|
TÜRKLER'İ BARBAR GÖSTEREN DOSTOYEVSKİ ROMANINDA TADİLAT
VATAN GAZETESİ
23.12.2006 Haber: Dilek ŞANLI
Dünya edebiyatının en önemli “edebi mirası” Fyodor Mihayloviç
Dostoyevski’nin ölmeden üç ay önce tamamladığı, yaklaşık 400 bin
kelimelik dev romanı Karamazov Kardeşler, Türkçe’ye çevrilirken
sansüre uğradı. Romanda “Türkler kadın ve çocuklara tecavüz ediyor.
Akıl almaz işkenceler yapıyor” gibi ifadeler yer alıyor. Oysa
kitabın 10 ayrı Türkçe çevirisinde Türkler yerine ya “adamlar” ya da
Çerkez denilmiş! Bu bölümün tamamen atıldığı çeviriler de var
Ünlü Rus yazar Dostoyevski’nin yazdığı, dünya edebiyatının başyapıtlarından Karamazov Kardeşler, Türkçe’de sansürlenmiş biçimde yayınlanıyor. Piyasada satılan kitabın 12 ayrı yayınevinden çıkmış 12 ayrı çevirisi mevcut ve bunlardan 10’unda Dostoyevski’nin kahramanlarından birine söylettiği, Türkler’le ilgili bazı “kritik cümleler” sansürlenmiş. Dostoyevski’nin eserinde, Kardeşler’den Ivan Karamazof’un Alyoşa’yla diyaloğunda geçen ve yazarın Rusça orijinalinde ve diğer dünya dillerindeki çevirilerinde yer alan fakat Türkçe baskılarda sansürlenen bölüm aynen şöyle:
“TOPLU İMHA” YAPILMIŞ
Yukarıdaki bölümün tam 10 ayrı yayınevi ve çevirmen tarafından
sansür edilmesinin tarihi epey eskilere gidiyor. Yani Türk okuru bu
önemli romanı yıllardır sansürlenmiş halde okuyor. Çeviri hatası
veya dikkatsizlikle açıklanamayacak kadar uzun ve hassas olan bu
bölümü, yayınevleri çeşitli şekillerde ve kafalarına göre
değiştirmişler. Kimi Türkler kelimesini tamamen çıkarmış. Kimi
Türkler yerine “bu adamlar” demeyi uygun bulmuş. Kimi Türk ve
“öldürme” noktasında bir problem görmemiş, ama “tecavüz” cümlelerini
çıkarmış. Kimileri ise toptan çözümü tercih etmiş ve toplu imha
yaparak yukarıdaki paragrafı tamamen sansürlemiş. İletişim, Can,
Sosyal, Cem, Morpa, MEB, Oda, Timaş, Antik, İskele, Engin adlı
yayınevlerinden çıkan Karamazov Kardeşler’de, ilgili bölüm tahrifata
uğramış. Sadece Öteki ve Alfa Yayınları, bu bölüme sansür
uygulamamış. İlgili yayınevleri ve editörler, genel olarak “bu işten
haberdar değildik” veya “bilgim yok” halinde bir savunmaya geçseler
de, tabii çevirmenler için de “ben çevirdim ama, yayınevi
sansürlemiş” deme durumu var. Ama bu da, tüm bu sansürü ortaya
çıkaran edebiyat araştırmacısı Acar Burak Bengi’nin dediği gibi,
“Bilmemeyi masum bulacaksak, ehliyetsiz veya alkollü trafiğe çıkıp,
havaya kurşun sıkıp, çürük ev yapıp ve bunları kontrol etmeyip can
alanları da masum bulmamız gerekir.”
CİDDİ BİR YOZLAŞMA VAR Bengi’nin konuyla ilgili bir yazısı yayınlandıktan sonra, bazı yayınevleri sansürlü bölümleri sadece kısmen düzeltmişler. Birçok gazete ve dergi, yayın-edebiyat dünyasıyla ilişkileri bozulmasın diye, Bengi’nin araştırmasını ya yayınlamamış ya da buna kısaltarak yer vermiş. Bir başka sansür gerekçesi ise yürürlükteki ve tartışmalı meşhur 301’inci Madde... Tabii bugün Dostoyevski’yi yargılama şansı olmadığı için, yayınevleri ve çevirmenler, bir anlamda “sansüre karşı sansür” mantığıyla hareket edip kendilerini korumaya çalışıyor ve olan Türk okuruna oluyor. Araştırmacı Acar Burak Bengi devam ediyor: “Dostoyevski’nin rivayet ettiği zulmü sansürleyen bilinç, ‘milli çıkarları’ veya ‘milli şuuru’ veya ‘milli değerleri’ veya ‘milli kimliği’ korumaz, bunları zedeler ve o rivayetleri haklı çıkarmaya hizmet edebilir ancak. Eğer bu değerler Dostoyevski’yi sansürlemeyi gerektiriyorsa, o değerlerde, o kimlikte, o şuurda, o çıkarlarda ciddi bir yozlaşma var demektir.”
TOLSTOY DA SANSÜRDEN NASİBİNİ ALDI
Acar
Burak Bengi’nin araştırmalarına göre, Türkçe’de sansürlenen tek
yazar Dostoyevski değil. Tolstoy çevirilerinde de bir dizi tahrifat
bulunuyor. Hatta bunun da ötesinde Tolstoy’un Müslüman ilan
edilmesine varan bir dezenformasyon bile söz konusu. Bengi’nin
yakında Yokuş Yayınları’ndan çıkacak “Sansürlenen Tolstoy” adlı
kitabında bütün bu iddialar yanıtlanıyor; sansürlü cümleler,
paragraflar tek tek gösteriliyor. SUÇLU KİM? a) ÇEVİRMEN b) YAYINEVİ MÜDÜRÜ c) EDİTÖR d) HİÇBİRİ
MURAT BELGE (Yazar, öğretim üyesi)
Kanunlar yüzünden
Dostoyevski’nin Türkler’e karşı olan tavrı sadece Karamazov
Kardeşler’le de sınırlı değil. Dünyanın en büyük romancısının hiç
gereği yokken Türkler aleyhinde atıp tutma hakkını kendinde bulması
çok tuhaf. Ancak ne olursa olsun, yüzyılı aşkın bir süre önce
söylenmiş bir takım şeyleri alıkoymamak gerekir. İster doğru, ister
yanlış olsun.
Bu
tamamen çevirmenden kaynaklanan bir yanlışlık. Bir arkadaşımız
e-posta atıp bu konuda uyarınca biz de kitabı çeviren arkadaşımızı
aradık. Kitabı İngilizce’den değil, Rusça’dan çevirmişti. Rusça
baskısını kontrol etti. O zaman (50’li 55’li yıllar) politik durum
müsait olmadığı için böyle çevirdiğini söyledi. Gerekli değişikliği
yaptık. Şu anda kitap aslına uygun. İkinci baskıdaki eksikliklere
gelince, her satırda Türk demek zorunda değiliz. Paragrafı
okuduğunuzda anlatılmak istenen gayet net bir şekilde anlaşılıyor.
Türkiye’de iki tür sansür uygulanıyor. Ticari ve ideolojik sansür.
Kitapları daha ucuza getirmek için bazı bölümler çıkartılıyor.
İdeolojik sansür de ise yayıncı ya da editör başımıza bir iş gelir
kaygısıyla tasarruflarda bulunabiliyor. İfade değiştiriyor ya da
“yasaklı” kelimeleri kullanmıyorlar. Çoğu klasiğin orasını burasını
mıncıklayıp takla attırıyorlar. Kitapta Türkler denmesi çok önemli
değil. Eserin bize sunmuş olduğu dünya beni ilgilendiriyor.
Bunlar her zaman yapılan şeyler. Daha önce de sansürle bazı şeyleri
kurtarmaya çalıştılar. Yüz yıl önceki meseleyi sansürleseniz ne
olacak? Dostoyesvki’nin Türk dostu olmadığını bilen biliyor. Benim
için çok önemli bir mesele değil.
Bu
tür durumlarda baş sorumlu çevirmendir. Tabii editörün de satır
satır denetlemesi gerekir. Ancak ne yazık ki Türkiye’de editör
kullanan yayınevi çok az. Çoğu zaman editörler kitabın sadece
Türkçesi’nde düzeltmeler yapıyor. Ben olsam dava açardım.
Kitabın orjinalinde Türkler deniyor. Ama ben onu 70’lerde çevirirken
Türkler demek içimden gelmedi. Zaten askerdim. Orduda Rusça
öğretmenliği yapıyordum. Sıkıyönetim olduğu dönemlerdi. Ya o bölümü
anlatacak ya da ismimi değiştirecektim. Yayınevine sormadan Türkler
kelimesini kullanmadım. Yazara ihanet ettiğimi düşünmüyorum. Çünkü
Dostoyevski orada Türkler’i değil, insanları kötülemek istiyor. Ha
Türkler demişim, ha Çerkezler. Ha tecavüz demişim, ha akıl almaz
işkenceler... Sansüre karşıyım. Yazarların yazılarının olduğu gibi yayınlanması gerekir. Sansüre genelde yayınevi müdürleri karar veriyor. Çevirmenin görevi çevirmektir. Çevirmen “Türkler, çocukları ve kadınları katletti” gibi bir cümle varsa yayınevi müdürüne danışır. Tek başına karar veremez. Editörün görevi ise çapraz okuma ile yazılanları satır satır kontrol etmektir.
VATAN GAZETESİ 23.12.2006(Cumartesi Eki "Bizim Kahve") Haber: Dilek ŞANLI
Acar Burak Bengi'nin, sitemizde yayınlanmış yazıları:
YÖNETMEN Mİ, ALKOLLÜ SÜRÜCÜ MÜ, IRZ DÜŞMANI MI?
TÜRKÇE GÜVENİLMEMESİ GEREKEN BİR DİLDİR
TOLSTOY-TURGENYEV DÜELLO MEKTUPLAŞMASI
|