Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE
Büktel katkısından bir örnek: "54. bölüm"den...

 

 

 
 
 
Barış Büktel'in canlandırdığı öğrenci Ali,
Tuncer Öz'ün canlandırdığı Mavi Sakal ile karşı karşıya geliyor.

 

 

 

 

 

Coşkun Büktel

 

 

      

           

    Tuncer Öz (Barış/Mavi Sakal)                                                      Barış Büktel (Ali)          

 

 

(Üstü sarıya boyanmış metinler Coşkun Büktel'in senaryoya ekledikleridir.)

 

1.      TEPE/DIŞ/GECE

----------------------------------------------------------------------------------------------------

Kaldığımız yerden devam... 

Ali ateş yanan bidonun yanında...

Elinde Barış’ın defteri… Defterde okuduğu

satırları ard arda hızlı geçişlerle görürüz.

Gerilimle patlayan müzik eşliğinde Ali’nin okudukça

yüzünde dehşet ifadesi belirir. Ali cep telefonunu

çıkarır, telaşla tuşlar.

ALİ – Hocam.. Benim Ali... Buraya gelebilir misiniz hocam? Sarhoştepe’deyim. Çok acil. (dinler) Mutlaka görmeniz gereken bir şey var elimde. Telefonda anlatamam.

ALİ: Hocam? Nerde kaldınız?

KEMAL (SES) Geliyorum, Ali! Karanlıkta yanlış sokaklara girince taksiden inip yürümeye karar verdim.

 

EK SAHNE: YOL/ DIŞ/ GECE      KEMAL

KEMAL: Ama merak etme yolu buldum. Beş-on dakka sonra ordayım.

ALİ (SES) Lütfen çabuk olun, Hocam! Çok heyecanlıyım!

 

EK SAHNE     TEPE/DIŞ/GECE   ALİ, BARIŞ

 

ALİ: Mavi Sakal artık...

Ali, bir tıkırtı duyarak, saklanır.

ALİ: (Fısıldayarak) Hocam, biraz bekleyin, galiba bi gelen var.

Gerilimli kısa bir sessizliğin ardından

Barış belirir. Ali saklandığı yerden çıkar.

ALİ: Beni mi arıyorsun?

BARIŞ: Evet  ve elimle koymuş gibi buldum.

ALİ: Buraya nasıl gelebildiğini bilmiyorum ama niçin geldiğini tahmin edebiliyorum. (Defteri çıkarıp göstererek) Bunun için, di mi?

BARIŞ: Ver o defteri bana!

 

EK SAHNE: YOL/ DIŞ/ GECE      KEMAL

Kemal, telefondaki sesleri dinleyerek

ilerliyor.

ALİ (SES): Telaşlanma, vericem! Ama herkes gördükten sonra...

BARIŞ (SES): Herkes görücek zaten, onu herkesin görmesi için yazdım. Herkes görsün diye de yayınlıycam.

 

EK SAHNE     TEPE/DIŞ/GECE   ALİ, BARIŞ

ALİ: Yani Mavi Sakal olarak yaptığın her şeyi daha sonra roman haline getirdiğini insanların bilmesinden korkmuyorsun, öyle mi?

BARIŞ: Ben Mavi Sakal değilim. Mavi Sakal romanını yazdım diye kimse bana Mavi Sakal diyemez. Fatih Sultan Mehmet’in romanını yazsaydım, Fatih Sultan Mehmet olduğumu söyleyebilir miydin? Kimse Yaşar Kemal’in “İnce Memed” olduğunu söylüyor mu?

ALİ: Fatih Sultan Mehmet ya da İnce Memed hakkında kitaplardan ya da ansiklopedilerden bilgi toplayabilir ve onların romanını yazabilirsin. Ama liseli bir kızı kaçırıp iki ay bi depoda hapseden Mavi Sakal takma isimli biri hakkında hiçbir ansiklopedide ve hiçbir internet sitesinde herhangi bir bilgi bulamazsın. Mavi Sakal olmadan, Büyük Zafer’in Mavi Sakalı’nı yazamazsın.

BARIŞ: Sana öyle geliyor. Hayal gücü ve yazma yeteneği olan bir yazar her konuda inandırıcı bir roman yazabilir.

ALİ: Ama o yazdığı romanda yalnızca Eda’nın ve Mavi Sakal’ın bildiği ayrıntılar varsa, o ayrıntıları nereden bulduğunu sorarlar adama!

 

EK SAHNE: YOL/ DIŞ/ GECE      KEMAL

Kemal, telefondaki sesleri dinleyerek

ilerliyor.

BARIŞ (SES): Sorsunlar! Eda’nın anlattığını söylerim. “Mavi Sakal olayını Eda’dan bir çok kez dinledim” derim.

ALİ: (SES) Ya Eda, sana anlatmadığı bazı ayrıntıları bulursa bu defterde?

BARIŞ (SES) Eda beni seviyor. Bana karşı ifade vermez.

ALİ: (SES) Eda beni de seviyordu. Ama Mavi Sakal olduğuma inandığı an...

Ali’nin sesi aniden kesilir. Şarjı biten

Telefondan sinyal sesi gelmeye başlar.

KEMAL: Ali!! Ali!! Duyamıyorum, Ali! Hay Allah!!  Şarjı mı bitti acaba?

Kemal, telefonu cebine koyarak,

adımlarını hızlandırır.

 

EK SAHNE     TEPE/DIŞ/GECE   ALİ, BARIŞ

 

ALİ: Eminim ki, Eda’nın sana anlatmadığı bir sürü ayrıntı var bu defterde. Eda o ayrıntıları gördüğünde ve senin Mavi Sakal olduğunu anladığında, ne olacak sanıyorsun?

BARIŞ: Eda beni ele vermez.

ALİ: Zavallı budala! Eda üstündeki hakimiyetine çok fazla güveniyorsun. Ama Eda, Mavi Sakal’ı asla affetmez! Sevdiği adam bile olsan, Mavi Sakal olduğunu anladığı an, o depoda yaşadığı günleri hatırlıycak ve onun gözünde sıfırlanıvereceksin. Eda’nın aşk uğruna Mavi Sakal’ı koruyacağını sanıyorsan aldanıyorsun. Eda’nın şu an benden ne kadar nefret ettiğini düşün! Ama bu defteri okuduğu zaman, çok daha fazlasıyla “senden” nefret edecek.

BARIŞ: Evet, belki de haklısın! Bu durumda tek çare kalıyor.

Barış, çevrede kimse var mı diye

etrafına bakındıktan sonra cebinden

bir bıçak çıkarır.

ALİ: Ne şimdi bu? Beni o bıçakla mı  korkutucaksın?

BARIŞ: Niyetim sadece korkutmak değil.

ALİ: Bu çok komik! Yani şu salak defter için Eda’yı iki ay hapsettiğin yetmemiş gibi, bir de kalkıp cinayet mi işliyceksin.

BARIŞ: Buna mecbur kalmak beni de üzüyor; ama n’apalım, insan bi kez başladıktan sonra, nerede duracağına artık kendisi karar veremiyor. Her neyse, senin ölmeyi hak etmediğin de söylenemez zaten.

ALİ: (İnanamayarak) Saçma! Beni öldürmekle ne kazanabilirsin ki? Bu romanı yayınladığında benim bildiğim her şeyi zaten herkes öğrenecek. Bunu kendin söylemiştin.

BARIŞ: Evet, ama herkes o romandaki ayrıntıları hayal gücümle bulduğumu sanacak.

ALİ: Eda’dan başka herkes.

BARIŞ: Evet, Eda’dan başka herkes.

ALİ: Bu durumda beni öldürmenin sana hiçbir yararı yok.

BARIŞ: Akıllı geçiniyorsun ama, aslında kafan hiç çalışmıyor. Seni niye öldüreceğimi hâlâ anlamadın, değil mi?

ALİ: (Suyuna giderek) Bak, evet, son zamanlarda seni oldukça sinirlendirdim. Ama kabul etmelisin ki sen de bana...

BARIŞ: KES!!! Salak herif!!! Seni sırf sinirlendiğim için öldürecek kadar geri zekalı mıyım sence ben?!!

ALİ: Zekânı bilmem ama ruh sağlığın hakkında oldukça kötümserim.

BARIŞ: Seni öldürmek zorundayım! Çünkü Eda’yı benim öldürdüğümü bilebilecek tek kişi sensin!

ALİ: Ne?!! Sen?!! Sen, Eda’yı öldürdün mü?

BARIŞ: Hayır, ama, öldürmek zorundayım. Nedenini biliyorsun. Onu öldüreceğim için seni de öldürmek zorundayım.

ALİ: Artık şüphem kalmadı. Sen kafayı yemişsin! Yalnız unutma! Beni öldüreceğin için Kemal hoca’yı da öldürmek zorundasın. (Telefonunu çıkararak) Çünkü bütün konuştuklarımızı duydu. Kendisi telefonun öbür ucunda!

BARIŞ: Yalan söylüyorsun!

ALİ: İnanmıyorsan, al, merhaba de! (Telefonu Barış’a atar.)

Barış, telefonu yakalayıp kulağına

götürür.

ALİ: Kemal hocayı öldürdüğün için sanırım, komser Cüneyt beyi de öldürmen gerekecek. Ne dersin, seri katil olmaya hazır mısın?

Barış kahkaha atar.

BARIŞ: İtiraf edeyim: Bir an için beni telaşlandırmayı başardın. Kemal hoca gerçekten telefonun ucunda sandım.

ALİ: Ne?!! Nasıl yani?!! Ne diyosun sen?!!

BARIŞ: Bırak bu salak numaraları!! Bu telefon çalışmıyor bile!

Barış, telefonu bidondaki ateşin içine fırlatır.

ALİ: Kemal hoca buraya geliyor.

BARIŞ: Olabilir. Ama burada yalnızca bir ceset bulucak. Katili ise, görse bile tanıyamıycak.

Barış, cebinden kar maskesini çıkarıp

takar.

ALİ: Saçmalama Barış! Hastasın sen!! Tedavi olman gerek!!

BARIŞ: Güzel! Hasta olduğumu söyle! Bana psikopat de! Seni öldürmek için biraz motivasyona ihtiyacım var!

Barış, bıçakla Ali’nin üstüne hamle

eder. Dövüşürler. Dövüş sırasında,

defter bidondaki ateşin içine düşünce

Barış, bidonun içine atılıp defteri kurtarmaya

çalışır. Ali, Barış’ı geri çekip kurtarmaya

çalışır. Barış, Ali’ye aldırmadan Bidon’un

içine sarkar. Bidon aniden alev alır. Barış

haykırarak geriye fırlar ve yanarak

yere düşer. Ali, montunu çıkarır ve yanarak

yerde kıvranmakta olan Barış’ı söndürür.

Barış’ın yüzü yanmış, yanık kar maskesi

yüzüne yapışmıştır.

ALİ: Barış!! Barış!! Beni duyuyor musun?!! Allah kahretsin!! Allah kahretsin!! N’apıcam şimdi ben?

Uzaktan polis sirenleri duyulur. Ali,

bir polis arabasının oraya doğru

gelmekte olduğunu görür. Montunu

Barış’ın üstüne örtüp, oradan kaçar.

 

(...)

 

1.      TEPE/DIŞ/GECE

----------------------------------------------------------------------------------------------------

Polis arabası gelir.

Polisler, Barış’a müdahale ederlerken, bir

Polis, ambulans numarasını çevirir.

POLİS: Alo, ambulans mı?

Polis telefonda konuşurken...

Kemal’e keseriz.

 

Kemal koşarak gelir.

Barış şokun etkisiyle yarı tam baygın yerde

yatarken Kemal koşarak gelir.

yatan Barış’ı uzaktan görerek

telaşla koşar. ürken...

KEMAL – Ali!... Barış!!

Yanına koştuğunda yüzünde şok ifadesi...

(Barış’ın yüzü yanıklardan ve yüzüne

yapışan maskeden seçilmez.)

BARIŞ – (güçlükle) Hocam... Yardım edin...

Kemal sesi tanır.

KEMAL – Barış?...

BARIŞ – Yardım edin...

KEMAL – Ne oldu sana oğlum...

BARIŞ – Yardım edin nolur.

KEMAL – Tamam... Tamam… Şimdi bi ambulans çağırıcam.

Kemal telefonunu tuşlar. Dehşet içinde

Barış’a bakmaktadır.

Kemal, yine de Barış’ı tanımıştır.

KEMAL: Barış!! Barış!!

POLİS: Kendinde değil, beyefendi! Ambulans çağırdık. Siz yakını mısınız?

KEMAL: Öğretmeniyim! Çevrede başka kimse gördünüz mü?

POLİS: Hayır. Başkaları da mı olacaktı?

KEMAL: (Bir an tereddütten sonra) Bilmiyorum. Ben de size soruyorum.

ÖTEKİ POLİS: Adı Ali mi, yoksa Barış mı? Demin buraya koşarken iki isim telaffuz ettiniz.

KEMAL: Evet, doğru, Ali’nin de burda olduğunu sanıyordum. Ambulans ne zaman gelir sizce?

POLİS: Merak etmeyin, hemen gelirler; konunun ciddiyetini hissettirdik.

Öteki polis, Kemal’i şüpheyle

süzerek, bir deftere bazı

notlar alır.

 

(...)

 

1.      TEPE/DIŞ/GECE

----------------------------------------------------------------------------------------------------

Ambulans ve olay yeri inceleme ekip

arabaları gelmiş... Cüneyt, Cahit ve Tuba da var.

Barış sedyeyle ambulansa bindirilirken...

Tuba çıldırmış gibi ağlarken Cahit onu

sakinleştirmek için yanında...

TUBA – Noldu sana kardeşim?... Kardeşim... Barış’ım...

CAHİT – Tamam Tuba... İyileşecek kardeşin merak etme...

Kemal ve Cüneyt de üzgün...

 

Barış sedyeyle ambulansa kaldırılırken,

Komiser Cüneyt, Barış’ın üstündeki Ali’nin montunu

alıp Tuba’ya verir.

CÜNEYT: Montu sizde kalsın. Ona ihtiyacı olmayacak.

TUBA: Bu Barış’ın montu değil.

CÜNEYT: Değil mi? Emin misiniz? Üstünde bu örtülüydü.

TUBA: Eminim, bu onun montu değil.

CÜNEYT: Peki, teşekkür ederim.

Cüneyt, montu alakoyarak, Kemal’e

döner.

CÜNEYT: Bu montun kime ait olduğu hakkında bir tahmininiz var mı, Hocam?

KEMAL: Evet, var. Ama izin verirseniz, montun sahibi olduğunu sandığım kişiyle konuşmadan önce, bu konuda tahmin yürütmek istemiyorum.

CÜNEYT: Hocam, siz de mi? Bize güvenmez, bizimle işbirliği yapmazsanız, suçları ve suçluları nasıl engelleyebiliriz?

KEMAL: O montun sahibinin suçlu olduğuna inanmıyorum. O yüzden onu bu suçun zanlısı konumuna getirmek istemem. Zaten montunu Barış’ın üstüne örtmüş olması, suçu onun işlemediğini yeterince kanıtlıyor bence.

CÜNEYT: Onu masum sanmamızı istediği için de örtmüş olabilir bu montu.

KEMAL: Hayır, yalnızca insani nedenlerle örtmüş olabilir. Geride kanıt bırakmak pahasına örtmüş o montu... O yüzden adını vermem ve tüm şüphelerinizi onun üstüne yöneltmem haksızlık olur.

CÜNEYT: Kemal bey! Beni biraz “tanıyorsunuz”: Ben karşıma çıkan ilk şüpheliyi suçlu diye kolayca damgalayıp dosyayı kolayca kapatacak bir adam mıyım? Bakın, bu montun sahibini belirlemek bizim için çocuk oyuncağı. Onun adını vermekle, onu ele vermiş olmıycaksınız. Yalnızca, bize zaman kazandırmış olacaksınız.

KEMAL: Pekala, bu, Ali’nin montu. Ama unutmayın: Bu mont, Barış’ı yakanın Ali olduğunu kanıtlamaz.

CÜNEYT: Merak etmeyin, Hocam, biz hiçbir ihtimali göz ardı etmiycez.

Bir polis, elinde küçük beyaz bir

naylon torbayı Cüneyt’e gösterir.

naylon torbanın içinde, Barış’ın

kullandığı bıçak vardır.

BİR POLİS: Bidonun biraz ilerisinde  bulduk, Komserim. Parmak izine gönderiyoruz.

CÜNEYT: Peki. Başka bir şey var mı?

Cüneyt, Bir Polisle birlikte, diğer polislerin

yanına gider. Montu oradakilerden birine verir.

Cüneyt polislere bazı talimatlar verirken...

 

Kamera tekrar Kemal’in düşünceli yüzüne döner.

Kemal, bidondaki ateşe bakmaktadır.

           

Alevler çıkan bidona yakın gireriz.

 

(...)

 

EK SAHNE: SAFFET EV      MEMO, SAFFET

SAFFET: Ali?! Ali sen misin? Nerdesin, oğlum ya, saat kaç oldu!

Memo, yataktan kalkıp esneyerek

Saffet’in yanına gelir.

SAFFET: Ne?!! Barış mı?!! Barış yandı mı? Yani sen Barış’ı mı yaktın?

MEMO: Nee?!!

 

EK SAHNE:  ANKESÖRLÜ TELEFON      ALİ

ALİ: Kazaydı, Saffet! Beni bıçakla öldürmeye kalkıştı. Döğüştük ve bizim ateş yaktığımız bidona düştü. Telefonunuzu dinleyip yerimi saptayabilirler, o yüzden her şeyi anlatacak kadar vaktim yok. Buluşmamız gerek ama nasıl olacağını bilemiyorum. Barış telefonumu ateşe atıp yaktı. Beni arayamazsınız. Polise yakalanmadan buluşmamız için bi çare düşünün! Ben sizi tekrar aramaya çalışıcam!

 

EK SAHNE: SAFFET EV      MEMO, SAFFET

SAFFET: Bi dakka, Ali!.. Bi dakka!.. Barış... Yani Barış şimdi öldü mü?

ALİ (SES) Öldüğünü sanmıyorum ama berbat haldeydi.

SAFFET: Allah kahretsin!! Allah kahretsin!! Ali!! Alii!! Demiştim sana Ali! Şu herifin yakasını bırak demiştim sana!

 

EK SAHNE:  ANKESÖRLÜ TELEFON      ALİ

ALİ: (Acele konuşarak) Fırçanı sonra atarsın, Saffet! Şu an dinlemeye vaktim yok! Nasıl buluşacağımızı düşünün! Sizi arıycam. Artık kapatmam gerek.

Ali, telefonu hızla kapatıp tedirgin

bakışlarla ve hızlı adımlarla oradan

uzaklaşır.

 

EK SAHNE: SAFFET EV      MEMO, SAFFET

SAFFET: Kapattı.

MEMO: Yani bizimki Barış’ı gerçekten yakmış mı şimdi?

SAFFET: Anlamadım ki: “Kaza oldu” diyor. Bizim orda döğüşmüşler, Barış, ateş bidonunun içine düşmüş. (Ali karşısındaymış gibi) Kaza olmuşmuş!... Tabii ki, kaza olur! Sen kazaya davetiye çıkarırsan, kaza, davetini karşılıksız bırakmaz tabii. Kazaymış!... Kaza ama, görünen kaza!... Kaç kere söyledim ona, şu Barış takıntısından kurtul diye!

MEMO: Nasıl kurtulsun, Saffet?! Herif zan altında yaşamaktan ızdırap çekiyor. Bizim için ona “takıntıdan kurtul” demek kolay! Ama o kendisine şüpheyle bakan gözlerden kurtulamadıkça, takıntıdan nasıl kurtulsun?! Çocuğu canından bezdirdiler. Hele de Eda!...

SAFFET (Sesinde Memo’ya hak verdiğini belirten bir ton değişikliğiyle) Yanında parası var mıydı acaba?!

MEMO: Meral hanım, geçenlerde Ahmet bey’le birer milyar göndermişti ikimize de. Benim paranın  çoğu duruyor. Ama Ali, elden düşme bi labtop almıştı, pek fazla parası kaldığını sanmıyorum. Yine de geceyi ucuz bi otelde geçirmesine yeter herhalde.

SAFFET: Otele gideceğini sanmam. Polis bütün otellere adını ve eşgalini göndermiştir.

MEMO: Yani herif bu gece ayazda diyorsun!

SAFFET: Bu geceyle kalırsa iyi. En kötüsü de şu ki, ona ulaşma şansımız yok. Telefonu olay sırasında yanmış. Bizi tekrar arayacağını söyledi. Polise görünmeden ona ulaşmak için bi çare düşünmemiz lazım. Bizi aradığında planımız hazır olmalı.

(...)

 

1.      HASTANE/İÇ/GECE

----------------------------------------------------------------------------------------------------

Hatice, Tuba, Cahit,  Kemal ve Cüneyt...

Hatice ve Tuba ağlarken...

HATİCE – Nasıl oldu bu kızım?

TUBA – Bilmiyorum anne...

Cüneyt ve Kemal bir köşede...

CÜNEYT: Madem ki sizi oraya Ali çağırdı, madem ki Ali’nin Barış’la konuştuğu şeyleri ya da en azından konuşulanların bir bölümünü duydunuz, Hocam, yine de neden Barış’ı yakanın Ali olamayacağını düşünüyorsunuz?

KEMAL: Tam olarak bilemiyorum. Ama Barış’ın son duyduğum cümlelerinde beni rahatsız eden bir şey var.

CÜNEYT: Tam olarak, kelimesi kelimesine hatırlıyor musunuz?

KEMAL: Hayır, kelimesi kelimesine hatırladığımı söyleyemem. Ama beni neyin rahatsız ettiğini hatırlıyorum.

CÜNEYT: Ben, anlattıklarınızda dikkat çekici bi unsur fark edemedim.

KEMAL: Ali, romanda ancak Eda’nın ve Mavi Sakal’ın bilebileceği ayrıntılar bulunduğunu ve Barış’tan bunun hesabının sorulacağını söylediğinde, Barış dedi ki: “O ayrıntıları Eda’dan duyduğumu söylerim.”

CÜNEYT: Bunda olağandışı ne var ki? Eda’yla yakın arkadaş olduklarına göre, gerçekten de o ayrıntıları Eda’dan duymuş olamaz mı?

KEMAL: Mesele o değil, Cüneyt bey. Mesele şu: Barış niye, “O ayrıntıları Eda’dan duydum” demiyor da, “O ayrıntıları Eda’dan duyduğumu söylerim.” diyor. İki cümle arasındaki farkı sezebiliyor musunuz?

CÜNEYT: Evet, haklısınız! “Eda’dan duydum” demek başka, “Eda’dan duyduğumu söylerim” demek başka. Doğrusu dikkatinize hayranım, Kemal bey! Ama yine de, bu küçük nüansa çok fazla anlam yükleyerek önyargıya kapılmamak gerek.

KEMAL: Merak etmeyin, önyargıya kapılmam söz konusu olamaz. İfade dikkatimi çektiği için aklıma not etmiştim, hepsi o kadar.

(...)

 

EK SAHNE     ANKESÖRLÜ TELEFON / GECE      ALİ

Ali temkinli adımlarla çevreyi keserek

telefona gelir. Numarayı çevirir.

ALİ: Hocam, ben, Ali!

 

EK SAHNE                 YOL/GECE               KEMAL

Kemal, evine varmaktadır.  

KEMAL: Ali?! Ali nerelerdesin sen?

ALİ (SES): Görüşmemiz gerek, Hocam.

KEMAL: Nasıl görüşebiliriz ki? Verdiğin randevulara sadık kalmıyorsun Ali.

 

EK SAHNE     ANKESÖRLÜ TELEFON / GECE      ALİ

ALİ: Özür dilerim, Hocam! Ama sizi orda bekleyemezdim. Durumu anlamışsınızdır.

KEMAL (SES): Barış’ı sen mi yaktın, Ali?

ALİ: Hocam, vaktim yok. Büyük ihtimalle, polis telefonunuzu dinliyor. Ama sizinle yüz yüze konuşmamız gerek. Bi yolunu bulup size ulaşırsam, beni dinleyeceğinize ve polise teslim etmeyeceğinize güvenebilir miyim, Hocam?

 

EK SAHNE                 YOL/GECE               KEMAL

KEMAL: Hem polisin bizi dinlediğini söylüyorsun, hem de sana yataklık etmemi öneriyorsun. Bu sence mantıklı mı Ali!

ALİ: Bu cevap bana yeterli! Size ulaşmanın bi yolunu mutlaka bulucam. Son söz: Ben masumum, Hocam! Hoşçakalın!

Ali telefonu kapatıp, hızlı adımlarla

oradan uzaklaşır.

 

***

 

Barış Büktel hakkındaki seyirci görüşlerini okumak için tıklayınız:

http://www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?p=553

 

 

Yukarıdaki sahnenin yer aldığı "6. bölüm"ü video olarak izlemek için, aşağıdaki başlığı tıklayabilirsiniz:

"ARKA SIRADAKİLER 6"

 

Not: youtube kapatıldığı için "Arka Sıradakiler"in eski bölümlerinin videolarına ulaşılamıyor. Yeni bölümlerin videoları için "Arka Sıradakiler"in resmi web sitesine bakabilirsiniz:

http://www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?cat=5

 

Ayrıca bakınız: BARIŞ BÜKTEL BİYOGRAFİSİ