|

TOLSTOY-TURGENYEV,
DÜELLO MEKTUPLAŞMASI
Acar Burak Bengi
Acar Burak Bengi
tarafından derlenip çevrilen bu yazı ilk kez olarak
POSTA KUTUSU dergisinde
(sayı 3, 2004) yayınlanmıştır.
Sivastapol Skeçleri, Akın,
Çocukluk ve Delikanlılık gibi ilk eserleriyle hayranlık
uyandıran Tolstoy’u Petersburg’un edebi çevrelerine, en önemli
hayranı Turgenyev takdim etmişti. Tanışmalarından önce Tolstoy da
Sivastapol Skeçleri‘nden birini kendinden on yaş büyük
meslektaşına ithaf ettiyse bile, sadece Turgenyev’in hayranlığı
sürekli oldu. Ama bu hayranlık dostluklarının her zaman barış ve
sükunet içinde geçmesini sağlayamadı.
1861 baharında, Babalar ve
Oğullar’ın yeni bitirdiği elyazmasıyla yurt dışından dönen
Turgenyev, eseri hakkında Tolstoy’un söyleyeceklerini sabırsızlıkla
bekliyordu. Malikanesi Spasskoye’ye gelen Tolstoy’u büyük bir odada
elyazmasıyla baş başa bıraktı ve bir ara odaya girdiğinde onu
uyuyakalmış buldu. Tolstoy da, uyku arasında, odadan çıkan
Turgenyev’in sırtını görmüş, yani uyurken görüldüğünü anlamıştı. Bu
durum bir tartışmaya yol açmadı ve ertesi gün keyifli bir şekilde,
zamanın en büyük lirik Rus şairlerinden kabul edilen dostları Fet’in
Stepanovka’daki malikanesine gittiler.
İlerleyen günün sabahı semaverin
başında otururlarken Turgenyev kızının İngiliz mürebbiyesini
övüyordu, Fet'in karısına verdiği cevapta. Turgenyev'den, kızına
bağış yapsın diye verdiği harçlığı belli bir meblağa bağlamasını
istemişti mürebbiye.
“Ve şimdi de” diye devam etti Turgenyev, “kızımdan fakirlerin
söküklerini onarmasını istiyor.”
“Ve sen de bunu iyi bir şey sayıyorsun?” diye
sordu Tolstoy.
“Tabii; bu, bağış yapanı gündelik ihtiyaçlarla
temasa geçirir.”
“Ama ben, cicili bicili bir kızın, kucağındaki
kirli, pis kokulu paçavralarla sergilediği samimiyetsiz bir fars
tiyatrosu görüyorum.”
“Bunu söylemekten men ederim seni!” diye bağırdı
Turgenyev kızaran suratıyla.
“Neden inandığım şeyi söylemeyecekmişim?” diye
karşılık verdi Tolstoy.
“Demek sence kızıma kötü terbiye veriyorum?”
Buna Tolstoy, tam da öyle düşündüğü cevabını
verince, Turgenyev köpürdü:
“Böyle konuşursan, suratına yumruğu
yersin.” Sonra masadan fırladı, başını elleri arasına alıp odadan
dışarı attı kendini. Bir an sonra geri döndü ve Fet’in karısına
“Tanrı aşkına, beni derinden pişman eden bu uygunsuz davranışımı
bağışlayın!” dedi ve tekrar odayı terk etti. (Sonraki gelişmeler,
Turgenyev’in bu sırada Tolstoy’dan da özür dilediğini, ama bu özrün
onu tatmin edecek kadar kati olmadığını gösteriyor.)
Her iki misafirinin de kısa fitilleri olduğunu
bilen Fet kayınbiraderinin yakındaki malikanesi Novosyolki’ye
zorlukla gönderebildi Tolstoy’u. Ama gurur ve özsaygısı ölümcül bir
darbe alan Tolstoy Turgenyev’e şu notu göndermekte gecikmedi:
“Umarım, üstelik Fet ve
karısının gözleri önünde, bana karşı doğru davranmadığını vicdanın
zaten söylemiştir. O halde, Fet’e gönderebileceğim türden bir mektup
yaz bana. Ama eğer bu talebimi haksız buluyorsan, o zaman beni
haberdar et. Bogoslovo’da bekleyeceğim.”
Novosyolki’ye en
yakın postanenin bulunduğu Bogoslovo’da bir cevap alamayan Tolstoy
tabancaları sipariş etti ve Turgenyev’e bu kez düello talebiyle
ikinci bir not yazdı. Öyle, edebiyatçıların, şampanya
tokuşturmalarıyla sonuçlanan gülünç düelloları gibi bir şey değil,
gerçekten nişan alınan hakiki bir düello istediğini vurguladıktan
sonra, Turgenyev’i Bogoslovo’nun kenarındaki ormanda bekleyeceğini
yazdı. Aslında Tolstoy’un ilk mektubunu cevaplamıştı Turgenyev, ama
onu yanlışlıkla Novosyolki’ye göndermişti ve Tolstoy ikinci notu
gönderdikten sonra Turgenyev’in ilk mektuba verdiği bu cevabı aldı:
“Muhterem Beyefendi, Leo
Nikolayeviç! Mektubunuza cevaben, Fet’lerde size söylemeyi görev
bildiğim şeyi tekrarlayabilirim sadece: sebeplerinin burada göz önüne
alınması gerekmeyen, irade dışı bir düşmanlık duygusunun etkisi
altında, belli bir tahrikiniz olmaksızın size hakaret ettim ve
affınızı diledim.... Bu sabah olanlar, ikimizinki gibi birbirine bu
kadar zıt iki tabiat arasında yakınlaşma çabalarının hiçbir iyi
sonuç doğuramayacağını açıkça kanıtladı; ve, bu mektup muhtemelen
ilişkimizi sona erdireceğine göre, ben size karşı görevimi daha
ivedilikle yerine getirmiş oluyorum. Mektubun sizi tatmin etmesini
gönülden diliyor ve onu istediğiniz gibi kullanmanıza peşinen rıza
gösteriyorum. Tüm takdirimle, en sadık hizmetkarınız olarak
kalmaktansa şeref duyuyorum, Iv. Turgenyev.”
Bu mektubu yazdıktan sonra Tolstoy’un ikinci
mektubunu, yani düello mektubunu aldığında da şunları yazdı
Turgenyev:
“Lafı dolandırmadan söyleyeyim,
gerçekten delice laflarımı silmek için kurşunlarına seve seve hedef
olurdum. Onları sarf etmiş olmam tüm hayat alışkanlıklarıma öyle
aykırı ki, davranışımı, ancak görüşlerimiz arasındaki aşırı ve
sürekli karşıtlıktan kaynaklanan gerginliğe bağlayabiliyorum. Bu bir
mazeret beyanı değil, hak iddiası olmadığını da belirteyim, sadece
bir açıklama. Ve dolayısıyla senden sonsuza dek ayrılırken —çünkü
böyle şeylerin silinmesi ve telafisi mümkün değildir— bu olayda
senin haklı, benim haksız olduğumuzu bir kez daha tekrarlamayı
görevim sayıyorum. Şunu da ekleyeyim ki, burada söz konusu olan,
göstermek istediğim veya istemediğim bir cesaret meselesi değil,
beni affetme yetkin yanında, savaşa çağrındaki haklılığını da teslim
etmem, kabul gören tarzda tabii (şahitlerle). Sen istediğin tercihi
yaptın ve bana sadece kararına tabi olmak kalıyor.”
Tolstoy bu mektubu şöyle cevapladı:
“Benden korkuyorsun, ama ben seni hakir
görüyorum ve seninle hiçbir alakam olmasını istemiyorum.”
Ama iki ay sonra günlüğüne şunları kaydetti:
“Turgenyev’le fevkalade, nihai bir dalaşmam oldu. Tam bir alçak, ama
sanırım zamanla onu affetmekten kendimi alamayacağım.” Nitekim öyle
de oldu. İki ay daha sonra günlüğe eklediği satırlar şöyleydi:
“Turgenyev konusunda adil ol. Yazacaktım, ama şu yada bu sebepten,
affını dilediğim bir mektup yazmadım ona.” Ertesi gün yazdı:
“Seni gücendirdiysem, beni
affet; bir düşmanım olduğunu düşünmek beni dayanılmaz şekilde
üzüyor.”
Bu mektup, Turgenyev’e ulaştırılmak üzere,
Petersburg kitapçısına gönderildi. Turgenyev yurt dışında olduğu
için ancak üç ay sonra eline geçti. Dolayısıyla bu mektuptan önce
Tolstoy’un önceki mektubunu aldı Turgenyev ve Paris’ten o mektuba şu
cevabı yazdı:
“Petersburg’dan ayrılmamdan
önce, öğrendiğime göre, bana bir korkak, seninle kavga etmekten
kaçınan bir adam vs dediğin son mektubunun bir kopyasını bütün
Moskova’ya yaymışsın. O anda Tula Eyaleti’ne dönmem imkansızdı ve
yolculuğuma devam ettim. Ama, ağzımdan kaçan sözleri silmek için
yaptığım her şeyden sonra bu davranışını onur kırıcı ve saldırgan
buluyorum ve seni uyarıyorum ki, bu olayın geçiştirilmesine göz
yummayacağım. Baharda Rusya’ya döneceğim ve şerefimi temizlemeni
isteyeceğim. Şunu da bil ki, senin yersiz dedikodularına karşılık
verebilmeleri için niyetimden Moskova’daki bütün arkadaşlarımı
haberdar ettim.”
Tolstoy hemen cevapladı:
“Mektubunda davranışımı onur
kırıcı olarak nitelendiriyorsun; bunun dışında şifahen de yüzümü
yumruklayacağını söyledin. Ama ben senden özür diliyorum, hatamı
itiraf ediyorum ve çarpışma talebini reddediyorum.”
Bu mektuba bir başkasını eklemiş olmalı ki,
Turgenyev Fet’e, çirkin dedikoduların tamamen uydurma olduğu yolunda
Tolstoy’dan tatmin edici bir açıklama geldiğini yazdı. Peşinden,
nihayet, Tolstoy’un bir önceki uzlaşma mektubunu da alınca, bu sefer
kendi davranışlarının fevri olduğunu hissetti ve Fet’e bütün bu
hadiseyle ilgili olarak şunları yazdı:
“Bütün bunlardan çıkarılması
gereken sonuç, (Tolstoy ile) takımyıldızlarımızın uzayda şaşmaz bir
husumet içinde hareket ettiği ve kendisinin de önerdiği gibi,
görüşmeden kaçınmamızın en doğrusu olacağı. Yine de ona şunu
yazabilir veya (görürsen) söyleyebilirsin ki, (laf salatası yada
şaka değil) onu uzaktan seviyor, takdir ediyor ve gidişatını candan
bir ilgiyle izliyorum, ama yakınken her şey farklı bir hal alıyor. Ne
yapalım! Farklı gezegenler veya farklı yüzyıllardaymışız gibi
yaşamak zorundayız.”
Fet bu dostça
duyguları Tolstoy’a iletme cüretini gösterdi ve o da zılgıtı yedi:
“Turgenyev pataklanması gereken
bir alçak, ki defalarca ondan bahsetmeni istemediğim halde yaptığın
üzere, onun şık deyişlerini bana naklederken gösterdiğin titizlikle,
bunu da ona nakletmeni istiyorum. Artık bana yazmanı istemiyorum,
çünkü, Turgenyev’in mektuplarıyla birlikte, seninkileri de
açmayacağım.”
Bu dalaşmanın ardından iki yazar bir daha 17
yıl sonra 1878’de, Kazaklar, Savaş ve Barış ve Anna
Karenina’yı yazdıktan sonra, Tolstoy’un şu mektubuyla
barıştılar:
“İvan Sergeyeviç, sana karşı
duygularımı dikkatle gözden geçirdikten sonra şuna kani oldum ki,
içimde sana yönelik herhangi bir nefret duygusu yok. Tanrının
bahşıyla, sen de bana karşı aynı şekilde hissedebilirsin belki!
Elini ver ve geçmişi unutalım! Bir zamanlar bana çok iyiliğin
dokunmuştu —edebi şöhretim için teşekkür etmem gereken kişi sensin—
ve kalbinin derinliklerinde hâlâ beni biraz sevdiğini umuyorum. Sana
içten dostluğumu sunuyorum ve bütün yanlış anlamaların silindiğini
görmekten büyük sevinç duyacağım.”
Turgenyev bu
çağrıyı birkaç satırla cevapladı:
“Eski dostluğumuzu tazelemekten
memnuniyet duyacağım ve bana uzattığın eli içtenlikle sıkıyorum.”
Söylediği üzere, Paris dönüşü, 1878 yazında
Tolstoy’u Yasnaya Polyana’da ziyaret etti Turgenyev. Ziyaret dostça
bir havada geçti ve malikanesine döndüğünde Tolstoy’a şunları yazdı:
“Sana, bir kez daha, Yasnaya
Polyana ziyaretimin bende ne hoş ve tatlı bir izlenim bıraktığını ve
aramızdaki yanlış anlamanın, sanki hiç olmamış gibi, bir iz
bırakmaksızın ortadan kalkmasına ne kadar memnun olduğumu
söylemekten kendimi alamıyorum.”
Tolstoy’dan Fet’e gelen mektuplardaysa,
Turgenyev’in değişmediği, “ondan ve, nahoş bir kavgacı“ olduğuna
göre, “günahtan uzak durma”nın daha iyi olacağı şeklinde yakınmalar
vardı. Tolstoy’un Turgenyev’le ilgili şüpheleri zamanla azaldıysa da
tamamen ortadan kalkmadı. 1880’deki bir başka ziyaretinde, iri
gövdesi, uzun boyu ve bembeyaz saçlarıyla 60 yaşındaki Turgenyev,
Fransa’da öğrendiği yeni bir dans türünü göstererek, Tolstoy’un eşi
ve çocuklarını eğlendirirken, o sıralar, geri kalan hayatını
belirleyecek manevi bir buhran içindeki Tolstoy’un günlüğüne şöyle
yansıdı bu sahne: “Turgenyev —kankan. Üzücü.”
Tolstoy ile Turgenyev’in mektuplaşmaları, 28
Haziran 1883’te Turgenyev’den gelen şu satırlarla sona erdi:
“İyi ve sevgili Leo Nikolayeviç.
Sana yazmayalı çok zaman oldu, bir süredir ve halen, açık
konuşursam, ölüm döşeğinde olduğum için. İyileşemiyorum —bunu
düşünmenin faydası yok. Özellikle çağdaşın olmaktan ne kadar memnun
olduğumu ve son, içten ricamı bildirmek için yazıyorum sana. Dostum,
edebi uğraşa geri dön! Bu yetenek sana diğer her şeyin geldiği yerden
geldi. Ah, ricamın sende etki yaratacağını düşünebilseydim ne kadar
mutlu olurdum!! Ölümün eşiğindeyim –doktorlar bile hastalığıma ne ad
vereceklerini bilmiyorlar, nevralgie stomacale goutteuse. Ne
yürüyebiliyor, ne yiyebiliyor, ne de uyuyabiliyorum. Bütün bunları
tekrarlamak bile bezdirici! Dostum, Rus toprağının büyük yazarı,
ricama kulak ver! Bu kağıt parçasını alırsan beni haberdar et ve
izin ver, bir kez daha yürekten, yürekten kucaklayayım seni, karını
ve çocuklarını. Daha fazla yazamıyorum, tükendim.”
Tolstoy hastalık haberini duyar
duymaz Turgenyev’e yakın olmak üzere Paris’e gitmeye niyetlendiyse
de, 22 Ağustos’ta Turgenyev öldü. Sonradan Turgenyev anısına
düzenlenecek bir törende Tolstoy’dan bir konuşma yapması istendi ve
Tolstoy bu konuşma için aşkla çalışıp Turgenyev’in eserlerini tekrar
okudu. Ama artık toplum ve din konularındaki görüşleri nedeniyle
ondan korkan Çar yönetimi Tolstoy’un konuşma yapmasını engellemek
için bu töreni iptal etti.
[Turgenyev’in
son mektubunu Rene Fülöp-Miller’ın Tolstoy. Literary Fragments,
Letters and Reminiscences not Previously Published adlı
derlemesinden ve kalanını (hikaye kısımlarını özetleyerek) Ernest
Joseph Simmons’ın Leo Tolstoy adlı biyografisinden çeviren
Acar Burak Bengi.]
Acar Burak Bengi'nin,
sitemizde yayınlanmış yazıları:
YÖNETMEN Mİ, ALKOLLÜ SÜRÜCÜ MÜ, IRZ DÜŞMANI
MI?
TÜRK DİLİNDE YAZILMIŞ EN İYİ OYUN THEOPE GEYİK
MUHABBETİYLE TAHARET BEZİ MUAMELESİNDEN NE ZAMAN KURTULACAK?
TÜRKÇE GÜVENİLMEMESİ GEREKEN BİR DİLDİR
TOLSTOY-TURGENYEV DÜELLO MEKTUPLAŞMASI
BU "GÜNLÜKLER" TOLSTOY
DEĞİL
JÜRİNİN KILIÇ
YARASI KANIYOR
|