Anasayfa Polemik İnceleme   Büktel Hakkında  İlkemiz Büktel'in Gör Dediği Arşiv İletişim

"İkinci Geliş" adlı romanımızın "iyi saatte olsunlarla" hayretengiz mücadelesi

EPİZOT: 1

Bir özeleştiri:

AHMET ALTAN’DAN MEDET UMMANIN

DAYANILMAZ SALAKLIĞI

 

Coşkun BÜKTEL

9 Haziran 2010

 

 

 

İlk romanı (“Fiyasko”) Çitlembik gibi dağıtım ve tanıtma olanakları sıfıra çok yakın mütevazı bir yayınevinde 5000 basılmış ve satılmış, ardından İngilizce çevirisi de (“Fiasco”) yayınlanmış başarılı bir yazar olarak, ikinci romanım olan “İkinci Geliş”e daha “büyük” ve “uygun” bir yayınevi arıyordum/arıyorum ve dört yıldır bulabilmiş değilim. Hangi yayınevlerinde kimlerden nasıl ahmakça ret cevapları aldığımı, hangi yayınevlerinden cevap bile alamadığımı ve hangi yayınevlerinde alçakça oyalanarak zaman kaybettiğimi, yayınlanma aşamasında romanıma yazacağım önsözde ayrıntılı olarak anlatacağım. Bu yazıda yalnızca Ahmet Altan ve Alkım Yayınları’yla ilgili son macerama değinmek istiyorum.

Bir yıl kadar önce Pakize Barışta’yla tanıştığımda “İkinci Geliş”i sayın Barışta’ya okuması için vermiştim. Sayın Barışta kitabımla ilgili görüşünü 11 Kasım 2009 tarihli şu mesajla iletti:

From: Pakize Barışta
To: buktel@yahoo.com
Sent: Wed, November 11, 2009 2:02:06 PM
Subject: Romanınız hakkında

Merhaba,

Kusura bakmayın, günlük yükümlülükler, gazetenin işleri, iş gereği okumalar (biri K Dergisi, biri Taraf için haftada iki kitap) arasında ancak bitirebildim romanınızı.

Fikrimi soruyorsanız -ki, bana gönderdiğinize göre sanırım öyle-, "İkinci Geliş", ilginç ve orijinal bir roman. Batı'nın bildik polisiye kalıplarından farklı, oldukça bize ait farklı bir mizahı olan, kendi türünü kendi yaratmış,  gizli eleştiri gücü yüksek bir roman. Dinamizmi ve sürükleyiciliğiyle okurun ilgisini çekeceğine inanıyorum. Ben yayıncı olsam tereddütsüz yayınlardım. Ayrıca son dönemde Abdülhamit üzerine geliştirilen spekülasyonlar da kitaba daha fazla ilgi çekebilir. Bence bu kitabın yayınlanmasının tam zamanı. Kapsama alanı geniş sosyo- kültürel, hatta psikolojik bir derinliğe sahip. Modernitemizi de sorguluyor. Ayrıca Batılı bir kısım okuru ilgilendirecek içeriğe de sahip. Yurt dışında da ilgi çekebileceğini düşünüyorum.

Yolu açık olsun.

Selamlar.

Pakize Barışta 

 

Bu mesaj üzerine sayın Barışta’dan, bu kitabı Alkım Yayınları’na önermesini istedim. Barışta, kitabı çocukluk arkadaşı Ahmet Altan’a verdi.

Ahmet'e ilettim

Tuesday, November 17, 2009 7:19 PM

From: "Pakize Barışta"

To: buktel@yahoo.com

 

Merhaba,

Dün gece Taraf'ın yıldönümü gecesinde Ahmet'e romanınızdan bahsettim. Alkım şu anda kitap basma konusunda -benim de tahmin ettiğim gibi- biraz yavaş gidiyormuş. Ama ben İkinci Geliş'le ilgili düşündüklerimi anlatınca, tamam bana gönder hemen dedi. Daha önce reddedildiğini, ama reddedenin okuduğunu düşünmediğimi de söyledim. Gerçekten okuyacak ve doğru değerlendirecek birine benim notumla birlikte ileteceğini söyledi. Romanınızı bugün Ahmet'e gönderdim. Takip ederim ve size bilgi veririm.

Selamlar.

PB

 

Ahmet Altan’ın yazarlığına güvenmediğim için onun kitaplarını hiç okumamıştım. Çünkü çok güvendiğim bir arkadaşım (Acar Burak Bengi) Altan’ın “Kılıç Yarası Gibi” başlıklı romanını okuduktan sonra kitabın canına okuyan gayet inandırıcı bir eleştiri yazısı yazmış “Adam Sanat” dergisinde (Ağustos 1999) yayınlamıştı. Acar Burak Bengi’nin “Jürinin Kılıç Yarası Kanıyor” başlıklı o yazısını daha sonra (2006'da) ben de kendi internet sitemde yayınlamıştım (Bkz). Arkadaşımız Bengi, kobay olup kendini (zamanını) feda ederek bizi Ahmet Altan okumak zahmetinden kurtarmıştı.

Özetle, ben, Altan’ın yazarlığına sıcak bakmıyor, “Atakürt” yazarı ve Taraf yayıncısı olarak çizdiği demokratik imajı ise takdir etmek istediğim halde bir türlü samimi bulamıyordum. Ama Pakize Barışta, sohbetlerimizde, “çocukluk arkadaşım” dediği Altan hakkında açıkladığım “önyargılarıma” katılmadığı ve bambaşka bir Altan portresi çizdiği için, aslında çok güvendiğim ve beni hiç yanıltmamış olan “önyargılarımı” (sezgilerimi) test etmeye karar vermiş ve kitabımı bizzat Altan’a önermesini Barışta’dan ben kendim rica etmiştim.

Barışta’dan öğrendiğime göre, vakti olmadığı için Altan kitabı okumadı ama Alkım’ın editörlerine verdi. Editörlerin (iki editör) ikisi de kitabı beğendiler. Altan, Pakize Barışta’ya, Alkım’ın sahibi Başar Aslan’la kitap hakkında konuşacağını söyledi. Bir ay kadar sonra Barışta’dan öğrendiğime göre, Altan, Başar Aslan’la konuştu ve Barışta’ya kitabın kesinlikle basılacağını söyledi. Ne var ki tarih veremiyorlardı. Beklemem gerekiyordu. Bekleyeceğimi söyledim.

Pakize Barışta, yukarıda aktardığım 11 Kasım 2009 tarihli ilk mail’inde,  “Bence bu kitabın yayınlanmasının tam zamanı.” diye bir cümle kurmuştu. Buna rağmen beş ay kadar sessiz ve şikayetsiz bekledim. Sonunda 19 Mart 2010 günü mail kutuma şu mesaj düştü:

 

Re: HAMDİ MÜMKÜN ADLI KİTABINIZA DAİR

 

From: a <cansuyilmazcelik@
Subject: HAMDİ MÜMKÜN ADLI KİTABINIZA DAİR
To:
buktel@yahoo.com
Date: Friday, March 19, 2010, 1:18 AM

 

Merhaba Coşkun Bey,

 

Alkım Yayınevi olarak Hamdi Mümkün ya da İkinci Geliş adlı kitabınızı yayımlamak istiyoruz.

 

Geçen zaman zarfında bir başka yayıneviyle görüşüp görüşmediğinizi öğrenebilir miyim lütfen?

 

iyi çalışmalar..

Cansu Yılmazçelik

 

Alkım Yayınevi Sorumlu Editörü

 

Cansu hanıma aynı gün şu cevabı gönderdim:

 

19 Mart 2010 18:43 tarihinde Coþkun Buktel <buktel@yahoo.com> yazdı:

 

Merhaba Cansu hanım,

Hayır, kimseyle görüşmedim, Pakize hanım bana Ahmet Altan bey'in garantisini ilettiğinden ve onların sözünü senet saydığımdan böyle bir ihtiyaç duymadım.

Hoşçakalın!

Coşkun Büktel

 

Ve Cansu hanımdan yine aynı gün şu cevabı aldım:

 

From: a <cansuyilmazcelik@
Subject: Re: HAMDİ MÜMKÜN ADLI KİTABINIZA DAİR
To: "Coþkun Buktel" <buktel@yahoo.com>
Date: Friday, March 19, 2010, 6:48 PM

bu durumu bilmiyordum ve açıkçası buna çok sevindim. zira kitabınızı ben okudum ve çok beğendim. ellerinize sağlık.

 

o halde kitabın düzeltme işine başlayacağım müsaadenizle.


bir sonraki aşamada tekrar görüşmek üzere...

 

iyi çalışmalar...

c.

 

Kitabın düzeltme işine başlayacağını söyleyen Cansu Yılmazçelik’i telefonla arayarak uyarmayı insani bir görev saydım: “Cansu hanım, düzeltme işine başlayacağınızı söylüyorsunuz ama sizi yanıltıp boşa emek harcatmış olmayayım, Alkım Yayınları benimle henüz bir sözleşme yapmış değil.”

Cansu hanım, bu uyarım üzerine, “Önemli değil, Coşkun bey!” dedi, “Ben Başar bey’le önümüzdeki hafta içinde konuşurum ve herhalde hafta sonunda, Cuma günü sizi sözleşme için çağırırız.” (NOT: Cansu hanımın sözünü ettiği "Başar bey", Alkım Yayınları sahibi Başar Aslan'dır.)

Peki diyerek, bir hafta sonraki Cuma’yı beklemeye başladım. Ne var ki, bu yılın o 19 Mart gününden, bugünün iki gün öncesine, yani 7 Haziran’a kadar yaklaşık dört ay daha beklememe rağmen, Cansu Yılmazçelik’ten bir daha ne bir ses ne bir nefes geldi.

(Umarım ölmemiştir diye düşünüyordum: Öldüyse, bir yandan, “zannettiğim kadar duyarsız bir insan değilmiş meğer aylardır ölmekle meşgul olduğu için iki dakika telefon açıp bir haber verememiş” diyerek onun zannettiğim gibi çıkmadığına, önyargımda yanıldığıma çok sevinecek; ama diğer yandan aslında iyi bir insan öldüğü için çok üzülüp o iyi insan hakkında iğrenç önyargılara saplandığımdan ötürü kendimi asla bağışlamayacaktım. Evet, Cansu Yılmazçelik inşallah ölmemiştir, diye umuyordum. Çünkü öldüyse ben o iğrenç önyargılarımla işlediğim haksızlığın yükünü çok zor taşırdım; ama ölmedi de ölmediği halde, bir hafta sonra beni (yani kitabını beğendiği bir yazarı bile) iki dakika arayıp neler olup bittiğine dair bir haber vermek nezaketine layık bulmadıysa, sorun yoktu; onun gibi “küt” insanlar, insanlara yaptıkları haksızlıkların yükünü nasılsa çok kolay taşırlardı. Haksızlık tüy gibi hafif gelirdi onlara, farkına bile varmazlardı.)

İki gün önce (7 Haziran 2010) telefonla önce dört aydır beklediğim Cansu Yılmazçetin’i aradım. Ulaşamadım. Sonra yedi aydır beklediğim Ahmet Altan’ı aradım. Ulaşamadım. Taraf’ın sekreterine kim olduğumu ve konuyu özetleyip her ikisi için de beni aramaları notunu bıraktım. Şu an’a kadar aramadılar. (Umarım sonradan topu sekretere atmak gibi iğrenç ve sıradan bir taktiğe sığınmazlar.) Pakize Barışta’nın tamamiyle gidermeyi başaramadığı “önyargılarım” nedeniyle Altan ve Yılmazçetin’in o saatten sonra beni aramalarını zaten beklemiyordum. Beklemediğim için arasalar fena halde utanacaktım. Yüzüm kızaracaktı. Yüzümü kızartmadıkları, beni utandırmadıkları için aslında onlara bir anlamda teşekkür borçluyum. Gerçi bu teşekkürü hak etmek için Altan ve Yılmazçetin utanç verici biçimde çirkin ve gayrı insani davranmak zorunda kaldılar ama dedik ya, onlar için sorun yok; onlar arsızlığı bayrak yaptıkları için utanç verici davranışlardan utanmak gibi toylukları çoktan aşmışlar. Yüzleri köseleye kestiği için yüzlerinin kızarma ihtimali de yok.

Medyada ve yayınevlerinde, insanların ne okuyacağına karar verme pozisyonu ve yetkilerini, insanları umursamayan, böylesine çirkin biçimde "gayrı insani" tiplere emanet etmek, ne yazık ki, çok yaygın bir gelenek ve ülkemizde bir "entelektüel ahlaktan" söz edilmesini olanaksız kılan çok acıklı bir olgu... Sevdiklerini söyledikleri yazarlara bile saygısı olmayan bu samimiyet özürlü şahıslardan insanlara ya da gezegene zarardan başka bir şey geleceğini sanmıyorum. Ben, hiç değilse onların kitaplarını okumaya vakit ayırmak yüzünden vakit kaybetmediğime şükrediyor ve onların en küçük bir samimiyet kırıntısı bile taşıma ihtimali bulunmayan kitaplarını entelektüel birer verim sayarak okuyanlara fena halde acıyorum. Ama yine de, kendim de, Ahmet Altan ve Alkım maceramda daha az acınacak bir duruma düşmüş değilim. Ahmet Altan'a inanmak yalnızca tek kişi olarak “benim” net yedi ayıma maloldu. Altan'ın Türkiye insanlarına vermiş olabileceği maddi ve manevi zararı hesaplamak veya hayal etmek istemiyorum.

İkisini de teşhir ediyor ve (kitabımı basmadıkları/basamadıkları için asla değil ama) gayrı insani kabalıkları için lanetliyorum!

 

Coşkun Büktel / 9 Haziran 2010

 

"İkinci Geliş" adlı romanımızın "iyi saatte olsunlarla" hayretengiz mücadelesi

EPİZOT: 2

 

CAN YAYINLARI EDİTÖRÜ YAZAR(?) FARUK DUMAN'IN "İKİNCİ GELİŞ"İ REDDİ

Coşkun Büktel / 25 Haziran 2010

"İkinci Geliş" adlı romanımın Can Yayınları'nda ve taa 2006 yılında çıkmasına geçit vermemiş olan editör Faruk Duman'ın, bana gönderdiği ret cevabını okurların değerlendirmesine sunuyorum.

(NOT: "İkinci Geliş" romanımla ilgili olarak, "Ahmet Altan'ın" Alkım Yayınları'yla yaşadıklarımı da şu linkte okuyabilirsiniz: "Ahmet Altan'dan Medet Ummanın Dayanılmaz Salaklığı") 

Türk dilinde yazılmış "en kolay okunan", en akıcı ve eğlenceli romanı da ("Fiyasko") engellemiş olduğunu itiraf eden Faruk Duman'la asıl hesaplaşmamı, günün birinde "İkinci Geliş"in yayınlanmasından sonra yapacağım.

Şimdilik, (okurlara söyleyecek şeyi olmadığı için kendini okutmaktan aciz) yaratıcılıktan yoksun birtakım kabız ve sıkıcı yazarların, yayınevleri tarafından (ucuz işgücü kullanmak alışkanlığı yüzünden) editör diye  istihdam edilmesindeki sakıncaları gösteren ve bu "ucuzluğun" Türk edebiyatına verdiği zararları belirleyen somut bir örnek olarak, yalnızca, Faruk Duman'ın bana gönderdiği 14 Kasım 2006 tarihli ret cevabını yayınlamakla yetiniyorum.

Evet, şimdilik, son söz Faruk Duman'ın:

   

 

Sayın Coşkun Büktel,

 

Hamdi Mümkün ya da İkinci Geliş adlı çalışmanızı değerlendirdik. Yayınevimize çok sayıda dosya geldiği için bu dosyaları kısa sürede yanıtlamak kolay olmuyor. Sabrınız için teşekkür ederiz.

    Sayın Büktel, geçmiş listeleri gözden geçirirken  sizinle daha önce de Fiyasko adlı dosyanız nedeniyle çalışmış olduğumuzu gördüm. Yanılmıyorsam o dosya bir yayınevinden sonradan çıktı.

    Sayın Büktel, Hamdi Mümkün ya da İkinci Geliş’i ne yazık ki yayın programımıza alamıyoruz. Bunda bizim yayın programımızın 2008 yılı sonuna kadar dolu olmasının da etkisi var, ama yazınsal nedenler de var. Yapıtınız, önceki çalışmanızda olduğu gibi, temiz, kusursuz bir Türkçe ile yazılmış. Yazdıklarınızı okutuyorsunuz.

   Ancak, roman kişileriniz yapay kişiler olmaktan kurtulamıyor. Dolayısıyla romancılığımızda yer edecek, edebiyatımızı zenginleştirecek kahramanlar çıkmıyor içlerinden.

    Hamdi Mümkün’ün ikinci gelişi, yani bir Osmanlı’nın günümüzde, 2005 yılında uyanması, bulunup çıkarılması bizce ilginç bir konu değil. Anlatım biçiminiz, yer yer mizaha dayanan, akıcı üslubunuz, kitabınızı okunur kılıyor, ama sonuçta Can Yayınları’nın ilgi göstermediği popüler roman türüne giriyor.

 

Sayın Büktel,

Bize gönderilen her dosyaya gerekçeli red yazıları göndermiyoruz.

Yapıtınızı bu ortak görüşlerle geri çeviriyoruz, öznel görüşler olduğunu hatırlatarak.

 

Sevgiler

Can Yayınları Türk Edebiyatı Editörü

Faruk Duman

 


 

"İkinci Geliş" adlı romanımızın "iyi saatte olsunlarla" hayretengiz mücadelesi

EPİZOT: 3

 

 

"İkinci Geliş" adlı romanımızın "iyi saatte olsunlara" karşı verdiği hayretengiz mücadele

Epizot: 3

 

 

İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI,

"İKİNCİ GELİŞ"İ ÇOK BEĞENMİŞ OLAN İSHAK REYNA'NIN GENEL YAYIN YÖNETMENLİĞİ DÖNEMİNDE,

"İKİNCİ GELİŞ"İ HANGİ TUHAF GEREKÇELERLE REDDETTİ?

Ve sonra ne oldu?

 

Lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

 

© coskunbuktel.com