"İKİNCİ GELİŞ" İÇİN KİMLER NELER SÖYLEDİ?
SAYFAMIZI GÜNCELLEDİK. LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

 

***

 

 

"ARKA SIRADAKİLER"DEN BİR KEZ DAHA

İSTİFA ETTİM!

 

(11 Nisan 2012)

Şahsıma yapılan ödemelerin uzun zamandır devam eden düzensizliği nedeniyle, "Arka Sıradakiler"in adresime gönderilen son senaryosu (185. Bölüm) üzerinde hiçbir çalışma yapmayacağımı ve bundan sonra bana senaryo göndermemelerini prodüksiyondan Çimen Hanım'a bildirdim. Yapımcımızın kalan hesabımı en kısa sürede temizleyeceğine inanıyor, bundan sonrası için kendilerine başarılar diliyorum.

 

—————————

 

FACEBOOK TARTIŞMASI

NE İÇTİ BİLMEM AMA MUSTAFA DEMİRKANLI'YI BÖYLE KÜFREDERKEN ASLA GÖRMEDİNİZ!
 

Mutlaka TIKLAYIN!

—————————

 

TOBAV BU KEZ ÖNEMLİ BİR KÜLTÜREL SALDIRIYA DİKKAT ÇEKİYOR!

Linkin ucundaki TOBAV haberini Hilmi Bulunmaz'ın sayfasından aktarmamın nedeni, o sayfada hem zaten orijinal kaynağa bir link bulunması, hem de, yarın öbür gün konjonktür değiştiğinde bile haberin değiştirilmeyeceğinden ya da artık işine gelmeyenler tarafından silinip örtbas edilmeyeceğinden emin olmak istememdir. Hilmi'ye bu konuda güvenim var.

Ama Hilmi'nin haber için yazdığı sunuş yorumuna kesinlikle katılmıyorum. Linççi olduğu için TOBAV'ın yaptığı her eylemin ille ve daima zararlı olması gerektiğini düşünmüyorum. Bence iktidarlarla ters düşmeye çok ender cesaret eden ve ettiğinde de genellikle iktidarın haklı görünmesine vesile olacak açıklamalara imza atan (Mesela, "sanata evet" deyip de sanat sayılması imkânsız saçma sapan oyunlara -örneğin, "Savaş Yorgunu Kadınlar"- geçit verdiği halde, Theope gibi bir oyuna asla geçit vermemiş olan) TOBAV, bu kez, eğer yalan haber yapmadıysa, bence, AKP'nin önemli bir kültürel saldırısına dikkat çekiyor!

TIKLAYINIZ!

—————————

 

GÜNCELLEME
20 Mart 2012

AŞAĞIDA LİNKİNİ VERDİĞİMİZ TARTIŞMANIN 2. RAUNDUNU DA YAYINLADIK

Theope'ye kafayı takmış ve Theope'yi "bitirmeye" kararlı başka vandalların da dün gece diğerlerine katılıp, Theope'ye nefretlerini açık ya da yarı açık biçimde teşhir ederek Türk tiyatrosunda saatin kaç olduğuna dair gayet "ibretamiz" örnekler oluşturdukları, hep birlikte kurt sürüsü gibi Büktel'in üstüne üşüştükleri ve Büktel'in hepsini tek başına püskürttüğü dün geceki 2. raundu, hemen 1. raundun bittiği yere, kocaman ve kırmızı bir başlıkla ekledik.

 

FACEBOOK TARTIŞMASI:

Bok mu daha kötü, sansür mü?
 

Büktel tek başına olduğu halde, linççilerin ve fahri linççilerin sanal sapıkları yeniden devreye sokmak zorunda kalarak bir kez daha kepaze oldukları "eğlenceli" tartışma... Dikkat!  Tartışmamız, zekâ yaşı 18'den küçükler ve Linççiler için eğlenceli değildir!

Diğerleri kaçırmasın! Lütfen...
 

TIKLAYINIZ!

—————————

 

ARKA SIRADAKİLER'DE GEÇEN HAFTA SEYRETTİĞİMİZ ÇOCUK ALDIRMA ÜZERİNE 2 TARTIŞMA SAHNESİNİN ORİJİNAL METNİ

—————————

ROBINSON CRUSOE KADAR YALNIZ OLMAK

Bana dar gelmeyecek örgütü kimler kursun / Yazalım gel seni CHP'ye deseler, dursun!

Hazin çelişki: Örgütlülüğe inancım tam olduğu halde, hayatım boyunca bir tek örgüte üye olmuş değilim. Nasıl üye olayım ki? Özdemir Nutku iftirasını 1100 kişi destekledi ve benim dışımda yalnızca 2 kişi karşı çıktı. Üç kişiyle örgüt kuramazdık. Linççilerle bir örgüt çatısı altında olacağıma ise Robinson Crusoe kadar yalnız olmayı tercih eder bunu onur sayarım.
 

CB 15 Şubat 2012

 
 
BİR SORU, BİR CEVAP
Ahırdaki inekle, okuldaki inek arasında ne fark var?

Biri "otobur"dur, diğeri "notobur"...

 

BİR ANEKDOT(!)

Geçenlerde orospunun biri sokakta karşıma çıkıp yakama yapışarak dedi ki: "Bana bak, takma isimli sapıklara orospu çocuğu deyip duruyorsun, bak sıçarım ağzına, benim öyle bir çocuğum olamaz!!!" CB

—————————

 

FRANSA'NIN SOYKIRIM KARARI HAKKINDA BİR SORU:

 

Bugün "Soykırım" olarak tanımlanmak istenen "tehcir" kararını İttihatçı hükümet vermişti. İttihatçılar Almancıydı. (Alman gemileri Goben ve Breslav'ı -Yavuz ve Midilli- satın almamızı ve Çanakkale savaşını yöneten generalin Liman Von Sanders olduğunu ve savaşa Almanların müttefiki olarak girdiğimizi hatırlayın!) Savaş sonunda yenildik ve İngilizler İstanbul'u işgal edip İttihatçıları Malta'ya sürdüler ve orada mahkeme kurup yargıladılar. Tüm Osmanlı arşivleri İngilizlerin eli altındaydı. İngiliz mahkemeleri İttihatçılara beraat verdi ve hepsini serbest bıraktı. İstanbul'un hakimi işgalci İngilizler, soykırıma dair inandırıcı delil bulsalar, Almancı İttihatçıları beraat ettirir miydi?

NOT 1. Sadece soruyorum. Soykırım olmuştur ya da olmamıştır demiyorum.

NOT 2. Bilâl Şiimşir'in "Malta Sürgünleri" yıllardır kitaplığımda var ama hâlâ okumuş değilim. Malta duruşmalarına dair verdiğim bilginin kaynağı Uluç Gürkan'ın şu röportajıdır:

 TIKLAYINIZ!

—————————

 

SİZİ YARGISIZ OLARAK SUÇLU İLAN ETMEYİZ AMA YARGISIZ OLARAK YILLARCA HAPİSTE ÇÜRÜTEBİLİRİZ!

 

AKP yetkilileri ikide bir ekrana çıkıp papağan ezberi gibi aynı hukuk kuralını tekrarlayarak hukukun üstünlüğüne çok inançlı insanlarmış pozuna giriyor ve diyorlar ki: "Kimse yargı kararı olmadan suçlu ilan edilemez". İnsanların suçlu ilan edilmeden de yıllarca tutuklu kalabildiği bir ülkede marifet, insanları suçlu ilan etmemek değil; insanların suçlu ilan edilmedikleri halde, yargısız olarak, yıllarca hapis yatmalarının önlenmesidir.

Bir başka deyişle, AKP'nin insanlara vermesi gereken asıl garanti şudur: "Kimse yargı kararı olmadan suçluymuş gibi yıllarca hapsedilerek cezalandırılamaz". AKP bu garantiyi vermiyor. Onun yerine "yargı kararı olmadan kimseyi suçlu ilan etmeyiz" diyor. İyi de, suçlu ilan etmeden de yıllarca hapsettiğiniz insanlara, "sizi suçlu ilan etmiyoruz" demenizin ne yararı var ki?! Sizi yıllarca hapsedebiliriz ama sizi suçlu ilan etmeyiz... Bunun, yıllarca yargısız olarak hapiste çürüttüğünüz insanlarla alay etmekten başka anlamı olabilir mi?

CB / 8 Ocak 2012

 

——————————

 

ONDAN HER ŞEY BEKLENİR

Ekranda Van'a 3 Milyar göndereceğini söyleyerek bedava reklamını yapıp da sonradan "sarhoştum" diyerek vazgeçen şahıs;

bence, o kadar sarhoş olmak için, içki değil daha sert bir şey içmiş olmalı ya da ne bileyim, mesela ilacı yanlışlıkla kendi gazozuna atmış olmalı.

CB / 8 Ocak 2012

 

——————————

 

Hiçbir canlıdan doğasına aykırı davranmasını beklemeyin!

Kuşa "uçma", balığa "yüzme", Mustafa Demirkanlı'ya "yalan söyleme", denemez.

İşte bu nedenle, ben Mustafa gibi gariban bir tetikçiye değil; Mustafa'nın iftirayı kapak yapmış dergisine (Bakınız:
Kapaktaki iftira) reklam vererek yalan ve dezenformasyonu halkın parasıyla destekleyen DT genel müdürü Lemi Bilgin, İBBŞT genel sanat yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu ve İzmit ŞT genel sanat yönetmeni Nejat Birecik'e kızıyorum asıl...
 

CB / 25 Aralık 2011

 

——————————

 

COŞKUN BÜKTEL: Mustafa Demirkanlı aylardır facebook sayfalarıma dadandı ve kendi açık adıyla aylardır yazıp duruyor. Bu arada aylardır bir tek takma isimli sapık facebook sayfalarıma uğramadı.
 

HİLMİ BULUNMAZ: Mustafa'nın hem sakız çiğneyip hem de yürümeyi aynı anda beceremediği anlaşılıyor.

23 Aralık 2011

——————————

 

 

 

 

 

 

 

14 YIL ÖNCE, BEN DEMİŞTİM Kİ:

BÜKTEL / 18 Aralık 2011
 

(...) "Final" gibi bir abukluğa, "İlk Kadın" gibi sıkıcı bir "hikaye okuma" tiyatrosuna, "Olmayan Kadın" gibi bir utanmazlığa DT çatısı altında yer vermekle bindiğiniz dalı kestiğinizi ne zaman fark edeceksiniz? İlle yere çakılmanız mı gerek? İlle birinin düdüğü çalıp "paydos" diyerek kapınıza kilit vurması mı gerek? Ancak o zaman mı anlayabilirsiniz? Eleştirmen diye, "Olmayan Kadın" için tezahürat yapan Ayşın Candan'a inanarak; seyirci diye "çağdaş sahne estetiği" mavallarıyla şartladığınız üç tane zavallı öğrenciye ve 25 yaşını çoktan doldurup kazık kadar adam oldukları halde hâlâ Zeynep Oral'ı bile eleştirmen zanneden üç beş masuma bel bağlayarak, maaş güvencenizi daha ne kadar koruyabilirsiniz? Çiftliğinize kendinizden iyileri sokmayarak, yaklaşan akıbetten daha ne kadar korunabilirsiniz? (...)

(Coşkun Büktel, "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", sayfa 348.) Tamamı için,

TIKLAYINIZ!

NOT: Yukarıdaki ifadelerim 13 yıl önce (1998) yayınlanan "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları" adlı kitabımda çıkmıştı. Ama aslında o ifadeler, kitabımdan önce "Gölge Tiyatro" dergisinin Temmuz-Ağustos 1997 tarihli sayısında da (yani 14 yıl önce) yayınlanmıştı. Her zaman haklı çıkması yüzünden nefret edilen ve haklı çıkmayı pahalıya ödeyen bir yazar olmaktan gurur duyuyor değilim ama yüksünmediğim ve pes etmeyeceğim de kesin...

 

MİMESİS'İN BELÂLISI: FERİDUN ÇETİNKAYA!

Feridun Çetinkaya'nın "Mimesis Dergisi Çevresini Hâlâ Ciddiye Alan Bir Tiyatro İnsanını Ciddiye Almak Mümkün mü?" başlıklı yazısını ve Ömer F. Kurhan'ın Feridun'a karşı yazdığı son cevabı okuduktan sonra; tanık olduğum sansürcü kepazelikler beni, Feridun Çetinkaya'nın geldiği noktanın tam tersi bir noktaya getirdi. Linççi ve sansürcü Mimesis'i ciddiye alanları fazlasıyla ciddiye almak ve çok sert eleştirmek zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü Mimesis'i ciddiye alıp da Mimesis'e hâlâ destek veren herkesi, (kendisi linççi olmasa bile, linç kampanyasını meşrulaştırmaya çalışan birer karanlık işçisi olarak) fazlasıyla ciddiye almamız ve tarih önünde teşhir etmemiz gerek bence.
 

Feridun'un bilimsel, belgesel, tutarlı ve "sonuç yaratan" yazıları karşısında, işi arsızlığa vurmaktan başka çare bulamayan "feci felsefeci", bileyci Kurhan, (Kurhan'ın bileyciliği için, bakınız: Tehdit sayfası) söylediklerine kendisi de inanmadığından kulağını yine mümkün olan en dolambaçlı yoldan tutarak, sırf Feridun'un yazdıklarının kendisini "güldürdüğünü" söylemek için, 12 yaş zekâsıyla, yine ironi sandığı bir sürü boş laf salgılayarak, yarım sayfalık bir laf salatası koymuş ortaya. (Bakınız: Mimesis-Kurhan) Kendilerini yetenekli ve dürüst insanları karalama memurluğuna tayin etmiş görünen bu insan karikatürlerinin Feridun Çetinkaya'yı "ırkçılığın avukatlığıyla" suçlama öfkesinin zararla oturmalarına yol açtığını idrak ederek, artık Feridun'a yalnızca güldüklerini söylemeleri, gerçekten gülünçtür. Ama gülünç olanın kimliği konusunda, yine feci bir yanılgı içindeler: (Kurhan'ın "küfürbaz" diyerek dava ettiği Hilmi Bulunmaz beraat etti. Kurhan'ın tacizci diye suçladığı Mehmet Esatoğlu, sonuçta Kurhan'la yan yana can cana bir konuma geldi. Kurhan'ın kılavuzluğundaki IATP-G platformu, Kış ortasında uzun uzun Bahar temizlikleri yapmak üzere, kendini yıllarca iptal etmek zorunda kaldı. Kurhan'ın kurduğu ya da katıldığı oluşumlar kapandı. Kısacası, Kılavuzu Kurhan olanların burnu boktan kurtulmadı.) Kurhan Feridun'a gülmeye çalışarak gülünç olmak yerine, tuvalete kapanıp kimselere görünmeden böğüre böğüre ağlayıp ferahlasa ve artık Mustafa'nın ipiyle kuyuya inen salaklardan olmayı bırakıp iyi insan olmaya karar verse çok daha iyi eder, ama ner'de o zekâ...?

 
——————————
 
YILLAR ÖNCE DERGİSİNİN KAPAĞINDA "EVET İKİNCİ BİR THEOPE VAR" BAŞLIĞINI ATMIŞ OLAN MUSTAFA DEMİRKANLI,
DÜN (4 Kasım 2011) YİNE KANITSIZ, İSPATSIZ, KAYNAKSIZ OLARAK, DEDİ Kİ:
"Ömer Faruk Kurhan iş edindi ve buldu... Neyi buldu, ikinci bir Theope'yi"
 
KAYNAK:
Demirkanlı'nın kanıt ve belge göstermeksizin,  "ikinci Theope" hakkında başka neler dediğini okumak için, lütfen, kaynağa verdiğimiz linki
TIKLAYINIZ!
 
——————————
 
Mehmet Esatoğlu

 
29 Ekim 2011
 
BÜKTEL: Şu Mehmet Esatoğlu, kendisine karşı taciz kampanyası açan linççilerle mücadele edebilseydi, şimdi çok şey farklı olurdu.

HİLMİ: O öyle olsaydı, bu böyle olsaydı!... Halamın taşakları olsaydı diyorsun yani?

BÜKTEL: Halamla ne alakası var, Esatoğlu'nun taşakları olsa yeterdi, diyorum.

——————————

HİLMİ BULUNMAZ, üç gündür, Mustafa Demirkanlı'nın DT reklam panoları konusundaki devlet yalakası tavrını ve o panolarla ilgili yalan ve iftiralarını hiç üşenmeden, satır satır yalanlayan, müthiş bir yazı hazırlamakta... Bulunmaz, yazısında, elbette ki, Burak Caney adlı takma isimli sapık orospu çocuğunun, gerçekte, kendisi (Demirkanlı) değil de "biz" (Bulunmaz ve Büktel) olduğumuz yolundaki (hiçbir inandırıcılığı bulunmayan, en galiz küfürden bile daha iğrenç ve absürd) eski iftirasına da, bir kez daha şiddetle cevap veriyor. Yazı, parlatılma aşamasında... Mustafa kadar olmasa da, biz de heyecanla bekliyoruz...

——————————