|

THEOPE POLEMİĞİ :
8
TÜRK DİLİNDE
YAZILMIŞ
EN İYİ OYUN “THEOPE”
GEYİK MUHABBETİYLE
TAHARET BEZİ
MUAMELESİNDEN
NE ZAMAN KURTULACAK?
Acar Burak Bengi
(Bu yazı sineklimarket.com sitesinden aynen aktarılmıştır.)
Can Bey,
Theope üzerine bir yazı yazıp şöyle diyorsunuz: "İyidir kötüdür
bilmem". İyi mi, kötü mü olduğunu dahi bilmediğiniz bir eser üzerine
neden bir şeyler yazmaya koyuluyorsunuz? İyi mi, kötü mü olduğunu
dahi bilmeden bir eser üzerine ne yazılabilir ki? Bir tiyatrocu, bir
oyunun iyi mi, kötü mü olduğunu dahi bilmiyorsa ne biliyordur? Bu
tam bir "geyik muhabbeti" değil mi?
Peşinden, iyi mi, kötü mü olduğunu bilmeseniz de, şunu bildiğinizi
ileri sürüyorsunuz: "'Theope' maalesef 'sahne eseri' olma
özelliklerinin önemli bölümünü taşımamaktadır". Ama bunun da bilgi
değil, sadece boş bir iddia olduğu anlaşılıyor.
Temellendiremediğiniz, açıklayamadığınız, kanıtlayamadığınız, boş
bir iddia. Theope, "sahne eseri" olmanın hangi önemli özelliklerini
taşımamaktadır? Gösteremiyorsunuz. Gösterin ki, biz de artık Theope
üzerine konuşmanın "geyik muhabbeti" olduğunu anlayalım. Bunu
yapmadan konuşmak, tam bir "geyik muhabbeti" değil mi?
Coşkun Büktel (sizin yaptığınız gibi boş iddialarla "geyik
muhabbeti" yapacağına) "sahne eseri" veya "yönetmen tiyatrosu"
geyiklerinin Theope'yi neden ve nasıl vandalca budayarak tanınmaz
hale getireceğini gösterdiği halde, hatta "sahne eseri" veya
"yönetmen tiyatrosu" muhabbetlerindeki koca geyiği "Yönetmen
Tiyatrosuna Karşı" (Kaknus, 2001) adlı bir kitabında kıskıvrak
yakaladığı halde, siz hala Theope'nin "vandalca budanarak" tanınmaz
hale getirildiğine katılmıyorsunuz. Ali Taygun'un Theope üzerindeki
tasarruflarını vandalca budama olarak görmüyorsunuz ve neden böyle
görmediğinizi de açıklamak, kanıtlamak ihtiyacı duymuyorsunuz. Peki,
her ne kadar arkasında durduğunuz için sorumlu olsanız da, Ali
Taygun'un tasarruflarından sorumlu tutmayalım sizi. Sizi, Theope'nin
vandallık etmeden budanabileceği, sahne eseri haline
getirilebileceği tezinizden sorumlu tutalım ve bu tezinizi
kanıtlamanızı bekleyelim. Yani, siz kendiniz gösterin, Theope'nin
vandallık etmeden budanabileceğini ve sahne eseri haline
getirilebileceğini. Bu tezinizi kanıtlayın ki, biz de artık Theope
üzerine konuşmanın "geyik muhabbeti" olduğunu anlayalım. Bunu
yapmadan konuşmak, tam bir "geyik muhabbeti" değil mi?
Bir de, yazarlığı kız babası olmaya benzeterek, eser- kızla
yönetmen-oğlan odaya girip kapıyı kapayınca yazar-babanın dışarıda
kalması gerektiğini söylüyorsunuz. Anlaşılan, siz yönetmenler illa
eseri kız olarak görüp, sonra da ona tecavüz etme hevesindesiniz.
Burada bir sapkınlık var. Daha isabetli bir benzetme bu sapkınlığı
göstermek açısından işimizi kolaylaştıracak; bunun için Beethoven'ın
9. Senfoni'yi orkestra şefine verdiğini ve şefin benzer şeyler
söylediğini düşünün: "Şimdi siz babasınız, 9. Senfoni sizin kızınız
ve ben de kızınızla bir odaya kapanıp kapıyı kilitleyeceğim, siz
yanımıza gelemezsiniz; artık karışmayın, o bana ait; odada orkestra
olup olmadığını da sormayın, bana güvenin artık, ben ırz düşmanı
mıyım? Kızınızı kilitli odada sahne metnine dönüştüreceğim." Bu
şefin konuşmaları, tam bir "geyik muhabbeti" değil mi?
Veya bu şefin Beethoven'a "Yok kardeşim, benden iyi mi bileceksin?
Koral bölümü çıkaracağım; senfoni mi yazıyorsun, opera mı?" diye
sorduğunu hayal edebiliyor musunuz? Veya şefin şöyle dediğini: "Ya
Beto... bu kemanlardan sıkıldık artık ya; yenilik istiyoruz; ben
keman yerine zurna koyacağım; sahne metnine dönüştürüyorum 9.
Senfoni'yi"? Ya da şefin şunu söylediğini hayal edebiliyor musunuz:
"Bu kadar uzun müzik mi olur? İbrahim Tatlıses'ten haberin yok mu
senin hiç Ludwig; iki dakikalık parçalar daha çok tutuyor; onun için
iki dakikaya indiriyorum 9'u"? Bu şefin konuşmaları, tam bir "geyik
muhabbeti" değil mi?
Bir şef, ırz düşmanı değilse, herşeyden önce çalacağı eserin iyi mi,
kötü mü olduğunu bilir ve eseri iyi bulmuyor ya da sevmiyorsa,
çalmaz. Sonra, (tabii yine, eğer bu şef ırz düşmanı değilse ve)
çalacağı eserde kusurlar olduğunu sanıyorsa, besteciyle (yani
Beethoven'la) konuşup ya onu ikna eder, ya da kendi ikna olur. Bu
aşamalar geçildikten sonra da, kendini Beethoven'la bir tutmak veya
ondan da üstün görmek yerine, kompleksle davranmak yerine, hayran
kalıp çalmak istediği eserin bestecisine yakın olmaya çabalar ve
böyle bir fırsat varsa, bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek
için elinden geleni yapar. Çünkü hayran kalıp çalmak istediği eseri
daha iyi anlamak ve aktarmak için, bu eşsiz bir fırsattır.
İkinci yazınızda da, yazarı kumaş üreticisine benzetiyorsunuz ki, bu
da çok abes. Kumaş kelimelerdir, yazar ise bu kelimelerle hayat
kuran kişi. Yazar kumaş üretmez; kumaşın nasıl "kesileceği",
"biçileceği", "delineceği" ve sonunda ne elde edileceğini belirleyen
kişi yazardır, yönetmen değil. Yönetmen, kendini tasarımcı
sanmayacak, terzi olduğunu bilecek ve tasarımcının yarattığı modeli,
çıkardığı patronu sadakatle, en iyi şekilde uygulamaya çalışacak.
Tasarımda bir kusur bulduğunu sanıyorsa, tasarımcıyla konuşup ya onu
ikna edecek veya kendi ikna olacak. Uygulamada zorlandığı için de,
tasarımı budayıp, heba etmeye kalkmayacak, görkemli bir elbiseden
"taharet bezi" çıkarmayacak. Yetenekli ve hakiki müzisyenler, sırf
çalmak zor diye, Liszt veya Paganini'yi budamaya kalkıp, onlardan
"taharet bezi" mi çıkarıyorlar? Şefin Beethoven'a şöyle dediğini
hayal edebiliyor musunuz: "Senin ürettiğin 9. Senfoni sadece bir
kumaş; biz o kumaşı 'keser', 'biçer', 'deler', sonra da ister
'gömlek', ister 'masa örtüsü', ister 'taharet bezi' yaparız. Biz 9.
Senfoni'den oyun havası çıkaracağız. Kumaşın sahibi artık biziz ve
tasarruf hakkı da bizde"? Bu şefin konuşmaları, tam bir "geyik
muhabbeti" değil mi?
Veya şefin
Beethoven'a şunları söylediğini hayal edebiliyor musunuz: "Bana bak
Beethoven, sen ne sanıyosun? Kemancılar, çellocular, davulcu...
bütün bunlar senin daktilonun tuşları mı? Hayır efendim, benim
daktilomun tuşları. Sırf canım istiyor diye, her kemancıya başka
nota çaldırıyorum; davulcu sıkılmasın diye, ona obua notaları
vurduruyorum; zaten klarnet yerine de zurna koydum"? Ancak ırzla
veya taharetle kafayı bozmuş bir şef böyle konuşabilir. Hakiki bir
şef ve müzisyenler ise, yorum farkı peşinde koşmaz, 9. Senfoni'yi
anlamak için didinir; yorum farkı diye zurna kullanmaz veya 9.
Senfoni'yi iki dakikalık bir "taharet bezi"ne çevirmez; 9.
Senfoni'nin ruhunu en iyi şekilde anlamak için çaba sarfederken (ki
bu sadakatsizlikle asla başarılamaz) kendi ruhu ve tekniğiyle de
ister istemez buluşur ve yorum farkı da ancak böyle gerçekleşir, ama
bu arada kendi ruhu ve tekniğini de gözden geçirmiş olur. Klasik
müzik sanatçıları, dünyada belki de en prestijli yorumculardır, ama
"kesip", "biçip" "deldikleri" ve eserin ruhuna tecavüz edip 9.
Senfoni'den oyun havası veya "taharet bezi" çıkardıkları için değil,
tevazu, sadakat ve yetenekle çalacakları eserlerin ruhlarına nüfuz
etmeye çalışıp kendi ruhlarından bir şeyler damıttıkları için.
Coşkun Büktel'in "Türk dilinde yazılmış en iyi oyun" diye nitelediği
Theope üzerine; böyle nitelenmesine kimsenin itiraz edemediği Theope
üzerine; hatta Seçkin Selvi'nin "İnsanı sinirlendirecek kadar
mükemmel yazılmış bir oyun" diye nitelediği Theope üzerine; Memet
Baydur'un "kendi oyunlarımın hepsinden daha çok beğeniyorum" diye
nitelediği Theope üzerine; Cüneyt Türel'in "Türk tiyatrosunda
yepyeni bir kulvar açıyor" diye nitelediği Theope üzerine; Cihan
Ünal'ın "Hayran oldum" diye nitelediği Theope üzerine; Hasan Ali
Toptaş'ın "Büyülendim" diye nitelediği Theope üzerine; ve herşeye
rağmen Ali Taygun'dan Özdemir Nutku'ya ve oradan size kadar, Türk
tiyatrosunun en haksız ve en büyük "geyik muhabbeti"yle mahkum
edilen Theope üzerine, sadece yazarı Coşkun Büktel'in mücadele
vermiş olması mı "geyik muhabbeti"dir? Yoksa, Coşkun Büktel'in bu
mücadelesini "geyik muhabbeti" olarak nitelemenin kendisi mi?
Mesela, faili meçhul Uğur Mumcu cinayetinin hesabını sormayı
sürdüren Mumcu yakınlarıyla avukatları mı "geyik muhabbeti"
yapmaktadırlar, yoksa bu soruşturmanın uzamasını "geyik muhabbeti"
olarak niteleyenlerin bizzat kendileri mi? Üstelik, Theope'nin
failleri de meçhul değil. Theope'nin hakettiği şekilde
sahnelenmeyişi, failleri meçhul olmayan ve yıllardır sürekli
tekrarlanan hunhar bir cinayettir. Bu sadece Theope ve yazarına
karşı işlenmiş hunhar bir cinayet değil, aynı zamanda halka ve
Türkiye'deki kültür hayatıyla, bilinç iklimine karşı da işlenmiş
hunhar bir cinayettir. Ve bu hunhar cinayet karşısında, taraf olmama
hassasiyeti, ancak katillerle işbirlikçilerinin "geyik
muhabbeti"dir.
Bu yazıya cevap (9. yazı):
Can Doğan,
“VANDALCA” BUDANDI İYİ HOŞ DA HİÇ Mİ BİR ŞEY KALMADI GERİYE?
Bu yazının öncesi (7. yazı):
Can Doğan,
COŞKUN
BÜKTEL’E AÇIK MEKTUP
Acar Burak Bengi'nin,
sitemizde yayınlanmış yazıları:
YÖNETMEN Mİ, ALKOLLÜ SÜRÜCÜ MÜ, IRZ DÜŞMANI
MI?
TÜRK DİLİNDE YAZILMIŞ EN İYİ OYUN THEOPE GEYİK
MUHABBETİYLE TAHARET BEZİ MUAMELESİNDEN NE ZAMAN KURTULACAK?
TÜRKÇE GÜVENİLMEMESİ GEREKEN BİR DİLDİR
TOLSTOY-TURGENYEV DÜELLO MEKTUPLAŞMASI
BU "GÜNLÜKLER" TOLSTOY
DEĞİL
JÜRİNİN KILIÇ
YARASI KANIYOR
|