaman zaman yayınlayarak, okurlarla paylaşmaya karar verdim.

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Gözden kaçırmamakta yarar var:

Meselenin Özü  

(4 Temmuz 2008)

 

 

 

1) Özdemir Nutku, "Theope" adlı ikinci bir oyunun yazılmış olduğunu söylemektedir.

 

2) Yeryüzünde "Theope" adlı ikinci bir oyun yazılmamıştır.

 

3) Bu, demektir ki, Özdemir Nutku, Coşkun Büktel'e açıkça iftira atmıştır.

 

4) İftira iyi niyetle atılmaz.

 

5) Olayla ilgili somut veriler (Bakınız: Özdemir Nutku Skandalı) ve Nutku'nun ilk yalanı örtbas çabasıyla sonradan söylediği (ve CD'nin ortaya çıkmasıyla yalan oldukları anlaşılmış) diğer yalanlar (Bakınız: Nutku. "Coşkun Büktel'e Yanıt") ve Büktel'den hâlâ özür dilememiş olması, Nutku'nun iyi niyetli olmadığını zaten ayrıca kanıtlamaktadır.  

 

 

 

Yaşam Kaya, sekiz ay sustuktan sonra, dün, Shakespeare'i 14. Yüzyıl'a maletmekle ilgili gafının tüm suçunu, Neslihan Uncuoğlu'na yıktı

"Sekiz Ay Önce İnsan, Sekiz Ay Sonra Kurt"

 

Coşkun Büktel                                               2 Temmuz 2008

Yaşam Kaya'nın Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'a karşı, 8 ay sonra (1 Temmuz 2008) yayınladığı "Shakespeare ve Türk Tiyatrosu Polemiği İçin Büktel’e ve Bulunmaz’a Yanıtımdır" başlıklı savunma yazısını...

...ve Büktel'in o savunma yazısı üzerine yazdığı "Sekiz Ay Önce İnsan, Sekiz Ay Sonra Kurt" başlıklı kısa "ön yorum" yazısını...

ve yine Büktel'in Yaşam Kaya cehaletine ilişkin Neslihan Uncuoğlu'na, bugün (2 Temmuz 2008) gönderdiği son mektubu okumak için...

LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

NE KADAR YİNELESEK AZDIR (30 Haziran 2008)

 

25 Ekim 2007

 

(...) Ama içinizden biri, adı sanı tanınan (yani riske atacağı prestiji bulunan) tek bir tane tiyatrocu, adıyla sanıyla  ortaya çıkar da, Burak Caney'in yazdıklarını inandırıcı bulduğunu ve Caney'in yazdığı şeylerin altına imza atabileceğini açıklamak cüretini gösterebilirse; Caney'in yazdıklarına güvenerek, bana karşı çıkmayı göze alabilirse, o salağı muhatap alıp, Caney'in tüm iddialarını onun şahsında yanıtlayacağıma söz veriyorum. (...)

Alıntının Kaynağı:

Coşkun Büktel, "Gölge Tiyatro, meçhul (malum) şahıs Burak Caney'i bağrına bastı!"

 

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 17

29 Haziran 2008

 

            Bülent Emin Yarar

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı Kemal hoca diyor ki:

"...Bu ülkede bir turist ya da bir kedi gibi geziyor olmamak için, bu ülkenin dilini, tarihini ve bilinçaltını anlamayı istemeli. Türkiye’nin ve Türkler’in bilinçaltını anlamak için, Sait Faik, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Necip Fazıl, Kemal Tahir, Oğuz Atay, Reşat Nuri, Yakup Kadri gibi dil ustası yazarları okumak kaçınılmaz bir gereklilik. Ama kimin için kaçınılmaz? Bu ülkede, attığı her adımın bilincinde olmak isteyenler için... Bastığı toprağın hangi meyva ya da sebzeleri ürettiğini bilmekle yetinmeyip hangi öyküleri ürettiğini de bilmek isteyenler için... Ait olduğu toprağı ve insanları tanımak isteyenler için..."

 

Coşkun Büktel'in yazdığı replikleri okumak için..

TIKLAYINIZ!

Kemal hoca hakkındaki seyirci görüşlerini okumak için tıklayınız:

www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?p=4&cp=all

 

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 16

29 Haziran 2008

 

            Bülent Emin Yarar

 

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı Kemal hoca öğrencilerle amaçlar ve araçlar hakkında tartışıyor

 

Coşkun Büktel'in yazdığı replikleri okumak için..

TIKLAYINIZ!

Kemal hoca hakkındaki seyirci görüşlerini okumak için tıklayınız:

www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?p=4&cp=all

 

 

İlk kez Ekim 2006'da yayınladığımız

"Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?"

başlıklı yazımız, öylesine somut, sağlam reddedilmez kanıtlara dayandırılmıştır ki; "kaybedecek prestiji bulunan" bir tiyatrocunun kendini ahmak ya da alçak durumuna düşürmeden bu yazımıza karşı çıkması mümkün değildir; ya da ancak takma isim ardına saklanarak karşı çıkması mümkündür.

 

"ÇIĞ"

ASLINDA NEDİR,

NEYİ SARSIYOR?   

 

Coşkun Büktel

25 Haziran 2008

 

(...) Cücenoğlu'na cevap olarak bir kez daha tekrarlayalım: Evet, "Çığ"daki çığ, yalnızca bir doğa olayıdır. O nedenle, insanların baskıcı yönetimlere karşı susmayarak haykırması ne kadar makul ve mantıklı bir eylem ise, baskı ya da sömürü aracı olmayan çığ gibi doğal bir tehlikeye karşı haykırması da o kadar abuk ve dangalakça bir eylemdir. Haykırarak, karşı çıkarak baskıcı yönetimleri durdurma ihtimaliniz vardır, ama çığı haykırarak durduramazsınız. Ağaç dikerek, set çekerek, ya da konuyu bilenlerin önerecekleri başka somut önlemler alarak durdurabilirsiniz. Bütün bunlara rağmen durduramıyorsanız, orada yılın dokuz ayı cinsel perhizle yaşamak yerine, gider evinizi birkaç kilometre öteye kurarsınız. Ama Cücenoğlu'nun abuk sabuk oyununda, bu somut ve makul seçeneklere asla değinilmiyor, bu somut ve makul seçenekler asla tartışılmıyor. (Değiniliyor, tartışılıyor diyen varsa, göstersin, yayınlayalım.)

(...)

Yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ!

 

NOT: Bayındırlık Bakanlığı'nın sitesinde, çığı önlemek için yapılması gerekenler sıralanmış: Açıklanan önlemlerin en başında çeşitli ağaçlandırma yöntemleri yer alıyor. Daha sonra çığa karşı set çekmenin çeşitli biçimleri sıralanıyor. En son madde ise, "Çığ Riskli Alanın Boşaltılması ve Alana Girişin Yasaklanması"...

İşte Bayındırlık Bakanlığı'nın çığ önleme yöntemlerine ilişkin hazırladığı sayfanın linki: "ÇIĞLARI ÖNLEMEK MÜMKÜN MÜ?"

 

NE KADAR YİNELESEK AZDIR (25 Haziran 2008)

 

25 Ekim 2007

 

(...) Herhalde sizler de Burak Caney gibi isimlerinizin gizli kalmasını tercih edeceksiniz. Açık kimliğinizle ortaya çıkıp, Burak Caney'i "açık bir dille", "açıkça, mertçe, Türkçe" tebrik etmeye yanaşmayacaksınız. Yani "adam" gibi davranmak, karanlığa karşı çıkmak yerine, yarasalar ve karafatmalar gibi, karanlıkta kalacaksınız. İşte o nedenle, Burak Caney'i sahiplenmeniz, Burak Caney'i önemli kılmıyor. Onu muhatap almamı gerektirmiyor.

Ama içinizden biri, adı sanı tanınan (yani riske atacağı prestiji bulunan) tek bir tane tiyatrocu, adıyla sanıyla  ortaya çıkar da, Burak Caney'in yazdıklarını inandırıcı bulduğunu ve Caney'in yazdığı şeylerin altına imza atabileceğini açıklamak cüretini gösterebilirse; Caney'in yazdıklarına güvenerek, bana karşı çıkmayı göze alabilirse, o salağı muhatap alıp, Caney'in tüm iddialarını onun şahsında yanıtlayacağıma söz veriyorum.

(...)

Alıntının Kaynağı:

Coşkun Büktel, "Gölge Tiyatro, meçhul (malum) şahıs Burak Caney'i bağrına bastı!"

 

 

Özdemir Nutku iftirasını savunmak, o kadar ahmakça ya da alçakça bir eylemdir ki; insanın kendini lekelemeden böyle bir ahmaklık ya da alçaklığa yeltenmesi artık mümkün değildir; ya da ancak takma isim ardına saklanarak yeltenmesi mümkündür.

Unutmamakta yarar var:

7 Eylül 2007

 

(...)

 

Yukarıda (bir kez daha) aktardığımız (CD kaydıyla "belgeli") sözlerinden anlaşılacağı üzere, Nutku, "hatırlar gibi" filan değildir. Kesindir: Yer ve zaman belirtmekte, (daha sonra Büktel'e karşı yazdığı "Coşkun Büktel'e Yanıt" başlıklı savunma yazısında) diğer "Theope"nin yazarını "ikinci sınıf" diye nitelemektedir. Yani gayet profesörce, otoriter ve bilimsel bir tavırla, açık ve kesin bir dille ve soğukkanlılıkla, düpedüz yalan söylemektedir. Yalan söylediği için, toplantının CD'sinde, Fransa'daki "Theope" için 16. yüzyıl tarihini verdiği görüldüğü (duyulduğu) halde, Nutku, sonradan bu yalanını unutmuş, Büktel'e karşı yazdığı savunma yazısında ("Coşkun Büktel'e Yanıt") tarihi 17. Yüzyıl olarak vermiştir. Bu tarih tutarsızlığı, Timur'un yazısında alıntıladığı ve bizim de yukarıda aktardığımız, ifadelerde de açıkça görülebilmektedir. Nutku'nun "Coşkun Büktel'e Yanıt"da Büktel'i yumuşatmak için söylediği her şeyin yalan olduğu (sonradan Şahin Ergüney'in ortaya çıkardığı toplantı CD'si sayesinde) kesinlikle belgelenmiştir. Ortaya çıkan CD;  toplantıda söylediği yalanı örtbas etmek için Nutku'nun, savunma yazısında ("Coşkun Büktel'e Yanıt") bir dizi yalana daha başvurduğunu iki kere iki dört gibi kanıtlamıştır. (Bakınız: Ergüney, "Theope Üzerine Özdemir Nutku'ya Yanıt")

 

İnsanın "Özdemir Nutku skandalı" hakkında yazı yazdığı halde, bunca tutarsızlığı görememesi ve Nutku'nun yalan söylediğini anlamaması için, herhalde ya fıkra lazı olması ya da adının A. Ertuğrul Timur olması gerekiyor. Çünkü yeryüzünde Timur'dan başka hiçbir zeka (Nutku'nun kendisi bile) o CD ortaya çıktıktan sonra, "Özdemir Nutku skandalı"ndaki somut kanıt ve belgelere karşı çıkmaya, Özdemir Nutku'nun iftirasını Büktel'e karşı savunmaya ("Bende Özdemir Nutku'nun yerinde olsam aynı şeyi yapardım" diyerek, sazan ya da kamikaze gibi kendini ateşe atmaya) yeltenmemiştir. Timur, Nutku'nun iftirasını, Nutku'dan destek görmüş, Nutku'ya en yakın akademik kişilerin bile savunmaya kalkmamış olmasına dahi uyanamayacak kadar "Allahlık" bir kamikazedir.

 

(...)

Coşkun Büktel / 7 Eylül 2007

 

(Yukarıdaki yazının tamamını okumak için şu başlığı tıklayınız: "Kurnaz Kamikaze")

Diğer bir "kamikazeye" (Nutku'nun öğrencisi Erbil Göktaş'a) karşı Hilmi Bulunmaz'ın yazdığı caydırıcı "cevap" yazısını ("İftiradan yana olmak ya da iftiradan yana olmamak...")ise, yakında Yeni Tiyatro dergisinde okuyacaksınız (?)

 

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 15

19 Haziran 2008

 

 

 

 

 

                       Merve Erdoğan                      Barış Büktel

 

Barış Büktel'in canlandırdığı öğrenci Ali, Merve Erdoğan'ın canlandırdığı öğrenci Eda'yla "Mavi Sakal" hakkında konuşuyor  

Coşkun Büktel'in yazdığı replikleri okumak için..

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 14

21 Haziran 2008

 

Bülent Emin Yarar

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı Kemal hoca diyor ki:

"Biliyorum, hayatta pek çok zaman, en iğrenç insan davranışlarını bile size nezaket diye takdim ettiklerini görmüş ve nezaket dedikleri ikiyüzlülüğe karşı bir tepki geliştirmişsiniz. Adam suratına tükürmek isteyecek kadar nefret ettiği bir başka adamı, sırf çıkar beklentisiyle, ceket ilikleyerek selamlıyorsa ve herkes buna nezaket diyorsa, genç ve yürekli bir insanın nezaket denen bu iki yüzlülüğü benimsemesi ve uygulaması beklenemez."

 

Coşkun Büktel'in yazdığı replikleri okumak için..

TIKLAYINIZ!

Kemal hoca hakkındaki seyirci görüşlerini okumak için tıklayınız:

www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?p=4&cp=all

 

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 13

21 Haziran 2008

 

            Bülent Emin Yarar

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı Kemal hoca diyor ki:

"Kuralları anlamadan kuralları aşmaya kalkmak, yer çekimini aşmak için havaya zıplayıp durmak veya  uçuruma atlamak gibi bir saçmalıktır. Ya komik düşer ya felakete uğrarsınız. Yer çekimini aşmak için uçak ya da paraşüte sahip olmalısınız. Kuralları aşmak içinse, bilim ve sanatla donanmalısınız."

 

Coşkun Büktel'in yazdığı replikleri okumak için..

TIKLAYINIZ!

Kemal hoca hakkındaki seyirci görüşlerini okumak için tıklayınız:

www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?p=4&cp=all

 

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 12

19 Haziran 2008

 

       Mehmet Ulay

Tiyatromuzun "Sakıncalı Piyade"si Mehmet Ulay'ın canlandırdığı

Nihat bey, oğlu Cahit'e günah çıkarıyor:

 

Coşkun Büktel'in yazdığı replikleri okumak için..

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 11

19 Haziran 2008

 

 

 

 

 

 

     Barış Büktel                              Merve Erdoğan

 

Barış Büktel'in canlandırdığı öğrenci Ali, Merve Erdoğan'ın canlandırdığı öğrenci Eda'ya "romantizm" yapıyor  

 

Coşkun Büktel'in yazdığı replikleri okumak için..

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 10

18 Haziran 2008

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı

Kemal hoca, önce, kötürüm edilmiş internet diline karşı ifade gücünün önemini; bir sonraki bölümde ise, Zafer bey'in "sepetteki çürük meyvalar" diye niteleyerek okuldan atmaya kalkıştığı "arka sıradakileri" savunuyor.

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 9

18 Haziran 2008

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı

Kemal hoca, diyor ki:

"Edebi kitaplardaki bilgi, kızarmış biftekteki protein gibidir. O bilgiyi göremezsiniz ama, o sizi yine de besler. Geliştirir. Kitaplardan vazgeçmek, kendini  biftek yerine kuru ekmeğe mahkum etmek demektir."

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 8

17 Haziran 2008

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı

Kemal hoca, diyor ki:

"Satrançta bir kural daha vardır, Zafer bey: Herkes ancak kendi taşlarını feda edebilir. Oyununuz fedakarlık gerektiriyorsa, başkalarının çocuklarını değil, kendi çocuklarınızı feda edin!"

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK 7

17 Haziran 2008

Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı

Kemal hoca, okulun bilgisayarlarını çalmaya kalkışan Oktay ve çetesini Dostoyevski'nin "Suç ve Ceza"sıyla cezalandırıyor:

Büktel'in yazdığı replikleri okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN BİR ÖRNEK