Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE
Büktel katkısından bir örnek: "124. bölüm"den...

 

 

 
 
 
Barış Büktel'in canlandırdığı öğrenci Ali, Pelin Akil'in canlandırdığı Zehra'yı intihardan caydırmaya çalışıyor

 

 

 

 

Coşkun Büktel

 

 

 

  

   Pelin Akil                       Barış Büktel

 

ÜSTÜ SARIYA BOYANMIŞ SATIRLAR COŞKUN BÜKTEL'İN SENARYOYA EKLEDİKLERİDİR.

(ÜSTÜ ÇİZİLİ SATIRLAR BÜKTEL'İN SENARYODAN ÇIKARDIKLARIDIR.)

 

 

MEKAN/DIŞ/GÜN

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

Zehra’yı köprüde görürüz. Perişan halde,

titriyor vs... Gerilimli müzik. Zehra

köprünün parmaklıklarına (nasıl bir köprü

olduğunu bilmiyoruz.) çıkar. Aşağıya bakar.

Güçlükle dururken, ağlamaya başlar.

ZEHRA – Bırak kendini boşluğa... Her şey bitsin. Çektiğin bütün acılar bitsin... Gayet kolay! Yalnızca bir saniyelik bir çarpma ve ardından sonsuza dek huzur...

Gerilimli müzik... Zehra yine aşağıya

bakar. Bu sefer başı dönüyordur. Bulanık

görmeye başlar.

Zehra’nın yüzünde keseriz.

 

ZEHRA KOSOVA MEKAN/DIŞ/GÜN

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

 Ali, Kemal, Cüneyt ve beraberindeki

polisleri görürüz. Polisler mekanın

dört bir yanına dağılmışlar, arama

yaparken Cüneyt yanındaki adamına...

CÜNEYT – Arka tarafa da bakalım. Herhangi bir iz var mı araştıralım. Kosova polisinden birini alıp arkadaki yol nereye gidiyor bir bak bakalım.

Cüneyt’in adamı giderken Kemal’i

görürüz. Bitkin ve üzgün, bir yere oturur.

KEMAL – Ben... Daha önce hiç bu kadar çaresiz olmamıştım. Hep bir çözüm vardı. Mücadele edebilecek gücüm vardı. Ama artık ne gücüm ne de çözüm var. tüm umudumu kaybediyorum. Zehra’yı hiç bulamayacağız sanırım.

Cüneyt ve Ali kısa bir an ne

diyeceklerini bilemezler.

ALİ – Böyle konuşmayın Hocam. Lütfen.

CÜNEYT – Hadi gelin sizi arabaya götüreyim. Burda beklememizin bir anlamı yok. Bir haber çıkarsa haber verirler bildirirler bize.

Kemal kalkar.

CÜNEYT – Ali. Biz yanımıza iki memur alıp civarı bir araştırıcaz. Sen de diğer arabayla dönersin.

Ali ‘tamam’ anlamında başını sallar.

Kemal’i uğurlarken...

ALİ: Zehra’yı bulucaz, Hocam! Bunu laf olsun diye söylemiyorum. Zehra’yı bulmadan Kosova’yı terk etmiycem. Gerekirse burada yaşlanıp burada olücem.

KEMAL: Sağol, Ali! Yanımda olman tahammül etmeyi biraz da olsa kolaylaştırıyor.

Cüneyt ve Kemal giderken Ali Kemal’in

arkasından üzgün bakar.

 

MEKAN/DIŞ/GÜN

----------------------------------------------------------------------------------------------------

Zehra, köprüden aşağı bakmaktadır.

Gerilimli müzik girer.

ZEHRA – Hadi... Yapabilirsin. Sadece bırak kendini... Artık direnme... 

 

CÜNEYT ARABA/İÇ/GÜN

----------------------------------------------------------------------------------------------------

Kemal’in üzgün yüzünü görürüz.

KEMAL – Bulamadım onu… Kurtaramadım… Göz göre göre kaçtılar elimizden…

 

MEKAN/DIŞ/GÜN

----------------------------------------------------------------------------------------------------

Zehra, bir adım daha atar.

Gerilimli müzik iyice artar.

Artık aşağıya bakamaz.

Gözlerini kapatır. yavaş yavaş

boşluğa doğru ilerlemektedir.

 

EK SAHNE:  KÖPRÜ YAKINLARINDA YOL

Ali’nin bulunduğu polis arabası Zehra’nın

bulunduğu köprünün yakınlarındaki yoldan geçer.  

 

POLİS ARABASI/İÇ/GÜN

----------------------------------------------------------------------------------------------------

Polis arabasının içinde, arka ön koltukta

oturan Ali’yi görürüz. Üzgün... Kafası

önünde telefonunu kurcalarken, arabayı süren

polise sorar.

ALİ: Arabada su var mıdır?

ŞOFÖR: Arkada bikaç şişe olucak.

Ali su almak üzere arkaya uzandığı anda

Arka pencereden, köprüden atlamak üzere

Olan kızı görür. (Zehra’yı tanıyıp tanımayacağı

Yolun ve köprünün durumua bağlıdır.)

 

arabanın camından köprüdeki Zehra’yı

görürüz. Ali önce görmez. Kafasını

kaldırıp bir an bakar. Zehra’yı görür görmez

Panikle polise... (Eğer polis Kosova’lı ise

İngilizce konuşur.)

ALİ –Durr! Dur!!! Stop stop!

Polis fren yapar.

Ali arabadan iner.(mesafeye göre

araba ile de gidebilirler.)

(Kesinlikle arabayla gidilemeyecek sarp

bir arazinin aşılması çok daha filmik, çok

daha tatmin edici olacaktır. Lütfen

oyuncu malzemesinden yararlanın!

Daha önce Ali’nin fizik yeteneklerini

çok iyi kullanmıştınız. Ali, koşarken

çok dramatik resim verebilen, çok

estetik koşabilen bir oyuncu. Gecekonduda

polisten kaçarken harika mizansenler

bulmuş, onu duvardan atlatmış, ayağından

vurdurmuş, çok nefis görsel planlar çekmiştiniz.

Aliye’yi tren altında ezilmekten kurtarmak

için Ali ile Memo’nun trenle yarışır gibi koştukları

plan da çok iyiydi. Ama sonradan, sanki bu

harika işlerden pişman olmuşsunuz gibi, Ali

ile Memo’nun Kumkapı fenerinde buldukları

Sadri’yi kovalamasını birkaç sıradan planla

geçiştirmiştiniz. Lütfen, mekanın ve oyuncunun

olanaklarını kullanarak harika mizansenler

“yaratıp”, bu kez çok heyecanlı,

çok gerilimli, enfes bir koşma sahnesi çekin.)

 

ALİ – Zehra!

 

MEKAN/DIŞ/GÜN

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

Zehra, tam atlamak üzeredir.

ZEHRA: Hayat, bu dayanılmaz ağrıların sürmesi demek... Ölüm, ağrının bitmesi demek... Öyleyse seçmek niye zor olsun? Yanına geliyorum, anne!

ALİ: Zehraaaa!

Zehra dönüp bakar.

ALİ – Zehra dur! Sakın yapma!

Zehra, arkasını döner. Sanki

Ali’ye bir yabancıymış gibi bakar.

ZEHRASakın yaklaşma! Ali?... Bu gerçekten sen misin, Ali? Hayır, burası Kosova’ysa bu sen olamazsın, di mi!

ALİ: Bu benim, Zehra! Buraya dayınla birlikte geldik. Seni bekliyor.

Ali, Zehra’ya doğru yürür.

ZEHRA: Hayır!! Sakın, sakın yaklaşma Ali!

Ali, Zehra’nın panikle kötü

bir şey yapmaması için fazla

yaklaşmadan durur. Sonradan

yetişen Polis(ler) gelip

Ali’nin yanında arkasında

dururlar. durmaktadır.

ZEHRA – Senin ne işin var burda Ali? Bu gerçek olamaz di mi? Hayal görüyorum di mi? Hiç olmazsa ölürken dayımı görseydim. Son bi defa onun yüzünü görseydim. Neden seni görüyorum ki? Neden?

ALİ – Hayal değilim Zehra. Bitti artık her şey. Kurtuldun. Sana ulaştık. Hayal görmüyorsun Burdayım.. Seni alıp dayına götürmek için burdayım.

ALİ: Ama neden?... Sana neden yaklaşmıyayım ki? Kosova’ya sana yaklaşmak için geldim. Seni almak için geldim. Acılar bitti, kurtuldun artık! Seni dayına götürücem.

ZEHRA: Hayır, acılar bitmedi, acılar bitmiycek, Ali! Ne yazık ki, yaşadığım şeyler aklımda ve gövdemde çok kalıcı hasarlar bıraktı. Şu kolumdaki delikleri görüyor musun? Bu deliklerin ne anlama geldiğini biliyor musun?

ALİ: Her şeyi biliyorum! Hepsini atlatıcaksın!

ZEHRA: Hayır, hiçbi şey bilmiyosun! Dışardan seyrederek bilinebilecek bir şey değil, bu! O delikleri yalnızca görmekle anlaşılabilecek birşey değil, bu!! O deliklerin, şu an beynime saplanmış çiviler gibi bana nasıl ağrı verdiğini hayal edebiliyor musun?! Ben şu an seninle konuşabiliyor olduğuma bile inanmıyorum. Ben şu an senin gerçek olduğundan bile hâlâ emin değilim! Buna inanabiliyor musun?

ALİ: Benim sana  inanmamın önemi yok! Ama senin bana, “benim gerçekliğime” inanman çok önemli! O zaman bunu aşabilirsin. Atlatabilirsin!

ZEHRA: Hayır!!! Bunu atlatamam! Biliyorum, Ali! Ben bunu atlatamam! Yaşadım, denedim, bunu atlatamam! Bu halde dayımın karşısına asla çıkamam!

ALİ: Dayının karşısına hangi halde çıkarsan çık, onu ancak mutlu edebilirsin.

ZEHRA: Mutlu mu?!! Demek insanlar hâlâ bu kelimeyi kullanabiliyor. Mutluluk!... Ne tuhaf?! Mutluluk artık bana Sümer dilinde kalmış arkaik bir kelime kadar uzak ve yabancı geliyor... Hayır, Ali, mutluluk vaatlerine karnım tok!

Zehra, başını eğip uçuruma bakar.

ALİ: Dur!! Yalvarırım dur, Zehra! Ne olur, ne olur, yüzüme bak! Aşağıya bakma, bana bak! Ne olur bana bak!!

ZEHRA: Yararı yok Ali! Bana mutluluktan bahsetmenin yararı yok!! Anlamıyor musun, bu kafayla Binbir Gece Masalları’ndaki uçan halılara ve üç başlı ejderhalara bile inanabilirim, ama mutluluk... Mutluluk hiç inandırıcı gelmiyor bana!...

ALİ: Ya dayının hayatını kurtarmak?... Dayının hayatını kurtarmak da inandırıcı gelmiyor mu sana?

ZEHRA: Dayım?!! (Ağlamaya başlar) Dayım’a bir şey mi oldu?

ALİ: Hayır, henüz bi şey olmadı! Ameliyatlı kalbi senin kaybolmana ilaçlarla hâlâ dayanabiliyor. Ama mum ışığı kadar cılız bir umuda sarılarak senin peşinden ülkeler aşması, kalbini ve umudunu o kadar yıprattı ki... Eğer sen ölürsen, eğer o cılız umut tükenirse, mumun söneceğinden dayının tükeneceğinden emin olabilirsin. 

ZEHRA: Dayım!! Canım dayım!! Lütfen, onu bırakma, Ali! Lütfen ona bi şey olmasına izin verme! O bunları hak etmedi.

ALİ: Bunları  sen de hak etmedin!

ZEHRA: Ben hatalar ve yanlış seçimler “yaptım”, Ali! Bunların benim başıma gelmesi o kadar da şaşırtıcı değil. Ama dayım!! Dayım, tamamen hatasız, tamamen günahsız!! Onun tek suçu, ben’im! Benim dayım olmak, onun en büyük talihsizliği! Ama kutarıcam onu bu talihsizlikten...

Zehra daha da kararlı olarak,

yeniden aşağı bakar.

ALİ: Ordan atlayarak yalnız kendini değil, dayını da öldürürsün, Zehra!

ZEHRA: Ben anneme gidiyorum, Ali! Dayımı sana emanet ediyorum!

ALİ: Dayını bana emanet ederek kurtaramazsın, Zehra! Seni seviyor, sana çok düşkün! Kollarındaki üç beş deliğin bu gerçeği değiştireceğine inanacak kadar aklını kaybetmiş olamazsın! Sen onun talihsizliği değil, hayattaki en büyük ve geri kalan tek mutluluğusun! Senin kaybına dayanamayacağını adım gibi biliyorum. Onun hayatını ancak sen, ancak sen kurtarabilirsin. Ve bunu ancak kendi hayatını kurtararak yapabilirsin!  Dayını ancak kendi hayatını kurtararak kurtarabilirsin!

Zehra’nın atlamaktaki kararlığı

tereddüde dönüşür.

ZEHRA: Ama, ben... Ben çok güçsüzüm ve ağrılar içindeyim, Ali!

ALİ: Yapayalnızsın da ondan! Ama artık biz yanındayız. Artık yalnız değilsin! Birlikte her zorluğu aşabiliriz. Sana dokunmama izin ver. Sana dokunduğum anda, yalnızlığı artık hissedemiyceksin. Sana dokunduğum anda, kendini çok daha güvende ve güçlü hissedeceksin. Hadi ver elini bana! Yalvarırım, ver elini bana!

ZEHRA: Ama ben bittim, Ali! Ben yokum ki... Ben bi zamanlar Zehra olan birinin kalıntısıyım. Ben bi enkazım.

ALİ: Sen dünyanın en güzel kızısın! Bu halde bile!... Ve ben bunu ancak şu an fark ettiğim için kendimi hiç bağışlamıycam. Yalvarırım, ver elini bana! Ver elini bana!... Dayın bizi bekliyor! O senin yasını tutmayı değil, seni sağ bulmayı hak ediyor. Ne olur, ne olur, ver elini bana!

Zehra bir süre daha kararsız

Kaldıktan sonra, hâlâ tereddütle,

elini uzatır. Ali ürkütmeden,

Zehra’yı bileğinden yakalar. Sonra

onu kendine çeker.

 

Zehra, bir kez daha aşağıya bakar.

ALİ – Bana bak Zehra! Aşağıya bakma…

Zehra, Ali’ye bakar.

ZEHRA – Bırak da her şeyden kurtulayım Ali.

ALİ – Kurtuluş…yaşamaktır Zehra, ölmek değil. Öylece çekip gidemezsin. Oraya bakma artık lütfen… Hadi artık gel gidelim. Dayın bizi bekliyor.

Zehra, kollarını gösterir.

ZEHRA – Bunları görüyo musun? Bu halde dayımın karşısına nasıl çıkabilirim? Nasıl? Beni bu halde görmesini istemem. Ölürüm daha iyi.

ALİ – Başına gelen hiçbi şey senin suçun değil. Bunları sana zorla yaptılar. Hiç kimse yaşadıklarından dolayı seni yargılayamaz.

ZEHRA – Dayım da böyle mi düşünüyodur sence?

ALİ – Evet Zehra evet. Tabi ki Kemal Hoca da böyle düşünüyo. Seni suçluyo olabilir mi?

Sana kızgın olabilir mi? Haftalardır burda… Senden bi haber almak için sokak sokak dolaşıyo. Sensizliğin İçinin nasıl acıttığını görebiliyorum. Tek isteği seni bulmak, sana tekrar sarılabilmek… hadi gel onu daha fazla bekletmeyelim Zehra…

Zehra, ikna olmuştur. Ali’ye doğru

Hareketlenir. Ali, onu karşılar.

 

Zehra, Ali’ye sarılır. Zehra, ağlamaktadır.

Ali de ona sarılır.

ALİ – Tamam bitti Zehra… Bitti… Gidiyoruz artık burdan… Dayın bizi bekliyor.

 

 

BÜKTEL'İN "ARKA SIRADAKİLER"E KATKILARINDAN BAŞKA ÖRNEKLER OKUMAK İÇİN, LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Not: youtube kapatıldığı için "Arka Sıradakiler"in eski bölümlerinin videolarına ulaşılamıyor. Yeni bölümlerin videoları için "Arka Sıradakiler"in resmi web sitesine bakabilirsiniz:

http://www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?cat=5

 

Ayrıca bakınız: BARIŞ BÜKTEL BİYOGRAFİSİ