Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE
Büktel katkısından tadımlık bir örnek:
"2. sezon finali 78. bölümden"

 

 

 

 
 
Mavi Sakal kimliğine yeniden bürünerek akıl hastanesinden kaçan Barış (Tuncer Öz) öğrencisi olduğu liseyi silahla basarak, arkadaşlarını rehin aldığında, Kemal hoca (Bülent Yarar) tarafından ikna edilmeye çalışılır.

 

Coşkun Büktel

 

 

 

 

    

           

    Tuncer Öz (Barış/Mavi Sakal)                                         Bülent Yarar (Kemal hoca)          

 

 

NOT: Metinden yalnızca mavi sakal bölümlerini seçip art arda sıraladık.  Üstü sarı boyalı replikler Coşkun Büktel tarafından metne eklenmiştir.

 

(...)

Barış, bir süre (silahıyla yaraladığı) Eda’ya bakar.

Hâlâ pis pis sırıtmaktadır. Eda’ya doğrulmuş

silahı yakın görürüz. Gerilimli müzik artar.

İBO – Bırak gitsin…

GAMZE – Yapma Barış. Ona yeterince zarar verdin.

EDA – Yapma… Vurma beni… Neden?... Neden yaptın bunu bana?

BARIŞ: (Taklit ederek) Neden?... Neden yaptın bunu bana?” Her şeyin bi nedeni olmak zorunda mı? Nedensiz ya da amaçsız hiçbi şey yapılamaz mı? Yaptığımız her şey ille de anlamlı olmak zorunda mı?

GAMZE: Evet, zorunda! İnsan nedensiz ya da amaçsız hiçbir şey yapamaz!

BARIŞ: (Tavana ateş eder, ürkerler.) Peki bu yaptığım ne şimdi? Bunun bi nedeni, bi anlamı, bi amacı var mı? Hadi söyle, tavana kurşun sıkmakla ne amaçlamış olabilirim ki ben?

GAMZE: Bizi korkutmayı amaçladın!

BARIŞ: Alakası yok! Sizi daha fazla korkutmama gerek yok ki, korkudan altınıza işemek üzeresiniz zaten.

ZEHRA: Hiçbir şey amaçlamadığını kanıtlamak için sıktın o kurşunu. Amacın, hiçbir şey amaçlamadığını kanıtlamaktı.

BARIŞ: Vay canına!... Kendini göstermekten sakınmayan biri daha!... Demek sen de mantıktan ve her olayda bir sebep sonuç ilişkisi bulmaktan yanasın?! Peki ama, kendini böyle pervasızca ortaya atman, hiç aklımda yokken seni vurmak fikrini aklıma sokman, sence çok mu mantıklı?

ZEHRA: Sen ne yaptığının farkında değilsin!

BARIŞ: Sen de, silahın benim elimde olduğunun farkında değilsin!

BARIŞ – (gülerek) Çok mu önemli sanıyosun kendini? Zavallıcık… Seni niye vurayım? Değmezsin.

Silahını Gamze’ye doğrultur.

BARIŞ – Di mi Gamze?

Gamze’nin korkmuş yüzü…

Bu arada koridorun diğer ucunda

Rıfat, Fırat ve Melisa görünür.

Barış, silahını onlara doğru çevirir.

Rıfat ve diğerleri durur.

BARIŞ – Yaklaşmayın! Biz sınıfa girdikten sonra bu zavallıyı götürün burdan! (Gamze’lere döner) Yürüyün bakalım…Sınıfa… (Eda’nın yanından geçerken) Sakın annen seni böyle yerlerde sürünürken görmesin, Eda! Kadına inme iner, Allah muhafaza!

Gerilimli müzik eşliğinde çocuklar ve Barış

sınıfa girerler. Rıfat ve diğerleri

Eda’yı yerden kaldırırlar. Eda’nın

bacağı kanamaktadır.

RABARBA – İyi misin?.. Yavaş… Hemen polise haber verelim.

RIFAT – Siz Eda’yı dışarı çıkarın ben hemen ambulansı ve polisi arıycam.

 

(...)

 

İBO: Niye bir an önce bizden ne istediğini söylemiyosun?!

BARIŞ: Al bi tane daha!... Sizden hiçbi şey istemiyorum,arkadaşım. Çünkü bana verebilecek hiçbi şeye sahip değilsiniz! Sizden bi şey isteyebilecek düzeyi çoktan aştım ben!

PAMUK: Herif uçmuş, abi!

BARIŞ: Evet, uçtum ve sizin anlamlı sandığınız  küçük ve sıradan hayatlarınızın üstüne çıktım. Burdan baktığımda, o küçük kaygılarınız, küçük hesaplarınız, gelecek planlarınız ve sıkıcı  kurallarınız o kadar küçük ve önemsiz görünüyor ki bana!

ZEHRA: Vay be! Kendimden korkmaya başladım!

BARIŞ: Korkman gereken kişi benim.

ZEHRA: Şu gelecek planları, küçük hesaplar, sıkıcı kurallar hakkında söylediğin şeyler var ya...

BARIŞ:  E-e?

ZEHRA: Hepsinin altına ben de imza atabilirim.

BARIŞ: Bu yüzden mi kendinden korkuyorsun?

ZEHRA: Evet. Acaba ben de senin gibi kafayı yemiş olabilir miyim? Pardon, hakaret serbest demiştin, di mi?

BARIŞ: Evet ama her an vazgeçebilirim. Çünkü söylediğim hiçbir şey kural haline gelsin istemem. Kurallardan nefret ederim! O yüzden, burada bu kurtarılmış bölgeyi yarattım. Nelerden kurtarılmış? Kurallardan kurtarılmış. Hiçbi kural yok! Anlamlı davranmak zorunda değilim. Buraya anlamın iktidarına son vermek için geldim. Her an her şeyi yapabilirim!

 

(...)

 

GAMZE – Neden yapıyosun bunu Barış. Ne istiyosun?

BARIŞ – Dedim ya: Aslında bi nedeni yok! Dünyayı döndüren şeyin nedenler olmadığına inanıyorum artık. Nedenler önemli olsaydı, anneme inme inmemesi, felç gelmemesi için, bin tane neden sayabilirdim sana: İyi bir insandır, kimseye zararı dokunmamıştır, insanları, hayvanları, hatta bitkileri bile çok sever. Eğer dünyayı haklı ve akılcı nedenler yönetiyor olsaydı; annemin şu anda mutlu, güzel ve sağlıklı yaşıyor olması gerekirdi. Ama o ne mutlu, ne güzel, ne de sağlıklı... Ağzı yamulmuş, zorlukla konuşuyor, zorlukla adım atabiliyor ve başkalarının yardımı olmadan tuvalete bile gidemiyor. O yüzden bana neden diye sormayın! Hiçbir neden diğerinden daha mantıklı ya da haklı değil... Sizi burada teker teker öldürmemi gerektiren nedenlerle, hepinizi şu anda salıvermemi gerektiren nedenler arasında bi seçme yapmak için başvurulacak en sağlıklı yöntem nedir diye sorsalar, siz ne cevap verirdiniz?

Kimse cevap vermez.

BARIŞ: Herhalde hangi nedenlerin haklı ya da mantıklı, hangilerinin haksız ya da mantıksız olduğunu incelemek en doğru yöntem olur diye düşünüyorsunuz, di mi? Siz normal insanlarsınız ya, herhalde olaya haklılık ya da mantıklılık açısından bakmanız gerekiyor, di mi? Ama hayır, yanılıyorsunuz, haklılık ya da mantık diye bi şey yok! Haklılık ya da mantık yalnızca bir kuruntu... “Sizin” kuruntunuz. Benim artık böyle kuruntularım yok! Haklılık ya da mantık diye bir şey olsaydı, annemin ağzı çarpılmış olmazdı.

ZEHRA: Haklılık ya da mantıklılık diye bir kriter yoksa, bizi öldürmekle sağ bırakmak arasında karar verebilmek için, hangi kriteri esas alıcaksın?

BARIŞ: Gayet basit: Şans kriterini. Raslantı, tesadüf, şans, talih... dünyayı döndüren güçler bunlar değil mi? Şanslıysak yaşıyoruz, şanslı değilsek, araba çarpıyor ve ölüyoruz. Dünyanın düzeni bu kadar basit.

İBO: Bizim şanslı olup olmadığımıza niye sen karar veriyorsun?

BARIŞ: Çünkü tesadüfen silah benim elimde.

PAMUK: Peki şanslı olup olmadığımızı nasıl anlıycaksın?

BARIŞ: (“Bi bardak su içicem” dermiş kadar basitçe) Yazı tura atıcam. Kazanırsanız, yaşarsınız, kaybederseniz ölürsünüz.  

Sevmekten vazgeçtiğin, sevgisini küçümsediğin, arkanı dönüp gitmekte hiç tereddüt etmediğin adamın neler yapacağını göstermek istiyorum sana. Sandığın gibi zayıf bi adam değilim ben. Bugün bunu öğreneceksin! Akıl hastanesine geldiğimde romanı daha bitirmediğimi söylemiştim değil mi? Onu tamamlamak için burdayım Gamze. Senin buna şahitlik etmeni istiyorum.

Gerilimli müzik girer.

BARIŞ – Hiç tereddüt etmemiştin Oktay’a geri dönmek için di mi? Hani nerde Oktay? Gelsin kurtarsın hadi o sert çocuk. Hastaneye geldiğin günü hatırlıyorum. Ordan kurtulacağımı söylediğimde nasıl da aşağılayıcı bi ifadeyle bakmıştın bana. Yine öyle baksana Gamze! Öyle baksana!

Gamze ağlamaktadır.

İBO – Hastasın lan sen!

BARIŞ – Gözlerinin içine bakıyorum!.. Aslında korkuyosun benden!.. Ama kuyruğu da dik tutmaya çalışıyosun. Sana bi zarar vermeye kalkmıyayım diye di mi bu çaban, bu bağırmaların? Böyle efelenince uzak duracağım di mi senden?! Sana bulaşmayacağımı sanıyosun di mi?!  Hastayım, zavallıyım, şair diye alay ettiğiniz bi ucubeyim ama senden daha akıllıyım! O yüzden çeneni kapat! Ya da kapatma! Nasılsa bana hakaret ettiğin için veya beni kızdırdığın için öldürecek değilim seni. Sizi kızdığım için öldürecek kadar basit değilim. Ölürseniz, şanssızlığınız yüzünden öleceksiniz. Ya da belki fikrimi değiştirdiğim için, canım o an öyle çektiği için, öleceksiniz. Ki aynı kapıya çıkacak: Yani yine şansınız tutmamış olacak.

PAMUK: Çattık deliye!

ÖZGE: Hem de püsküllüsüne!...

 

(...)

 

ERDEM – (SES) Ben polis şefi Erdem Altay! Beni duyuyor musun?

BARIŞ – (diğerlerine) Sesini çıkaran olursa gebertirim. (kapıya) Evet seni duyuyorum. Ve ne diyceğini biliyorum: Etrafım sarıldı. Kurtulmam imkansız. Kimseye zarar vermeden teslim olursam, ceza almamam için elinizden geleni yapıcaksınız. Mantıklı davranmalıyım ve önce rehineleri, sonra silahımı bırakıp teslim olmalıyım, di mi?

ERDEM: Evet, iyi özetledin! Ama ses tonundan anlaşıldığına göre, bu söylediklerine pek  inanmıyorsun, doğru mu?

BARIŞ: Yanlış. Ben artık hiçbi şeye inanmıyorum.

ERDEM: Zeki bi insana benziyorsun, Barış! Bu yüzden seninle anlaşabileceğimizi hissediyorum. Ne diyorsun, mantıklı davranacağına güvenebilir miyim?

BARIŞ: Ne mantığı Komser bey, ben tımarhaneden kaçtım!

ERDEM: Anladığım kadarıyla, oraya kapatılman büyük bi yanlışlık olmuş.

BARIŞ: Bence, siz de “bu” cümleyi inanarak söylemiyorsunuz!

ERDEM: Sana kesinlikle inarak bir şey söyleyim, Barış: Senin aptal olmadığına ve o yüzden anlaşmamızın kolay olacağına kesinlikle inanıyorum. Bana ne istediğini söyle!

BARIŞ: Yanılıyorsunuz, Komser bey, aptal olmadığım doğru ama, yine de, benimle anlaşmanız hiç kolay olmıycak. Hatta hiç mümkün olmıycak. Çünkü artık hiç kimseden, hiçbir şey istemiyorum.

Teslim olmamı söylemek için geldiysen boşuna yorma kendini…

 

(...)

 

BARIŞ – (SES) Çekin şu helikopteri tepemden! Aptal herifler adamlar! Alarmlarınızla, patlıcan satıcılarınızın hoparlörleriyle, televizyon ve müzik setlerinizle, testere, çekiç ve matkaplarınızla, envai çeşit gürültü kirliliğinizle hayatım boyunca beynimin ırzına geçtiğiniz yetmemiş gibi şimdi bir de helikopter gürültünüze mi katlanmak zorundayım? (NOT: Yönetmen, nedense bu repliğe yaptığım eklemeleri kullanmamış. CB)

 

(...)

 

Oktay, Rıza ve Dizdar gelir. Pencerelerin

altında dururlar. Dizdar Oktay’a basması

için elini destek koyar. Oktay pencere

pervazlarına tutunarak 1. kattaki soyunma odası

penceresine tırmanır. (bu başka bir

sınıfın penceresi de olabilir tabi)

RIZA – Hadi abicim hadi… Damlardaki snaypırlar görürse, kıçımızda ikinci deliği açarlar valla! (NOT: Sahneyi başka türlü çekmek zorunda kaldıkları için, Rıza için yazdığım bu espri de çekilememiş. CB)

 

(...)

 

KEMAL – (ses) Bu yüzden mi bu yanlışa düştün. Zayıf olmadığını göstermek için mi her şey?

BARIŞ – (Gamze’ye ve İbo’ya bakar) Bazılarına bunu ispatlamak gerekiyordu evet.

KEMAL – (ses) Peki eline ne geçicek?

BARIŞ – Elime ne mi geçecek? Siz ne zamandan beri Pragmatist oldunuz, Hocam?! Ben artık hiçbir faydanın peşinde değilim.

KEMAL: Öyleyse ne anlamı var Barış?

BARIŞ: Anlam?... Anlam da yok, Hocam! Anlamın iktidarı, annemi felçli gördüğüm an bitti. Artık hayattan ne fayda bekliyor, ne de onda anlam arıyorum. Bilmem. Belki de tek istediğim rahatlamak. Yıllarca maruz kaldığım davranışların intikamını almak insanı biraz da olsa rahatlatıyor. Bir şey sorucam hocam. Siz akıl sağlığınızı nasıl korudunuz?  Bu iğrenç toplumun içinde nasıl delirmeden nasıl kalabildiniz?

 

136.SINIF ÖNÜ/İÇ/GÜN

----------------------------------------------------------------------------------------------------

KEMAL - Bilmem bir iki hobi edindim herhalde…

Gülerler.

KEMAL – Ben umudumu hiç kaybetmedim. Benim gibi insanların az olmadığını düşünmek içimi rahatlatıyor.Yani ben senin tersine azınlıkta olmadığımız düşünüyorum. Bak Barış… zaman ilerliyor ve geçen her dakika senin aleyhine işliyor. Lütfen teslim ol. Kimse zarar görmeden bu iş bitsin.

BARIŞ – (ses) Bu sohbet sığlaşmaya tatsızlaşmaya başladı hocam.

KEMAL – Dün gece ablanı gördüm. Perişan haldeydi. Annenle anneannen de öyle olmalı ki buraya bile gelememişler. Kendini düşünmüyorsan onları düşün. Toplumun bizim gibileri zayıf olmakla yaftaladığını söylüyorsun ya… Kimsenin mutlak zayıf  ya da mutlak güçlü olduğunu düşünmüyorum. Bunlar değişebilir kavramlar. Herkesin güçlü ya da zayıf olduğu anlar vardır. Sen elindeki silaha rağmen şu an en güçsüz halindesin. Senin dediğin gibi deli bile olsan, o silahla kendini ne kadar güçsüz ve zavallı bir duruma düşürdüğünü farketmeyecek kadar delirmiş olamazsın! Silah, korkak maskaraların sığındığı bi kalkandır, Barış! Silahla güç kazanmaya çalışmak, senin ve benim gibi insanların asla tenezzül edemeyeceği bir zavallılıktır! Eğer gerçekten güç göstermek istiyorsan, güçlülerin güç göstermeye tenezzül etmeyeceğini hatırlamalısın! Silah, ancak vahşilerin, vandalların ve katillerin gücü olabilir, Barış! Bir de mesleği onları caydırmak olan resmi görevlilerin... Silah seni güçlü kılmıyor, Barış! Senin silahın kalemin olucaktı. Bırak o silahı Barış!

bırakırsan herkes senin ne kadar güçlü olduğunu anlayacak Barış. Çünkü bir yanlıştan dönebilmek sadece güçlü insanların başarabileceği bir şeydir.

Kısa bir sessizlik

BARIŞ – (ses) Gidin burdan hocam. Çaresizlik sizi telaşlandırıyor ve telaşlanınca da inandırıcılığınızı kaybediyorsunuz. Sözleriniz acınak kadar sığlaşıyor! Kalem kılıçtan keskindir edebiyatına artık karnım tok benim! Gidin buradan, gidin! Sizi böyle çaresiz görmek canımı sıkıyor, içimdeki kasveti arttırıyor! Güvendiğim son kalenin de yıkıldığına tanık olmak istemiyorum! Ne olur, gidin!!

 

***

 

 

Barış Büktel hakkındaki seyirci görüşlerini okumak için tıklayınız:

http://www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?p=553

 

Not: youtube kapatıldığı için "Arka Sıradakiler"in eski bölümlerinin videolarına ulaşılamıyor. Yeni bölümlerin videoları için "Arka Sıradakiler"in resmi web sitesine bakabilirsiniz:

http://www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?cat=5

 

Ayrıca bakınız: BARIŞ BÜKTEL BİYOGRAFİSİ