Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

 

 Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı

Kemal hoca, bedenini satmak zorunda   kalan ve sevgilisi İbo'nun bu gerçeği öğrenmesinden önce intihar etmeye      karar veren Sibel'i, intihardan caydırıyor

 

Coşkun Büktel

 

 

SAHNE 1       VİYADÜK/DIŞ/GÜN

--------------------------------------------------------------------------------------------

Sibel aşağı atlamak üzere...

KEMAL: Sibel!!!

SİBEL: (Başını çevirip Kemal'i görür.) Hocam!... (Yüzünde bir umut kıvılcımının parlamasıyla sönmesi bir olur.) N'olur gidin, Hocam! N'olur gidin!

KEMAL: Sibel!!

SİBEL: Olmaz, Hocam! Başaramazsınız! Bu defa ben başarıcam!

KEMAL: Sibel!

SİBEL: Size hep inandım, Hocam! Sizin ağzınızdan çıkan her kelimeyi önemsedim! Ama bu farklı! Bu kez beni ikna edemezsiniz! Bu benimle benim aramda, Hocam!  Bu kez, hazırım. Vasiyetim cebimde! Cenazemi bile planladım, Hocam!  Lütfen ardımdan kötü konuşmalarına izin vermeyin! (Başını tekrar uçuruma çevirir. Aşağıya bakar.)

KEMAL: (Acı çeken bir hayvan gibi canhıraş biçimde bağırarak, Sibel'i durdurur) Hayır, hayır, Sibel!!!

SİBEL: Benim için üzülmeyin, Hocam!! Kurtulduğumu farz edin! Öyle bitkinim ki!... (Kamera uçuruma bakar) Aşağıda başlıycak sonsuz dinlenmeye öyle ihtiyacım var ki!... 

KEMAL: Evet, çok bitkinsin, Sibel! Ruhun da, bedenin de fazlasıyla hırpalandı! Evet, bitkin durumdasın, Sibel!!... Bu bitkin durumda doğru karar alabilmen imkansız. Yaşıyor olmanın, şu aydınlık güne bakabiliyor olmanın değerini algılaman imkansız!

SİBEL: Aydınlık mı dediniz, Hocam? Bu, gerçekten aydınlık mı? Bu, gerçekten gündüz mü? Öyle umutsuz, öyle koyu bir karanlığın içindeyim ki, ben artık gün ışığını bile siyah görüyorum, Hocam! Duyduğum acıyı ve utancı hayal bile edemezsiniz, Hocam! (Eliyle köprünün aşağısını gösterir. Kamera, Sibel'in ayakları dibindeki ürkütücü derinliği görür.) Ama yırtıcam bu karanlığı! Atlayarak yırtıcam ve aydınlığa çıkıcam! Benim aydınlığım, işte orada, aşağıdaki asfalta çarptığım anda başlıycak, Hocam!

KEMAL:  O çarpma hiçbir şeyi "başlatmaz", Sibel! O çarpma her şeyi "bitirir".

SİBEL: Ne güzel! Her şeyin bitmesi ne güzel olucak!

KEMAL: Hayır, güzel olan, "her şeye rağmen" hayatta kalmak. Milyonlarca yıldır, milyarlarca insan, bu dünyadan gelip geçtiler. Sıralarını savıp gittiler. Şimdi sıra sende Sibel! Şairin dediği gibi: "Yaşamak sırası sende"!... Yaşamak hakkı senin!... Yaşamak fırsatı senin!...Bu fırsatı kaybetmiş milyarlarca insanı düşün, Sibel! Şimdi on dakikalığına senin yerinde olmak için neler vermezdi onlar? Senin yerine on dakika yaşamak için, on dakika daha yeniden nefes almak için, on dakikalığına da olsa dünyayı ve sevdiklerini bir kez daha görmek, duymak, hissetmek için... neler vermezlerdi, Sibel! Ama yapamazlar! Onlar sıralarını savdılar! Şimdi sıra senin, Sibel!  Yaşamalısın! Hayatın sana tanıdığı fırsatı kullanmalısın! Birkaç hafta içinde unutacağın aksilikler yüzünden, hayatın sana tanıdığı en büyük fırsatı, yaşamak fırsatını, sonsuza dek tepmen korkunç bir hata olur, Sibel!

SİBEL: Bu hata şu an bana hiç korkunç görünmüyor, Hocam. Ne de olsa bu hatadan pişman olma ihtimalim yok. Bana şu an korkunç görünen şey, yaşamak azabına on dakika daha katlanmak.

KEMAL: O azap dediğin şey, bir yanılsamadan ibaret, Sibel! Sen azap çekmek zorunda değilsin!! Yaşamak hakkını, yaşamak fırsatını tepmek zorunda değilsin!!

SİBEL: Yaşamak çoktan beri benim için bir hak ya da fırsat olmaktan çıktı, Hocam!

KEMAL: Yaşamak, kolu ve bacağı olmayan yarım insanlar için bile, felçli hastalar için bile, hayatın sunduğu bir fırsattır, Sibel! Yaşamak, kabuğunu taşıyarak sürünen bir salyangoz için bile, fırsattır Sibel!

SİBEL: Ama aldığım her nefes acı veriyor, Hocam! Attığım her adım toprağı kirletiyor!

KEMAL: (Öfkeyle bağırarak reddeder) Saçmalama!!! Sen istesen bile hiçbir şeyi kirletemezsin!! Sen yeni açmış bir kardelen kadar temizsin!!! 

SİBEL: Kardelen mi?!! Hiç ikna edici değil, Hocam!! Ne olduğumu biliyorum: Ben yalana ve günaha batmış bir suçluyum,  Kirliyim ve dokunduğum her şeyi kirletiyorum!!

KEMAL: Yaşamak zorunda kaldığın kirli şeyler, kişiliğini kirletmedikçe, senin kirliliğin olamaz!!! Seni kirletmiş olamaz!!! Sen sevdiklerin uğruna kirlenmeyi bile göze almış bir özveri anıtısın, Sibel! Akşam üstü eve ekmek götüren yorgun bir madenciyi düşün! İşçi tulumundaki kömür lekeleri o madenciyi ne kadar kirletebilirse,  yaşadıkların da seni ancak o kadar kirletebilir!! Seni kandırmıyorum, Sibel!! Seni ölümden çevirmek için bile olsa, inanmadığım hiçbir şey söylemem sana Sibel! Ne olur, sana kendini kirli, günahkar ve suçlu hissettiren bütün ezberlerini unut!!! Silkin artık bu arabesk duyarlıklardan!!! Seni bu çağdışı, bu marazi kabullere kurban veremeyiz, Sibel! Ne İbo, ne ailen ne de seni seven bizler, seni bir arabesk bunalım sonucu kaybetmeye tahammül edemeyiz!!! Evet, sen bizler için bir kardelen kadar temizsin!! Sen tertemizsin, Sibel!

SİBEL: (Sesinde ilk kez beliren bir umut kırıntısıyla)  Ben, ha?!! Tertemiz, ha?!! Buna inanmayı başarabilir miyim? Hakkımdaki her şeyi öğrendiğinde İbo buna inanmayı başarabilir mi?!! Benim temiz olduğuma, her şeye rağmen,  inanabilir mi?

KEMAL: Hele bi inanmasın!... Kafasını kırarım onun!

SİBEL: (Yüzündeki acı ifadesi kaybolmadan da olsa, göz yaşları içinde gülümser.)

KEMAL: (Sibel'in gülümsemesi aslında Kemal'i rahatlatmıştır ama rahatlamış görünmek istemez.) Ben senin kadar genç değilim Sibel! Heyecan kalbime yaramıyor. Ne olur son ver bu gerilime!  Hadi, uzat elini bana! 

SİBEL: (Ağlamaklı) Hocam!

KEMAL: Söz veriyorum: Yanında olucam!

SİBEL: (Ağlamaklı) Hocam, Hocam!!

KEMAL: İbo seni bekliyor, Sibel! Sana ihtiyacı var!

SİBEL: İbo!... Benim İbo'm!... O benim tek şansım. Ben onun tek şanssızlığıyım.

KEMAL: Bırak bu marazi, bu ağlamaklı ruh halini! Siz şansınızı birlikte yaratacaksınız. Önünüzde koca bir hayat var! Hadi ver elini bana!! İbo'ya gidiyoruz!!

KEMAL: (Ağlayarak) Çok utanıyorum, Hocam!

KEMAL: (Bir kuşa yaklaşır gibi ürkütmekten korkan temkinli adımlarla yanına gelip, doğal bir haretle, yolda karşılaşmışlar gibi, Sibel'e sarılır. Sibel ağlama krizine tutulur.) Ağlama, utanması gereken sen değilsin.

 

BÜKTEL'İN "ARKA SIRADAKİLER"E KATKILARINDAN BAŞKA ÖRNEKLER OKUMAK İÇİN, LÜTFEN TIKLAYINIZ!