"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV
DİZİSİNDE
Büktel katkısından iki
örnek:
"9 ve 10. bölüm"den...
Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı Kemal hoca,
9. bölümde, kötürüm edilmiş internet
diline
karşı ifade gücünün önemini
anlattıktan sonra; 10. bölümde, Zafer bey'in "sepetteki çürük
meyvalar" diye niteleyerek okuldan atmak istediği "arka
sıradakileri" savunuyor:
Coşkun Büktel
Kemal hoca
hakkındaki seyirci görüşlerini okumak için
tıklayınız:
www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?p=4&cp=all
9. Bölümden...
KEMAL – Çocuklar bizim
kültürümüzde konuşmanın ayrı bir yeri vardır. Biz, “konuşmayı
şehvetle seven” bir milletiz.
“Şehvet sözcüğü üzerine,
bazı çocukların antenleri dikilir ve konuşmayı daha dikkatle
dinlemeye başlarlar.
KEMAL: ...Konuşmak sohbettir.
Eskiler hasbıhal der. Muhabbet der... Ne demek muhabbet? Muhabbet,
hem sohbet, hem de sevgi anlamına geliyor. Konuşmanın kökeninde
sevgi var. Biriyle konuşmak onu tanımanın başlangıcıdır. Tanımak ise
sevmenin başlangıcı... Klişe haline gelmiş kırık dökük formül
kelimelerle, muhabbetin sıcaklığına varamazsınız. O kelimelerle
muhabbet kuramaz, kimseyi tanıyamazsınız. Oysa insanları sevebilmek
için onları önce tanımak zorundasınız. Türkçe o kadar zengin ve
güzel bir dilken, sözcüklerin keyfine vararak anlaşmak, tanışmak,
uzlaşmak varken; sırf zamandan tasarruf etmek için bozulmuş bir avuç
sözcükten ibaret yanlışa ve yanılmaya açık bir işaret diline mahkum
olmak niye? İfade gücü zayıf bir dille anlaşmaya çalışmak, dil
perhizi yapmak gibi bir şeydir? Dilin varken konuşamamak, ya da
yarım konuşmak gibi bir şeydir. İki bacağınız varken, tek bacaklı
gibi topallayarak yaşamak ne kadar mantıksızsa, dilinizi yarım
öğrenmek ve tekleyerek konuşmak da o kadar mantıksız. Kısacası,
demem şu ki, bol bol kitap okumalı dilinizin tüm inceliklerine hakim
olmayı öğrenmelisiniz. Bunun size nasıl bir inandırma yeteneği
kazandıracağını ve hayatta nasıl kapılar açacağını hayal edebiliyor
musunuz?
(Biliyorum uzun oldu ama,
Bülent Yarar, bu tür konuşmaları çok iyi satıyor. Gerekirse biraz
kısaltabilirsiniz.)
Zil çalar.
KEMAL - ...Hayatta amacı olan
önemli insanlar, iki-üç dil öğrenmeye çalışırken sizin yarım
Türkçe’yle yetinmeniz, enaylik olur. Siz neden önemli insanlardan
daha önemsiz olasınız ki? Bu konuyu bir düşünün!
10. bölümden...
KEMAL:
Sepetteki elmalarla insanlar arasında yaptığınız benzetmede önemli
bir hata var, Zafer bey!
ZAFER:
Teşbihte hata olmaz!
KEMAL:
(Gülümseyerek) Var var, o çürük meyva teşbihinde önemli bir
hata var. Evet, haklısınız, sepetteki meyvalardan birkaç tanesi
çürükse, o birkaç meyva, sepetteki tüm meyvaları çürütebilir, hatta
çürütür, bu yalnızca bir zaman meselesidir.
ZAFER:
(Zaferle gülümseyerek) E, öyleyse hemfikiriz.
KEMAL:
(Yine gülümseyerek) Meyvalar konusunda, evet; ama insanlar
konusunda, hayır, hemfikir değiliz, Zafer bey.
Zafer’in “Bu herif acaba yine ne yumurtlayacak” diye kaygıyla
bekleyen yüzü. Kemal’i izleyen diğerlerinin de meraklı yüzleri…
KEMAL:
İnsanlarla meyvalar arasında, şu an konuştuğumuz bağlamda, en
önemli fark şudur: Sağlam meyvalar çürük meyvaları etkileme, onları
sağlam kılma şansına sahip değildir. Meyva sepetinde çürük varsa,
sağlam meyvaların çürükleri de sağlam yapmasını beklemek,
boşuna beklemek olur. Çünkü çürükler sağlamları bozabilir, ama
sağlamlar çürükleri onaramaz. Meyvalar arasında, “yalnızca
çürükler” etkili olabilir. Oysa hepimiz biliyoruz ki, insanlar bu
bağlamda, meyvalar gibi çaresiz değil. Biliyoruz ki, sağlam
insanlar, çürükleri sağaltabilir. Sağlıklı, ahlaklı, iyi bir insan;
yeterince sevebilirse, yeterince sevgi dolu olabilirse,
onlara yeterince sevgiyle yaklaşabilirse, bir sepet dolusu
kötü insanı sağaltabilir. Çünkü sevgi onarır! Sevginin
gücüne sahip oldukça insanlar çürüklerin yanında bozulmaktan
korkmamalıdır. Gerekli birikimle, tutarlı bir mesajla ve
kararlı bir karakterle donanmışsa ve sevme gücüne yeterince sahipse,
sepetteki tek sağlam insan bile, bütün çürükleri sağaltabilir. Bütün
sepeti kurtarabilir. Ve eğer sepet bu okulsa, bu okulda sağlam
insanlar asla yalnız değil… Kaldı ki, o çocuklar, dışarıdakiler,
arka sıradakiler de, zaten çürük değil! Yalnızca yaralı onlar.
Ezilmişler, horlanmışlar, yaralanmışlar! İçlerindeki cevheri
bastırıp unutmak zorunda kalmışlar. Bizlerin görevi yaralıları
dışarı atmak değil, içeri almak, yaralarını sarmak, onları sağaltıp
içlerindeki cevheri ortaya çıkarmak. Bu imkânsız değil! Yeter ki
daha aktif, daha verici, daha sevgi dolu olalım! Bizler, birer
öğretim görevlisi olarak, kendimizi sağlam diye, “görev yapabilir”
diye niteliyorsak, onları da, dışarıdakileri de, arka sıradakileri
de sevebilecek kadar yüce gönüllü olmaya mecburuz! Yaraları
onarma gücümüze inanmaya mecburuz. Çünkü bir öğretmen, yalnızca
öğretmekle, insan inşa etmekle değil, onarmakla da görevlidir. Görev
bilincimizi kaybetmediysek, onları yeterince
sevebilirsek, onları bile sevebilecek kadar sevme gücüne sahip
olabilirsek, özlediğimiz avukat ve doktorlar belki de asıl, Zafer
bey’in “çürük meyva” dediği, o arka sıradakiler arasından çıkabilir.
Kemal’in konuşması kreşendo olarak yükselmiş ve sonunda Leyla ile
Mine’yi heyecanla ayağa kaldırmıştır.
LEYLA VE
MİNE: (Alkışlayarak) Bravooo!! Bravooo!!! Bravo,
Kemal bey!!!
ZAFER:
Arkadaşlar, lütfen, burası stadyum değil.
VELİ VE
KEREM: Tebrikler Kemal bey!
LEYLA VE
MİNE: Yalnız değilsiniz, Kemal bey!
LEYLA:
Biz de varız!
MİNE: Biz
de sağlamız.
KEREM:
Elbette! Elbette!!
VELİ:
Bakın beni ağlattınız.
Rıfat, girip çayları toplarken, Zafer’in somurtan yüzünde keseriz.
BÜKTEL'İN "ARKA SIRADAKİLER"E
KATKILARINDAN BAŞKA ÖRNEKLER OKUMAK İÇİN, LÜTFEN
TIKLAYINIZ!
Yukarıdaki sahnenin yer aldığı "9 ve 10. bölüm"ü
video olarak izlemek için, aşağıdaki başlıkları tıklayabilirsiniz:
"ARKA SIRADAKİLER
9"
"ARKA SIRADAKİLER
10"
Not: youtube kapatıldığı için "Arka
Sıradakiler"in eski bölümlerinin videolarına ulaşılamıyor. Yeni
bölümlerin videoları için
"Arka Sıradakiler"in resmi web sitesine
bakabilirsiniz:
http://www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?cat=5
Kemal hoca
hakkındaki seyirci görüşlerini okumak için
tıklayınız:
www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?p=4&cp=all
|