Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE
Büktel katkısından iki örnek: "68. bölüm"

 

 

 
Ali ile Eda, tımarhaneye atılmış olan Barış'ı (Mavi Sakal) ziyarete gidiyor.
 
 
Kemal hoca öğrencilerle birlikte "mutlak iyiyi" ve "mutlak kötüyü" arıyor.
Coşkun Büktel

 

 

 

 

 

 

 

 

 

       Bülent Yarar (Kemal hoca)          Merve Erdoğan (Eda)                 Barış Büktel (Ali)          

 

 

 

EK SAHNE     ALİ / EDA     SİNEMA ÖNÜ

           

EDA: Hoşgeldin, Ali!

            ALİ: Ben erken geldim ama sen benden de erken gelmişsin.

EDA: Evde beklemektense burda beklemeyi tercih ettim. Hangi filme  girelim? Tercihi sen yap!

ALİ: Eda!

EDA: Evet?

ALİ: Bugün Cüneyt bey seni aramış.

EDA: Nerden biliyorsun?

ALİ: Daha sonra beni de aradı.

EDA: Barış’la görüşmemi istiyor. 

ALİ: Evet. Ama sen reddetmişsin.

EDA: Şeytan görsün Barış’ın yüzünü!

ALİ: Barış’ı görmeye ben de meraklı değilim ama, polis Barış’ın kaçırmak için niye seni seçtiğini merak ediyor.

EDA: Bunu Barış’a sorsunlar.

ALİ: Barış polise konuşmuyor, Eda! Onun Mavi Sakal olmaya niçin karar verdiğini bile, polis ancak Barış Gamze’ye anlattığında öğrenebilmiş. Biliyor musun, Barış’ın kaçırmak istediği kişi, aslında sen değilmişsin, Gamze’ymiş.

EDA: Biliyorum, Cüneyt bey anlattı. Zaten senin tahminin de bu değil miydi? Dediğin çıktı.

ALİ: Bu konuyu “ben demiştim” demek için açmış değilim, Eda! Barış, yakalanmamak için eski sevgilisini, yani Gamze’yi kaçırmayı düşünmedi. Ama Gamze’den başka hangi kız olursa olsun kaçırabilirdi. Ve o seni kaçırmayı tercih etti. Polis bunun nedenini öğrenmeden dosyayı kapamak istemiyor.

EDA: Kaçırmak için niye beni seçtiğini Gamze sormamış mı Barış’a?

ALİ: Galiba sormamış. Barış aniden öfke nöbetine girince aralarındaki diyalog kopmuş zaten.

EDA: Peki sence ne yapmalıyız şimdi?

ALİ: Barış’ın niye seni seçtiğini merak etmiyor musun?

EDA: Ediyorum ama bunu sormak için onun yüzünü tekrar görmem gerekir ve onun yüzünü görme fikri hiç hoşuma gitmiyor.

ALİ: Eda, lütfen bağışla beni, ama bu konuda seni ikna etmeye çalışacağıma dair Cüneyt bey’e söz verdim.

EDA: Sahi mi, peki nasıl ikna etmeyi düşünüyorsun beni?

Ali’nin düşünceli yüzünde keseriz.

 

EK SAHNE     ALİ / EDA     AKIL HASTANESİ / KORİDOR

 

Eda ve Ali, Barış’ın beklediği odaya

doğru yürüyorlar.

EDA: Ama yarın hiç bi mazeret tanımam, Ali!

ALİ: Tamam, Eda, tamam, söz verdik ya!

EDA: Bugün için de söz vermiştin.

ALİ: Yarın iki filme birden gidicez, Eda! Daha ne yapmamı istiyorsun?

EDA: Yarın yine bir engel çıkarırsan, beni asla ikna edemiyceğini bilmeni istiyorum.

ALİ: Engeli ben çıkarmadım, Eda! Cüneyt bey’in ricasıydı.

EDA: İsterse Başbakan’ın ricası olsun, yarın asla kabul etmem.

İki emniyet görevlisinin beklediği kapıya varmışlardır.

Selamlaşır ve isimlerini bildirirler. Sonra

hep birlikte içeri girerler.

 

 EK SAHNE     ALİ / EDA / BARIŞ           AKIL HASTANESİ / ODA

 

Eda ve Ali, iki emniyet görevlisiyle birlikte odaya

girerler. Barış, bir sandalyede oturmuştur.

Başında bir Doktor, bir Hemşire ve bir Hademe

beklemektedir.

            ALİ: Merhaba Barış!

            BARIŞ: Neden geldiniz buraya?

            ALİ: Seninle konuşmak istedik.

            BARIŞ: Benim sizinle konuşacak bir şeyim yok.

            ALİ: Eda’yla da mı yok?

            BARIŞ: Hele Eda’yla hiç yok!

            EDA: Madem beni önemsemiyordun, niye kaçırdın?

BARIŞ: Seni önemsediğim için kaçırmadım. Önemsediğim kişiyi kaçıramayacağım için yerine seni kaçırdım.

EDA: Peki ama neden beni?... Gamze’nin dışında bir sürü başka kız var okulda. Neden onlardan biri değil de beni kaçırdın? Ben senin ikinci tercihin miyim?

BARIŞ: Benim bi tek tercihim var. İkinci, üçüncü, beşinci tercihim asla olmadı. Gamze’nin dışındaki bütün kadınlar aynıdır benim için.

ALİ: Peki aynıdır dediklerin arasından, niye Eda’yı seçtin?

BARIŞ: Niye olmasın? İçlerinden birini seçmek zorundaydım ve seçtim. Hepsi, bu!

ALİ: Yani Eda’nın adı tombaladan mı çıktı?

BARIŞ: Sizinle konuşmak çok sıkıcı.

ALİ: Öyleyse niye kabul ettin bu görüşmeyi?

BARIŞ: Değişiklik olsun diye... Çünkü hücrem sizden bile daha sıkıcı.

ALİ: Eda’yı seçmene yol açan bir sebep olmalı.

BARIŞ: Evet, aslında haklısın, küçük bir olay dikkatimi Eda’ya yöneltmeme yol açtı.

EDA: Sana karşı bi hata mı yaptım?

BARIŞ: Hayır, hatayı baban yaptı.

Bir sessizlik olur. Eda ile Ali, devam

etmesi için adeta Barış’ın ağzına

bakmaktadırlar.

BARIŞ: Her neyse, sıkıldım, bu konuşmalardan. Beni hücreme götürebilirsiniz, Doktor bey!

EDA: Babam sana ne yaptı, Barış?

BARIŞ: O maganda baban bana hiçbi şey yapamaz Eda!

ALİ: Herhalde aldığın ilaçlar yüzünden çabuk unutuyorsun: Az önce babasının sana bi hata yaptığını söylememiş miydin?

BARIŞ: Asıl unutan sensin, Ali: Ben, “bana hata yaptı” demedim, yalnızca “hata yaptı” dedim.

ALİ: Evet, haklısın, öyle demiştin.

BARIŞ: Sen benden fazla ilaç alıyorsun galiba...

ALİ: Özür dilerim, dikkatimden kaçmış.

BARIŞ: Sen enteresan bi adamsın, Ali! Psikopat sandığın birinden bile özür dileyebiliyorsun.

ALİ: (Konuyu değiştiren kesin ve ciddi bir tonlamayla) Eda’nın babası ne hata yaptı, Barış? Bunu bize söyliycek misin?

BARIŞ: Pekala, bu görüşmeye üç-beş dakika daha tahammül edip anlatıcam size... Eda’yı kaçırmamdan kısa süre önce, bir gece, her zamanki gibi, gündüzün insanı çıldırtan yüzlerce iğrenç gürültüsünden uzak, romanımı yazmaya çalışıyordum.

 

EK SAHNE   ÇEKİLECEK FLASHBACK       BARIŞ / EV      İÇ / GECE  

 

Barış, defterine roman yazıyor.

Dışarıda aniden, iğrenç bir alarm

gürültüsü başlar. Barış,

sinirle kalemi fırlatıp atar.

BARIŞ: Geceyarısı bile kurtuluş yok mu, sizden, ya? Herifçioğlu evine park yeri yapmadan araba alıyor. Hadi aldın! Arabanı parka bırak! Hayır, park parası ödemek işine gelmiyor! Arabayı sokağa bırakıyor. Tamam bıraktın! Ama o alarm ne oluyor? Senin araban çalınmasın diye binlerce insan bu gürültüyü dinlemek zorunda mı?!! Dinlemek zorunda olduğumuz tek gürültü, alarm gürültüsü değil ki!! Tek alarm gürültüsü, senin alarmının gürültüsü değil ki?!! Milyonlarca arabada milyonlarca alarm!! Gündüzleri zaten sırf keyif için bile öttürüyorsunuz!! Bari geceleyin bi huzur verin insana!! Yok!! Hayır, yok!! Beyefendinin iğrenç alarm gürültüsünü duymamak gibi bi hakkımız, öyle bir lüksümüz yok!! Bu nasıl bir ülke anlamıyorum?!! Çılgınlıklar panayırı!! Adam iğrenç gürültüsünü evimin içine sokup kulağıma ve beynime resmen tecavüz ediyor! Ama ülkenin çivisi öyle bi çıkmış ki, en iğrenç tecavüz bile normal karşılanıyor!! Hâlâ susmuyor ya!! Çıldırıcam!!! Çıldırıcam!!!

Barış ayağa kalkıp, odanın içinde, kapana kısmış

gibi, hızlı hızlı dolaşmaya başlar. Gürültünün nerden

geldiğine bakmak için camı açtığında alarm sesi

yükselip daha da iğrenç bir hal alır. Barış camı

kapar. Kendini yatağa atar. Öfkeden ağlamaya

yorganları ısırmaya başlar. Alarm hâlâ devam

etmektedir. Barış, aniden ayağa fırlar. Yüzünde

tehlikeli bir sakinlikle ama hızlı ve kararlı adımlarla

odadan çıkar.

 

(Bu sahne kısa kesilmemeli. Aşk acısı çekmekte

olan Barış’ın gürültüyle veya başka herhangi bir

şekilde insanlar tarafından haksızlığa uğratılmaya

karşı ne kadar hassas hale geldiği ve ne denli

şiddetle acı çektiği adamakıllı vurgulanmalı.

Mavi Sakal öyküsünün yalnızca dandik bir

gerilim unsuru olmadığını, altının dolu olduğunu

bu sahne kanıtlamalı. Bu sahne, çevre

kirliliğinin özel sorunlarımızı nasıl akut

hale getirdiğine ilişkin çok anlamlı bir sahne olmalı.

Gündemde en çok unutulan çevre kirliliği hakkında,

yani gürültü hakkında, Barış’ın sert eleştirilerinden

ise sakın çekinmeyin. O nasılsa psikopat.

Psikopatlığından öyle konuşuyor diyerek

kolayca savunma yapabilirsiniz.) 

 

EK SAHNE   SOKAK   BARIŞ / EDA’NIN BABASI    DIŞ / GECE

 

Barış, elinde bir kazma sapıyla evden çıkar.

Alarm gürültüsü devam etmektedir. Barış öfkeli

bir yüzle gürültüye doğru ilerler. Yol kıyısına

sıralanmış arabalar arasında yürümekteyken,

aniden Eda’nın babasını görür.

 

Eda’nın babası, telaş içinde arabasına doğru koşar.

Arabaya yaklaşınca uzaktan kumandayla alarmı

susturmaya çalışır. Ama belli ki, kumanda bozulmuş

çalışmamaktadır. Eda’nın babası, koşarak

gelip arabaya girer ve sonunda alarmı susturur.

 

Kamera hareketiyle, Barış’ın yüzüne doğru,

onun öfkeyle hırlayan nefesini duyacak kadar yaklaşırız.

Barış’ın yüzünde, “bunun bedelini ödeyeceksin” bakışı...

 

EK SAHNE     ALİ / EDA / BARIŞ    AKIL HASTANESİ / ODA

 

BARIŞ: Bu maganda, bunun bedelini ödemeliydi. Bu kez, magandanın yaptığı, yanına kâr kalmamalıydı. İşte Eda’yı kaçırmaya o dakikada karar verdim.

EDA: (İsyan ederek ayağa fırlar) Babam maganda filan değil!! O alarmları herkes kullanıyor!!

BARIŞ: (Sakin) Yani herkes maganda olduğu için, magandalığı normal ve insani bir durum mu sayıcaz? Kimse magandalıktan rahatsız olmuyor diye, magandalıktan rahatsız olan normal insanları tımarhaneye mi kapatıcaz?

EDA: Bu kadarı yeter! Yürü, Ali, gidelim!

ALİ: Magandalıktan rahatsız olduğun için kendini öbür insanlardan daha normal bulmakta haklı olabilirsin, Barış! Ama unutma: Sırf babasını cezalandırmak için Eda’ya zarar vermen, ona aylarca dayanılmaz acılar çektirmen, bir magandanın bile vicdanına sığmıycak kadar iğrenç bir haksızlıktı! Sen bu toplum için magandalıktan bile daha tehlikeli bir hastalığa yakalanmışsın!

EDA: Onunki hastalık değil!! Alçaklık!! Alçaklık!!!

ALİ: Hoşçakal, Barış!! Umarım bir gün insanların arasına tekrar katılmanı uygun bulurlar ve yeniden özgürlüğüne kavuşursun!

BARIŞ: İyi dileklerin için teşekkür ederim, Ali! Ama özgürlüğüme kavuşmak  için insanların uygun bulmasını bekleyecek değilim!    

 

 

EK SAHNE   SINIF

            KEMAL: Gamze!

            GAMZE: Buyrun, Hocam!

            KEMAL: “İyi” nedir sence?

            GAMZE: Neyin iyisi, Hocam?

KEMAL: Her şeyin... “İyi” dediğimiz kavramın kendisi üstüne konuşalım istiyorum. “İyi” nedir sence?

GAMZE: “İyi”, hoşlanılan, tercih edilen şeydir.

KEMAL: Tercih dediğine göre, herkesin “iyi” tercihi başka başka olabilir mi, yani?

GAMZE: Olabilir, tabii, Hocam! Kimine göre, yumurtanın çok pişmişi iyidir, kimine göre az pişmişi iyidir.

KEMAL: Peki, kişilerin zevklerine ya da algılarına göre, ya da şu veya bu duruma göre değişmeyen “mutlak bir iyi” yok mudur, acaba?

DİZDAR: Pastırma mutlak “iyi”dir, Hocam! Herkes pastırma sever.

Sınıftan, özellikle bazı kızlardan,

iğrenme sesleri...

RABARBA: Pastırma mı? İğğ!... Ay içim kalktı!... Tuzlu tuzlu, nedir öyle!.. Nefret yani!!

KEMAL: Gördüğün gibi, pastırmayı sevmeyenler de çıkabiliyor, Dizdar!

DİZDAR: Allah onlara hidayet nasip etsin, Hocam!

KEMAL: Evet, pastırmadan daha mutlak bir “iyi”yi arıyoruz, Kişiye ya da duruma göre değişmeyen bir “iyi”yi... Hadi, çalıştırın kafanızı biraz!

SANEM: İnsanın çocuk sahibi olması iyidir, Hocam.

KEMAL: Güzel bir örnek, ne diyorsunuz? Anne ya da baba olmak “mutlak iyi”dir diyebilir miyiz?

OKTAY: Kesinlikle katılmıyorum, Hocam. Çocuk sahibi olmak bazı durumlarda insanın hayatını bir karabasan haline dönüştürebilir.

Gamze’nin Oktay’a bakışı...

RIZA: Oktay doğru söylüyor: Ben mesela Almanya’daki lisede öğrencileri vuran o psikopat çocuğun babası olsaydım, hayatım cehenneme dönerdi.

KEMAL: Peki sence “mutlak iyi” nedir, Rıza?

RIZA: Bence... Bence... Hah! Buldum! Buldum, Hocam! Arkadaşlar, yormayın kafanızı! Kardeşiniz, buldu! Mutlak iyi, pokerdeki “floş ruayel”dir, Hocam! Daha iyisi yoktur yani. Eline “floş ruayel” geldiği zaman her blöfü görebilir, iddiayı istediğin kadar yükseltebilirsin. Yenilme ihtimalin yoktur. Her durumda en iyisi “floş ruayel”dir.

KEMAL: İbo, ne diyorsun? Sence de her durumda en iyisi “floş ruayel” midir?

İBO: Ben, pokerden anlamam, Hocam!

KEMAL: Dizdar?

DİZDAR: Rıza doğru söylüyor, Hocam? Pokerde en iyi el, “floş ruayel”dir.

KEMAL: Her durumda mı?

DİZDAR: Her durumda, Hocam!

PAMUK: Her durumda olur mu, kardeşim?!!

RIZA: Elbette her durumda, Pamuk... Floş Ruayel pokerdeki en iyi kombinezondur.

PAMUK: (İddialı) Ama her durumda değil, kardeşim!

DİZDAR: Git ya, sen ne anlarsın, pokerden?!

PAMUK: Pokerden anlamam ama, Kemal hocanın soruyu sormaktaki maksadını anladım: Floş ruayel, bazen en kötü eldir.

RIZA / DİZDAR: Saçmalama ya!

KEMAL: Sence floş ruayel ne zaman kötüdür, İlhan?

PAMUK: Rakibinizin eline geldiği zaman...

Sınıftan takdir sesleri.

RABARBA: Vaaay, Pamuğa bak!!... Koydu çocuğu!!... Üstelik poker bile bilmeden... Poker bilmeye gerek yok ki... Herif toriği çalıştırıyo... Bravo Pamuk...

Özge, eliyle Pamuk’un kafasını sertçe teperek...

            ÖZGE: Vay, Etiket!

            PAMUK: Bu tepmeyi tebrik sayabilir miyim, Özgem?

            ÖZGE: Şımarma lan!

KEMAL: Bravo, İlhan! Soruyu sormaktaki amacımı gerçekten kavramışsın. Evet, “iyi”nin veya “kötü”nün mutlak olmayan, kişilere ya da durumlara göre değişen, “göreceli” kavramlar olduğunu fark etmenize; böylece, sizin gibi düşünmeyen, sizin gibi hissetmeyen insanları anlamanıza; onlarla empati kurabilmenize yardımcı olmaya çalışıyorum. Fırat!

FIRAT: Buyrun, hocam!

KEMAL: Peki “mutlak” bir kötü düşünebilir miyiz?

FIRAT: Hocam, savaş diycem ama, herkes için kötü olduğunu sanmıyorum.

İBO: Özellikle de savaşı çıkaranlar için hiç kötü değildir.

OKTAY: Yani silah tüccarları için...

KEMAL: Mutlak kötü diyebileceğimiz bir kavram aklınıza gelmiyor mu yani? Hadi düşünün biraz!

DİZDAR: (Utanarak) Benim aklıma bi tane geliyo ama nasıl söyliyceğimi bilemiyorum, Hocam.

KEMAL: Uygun bi tanım bulamıyor musun?

DİZDAR: (Sıkılarak) Şey, hocam, üç harfli, herkesin iğreneceği bir şey...

RIZA: Ben anladım ama, o dediğin şey mutlak kötü sayılmaz. Sinekler bayılır ona!

Sınıfta kahkahalar...

            ASLIM: Ben “mutlak kötü” bir şey söyleyebilirim, Hocam!

            KEMAL: Peki, Aslım, söz sende.

ASLIM: İnsanın kendine ya da kendi malına zarar vermesi... Bu kimsenin hoşuna gitmez, herhalde...

KEMAL: Kendine zarar verenin düşmanları bundan hoşlanabilir.

ASLIM: Kendine ya da kendi malına zarar veren birinin düşmanı olamaz ki, Hocam! Bu kişi ruh hastasıdır ve herkes ona yalnızca acır.

Zehra’nın nefret dolu bakışları...

            KEMAL: Ne diyorsunuz? Aslım “mutlak kötüyü” buldu mu sizce?

ZEHRA: Bence çok saçma! Kendine ya da kendi malına zarar veren kişinin ille de ruh hastası olması gerekmez. İnsan, bir amacına ulaşmak uğruna kendine zarar vermeyi düşünebilir. Bazen daha fazlasını kazanmak için bazı küçük kayıpları göze alabilir. Kötü gibi görünen bu kayıplar, kaybı göze alan kişi için iyi sonuçlar verebilir.

Zil çalar.

KEMAL: Pekâlâ, bu konuda düşünmeye devam edin bakalım, neler bulacaksınız!

 

***

 

Barış Büktel hakkındaki seyirci görüşlerini okumak için tıklayınız:

http://www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?p=553

 

 

Not: youtube kapatıldığı için "Arka Sıradakiler"in eski bölümlerinin videolarına ulaşılamıyor. Yeni bölümlerin videoları için "Arka Sıradakiler"in resmi web sitesine bakabilirsiniz:

http://www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?cat=5

 

Ayrıca bakınız: BARIŞ BÜKTEL BİYOGRAFİSİ