Coşkun
Büktel'in Eserleri

Fiasco
(Novel)
translated by
Feyza Howell
|
|
DT
REKLAM KULELERİNİN KAPİTALİST MARKALARCA
İŞGAL EDİLMESİ KONUSUNDA YILLARDIR HESAP
SORUYORUZ.
DT
YETKİLİLERİ SUSPUS...
ONLARIN YERİNE, (DERGİSİNE DT'DEN HER
SAYIDA 5 SAYFA REKLAM ALAN) MUSTAFA
DEMİRKANLI KONUŞUYOR VE ÖNCE KONUYU
SAPTIRMAYA, SAPTIRMAYI BAŞARAMAYINCA DA,
DT KULELERİNE
SEZON
ORTASINDA
TİYATRO AFİŞİ
YERİNE McDONALD'S AFİŞLERİ ASILMASININ
NORMAL BİR ŞEY OLDUĞUNU ANLATMAYA
ÇABALIYOR.
Mustafa'nın en son dezenformasyon
çabalarını ve bizden aldığı cevapları
okumak için, lütfen,
TIKLAYINIZ!
|
|
KELLE SAYISINA VE TİYATRAL İKTİDAR
YARDAKÇILIĞINA GÜVENEREK TİYATROMUZUN
"BİRİCİK" MUHALİFLERİNE APAÇIK İFTİRADA
VE APAÇIK SANSÜRDE HERHANGİ BİR SAKINCA
GÖRMEDİKLERİNDEN;
ENTELEKTÜEL MUAMELEYİ ASLA HAK ETMEYEN,
HER TÜRLÜ HAKARETİN KENDİLERİ İÇİN
YETERSİZ KALACAĞI, HAKARETİ ANALARININ
AK SÜTÜ GİBİ HAK ETMİŞ,
LİNÇÇİ GERİ ZEKÂLILAR İÇİN (ASLA
TARTIŞMAYA YANAŞAMADIKLARI) ÖZDEMİR
NUTKU SKANDALI REHBERİ:
Yazıldığı Şubat 2009 tarihinden bugüne,
hiçbir linççinin tartışmaya yanaşamadığı
ÖZDEMİR NUTKU SKANDALI REHBERİ,
linççilerin 3 yıllık sessizliğiyle
onaylanmış, iki kere iki dört kadar
sağlam bir Büktel yazısıdır.
Hâlâ okumayan kaldıysa, lütfen...
TIKLASIN!
|
|

DT REKLAM
KULELERİNİN KAPİTALİST MARKALARCA İŞGAL
EDİLMESİNİ SÜREKLİ FOTOĞRAFLAYARAK
TEŞHİR ETME ONURU YALNIZCA HİLMİ
BULUNMAZ'A,
BU TEŞHİRE KATKI YAPMA VE TEŞHİRİ
GÜNDEMDE TUTMA ONURU İSE YALNIZCA
FERİDUN ÇETİNKAYA İLE COŞKUN BÜKTEL'E
AİTTİR.
LİNÇÇİLERİN "KÜFÜRBAZ" OLMAKLA SUÇLADIĞI
BU ÜÇ İSİM DIŞINDA TÜRK TİYATROSU BU
VAHİM OLAY KARŞISINDA YILLARDIR TÜMÜYLE
"SUSPUS" HALDEDİR.
İşte Bulunmaz'ın konuya ilişkin son
yazısı ve fotoğrafı, lütfen...
|
|
200 YIL
ÖNCE FRANSA'DA VOLTAIRE DİYE BİR ADAM:
"Fikirlerinizden nefret ediyorum fakat
onları YASAKSIZCA ifade edebilmeniz
uğruna hayatımı verebilirim."
VOLTAIRE'DEN 200 YIL SONRA FRANSA'DA
BUGÜN:
"Ermeni katliamı olmadığını ifade etmek
bu ülkede YASAKTIR."
DEMEK Kİ, TEKNOLOJİNİN İLERLEMESİ, NE
YAZIK Kİ, BAZI TOPLUMLARDA İNSAN AKLININ
VE ÖZGÜR DÜŞÜNMENİN İLERLEMESİ ANLAMINA
GELMEYEBİLİYOR.
CB / 24
Ocak 2012
|
|
19 Ocak 2012
İki cepheli tartışmanın tam metnini
okumak için, lütfen
TIKLAYINIZ!
***
MUSTAFA DEMİRKANLI, HAKKINDA
DEZENFORMATİF SUÇLAMALAR YAYINLADIĞI
ERBİL GÖKTAŞ'A DA
(ENGİZİSYON MAHKEMELERİNDE DAHİ TANINAN)
CEVAP HAKKINI TANIMADI VE GÖKTAŞ'IN
GÖNDERDİĞİ TEKZİP YAZISINI SANSÜR ETTİ.
SİTESİNİN OKURLARINCA YALNIZCA KENDİ
GÖRÜŞÜNÜN (YALANLARININ) OKUNMASINI
YETERLİ BULAN VE SUÇLADIĞI İNSANLARIN
KARŞI GÖRÜŞLERİNİ OKURLARA SUNMAYA GEREK
DUYMAYAN SANSÜRCÜ MUSTAFA,
GÖKTAŞ'I MAHKEMEYLE TEHDİT ETMEYİ DE
UNUTMADI. CB
İşte
belgesi, lütfen...
TIKLAYINIZ!
|
|
Rekor
arşivimizi görmek için
TIKLAYINIZ!
coskunbuktel.com'un yeni rekoru: 1 günde
9342
hit
(vuruş/tıklanma)...
REKOR
GÜNÜ:
15
OCAK 2012
17
Ocak 2012
KAYNAK
BELGESİNİ GÖRMEK İÇİN...
TIKLAYINIZ!
|
|
ARKA
SIRADAKİLER 2012 birinci sezon
1.Bölümün
(tümü
Büktel tarafından yazılmış) tam metni
(15 Ocak
2012)
NOT:
Hamdi Alkan'ın Nihan Durukan'a
talimatıyla iki kez yazılan bölüm
senaryolarını beğenmediğim ve
düzeltilemeyecek kadar yetersiz bulduğum
için, o versiyonları unutup sezonun bu
ilk bölümünü tamamen kendim yeniden
yazdım. Fakat, diziyi seyretmiş
olanların derhal fark edeceği üzere,
yönetmen Hamdi Alkan, neredeyse her
diyalogdan bir şeyler çıkararak, bir
sürü yerde ise diyalogları tamamen
çıkararak ve bazı ekler yaparak, metni
kendince “yorumladı”…
Metnin içinde kesilip atılan pek çok
bölümden ve replikten yalnızca
ALİ/SAFFET telefon konuşmasından kısacık
bir örneği mor harflerle belirttim. O
mor harfli bölüm atıldıktan sonra, daha
ileride, ALİ/KEREM diyaloğunda, Kerem’in
atılmadan kalmış ama (atılan mor hafli
bölüm nedeniyle) tüm “dramatic
ironisini” kaybetmiş olan cümleleri ise
mavi harflerle belirttim. Yapılan
kısaltmaların metne etkisini okurlar
somut olarak görebilsin ve Hamdi’nin
"yorumunu" değerlendirebilsinler diye…
COŞKUN BÜKTEL / 16 Ocak 2012
METNİ OKUMAK İÇİN LÜTFEN
TIKLAYINIZ!
|
|
MAKYAVEL BİR İSMAİL DÜMBÜLLÜ OLSAYDI,
KAVUĞUNU MUSTAFA'YA VERİRDİ.
10
Ocak 2012
BAKINIZ:
"Büktel'den kısa kısa" |
|


HİLMİ
BULUNMAZ İLE RAHMİ DİLLİGİL'İN 6 OCAK
2012 CADDEBOSTAN BULUŞMASI
Sosyalist Sanatçı Hilmi
Bulunmaz, Devlet Tiyatroları eski Genel
Müdürü İ. Rahmi Dilligil'le görüştü. 6
Ocak 2012 Cuma günü saat 18.00-21.00
arası, Caddebostan'daki "Değirmen
Cafe"de baş başa oturup, başta
Dilligil'in kaleme aldığı ve "Türkiye
Tiyatrosu" oluşumuna önemli katkılar
sunabilecek nitelikte ipuçlarına sahip
"Devlet Tiyatroları Genel Müdürüydüm"
kitabı olmak üzere, birçok bilimsel,
diyalektik, estetik, etik, kültürel,
örgütsel, sanatsal, siyasal, tarihsel,
toplumsal, tiyatral, tiyatro yayıncılığı
ve yazınsal konularda düşünce
alışverişinde bulunan Hilmi Bulunmaz'la
İ. Rahmi Dilligil, bazı ayırtı (nüans)
düzeyindeki çelişkilerin dışında, hayata
ve topluma bakış açılarının tümel
benzerliğini saptadıkları oranda mutlu
oldular.
Bulunmaz'la Dilligil, dertleştikleri
konularda benzer duygulara ulaştıkça,
dayanışma düşüncesi içerisine girme
gereksinimi duydular. "Türkiye
Tiyatrosu" kavramının oluşumu, bu
kavramın halka daha anlaşılır bir dille
aktarılması konusunda da şaşırtıcı
benzerlikler saptayan Bulunmaz'la
Dilligil, nesnel koşullar oluştuğunda,
"Türkiye Tiyatrosu" kavramına
entelektüel katkı sunmayı artıracakları
kanısına vardılar. "Özel söyleşi"
bağlamında vücut bulan bu görüşme, daha
başka görüşmelere kaynaklık ederse, her
iki tarafın "ortaklaşa kararı"
doğrultusunda, tabii ki, tiyatro
kamuoyuna gerekli açıklamalar da mutlaka
yapılacaktır.
HİLMİ BULUNMAZ
|
|
ARŞİV:
Suçlarının hesabını vermek yerine her
zaman yaptığı üzere suçlu sandalyesinden
kaşla göz arasında sıvışıp savcı
koltuğuna kurulan ve
"Sen; 'BÜKTEL'İN SAVUNMA
DİLEKÇELERİNİ OKUDUKTAN SONRA, SAVCI,
DEMİRKANLI'NIN YALAN DOLU DİLEKÇESİNİ
ÇÖPE ATTI VE İŞLEM YAPMAYA GEREK
GÖRMEDİ.', dedin mi demedin mi?"
diye (bunu demek sanki suçmuş gibi)
Büktel'e hesap sorarak,
Büktel'i, hem de defalarca, "SAVCIYA
YÖNELİK İFTİRALAR" atmakla suçlamış olan
Demirkanlı, aşağıda bir bölümünü
alıntıladığımız şu cevaptan sonra, o
konuda bir daha ağzını açamadı (ama
ağzını kapamayı veya özür dilemeyi veya
iftiradan vazgeçip suçlarının hesabını
vermeyi de düşünmedi elbette. Ne yaptı?
Derhal başka bir iftira imal edip, bu
kez de tekrar tekrar ısrarla onu sormaya
devam etti.)
|
COŞKUN
BÜKTEL / 7 Ocak 2012
Yani "savcı
senin yalan dolu dilekçenle kıçını sildi"
desem, sen bundan savcının bu işi gerçekten
yaptığını mı anlayacaktın? Hayır öyle
anlamayacaktın ama evet, öyle anlamış gibi
yapacaktın ve yine savcıya iftira ettiğime
insanları inandırmaya çalışacaktın. "Savcı
senin yalan dolu dilekçeni çöpe attı" veya
"savcı senin dilekçenle kıçını sildi"
gibi ifadeler, savcıyı değil, "senin
yalanlarını" eleştiren ifadelerdir. Ben "kıçını
sildi" gibi bir ifadeyi savcıya
yakıştıramadığımdan, senin yalan dolu dilekçeni
işleme koyup dava açmadığını anlatmak için
"dilekçeni çöpe attığını" söyledim. Biri
sana, "dergine verilecek bir sayfalık pavyon
reklamı karşılığında yirmi bin Dolar'ı
reddetmekle, hayatının fırsatını çöpe attın"
dese, sen Dolar'ları toplamak için hemen çöpe mi
koşarsın? Hayır, öyle bir dangalaklık yapmazsın!
Çünkü ilkokul öğretmeninden "deyim" ne demek
öğrenmiştin; deyim olarak kullanıldığında
kelimelerin anlam değiştirdiğini (örneğin "adam
çöp gibi" dendiğinde, cümlenin bağlamına göre,
çöp kelimesinin adamın "kirli" olduğunu da,
"zayıf" olduğunu da anlatabileceğini)
biliyordun. Hangi kelimenin hangi bağlamda hangi
anlama geldiğini bilmeyecek kadar dangalak
değildin. Ama her nasılsa, ben, "savcı yalan
dolu dilekçeni çöpe attı" dediğimde, hemen
dangalak numarasına yatıp, "çöpe atmak" deyimini
(işine öyle geldiği için) kelimelerin düz
anlamıyla algılamaya kalkıyorsun (daha doğrusu
insanlara öyle algılatmaya çalışıyorsun.)
Cümlenin bağlamından çöpe atmanın o cümlede
yalnızca bir deyim olarak kullanıldığını
anlamamış gibi yapıyor, insanları geri zekâlı
dangalaklar yerine koyuyorsun? Hani ben,
"ayaklarıma kara su indi" desem, deyimsel anlamı
dışında asla kullanılmayan bu ifadeyi bile
çarpıtmaya, hemen öne atılıp "Coşkun yalan
söylüyor, ayakları ıslak değil bir kere"
diyerek, buradan avantaj sağlamaya, beni yalancı
çıkarmaya kalkacak gibisin. Çünkü Coşkun'un
"başka yalanını" bulman imkânsız.
(...)
BÜKTEL CEVABININ VE
TARTIŞMANIN TAMAMINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN
TIKLAYINIZ! |
|
RAHMİ DİLLİGİL'İN "DEVLET TİYATROLARI
GENEL MÜDÜRÜYDÜM" ADLI KİTABINDAN BİR
ALINTI:
|

Hilmi Bulunmaz, Rahmi Dilligil'in kitabını
okuyor.
(...) "Bursa'da bir süre önce bir gazeteci
tiyatro personeline telefon ederek ve giderek şu
soruları yöneltiyor:
'Sizi polise verebilirim, tutuklatabilirim, ben
yalnız değilim, arkamda sermaye ve basın var!'
Konuştuklarından Atif Kahveci ve Emin Gümüşkaya
(CB'NİN NOTU: Gümüşkaya, Bursa DT eski müdürü ve
"Çocuklar Duymasın"ın Seyyar Tayyar'ı olarak
tanınan oyuncudur) ve v.s. anlattı bana şu anda
cezaevindeler onlar da. Bu kişiye demişler ki:
'Başka kapıya git, senin istediğini
yapmayacağız!'
Neydi Mustafa Demirkanlı'nın istediği?:
'Bana Dilligil hakkında ve Bakan hakkında bir
şeyler ver, seni kurtarayım!'
Aynı şeyleri daha önce de Ankara'da Mine Acar ve
Ferdi Merter'e söylemişti; belki başka kişilere
de!"
KAYNAK:
http://www.tiyatroyun.blogspot.com/2012/01/gorseli-buyutmek-icin-uzerine-tklaynz.html
(CB'NİN NOTU:
Dilligil'in Mustafa hakkındaki bu tanıklığına
inanıyorum. Beni savcılığa şikayet etmiş olan
Mustafa Demirkanlı, beni kışkırtmak ve
kendisinin Hilmi'ye yaptığı gibi, benim de
kendisine "ana avrat" küfretmemi sağlamak için,
facebook sayfalarımda bana da benzer biçimde
defalarca "Bir daha küfretmeyeceğine söz ver,
affedeyim!" diyerek bana da davasını geri çekmek
teklifinde bulunmuş, benden de her defasında
"geri çekersen namertsin!" cevabını almıştı. Ben
boşuna demiyorum: Mustafa Demirkanlı'yı midesi
kaldırabilen, Demirkanlı'dan iğrenmeyebilen
herkesten tüm samimiyetimle iğreniyorum.
BAKINIZ:
http://www.coskunbuktel.com/linkdemirkanliyalanlari.htm
) |
|
ARŞİV:
"Eleştirmen" mi, "eleştirmem" mi?
|

"KONUŞAN TÜRKİYE"(!)NİN
SUSAN ELEŞTİRMENLERİ
Coşkun Büktel
Bu yazı ilk kez
olarak Evrensel Kültür dergisinin Haziran 2001
tarihli, 114. sayısında yayınlanmıştır. Yazı
daha sonra, "Yönetmen Tiyatrosuna Karşı"
(Kaknüs Yayınları, Eylül 2001) adlı kitabımızın
"Ekler" bölümünde yer almıştır. Temmuz 2006'da,
Evrensel Kültür'ün internet sitesinde, özensiz
bir mizanpajla ve finali budanarak, bir kez daha yayınlandığını
gördüğümüz yazımızın, internette düzgün bir
mizanpajla da sunulmasını gerekli gördük.
Güncelleme: Yazı, Evrensel Kültür'ün
finaldeki budamasıyla,
uvercinka.com'da
da çıktı. |
|
MUSTAFA DEMİRKANLI'YI KENDİSİNE
KARŞI TAKMA İSİM KULLANMAKLA
(YANİ TAKMA İSİM ARDINA
SAKLANARAK KALLEŞÇE SALDIRMAKLA)
SUÇLAYAN TARİHTEKİ İLK KİŞİ,
AŞAĞIDAKİ LİNÇÇİLERDEN
HANGİSİDİR?
3 Ocak 2012 |
Olağan
şüphelileri (Coşkun Büktel, Hilmi
Bulunmaz) unutun, çünkü biz "ilk"
değiliz; (zaten linççi de değiliz).
Linç
kampanyası ana sponsoru Mustafa'yı,
(kampanyadan çok önceki bir tarihte)
kendisine karşı takma isim kullanmakla
suçlayan ilk kişi, aşağıdaki beş
linççiden biri:
1.
A. Ertuğrul Timur
2. Tuncer Cücenoğlu
3. Kemal Kocatürk
4. Ömer F. Kurhan
5. Genco Erkal
DOĞRU
CEVAP YAKINDA!...
|
|
MUSTAFA
DEMİRKANLI'NIN HALTLARI GÜNLÜĞÜ
1 Ocak 2012 |
COŞKUN
BÜKTEL
/ 1 Ocak
2012
Demirkanlı'nın okurları alçakça
dezenforme ederek eşşek yerine koyan son
yalanı:
"COŞKUN BÜKTEL'İN SAYFALARIYLA SINIRLI
KALMAMAK İÇİN KENDİ FACEBOOK SAYFAMA DA
KONUYU TAŞIDIM. İSTİYORLARSA BÜKTEL VE
ÇETİNKAYA DA BENİM ALANIMDA GÖRÜŞLERİNİ
YAZABİLİRLER. ÜSTELİK BENDE BAŞLIK AÇMA
KISITLAMASI DA YOK. GÖRÜŞ BİLDİREN HİÇ
KİMSEYİ EVİMİZE DADANAN HIRSIZLA
ÖZDEŞLEŞTİRİP ENGEL KOYMUŞ DEĞİLİZ. "
(Kaynak:
DEMİRKANLI'YLA TARTIŞMA)
Biz, Mustafa gibi yalan söylemiyoruz,
kimseden çekinecek bir nedenimiz
bulunmadığı için, değil Mustafa'yı onun
şarkısını söyleyip onun iftiralarını
tekrarlayan takma isimli sapıkları bile
engellemiyoruz (sansür etmiyoruz).
Mustafa ise, yukarıdaki açıklamasına
rağmen aslında Feridun Çetinkaya'yı
engellemiş. Ben ve Hilmi deneyip görmeye
gerek duymadık çünkü engellemeyeceğini
söylediği Çetinkaya'yı engellediğine
göre Mustafa'nın beni ve Hilmi'yi de,
her zamanki gibi, engellediğinden hiç
kuşkumuz yok.
Mustafa, açıkça yalan söyleyerek
insanları alçakça dezenforme etmeyi ve
hile yaparak onları bizim aleyhimize
kışkırtmayı küfür saymıyor; o yalnızca
bizim bu küfürlerin adını koymamıza,
yalanı, hileyi ve iftirayı "alçaklık"
olarak tanımlamamıza "küfür" diyor.
***
TİYATRO DERGİSİ ÖDÜLLERİ / EN İYİ ERKEK
OYUNCU ÖDÜLÜ
Ödülü koyan: MUSTAFA DEMİRKANLI ("İlk
tepkim ana avrat küfretmek oldu"
cümlesinin ve geniş bir küfür
repertuarının sahibi: KAYNAK:
http://tiyatroyun.blogspot.com/2009/04/tiyatro-kamuoyunu-kufursuz-bir-yaynclk_3641.html)
Ödülü takdim eden: SALİH KALYON ("ana
avrat küfür ediyor." denilerek
Trabzon'da bir vatandaş tarafından
savcılığa verilen oyuncu. KAYNAK:
http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/12/blog-post_7232.html
Ödülü alan: FATİH SEVDİ ve USHAN ÇAKIR
(Eski kız arkadaşının "boğazına sarıldı"
gerekçesiyle mahkemelik olan oyuncu.)
KAYNAK:
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=19279591
|
|
LİNÇÇİLİĞİN "SON MOHİKANI",
ARTA KALMIŞ TEK SAVUNANI,
LİNÇÇİNİN ÖNDE GİDENİ MUSTAFA
DEMİRKANLI'YA KIZMIYORUZ |
COŞKUN
BÜKTEL
/ 31
Aralık 2011
Mustafa Demirkanlı, yalan ve
iftiralarıyla Coşkun Büktel'e
yalnızca mesai kaybettiriyor; ama ("Evet,
İkinci Bir Theope Var"
iftirasını başlık yapıp kapaktan vermiş)
o iftira kumkuması dezenformatif
dergisine reklam vererek Demirkanlı'yı
halkın parasıyla destekleyen DT genel
müdürü Lemi Bilgin ve İBBŞT genel
sanat yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu'na
daha fazlasını kaybettiriyor: Bilgin
ve Şamlıoğlu'nun sanatçı
kimliklerini sıfırlıyor, sanatsal
tarihlerini (biyografilerini)
kirletiyor. Bana ve Hilmi Bulunmaz'a
karşı yazdığı hakaretlerle dolu bir
yazısında
"İlk tepkim ana avrat sövmek oldu"
diye bir cümle kurabilen (Bakınız:
"Demirkanlı'nın küfür repertuarı")
düzinelerce yalanını belgelediğimiz
Demirkanlı öylesine seviyesiz ki,
aslında (yalnızca Bilgin ve
Şamlıoğlu'nun değil) tek başına,
"tüm insanlığın" seviye ortalamasını
düşürüyor.
Hiçbir canlıdan doğasına aykırı
davranması beklenemez; kuşa "uçma",
balığa "yüzme", Mustafa
Demirkanlı'ya "yalan söyleme",
denemez. O nedenle, biz Mustafa'dan
yalnızca nefret ediyor ama ona
kızmıyoruz. Biz, esas olarak,
Demirkanlı'nın yalan, küfür, iftira,
linç tertibi ve hilekârlıklarını halkın
parasıyla ödüllendiren Bilgin ve
Şamlıoğlu'na kızıyoruz.
Demirkanlı'yı eleştirmeksizin,
yalnızca, belgelerle ve (caydırıcı
olmasına çalıştığımız bir dille,
alçaklıkların adını koymaktan
çekinmeyerek) teşhir ederken; Bilgin
ve Şamlıoğlu'nu ciddi yazılarla
eleştiriyor ve suçluyoruz.
COŞKUN BÜKTEL / 31 Aralık 2011
DEMİRKANLI HALTLARINI TÜM LİNKLERİYLE
GÖRMEK İÇİN:
TIKLAYINIZ!
|
|
Arşiv:
BENGİ'DEN ZİHİN AÇICI
BİR "ROMAN ELEŞTİRİSİ"
|

JÜRİNİN
KILIÇ YARASI
KANIYOR
Acar Burak Bengi
23 Kasım 2006
Bengi, daha önce Ağustos 1999 tarihli Adam Sanat
dergisinde yayınlanmış olan bu yazısında, Ahmet
Altan'ın, Yunus Nadi ödüllü "Kılıç Yarası
Gibi" adlı romanını eleştiriyor. Bu sitenin
editörü olarak umuyorum ki, yazıyı okuyup
içerdiği zekâ ve yaratıcılığa tanık olanlar şu
iddiamı kesinlikle onaylayacaklar: Ben, bu
yazıyı yeniden yayınlamakla, Ahmet Altan'ı
yeniden gündeme getirmeyi değil; ama (bu sitenin
amacı doğrultusunda) "İyi eleştiri nedir, nasıl
yazılıyor, örnekleri neden yalnızca coskunbuktel.com
yazarları tarafından yazılabiliyor ve
ancak coskunbuktel.com'da yayınlanabiliyor da
diğer sitelerde yazılamıyor/yayınlanamıyor?"
sorularını
gündemden indirmemeyi amaçlıyorum.
Bence, Bengi'nin yazısında (internetin sınırsız
ortamında değil de, sayfa sayısı sınırlı bir
dergide yayınlanmak üzere yazılmış olmasından,
yani kısa tutulmak zorunda kalmasından
kaynaklanan) bir tek sorun var: Yazının ilk
yarısını gereğince kavramak ve tadını
çıkarabilmek için, eleştirilen romanı okumuş
olmak gerekiyor. Ama ikinci yarı, romanı
okumuş/okumamış/okumak niyetinde olan/olmayan
herkese keyif veriyor ve herkes için zihin açıcı
büyük bir ödül oluyor.
Bu et yığınının hayat bulup
canlanması için yazarın kişilerini çok iyi
tanıması gerekirdi; onların cüppeleri ya da
elbiselerinin içine gireceğine ruhlarına
girebilmeliydi; ancak bundan sonra bu kişiler,
komplike karakterler hâline gelemeyip tip
düzeyinde kalsalar bile, yukarıdaki
tutarsızlıkları, özsüzlükleri
sergilemeyebilirlerdi ve Ahmet Altan’ın
çaresizlik içinde onlara yüklediği yorumlardan
kurtulup kendi başlarına yaşamaya
başlayabilirlerdi.
(...)
ancak o zaman,
(Ahmet Altan)
bütün bu kişiler
gerçekten de kitaptaki kadar sığ ve aptalsa
onların romanının yazılmaya değer olamayacağına
karar verebilirdi; ancak o zaman, edebiyatın
dolaylı anlatma sanatı olduğunu öğrenip ikide
bir “hayatında bir dönüm noktasıydı” gibi
basmakalıp ifadeler yerine öyle olduğunu
kusursuz bir şekilde göstermek ve bununla
yetinmek gerektiğini kavrayabilirdi; (...) ancak
o zaman, bir konuşmasında verdiği “Bana edebiyat
perisi dokundu” şeklindeki haberlere ancak
çocukların ve maalesef Yunus Nadi Ödül
Jürisi’nin inanacağından, ama “edebiyat perisi”
diye bir şey olmadığını en geç 17 yaşında
kavramış olan edebiyatla biraz ilgili
kişilerinse güleceğinden utanabilirdi …
TIKLAYINIZ! |
|

HİLMİ BULUNMAZ'IN KIRIM KONGO KENESİNE
BENZETTİĞİ MUSTAFA DEMİRKANLI, "SIFIR
SANSÜR" İLKEMDEN ÖZGÜRCE YARARLANARAK
İYİCE MUSALLAT OLUP, KIŞKIRTMAYI VE KAFA
SIKMAYI DÜN DE SÜRDÜRDÜ!
Bu kez, Feridun Çetinkaya'nın da
katıldığı tartışmadan enteresan bir
kesit:
(...)
FERİDUN ÇETİNKAYA:
İftira ve sansür suçunu belgeleriyle
teşhir ettiğim Mustafa Demirkanlı, benim
karşımda hiçbir zaman iftiracı ve
sansürcü olmadığını söyleyemedi.
Sahibi olduğu Tiyatro... Tiyatro...
Dergisi internet sitesinde, bana
"ırkçılığın avukatlığına
soyunuyor"
iftirası atılmasına çanak tuttuğunu da
yanıt/tekzip yazımı sansürlediğini de
inkâr etmiyor.
Mustafa Demirkanlı, tıpkı Banker Bilo
filmindeki üçkâğıtçı Maho gibi: "Evet
yaptım, yaptım ama bir sor bakalım niye
yaptım?" diyebiliyor ancak.
Bu sayfaları okuyanlara hâlâ saf Bilo
muamelesi yaparak battıkça batıyor.
(...)
İşte Demirkanlı
bu! Öyle iflah olmaz ve arsız bir
sansürcü ki, aleyhine delil olarak
kullanılabilme ihtimali belirdiğinde,
suçortağı sansürcü Ömer Faruk Kurhan'ı
bile satmaktan, sansürlemekten kendini
alamayan biri.
"Ben, artık, Mustafa Demirkanlı'yı
midesi kaldırabilen, Demirkanlı'dan
iğrenmeyebilen herkesten, tüm
samimiyetimle, iğreniyorum!" dediğinde,
Coşkun Büktel'e, biraz ağır kaçmıyor mu
diyordum. Ama Mustafa Demirkanlı'nın
bugünkü tavrından ve yanıtından sonra,
Coşkun'u şimdi anlayabiliyorum.
FERİDUN'UN
YAZISININ VE TARTIŞMANIN
TAMAMINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN
TIKLAYINIZ!
|
|
  
Yeniden uzun uzun kafa
sıkmaya başlayan Demirkanlı'yla
YENİ BİR FACEBOOK TARTIŞMASI
22 Aralık 2011
HALUK BİLGİNER'İN DE BİZZAT KATILDIĞI 2.
DURUŞMADA MAHKEMENİN JET KARARI:
"Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle"
diyen Haluk Bilginer SUÇSUZ;
"Haluk Bilginer yavşaktır" diyen
Hilmi Bulunmaz suçlu!..
(...)
Mustafa bu minval üzere sayfalar
doldurabilir; bunu yapabilmesi için
ortada ne fol olması şarttır, ne de
yumurta... Ortaya belge koymadan laf
salatası yapmak kolaydır; Mustafa'nın
mütevazı zekâsı bile, buna yeter; hatta
sarhoş kafayla bile...
"Oyuncular yavşaktır genellikle" diyen
Haluk Bilginer'e Hilmi Bulunmaz, "Haluk
Bilginer yavşaktır" dediği için,
Bilginer, Bulunmaz'ı dava etmişti. Evet,
Haluk Bilginer'in de bizzat katıldığı
dünkü (2. ve son) duruşmada, hakim Hilmi
Bulunmaz'ı "suçlu" buldu ama, bu suçun
açıklanmasını (ve cezanın infazını) 5
yıl sonraya erteledi. Hakim, Hilmi
Bulunmaz'ın 5 yıl içinde suç
işlemediği (örneğin, Haluk Bilginer'e
"yavşak" demediği) takdirde, davanın
kendiliğinden "düşmüş" olacağını
söyledi. Bence Hilmi 5 yıl boyunca Haluk
Bilginer'e bir daha "yavşak" demeyecek
ve dava düşeği için Hilmi, hiçbir ceza
ödemeyecek. (Yalnızca 550 TL avukat
masrafını ve 30 TL mahkeme masraflarını
ödemek zorunda kalacak.) Ama önemli olan
şu: 5 yıl sonra "dava düşecek"...
Linççi olmayan Haluk Bilginer'ce açılmış
davada çıkan bu kararın, Mustafa
tarafından (anlattığımız özellikleri
gizlenerek ve karar tutanağının orijinal
metnine link vermekten yan çizerek)
okurlara "DT'nin CD kaydıyla belgelenmiş
Özdemir Nutku" iftirasını ve iftiracı
linççileri aklayan matah bir şeymiş gibi
sunulması, Mustafa'nın cibilliyetine
tamamen uygundur. Ama "gerçek" belgelere
link vermeksizin okurları dezenforme
etmek, şüphesiz ki, bizim karakterimize
asla uygun değildir. Okurlar şimdi
lütfen benim ve Mustafa'nın söylediği
her şeyi unutup, işin aslına, yani
"mahkeme tutanağı metnine"
odaklansınlar; kendilerine doğruyu kimin
söylediğini ve kimin her zamanki gibi
iğrenç biçimde dezenformasyon yaptığını
saptamakta hiç zorlanmayacaklar.
Hilmi'nin (elbette her zamanki gibi hiç
çekinmeden ve derhal) yayınladığı (ama
okurların her şeyi bilmesine gerek
duymayan Mustafa'nın yayınlamaya veya
link vermeye gerek duymadığı) "karar
tutanağı metnine" (yani işin aslına) ben
(Arka Sıradakiler dizisinde senaryo
doktorluğu işime yeniden başladığım
için) ancak şimdi vakit bulup bir yorum
getiriyor, ancak şimdi link
verebiliyorum. Hilmi'nin, örtbas etmeye
çalışmadığı, üstelik "karar metniyle"
birlikte, derhal yayınladığı haberi, ben
nasıl örtbas edebilirim ve niye örtbas
edeyim? Benim haberi örtbas etmeye
çalıştığımı söylemeye kalkışan iftiracı
Mustafa'ya ben daha ne diyeyim? Şunun
üstüne daha ne söyleyebilirim: "Mustafa
Demirkanlı'yı midesi kaldırabilen,
Demirkanlı'dan iğrenmeyebilen herkesten
iğreniyorum."
(...)
TARTIŞMANIN
TAMAMINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN
TIKLAYINIZ!
|
|
AKP insan
hayatını kesinlikle binalardan daha
fazla önemsiyor: AKM binasını
"gözlerimizin önünde" çürütürken,
tutukluları (hükümlüleri değil,
"tutukluları") Silivri'nin "gözden ırak"
köşelerinde çürütüyor.
Theope'yi aforoz edenlerce AKM'de sanat
diye yapılan ve bizim her zaman ve koca
koca kitaplar yazarak ağır
eleştirdiğimiz şeyler gerçekten sanat
olsaydı; halk AKM'nin çürümesine asla
izin vermezdi. Ama Mustafa Demirkanlı
kadar kirli bir unsuru reklamla
destekleyerek halkın parasını
Demirkanlı'nın cebine akıtıp
vandalizmden medet uman sanatçı
kartvizitli ve maaşlı vandallar ve günün
birinde onlara yaranarak onların arasına
katılmayı uman yalakalar (stajyer
vandallar) olaya hâlâ uyanabilmiş değil.
Oysa ben onlara "on yıldan fazla
zaman önce" dememiş miydim
(Lütfen
Tıklayınız):

AKM 5 YILDIR KARANLIKTA
"Bu ülkede çürüyen bir şeyler var!"
Coşkun BÜKTEL / 18 Aralık
2011
AKP döneminde
yaşamanın ne demek olduğunu ileride yeni
kuşaklara anlatmak için,
"düşünebiliyor musun AKM tadilat
bahanesiyle 5 yıl kapalı kaldı"
diyeceğiz. Ya "10 yıl veya 20 yıl
veya çürüyüp kendiliğinden yıkılana
kadar kapalı kaldı" demek zorunda
kalırsak?...
Acaba hiçbir şey yapmak mümkün olmadığı
için mi, 5 yıldır hiçbir şey
yapmıyorlar? Bugün hiçbir şey
yapılamayacağı doğruysa, yarın da hiçbir
şey yapılamaz. Demek ki, bina
kendiliğinden yıkılıncaya veya "her
an yıkılabilir" raporu çıkıncaya
kadar, çürümenin seyrini tamamlanmasını
beklemekten başka yapılacak şey yok.
Mahkeme, çürümeyi seyretmenin bahanesi
olamaz. Adalet, "Ne var bunda, biz zaten
beş yıldır, değil binaları, insanları
bile yargısız olarak çürümeye terk
etmiyor muyuz? Bina neymiş ki?" diyemez,
diyememeli. Adalet, "insanları da
çürütüyoruz" diyerek daha büyük bir suçu
özür olarak sunup bu ülkenin en büyük
kentindeki en büyük sanat mabedinin
çürümesine izin verebiliyorsa, Hamlet'in
repliğini şimdi çok daha somut ve net
anlıyor olmalıyız: "Danimarka'da
çürüyen bir şeyler var."
Öyleyse, Hilmi
Bulunmaz'ın önerisi gayet mantıklı:
"AKM'nin çürümesinde dahli olan herkes,
AKM'yi yakanlardan daha ağır
cezalandırılmalı."
|
|
ARŞİV /
13 Eylül 2011
BİR HAYLİ GECİKEREK DE OLSA, (GEÇ OLMASI
HİÇ OLMAMASINDAN YEĞDİR) DENİZ ATAM DA,
İMZASININ LİNÇ KAMPANYASINA KENDİSİNDEN
HABERSİZ ATILDIĞINI AÇIKLADI...

Deniz
Atam
DENİZ
ATAM:
"benim boyle bir kampanyaya arayarak
yada mail atarak imza vermisligim
yoktur..."
İŞTE DENİZ ATAM AÇIKLAMASININ VE BÜKTEL
TARAFINDAN ATAM'A VERİLEN CEVABIN TAM
METNİ:
17 Aralık 2011
DENİZ ATAM:
benim boyle bir kampanyaya arayarak yada
mail atarak imza vermisligim yoktur...
Gereksiz ve fazla uzatılmış bir tartışma
olarak görüyorum. Daha önce bu isimlerin
çıkarılması icin bir girişimde bulunduk
ancak daha sonra tiyatromuzun isminin
çıkarıldığını ve kisisel ismimizin
kaldığını gördük geri dönüp bu gereksiz
konu hakkında efor harcamak ihtiyacı
duymadım. Konuyla ilgili yada sizin
şahsınız ile ilgili hiçbir yerde hiçbir
yazılı yada sözlü bir yorumda
bulundugumu da görmemiş sinizdir.
Otekilesyirmek, sansurlemek yada linç
etmenin benim ile pek ilgili olmayan
sözcükler olduğunu beni tanıyan
arkadaslarım zaten bilirler. Sizinle
boyle bir tanışıklığımız olmadıgı icin
boyle yaklaşmanızı anlıyorum ama en
azından her zaman bana ulaşıp
sorabileceginizi bilmenizi isterim.
COŞKUN
BÜKTEL:
Sayın Atam;
Bize atılmış
iğrenç bir iftira ve linç kampanyası'nın
imza listesinde imzanız var.
Tiyatronuzun isminin ve tiyatronuz
yöneticisi Nazif Uslu'nun şahsi
isminin, o listeden çıkarılmış olması,
onlara elbette onur kazandıran soylu bir
davranış olmuştur. Ama sizin isminiz
bugün hâlâ o listede ve siz yıllardır
bundan hiç rahatsız değilsiniz.
Yukarıdaki cevabınızda yer alan "rahat"
ifadeler de zaten, yıllardır süren
tavrınızın bugün de geçerli olduğunu
belgeliyor. İmzanızın iradeniz dışında o
listeye konduğunu ve imzanızın
kaldırılmasını istemiş olduğunuzu ilk
kez açıklıyorsunuz. Bu, yine de güzel.
Ama tavrınız, ne yazık ki, linççilerin
gayrı insani ve bencil tavırlarına çok
benziyor, hatta sizi onlarla akraba
kılıyor.
Örneğin, "Gereksiz ve fazla
uzatılmış bir tartışma olarak
görüyorum." cümlenizi ele
alalım.
Linççilerde, beni en iğrendiren tavır,
benim bu tartışmayı gereksiz yere fazla
uzattığımı söylemeleri olmuştur.
Siz, bir tek oyun yazmaya 7 yıl
harcayacak kadar tutkulu bir yazar
değilsiniz. Sizin "Theope"
kalitesinde bir eseriniz yok ve asla
olmayacak. Siz, lafını sakınmadan
yazılmış eleştirilerle dolu iki tane
kocaman eleştiri kitabı ne yazdınız ne
de (sanırım hayatınız boyunca)
yazabileceksiniz. O nedenle, Özdemir
Nutku gibi tiyatral iktidarın
temsilcilerini ne eleştirdiniz ne de
(sanırım hayatınız boyunca)
eleştireceksiniz. Bu yüzden, ne
Özdemir Nutku ne de başka herhangi
bir iftiracı, sizin herhangi bir
"eserinize" iftira etmedi, etmeyecek.
Bu durumda, siz hangi hakla, eserine
iftira edilen bir yazarın (iftiranın
DT video görüntüsüyle belgelenmesine
rağmen -Bkz:
http://www.coskunbuktel.com/buktelgerizekarehberi.htm)
yıllardır hâlâ özür dilemeye bile
tenezzül etmeyen, (tersine, özür dilemek
yerine, o yazara karşı düzenlenen iftira
kampanyasına imza veren, onlarca takma
isimli sapığın o yazara saldırmasını
destekleyen) iftiracı profesöre karşı
mücadelesini "gereksiz ve fazla
uzatılmış bir tartışma" olarak
nitelersiniz? Bir kere bu bir tartışma
değil. Ortada tartışmalı bir durum yok;
DT'nin görüntü kaydıyla
saptanmış, belgelenmiş, bir suç üstü
hali, somut ve sabit bir skandal var.
1100 kişinin, (tiyatral iktidarın en
meşhur temsilcisi olan) bu profesörün
iftirasına imza vererek iftirayı
desteklemesi (ya da destekliyormuş gibi
görünmesi ya da böyle görünmesine
aldırış etmemesi) sayesinde, çok daha
vahim sosyotiyatral boyutlar kazanmış
bir skandal, bu...
(Sizi kelimenin gerçek anlamıyla bir
sanatçı saysaydım, ilgilenmemek hakkını
da tanımazdım ama) siz bu skandalla
(benim yazarlık onuruma saldırılmasıyla)
ilgilenmemek hakkına elbette sahipsiniz.
Ama, linççi iftiracılar, bana yönelik
bir iftiranın altına sizin de imzanızı
(izninizle veya değil) koymuşlarsa;
sizin bu iftirayla ilgilenmemek ya da
onu önemsememek hakkınız kalmaz. Siz
(bırakın sanatçı olmayı sıradan bir
insan olarak bile) ancak kendinize
atılan iftiraları önemsememek hakkına
sahipsiniz; oysa siz, (hem de sizin
imzanız kullanılarak) bana atılan bir
iftirayı, hem de hâlâ, bugün bile,
önemsemiyor; mevcut şartlarda adi bir
iftiracıdan başka bir şey olmadığınız
halde, yıllardır mevcut şartları
değiştirmek için en küçük bir
"efor" harcamadığınız gibi,
yıllardır gırtlağınıza kadar gömülmüş
olduğunuz linç çukurunda "mağrur" bir
eda ile burnunuzu havaya kaldırarak
diyorsunuz ki: "bu gereksiz konu
hakkında efor harcamak ihtiyacı
duymadım."
Öyleyse gene duymasaydınız. Sizin
şahsınızı hedef alan şu yukarıdaki üç
satırlık yorumumun size efor
harcatmasına izin vermeseydiniz. O üç
satırda söylediklerim nedir ki, linç
imzacıları sayfamda söylediklerimin
yanında...? (Bkz:
http://coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm)
Son olarak, şunu bir kez daha burada da
belirtmiş olayım: Ben, senaryosuna katkı
verdiğim "Arka Sıradakiler"
dizisi oyuncularından ve beni sevdiğine
inandığım Pelin Akil dışında,
linççiler listesinde imzasını gördüğüm
hiç kimseye ulaşmaya kalkışmadım.
Pelin Akil de zaten tam tahmin
ettiğim gibi, imzasının listeye
konduğundan tamamen habersizmiş ve
imzası, "3. Abdülhamid" lakaplı,
sansürcü Ertuğrul Timur
tarafından izni alınmaksızın oraya
konmuş. Pelin, imzasının
kendinden habersiz kullanıldığını
duyunca, sizin kadar "rahat" davranmadı.
Çok sinirlendi ve derhal "efor"
harcayıp imzasını listeden derhal
sildirdi. Onun iyi bir oyuncu olduğuna
daha önce de inanıyordum, ama o
davranışı, Pelin'in bence
"sanatçı" da olabilecek karaktere sahip
olduğunu kanıtlamıştır. Sizin verdiğiniz
"rahat" cevabın neyi kanıtladığına ise
kendiniz ve okurlar karar versin.
Ben, Pelin Akil'den ya da
herhangi bir linççiden imzasını geri
çekmesini asla rica etmedim; sayın
Atam! Sizden de etmem. O nedenle
size ulaşmaya çalışmam. Bu, sizinle
linççiler arasında bir sorun. Tabii, bu
sorun, sizin için, ancak, eğer gerçekten
linççi değilseniz, bir sorun...
TARTIŞMANIN ÖNCESİ İÇİN, BAKINIZ:
http://www.facebook.com/notes/co%C5%9Fkun-b%C3%BCktel/b%C3%BCktelin-deniz-atam-cevabina-cevabi/10150809407885711#!/notes/co%C5%9Fkun-b%C3%BCktel/mimesis-ve-deniz-atam-gibi-lin%C3%A7%C3%A7ilerin-temiz-tiyatro-demesi-lafta-kolayca-m%C3%BCmk%C3%BCn/10150808832925711
BU YAZIYI
FACEBOOK'TAKİ ORİJİNAL SAYFASINDA GÖRMEK
VE YORUM EKLEMEK İÇİN:
TIKLAYINIZ!
|
|

Kemal Kocatürk
Sayfasında engellediği adama (Coşkun
Büktel'e) "hıyar" diye küfretmeyi
marifet sanan ve hem sansürcü hem linççi
karaktersizin biri olduğuna bakmadan bir
de "oyunculara öğütler" vererek
oyuncuları kirletmeye kalkan Kemal
Kocatürk'e biri hatırlatmalı:
İdare-i
maslahatçılar nasıl ki devrimci
olamazlarsa, sansürcü karaktersizlerden
öğüt alanlar da oyuncu olamaz. Bir
vicdan ve zihin kanseri olan sansür,
suçluların, karaktersizlerin ve psikopat
korkakların ilk ve son sığınağıdır.
KEMAL
KOCATÜRK: Haddini bil! Seni her yerde
sansürleme hakkına sahibim. Burda ve
başka yerde. Var mı daha diyeceğin.
Burası benim alanım.
COŞKUN BÜKTEL: Sansür senin hakkın
değil, benim karşımda mecburi
istikametin... Son sığınağın... Sen o
klişeleri "yaşadıklarından" değil,
başkalarının yaşayıp yazdıklarından
öğrendin ve daha kötü ifade ederek
farklılaştırıp "uyarladın". Çünkü
yaşadıklarından matah bir şey
öğrenebilmiş değilsin. Yaşadıklarından
halka yararlı bir şey öğrenmiş olsaydın,
halkın parasıyla yayınlanan Şehir
Tiyatrosu'nun dergisine yanlışlıkla
koyduğun Nâzım hakkındaki somut
dezenformatif bilgiler konusunda seni
uyaran yazımı sansür etmeye kalkmaz,
yazıyı yayınlar, bir sonraki sayıda
gerekli düzeltmeleri yapardın. Halkın
parasıyla yayınlanan bir dergide halkı
dezenforme eden (zehirleyen) iki kere
iki dört gibi belgelenmiş yanlışların
ebediyen sürmesine izin vermezdin. Seni
uyaran insanı sansür ettikten sonra bir
de ahmakça düzeysiz ve dayanaksız
hakaretlerin kuru gürültüsüyle sesini
duyulmaz kılmaya kalkışmazdın. İşte
belgelerin adresi:
http://www.coskunbuktel.com/bukteldenkocaturke3.htm
Yaşadıklarından ne öğrendiğin
meydanda!... Samimiyet taklidi yapmayı
öğrendin! Hakikatin sesini sansürle,
iktidar gücüyle bastırmayı, ahmakça
hakaretlerin kuru gürültüsüyle hakikati
gargaraya getirmeyi, halkı zehirlemeyi
öğrendin. Bir camiaya katılıp
yalanlarını ve zaaflarını camia
dayanışmasıyla örtbas etmeyi öğrendin.
Ama kanıtlı belgeli, tutarlı ve
inandırıcı olmanın değerini asla
öğrenemedin. Hakikate güvenmeyi ve
herkese karşı inandırıcı olmayı öğrenmek
yerine camia üyelerinin gözü kapalı
desteğiyle yetinmeyi öğrendin. Hakikate
değil, cemaate güvendin. O nedenle,
ekmek paran için sahneye çıkıp
hünerbazlık etmene, hatta sahnede olmak
kaydıyla samimiyet taklidi yapmana
itiraz etmem ama defalarca çiğnendiği
için tadı kaçmış sakızlar gibi bayat o
klişelerle "bilge kişi" pozları atmaya
kalktığında, Nâzım Dosyasını
(http://www.coskunbuktel.com/bukteldenkocaturke3.htm)
burnuna dayayıp sana kim
olduğunu hatırlatmayı görev sayarım.
Demek sansürü hakkın olarak, bir "hak"
olarak tanımlıyorsun! Hayır, dürüst
insanlar hele de sanatçılar için sansür
bir hak değil, bir vicdan kanseridir.
Bir hastalıktır. Sen halka işte ancak
bunu verebilirsin! Bu "hastalığı"
yayabilirsin!
Hayır, sansür senin hakkın değil, benim
karşımda mecburi istikametin... Örtbas
etmeye çalıştığın belgelenmiş gerçekler
karşısında (http://www.coskunbuktel.com/bukteldenkocaturke3.htm)
senin son sığınağın... Kürkçü
dükkanın...
Sansürü hak olarak gördüğün halde, sırf
kelimelerden cümle yapabildiğin için,
kendini şair zannediyorsun. Bunu ancak,
hakikatle ilişiğini kestiği için
köhnemiş yapılar gibi ancak birbirine
dayanarak ayakta durmaya çalışan cemaat
üyelerine yutturabilirsin. Beni ancak bu
avuç içi kadar iktidar alanında
susturabilirsin. Ama bu sesi
bastıramazsın!
Hitler de, sırf tellerden ses
çıkarabildiği için, kendini kemancı
zannediyormuş...
TARTIŞMANIN
TAMAMINI OKUMAK İÇİN:
TIKLAYINIZ!
|
|

AŞAĞIDA HABERİNİ VE LİNKİNİ GÖRDÜĞÜNÜZ,
(DÜN YAYINLANMIŞ) EN SON FACEBOOK
TARTIŞMAMIZA, FERİDUN ÇETİNKAYA BUGÜN ŞU
YORUMLA KATKIDA BULUNDU:
Feridun
Çetinkaya
/ 12 Aralık
2011
Mustafa Demirkanlı, bir dönem Coşkun
Büktel'e ve bana karşı tetikçi olarak
dergisinde ve internet sitesinde
istihdam
ettiği Ömer Faruk Kurhan'ın beni "ırkçılığın avukatlığına
soyunmak" ile suçlayan kirli iftira ve
hakaret yazılarına çanak tutmuş, beni
aklısıra itibarsızlaştırmak, bana zarar
verebilmek amacıyla, çamur at izi kalsın
kalleşliğiyle, bu kirli iftira ve
hakaret yazılarını sahibi olduğu
Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet
sitesinin anasayfasında günlerce
yayımlamıştı. (Bkz.
http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=1530
ve
http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=1534)
Mustafa Demirkanlı, sahibi olduğu
internet sitesinde yardım ve yataklık
ettiği, çanak tuttuğu bu kirli iftira ve
hakaret yazılarına karşı yanıt hakkımı
kullanma talebiyle, yayınlanması
isteğiyle kendisine gönderdiğim yanıt
hakkı/tekzip yazımı da yayımlamayı
reddetmiş, sansürlemişti. (Bkz.
http://tiyatrofanzini.blogspot.com/2009/11/omer-f-kurhann-nedim-saban-bahane.html)
Birkaç gün önce Tiyatro... Tiyatro...
Dergisi internet sitesine girdiğimde,
Mustafa Demirkanlı'nın tıpkı daha önce
de yaptığı gibi (Bkz.
http://tiyatrofanzini.blogspot.com/2009/12/iftirac-lincci-ve-sansurcu-tiyatro.html)
sessiz sedasız yeni bir "kış ortasında
bahar temizliği" yaptığını ve tetikçi
olarak kullandığı Ömer Faruk Kurhan'ın
şahsımı hedef alan söz konusu kirli
iftira ve hakaret yazılarını sessiz
sedasız sitesinden silip kaldırmış
olduğunu gördüm. (Bkz.
http://www.tiyatrodergisi.com.tr/yazi.php?hng=181
ve
http://www.tiyatrodergisi.com.tr/yazi.php?hng=182)
Mustafa Demirkanlı, nihayet apaçık
iftira ve sansür suçundan yüzü kızardığı
için ya da suçortaklığı yaptığı Ömer
Faruk Kurhan'ın bu yüzkarası kirli
iftira yazılarını utanç verici bulduğu
için mi sitesinden sildi?
Hiç sanmıyorum.
Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'a karşı
yargıya gitmiş ve dava açmış olan
Mustafa Demirkanlı, en somut iftira ve
sansür uygulamalarından biri olan, çanak
tuttuğu bu kirli iftira ve hakaret
yazılarının ve yanıt hakkı gasbının
mahkemede bir şekilde aleyhinde delil
olarak kullanılabilme ihtimaline karşı,
tıpkı daha önce yaptığı gibi, kirli
çamaşırlarını ve suç belgelerini ortadan
kaldırmak için aklınca tedbir amacıyla
silmiştir olsa olsa.
Bu ayrıntıyı da kayda geçirmiş olayım.
12 Aralık 2011
Facebook tartışması:
11 Aralık 2011
SANSÜRCÜ LİNÇÇİ
MUSTAFA DEMİRKANLI,
FERİDUN
ÇETİNKAYA'YA
"IRKÇILIĞIN AVUKATI" DİYE
İFTİRA ATAN BİR YAZIYI SİTESİNDE
YAYINLADIĞI HALDE,
ÇETİNKAYA'NIN
GÖNDERDİĞİ CEVAP YAZISINI NEDEN
YAYINLAMADIĞI;
ÇETİNKAYA'NIN
(ENGİZİSYON'DA BİLE TANINAN)
CEVAP HAKKINI NİÇİN TANIMADIĞI,
ÇETİNKAYA'YI
NİÇİN EN AŞAĞILIK (EN SAVUNULAMAZ, EN
AÇIKLANAMAZ) BİÇİMDE AÇIKÇA SANSÜR
ETTİĞİ KONUSUNDA HESAP VERMEYE DE ÖLDÜR
ALLAH YANAŞMIYOR.
TARTIŞMA'DAN İLGİNÇ BİR KESİT:
Coşkun
Büktel:
(...) Yalnızca Coşkun Büktel'e zarar
veriyor diye vandalizme göz yummak,
hatta vandalizmi halkın parasıyla
besleyip desteklemek, Hitler'i (faşizmi)
"kullandıklarını" sanan Alman
sanayicilerinin düştüğü yanlışa
benzeyen, sonunda kendilerini de vuracak
çok tehlikeli, çok yıkıcı ve tarihi bir
yanlıştır. Ama (bu yanlışı görebilecek
ve vandalizme prim vermenin kendi
sanatçı kimlikleri için ne kadar
aşağılık, yıkıcı ve yüz kızartıcı bir
leke olduğunu fark edebilecek donanımda
-örneğin Muhsin Ertuğrul gibi-) yetkin
ve bağımsız kişilikli insanlara tiyatro
makam ve yetkilerini emanet etmeye
(gerektiğinde o makam ve yetkileri
lütfedenlere iade ederek çekip gitmekte
tereddüt etmemiş Muhsin Ertuğrul
örneğinden birkaç kez ağızları
yandığından beri) artık hiçbir iktidar
cesaret edemiyor. O nedenle, on
yıllardır, tiyatromuzun makam, mevki,
yetki ve bütçeleri, iftiracı vandalizmi
beslemekte beis görmeyen mutevazı
zekâlara emanet ediliyor. Tarih, bu
dönemde de, vandalizmin arsızlığını
besleyen, başta kültür bakanı Ertuğrul
Günay olmak üzere, DT genel müdürü Lemi
Bilgin'i, İBBŞT genel sanat yönetmeni
Ayşenil Şamlıoğlu'nu ve İzmit ŞT
yöneticisi Nejat Birecik'i asla
affetmeyecek. Theope yazarının, kendini
kurnaz sanan iğrenç bir vandalla muhatap
olarak mesai kaybetmek zorunda kalmasına
göz yummak bile yeterince iğrenç bir
suçken, bu iğrenç vandalizmi halkın
parasıyla ödüllendirmenin ne demek
olduğunu, bugünkü konjonktürde kimse
sormuyor olsa da, inanıyorum ki, tarih
mutlaka soracak. Sakın herhangi biri
kalkıp da bana, "engelleyiver herifi,
olsun bitsin!" diye akıl vermeye
kalkmasın! (Dürüst ve yetkin insanlar
mumla aranıyor olsa da, Theope yazarına
akıl verecek kadar "akıllılar" çok
mebzul bu ülkede) Ben "sıfır sansür"
ilkesini, vandalizme rağmen sonuna dek
korumaya kararlıyım. Bunun bedeli
vandalizme mesai harcamak zorunda
kalmaksa, buna katlanmayı göze alıyorum.
Umarım, halkın parasıyla vandalizmi
besleyenler de, tiyatro tarihimizin
vereceği kararla düşecekleri iğrenç
konumu göze alıyor, bu konuda
kendilerini kandırmıyorlardır.
TARTIŞMANIN
TAMAMINI OKUMAK İÇİN:
TIKLAYINIZ!
|
|
Facebook'tan
YORUMSUZ:
Coşkun Büktel'in Duvar yazısı 10 Aralık
2011:
Yeni
sezonda ilk gösterisi 5 gün sonra
başlayacak olan "Ölüleri Gömün"ün bilet
durumu:
http://www.mybilet.com/eventinfo.php?eventid=7710
Beğen · · Paylaş ·
Dün, 14:16
Coşkun
Büktel
Geçen
sezon her temsilde basamaklar bile
dolmuştu. İlgili ve meraklılar, lütfen
acele etsin!
Dün, 14:18 · Beğen
Coşkun Büktel
"BU
YAZ KAR YAĞACAK" ADLI SENARYOMU
GREENPEACE'E BAĞIŞLAMADIĞIM
İÇİN BENİ ELEŞTİRİP "GREENPEACE
COŞKUN BÜKTEL'İ KALKINDIRMA DERNEĞİ Mİ?"
DİYEREK BENİ "PAYLAYAN" MUSTAFA
DEMİRKANLI'NIN, YUKARIDAKİ HABERE
OLASI TEPKİSİ:
MUSTAFA
DEMİRKANLI:
"Ölüleri
Gömün"ü DT'ye niçin parasız
vermedin? Neden gelirini DT'ye
bağışlamadın? DT, Coşkun Büktel'i
kalkındırma derneği mi?
COŞKUN BÜKTEL:
Hayır, Mustafa Demirkanlı'yı kalkındırma
derneği...
Dün, 14:27 · Beğen
Mahmut Tanar
askerler mezarlarından kalksalar? müthiş
bir piyes çıkar ortaya düşünün şimdiye
kadar hayatta kalan hiç bir canlının
sorgulamadığı,suçlamadığı bir saçma,
iğrenç dövüşü ölüler ayaklanıp, sen
hangi hakla hangi yetki ile benim
hayatımla oynadın? sorgulaması
Dün, 20:53 · Beğen
Mustafa Demirkanlı
Ben gerçekten salağım, Büktel, gelirini
Greenpeace'e bağışladım" dediği cümleyi
görmemişim, ama belgeci, linkçi Büktel
ben dahil hepimizin gözüne sokar o
belgeyi, bekleyelim... Nasıl olsa
linkini vercektir. Bakalım bağışlamış mı
yoksa sadece bana uluslararası destek
verin mi demiş? Umarım yanılan benimdir.
Büktel, senaryosunun gelirini
bağışladığına ilişkin tek cümlesini
aktarırsa, burada, hepinizin huzurunda
anıracağıma söz veriyorum. Büktel
bağışladım dediği cümleyi bize
aktarsın... Link vermese de olur...
İfade etsin yeter, kabulümdür.
Bekleyelim bakalım ne diyecek? size tüyo
vereyim bu konuyla ilgilenmeyecek,
Demirkanlı geçen yıl şunu yapmıştı, ona
inanmayın diyecek, kimse de Büktel "sen
gerçekten mi senaryonu bağışlamıştın,
hangi yazında, hangi açıklamanda?" diye
sormayacak. Ama Büktel'in açıklamasına
pasif bir kimlik olarak "beğen"
düğmesine basacak, elde üç kişi var... O
da Büktel'e yeter zaten... Siz,
Büktel'in senaryomu bağışladım dediği
yazısının linkini zaten hiç merak
etmeyeceksiniz, o sizi çok iyi
tanıyor...
19 saat önce ·
Beğen
METNİN FACEBOOK'TAKİ
ORİJİNAL SAYFASI:
http://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=313560455334710&id=100000243596367
|
|
Türkiye
yayıncılığında saatin kaç olduğunu
anlamak için, "İkinci Geliş" adlı
romanımızın altı yıllık tarihini anlatan
sayfamızı okumak yeterli:
MEPHİSTO YAYINLARI YÖNETİCİSİ ÖMER
ERZEREN'İN ÇOK BEĞENDİĞİ "İKİNCİ GELİŞ"İ
REDDETME GEREKÇESİ NEYDİ?
Coşkun
BÜKTEL /
8 Aralık
2011
Mephisto yayınları
yöneticisi Ömer Erzeren, çok beğendiğini
söylediği "İkinci Geliş" romanımı
basmayı reddetti. Erzeren, romanı
reddetme gerekçesi olarak, daha önce
başka yayınevleriyle yaşadığım
olumsuzlukları, internette teşhir
etmemin kendisini rahatsız etmiş olması
olarak açıkladı. Erzeren'i rahatsız
etmiş olan açıklamalarımızı (altı yıldır
herkesin beğendiği ama kimsenin
basmadığı) kitabımızın hiçbir zaman
basılamaması pahasına da olsa,
internetten kaldırmayı asla düşünmüyor;
romanımızın altı yıllık maceralı
tarihinden gurur duyuyor ve Türkiye
yayıncılığında saatin kaç olduğunu
anlamak isteyen okurlar için, bedeli
ağır ödenmiş o sayfaları okumanın
yararlı ve kaçınılmaz bir gereklilik
olduğunu iddia ediyoruz. İşte linki:
http://www.coskunbuktel.com/buktelahmetaltan.htm
|
|
BÜKTEL
ŞİİRİ
Ben uzak
bir denizden yeni döndüğüm için kendime
çok benziyordum
Kristal bir kadehten yudumlamak yerine
Hayatın öz suyunu tas tas içmek
istiyordum
KAYNAK:
Coşkun Büktel, "Bir İntihar Mektubu
Teşebbüsü -2"
http://www.coskunbuktel.com/birintiharmektubu2.htm
|
|
Fena dadandı!
MUSTAFA DEMİRKANLI, DÜN GECE DE KAFAMI
SIKTI
|

MUSTAFA'NIN "SÖZ DÜELLOSU" TEKLİFİNE SONUNDA
EVET DEDİM:
"Kap
kukuletanı, gel!"
Coşkun Büktel
29 Kasım 2011
(...)
"Tamam, lan, madem o kadar
ısrar
ediyorsun, kabul! Seninle karşılıklı tartışalım! Ama talep senden
geldiğine göre şartları ben belirlerim. Bir tek şartım var. Karşıma
oturduğunda yüzünü görmek istemiyorum. Hatırlarsan, ben hep ne
diyordum: 'Mustafa Demirkanlı'yı midesi kaldırabilen, Demirkanlı'dan
iğrenmeyebilen herkesten iğreniyorum.' Herhalde bu sözümü çiğnememi
beklemiyorsundur, değil mi? Şartım şu: Çekim sırasında sen karşıma
bir kukuleta giyerek çıkacaksın! Hani şu Ku Klux Klan kukuletaları
var ya, onlardan bir tane giyeceksin ki, yüzünü görmeyeyim. Niye
ille Ku klux Klan kukuletası? Bir kere biliyorsun, Ku Klux Klan da
linççidir, o nedenle alakasız kaçmaz. Daha da önemlisi, Ku Klux Klan
kukuletalarında yalnızca gözler için iki delik vardır, ağız için
delik yoktur. Kukuletanda niye ağız deliği olmasın istiyorum? Şunun
için: Eminim ki, dergine reklam alabilmek için yaladığın yerlerin
kokusu yıllar boyunca ağzının içine iyice sinmiştir; konuşurken
nefesinin yüzüme vurmasını istemem... O nedenle Ku Klux Klan
kukuletası vazgeçilmez tek şartım.
(...)
TIKLAYINIZ! |
|
ARŞİV
PİŞKİNLİĞİN BÖYLESİ!...
|

ÜSTÜN AKMEN, BİR YAZISINA
"ROLÜNDEN KORKAN TİYATRO ELEŞTİRMENİ" DİYE
BAŞLIK ATTI
Coşkun
Büktel
8 Ocak 2007
Bir eleştirmenin
rolü (görevi) nedir? Akmen'inkine karışmam
ama benim bir eleştirmen olarak görevim şudur:
Tiyatroda at izinin it izine karışmasını
önlemek... Bu görevimi yapabilmek, yani değerli
ile değersizin herkes tarafından ayırt
edilmesini mümkün kılacak "sağlam" kriterler
oluşturabilmek için; "sağlam" yazılara ihtiyaç
vardır.
"Sağlam" yazıları
şu özelliklerden tanıyabiliriz: "Sağlam" bir
yazı, emek, araştırma, zeka ve yaratıcılık ürünü
olduğunu belli eder. "Sağlam" yazılarda, somut
kanıtlara ve belgelere dayanmadıkça yargıda
bulunulmaz; insanlar adları verilmeden
suçlanmaz; hakikat, "tüm" cepheleriyle ortaya
konur; hakikatin hiçbir cephesi okurlardan
saklanılmaz; konuyla ilgili hiçbir kanıt, hiçbir
iddia görmezden gelinip pişkinliğe vurulmaz ve
içi doldurulmadan tek kelime kullanılmaz.
"Sağlam" yazıların yazarları naziktir; ama
nezaketi sözünü sakınmak ve gerçekleri saklamak
olarak değil, yalnızca "dürüst ve onurlu
davranmak" olarak yorumlarlar. Dil ustalıkla
kullanıldığı için "sağlam" yazılar, aynı anda
hem ciddi hem de eğlencelidir. Hem derin hem de
akıcı ve okunaklıdır. Özetle, "sağlam" bir yazı,
pek çok bakımdan besleyici ve doyurucu bir
yazıdır.
Benim bir
eleştirmen olarak rolüm (görevim) "sağlam"
yazılar yazmaya özen göstermektir. Bu rolümden
korkmuyorum. Bakalım Üstün Akmen'in rolü neymiş
ve hangi rolden korkan eleştirmenlerden söz
etmekteymiş.
TIKLAYINIZ! |
Hilmi
Bulunmaz Çağlayan'da Adliye önünde
18 Ekim 2011
LİNÇÇİ BARINAĞI
BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ'NDE
KONUŞLANMIŞ LİNÇÇİ
MİMESİS'İN
KIDEMLİ LİNÇÇİ VE İFTİRACISI
ÖMER F. KURHAN;
DÜRÜST VE DOBRA KONUŞARAK LİNÇÇİLERİ
ELEŞTİRMEKTEN BAŞKA SUÇU BULUNMAYAN
HİLMİ BULUNMAZ'A
KARŞI HAKARET DAVASI AÇTI AMA
MAHKEME
KURHAN
GİBİ LİNÇÇİLERİN
"KÜFÜR"
DİYE NİTELEDİĞİ ELEŞTİRİLERİN,
İNCİTİCİ DE OLSA
"KÜFÜR"
DEĞİL,
"ELEŞTİRİ"
OLDUĞUNA KARAR VERDİ.
İŞTE "BERAAT"
KARARININ METNİ:
http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/10/oyunun-notu-lincci-omer-faruk-kurhanla.html
|
13 Kasım 2011 (Facebook yazımız):
DERGİSİ
"TİYATRO... TİYATRO"YA
DESTEK VEREN SPONSORLAR SAYFASINDA
BUGÜN HER SAYIDA FOTOĞRAFLARINI
YAYINLADIĞI BAZI İSİMLERİ, (ÖRNEĞİN
TUNCER CÜCENOĞLU'NU)
MUSTAFA DEMİRKANLI,
10 YIL ÖNCE "SİYASİLERLE EL ENSE
OLMUŞ" DİYE, "GAMMAZ"
DİYE, "RESMİ YAZAR" DİYE,
"SAPIR SAPIR DÖKÜLMEYE BAŞLADILAR"
DİYE NASIL SUÇLUYORDU?
DEMİRKANLI'NIN
2001 TARİHLİ BİR YAZISINDAN
AKTARIYORUZ:
Refik Erduran ve Recep Bilginer,
yılların verdiği tecrübe ile alanı
belirleyip, istedikleri gibi at
koştururken, var olanı önemsemeyen,
sorgulayıp hesap sormayan Kenan
Işık, Gencay Gürün, Güngör Dilmen
hiç mi suçlu değil? Bildikleri, ama
bulaşmaya çekindikleri odakların
Türk tiyatrosuna ne kadar zarar
verdiklerini görmüyorlar mı?
Görüyorlarsa, neden göz yumdular?
Şöyle geriye gidip, baktığımda şunu
görüyorum. Son 3-4 yıla kadar Refik
Erduran, Tuncer Cücenoğlu, Recep
Bilginer gibi resmi yazarlar,
iktidarla ilişkilerini kurmuş,
Ankara koridorlarının yollarını
ezberlemiş, bir çoğunun hâlâ
“Koskoca Bakan” dediği siyasileri
tanımış, deyim yerindeyse el ense
olmuş bu zatlar ortalıkta
dolaşırken, gammazladığı Genel
Müdür’e, ‘sevgili dostum’ demekten
çekinmeyen, çekinmenin ötesinde bir
sakınca görmeyen bu zatlar
karşısında, göreve gelen siyasiler
de ortalıkta sürekli bunları gördüğü
için, Türk tiyatrosunu bunların
temsil ettiğini sandılar hep.
Onların bir suçu yok.
Kimsede bunlara dokunamadı, dokunmak
istemedi, var olduğu sanılan sanal
güçleri hep korkuttu insanları.
Korkuttu çünkü, bunlar konuşmaya
başlarken; “Yarın bakanla sabah
kahvaltısı yapacağım, senin
sorunları anlatırım, çözeriz”, “Ben
Ankara’ya gidiyorum Bakan’a söylerim
sizin tiyatroya özel önem verir.”,
“Bakan yarın İstanbul’da olacak
zamanı varsa mutlaka sizin oyuna
getireceğim.” gibi cümlelerle
durdurdular insanları, insanlar
durmaya eğilimliydi çünkü. Ve
korktular. Yıllarca. Ne zaman ki
Tiyatro... Tiyatro... bunları afişe
etmeye başladı, birden bire sapır
sapır dökülmeye başladılar ve her
biri Bakan Talay’dan daha hızlı
Tiyatro... Tiyatro... düşmanı
oluverdiler.
MUSTAFA'NIN METNİNİN TAMAMI İÇİN
TIKLAYINIZ:
http://www.coskunbuktel.com/demirkanlicucenoglu.htm
Bir zamanlar Mustafa ve Mustafa'nın
dergisi ne kadar da muhalifmiş, di
mi? Sonra ne mi oldu? Mustafa'nın bu
kadar eleştirel olmasına neden olan
"sıkılı musluklar" daha da sıkıldı;
öyle ki, Mustafa sonunda "Çığlık"
attı. (Mustafa'nın sonradan bir "Kış
Ortasında Bahar Temizliğiyle" silip
örtbas ettiği "Çığlık" adlı yazısı
hakkında yazdıklarımız ve "Çığlık"ın
Hilmi Bulunmaz tarafından
yayınlanmış sayfasına link için,
bakınız:
http://www.coskunbuktel.com/buktelkimdegisti.htm)
Daha sonra ne mi oldu? Devran
değişti, genel müdürler, bakanlar
değişti ve nasıl olduysa oldu,
Mustafa, DT genel müdürüyle, hatta
bakanla "deyim yerindeyse el
ense" oldu. (Kültür Bakanı
Ertuğrul Günay'ı kapak yaptı,
Günay'dan özel röportaj aldı.) 10
yıl önce
"siyasilerle
deyim
yerindeyse el ense olmakla"
suçladığı "gammazların" bazılarıyla
da "deyim yerindeyse el ense
olarak", dergisini destekleyen
kişilerin her sayıda yayınladığı
fotoğrafları arasına ("sapır
sapır dökülmeye başladılar" diye
suçladığı) o "gammazların"
fotoğraflarını da kattı. Mustafa'nın
dergisini düzenli (hatta neredeyse
hiç) izlemediğim ve düzenli izleyen
Hilmi'ye de şu an soramadığım için;
hem Mustafa'nın 10 yıl önceki
karalama yazısında adı geçen, hem de
onun dergisinin bugünkü destekçiler
listesinde fotoları bulunan
isimlerin hepsini hatırlamıyorum.
Kesin hatırladığım iki isim: Tuncer
Cücenoğlu ve Kenan Işık. Gerisini
okurlar araştırsın.
CB
|
|
VANDALLARIN SANAT ZANNEDİP SANAT
EDİNDİĞİ "GERÇEKLERİ SAPTIRMA
KURNAZLIĞI",
İYİ NİYETLİ DÜRÜST İNSANLAR İÇİN
BAŞVURULMASI İMKÂNSIZ ÖLÇÜDE ZOR;
AMA SADECE KÖTÜ NİYETLİ VİCDANSIZ BİR
ALÇAK OLMANIZ KAYDIYLA, ASLINDA ZEKÂ
BİLE GEREKTİRMEYEN, PARMAK ŞIKLATMAK
KADAR KOLAY BİR EDİMDİR.
COŞKUN BÜKTEL
9 Kasım 2011
YALAN MAKİNASI
MUSTAFA DEMİRKANLI
DİYOR Kİ:
"Büktel,
kimse ikinci bir Theope oyunu
var demedi ki, Nutku'nun ifadelerinin
arkasına düştü ve Nutku'nun söylediğini
buldu,"
OYSA
ÖZDEMİR NUTKU
DEMİŞTİ Kİ:
(İşte, Nutku'nun dediği: Riyasız,
aldatmasız, saptırmasız, eksiksiz,
tümüyle, "bire bir" ve DT'nin CD
kaydıyla belgelenmiş olarak ve tırnak
içinde):
"Şimdi efendim bir de,
bir dikkatini çekmek istiyorum.
Hiç bir
şeyle itham etmiyorum Fransız'cada 16.
Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun
var. Özellikle Fransız filolojisinden ve
Fransız dilini bilenler onu biraz şey
etmeliler yani, bir bakmalılar. Aradaki
benzerliği görmek için. Teşekkür
ederim...”
Ne diyor Özdemir Nutku?
"Fransız'cada 16. Yüzyıl'da yazılmış
Theope diye bir oyun var." diyor.
Yani ne diyor? İkinci bir Theope var
diyor.
Yani ne diyor? "Var" diyor.
Ne diyor? "Var" diyor.
Ne diyor "var" diyor.
Moronlar için bile Nutku'nun dediği açık
mı? Açık. Kesin mi? Kesin. Ne diyor?
"Var" diyor.
Peki, yalan makinası, iftiracı ve linççi
ve gerçekleri saptırmayı (iyi niyetli,
dürüst insanlar için imkansız denecek
kadar zor olsa da; kötü niyetli
vicdansız bir alçak olmanız halinde, hiç
zekâ gerektirmeyen ve parmak şıklatmak
kadar kolay bir işi, "gerçekleri
saptırmayı") sanat zanneden ve sanat
edinen Mustafa Demirkanlı ne diyor?
"kimse ikinci bir Theope oyunu
var
demedi ki" diyor.
Ne diyor? "Kimse var demedi ki" diyor.
Ne diyor? "Kimse var demedi"
diyor.
Nutku, "var" diyor; Mustafa,
"kimse var
demedi ki" diyor. (Rahmetli annem olsa,
böyle bir durumda, "Ölür müsün, öldürür
müsün" derdi.)
İşte Mustafa budur!
(...)
DEVAMINI OKUMAK İÇİN,
TIKLAYINIZ!
|
|
|
ARŞİV
2009
BAZI LİNÇÇİLERİN KASITLI OLARAK
YARATMAYA ÇALIŞTIĞI KAFA
KARIŞIKLIKLARINI GİDERMEK İÇİN
NETLEŞTİRELİM:
Yayınladığımız
video görüntüsü
ve
"Geri
Zekâlılar İçin Alfabe Düzeyinde Özdemir
Nutku Skandalı Rehberi" başlıklı yazımızdan sonra hâlâ
"Evet, ikinci bir Theope oyunu var"
diyen birisi varsa, bilinsin ki, yalancı
orospu çocuğunun tekidir.
GÜNCELLEME 21 Temmuz 2009:
Yukarıdaki yazıyla ilgili olarak, avukat
arkadaşım Yavuz Erinal bugün İzmir'den
beni aradı
Selam sabah faslından sonra Yavuz'la
aramızda mealen ve özeten şöyle bir
konuşma geçti:
—
Bana bak, "ikinci bir Theope oyunu var"
diyenlere, çok sert girmişsin. Eğer
ikinci bir Theope oyunu gerçekten varsa
ve "var" diyenler seni mahkemeye
verirlerse, haberin olsun: Hakim ilk
celsede tazminatı basar ve davacılar
donuna kadar her şeyini alırlar.
—
Merak etme ikinci bir Theope oyunu yok.
—
Ben bi uyarayım, dedim.
—
Teşekkür ederim ama gönlünü ferah tut!
İnsanları yanıltmak için ikinci bir
Theope oyunu varmış gibi bir izlenim
yaratmaya çalışanlar var ama hiç
kaygılanma!... İkinci bir Theope oyunu
gösteremeyecekleri için asla mahkemeye
gidemezler.
CB
|
VANDALLARIN
VE İFTİRACI LİNÇÇİLERİN, "BÜKTEL
BIRAKSIN BU POLEMİKLERİ DE, OTURUP
YENİ BİR THEOPE YAZSIN!"
TAVSİYELERİNE (ELEŞTİRİLERİNE) CEVAP
Coşkun Büktel
3
Kasım 2011
Dostlarımız pasif ama düşmanlarımız
çok aktif!
EKŞİ SÖZLÜK'ÜN TAKMA
İSİMLİ VANDALLARI DA BOŞ DURMUYOR:
"theope'yi yazdıktan sonra neden
durmadığını merak ettiğim, huzursuz
ve huzursuz eden bir adam, çatal bir
dile sahip, bir röportajında aziz
nesin için oyun yazmaya daha fazla
ağırlık verseydi benim kadar iyi bir
oyun
yazarı olabilirdi gibi bir şeyler
söylemişti, kendisi 1 numaraymış da
ondan sonra
5'e mi 6'ya mı kadar kimse yokmuş, o
ara hep boşmuş. oldu canım, oldu
güzelim, tamam türk tiyatrosu tarihi
ne kadar zengindir, oyun yazarlığı
ne kadar oturmuştur tartışılır da 1
numara sen olacaksın, arkandan adam
gelmeyecek falan, o bolca hayal,
açık açık ütopya. theope'nin
başarılı olduğunu düşünürüm, ilk
okuduğumda ne güzel oyun falan
demiştim ki kişinin karakteri
theope'yi etkilemez gözümde, theope
hala çok güzel bir oyundur ama bu
coşkun büktel'in theope'den sonra
yazdığı oyunların pek de başarılı
olmadığı gerçeğini değiştirmez.
insanlarla girdiği polemikler yerine
zamanını oyunlarına harcasaydı
belki bir theope daha çıkarır türk
tiyatrosuna bir katkı sağlar,
hakaret içerikli yazılarından da
daha güzel bir cevap verirdi polemik
halinde olduğu kişilere."
(minikturuncueceajandasi,
13.10.2011 04:10 ~ 04:28)
BÜKTEL, TAKMA İSİMLİ BU EKŞİ SÖZLÜK
YAZARININ YUKARIDA AKTARILAN
YORUMUNA CEVAP VERİRKEN; ASLINDA,
AYNI TAVSİYEYİ İFTİRASINDAN HEMEN
SONRA BÜKTEL'E KARŞI YAZDIĞI YAZIDA
http://www.coskunbuktel.com/nutkubuktel000905.htm
DİLE GETİRMİŞ ÖZDEMİR NUTKU
BAŞTA OLMAK ÜZERE, TÜM VANDALLARA VE
LİNÇÇİ VANDALLARA
http://www.coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm
CEVAP VERMİŞ OLUYOR.
BÜKTEL'İN CEVAP METNİNİ OKUMAK İÇİN,
LÜTFEN, TIKLAYINIZ:
VANDAL TAVSİYESİNE CEVAP
|
NOT:
Bir alttaki,
"Mustafa Demirkanlı, Büktel ile
arkadaşlarını ne kadar ve
'neresinden' anladı?"
üst başlıklı haberimizin altına,
yeni bir not (NOT 2) ekledik.
Coşkun Büktel, facebook'ta
Coşkun Büktel'i nasıl ve niçin
engellemek zorunda kaldı?
3 Kasım 2011
(...)
"COŞKUN
BÜKTEL: Sıfır sansür ilkesini
özellikle facebook'ta sürdürmek
çok zor. Sapıklar sayfanıza
takma isimlerle musallat olup
mesajlarınızı saptırmaya,
sulandırmaya, laf salatasına
boğmaya ve daha bir sürü başka
melanet uygulamaya (veya sırf
sizi kendilerini
muhatap almaya zorlamaya)
mutlaka kalkışıyorlar. Ama
'sıfır sansür'den beni
vazgeçirmeyi asla
başaramadılar/başaramayacaklar.
Sapıkları bile sansür etmem.
Yorumları silinirse, bilin ki,
pek çok kez olduğu gibi,
kendileri silmiştir.
24 Ekim, 12:54"
|
NOT:
"Mustafa Demirkanlı, Büktel ile
arkadaşlarını ne kadar ve
'neresinden' anladı?"
üst başlıklı bu haberimizin altına,
yeni bir not (NOT 2) ekledik.
Mustafa Demirkanlı, Büktel ile
arkadaşlarını ne kadar ve
"neresinden" anladı?

4 GÜN ÖNCE (28 Ekim 2011) ÇEKİLMİŞ BİR FOTOĞRAFTA
BÜKTEL VE ÇETİNKAYA
DEMİRKANLI'NIN, 5 YIL ÖNCE
(2006) BÜKTEL'E KARŞI YAZDIĞI
"BÜKTEL'İ ANLAMAK" BAŞLIKLI
YAZISINDAN BİR KEHANET:
Takkeniz düştü, ortalıkta
kalıverdiniz.
Bundan
sonraki
süreci
yaşanmadan
söyleyeyim:
Çetinkaya ile birbirinize
gireceksiniz, tek müridini de
yitireceksin veya onun yöntemlerine
uyup kimliksiz-kişiliksiz 4 ncü, 5
nci siteleri yayına sokacak sanal
müridler oluşturacaksınız.
Sizlere kolay gelsin, yolunuz açık
olsun…
2
Haziran 2006
Kaynak:
Mustafa Demirkanlı,
"COŞKUN BÜKTEL'İ ANLAMAK"
NOT:
1
Bilindiği üzere, Mustafa'nın daha
2006'da öngörüp sözünü ettiği
"kimliksiz-kişiliksiz 4 ncü, 5 nci
siteleri yayına sokacak sanal
müridler",
gerçekten de, daha sonra ortaya
çıkmış; ama bu "sanal müridler",
Büktel müridleri olmamış; tam
tersine, Büktel ve arkadaşlarını,
(tıpkı Mustafa ve arkadaşlarının
yaptığı gibi) "linç" etmeye çalışan
"sanal müridler" olmuşlar ve yine bu
"sanal müridler" Mustafa gibi
linççilerden destek, teşekkür, hatta
ödül almışlardır. Bakınız:
Burak Caney.
NOT 2:
Ben, kendisine hakaret ettiğimi
iddia eden Mustafa'yı ne zaman
suçlasam, her defasında belge
gösteriyor, belgelerin kaynağına
link veriyorum. Yani Mustafa'yı
nesnel ve bilimsel bir tutumla
suçluyorum ki, bu tutum, üzücü,
kırıcı, incitici olabilir
ama asla hakaret sayılamaz.
"Hakaret" ya da "küfür"
sözcükleri, benim nesnel,
belgesel ve bilimsel tutumumu
tanımlayan sözcükler olamaz. Ama
"hakaret" ya da "küfür"
sözcükleri, asılsız, ispatsız,
belgesiz, kaynaksız olarak
suçlayan Mustafa'nın yaptığı
şeyi (Mustafa'nın tutumunu)
tanımlamak için, gayet uygun
sözcüklerdir: Mustafa'nın
tutumunu anlamak için, bakınız:
http://www.coskunbuktel.com/linkdemirkanliyalanlari.htm
|
ŞAKİR
GÜRZUMAR'IN "YANIK" ADLI OYUN
HAKKINDA FACEBOOK'TA YAPTIĞI BİR
KISA DEĞERLENDİRME ÜZERİNE,
BENİM YAPTIĞIM YENİ BİR "YÖNETMEN
TİYATROSU" ELEŞTİRİSİ
Coşkun BÜKTEL
27 Ekim 2011
GÜRZUMAR'IN "YANIK" ÜSTÜNE YAPTIĞI
KISA DEĞERLENDİRME
ŞAKİR
GÜRZUMAR:
bu
gün bir oyun seyrettim...YANIK...
ölçülü,biçili,özenli,estetik,derdini
anlatan...supertramp ın çalındığı
yer cuk oturmuş..tebrikler,başarılar
BÜKTEL'İN (YENİ BİR "YÖNETMEN
TİYATROSU" ELEŞTİRİSİNE DÖNÜŞEN)
GÜRZUMAR YORUMLAMASI
COŞKUN
BÜKTEL:
Katılmıyorum, Şakir! Metnin iyi bir
metin olduğunu ancak 2. perdede
anladık. Çünkü kısaltmaların büyük
kısmı birinci perdede yapıldığı için
birinci perdeden çok kabataslak bir
izlenim dışında hiçbir şey
anlamadık. Anlamadığımız hikayenin
anlamadığımız
kişileri doğal olarak bizi
ilgilendirmedi ve ilgilenmediğimiz
kişilerin hedefini ve amacını açık
ve net anlamadığımız konuşmaları
yine doğal olarak bizleri çok sıktı
ve yine doğal olarak 1. perdeden
sonra, pek çok kişi "kaçan kurtulur"
diyerek oyunu terk etti. Antrakta
gelip benimle tanışan oyunun genç
dramaturgunun hatırına ben ikinci
perdeye kaldım ve iyi ki kalmışım.
İkinci perdenin birinciden farklı
olacağına ve yönetmenin bu oyunu 2.
perdede seyirciye "geçirmeyi"
başaracağına (biraz da, yönetmenin
"başarı" zannettiğinden emin olduğum
"Bir Delinin Hatıra Defteri"
sabıkası nedeniyle de) inanmıyordum
ama yanıldım. İkinci perdede oyunun,
belki çok ustaca kurgulanmamış da
olsa, çok enteresan bir Kral Oidipus
uyarlaması olduğunu, hatta olay
örgüsü bağlamında, Kral Oidipus'un
yaratıcılığını bile aştığını
anladık. Anladık ama yalnızca
beynimizle anladık. Bu oyunun
insanın yüreğini titrecek, insanın
iliklerine işleyecek, çok insani ve
çok dramatik bir oyun olması
gerektiğini anladık ama (oyuncuların
canhıraş gayretlerine rağmen) ne bir
an olsun yüreğimiz titredi, ne de
oyun iliklerimize işledi. Çünkü
yönetmen, oyunun en büyük kozu olan
insani ve dramatik hikayesine
güvenmek ve ağırlık vermek yerine;
Hamlet'in deyişiyle "gürültü ve
gümbürtüye" ("noise") güvenmiş,
hiçbir tiyatral önem taşımayan ses
ve görüntü efektlerine, müzik ve
slaytlara ağırlık vermişti. Oyunun
asıl özü olan dramatik hikayeyi ise
(özellikle 1. perdede kuşa
çevirmekten beter hale getirmekte)
hiç sakınca görmemişti. Seyirci
nasılsa "gürültü gümbürtüyü"
severdi. Öyleyse, metnin dramatik
hikayesine çok fazla takılmaya gerek
yoktu. O dramatik hikayeyi okuma
tiyatrosunun ötesine götürüp onu
canlı ve yaşayan ve insanın
iliklerine işleyen bir sahne olgusu
haline getirecek asgari dekorlara
çok fazla ihtiyaç yoktu. O dramatik
hikayedeki kişiliklerin bizi
ilgilendirmesini sağlayacak, onları
diksiyon ustası papağanlar ya da
karton yaratıklar olmaktan öteye
taşıyıp yaşayan, inanılır varlıklar
haline getirecek ayrıntıları
metinden ayıklamakta sakınca yoktu.
"Gürültü ve gümbürtü" nasılsa her
şeyi örtbas eder, tüm sakıncaları
giderirdi. Türk tiyatrosuna egemen
olan tipik "yönetmen kafası" bu
işte...
Ben,
metni okumadığım ve adını bilmediğim
halde, arada bir duyduğum bazı
parlak repliklerden yazarın zeki ve
yaratıcı bir insan olduğunu
anlamıştım. (Örneğin, burada mealen
uydurduğum şu replik: "Onlar bizi
tarlalarını yaktık diye öldürdü.
Peki biz tarlaları niye yakmıştık?
Çünkü onlar bizim nöbetçilerimizi
boğazlamıştı. Peki neden
boğazlamışlardı? Çünkü onların
kuyularını zehirlemiştik. Peki neden
zehirlemiştik? Çünkü onlar
öğrencilerimize tecavüz etmişti.
Peki neden tecavüz etmişti? ..."
Bu şeklinde uzayıp giden ve uzadığı
ölçüde anlamlı hale gelen ve savaşın
anlamsızlığını harikulade biçimde
zihinlere nakşeden bu repliği
yazabilmiş bir yazarın, zeki ve
yaratıcı bir insan olduğunu
anlamıştım. Böyle bir yazar, o kadar
beceriksizce ve kendini ifade
etmekten aciz bir birinci perde
yazmış olabilir miydi? Olamazdı.
Öyleyse ne olmuştu? Tabii ki, dahi
yönetmenimiz (hepsi dahi) o oyun
metnini tüm dünyaya ve ona kabul
ettirmiş o yetenekli yazardan
kendini çok daha zeki ve yaratıcı
hissettiği ve kimseye hesap vermeye
de mecbur olmadığı için, metni
kısaltmıştı ya da dramaturg
arkadaşıma "şu metni kısalt!"
demişti. Bu kafayla, (tiyatro
bağlamında ve Uğur Mumcu'nun
ifadesiyle söylersek) nah
kalkınırız!
NOT: Oyunun kısaltıldığını elbette
anlamıştım ama ne kadar
kısaltıldığını öğrenince, ben bile
şaşırdım. O kadarını beklemiyordum.
Benimle tanışan genç dramaturgu
oyunu kısaltarak en azından birinci
perdeyi tamamen anlaşılmaz hale
getirmiş olmakla suçlayınca, beni
sevdiğini ve izlediğini söyleyen
genç arkadaşım, tamamen iyi niyetle
ve prodüksiyonu savunmak amacıyla
"Ama başka ne yapabilirdik, Coşkun
bey, oyun 4 saat sürüyordu." dedi
bana. Ben de ona, "kısaltmak zorunda
kalmayacağınız, fiziksel ve zihinsel
imkanlarınıza daha uygun bir metin
seçebilirdiniz" dedim tavsiye
olarak. Tabii, ben kısaltma yüzünden
oyunun genç dramaturgunu değil,
yönetmeni suçluyorum.
TABİİ, BÜKTEL'DEN FARKLI DÜŞÜNEN
ELEŞTİRMENLER DE VAR;
YAŞAM KAYA,
TWITTER'DA ŞÖYLE YAZMIŞ:
"Dramaturglarda is yok. "Yanık"
oyunu kesinlikle kısaltilmasi.
Yoksa yarım sezon bile sahnede
duramaz"
YAŞAM KAYA'YI TANIMAK İÇİN,
BAKINIZ:
http://www.coskunbuktel.com/linkyasamkayashakespeare.htm
|
BİR
DAHA FACEBOOK SAYFAMA YAZMAYACAĞINI
SÖYLEMİŞ OLAN YALAN MAKİNASI MUSTAFA
DEMİRKANLI,
BU SÖZÜNÜ BİR KEZ DAHA ÇİĞNEYİP,
("SIFIR SANSÜR" İLKEMDEN DE
YARARLANARAK) CEM MUMCU'YLA İLGİLİ
SAPTAMALARIMIN ALTINA, İĞRENÇ
YALANLARINI EKLEYİNCE;
ÜSTELİK, BOĞAZINA KADAR SUÇA
BATMIŞKEN, YİNE ESKİ NUMARASINA
BAŞVURARAK (YANİ SUÇLU
SANDALYESİNDEN KAŞLA GÖZ ARASINDA
SIVIŞIP SAVCI KOLTUĞUNA KURULARAK)
BANA SORULAR SORMAYA KALKINCA;
DEMİRKANLI'YA BİR KEZ DAHA HADDİNİ
BİLDİRMEM GEREKTİ:
|
BÜKTEL'İN CEM MUMCU HAKKINDA DUVAR YAZISI VE
YORUMU İLE, MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN O YORUM
ALTINA "SIFIR SANSÜR"DEN YARARLANARAK EKLEDİĞİ
YALANLAR VE BÜKTEL'İN CEVAPLARI
27 Ekim 2011
COŞKUN BÜKTEL: Cem
Mumcu'dan "bilgilenmeyi" (onun ipiyle kuyuya
inmeyi) kimseye önermem. Herkesi şıp diye
"anladığını" sanan, her ne pahasına olursa olsun
medyatik olmayı kafaya koymuş, aşırı önyargılı,
vasat zekâ... Beni "anladı" da ordan biliyorum.
Ama benim onu çok daha önce anladığımı anlamadı.
Cem Mumcu, şu an, HaberTürk'te, Balçiçek
Pamir'in programında, deprem psikolojisi
danışmanı rolünde... Her medya kendine layık
fügürleri buluyor. Cem Mumcu medyamıza çok
yakışıyor.
COŞKUN BÜKTEL:
Fiyasko adlı romanımı yayınlamayı medyatik isim
Sinan Çetin'den demeç almam şartına bağlayan Cem
Mumcu'ya anında hayır dedim. Daha sonra
Çetin'den demeç aldım ama kitabımı Cem Mumcu'nun
yayınevinde değil, onu kayıtsız şartsız beğenip
yayınlamayı
kabul etmiş olan Çitlembik Yayınları'nda
yayınlamayı tercih ettim. Kitabın arka kapağında
yer verdiğimiz Sinan Çetin değerlendirmesini
okumak için, lütfen tıklayınız:
http://www.coskunbuktel.com/fiyasko.htm
MUSTAFA DEMİRKANLI: Acaba
Çitlenbik yayınları olmasa ne olurdu sonuç?
Merak ediyorum, çünkü Bükel "hırsız" diye
suçladığı Boyut Yayınevi'ne, tekrar tekrar
gelmişti, "kitabımı yayınlayın" diye... O sırada
ilkeleri izindeydi sanırım...
COŞKUN
BÜKTEL: İğrenç yalancı!
COŞKUN
BÜKTEL: Bir ay kadar önce beni
telefonla aradığında Okuyanus'un sahibi Cem
Mumcu'yu konu hakkında uyardığım halde,
Mumcu'nun cevaplamaya gerek görmediği bir
"kazık" iddiası: Tunca Tutkun, "Okuyanus
Yayınevi'nin bana attığı kazık..."
http://www.turkboard.com/okuyanus-yayinevinin-bana-attigi-kazik-vt108355.html
COŞKUN
BÜKTEL: Mustafa Demirkanlı'nın
yalanları sayfasını yakında yeni ve yine
somut örnekler ekleyerek güncelleyeceğiz.
Şimdilik eski haliyle idare edin:
http://www.coskunbuktel.com/linkdemirkanliyalanlari.htm
MUSTAFA
DEMİRKANLI: Büktel, konuyu
saptırmak yerine şunu diyebilir mi? Evet ben
Boyut Yayınevi "hırsız" diye suçladım ya da
onlar öyle algıladı ama sonrasında, öyle
algıladıklarını bilmeme rağmen, kesinlikle
kitabımı yayınlar mısınız diye gitmedim.
Diyemez, onun
yerine ne yapar? Yukarıda yaptıklarını...
Oysa, "yalancı" dedikten sonra, "ben
sonrasında kitabımı yayınatmak için
gitmedim, o yayınevine" diyebiliyor mu?
Hayır, ne yapıyor, iftiralarına devam
ediyor, asıl soruyu yok sayıp, unutturmaya
çalışıyor... Büktel soru şuydu: Sen
suçladığın yayınevine tekrar gittin mi
gitmedin mi? Benim dediğim de şuydu: O
sırada Çitlenbik yayınevi olmasa Cem
Mumcu'ya bunları der miydin? Yılmaz Öğüt'ü
bile yıllarca yedeğinde tutmaya çalışmadın
mı? Limüzinleri filan boşver, delikanlı gibi
konuş... Konuşabilirsen tabii,
konuşamayacağını ben biliyorum, seni
okuyanlar da seni tanısın diye... Şimdi
yazacağın şu: Demirkanlı'dan
iğrenmeyenlerden, iğreniyorum... Ama, soru
ve yanıtı yine boşta kalacak... Seni
okuyanlar salak ya, devam et...
MUSTAFA
DEMİRKANLI: Büktel her
zaman Yılmaz Öğüt'ü ayrı tutmuştur, kendi
deyimiyle "Linç Kampanyası"na imza vermesine
rağmen... neden? Belki, kitabım yayınların
diye, bu Büktel, Cem Mumcu'ya bunları
yazıyorsa tek nedeni vardır, umudu
tükenmiştir. Azıcık umudu olsa bunları
yazamazdı...
COŞKUN
BÜKTEL: İğrenç yalancı! "Sıfır
sansür" ilkemi çiğneyemeyeceksin!
COŞKUN
BÜKTEL: Cem Mumcu'yla ilişkim
konusunda yukarıda ne yazdıysam gerçek odur.
Yazmadığım ayrıntılar ise şöyledir: Demeç
şartı öne sürülünce Mumcu'yu "anında"
reddettim. Demeci Sinan'dan daha sonra
aldım. Çitlembik'i de daha sonra buldum.
Mumcu'nun yayınevi Çitlembik'ten daha
güçlüdür. Ama ilkelerime uymayan bir şart
öne sürmüştür. Yine de, (Mustafa'nın
kışkırtmasına kapılıp) sırf bu nedenle
Mumcu'yu düşman ilan edecek değilim. Yarın
ilkelerime uygun bir anlaşmaya razı olursa
Mumcu'ya yine kitap önerebilirim. Linççi
olarak suçladığım (ama hırsız olarak asla
suçlamadığım) linççi Yılmaz Öğüt, bir sürü
dürüst insanın yaptığı gibi, yarın linç
imzasını geri çekerse, Öğüt'e de kitap
önerebilirim. Ama linç imzasını geri
çekmeden asla...
Yalan Makinası Demirkanlı'nın, eskiden beri
tekrarladığı "hırsız dedi" iddiası hakkında
da, eskiden ne yazdıysam gerçek odur.
Meraklılar araştırabilir. Ya da Mustafa
araştırıp o konuda "ne demiş, ne dememişim"
bulabilir ve benim kendi ifadelerimin
belgesine burada link verebilir veya
kitabımın ilgili sayfasını bulup kaynak
gösterebilir. Ortaya hiçbir kanıt koymadan
her zaman yaptığı gibi alçakça iftira eden
Mustafa'ya ben hiçbir şey kanıtlamak zorunda
değilim. Mustafa'nın yalanlarını her
defasında mesai harcayarak, yeniden ve
yeniden çürütmeyi artık okurlar hatırına
bile gerekli görmüyorum. Mustafa'nın ne mal
olduğunu artık ilgili her okur öğrenmiş
olmalı. Bilmeyen okurlar için ise,
internette, Mustafa'nın sansürcü, yalancı ve
iftiracı olduğunu kanıtlayan düzinelerce
belgesel yazım ve her yazımda diğer
yazılarıma ve diğer belgelere kolayca
ulaştıran linkler var zaten: Örneğin,
yukarıdaki yorumumda verdiğim linkte
Demirkanlı yalanlarının ve
sahtekârlıklarının çoğunun belgeleri kolayca
görülebilir.
Ben yalana tenezzül edecek kadar alçak bir
orospu çocuğu olsaydım, öncelikle, Mustafa
da beni (benim her zaman yaptığım gibi)
belge ve kaynak göstererek suçlardı.
Ben yalana tenezzül edecek kadar alçak bir
orospu çocuğu olsaydım, bir oyuna yedi yıl
harcayacak kadar enayilik etmez; hele
"Türkiye'nin en iyi tiyatro eseri"ni
(İstanbul DT müdürü Şakir Gürzumar'ın fikri)
yarattıktan sonra, Özdemir Nutku iftirasına
(http://coskunbuktel.com/buktelgerizekarehberi.htm)
ve ardından iftira ve linç kampanyasına (http://coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm)
maruz kalmazdım.
BU TARTIŞMANIN FACEBOOK'TAKİ ORİJİNAL
SAYFASI:
http://www.facebook.com/photo.php?fbid=292714114080039&set
|
Hilmi
Bulunmaz Çağlayan'da Adliye önünde
18 Ekim 2011
LİNÇÇİ BARINAĞI
BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ'NDE
KONUŞLANMIŞ LİNÇÇİ
MİMESİS'İN
KIDEMLİ LİNÇÇİ VE İFTİRACISI
ÖMER F. KURHAN;
DÜRÜST VE DOBRA KONUŞARAK LİNÇÇİLERİ
ELEŞTİRMEKTEN BAŞKA SUÇU BULUNMAYAN
HİLMİ BULUNMAZ'A
KARŞI HAKARET DAVASI AÇTI AMA
MAHKEME
KURHAN
GİBİ LİNÇÇİLERİN
"KÜFÜR"
DİYE NİTELEDİĞİ ELEŞTİRİLERİN,
İNCİTİCİ DE OLSA
"KÜFÜR"
DEĞİL,
"ELEŞTİRİ"
OLDUĞUNA KARAR VERDİ.
İŞTE "BERAAT"
KARARININ METNİ:
http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/10/oyunun-notu-lincci-omer-faruk-kurhanla.html
|
13 Ekim 2011
COŞKUN BÜKTEL'İN FACEBOOK YORUMU:
ON
YILDA 1100 LİNÇÇİ YETİŞTİRDİK HER
YAŞTAN!
Linççi
Mimesis'in (eski adıyla İATP-G) boy
attığı, linççi barınağı Boğaziçi
Üniversitesi hakkında akademisyenler
de iyi konuşmuyor:
Prof.
Dr. Celâl Şengör: Boğaziçi
Üniversitesi ‘Türk üniversite
ligi’nde bile birinci lige
girebilecek bir kurum değildir
NİHAN KAYA:
Biraz haksızca olmuş.
Boğaziçi'ndeki arkadaşlarımız
dünyanın, yazıda da ismi geçen en
iyi üniversitelerine gittiler.
Boğaziçi'ni dünya üniversiteleriyle
kıyasladıklarında söyledikleri ortak
şey, Boğaziçi'nde araştırma
olanakları gibi birçok unsurun
dünyadakilere kıyasla daha geride
olmasına rağmen, eğitimin hiç de
onlardan aşağı olmaması. Ancak
bahsettiğim olanaklar zaten gördüğüm
kadarıyla Türkiye'nin hiçbir
üniversitesinde Boğaziçi'nden daha
iyi durumda değil. En iyi öğrenciler
Boğaziçi'ni seçmeye hep devam
edecek.
COŞKUN BÜKTEL:
Peki, DT'nin resmi video
görüntüsüyle somut biçimde, apaçık
saptanmış, belgeli bir iftiraya
destek vermek üzere başlatılan bir
kampanyanın (Bkz:
http://coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm)
düzenleyicisi olan kişiler ve o
kişilerden oluşan (önce İATP-G
adıyla çıkıp daha sonra suçlarını
sıfırlayıp örtbas etmek amacıyla
MİMESİS adını alan) bir yapı, sağlam
donanımlı, tutarlı, dürüst
aydınların da bulunduğu bir
üniversitede, varlığını on yıllarca
sürdürüp Üniversite olanaklarından
yıllarca ve sonuna kadar
yararlanabilir mi? İATP-G adıyla
etkinlik gösterdikleri dönemde
işledikleri suçların belgelerini,
İATP-G adlı siteyle birlikte silip
yok ettiler ve MİMESİS adını
aldılar. Ama bizim İATP-G'nin
suçları hakkında yıllar boyunca
yazdığımız yazıları silemediler.
İnternette İATP-G'nin suç arşivine
bir göz atarsanız, böylesine kirli
bir yapının temiz ve bilimsel bir
ortamda var olamayacağını kolayca
fark edersiniz. Sözünü ettiğiniz
üstünlükler, maddi ve fiziki
olanakların sağladığı üstünlüklerdir
ve sizin de dediğiniz gibi,
öğrenciler için daha uzun yıllar
kesinlikle çekici birer tercih
nedeni olmaya devam edeceklerdir.
Ama aslolan bilim ve bilim
ahlakıysa, Boğaziçi'nin durumu, ne
yazık ki, cilalı imajıyla tam bir
çelişki içinde... Prof. Dr. Celâl
Şengör, bugün, bir akademisyen
olarak bilimsel bağlamda, bizim
yıllardır tiyatro sanatı bağlamında
saptadığımız gerçeklerin, bir tür
"sağlamasını" yapmış.
NİHAN KAYA:
Bahsettiğiniz şeyler Boğaziçi'nde
olmamıştır demiyorum. Bunların
üzerine gitmekle iyi ediyorsunuz
şüphesiz. Sadece, Boğaziçi mezunu ve
sonrasında İngiliz tedrisatından
geçmiş biri olarak, bazılarının
söylediği gibi Boğaziçi'nin okuması
kolay bir okul olmadığını belirtmek
isterim.
46 dakika önce · Beğenmekten Vazgeç
· 1 kişi (Coşkun Büktel)
COŞKUN BÜKTEL:
Ben de zaten tüm Boğaziçi camiasını
mahkum etmek amacında olamam. Büyük
bir çoğunluk, eski adıyla İATP-G ve
yeni adıyla MİMESİS olan, linç
kampanyalarıyla maruf bu kirli
yapıdan, muhtemelen habersizdir. Ama
Boğaziçi'nin parasal ve fiziksel
olanaklarından on yıllardır
beslenmekte olan bu yapının BÜ'ni
lekelediği kesindir. Bu kirli yapıyı
bildiği ve tanıdığı halde bu yapıya
karşı çıkmayan her insanın, bir
vicdan suçu işlediği ve entelektüel
olma iddiasını ebediyen kaybettiği
de kesindir.
13 dakika önce
· Beğen · 1 kişi (Nihan Kaya)
TÜM
LİNKLERİYLE BİRLİKTE KAYNAK SAYFASI:
http://www.facebook.com/notes/co%C5%9Fkun-b%C3%BCktel/nihan-kaya-ile-bo%C4%9Fazi%C3%A7i-%C3%BCniversitesi-ve-zararlilari-hakkinda-sohbet/10150869133780711
|
Coşkun BÜKTEL
10 Ekim 2011
COŞKUN
BÜKTEL: At hırsızları kadar cahil,
bilimdışı ve ahlaksız olup da
sürekli seviyeli olmaktan söz eden
şu ciğeri beş para etmez sansürcüler
yok mu...?
MUSTAFA DEMİRKANLI: Yanıt hakkını,
Büktel'in icat ettiği çöp kutusunda
değerlendirenleri de değerlendirse
Büktel, gerçekten kendisini tanıtmak
için çabalamasından çok daha doğru
bir iş yapmış olur, umarım Büktel,
"çöp kutusu"nda yayınladıkları yanıt
hakkını da herkesi ikna edecek
argümanlarını sunar... Ama yapacağı
şu, okuyanlar takip etsin, bu konuya
yanıt vermeyerek, bana küfredecek...
Kimin ciğerinin kaç para ettiğini
dikkatli okurlar izlesin...
COŞKUN BÜKTEL:
En altta
linkini verdiğim belgeleri ve ilgili
diğer linkleri okuyup da Mustafa
Demirkanlı'yı hâlâ midesi
kaldırabilen, Demirkanlı'dan
iğrenmeyebilen herkesten, tüm
samimiyetimle iğreniyorum.
NOT:
Demirkanlı'nın yukarıda beni neyle
suçladığını anlayabilmek, değil
okurlar için, benim için bile
olanaksız. Ama kanıtsız, belgesiz,
linksiz, belirsiz laflarla kafa
bulandırıp okurlarda beni
suçladığına (benim suçlu olduğuma)
dair bir izlenim yarattıktan sonra,
benim "bu konuya yanıt
vermeyeceğimi" söylemek, Mustafa'ya
yetiyor. "Konu" dediği şeyin ne
olduğunun anlaşılmaması umurunda
değil. Kasten yapıyor. Belirsiz
konuşuyor, çünkü beni link
verebileceği somut belgeli, açık ve
belirli bir suçla suçlaması
olanaksız. Demirkanlı, okurlara bu
kötülüğü, ne yazık ki, benim "sıfır
sansür" ilkem sayesinde ("sıfır
sansür" ilkemi kötüye kullanarak)
yapabiliyor. Ama onun melaneti
yüzünden "sıfır sansür" ilkemi terk
edip, ciğeri beş para etmez bir
sansürcüye dönüşecek değilim elbet.
Bu nedenle, Mustafa ya da takma
isimli sapıklar bu tür
dezenformasyon etkinliklerini benim
sayfalarımda, bundan önce olduğu
gibi, bundan sonra da, özgürce
sürdürmeye devam edecekler. Ama ben,
takma isimli sapıkların ya da bizzat
Mustafa'nın, bir dakikada söylediği
yalanları, okurlara kurdukları
tuzakları, (yıllardır her defasında
tekrar tekrar mesai harcayarak
deşifre etmekten artık gına
getirdiğim için) ilgili okurlar,
kendilerini bu melanetten artık
kendi dikkat ve zekâlarıyla korumak
zorundalar. Linççilerin her türlü
ahlak kaygısından bağımsızca
ürettiği yalan, iftira ve hilelerden
oluşan dezenformasyon zehrine karşı
gerekli panzehirle güçlenmek için,
okurlara, burada verdiğim linki
tıklayıp (yılların birikimi olan)
teşhir yazılarımı ve onların
bağlantılarını titizlikle
okumalarını ve sunduğum belgeleri
dikkatle incelemelerini tavsiye
ediyorum:
http://www.coskunbuktel.com/linkdemirkanliyalanlari.htm
ÖNCESİ...
Facebook'ta
yine dün açtığım daha önceki bir
başlıkta, Burak Bozdoğan adlı bir
izleyicimin sorusunu cevaplamıştım.
Bu cevaba, Bozdoğan yerine
Demirkanlı cevap vermiş ve beni de
cevap vermek zorunda bırakmıştı.
Aynen aktarıyorum:
MUSTAFA
DEMİRKANLI:
Sadece bilmeyenleri kandırmaya
çalışıyorsun, sana her mecra açıldı,
gel video kaydıyla konuşalım, olmadı
senin sayfanda tartışalım, hepsinden
kaçtın, hala bir kaç kişiyi
kandırabilir miyim diye
çabalıyorsun, Büktel söyleyeceğin
laf varsa gel
ve konuş... Tek kale maçta kaç kaç
diye bir sonuç yoktur, maç
başlamadan zaten sen biliyorsundur,
şike diye de buna diyorlar.. Bir gün
cesaretini topla ve karşıma çık, ben
her zaman olduğu gibi buradayım ve
her zaman olduğu gibi sana meydan
okuyorum... Ama karşıma çıkamazsın,
sen tek kale maç yaparak bir iki
bilmeyeni kandırmak peşindesin...
Boşver Büktel boşver gerçekten,
söyleyecek, savunacak lafın
olmadığını takip edenler anlamıştır
zaten... üfürmekten, mağduru
oynamaktan vaz geç artık, yeni bir
oyun yaz, bekliyoruz, yazamayacağını
sen de bildiğin için... didinip
duruyorsun... ama nafile...
COŞKUN BÜKTEL:
Bunları sayfama kendi adınla son
teşrifinde tartışmıştık ve "Senin
sayfana da yazdığım son yorumum."
diyerek kaçan sen olmuştun. Ben seni
senin gibi işkembeden atarak
suçlamıyorum. Seni, senin
sözlerinle, söylediklerini tırnak
içinde aktarıp kaynağına link
vererek suçluyorum. İşte kaçış
belgenin linki:
http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150647829130711
|

KAAN ERKAM ÇİĞLİĞİ
Coşkun BÜKTEL
6 Ekim 2011
BÜKTEL VE BULUNMAZ ALEYHİNE AÇMADAN
ÖNCE, LİNÇÇİLER, MEHMET ESATOĞLU VE
KAAN ERKAM ALEYHİNDE LİNÇ KAMPANYASI
AÇMIŞLARDI Kİ, O KAMPANYALARA TÜRK
TİYATROSUNDA YALNIZCA BİZ (BÜKTEL VE
BULUNMAZ) KARŞI ÇIKMIŞTIK. AMA NE
TUHAFTIR Kİ, KAAN ERKAM, SONRADAN
LİNÇÇİLERLE ANLAŞTI VE LİNÇÇİLERİN
BİZİM (BÜKTEL VE BULUNMAZ'IN)
ALEYHİNE AÇTIĞI LİNÇ KAMPANYASINA
İMZASIYLA DESTEK VERİP KENDİSİ DE
LİNÇÇİ OLDU.
YANİ DEMEM
ODUR Kİ, "İNSANOĞLU ÇİĞ SÜT
EMMİŞTİR" SÖZÜNÜN TAM YERİNE
OTURDUĞU DURUMLAR BU ÜLKEDE
BELLİ Kİ ÇOK YAŞANMIŞ VE
YAŞANMAKTADIR.
Bu, Kaan Erkam aleyhine linççi
Mustafa Demirkanlı ile linççi
Ertuğrul Timur'un başlattığı
yoğun linç kampanyasının
ve bizim o kampanyaya karşı
çıkışımızın belgesi:
http://coskunbuktel.com/dostsitelere.htm
Bu da,
linççilerin bize karşı açtığı
linç kampanyasına imza atmış
linççiler listesinde, Kaan
Erkam'ın da yer aldığının
belgesi:
http://www.coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm
|
|
|
BU ÜLKEDE
VİCDANA KARŞI VİCDANSIZLIK HER GÜN,
HER SAAT GÜÇ KAZANIYOR! YOKSA BİZ
BELGELİ İFTİRAYA KARŞI ÇIKACAK
VİCDANLI 6 KİŞİ BULAMAZKEN, ONLAR 13
YAŞINDA ÇOCUĞA TECAVÜZ EDECEK KADAR
VİCDANSIZ 26 KİŞİYİ VE BUNU MAZUR
GÖRECEK HUKUKÇULARI (Bkz:
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/13-yasindaki-kiz-26-kisinin-tecavuzune-bilerek-ugramis-haberi-47073)
NASIL BULABİLİRDİ? TİYATROMUZDA
APAÇIK İFTİRAYI DESTEKLEYEN 1100
KİŞİ NASIL ÇIKABİLİRDİ?
Coşkun BÜKTEL
BELGESİZ KONUŞSAYDIK, 1100 İFTİRACI
LİNÇÇİ BİZİ ÇOKTAN KEPAZE ETMİŞ
OLURDU; OYSA BİZ YALNIZCA BİRKAÇ
KİŞİ OLDUĞUMUZ HALDE, (HAKİKAT VE
BELGELER BİZDEN YANA OLDUĞU İÇİN)
YILLARDAN BERİ, (HAKİKATİ VE
BELGELERİ ÖNEMSEMEK YERİNE YALNIZCA
KELLE SAYISINI ÖNEMSEYEN) O 1100
İFTİRACI LİNÇÇİYİ KEPAZE EDİYORUZ VE
ÖZÜR DİLEMEDİKLERİ SÜRECE KEPAZE
ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ. İŞTE
İFTİRANIN İKİ KERE İKİ DÖRT KADAR
KESİN, GÜNEŞ KADAR AÇIK, NET VE
KOLAY ANLAŞILIR BELGELERİ:
http://www.coskunbuktel.com/buktelgerizekarehberi.htm
BAŞTA MUSTAFA DEMİRKANLI OLMAK ÜZERE
LİNÇÇİLERİN MANTIĞI: Tecavüz
edenlerin ve destekçilerinin sayısı
yüzlerce, oysa tecavüz mağdurunun ve
mağduru destekleyenin sayısı bir
elin parmak sayısını ya geçiyor ya
geçmiyor. Bu durumda kimin haklı
olduğu ortada! Tabii ki, "ezici"
çoğunluk haklı.
BU ÜLKEDE (BELGELENMİŞ HAKİKATE
ALDIRMAKSIZIN, HAKİKATİ SOMUT
BELGELERİN DEĞİL, "KELLE SAYISININ"
BELİRLEDİĞİNİ ÖNE SÜREN) LİNÇÇİ
MANTIĞIN EGEMEN OLMASINA KARŞI
ÇIKMAK HER VİCDANLI İNSANIN ASAL
GÖREVLERİNDEN BİRİDİR. LİNÇÇİ
MANTIĞA KARŞI ÇIKMAK İÇİN, LİNÇÇİ
MANTIĞINI TANIYIN, ((DT'NİN VİDEO
GÖRÜNTÜLERİYLE BELGELİ) ÖZDEMİR
NUTKU İFTİRASINA İMZALARIYLA DESTEK
VERMİŞ LİNÇÇİLERİ MUTLAKA TANIYIN VE
KINAYIN:
http://www.coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm
Onlar
hep
belgesiz ve kaynak göstermeden
konuşarak yalnızca bize iftira
attılar. İşte bunlar da, (belge ve
kanıt göstermeksizin) "Özdemir
Nutku'ya iftira ettiler" diyerek
bize iftira etmekle yetinmeyip,
"küfürbaz" diyerek hakaret de etmiş
olan linççilerin; "ortadaki sandık
sike sike usandık", "dalyarak",
"dörtveren", "Çüktel" gibi apaçık
galiz küfürleri ne kadar kolayca
kullandığının ve kullananları mazur
gördüğünün belgeleri:
http://www.coskunbuktel.com/buktelyildizsahnesikapatmasi.htm
Yıllardır bu belgeleri ne zaman
burunlarına dayasak, sahtekâr
linççiler diyorlar ki: Belge diye
kendi yazılarınıza link veriyor,
kanıt diye kendi yazılarınızı
gösteriyorsunuz. Doğru söylüyorlar.
Sahtekâr linççiler (Hilmi Bulunmaz'a
karşı mahkeme sürecini
başlatmalarından ve beni savcılığa
şikayet etmelerinden hemen önce )
"Kış ortasında yaptıkları Bahar
temizlikleriyle" suçlarının
belgelerini silip yok ettikleri
için, onların yazılarına, belgelerin
orijinal kaynaklarına link vermemiz
mümkün olmuyor. Sahtekâr linççiler
buraya kadar doğru söylüyorlar ama
okurlardan Kış ortasında yaptıkları
Bahar temizliklerini" gizleyerek
okurları alçakça aldatmış oluyorlar.
Sahtekâr linççilerin okurlardan
gizlediği bir şey daha var: Hilmi
Bulunmaz, onların Kış ortasında
yaptıkları Bahar temizlikleriyle
silip yok ettikleri suç belgelerinin
çoğunu, silinmelerinden önce,
götürüp hem notere, hem de 3. Sulh
Hukuk Mahkemesi'ne onaylatmıştı. Suç
belgelerini "Kış ortasında Bahar
temizlikleriyle" örtbas etmeye
kalkışan sahtekâr linççiler, noter
ve 3. Sulh Hukuk onayını da, elbette
ki okurlardan saklıyor, okurları bu
konuda da alçakça dezenforme ediyor,
eşşek yerine koyuyorlar. İftiracı
linççiler, bütün bu gerçekleri
okurlarından saklayabilmek için,
elbette, en az 2. Abdülhamid kadar
sansürcü davranmak, bizim cevap
hakkımızı bile tanımamak, cevap
yazılarımızı küfür bahanesiyle
yasaklamak gibi iğrenç ve
antidemokratik üsullere başvurmak,
bizim "sıfır sansür" ilkemize karşı
sansür yanlısı olmak zorunda
kalıyorlar.
Biz belgesiz konuşmayız! İşte bu da,
linççilerin "Kış ortasında
yaptıkları Bahar temizliklerinin"
belgelerinden yalnızca bir tanesi:
http://tiyatrofanzini.blogspot.com/2009/12/iftirac-lincci-ve-sansurcu-tiyatro.html
|

Orhan Kemal, Nâzım Hikmet'le.
YIL 1949.
ORHAN KEMAL,
HAPİSTEKİ
KEMAL TAHİR'E
YAZDIĞI MEKTUPTA
"BEREKETLİ TOPRAKLAR
ÜZERİNDE"NİN
İLK VERSİYONUNU ANLATIYOR:
ADANA/ 14
ARALIK 1949
ORHAN
KEMAL'DEN KEMAL TAHİR'E
(...) Sonra bir de roman
götürmüştüm. "Bizim İnsanlar",
isminde. Kıraç Orta Anadolu
köylerinden kalkıp Türkiye'nin
California'sı denilen Çukurova'ya iş
için gelen üç arkadaşın, fabrika,
inşaat ve bilhassa Çukurova
güneşinin altmış hararet derecesi
altındaki tarlalarında ekmek
peşindeki maceraları. Bu kitapta
Çukurova'nın ne demek olduğunu,
(Milli Refah)ı meydana getiren
kahramanlarımızın, isimsiz
kahramanlarımızın maceralarını, bir
takım münasebetlerini göstermeye
çalıştım. Bütün gayretime rağmen bu
kitap basılmadı.
Sağlık
olsun. Elbet birgün basılır.
(...)
Cezan
dolmak üzere sanıyordum. Cezanın
dolmasını, romanlarını neşre
başlamanı dört gözle bekliyorum.
(...)
Nâzım'la
muntazaman mektuplaşıyoruz. "Ekmek
Kavgası" hakkındaki kanaati tıpatıp
seninkinin aynı.
(...)
Ben de
gözlerinden hasretle öperim,
arkadaşlarınıza gıyabi selamlarımı
sunarım.
RAŞİT
KEMALİ
KAYNAK:
Kemal Tahir, "NOTLAR/MEKTUPLAR",
Bağlam Yayınları, Kasım 1993. Sayfa
182-183.
BÜKTEL'İN NOTU: Mektubunda Orhan
Kemal'in "Bizim İnsanlar" adını
verdiği romanı sonraki yıllarda
"Bereketli Topraklar Üzerinde"
adıyla yayınlanıp defalarca
basılarak roman klasiklerimiz
arasına girmiş ve yönetmen Erden
Kıral tarafından filme de alınmıştır.

Kemal Tahir, Nâzım Hikmet ve Piraye
ile.
|


Mustafa Kemal
ile Hasan Rıza Soyak arasında
İbretamiz diyalog (Aktaran: KILIÇ
ALİ)
Mustafa Kemal: "BİZ HİÇBİR ZAMAN
İLELEBET İKTİDARDA KALACAĞIZ DİYE
BİR İDDİADA BULUNMADIK."
(...)
Gazi de irtica tehlikesinden kaygı
duyuyor ve diyordu ki:
"Yapılan inkılapların, yeniliklerin
memlekette hazmedilmiş olup
olmadığını bu şekilde görmüş olduk."
Genel
Sekreter Hasan Rıza Soyak, olan
biten olaylar hakkında ülkenin her
yerinden gelen telgrafları Gazi'ye
sunuyordu. Bu telgraflarla verilen
bilgiler Gazi'nin canını sıkıyordu.
Bu nedenle söylediği şu söz dikkate
değerdi:
"Fethi
Bey ("Serbest Fırka" genelbaşkanı
CB) bu işi yapamadı. Meseleyi ayak
takımına intikal ettirdi. Mamafih
olan olmuştur. Biz şimdi işimize
bakalım."
Bu
sözlerden sonra Hasan Rıza Soyak'la
Atatürk arasında şu konuşma
geçmişti:
"Paşam, görülüyor ki durum önemli ve
tehlikeye doğru gidiyor. Bu durum
karşısında acaba ne yapmak
gerekecek?"
"Bu
bir anarşi görüntüsüdür. Biraz daha
ilerler ve önüne geçilemez bir hal
alırsa o zaman ben, hemen partimin
("CHP". CB) başına geçeceğim. Fethi
Bey'i de uyaracak ve onunla birlikte
önce karşımıza çıkan irticayı ve
anarşiyi bertaraf etmeye
çalışacağım. Önce onlarla mücadele
edeceğim."
"Paşam, ya onlar (Fethi Bey ve
arkadaşları) durumdan faydalanarak
iktidarı ele geçirirlerse?"
"Olabilir.
Biz hiçbir zaman ilelebet iktidarda
kalacağız diye bir iddiada
bulunmadık."
"Paşam
ya onlar iktidara geldikten sonra
inkılap esaslarından dönerlerse?"
"Haa... İşte o zaman sen, ben ve
inkılaba taraftar olanlar birleşir,
böyle bir teşebbüsü derhal bertaraf
ederiz ve daima da bertaraf etmeye
muktedir ve muvaffak oluruz. Bundan
asla şüphen olmasın."
KAYNAK:

"KILIÇ ALİ'NİN ANILARI", İş Bankası
Kültür Yayınları, 13. basım, Şubat
2011. Sayfa 276-277.
|

İzmir
Suikasti hükümlüsü Ziya Hurşit'in
"BENİ O KADAR YÜKSEĞE ASINKİ BENİ
ASANLAR AYAĞIMIN ALTINDA KALSIN"
dediği tüm internete mikrop gibi
yayılmış bir bilgi kirliliğidir.
(Bkz.
Büktel, "Körler Körleri İzliyor"
Oysa
Ziya Hurşit'in sehpa önündeki son
sözleri gerçekte aynen şöyledir:
"Ne mükemmel şey! Salıncağa
benziyor. Yüksekliğine de diyecek
yok. Yerde kalan insanlara yukarıdan
bakacağım."
KAYNAK:
Ziya Hurşit'i yargılayıp idama
mahkum eden İstiklal Mahkemesi
("Dört Ali'ler Divanı") yargı
üyelerinden "KILIÇ ALİ'NİN
ANILARI", İş Bankası Kültür
Yayınları, 13. basım, Şubat 2011.
Sayfa 480.
|
BUGÜN,
18
EYLÜL
2011
SİTEMİZ
YAKINDA DÜZENLİ OLARAK GÜNCELLENMEYE
TEKRAR DEVAM EDECEKTİR.
|
BÜKTEL'İN
"HAMDİ MÜMKÜN"
SENARYOSUNUN
NASUH MAHRUKİ'Lİ
İLK VERSİYONU
|

2000 YILINDA BIGGLOOK.COM'DA YAYINLANMIŞ BU
RÖPORTAJIN BAŞLANGICINI ORİJİNAL SAYFASINDA
OKUMAK İÇİN, LÜTFEN
TIKLAYINIZ
(...) Hamdi Mümkün hayatta yazdığım en iyi şey
değil. Paramı alıp hayatımdaki en iyi eseri
yazmak üzere köşeme çekilebilirim.Ucuz
çalışmıyorum. İstediğim parayı öderlerse bunu
yapabilirim. Ama şimdilik verdiğimiz para ile
idare et, gerisini daha sonra veririz. derlerse,
ya da hisse ile çalışacak olursam, o zaman
hissemi artırmak için, yapılan işe burnumu
sokmak isterim.
Senaryoyu yazmaya başladınız mı?
Hayır. Hamdi'ye Senaryoyu yapımcı bulduktan,
oyuncular belli olduktan sonra yazmam daha
akıllıca olur. dedim. Filmi onunla yapıp
yapmayacağım belli olmadan senaryoyu yazmak
istemiyorum. Bunu biraz da tehdit anlamında
söyledim ona.
Peki yazmaya başladıktan ne kadar süre
sonra tamamlanır senaryo?
Aslında keşke Jigolo çekilebilseydi önce. Çünkü
Jigolo, üzerinde bir ay çalıştım, 50 sayfalık
uzun bir tretman yazdım. Jigolo'nun, pek çok işi
hallolmuş durumda. Çok sıkışsam bir ayda
bitirebilirim onu yazmayı; ama Hamdi Mümkün
üzerinde henüz sadece üç gün çalıştım. En az üç
ay çalışmam lazım Hamdi Mümkün senaryosunu
tamamlamak için.
Nasuh Mahruki'nin oynamasını
düşünüyorduk.
Hikayeyi ne zaman yazdınız? Böyle bir
hikaye yazmak nereden aklınıza geldi?
Geçen sezon Hamdi için TV skeçleri yazıyordum.
Bir karakter yaratayım, devamlı bir skeç olsun
diye düşünürken Hamdi Mümkün ortaya çıktı. İlk
taslakta Hamdi Mümkün, Enver Paşa'nın Allah-ü
Ekber Dağları'nda dondurduğu 100.000 askerden
biri olacaktı.
Nasuh Mahruki 90 yıl sonra o dağlara tırmanırken
onu bulup şehre getirecekti. Böyle bir tip
İstanbul'a gelince neler olacak diye
düşünmüştüm. Herkes ona hilkat garibesi gibi
davranacak, o da zamana ve zemine uyum
göstermeye çalışacaktı. O ilk taslakta yalan
ilacı fikri yoktu. Ama o fikri de yeni bulmuş
değilim. Yalan ilacı, Hamdi'nin oynamasını
düşündüğüm eski bir tiyatro projesiydi. Bir
kimyager yalan ilacını bulacak, bu yüzden başı
derde girecekti.
Daha sonra, dizi film değil de sinema filmi
yazmaya karar verince, Allahü Ekber dağlarında
donan adamın hikayesiyle yalan ilacını bulan
adamın hikayesini birleştirdim ve olayı Allahü
Ekber dağlarından alıp Abdülhamit dönemine, 31
Mart günlerine çektim. Hamdi Mümkün'ün
Abdülhamit'in sığınağında donmasına karar
verdim.
İşte böyle aşamalardan geçti hikaye. İlk aşama
da enteresandı aslında. Mahruki'nin oynamasını
düşünüyorduk. Hamdi projenin o halini de çok
seviyordu, ama o sıralar her gün skeç çektiği
için daha sonra yapılmak üzere bir köşeye
ayırmıştı onu.
Sonra kriz yüzünden zora girince beni işten
çıkardı, ben de işsiz kalınca boş durmamak için
bari Hamdi Mümkün'ü bir sinema filmi haline
getireyim dedim. Başlangıçta tek sayfalık bir
hikayeydi, üzerinde yoğunlaşarak biraz
çalışınca, şimdiki haline geldi. Ve tabii, bu
halini Hamdi daha çok beğendi...
Yıldız Sarayı'nda hikayede adı geçen
gizli sığınak var mı? Ya da film çekildikten
sonra böyle bir arayışa girilebilir mi?
Sanmıyorum. Ben böyle bir şeyi düşünmenin çok da
ters olmayacağını, Abdülhamit'in böyle bir
sığınak yaptırmayı düşünmeye müsait bir
karakteri olduğuna karar verdim. Hakkında
edindiğim ayrıntılı bilgiler, Abdülhamid'in çok
vesveseli bir adam olduğu konusundaki eski
ezberimi doğruluyordu. (...)
2000 YILINDA BIGGLOOK.COM'DA YAYINLANMIŞ BU
RÖPORTAJIN DEVAMINI OKUMAK İÇİN, LÜTFEN
TIKLAYINIZ:
Konuyu facebook
sayfasında izlemek ve yorum eklemek için, lütfen,
TIKLAYINIZ!
|
BÜKTEL'İN FACEBOOK POLEMİKLERİ -1
|
|
|
02 Kasım 2010, 19:34
http://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=150749781636503&id=100000243596367