37. OKUL BAHÇE/DIŞ/GÜN
Oktay
bankta otururken Gamze gelir.
OKTAY – Hah ben de seni
arıyordum.
GAMZE – Sana inanamıyorum
Oktay!
OKTAY – (şaşkın) Noluyor?
GAMZE – Nasıl yaparsın
bunu? Böyle aptalca bir şeyi nasıl yaparsın?!
OKTAY – Gamze... Neden
bahsettiğini bana da anlatacak mısın?
GAMZE – Nikahta yaptığın
saçmalıktan bahsediyorum. Nikah defterine imza atıp sonra
Buket’le konuşmandan kendini
Buket’in insafına terk etmenden bahsediyorum.
OKTAY – Sen nerden
öğrendin bunu?
GAMZE – İbo Sibel’e
anlatmış, Sibel de bana söyledi. Ya hiç mi mantık yok sende? Seninle
evlenebilmek için ne taklalar atmış kıza
hayat dersi
vericem diye kendini nasıl böyle bir riske sokarsın. Ya
vazgeçmeseydi? Vazgeçmeseydi nolucaktı?
OKTAY – (güler)Buket’le
evlenmiş olacaktık.
Gamze Oktay’a vurur.
Oktay güler.
OKTAY – Kızma. Sonuçta
vazgeçti dii mi?Buket’i az da olsa tanıyorum Gamze. Mantıklı bir kız
o…
GAMZE – Hamilelik
yalanını uyduracak kadar mantıklı!
OKTAY: Evet, kendini çaresiz hissettiğinde, o da hepimiz gibi son
çare olarak saçmalayabiliyor. O imzayı işte o yüzden attım: Buket
kendini çaresiz hissetmesin ve saçmalamasın diye... Seçme şansı
bulunduğunda Buket’in doğru düşünüp doğru karar vereceğinden
emindim. O yüzden ona seçme şansı tanıdım.
GAMZE: Ama ona seçme şansı tanıman yüzünden, ikimiz de seçme
şansımızı sonsuza dek kaybedebilirdik.
OKTAY: Ama kaybetmedik, di mi?
GAMZE: Ama kaybedebilirdik, di mi?
OKTAY: Ne yani bu yüzden şimdi tekrar mı kavga edicez? Herkes
yeniden birleşmemize bu kadar sevinmişken, herkesin sevincini
kursağında mı bırakıcaz? Bak söyliyim, yeniden ayrılırsak bizi linç
ederler valla!
GAMZE: Aklına estiği gibi davranman, geleceğimizi ve mutluluğumuzu
gözünü kırpmadan o kumar masasına benzeyen nikah masasına yatırman,
birleşmemize sevinenleri rahatsız etmiyor olabilir ama beni rahatsız
ediyor, Oktay! Rahatsız etmek ne kelime! Bu gözükara davranışların
beni fena halde korkutuyor! Üstelik canımı ayrıca sıkan bi konu daha
var: Söyler misin, şimdi ben seni Buket’in insafı sayesinde mi geri
kazandım?
OKTAY: Bundan rahatsız olmana gerek yok! Buket beni değil de, ben
Buket’i terk etseydim, Buket’in takıntısı haline gelecektim ve ondan
asla kurtulamıycaktık. Nazan’ın İbo ve Sibel’e yaptıklarını
hatırlasana! Hâlâ anlamıyor musun? Ben ikimiz için en doğru olanı
yaptım.
GAMZE: Ah, Oktay! Ah, Oktay! Seninle olmak çok zor, sensiz olmak ise
nefessiz olmak gibi!.. Ne yapıcam, ben?
OKTAY: Gelecekte mi, yakın gelecekte mi?
GAMZE: Her ikisinde de...
OKTAY: Yakın gelecekteki ilk işin beni tekrar öpmek olacak.
Öpüşürler.
***
Memo (Caner Erdem), Ece'ye (Enise
Ütük)entelektüel adam havası atmaya çalışırken, Ali (Barış Büktel)
arkadaşı Memo'nun potlarını umutsuzca örtbas etmeye çalışmakta...



Ali
Saffet Nilüfer
Ece
Memo
74.BÖLÜM
EK SAHNE KAFE / GÜN SAFFET, NİLÜFER, MEMO, ALİ, ECE
Saffet, Nilüfer ve Ece’yle oturmaktayken,
Ali ile Memo gelir.
SAFFET: Nereye oğlum, gelsenize!
MEMO:
Rahatsız etmeyelim dedik, Saffet!
SAFFET: Ne rahatsızlığı ya, hep birlikte oturuyoruz işte.
Ali ve Memo otururlar.
ALİ:
Merhaba!
ECE:
Merhaba!
NİLÜFER: Merhaba!
MEMO
(Özellikle Ece’ye) Nasılsın?
ECE:
İyi, yani her şeye rağmen...
MEMO:
Nasıl yani, neye rağmen?
ECE:
Sınavlara tabii... sınav stresine rağmen... Başka ne olabilir ki?
MEMO:
Valla benim hiç yok öyle bir stresim.
ECE:
Niye, kendinden çok mu eminsin?
MEMO:
Üniversiteye girmek istediğimden çok emin değilim?
ECE:
Ya sen Ali, sen de üniversiteye girmek niyetinde değil misin?
ALİ:
Niyetli olmak yeterse, ben niyetliyim de, bakalım, görücez artık.
SAFFET: Siz bakmayın onun alçaktan uçtuğuna, içimizde üniversite
kazanması garanti olan tek kişi Ali...
ALİ:
Abartma Saffet!
SAFFET: Ne abartması, lan! (Kızlara) İnanır mısınız, bu herif var ya
bu herif, resmen kitap okumayı seviyo. Hani hiç mecbur olmasa bile
kitap okuyo! Senin benim gibi normal insanlar gezip tozmaktan,
eğlenmekten zevk alırız, di mi? Bu anormal hilkat garibesi de kitap
okumaktan zevk alıyo.
ECE:
Kitap okumayı ben de severim.
Ali Ece’ye ilk kez alıcı gözle bakar.
SAFFET: Nee? (Nilüfer’e) Hayatım, bana hep normal insanlarla
takıldığını söylemiştin.
MEMO:
Ben Ece’yi gayet normal buluyorum. Hatta aşırı normal!
SAFFET: Yuh! Ulan aşırı olan normal olur mu?
MEMO:
Umurumda değil, Ece ister aşırı ister normal olsun, ikisi de ona
yakışıyo.
SAFFET: (Anladığını vurgulayarak) Haaaa!
Ece, Memo’nun açık ilgisinden rahatsız
olmuştur ama belli etmemeye çalışır.
ECE:
Hangi üniversiteye gitmeyi düşünüyorsun, Ali?
SAFFET: İstediği üniversiteye girer o, düşünsene herif cebinde
kitapla geziyo.
ALİ:
İyi de, sınavlarda benim okuduğum kitapları sormuyolar ki!
MEMO:
(Ece’ye) Bazen ben de kitap okuyorum, pek fena olmuyo, sıkılmıyorum
yani.
ECE:
Roman türü şeyler mi okuyosun, Ali?
MEMO:
Ben en çok roman okumayı seviyorum.
Ali kalkar.
ALİ:
Bana müsade!
SAFFET: Nereye lan, daha zile dört dakika var?
ALİ:
Bi telefon etmem gerek! Hoşçakalın!
Ali gider.
MEMO:
Bukovski’yi bilir misin, Ece?
ECE:
Evet, tabii!
MEMO:
Ya Namık Kemal’i?
Memo’nun son sorusu masada bir sessizlik
yaratır. Diğerleri Memo’ya gülmemek için
kendilerini tutmaktayken...
MEMO:
Valla ben en çok Bukovski’yle Namık Kemal’i beğeniyorum.
EK SAHNE SAFFET / EV SAFFET, MEMO, ALİ
MEMO:
Valla, abiler, ben bu Ece’ye fena çarpıldım.
SAFFET: Farkettik, canım.
MEMO:
Hadi ya? Çok mu belli oldu, lan!
SAFFET: Yok be, oğlum, sırf ayran budalası gibi ağzın açık baka
kaldın diye, kız senin kendisine sarktığını anlamış olamaz herhalde.
Yok yok, bence anlamamıştır, çünkü salyaların bile akmıyodu. Yani
iyi ki zil yetişti, yoksa bikaç saniye sonra salyaların da akıcak,
kız mutlaka anlıycaktı.
MEMO:
Ya dalga geçme Saffet, fena çarpıldım diyorum. İnsan bi umut verir
ya!
SAFFET: Ulan sana nasıl umut vereyim, umutsuz vaka? Kıza ne dedi
biliyo musun, Ali?
ALİ:
Ne dedi?
SAFFET: En çok sevdiği iki yazarı söyledi, biri Bukovski’ymiş, öbürü
kim olabilir sence? Hadi tahmin et!
ALİ:
Paul Auster mı?... Ama Memo’nun Auster’ı duyduğunu sanmam! Gerçi
Bukovski’yi benden duydu ama... Öbürü kim olabilir? Bukovski’yi
seven bi adamın ikinci tercihi, Chuck Palahniuk, David Mamet, Sam
Shepard, ya da İtalo Calvino, Jerzy Kosinski filan olabilir. Ama
Memo’nun bu isimleri de duyduğunu sanmam. Hah, Orhan Pamuk mu?
SAFFET: Hayır, abi, sevgili Memomuzun birinci tercihi Bukovski,
ikinci tercihi, tatata taam, Namık Kemal!
ALİ:
(Refleks) Oha!
Saffet’le Ali kahkahayı basarlar.
MEMO:
Sağol, Ali, sen de çok yardımcı oldun!
ALİ:
Ya, özür dilerim, Memo, ama, Namık Kemal nerden geldi aklına ya?
MEMO:
Namık Kemal İlkokulu’nda okumadık mı oğlum?
ALİ:
İyi de kardeşim, Namık Kemal’i seviyosan, diğer tercihin Bukovski
olamaz ki! Ahmet Mithat olur, Halit Ziya olur, Hüseyin Rahmi olur,
ne bileyim Saffet Nezihi veya Şukufe Nihal olur. Bukovski’yle Namık
Kemal, ne alaka ya? Viskiyle lahmacun bile çok daha uyumlu...
SAFFET: Aklı sıra kıza hava attı.
MEMO:
Ya tamam, anladık, hata etmişiz. N’apalım şimdi ölelim mi?
ALİ:
Niye ölüceksin ya, aslan gibi herifsin! Herkes edebiyattan hoşlanmak
zorunda değil ki...
MEMO:
Ama ben hoşlanmak zorundayım!
ALİ:
Niyeymiş o?
MEMO:
Çünkü Ece edebiyattan hoşlanıyo.
ALİ:
(Saffet’e) Ohoo, bu gerçekten kaymış, lan!
MEMO:
Günaydın!... Ne kayması? Size, resmen “çarpıldım“ diyorum, duvara
tosladım diyorum, ama kime diyorum!
ALİ:
Tamam, Memo, umudunu kaybetme, biz yanındayız! Di mi Saffet!
SAFFET: Ayıpsın!
MEMO:
Dalga geçmiyosun, di mi, Saffet?
SAFFET (Şüpheli bir tonlamayla) Olur mu öyle şey, Memo?
MEMO:
Peki niye sesinde sanki hala işin geyiğindeymişsin gibi bi tını
hissediyorum?
SAFFET: Yok, Memo, hiç olur mu? Allah korusun!
MEMO:
Ece’yi bana yapıcaz, di mi?
SAFFET: Tabii tabii!
MEMO:
Söz mü?
SAFFET: Söz!
MEMO:
Ali?
ALİ:
Söz!
EK SAHNE SAFFET / EV MEMO, ALİ
Memo, “Şairler ve yazarlar sözlüğü”nü okumaktayken
Ali girer.
ALİ:
Vaay, Memo, kararlı görünüyosun, nedir o okuduğun?
MEMO:
Şairler ve yazarlar sözlüğü.
ALİ:
Demek yazarların hayatlarını ve eserlerini öğrenerek başlamaya karar
verdin?
MEMO:
Yok, abi, o kadarına katlanamam. Yalnızca isimlerini ezberlemeye
çalışıyorum. Mümkün olduğu kadar çok isim ezberliycem. İsim
dağarcığım çok geniş olsun istiyorum. Ece’ye havamı fena atıcam!
ALİ:
Ya Memo, umudunu kırmak istemem ama, bu yöntemle edebiyatı ne
öğrenebilir ne de sevebilirsin?
MEMO:
Benim amacım edebiyat filan öğrenmek değil ki, abicim, Ece’yi
tavlamak! Ben edebiyatı değil Ece’yi sevmek istiyorum.
ALİ:
Hay, Allah, ben sana nasıl yardım edebilirim ki bu durumda abicim?
Ben ancak edebiyatı sevmene ve anlamana yardım edebilirim senin.
MEMO:
Aman aman, eksik olsun! Sen yanımda ol ve pot kırmamı engelle, o
kadarı bana yeter, abicim.
Ali’nin sıkkın yüzünde keseriz.
EK SAHNE BAHÇE MEMO, ALİ, ECE
Memo’yla Ali, Ece’nin yanına gider.
MEMO:
Merhaba Ece?
ECE:
Merhaba! Senden merhaba yok mu Ali?
ALİ:
Merhaba Ece!
MEMO:
N’aber?
ECE:
İyidir, siz?
MEMO:
N’olsun, boyuna okuyoruz işte!
ECE:
Namık Kemal mi okuyosun, Bukovski mi?
ALİ:
Memo, değişik kaynaklardan su içmeyi çok sever. O yüzden yelpazesi
çok geniş ve çok renklidir.
MEMO:
Evet, nah bu kadar! Çin işi... İpek... Kapalı çarşıdan aldım.
ECE:
Kapalı Çarşı’dan mı? Ne aldın?
MEMO:
Yelpaze!... Ali söyledi ya! Rengarenk...
Ali utancını gizlemek için, başka yönlere
bakmaya başlar.
MEMO:
Aynısından sana da alabilirim. Önümüz yaz, püfür püfür estirirsin!
ECE:
Teşekkür ederim, benim yelpazem var.
ALİ:
Ya Ece, sen aldırma bu herife, aklı sıra yelpaze dümeniyle seni
işletiyo...
ECE:
Beni hanginizin işlettiğini anladığımı sanıyorum, Ali!
ALİ:
Aslında Namık Kemal’i filan pek sevmez o! Aklı sıra dün sana şaka
yapmış.
MEMO
(Ali’nin ne yapmaya çalıştığını anlayarak gevrek gevrek gülmeye
başlar) Ya evet, Namık Kemal, di mi? Ama anlamışındır herhalde
geyiğine söylediğimi, canım? Hiç Bukovski okuyan adam Namık Kemal
okur mu, di mi? Siz dün öyle gülmeyince, espriyi anlamadınız sandım,
ben de bozuntuya vermedim. Herhalde bi Bukovski okuru olarak benim
Namık Kemal meraklısı olduğuma inanmamışsındır. Bukovski’yle Namık
Kemal ne alaka, di mi? Hah hah hah ha! Hiç güleceğim yoktu. Viskiyle
lahmacun bile daha uygun bir ikili olurdu di mi?
ECE:
Bukovski’den başka kimleri okursun?
MEMO:
Ya ben, tabii ki, Bukovski tarzında yazarları seviyorum. Paul
Auster, İtalo Kalvino, Sam Shepard, ve daha bi sürü...
ECE:
Yerli yazar okumaz mısın?
ALİ:
Okumaz olur mu? Dedim ya, Memo, çeşitli kaynaklardan su içmeyi çok
sever. Bütün tarzları, bütün dönemleri, bütün ülke edebiyatlarını
tanımak ister. Yani yelpazesi çok geniştir.
MEMO
(Yelpazenin anlamına uyanarak) Ah, tabii, ya! Dar yelpazeyi hiç
sevmem. Yani bakış açım dar değildir demek istiyorum. Yoksa sen
benim demin gerçek bir yelpazeden bahsettiğimi mi sandın? (Gevrek
gevrek güler) Herhalde gerçek yelpaze sanmamışındır, canım!
ECE:
Valla ne bileyim, Çin işi ve ipek deyince, bi de Kapalıçarşı’dan
aldığını söyleyince, doğrusu, evet, gerçek bir yelpazeden
bahsettiğini sandım!
MEMO:
Vay be, canım benim, ne kadar saf, di mi, Ali? Demek bayağı bayağı
gerçek yelpazeden bahsediyorum sandın?
ECE:
Evet, hani yazın püfür püfür estirilen gerçek yelpazelerden...
Ali utanç içinde kıvranmaktadır. Memo
İyice pişkinliğe vurur.
MEMO:
Bu kızı çok seviyorum, Ali ya! Baksana, benim Namık Kemal okuduğuma
gerçekten inanmış! Namık Kemal okusam, Bukovski’yle ne işim olurdu?
Ahmet Mithat okurdum. Hüseyin Rahmi okurdum. Yakup Kadri okurdum.
Cahit Uçuk okurdum.
ECE:
Cahit Uçuk mu?
MEMO:
Evet. Yoksa Cahit Uçuk adını hiç duymadın mı?
ECE:
Valla adını duydum. Biyografisini de okudum ama kitaplarını hiç
okumadım.
MEMO:
Ecem darılma ama yelpazen çok darmış. Cahit Uçuk’u daha yakından
tanımalıydın! Çok esaslı bi heriftir.
Ali beyninden vurulmuş gibi bi hareket
yapar, yer yarılsa da yerin içine girsem diye
düşünmektedir.
ECE:
Herif mi? Benim bildiğim kadarıyla Cahit Uçuk kadındır.
MEMO:
Ah! Şaka yapıyosun!
Memo,
Ali’ye bakar. Ali başka tarafa bakar.
Memo hatasını anlar. Yıldırım hızıyla
kazı çevirmeye koyulur.
MEMO:
Hayır, sen şaka yapmıyosun, Ben şaka yapıyorum. Bakalım Cahit Uçuk
hanımı Cahit Sıtkı Tabancı beyle karıştırıcak mısın diye denedim
seni.
ECE:
Cahit Sıtkı Tabancı değil, Cahit Sıtkı Tarancı!
MEMO:
Vaay!.. Seni seni! Bu kızı faka bastırmak imkansız, Ali! Baksana
benim gibi o da bütün yazarları biliyo.
ALİ:
(Utanç içinde) Artık gitsek, Memo!
MEMO:
Hayır, Ali, Ece gibi entelektüel bi kız bulmuşum, benden sıkılana
kadar asla gitmem.
ECE:
Ben sıkılmam... “sizden”.
MEMO:
Valla ben de sıkılmam. Biz entelektüeller birbirimize çok sık
rastlayamıyoruz. Zaten koca ülkede bizim gibilerden ancak bi avuç
bulabilirsin.
ECE:
Entelektüel deyince aklıma KemalettinTuğcunun bir hikayesi geldi...
MEMO:
Ah, Kemalettin Tuğcu!... Entelelektüel deyince benim de aklıma en
önce Kemalettin Tuğcu gelir. Çok derin bi yazar di mi? Ne yazık ki,
bizim gibi bi avuç entelektüelden başka hiç kimse okuyamıyor, hiç
kimse anlayamıyor onu.
ECE:
Yoo, çocuklar gayet iyi anlıyo!
ALİ:
Aklıma geldi, benim Kemal hocaya bi şey danışmam gerek. Görüşürüz!
Ali, nerdeyse koşar adımlarla kaçar.
MEMO:
İşte böyledir, Ali! Ne zaman entelektüel konulara girilse, kafası
basmadığı için ordan hemen cızlamı çeker.
ECE:
Bana Ali’yi biraz anlatır mısın?
MEMO:
Ha?!! Niye?
ECE:
Merak ettim!
MEMO:
Şey, aslında çok kıyak çocuktur. Demin şaka yaptım. Ali aslında
benden bile daha entelektüeldir.
ECE: Deminden beri kurduğun en güzel cümle bu oldu. Senden nefret
etmemi son anda önlediğin için, çok teşekkür ederim! Aslında bayağı
büyük bi yüreğin var.
***
"Arka Sıradakiler"
senaryosunun Büktel tarafından yazılmış başka bölümlerini okumak
için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:
"ARKA SIRADAKİLER"
"Arka Sıradakiler"in Ali'si
Barış Büktel hakkındaki seyirci
görüşlerini okumak için tıklayınız:
http://www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?p=553
Not: youtube kapatıldığı için "Arka
Sıradakiler"in eski bölümlerinin videolarına ulaşılamıyor. Yeni
bölümlerin videoları için
"Arka Sıradakiler"in resmi web sitesine
bakabilirsiniz:
http://www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?cat=5
Ayrıca bakınız:
BARIŞ BÜKTEL BİYOGRAFİSİ