Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

"ARKA SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE
Büktel katkısından iki örnek: "118. bölüm"den...

 

 

 
 
 
1. Saffet, Ali ve Memo; ziyafet çekmek için eve çağırdığı arkadaşlarının saldırısına uğrayan Sadri'yi son anda kurtarırlar.

 

 

2. Kemal hoca, yeğenine tecavüz ettiğini öğrendiği Sedat'a hayat dersi verir.

 

Coşkun Büktel

 

 

 

 

 

Soldan sağa: Barış Büktel (Ali), Caner Erdem (Memo), Yağız Küçükemre (Koray), , Barış Atay (Saffet)

  

   

 

 

Aşağıdaki sahne tümüyle Büktel tarafından yazılmıştır.

1. EK SAHNE    SAFFET /EV  SADRİ / SAFFET / MEMO/ ALİ /

 

Sadri, arkadaşlarıyla birlikte eve

postu sermiş, alem yapıyorlar. Çocukların

evi talan ettikleri şuradan belli: Biri, Ali’nin

ünlü mavi çizgili kapşonunu giymiş, diğeri

Saffet’in ünlü siyah montunu... Her taraf

darmadağın... Çocuklar iyice yayılmış, bir

şarap şişesini elden ele gezdirerek kahkahalar

ata ata demleniyorlar... Televizyonda gürültülü

bir müzik programı var, ses sonuna kadar açılmış...

Sehpanın üstündeki yemek sofrası tam bir savaş

alanı görüntüsünde... Delik deşik bir pasta... artıklarla

dolu tabaklar... masaya dökülmüş yemekler... Üstüne

yemek dökülmüş salata kasesi... vb...

 

RABARBA: Oğlum, Sadri, iyi yere tezgah açmışın, lan!... Abi benim kıçım ömrü hayatımda böyle koltuk görmedi, insan içine gömülüyo ya... Lan oğlum o montu bana ver, sana büyük geliyo, kuran hakkı için hiç yakışmadı lan... Benim kapşon yakışmış mı?... Ya kayıntı iyi hoş da, bi tek cüzdan ya da kumbara bulamadık ya...

SADRİ: Hoop, hırsızlık yok, buzdolabı ve gardrobu talan etmenize bi şey demezler ama bi Lira bile çalsanız benim canıma okurlar...

RABARBA: Onlar seni yakalayamaz, oğlum, evelallah, yılan gibi kayar kaçarız ellerinden...

SADRİ: Ben bi yere kaçmıyorum...

RABARBA: Haklı, böyle kebap bi yer bulsam, ben de postu sererim... Seni uyanık seni!

SADRİ: Kebap diye değil, herifleri seviyorum, çok kafa adamlar...

RABARBA: Git lan, herifleri seviyomuş... İyi para veriyolar mı lan sana?...

SADRİ: Ne kadar istersem, veriyolar, para sorun değil yani...

RABARBA: Oooh, çift kaymaklı ekmek kadayıfı yani... Herifleri biraz da bizim için söğüşlesene lan!...

SADRİ: Ağzını topla ben onları söğüşlemiyorum...

RABARBA: Git, lan, söğüşlemiyomuş!... Oğlum üç beş Kuruş da bizim için söğüşlesen, iflas mı ederler yani?

SADRİ: Ya ben kimseyi söğüşlemiyorum, dedim!...

RABARBA: Hadi ordan, lan, bize gelince mi söğüşlemiyosun?... Var mı lan öyle “rab bana, hep bana?”... Bulmuşun üç tane kek, tek başına yoluyosun...  

SADRİ: Ben onları yolmuyorum...

RABARBA: Oğlum, bu kadar aç gözlü olma lan... Seninki can da bizimki patlıcan mı?... Biri yer biri bakar, kıyamet ordan kopar...

SADRİ: Anlaşılan sizi buraya çağırmakla hata etmişim.

RABARBA: Söylesek bizi de alırlar mı lan bu eve?... “Abi ne olur!!” filan diye yalvarırsak bize de acıyıp alırlar bence...

SADRİ: Ben onlara yalvarmadım... Yalvaranlardan hoşlanmazlar...

RABARBA: Git ulan, bize karakter atma! Hani ne mal olduğunu bilmesek, yiycez... Sen bizim “Tırnakçı Sadri” değil misin, oğlum!... Ee, ne bu şekiller?!... Yok yalvarmazmış da, yok bi takım şeyler... Sen adamı tırnaklamak için değil yalvarmak, kıçını öpersin be!...

SADRİ: Öpmem, ben artık değiştim! Tırnakçı Sadri değilim artık!

RABARBA: Hangi ara değiştin, lan?! Sen daha dün soymamış mıydın bu evi?... Şimdi senden üç-beş Kuruş istedik diye, niye anında kıvırıp format değiştiriyosun?... Ayıptır, oğlum?!

SADRİ: Yeter, sıktı bu muhabbet! Hadi kalkın bakalım, yolcu yolunda gerek!

1. ÇOCUK: Ne yani bizi sepetliyo musun?

SADRİ: Vakitlice gönderiyorum.

2. ÇOCUK: Yani bize “naş” diyosun.

SADRİ: Evet, “naş” diyorum! Hadi bakalım, “evli evine, köylü köyüne!

3. ÇOCUK: Herifin evi olunca, bizi “köylü” yaptı, iyi mi?

2. ÇOCUK: Nankör herif!

SADRİ: Uzattınız ama!

RABARBA: Uzatsak nolur lan!?... Sırtın yatak gördü diye, temiz bi don giydin diye, kendini adam mı sandın?... Adamlık insanın yüreğindedir, oğlum!... Adam olan adam, arkadaşlarını satmaz!... Çingeneye beylik vermişler, ilk önce babasını satmış, bu da arkadaşlarını satıyo...

SADRİ: Saçmalamayın, ben sizi satmıyorum. Buraya sizi kendim çağırdım...

1. ÇOCUK: Kendin çağırdın ama şimdi de kendin kovuyosun...

SADRİ: Adam değilsiniz de ondan!

RABARBA: Sen ne diyosun, lan!... Ağzını topla yavşak herif!... Senin var ya, ciğerini sökerim ben şerefsiz...vb.

 

Arkadaşları Sadri’ye girişirler. Kavga

sürer ve Sadri fena halde tartaklanırken

Saffet, Ali, Memo girip olaya müdahale

ederler. Çocuklar çil yavrusu gibi dağılıp

kapıdan pencereden kaçarlar. Memo derhal

bir ecza kutusu getirip Sadri’nin yaralarına

pansuman yapmaya başlar.

 

MEMO: Sormamda sakınca yoksa, n’oluyordu burda Sadri?

SADRİ: Hii-iç! Arkadaşlarla eğleniyoduk!

MEMO: Hay allah, benim acilen bi gözlük almam lazım! Siz eğlenirken, ben kavga ediyosunuz sandım. Gözler gitmiş desene...

SADRİ: Tamam, eğlenirken tartıştık bi ara...

SAFFET: Arkadaşlarından birinin montu bana oldukça tanıdık geldi.

ALİ: Sorma, ben de o mavi kapşonlu çocuğu görünce, o mu benim, ben mi benim, bi an karar veremedim.

SADRİ: Tamam tamam, öderiz parasını!

MEMO: Senden para isteyen yok, Sadri! Sadece, o çocukları bu eve çağırmadan önce, bize niye haber vermediğini merak ediyoruz.

SADRİ: Niye haber vericekmişim, ki? “Burası senin evin” demediniz mi bana? Evime arkadaşlarımı çağırmak için niye sizden izin alayım?

MEMO: Çünkü arkadaşların pek sağlam ayakkabıya benzemiyo!

SADRİ: N’olmuş?! Ben sağlam ayakkabıya benziyo muydum ki? Beni kabul ediyosunuz da, onları niye kabul etmiyosunuz?

SAFFET: Mantıklı ol, Sadri! Sen başkasın, bize Derman’ın emanetisin.

SADRİ: Bu mu yani mantık? O çocukların tek suçu, Derman’ın kardeşi olmamak mı? Derman’ın kardeşiysen, buyur, beyaz çarşaflı bi yatakta yatabilirsin! Derman’ın kardeşi değilsen, defolup sokakta it gibi titreyebilirsin! Bayıldım mantığınıza, Saffet abicim!

 

Bir sessizlik. Sadri’nin mantığına karşı

üç arkadaş söyleyecek bir şey bulamamaktadır.

 

                                                             MEMO: Şuna bi şey söyle, Ali!

ALİ: Ne diyeyim, haklı herif! Ama biz de haklıyız, Sadri! Bütün sokak çocuklarını bu eve sığdıramayız. Toplumda iş bölümü diye bi şey var! Tüm çocukları bi tek biz kurtarıcaz diye bi şart yok! Biz seni kurtarıyoruz, eğitimini üstleniyoruz. Aynı şeyi herkes yapsın demiyoruz. Ama her bin kişide bir kişi, bizim yaptığımızı yapsa, bi tek çocuk sokakta kalmazdı.

 

Bir sessizlik olur. Bu kez de Sadri

cevap veremez.

 

MEMO: Hadi kalk da yatağına gidip dinlen biraz.

 

Sadri, eklemleri ağrıyarak kalkıp

odasına giderken, keseriz.

 

***

 

Aşağıdaki sahnede, üstü sarıya boyanmış replikler Coşkun Büktel tarafından senaryoya sonradan eklenmiş, Büktel tarafından çıkarılan repliklerin ise üstü çizilmiştir.

 

2. PORTATİF TRİBÜNLER / DIŞ / GECE

 

Kemal, İbo ve Sedat’ı görürüz.

İBO – Hocam bu herifin sözlerine sakın inanmayın. Utanmasa mağdur olan benim diyecek ya!

SEDAT – O gece biz Zehra’yla birlikte olduk doğru. Ama bunu isteyen oydu. Ben zorla hiçbi şey yapmadım. Sırf onu sevdiğim için… Sadece onu mutlu edecek güzel bi ilişki yaşayacağımız umuduyla o gece onunla birlikte oldum…

Kemal’in öfkeli yüzünü görürüz.

Kemal yumruğunu sıkar.

SEDAT – Hocam yine de kızgın değilim ben Zehra’ya.

İBO: Nee?!! Kızgın değil misin?!!

KEMAL: Kızgın değilsin demek! Yani onu affediyorsun, öyle mi?

İBO: Sen ne iğrenç bi yaratıksın ya: Kıza tecavüz ettiğin yetmiyormuş gibi, bi de onu affetmeye kalkıyorsun!

SEDAT: Tamam, madem tecavüz diyorsunuz, fark etmez, ben üstüme düşeni yaparım, Hocam!  Tecavüzse tecavüz! Namusunuzu temizlemekten kaçacak değilim!! Bu konuda daha fazla kafa ütülemenize gerek yok! Zehra’yı nikahıma alıp, bu lekeyi alnınızdan silicem. Bana güvenebilirsiniz. Hatta onunla evlenmeye bile hazırım. Hele bi Bulunsun. Size söz veriyorum, evlenicem yeğeninizle. Merak etmeyin.

Kemal okkalı bir tokatı

Sedat’ın suratına yapıştırır.

KEMAL – O leke benim ya da Zehra’nın alnında değil... O leke, senin alnında ve asla silemiyceksin!

SEDAT: (Şaşkındır. Aklı almamaktadır.) Nasıl yani ya?! Zehra’yla evlenicem diyorum işte, daha ne istiyosunuz ki?... Bekareti gitmiş kızınızı nikahıma alıp, namusunu temizliycem diyorum!

KEMAL: Sen kimsenin namusunu temizleyemezsin! Çünkü kirli olan, namussuz olan sensin!!

SEDAT: İnsanlar öyle demiycek ama...

KEMAL: Ya ne diycekler? “Zehra’yı tecavüzcüsüyle evlendir” mi diycekler?” Kimse bana bu olayda, namusunu kaybedenin Zehra olduğunu söyleyemez. Bir tecavüz olayında, tecavüz edendir suçlu olan, kirli olan... Ve suçlu olandır, kirli olandır, namusunu kaybeden... Bu olayda Zehra, ne suçlu ne de kirli... Suçlu ve kirli olan sensin, namusunu kaybeden de sensin! Zehra benim için hala masum ve tertemiz. Kimse bana, “Zehra’yı tecavüzcüsüyle evlendir de, namusu temizlensin!” diyemez! Bunu diyecek olanın alnını karışlarım. Tecavüzcüsüyle evlendirmek, bir kızın namusunu temizlemek değil, onu ebediyen kirletmek demek... Onu müebbet olarak kirli ve namussuz bir yaratığın  tecavüzüne mahkum etmek, demek. Sen Zehra’ya tecavüz ederek, ona layık olma şansını ebediyen kaybettin! Zehra’nın senin sözde merhametine ihtiyacı yok.

Sedat’ın şaşkın yüzünü görürüz.

                                                             SEDAT: Ama Hocam, ben gayet iyi niyetle...

İBO – Kes sesini lan artık! Konuşma!

Sedat anlattıklarını yutturamadığı

için gergin siner.

KEMAL - Söylediğinin bir kelimesine bile inanmak için Zehra’yı tanımıyor olmak gerekir. Ama onu tanıyorum. O benim yeğenim. Burda yazdığı her satırın doğru olduğundan şüphem yok. Ne yazık ki Zehra’nın ne yaşadığını öğrenebilecek şansım olmadı bu mektubu okuyana kadar. Bilseydim onun ruhunda açtığın yaraları sarabilmesine yardım edebilirdim. Ama yaşadıkları o kadar ağır olmalı ki, aslında senin gibi bir zavallıya ait olan büyük bi utancı, küçücük omuzlarına yüklenip tek başına taşımaya karar verdi. Bunu kimseye anlatmadı. Bu mektubu İbo’ya vermeye cesaret edemeyeceğini bilerek, bir gün o cesareti bulacağını ümit ederek, hiçbir zaman vermeyeceğini düşünerek yazdı. Sadece senin ona yaşattığın istismarın acısını içinden biraz olsun atabilmek için yazdı belki de…

Sedat mahcupmuş gibi dinlerken…

İBO – Hocam bu pisliğin de bi kız kardeşi var! Zehra’ya yaptıklarını başka biri onun kız kardeşine yapsaydı, onun kendisini savunmasına izin vermez, kendi elleriyle verirdi cezasını. Yanlış mı? Söylesene lan yanlış mı? Biri aynı şeyi Cemre’ye yapsa...

Sedat, çılgınca bir güçle İbo’nun

boğazına yapışır.

SEDAT: Ne diyosun lan, sen! Adını bile ağzına alma Cemre’nin!...

İbo, Kemal’in yardımıyla bile, çılgın

Sedat’tan zorlukla kurtulur.

İBO: İşte, şekilde görüldüğü gibi, Hocam: Bu tecavüzcüler, bi de böyle herkesten daha fazla namus taslıyo.  Hepsi böyle tutarsız, mantıksız, klinik vak’alar oluyo!... Öldürürdün di mi kardeşine bunu aynını yapanı?

SEDAT: Kanını içerdim.

Sedat cevap vermez.

KEMAL – Ama biz senin kanını içmiycez. Biz onu seni adalete teslim edicez. Bundan sonra adalete hesap vericeksin.

Kemal, Sedat’ı kolundan tutar.

İbo da diğer kolundan tutar.

İBO – Ne duruyosun lan yürü!

Sedat bir şey söylemeden şaşkın bir

ifadeyle Kemal ve İbo’yla gider.

 

***

 

 

Barış Büktel hakkındaki seyirci görüşlerini okumak için tıklayınız:

http://www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?p=553


 

BÜKTEL'İN "ARKA SIRADAKİLER"E KATKILARINDAN BAŞKA ÖRNEKLER OKUMAK İÇİN, LÜTFEN TIKLAYINIZ!

 

Not: youtube kapatıldığı için "Arka Sıradakiler"in çok eski bölümlerinin videolarına ulaşılamıyor. Yeni bölümlerin videoları için "Arka Sıradakiler"in resmi web sitesine bakabilirsiniz:

http://www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?cat=5

 

Ayrıca bakınız: BARIŞ BÜKTEL BİYOGRAFİSİ