| Anasayfa | Polemik | İnceleme | Büktel Hakkında | Linkler | İletişim |
|
Yalan
makinası ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde "küfür
ve kirli yayıncılık karşıtı"
kampanyası
|
YALAN KÜFRÜN TA KENDİSİDİR; İFTİRA İSE KÜFRÜN EN ALÇAKÇASI
Coşkun Büktel 12 Mayıs 2009
Belgelenmiş yalan ve iftiralara karşı çıkamayanlar, yalan ve iftiraları belgeleyen Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz’a karşı çıkarak linç kampanyası düzenliyorlar.
Coşkun Büktel'in "Taraf" yazısını okumak için, lütfen...
|
|
DARBECİ GENERALLER, YAZANLARI SUSTURMAK İÇİN, "İÇERİK"E İTİRAZ EDEMEYİNCE, USLÛBU BAHANE EDER RADİKAL'İN ARŞİVİNDEN (Ama vurgular bizden): Müşerref'e 'sonofabitch' demenin sonu 11/11/2007 İSLAMABAD - Pakistan'da geçen hafta olağanüstü hal ilan ederek adeta ikinci darbe yapan darbeci Devlet Başkanı Pervez Müşerref, dün Britanya'nın Daily/Sunday Telegraph gazetelerinin üç muhabirine 72 saatte ülkeyi terk emri verdi. Gazete, önceki gün Pakistan lideriyle Batı arasındaki 'yolsuz ilişkiler'i konu alan yorumunda, terörle savaştaki başarısızlıkları ve diktatörlüğünü sıraladığı Müşerref'e ABD ile Britanya'nın desteğinin hâlâ sürmesine atıfla 'our sonofabitch' (Bizim o..... çocuğumuz) diye yazmıştı. 1939'da dönemin ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt'in gönülsüz desteklediği Nikaragua diktatörü Anastasio Somoza için "O..... çocuğunun teki, ama bizim o..... çocuğumuz" demesi tarihe geçmişti. Dün Pakistan Enformasyon Bakanlığı, üç muhabirin sınır dışı kararı için 'kirli ve sövgü dolu dil kullanılması' gerekçesini gösterdi. Öncesinde Müşerref'e 2001'den beri 10 milyar dolar aktaran ABD, yardımın kesilmesinin yasal gereklilik olmadığı sonucuna vardı. Eski başbakan Benazir Butto ise önceki gün Ravalpindi'de gösteri düzenlemesini önlemeye yönelik 24 saatlik ev hapsinin bitmesi üzerine dün eylemlerini devam ettirdi. (Dış Haberler) Kaynak: Radikal *** "Pinochet was a sonofabitch." ("Pinochet bir orospu çocuğuydu.") Niall Ferguson (2004 yılında Time dergisinin "dünyanın en etkili yüz insanından biri" seçtiği gazeteci-profesör.) KAYNAK: Ferguson'un, Telegraph.co.uk'da çıkmış bir makalesi. NOT: Dünyanın en ünlü profesörü de olsanız, Amerikan başkanı da olsanız; bazı "aşikar" durumlarda, uzun bilimsel tahlillere gerek duymaz, hedefi 12'den vuran, isabetli ve akılda kalan, tek bir sözcükle yetinebilirsiniz. *** "Sonofabitch Stew" (Orospu Çocuğu yahnisi) Davidson, Alan (1999).The Oxford Companion to Food. Oxford University Press. p. 734 (KAYNAK: Oxford Yemek Kılavuzu. Oxford Üniversitesi Basımevi, 1999, sayfa 734.) (NOT: "İmambayıldı"nın imamla ne kadar ilgisi varsa, "orospu çocuğu yahnisi"nin orospularla veya çocuklarıyla o kadar ilgisi var. Yani hiçbir ilgisi yok. Ama itiraz edemedikleri asıl nedenler yüzünden birilerine saldırmak için uygun bahane arayan kötü niyetliler için, ilgi kurmak hiç de zor değil, tabii.) *** "(gerçek orospuları ve çocuklarını tenzih ederek söyleyelim) 'habersiz mağdur' rolü yapan, sinsi bir orospu çocuğudur;" (...) "Ben yalnızca, iftirayı örtbas amacıyla bütün bu şebeklikleri yapan 'Tosun'u bile bile ve hâlâ destekleyenlerin adını koyacağım: Orospu çocuğu... (Gerçek orospuları ve çocuklarını bir kez daha tenzih ederim.)" (...) "NOT: Masum hayat kadınlarının masum çocuklarından özür dileriz; biz 'orospu çocuğu' sıfatını bambaşka bir bağlamda kullanıyor, kelimelerin tarif etmekte yetersiz kaldığı bir çeşit 'özsüz insandan', insan posasından söz ediyoruz." Coşkun Büktel KAYNAK: Büktel'in, takma isimli sapık ve destekçilerine karşı, "orospu çocuğu" kavramını ilk kez kullandığı ve 2008 yılının Şubat ayı boyunca defalarca güncellediği arşiv yazısından... KAYNAK: "Burak Caney sayfası" |
İşte Demirkanlı'nın kirli sicilinin mahkumiyet belgesi:
Önce haberi aktaran Hilmi Bulunmaz'ın sitesine, oradan da haberin "orijinal" kaynağına ulaşmak için, lütfen...
GÜNCELLEME 3 MAYIS 2009:
Demirkanlı aşağıdaki link yazıma cevap yazmış. "Siz mahkumiyet almadığım bir davayı, temyiz aşamasını bilmediğiniz için mahkumiyet almışım gibi göstermişsiniz" diyor.
Oysa biz, hiçbir şeyi "gibi göstermiş" olamayız. Çünkü "Gibi göstermek" gibi bir çabamız olsaydı, Mustafa Demirkanlı'nın kirli yöntemlerini uygular, iddialarımızla ilgili haberin orijinal kaynağını okurlar görüp de haberi nasıl "gibi gösterdiğimizi" yani çarpıttığımızı anlamasınlar diye, orijinal kaynağı (Demirkanlıgillerin her zaman yaptığı üzere) okurlardan saklardık. Oysa biz, her zaman yaptığımız gibi, bu kez de, iddialarımızın kaynağı olan haberin orijinal sayfasına link vermiş, gerçekleri okurlar için bir tıkla ulaşılabilir kılmıştık.
Kısacası, Demirkanlı'nın "mahkumiyet almadığı bir davayı, temyiz aşamasını bilmediği için mahkumiyet almış gibi göstermiş" olma iddiası gerçek bile olsaydı, "mahkumiyet almış gibi gösterme" suçu, bize değil, haberin kaynağına (yani "4. Kuvvet" başlıklı siteye) ait olacaktı. "4. Kuvvet"teki 2005 tarihli haber, 2009'da hâlâ tekzip edilmediğine ve temyizden bahseden Demirkanlı açık, seçik ve net olarak "temyiz mahkemesi, mahkumiyet kararını bozdu" diyemediğine göre, "yalan makinası" Demirkanlı'nın söylediği her şeyin, belirsizlik yaratma amacına yönelik yalan, iftira ve çarpıtma olduğunu, okurlar, artık benim yardımım olmaksızın da anlayabilmeliler.
Sansürcü Demirkanlı'nın yalan, iftira ve çarpıtma yöntemleri hakkında aydınlanmak için, bugün hâlâ, profesyonel yardıma ihtiyacı olanlar kalmışsa, Demirkanlı yalanlarını ince ince deşifre ettiğimiz yıllar önceki yazılarımıza bakabilir ve incelemelerini "Demirkanlı'ya bir kez daha son olmasını umduğum cevap" başlıklı yazıyla başlatıp, o yazıdaki linkleri geriye doğru izleyebilirler.
Utanma yeteneği ve ilkeleri bulunmayan arsız insanlarla tartışmanın ne anlamı ne de sonu olabilir. Adamın beni suçladığı suçtan kendisinin ceza aldığını belgeliyorum, utanmak yerine, ona çamur attığımı söylüyor. O da yetmiyor hakaretten (bir başka deyişle küfürden) aldığı cezayı önemsiz göstermek için, o cezayla gurur duyduğunu açıklıyor. Yavuz hırsız misali sanık sandalyesinden kalkıp savcı koltuğuna çörekleniveriyor ve beni küfürbaz olmakla ve onu da kendimle eşitlemeye çalışmakla suçluyor. Yahu küfürden sabıkalı olan biriyle, hayatta hiçbir sabıkası olmayan tertemiz biri nasıl eşit olabilir? Ya okurların bu kadar basit mantık çarpıtmalarına kanacak ve bu arsız iftiracının arkasına takılacak kadar moron olması nasıl mümkün olabilir?! Ne yazık ki, oluyor. Burası Türkiye!... Burda her melanet mümkün.
Sanki konu benmişim, küfürden makkumiyeti ben almışım gibi, kalkmış bana "ben küfür etmedim" diyemiyorsun, diyor. Niye diyeyim ki, salak? Küfürden ceza alan ben değilim ki, neden savunma yapmak zorunda olayım? Yapmadığım her şeyi sayıp dökmek, "hacca gitmedim, küfür etmedim, rüşvet yemedim, terli terli su içmedim" gibi açıklamalar yapmak gibi bir zorunluğum yok ki benim!..
Utanması ve ilkesi olmayan adamlarla girişilecek bir tartışma sonsuza dek sürebilir. Arsız bir insanı hiçbir kanıtla, hiçbir belgeyle susturamazsınız. Arsız ve ilkesiz bir insanın her durumda söyleyecek bir şeyi vardır. "Ben küfür etmedim" derseniz, cevap hazırdır: "Coşkun Büktel hemen savunmaya geçti"... Söylemez ve savunmaya geçmezseniz cevap yine hazırdır: "Ben küfür etmedim diyemiyorsun"... Arsız insan için, her yol, her yöntem mübahtır, çünkü arsızların ilkeleri olmaz.
Demirkanlı'nın cevabını okumanız için, (sitesinde bizimle ilgili pek çok yazıyı silip yok ettiğinden) söz konusu cevap yazısının önce Hilmi Bulunmaz'daki sayfasına link veriyoruz. Orada, yazının orijinal sayfasına sizi bir tıkla ulaştıracak linki de bulacaksınız.
Lütfen...
***
BÜKTEL VE BULUNMAZ'A YÖNELİK LİNÇ ÇAĞRISINA İMZA VERENLERİN SAYISI 633 KİŞİYE YÜKSELDİ
BİZ HÂLÂ İKİ KİŞİYİZ!
Yalana, iftiraya, tehdite, yeteneğin aforoz edilmesine, yeteneksizliğin yüceltilmesine, onursuzluktan onur duyulmasına, cehaletin kibrine, yalan ve iftiranın bayrak yapılıp kitlelerin bu bayrak altına çağrılmasına, "Yaşasın Sansür" naralarına, İBŞT tiyatro emekçilerinin maaş güvencesinin Mustafa Demirkanlı tarafından "hantallık oluşturmuyor mu?" diye sorgulanmasına, "rezaletin son sahnesi"ne, eleştiride "üç maymun" kriterlerinin egemen olmasına, konuşan Türkiye'nin susan eleştirmenlerine, ibret verici omurgasızlık örneklerine, tiyatro sanatının çirkeflikle barış içinde bir arada olmasına, yönetmen tiyatrosunun salaklıklarına, Nâzım'ın budanıp "diyet Nâzım" yapılmasına ve küfür niteliğinde daha yüzlerce tiyatral kepazeliğe itiraz etmemiş, hayatları boyunca suskun kalmış, o kepazelikleri sorun saymamış olan "linç çağrıcısı vandallar";
Türk tiyatrosunda, neyi sorun sayıyor, neye itiraz ediyor dersiniz? "linç çağrıcısı vandallar", link vererek sıraladığımız bütün o kepazelikleri sorun sayan ve eleştiren yegâne iki insanın (Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ın) uslûbunu sorun sayıyorlar. Tiyatromuzda Büktel ve Bulunmaz'ın uslûbundan daha önemli bir sorun görmüyor, Büktel ve Bulunmaz'ın "açıkça, mertçe, Türkçe" netçe üslubuna karşı kampanya düzenliyorlar.
Tiyatromuzdaki somut ve eylemli küfürlere inatla gözlerini yumdukları halde "Linç çağrıcısı vandallar; gözlerini yummayı inatla reddeden Büktel ile Bulunmaz'ı, (sırf kepazeliklerin üstüne gittikleri için, kepazelerin takma isimle yapılmış sapıklıklarını teşhir ettikleri için, takma isimli sapıkların gerçek isimli destekçilerini sert bir dille eleştirdikleri için) "küfürbaz" diye yaftalıyor ve bu iki tiyatro insanını "hakaret ve küfürlerinden dolayı kınıyor, ahlâki bir tutum geliştirmeye davet" ediyorlar.
"Yalan makinası ve 'sicilli' küfürbaz" Mustafa Demirkanlı, 3. Abdülhamid lâkabını bileğinin hakkıyla kazanmış "Yaşasın sansür"cü Ertuğrul Timur ve "tehditkâr bileyci" Ömer F. Kurhan tarafından başı çekilen linç çağrıcıları, beni ve Bulunmaz'ı "ahlaki bir tutum geliştirmeye" davet etmekle, Hilmi'yi bilmem ama, bana şunu demiş oluyorlar:
"Büktel'e dansöz elbisesi giydiren, Büktel'in fotoğrafını penis üstüne yapıştıran takma isimli sapık Burak Caney'e, 'orospu çocuğu' demekten vazgeç. Burak Caney'i unut! Size yönelttiği kalleş saldırılara rağmen ya da o saldırılar yüzünden Burak Caney'e teşekkür sunan,
diyen Demirkanlı'nın; Burak Caney'in korsan sitesinde köşe yazarlığı yaparak Burak Caney'i desteklediğini unut! Timur'un Burak Caney'e verdiği destek yüzünden özeleştiri yapmış olmasına rağmen bugün yine aynı tas aynı hamama dönüp Burak Caney'in yaptıklarını bu kez açık adıyla aynen tekrarlamakta olmasını unut! Bileyci Kurhan'ın bütün bu alçaklıklara aktif destek veriyor olmasını unut! Özdemir Nutku iftirasına bizim yaptığımız gibi sen de gözlerini yum! Bizim gibi sen de skandalları görme! O zaman sen de bizim gibi 'ahlaklı bir tutum' geliştirmiş olursun
"Ha, bizim Salieri ahlakımıza, bizim uslubumuza uymazsan, ne mi olur? Geniş bir ekiple binlerce imza toplar, seni 'halk düşmanı' ilan ederiz. Eh, 'halk düşmanı' olduğuna göre, eninde sonunda, halk kahramanı olmak arzusuyla kıvranan nice babayiğit vatan evlatlarından biri, durumdan vazife çıkararak, Timur'un sitesinde yayınladığı İrfan Aslanhan mesajında dendiği gibi, 'şiddette gazlanır' ve kafanı gözünü patlatıverir."
Durumun vahametini kavrıyor olmama rağmen,"linç çağrıcısı vandallar"ın önerdiği üç maymun uslûbu ile "ahlaki tutum"u çok daha vahim bir ahlaksızlık ve bu ülkenin tiyatro sanatına "küfür" saydığım için, "Bileyci"nin bilediği bıçaklara rağmen, "Adanalı"nın "gerekeni yaparım veya yaptırırım" tehditlerine rağmen, Timur'un "hayat hakkı tanımayalım", "dürüp kenara atalım" söylemlerine rağmen, toplayabilecekleri en fazla beş-on milyon imzaya rağmen, "linç çağrıcısı vandallar"ın davetini reddediyorum.
Bizim yazılarımızı, yani bizim görüşlerimizi gizledikleri insanlardan, bize karşı imza toplamayı ahlaklarıyla bağdaştırabilen linç çağrıcıları, (Türk tiyatrosundaki ortalama zekânın, aleyhlerine imza verdiği iki kişinin ne söylediğini merak etmeye yetmemesinden yararlanarak) şimdilik, 633 rakamına ulaşmış. Linç çağrısına imza veren "nezih" insanların ulaştığı son rakamı görmek veya linç çağrısına imza vermek için, lütfen, linççilerin "Temiz Tiyatro" adını verdiği kirli siteyi...
DEMİRKANLI'YA SON OLMASINI UMDUĞUM BİR CEVAP DAHA
Coşkun Büktel 25 Nisan 2007
(...) "Görüldüğü üzere, dünyanın en iğrenç insanları bile, dürüst insanları iğrenç olmakla suçlayabiliyor. Peki her iki taraf birbirini iğrenç olmakla suçladığına göre; kimin temiz, kimin iğrenç olduğuna nasıl karar vereceğiz? Gayet basit! Kanıtlara bakacağız. Kim kanıtlarla konuşuyor, kim sadece küfrediyor, ona bakacağız. Yukarıda görüldüğü üzere, bizim kanıtlarımız, Mustafa'nın "belgelerle çelişen" kendi sözleri. Mustafa'nın kanıtları ise, ("Theope tesadüfi bir başarıdır" gibi) "kanıta muhtaç" garip iddialardan ve ("Hilmi Bulunmaz Göker'i suçlayabilmek için onun ölmesini beklemiştir" gibi) yalan olduğunu iki kere iki dört misali belgelediğimiz yalanlardan ibaret." (...)
"Kim Değişti?" başlıklı yazımızla başlayan ve Demirkanlı'nın iki bölümlük cevap yazısından sonra havlu atmasıyla (Bakınız: Demirkanlı: "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (2)") devam eden tartışmanın, Büktel tarafından vadedilmiş ve yazılmış (umarız ki) son yazısı...
Bugün (28 Nisan 2007) yazının sondan üçüncü paragrafının hemen öncesine, üç paragraf daha eklemeyi uygun bulduk. |
1 Haziran 2009
Görüldüğü üzere, Bulunmaz, tiyatro yayıncılarını dürüst olmaya (gerçek tirajlarını kanıtlamak için matbaa faturalarını açıklamaya) davet ederek, eski köye yeni adet (açıklık ve şeffaflık) getirmeye; bir başka deyişle, yayıncıların avantasına çomak sokmaya veya "ekmeğine kan doğramaya" kalkışıyor. Ve üstelik, Yeni Tiyatro dergisi'nin sahibi Erbil Göktaş'ı fatura yayınlamaya ikna etmiş olan Hilmi Bulunmaz, kendi dergisi Tiyatro Oyun'un matbaa faturasını da yayınlayarak, bu konuda somut "kötü örnekler" oluşturmaktan, bir başka deyişle "cami duvarını ıslatmaktan" kaçınmıyor. Ee, bazı dergiler matbaa faturasını açıklayabiliyor ve diğerleri açıklayamıyorsa; okurlar ve reklamverenler, samimi yayıncılarla, üçkağıtçı sahtekarları artık kolayca ayırt edebilecek ve sahtekarların dümenini yürütmesi artık iyiden iyiye zora girecek demektir.
Kısacası ("sıfır sansür" ilkesine uymanın, reklam uğruna iktidara yalakalanmaktan uzak durmanın, dobra dobra eleştiriye kapıları ardına dek açmanın ya da fatura yayınlayacak kadar açık ve şeffaf olmanın, "temiz yayıncılık" ilkeleri haline gelmesi "tehlikesinden" dehşete kapılarak bir araya toplanıp "suç ortaklığı" oluşturan, sözde temiz, özde leş gibi kokuşmuş tiyatro yayıncılarımıza göre) Hilmi Bulunmaz da, linç kampanyasının hedefi olmayı, anasının ak sütü gibi "hak etmiştir".
Fatura saklamaktan yana olan kirli yayıncıların fatura açıklamaktan yana olan dürüst yayıncılara karşı başlattığı linç kampanyasına imza vererek, dürüst ve şeffaf olmanın değil, gizli kapaklı ve hilekar olmanın "temiz yayıncılık" sayılmasına katkıda bulunmuş kişiler; okurları aldatmayan yayıncılara karşı okurları aldatan yayıncıları desteklemekle, (eğer ne yaptığının bilincinde olan ve bu kokuşmuşluktan beslenen ya da beslenme umudu taşıyan kasıtlı alçaklar değillerse) ne yaptığını bilmeyen ve "ben yayıncının beni aldatanını severim" diyerek kendi bacağına kurşun sıkan salaklar olduklarını kanıtlamışlardır.
Bulunmaz'ın, "KINIYORUZ!" başlıklı linç kampanyası ardındaki gerçeklere ışık tutan yazısını...
Ayrıca bakınız: Tiyatro Dünyasi sitesinin sahibi Can Törtop, "KINIYORUZ!" etiketini sitesinden kaldırarak, kirli yayıncıların en az kirlisi ve en az mantıksızı olduğunu kanıtladı. TIKLAYINIZ! |
16 Mayıs 2009
HİLMİ'NİN KISA YAZISINA UZUN SUNUŞ
Coşkun Büktel
Linç kampanyasının ana sponsorları olan Demirkanlı-Timur-Kurhan kirli ittifakı, ağız ishaline uğramış gibi, sürekli konuşuyor, bizim okumaya bile yetişemediğimiz, çalakalem yazılmış, mantık dışı yalan ve iftiralarla örülü çarşaf çarşaf yazılarıyla sürekli dil dökerek; "Özdemir Nutku skandalı"nı, Taksav skandalını, "Ölüleri Gömün skandalı"nı, "Yaşasın Sansür skandalı"nı, Demirkanlı yalanlarını, Burak Caney denen takma isimli sapığa kendi gerçek isimleriyle verdikleri desteği, vb. örtbas etmeye çalışıyorlar.
Linç sürecinde Bulunmaz ve Büktel'e karşı (tıpkı zamanında Burak Caney'in de yaptığı gibi) bir sürü site açıp kapatmış (Faşistler blogspot.com, Unutmamakta yarar var blogspot.com, Kanal İzasyon blogspot.com) ve sekseni (80) aşkın yazı yayınlamış olan (ve bazılarını sonradan kendilerinin bile "çöp" sayarak sildiği ishal ürünü o yazıları; sitelerimizin ana sayfasında değil de kirli ittifakın yazarlarına ayırılmış özel "çöp kutularında" yayınladığımız için bizi "sansürcüler padişahı" olmakla suçlayan) "ishalli ittifak" o kadar çok yazıyor ki, onların tüm yazılarını değil cevaplamak, okuyamıyoruz bile...
Biz o kadar fazla konuşmaya gerek duymuyor, yıllar içinde her şeyi zaten anlatmış olduğumuz için (ve linç düzenleyici kirli ittifakın asıl amacının skandalları örtbas ederek gündemden çıkarmak olduğunu da gayet iyi bildiğimizden) genellikle, vampire gösterilmiş haç etkisi yaratan eski yazılarımızı (konjonktür uygun düştüğünde) tekrar gündeme getirmekle yetiniyoruz. Yani vandallara karşı söylenecek yeni bir şey olmadığı için, öyle eskisi gibi oturup dört başı mamur yazılar yazmak gereğini artık çok ender hissediyoruz.
İşte bu nedenle, Hilmi Bulunmaz; "Bileyci" Kurhan'ın (daha yaygın adıyla Ömer F. Kurhan'ın) son yazısına karşı, (kendini savcı koltuğuna kurulmuş sanan oysa tehdit suçlusu olarak sanık sandalyesinde oturmakta olan "Bileyci"nin suçlamalarına cevap vererek onun savcı rolünü onaylayamayacağı için) "Bileyci"ye dört başı mamur bir yazıyla cevap vermeyi aklından geçirmediği halde; "Bileyci"nin yazısının başlığı ilgisini çektiğinden, yalnızca o başlık hakkında kısa ama oldukça çarpıcı bir yazı yazdı.
Bu yazımda geçen pek çok kavramla ilgili linkler, Hilmi'nin yazısında zaten mevcut olduğu için, ben bu sunuş metninde herhangi bir link çalışmasına mesai harcamayı gereksinmedim.
Hilmi Bulunmaz'ın ın "Bileyci"ye kısa cevabını...
|
|
|
Yaşam Kaya / 7 Mayıs 2009 Yaşam Kaya'nın 6 Mayıs 2009 tarihli "Taraf" gazetesinin sanat sayfasında, her nasılsa, habermiş gibi yayınlatmayı başardığı, karşı görüşe yer vermeyen, tek yanlı ve yalan/iftira dolu yazısını okurlarımızın dikkatine sunuyoruz. Lütfen... NOT: Yaşam Kaya'ya karşı "Yalan, küfrün ta kendisidir; iftira ise küfrün en alçakçası..." başlıklı cevap yazımızı, bu sabah (7 Mayıs 2009) "Taraf"ın sanat sayfası editörü Ferhat Uludere'ye gönderdik. Yazımız Taraf'ta çıktıktan sonra, elbette sitemizde de yayınlanacaktır. *** GÜNCELLEME (11 Mayıs 2009, 00.30): YAŞAM KAYA'NIN LİNÇ ÇAĞRISINA İLİŞKİN TEK YANLI YALAN VE İFTİRALARINI, "TARAF"IN SANAT SAYFASINDA YAYINLAMIŞ OLAN, SAYFA EDİTÖRÜ FERHAT ULUDERE'DEN; YAŞAM KAYA'YA KARŞI YAZDIĞIMIZ "YALAN KÜFRÜN TA KENDİSİDİR; İFTİRA İSE KÜFRÜN EN ALÇAKÇASI..." BAŞLIKLI CEVAP YAZIMIZIN NEDEN HÂLÂ YAYINLANMADIĞINI SORDUK ULUDERE, 5000 VURUŞLUK UZUN YAZIMIZI KISALTMAK İSTEMEDİKLERİ İÇİN (Kİ BİR TEK VİRGÜLÜN BİLE KISALTILMASINA İZNİMİZ BULUNMADIĞINI KENDİLERİNE BELİRTMİŞTİK) HENÜZ YAYINLAYAMADIKLARINI, ÇÜNKÜ REKLAMLARIN, 5000 VURUŞLUK BİR YAZIYA YETECEK YER BIRAKMADIĞINI, AMA YAZIMIZI YİNE DE EN GEÇ 12 MAYIS SALI GÜNÜ YAYINLAYACAKLARINI BİLDİRDİ. CEVAP HAKKIMIZA SAYGILI OLDUĞUNU SÖYLEYEN ULUDERE'NİN YAZIMIZI "KERHEN" YAYINLANMIŞ BİR TEKZİP YAZISI GİBİ DEĞERLENDİRMEYECEĞİNİ UMUYORUZ. *** 2. GÜNCELLEME (11 Mayıs 2009, 10.00): Büktel'in "belgeli" cevabı "Taraf"ta yayınlandı "TARAF"I ALDATAMADILAR!
LİNÇ ÇAĞRICILARI; BELGELERİ GÖRMEK BİLE İSTEMEYEN "KUYRUK ACILI" TİYATROCULARI ALDATMIŞ OLABİLİR; AMA "TARAF" GAZETESİNİN SANAT SAYFASI EDİTÖRÜ FERHAT ULUDERE'Yİ ANCAK "YATSIYA KADAR" ALDATABİLDİLER BAŞLIĞINI DEĞİŞTİREREK DE OLSA (Kİ "TARAF"IN KOYDUĞU "BELGELERİ GÖRMEK BİLE İSTEMİYORLAR" BAŞLIĞINI DA, KENDİ BAŞLIĞIMIZ KADAR BEĞENDİK) FERHAT ULUDERE, BÜKTEL'İN LİNÇ ÇAĞRICILARINA KARŞI YAZDIĞI, 5000 VURUŞLUK, BELGELİ VE TOKAT GİBİ "ÇARPICI" CEVAP METNİNİ, "VİRGÜLÜNE DOKUNMADAN" BUGÜNKÜ "TARAF"TA YAYINLADI. BÜKTEL'İN LİNÇ ÇAĞRICILARINA TOKAT GİBİ BELGESEL CEVABI "BELGELERİ GÖRMEK BİLE İSTEMİYORLAR" BUGÜN, "TARAF"TA!... YARIN İSE coskunbuktel.com'DA VE BELGELERE (BİR BAŞKA DEYİŞLE, "NAHOŞ GERÇEKLERE") KÖR BAKMAYAN DİĞER TÜM SİTELERDE!...
NOT 1: Ferhat Uludere'nin yaptığı editörlüğe tek itirazımız, bizim alt başlığımızın yerine koyduğu altbaşlığa olabilir. Bizim altbaşlığımız şöyleydi: "Belgelenmiş yalan ve iftiralara karşı çıkamayanlar, yalan ve iftiraları belgeleyen Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz’a karşı çıkarak linç kampanyası düzenliyorlar." Uludere'nin uygun gördüğü altbaşlık ise şöyle: "Tiyatro dünyasında bir süredir devam eden ve Nutku'nun Theope yorumuyla başlayan polemikte Büktel, kendine yöneltilen suçlamalara cevap veriyor." Görüldüğü üzere, Uludere, başlıkta ve altbaşlıkta yaptığı değişikliklerle, bilerek ya da bilmeyerek, "linç çağrısı" konusunu başlıktan ve altbaşlıktan silip atmış olmaktadır. Ayrıca, Uludere'nin altbaşlığında yer alan "Nutku'nun Theope yorumu" ifadesi ise, ancak "iftiracıyı kayırmak" olarak yorumlanabilir. Çünkü Nutku'nun "Fransızca’da 16. Yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun var." cümlesi bir "yorum" değil, düpedüz, apaçık, kanıtlı, belgeli bir "somut yalan"dır ve Nutku dört yıldır bu apaçık, somut yalan için özür dilemeyi inatla reddettiğine göre, bu yalanın "kasıtlı bir iftira" olduğu artık kesinleşmiştir. Ne yazık ki, Nutku'nun şöhreti dezenformasyona yol açmakta, Uludere'yi bile etkilemektedir. Yine de, Uludere'nin editörlüğünü bile, basında görmeye pek alışık olmadığımız derecede dürüst bulduğumuzu belirtiyor ama eleştirilerimizi de esirgemiyoruz. NOT 2: Bu arada linç çağrıcıları, daha önce Taraf'ta yayınladıkları ve cevabını aldıkları aynı yalan ve iftiraları, bu kez de Birgün gazetesine sirayet ettirmişler. Bugünkü Birgün'de, Adnan Tönel, aklı sıra, bu kez cevap hakkımız doğmasın ya da cevap hakkımız engellenebilsin diye, bizi isim vermeden suçlayan kalleş bir yazıyla, ve elbette kanıt ya da belge göstermeye gerek duymaksızın, tamamen insanları dezenforme etmeye ve bize karşı imza toplamaya yönelik, iğrenç bir propaganda yazısı yazmış. Tönel'in iğrenç bir küfür sayılması gereken kirli ve kalleş yazısını okumak için, Lütfen... |
YALAN KÜFRÜN TA KENDİSİDİR; İFTİRA İSE KÜFRÜN EN ALÇAKÇASI
Coşkun Büktel 12 Mayıs 2009
Belgelenmiş yalan ve iftiralara karşı çıkamayanlar, yalan ve iftiraları belgeleyen Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz’a karşı çıkarak linç kampanyası düzenliyorlar.
Coşkun Büktel'in "Taraf" yazısını okumak için, lütfen...
|
COŞKUN BÜKTEL 7 Ekim 2008 (Yaklaşık 1 yıl önce) "Nedim Saban, bende her zaman, 'esen rüzgârlardan etkilenmeye müsait bir kişilik' izlenimi uyandırmıştır. (...) Nedim Saban'ın her iki türlü de davranabileceğini hayal edebiliyorum. Yani bu konuda ikircikliyim." (KAYNAK: Büktel'in bir link yazısı)
***
NEDİM SABAN 17 Mayıs 2009 (Yalnızca 4 gün önce)
"Hilmi, (KAYNAK: Saban'ın Hilmi Bulunmaz'a mesajı)
***
NEDİM SABAN 21 Mayıs 2009 (Bugün) (...)
Hatta Mustafa
Demirkanlı’ya bu kampanyaya destek vereceğimi
söyledim. (...)
***
BONUS 9 Mayıs 2007 (Yaklaşık 2 yıl önce) Ahmet Levendoğlu, Yücel Erten,Güngör Dilmen, Özdemir Nutku ve Tuncer Cücenoğlu'dan |
FERİDUN ÇETİNKAYA
Nedim Saban'ın "Temiz Tiyatro" Başlıklı Yazısına Katkı
Tiyatro
Kare'nin kurucusu, sahibi ve sanat yönetmeni Nedim Saban, 21 Mayıs
2009 günü "Temiz Tiyatro" başlıklı bir yazı yayımladı.
Bir yönüyle Saban'ın bu yazıyı kaleme almasına vesile olduğunu
söyleyebileceğim, bir yönüyle bu yazının arka planı niteliğindeki,
Nedim Saban'la yaptığımız yazışmayı (Sayın Saban'ın iznini de
alarak) yayımlamanın yararlı olacağını düşündüm.
Çünkü bu yazışma aynı zamanda, "Temiz Tiyatro", "Temiz Tiyatro
Yayıncılığı" kisvesi altında tertiplenen, ancak gerçekte, sadece ve
doğrudan doğruya tiyatro yazarı Coşkun Büktel ile tiyatrocu Hilmi
Bulunmaz'ı hedef göstermekten, karalamaktan başka hiçbir amaca
hizmet etmediği son derece açık olan, "Kınıyoruz" başlıklı düzmece
ve "şaibeli" linç kampanyasıyla ilgili bir belge niteliği taşıyor
(Hem konuyla ilgili üçüncü kişiler hem de konunun kamuoyuna yansımış
bölümüyle ilgisi bakımından).
Nedim Saban'la yaptığımız bu yazışmayı, yukarıdan aşağıya tarih
sırasıyla, Tiyatro Fanzini ziyaretçilerinin dikkatine sunuyorum:
Linç kampanyası üzerine ibret verici Çetinkaya-Saban yazışmasını okumak için, lütfen...
Linççilerden A. Ertuğrul Timur (nam-ı diğer "3. Abdülhamid") aşağıdaki yazım üzerine bir cevap(!) yazısı yazmış. Bilindiği üzere, Timur, linç kampanyasına giden son iki aylık süreçte, ishal olmuş gibi durmadan yazıyor. Bulunmaz ve Büktel'e karşı (tıpkı zamanında Burak Caney'in de yaptığı gibi) bir sürü site açıp kapatmış (Faşistler blogspot.com, Unutmamakta yarar var blogspot.com, Kanal İzasyon blogspot.com) ve "tek başına" sekseni (80'i) aşkın yazı yayınlamış olan Timur; yazdıklarını kendisi de çöp olarak değerlendirip ishal ürünü o yazılarının üçte birinden fazlasını "çöp" sayarak sildiği halde; biz o yazıları sitelerimizin ana sayfasında değil de, "Timur'un Çöp Kutusu" adlı özel bölümümüzde, hem de hiçbirini, hiçbir zaman silmemek üzere yayınladığımız için bizi "sansürcüler padişahı" olmakla suçluyor. Oysa Bulunmaz-Büktel yayıncılık hattı, diğer sansürcü vandalların yazılarını olduğu gibi, Timur'un yazılarını da, eksiksiz olarak korumaya alıyor; Timur'un yazılarını değil sansür etmek, Timur'un sansüründen bile koruyor. Timur'un yazılarının "tümünü", eksiksiz olarak, Timur'un ya da diğer sansürcü vandalların sitelerinde değil; ancak ("sıfır sansür" ilkesini tüm vandal iftira ve tehditlere rağmen inatla savunan ve sitelerinden bir tek cümle silmeyi bile şerefsizlik sayan) Büktel-Bulunmaz yayıncılık hattında bulabilirsiniz.
Yarın silip yok etmeyeceğinden veya değiştirmeyeceğinden emin olmadığımız için, Timur'un 85 numaralı son cevap yazısının orijinal sayfasına buradan direkt link vererek okurlarımızı dezenforme etmek istemiyoruz. O nedenle, yazının, önce, "Timur'un Çöp Kutusu"ndaki sayfasına link veriyoruz; orada, yazının orijinal sayfasına verilmiş linki de bulacaksınız.
3. Abdülhamid lakabını bileğinin hakkıyla kazanmış olan Timur'un 85 nolu cevap yazısı orijinal sayfasında kaç gün ya da kaç saat kalır orasını bilemeyiz. Biz yazının yalnızca, buradan link verdiğimiz "Timur'un Çöp Kutusu" adlı bölümümüzdeki sayfasında "kalıcı" olabileceğini garanti edebiliyor ve ancak garanti edebildiğimiz sayfaya link veriyoruz. Orijinal sayfanın linki de orada...
Timur'un ishal ürünlerininin sonuncusu olan 85 no'lu yazıyı okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayın:
BİZ HÂLÂ İKİ KİŞİYİZ!
...Ve hâlâ hiç kimseden destek talep etmedik; hiç kimseyi imzasından caydırmak niyetinde olmadığımız için, bize karşı imza veren hiç kimseyle hiçbir biçimde temas kurmadık, başkasına kurdurmadık; (selülozik basından cevap hakkımızı talep etmenin dışında) linç kampanyasına hiçbir biçimde müdahil olmadık, olmuyoruz!
Tersini söyleyenler veya ima edenler veya edecek olanlar, "açık, somut ve net" belgelerle söylediklerini kanıtlamak zorundalar; kanıtlamadıkları takdirde, "ne" olduklarına kendileri ve okurlar karar versin!
Türk tiyatrosunda, neyi sorun sayıyor, neye itiraz ediyor dersiniz? "linç çağrıcısı vandallar", link vererek sıraladığımız bütün o kepazelikleri sorun sayan ve eleştiren yegâne iki insanın (Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ın) uslûbunu sorun sayıyorlar. Tiyatromuzda Büktel ve Bulunmaz'ın uslûbundan daha önemli bir sorun görmüyor, Büktel ve Bulunmaz'ın "açıkça, mertçe, Türkçe" netçe üslubuna karşı kampanya düzenliyorlar.
Tiyatromuzdaki somut ve eylemli küfürlere inatla gözlerini yumdukları halde "linç çağrıcısı vandallar"; gözlerini yummayı inatla reddeden Büktel ile Bulunmaz'ı, (sırf kepazeliklerin üstüne gittikleri ve kepazelerin takma isimle yapılmış sapıklıklarını teşhir ettikleri ve takma isimli sapıkların gerçek isimli destekçilerini sert bir dille eleştirdikleri için)"küfürbaz" diye yaftalıyor ve bu iki muhalif tiyatrocuyu "hakaret ve küfürlerinden dolayı kınıyor, ahlâki bir tutum geliştirmeye davet" ediyorlar.
"Yalan makinası ve 'sicilli' küfürbaz" Mustafa Demirkanlı, 3. Abdülhamid lâkabını bileğinin hakkıyla kazanmış "Yaşasın sansür"cü Ertuğrul Timur ve "tehditkâr bileyci" Ömer F. Kurhan tarafından başı çekilen linç çağrıcıları, beni ve Bulunmaz'ı "ahlaki bir tutum geliştirmeye" davet etmekle, Hilmi'yi bilmem ama, bana şunu demiş oluyorlar:
"Büktel'e dansöz elbisesi giydiren, Büktel'in fotoğrafını penis üstüne yapıştıran takma isimli sapık Burak Caney'e, 'orospu çocuğu' demekten vazgeç. Burak Caney 'i unut! Size yönelttiği kalleş saldırılara rağmen ya da o saldırılar yüzünden Burak Caney 'e teşekkür sunan,
diyen Demirkanlı'nın; Burak Caney'in korsan sitesinde köşe yazarlığı yaparak BC'yi desteklediğini unut! Timur'un BC'ye verdiği destek yüzünden özeleştiri yapmış olmasına rağmen bugün yine aynı tas aynı hamama dönüp Burak Caney'in yaptıklarını bu kez açık adıyla aynen tekrarlamakta olmasını unut! Bileyci Kurhan'ın bütün bu alçaklıklara aktif destek veriyor olmasını unut! Özdemir Nutku iftirasına bizim yaptığımız gibi sen de gözlerini yum! Bizim gibi sen de skandalları görme! O zaman sen de bizim gibi 'ahlaklı bir tutum' geliştirmiş olursun
"Ha, bizim Salieri ahlakımıza, bizim uslubumuza uymazsan, ne mi olur? Geniş bir ekiple binlerce imza toplar, seni 'halk düşmanı' ilan ederiz. Eh, 'halk düşmanı' olduğuna göre, eninde sonunda, halk kahramanı olmak arzusuyla kıvranan nice babayiğit vatan evlatlarından biri, durumdan vazife çıkararak, Timur'un sitesinde yayınladığı İrfan Aslanhan mesajında dendiği gibi, 'şiddette gazlanır' ve kafanı gözünü patlatıverir."
Durumun vahametini kavrıyor olmama rağmen,"Linç çağrıcısı vandalların önerdiği üç maymun uslûbu ile "ahlaki tutum"u çok daha vahim bir ahlaksızlık ve bu ülkenin tiyatro sanatına "küfür" saydığım için, "Bileyci"nin bilediği bıçaklara rağmen, "Adanalı"nın "gerekeni yaparım veya yaptırırım" tehditlerine rağmen, Timur'un "hayat hakkı tanımayalım", "dürüp kenara atalım" söylemlerine rağmen, toplayabilecekleri en fazla beş-on milyon imzaya rağmen, "Linç çağrıcısı vandalların davetini reddediyorum.
Bizim yazılarımızı, yani bizim görüşlerimizi gizledikleri insanlardan, bize karşı imza toplamayı ahlaklarıyla bağdaştırabilen linç çağrıcıları, (Türk tiyatrosundaki ortalama zekânın, aleyhlerine imza verdiği iki kişinin ne söylediğini merak etmeye yetmemesinden yararlanarak) şimdilik, 1006 rakamına ulaşmış. Linç çağrısına imza veren "nezih" insanların ulaştığı son rakamı görmek veya linç çağrısına imza vermek için, lütfen, linççilerin "Temiz Tiyatro" adını verdiği kirli siteyi...
Feridun Çetinkaya / 27 Mayıs 2009
"Tekrar Merhaba Can, Çetinkaya'nın Can Törtop'u kınayan yazısını... ...Törtop'un o yazıyı sitesinde yayımlamayı reddetmesi üzerine, Çetinkaya ile Törtop arasında gerçekleşen yazışmayı... Çetinkaya'nın sitesindeki özgün mizanpajıyla okumak için, lütfen... |
Can Doğan / 19 Mayıs 2009
(...)
Üç gün önce Şehir tiyatroları'nda meçhul kişiler
birbirlerine telefon açarak gösteriye katılacak
sanatçıların disiplin kuruluna verileceği, haklarında
soruşturma açılacağı söylentisini yayıyorlardı. Eylemden
24 saat önce mail trafiği hızlanmış, kurumun demokrat
görüşlü genel sanat yönetmeni Orhan Alkaya, yönetim
kurulu üyesi Can Başak, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcısı
Macit Koper, meslektaşlarını, dostça bu yürüyüşe
katılmama konusunda uyarmıştı. Can Doğan'ın, kirli yayıncı Törtop'a karşı, dedikodu ya da Mimesis yöntemiyle değil de, ancak haklı olanların tercih edeceği yöntemle (karşı görüşü satır satır alıntılayarak cevaplama yöntemiyle) yazdığı açık, dürüst ve bilimsel yazıyı okumak için, lütfen...
|
Coşkun Büktel: