"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV
DİZİSİNDE
Büktel katkısından bir
örnek:
"47. bölüm"den...

Barış
Büktel'in canlandırdığı öğrenci Ali,
Mavi Sakal olduğu suçlamasıyla polis
sorgusuna alınıyor.
(Sahnenin çekim öncesi metni.)
Coşkun Büktel

Barış
Büktel
EK SAHNE: SORGU ODASI. ALİ, POLİSLER... GECE Mİ GÜNDÜZ MÜ BELLİ DEĞİL
Ali bir sandalyede. Tepesinde bir ışık.
Çevresi karanlık. Karanlığın içinden
ışıklı alana girip girip çıkarak soru soran
üç polis. Şefleri, Cüneyt’tir. Diğer ikisi,
daha korkutucu tipler olsa iyi olur.
Cüneyt de ilk kez, nazik polis imajının
dışında, sert bir imajla görünmeli.
Ali, sorgunun saatlerdir sürmekte
olduğunu belirtir biçimde yorgun
görünmektedir. Ama cool tavrını
elden bırakmamaya çalışır.
1. POLİS: Peki o piercing o depoda ne arıyor?
ALİ: Yirmi kez söyledim size, niye 21. kez soruyorsunuz?
2. POLİS: Kaç kez istersek sorarız! Sen soruları saymayı bırak,
yalnızca onlara cevap ver! O piercing o depoda ne arıyor?
ALİ: Biri koymuş herhalde.
1. POLİS: Kim koymuş?
ALİ: Mavi sakal!
2. POLİS: Piercing senin mi?
ALİ: Benim.
1. POLİS: Peki CD kabı o çantada ne arıyor?
ALİ: Biri koymuş herhalde.
2. POLİS: Çanta senin değil mi?
1. POLİS: O çantaya herkes bi şey koyabilir mi?
CÜNEYT: Çantanın senden başka sahibi var mı?
ALİ: Yok.
1. POLİS: Çantanın içindeki her şey senin mi?
ALİ: Evet.
2. POLİS: Demek o CD kabı senin?
ALİ: Hayır!
CÜNEYT: O piercing de senin!
ALİ: Hayır!
1. POLİS: Piercing benim demiştin?
ALİ: Piercing benim ama Cd kabı...
2. POLİS: Az önce piercing benim değil dedin!
1. POLİS: Karar ver, hangisi senin!
ALİ: Piercing benim.
CÜNEYT: Onu depoya sen mi koydun?
ALİ: Hayır!!
1. POLİS: Piercing benim demiştin?
2. POLİS: CD kabı benim demişti?
1. POLİS: CD mi, Piercing mi?
CÜNEYT: Depoya hangisini koydun?
ALİ: Hiçbirini.
2. POLİS: Hiçbiri senin değil mi?
ALİ: Sadece piercing benim.
CÜNEYT: Piercingi depoya sen mi koydun?
ALİ: Hayır!
1.POLİS: Peki kim koydu?
ALİ: Mavi Sakal.
2. POLİS: Nerden biliyosun?
1. POLİS: Koyarken gördün mü?
ALİ: Hayır.
2. POLİS: Öyleyse Mavi Sakal değil.
CÜNEYT: Ya da senden başkası değil.
1. POLİS: O piercing senin mi?
ALİ: Evet.
2. POLİS: Demek itiraf ediyorsun?
ALİ: Hayır!
1. POLİS: Karar ver: Evet mi, hayır mı?
ALİ: Evet piercing, benim. Hayır, depoya ben koymadım. Evet, çanta
benim. Hayır, CD kabı benim değil. Hayır, ne CD kabını çantaya, ne
de piersingi depoya ben koymadım. Bakın 120 kez de sorsanız, şaşırıp
farklı bi cevap vermemi beklemeyin benden!
2. POLİS: Sen kendini çok mu zeki sanıyorsun?
ALİ: Evet, ama Mavi Sakal kadar zeki değilim!
CÜNEYT: Bence Mavi Sakal çok da zeki sayılmaz, Ali. O CD kutusuyla,
piercimg’i ortada bırakması büyük bir ihtiyatsızlıktı.
ALİ: Ortada bırakmadı ki... Bulunmasını istediği yerlere bıraktı...
Birini benim çantama, diğerini o depoya bıraktı. Yani beni Mavi
Sakal sanmanız için nerede bulunmaları gerekiyorsa oralara bıraktı.
O yüzden de şu an bu sandalyede onun yerine ben oturuyorum. Bu da
onun bayağı zeki olduğunu gösterir, di mi? Ben dahil hepimizi aptal
yerine koyuyor.
CÜNEYT: Polisin aptal olduğuna o kadar kolay karar verme Ali!
1. POLİS: Peki o piercing senin değil mi?
ALİ: Haydaa, gene mi baştan başlıyoruz?
2. POLİS: Bana bak, daha fazla terbiyesizleşme, yoksa külahları
değişiriz.
1. POLİS: Deminden beri kendi kendime soruyorum zaten: Bir yumrukta
acaba kaç dişini dökebilirim diye!
ALİ: Bakın, ben suçlu olsam, bu söylemler beni gerçekten korkuturdu.
Ama suçlu olmadığım için bu laflar bende korku değil, yalnızca can
sıkıntısı yaratıyor. Bir de beni susatıyor. Aranızda iyi polis
rolünü üstlenen birisi yok mu? Bir bardak su versin bana!
CÜNEYT: Bakıyorum, çok rahatsın, Ali! Anlaşılan kendini çok
garantide hissediyorsun. Belki de birkaç gün sonra, elini kolunu
sallayarak burdan çıkacağını düşünüyorsun. Ama sana kötü bir haberim
var: Bizi inandırabilmiş değilsin ve bu durum senin yıllarca
duvarlar arasında kalmana yol açmak üzere!
2. POLİS: Dua et ki, tecavüz yok! Ama yine de en az on yıl yiyceksin.
1. POLİS: On yılla kurtulursa iyi! Sadece mahkemesi üç yıl sürer
bunun!
ALİ: (Öfkeye kapılarak) Ne on yılı, ne üç yılı ya?!! Burada
bi saat daha kalmak istemiyorum!! Ben suçsuzum diyorum size! Bunu
bin kere söyledim size!!
1. POLİS: Birini hatırlıyorum, bunu beş bin kere söylemişti bize; ama
yine de, 15 yıl hüküm giymekten kurtulamamıştı.
2. POLİS: Sen bu kaçırma işine şaka olarak başlamış olabilirsin ama,
bizim şaka yapmadığımızı bir hafta geçmeden anlıycaksın!
ALİ: (Dik durma çabasından vazgeçerek, umutsuzluk içinde
omuzlarını çökertir. Göz yaşı dökmeden ağlar gibidir.)
CÜNEYT: Tek şansın biziz Ali! Bize kurnazlık etmeye çalışmak yerine,
bizim sempatimizi kazanmaya çalışmalısın! Bunu ancak bize her şeyi
açıklayarak yapabilirsin.
2. POLİS: O zaman biz de mahkemeye sunulacak ifademize, hakimi
yumuşatacak birkaç cümle ekleyebilir, senin birkaç yılını
kurtarabiliriz.
ALİ: (Bıkkın ve bitkin) Benim kurtarılmaya ihtiyacım yok!
2. POLİS: Akıllı ol, Ali! Bu senin son şansın! Gel anlat her şeyi!!
1. POLİS: (Yumruğunu göstererek) Anlatmazsa zaten, ben ne
yapacağımı biliyorum!
ALİ: (Patlayarak) Zaten anlattım!! Zaten anlattım her şeyi!!
Daha ne istiyorsunuz?!! Zaten anlattım her şeyi!!! Ağzımdan başka bi
şey duyamazsınız.
1. POLİS: Pekala Ali, madem öyle istedin, sen bilirsin!
2. POLİS: Şu an kendine ne büyük kötülük ettiğinin farkında
değilsin!!
CÜNEYT: Maalesef senin için hiçbir umut kalmadı Ali! Artık güneşi
unut! Uzun süre aydınlığı göremiyceksin!
Ali’nin umutsuz yüzünde, keseriz.
DIŞ/GECE
Şehir görüntüleri…
EK SAHNE: KEMAL/EV GECE
Telefon çalar. Kemal uyanır. Yataktan
Kalkıp telefona gider. Telefonu açar.
KEMAL: Buyrun?
CÜNEYT: (Ses) Kemal bey, ben Cüneyt! Bu saatte uyandırdığım için çok
özür dilerim! Ama bilmek istersiniz diye düşündüm.
KEMAL: Ali?... Yoksa Ali’ye bi şey mi oldu?
CÜNEYT: (Ses): Yo yo! Biraz yorgun ve uykusuz ama çok mutlu, çünkü az
önce serbest bıraktık.
KEMAL: (Sevinçle) Ne?! Serbest mi bıraktınız? Doğru mu
duydum?!!
CÜNEYT: (Ses): Doğru duydunuz, Kemal bey! Ali’yi savcıya götürmeye
gerek duymadan, serbest bıraktık. Çocuk, suçlu değil, Kemal bey!
Bunu kesinlikle belirledik.
KEMAL: Sahi mi? Bu gerçekten güzel bir haber! İyi ki beni
uyandırdınız! Teşekkür ederim! Çok teşekkür ederim! Ali benim
özellikle sevdiğim üç-beş öğrenciden biridir.
CÜNEYT: (Ses): Evet, onu biraz üzdük ama, oldukça zeki bir çocuk, çok
anlayışlı, giderken bize sitem bile etmedi.
KEMAL: Yalnız, bi dakika!... Mavi Sakal, Ali olmadığına göre, bu
demektir ki...
CÜNEYT: (Ses): Evet, Kemal bey, maalesef!... Mavi Sakal’ı hâlâ
yakalamış değiliz. Yani Eda hâlâ tehlikede.
Kemal’in sevinçten karamsarlığa dönüşen
ruh halini yüzünde seyrederken... Keseriz.
(İstenirse Cüneyt’ler ayrıca çekilebilir ama
Bence Cüneyt’in “ses” kalmasında sakınca yok.)
EV: SAFFET, MEMO, SONRA ALİ / GECE
Kapı çalınır. Memo uyanıp işığı yakar.
Saffet’in de uyandığını görür.
MEMO: Kim ulan bu saatte?
SAFFET: İnşallah Meral hanım değildir.
MEMO: Ali olmasın?
SAFFET: Sanmam, polisin elinden kaçsa bile buraya gelecek kadar
enayi değildir.
Kapı, çok sinirli darbelerle yeniden çalınır.
MEMO: Aha, bu vallahi Ali!
SAFFET: Evet, ya! Koş! Ali!... Aliii...
Hala vurulmakta olan kapıya koşarlar.
MEMO: Tamam, tamam, geldik, patlama!!
Kapıyı açarlar. Ali’dir.
ALİ: Nerde kaldınız lan, Oktay’lar bastı sanıp saklanıyor muydunuz?
SAFFET, MEMO: Ali?!! Vaay Ali!!! Nasıl çıktın lan! Yoksa kaçtın mı?
Gel ulan sarılayım!! Vay Ali’me bak be! Sürpriz diye buna derler
valla, vb...
İçeri girerler. Ali kendini koltuğa bırakırken
bitkinliğini belirten bir ses çıkarır.
SAFFET: Yorgun görünüyosun.
ALİ: Yorgundan fazlası... Kaç saattir hesap veriyoruz heriflere...
Aynı soruları beş yüz kere sordular. Suçsuz olduğum için pek canımı
sıkmadan, saatlerce kuyruğu dik tuttum ama, sonunda beni fena
çözdüler. Bir ara, öylesine moralim bozuldu ki... “Ulan Ali, dedim,
kendime, seni kimse anlamıyor, sana kimse inanmıyor. Elli yaşından
önce çıkamıycaksın kodesten.”
SAFFET: Eee?
ALİ: E si bu işte!... Sonunda burdayım. Serbest bıraktılar.
MEMO: Vay ballı herif vay!
ALİ: Ballı mı? Tabii, tabii, sana da tavsiye ederim o balı.
MEMO: Demek sonunda inandırdın onları.
ALİ: Ben bi şeye inandırmadım. Ben umudu kesmiş, kendimi
bırakmıştım. Ama onlar, artık nasıl anladılarsa, anlamışlar suçsuz
olduğumu.
MEMO: Vay, Ali’me bak be! Bayağa zorlu bir tecrübeden geçmişsin
ulan!
SAFFET: Her neyse, Koray ne derdi: “İyi biten her şey iyidir.”
MEMO: Ben bu mutlu sonun şerefine şimdi ballı Ali’me bal gibi bi çay
koyayım!
ALİ: (Oturduğu koltuğa uzanıp gözlerini kapayarak) Benim için
hiç zahmet etme! Uyku baldan tatlıdır.
***
Barış Büktel hakkındaki seyirci
görüşlerini okumak için tıklayınız:
http://www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?p=553
BÜKTEL'İN "ARKA SIRADAKİLER"E
KATKILARINDAN BAŞKA ÖRNEKLER OKUMAK İÇİN, LÜTFEN
TIKLAYINIZ!
Yukarıdaki sahnenin yer aldığı "47. bölüm"ü
video olarak izlemek için, aşağıdaki başlığı tıklayabilirsiniz:
Not: youtube kapatıldığı için "Arka
Sıradakiler"in eski bölümlerinin videolarına ulaşılamıyor. Yeni
bölümlerin videoları için
"Arka Sıradakiler"in resmi web sitesine
bakabilirsiniz:
http://www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?cat=5
Ayrıca bakınız:
BARIŞ BÜKTEL BİYOGRAFİSİ
|