Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

Yalan makinası ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde "küfür ve kirli yayıncılık karşıtı" kampanya

 

 

 

 

ASIL KÜFÜR THEOPE'YE VE YAZARINA EDİLDİ, EDİLİYOR!

 

 

Coşkun Büktel

 

"Köhnemiş yapılar gibi dayanırız birbirimize"

 

LİNÇ ÇAĞRISI

Coşkun Büktel / 30 Nisan 2009

 

"Yalan makinası" ve "küfürbaz" Mustafa Demirkanlı'nın (aslında  kendisi iğrenç bir küfür olan) sözde "küfür karşıtı" kampanyasına (bir başka deyişle, "linç çağrısına") imza vererek, (aslında  "küfürlerinden" değil, tiyatral rezaletleri korkusuzca teşhir etmesinden; putları devirmesinden; ve tiyatromuza egemen olan "söylenti geleneğinin"  yerine, kaynak göstermeye, belgelere link vermeye, eleştirdiğiniz insanları ancak kaynağına link verdiğiniz "kendi" sözleriyle mahkum etmeye  dayanan, yalan, iftira , kalleşlik, çirkeflik ve sansür karşıtı, bilimsel ve onurlu bir gelenek dayattıkları için; evet, asıl bunun için, "bu günahı nedeniyle" rahatsız oldukları) Theope yazarına nasıl yazacağını öğretmeye kalkan (çoğu suçlu, birazı da gafil) utanmazları teşhir ediyor; "gafilleri" bir an önce gaflet uykusundan ayılıp, yayınladığımız "belgeli" yazıları incelemeye; söylenti, yalan, tahrif ve iftiradan ibaret o metni onaylamakla ne kadar vahim bir orostopolluğa imza attıklarını ve ne kadar iğrenç kişilere alet olduklarını fark etmeye davet ediyoruz!

Sizler kelle sayısıyla hakikati değiştiremeyeceğinizi, 70 milyon kişi bile olsanız, iki kere ikiyi beş ettiremeyeceğinizi, örneğin, video kaydıyla ve iftiracının itirafıyla belgelenmiş bir iftirayı olmamış kılamayacağınızı anlamayı reddediyor ya da gaflet nedeniyle, çıkar beklentisiyle veya "Theope" yazarı Büktel'in karşısında kapıldığınız Salieri kompleksiyle  anlamayı reddeden iktidar sahiplerinin piyonluğuna soyunuyorsunuz.

Bana göre hepiniz insanlık onurunuzu, sağduyunuzu, sanatçı olmak iddianızı ve sanatçı kişiliğinizi çöpe atıp yok ediyorsunuz.

Tarih, taksiratınızı affetsin!

Vandalların imzaladığı "linç çağrısının" metnini ve öyle bir  metni utanmadan imzalayan alçaklarla gafillerin listesini orijinal kaynağından okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

NOT:: Biz yalnızca iki kişiyiz ve nasıl yazacağımızı hele de "sizlerden" öğrenmeyi şiddetle ve nefretle reddediyoruz. Sizin gibi hissetsek ve yazsaydık, kendimize asla sanatçı diyemez ve asla bir "Theope" yaratamazdık.

Bu yüzden, defalarca tehdit ettiğiniz üzere, ya bizim "kafamızı kırmak" ya da bizi mahkemeye vermek zorundasınız.

Kafamızı kırmazsanız, göreceğiz bakalım, hakimler kelle sayısına mı bakacak, yoksa (çoğunuzun incelemeye gerek duymadığı) belgelere mi?

Ha, eğer o belgeleri internetten silip yok ettiğinize güvenerek maceraya atılırsanız, "benden günah gitsin diye", uyarmış olayım: Çok acı bir sürprizle karşılaşacaksınız. Coşkun Büktel sözü... (Benden nefret edenlerinizin bile bu söze, kendi sözlerinden fazla  güveneceğinden eminim.)

 

***

 

BÜKTEL'İN "TARAF" YAZISI!...

"Taraf"ta, "Belgeleri görmek bile istemiyorlar" başlığıyla ve yine Büktel'inkinden farklı bir altbaşlıkla yayınlanmış olan Büktel yazısını, orijinal başlığı ve orijinal altbaşlığıyla sunuyoruz:  

 

YALAN KÜFRÜN TA KENDİSİDİR; İFTİRA İSE KÜFRÜN EN ALÇAKÇASI

 

Coşkun Büktel  

12 Mayıs 2009

 

 

Belgelenmiş yalan ve iftiralara karşı çıkamayanlar, yalan ve iftiraları belgeleyen Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz’a karşı çıkarak linç kampanyası düzenliyorlar.

 

Coşkun Büktel'in "Taraf" yazısını okumak için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

DARBECİ GENERALLER, YAZANLARI SUSTURMAK İÇİN, "İÇERİK"E İTİRAZ EDEMEYİNCE, USLÛBU BAHANE EDER

 

RADİKAL'İN ARŞİVİNDEN (Ama vurgular bizden):

Müşerref'e 'sonofabitch' demenin sonu

11/11/2007

İSLAMABAD - Pakistan'da geçen hafta olağanüstü hal ilan ederek adeta ikinci darbe yapan darbeci Devlet Başkanı Pervez Müşerref, dün Britanya'nın Daily/Sunday Telegraph gazetelerinin üç muhabirine 72 saatte ülkeyi terk emri verdi. Gazete, önceki gün Pakistan lideriyle Batı arasındaki 'yolsuz ilişkiler'i konu alan yorumunda, terörle savaştaki başarısızlıkları ve diktatörlüğünü sıraladığı Müşerref'e ABD ile Britanya'nın desteğinin hâlâ sürmesine atıfla 'our sonofabitch' (Bizim o..... çocuğumuz) diye yazmıştı. 1939'da dönemin ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt'in gönülsüz desteklediği Nikaragua diktatörü Anastasio Somoza için "O..... çocuğunun teki, ama bizim o..... çocuğumuz" demesi tarihe geçmişti. Dün Pakistan Enformasyon Bakanlığı, üç muhabirin sınır dışı kararı için 'kirli ve sövgü dolu dil kullanılması' gerekçesini gösterdi. Öncesinde Müşerref'e 2001'den beri 10 milyar dolar aktaran ABD, yardımın kesilmesinin yasal gereklilik olmadığı sonucuna vardı. Eski başbakan Benazir Butto ise önceki gün Ravalpindi'de gösteri düzenlemesini önlemeye yönelik 24 saatlik ev hapsinin bitmesi üzerine dün eylemlerini devam ettirdi. (Dış Haberler)

Kaynak: Radikal

***

"Pinochet was a sonofabitch." ("Pinochet bir orospu çocuğuydu.")

Niall Ferguson (2004 yılında Time dergisinin "dünyanın en etkili yüz insanından biri" seçtiği gazeteci-profesör.)

KAYNAK: Ferguson'un, Telegraph.co.uk'da çıkmış bir makalesi.

NOT: Dünyanın en ünlü profesörü de olsanız, Amerikan başkanı da olsanız; bazı "aşikar" durumlarda, uzun bilimsel tahlillere gerek duymaz, hedefi 12'den vuran, isabetli ve akılda kalan, tek bir sözcükle yetinebilirsiniz.

***

"Sonofabitch Stew"                 (Orospu Çocuğu yahnisi)

Davidson, Alan (1999).The Oxford Companion to Food. Oxford University Press. p. 734

(KAYNAK: Oxford Yemek Kılavuzu. Oxford Üniversitesi Basımevi, 1999, sayfa 734.)

(NOT: "İmambayıldı"nın imamla ne kadar ilgisi varsa, "orospu çocuğu yahnisi"nin orospularla veya çocuklarıyla o kadar ilgisi var. Yani hiçbir ilgisi yok. Ama itiraz edemedikleri asıl nedenler yüzünden birilerine saldırmak için uygun bahane arayan kötü niyetliler için, ilgi kurmak hiç de zor değil, tabii.)

***

"(gerçek orospuları ve çocuklarını tenzih ederek söyleyelim) 'habersiz mağdur' rolü yapan, sinsi bir orospu çocuğudur;"

(...)

"Ben yalnızca, iftirayı örtbas amacıyla bütün bu şebeklikleri yapan 'Tosun'u bile bile ve hâlâ destekleyenlerin adını koyacağım: Orospu çocuğu... (Gerçek orospuları ve çocuklarını bir kez daha tenzih ederim.)"

(...)

"NOT: Masum hayat kadınlarının masum çocuklarından özür dileriz; biz 'orospu çocuğu' sıfatını bambaşka bir bağlamda kullanıyor, kelimelerin tarif etmekte yetersiz kaldığı bir çeşit 'özsüz insandan', insan posasından söz ediyoruz."

Coşkun Büktel

KAYNAK: Büktel'in, takma isimli sapık ve destekçilerine karşı, "orospu çocuğu" kavramını ilk kez kullandığı ve 2008 yılının Şubat ayı boyunca defalarca güncellediği arşiv yazısından...

KAYNAK: "Burak Caney sayfası"

 

MUSTAFA DEMİRKANLI, KÜFÜR (HAKARET) YÜZÜNDEN  MAHKEMECE TAZMİNATA MAHKUM EDİLMİŞ, "TESCİLLİ VE SİCİLLİ" BİR KÜFÜRBAZDIR!

Güya küfre karşı düzenlenmiş linç kampanyasının bir numaralı faili "Yalan makinası" ve "küfürbaz" Mustafa Demirkanlı; küfür (bir başka deyişle "hakaret") yüzünden mahkemeye verilmiş, bu yüzden mahkemece  tazminata mahkum edilmiş, "tescilli ve sicilli" bir küfürbazdır.

Demirkanlı'nın güya  küfür karşıtı linç kampanyasına  imza atan alçaklar, eminiz ki, Demirkanlı'nın kirli sicilini gayet iyi biliyor. Peki Demirkanlı kime küfür (ya da hakaret) etmiş? Kendisinin dansöz kıyafetli fotomontaj görüntüsünü yayınlayan ya da kendisinin fotoğrafını bir penisin üstüne yapıştıran takma isimli bir sapıka mı küfür (hakaret) etmiş? Yoksa kendisine iki kere iki dört gibi belgeli bir iftira yönelten adi bir suçluya mı?  Hayır, Demirkanlı, yeryüzünde Mustafa Demirkanlı diye birinin yaşadığından bile haberi olmayan, Demirkanlı'yı hiç tanımayan, bir belediye başkanına küfür (bir başka deyişle "hakaret") etmiş.

İmzacı alçaklar Demirkanlı'nın kirli sicilini bal gibi biliyor, dedik. Ama imzacı mağdurlar ve imzacı gafiller, elbette ki, Demirkanlı'nın kim olduğunu, kimin peşine takıldıklarını bilmiyor.  Aralarında Demirkanlı'nın düzenlediği linç kampanyasına imzasının atıldığından haberi bile olmayan mağdurların ve Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz adlarını bile duymamış insanların da bulunduğu imzacılardan acaba kaç tanesi, güya küfür karşıtı bu kampanyanın "tescilli ve sicilli" bir küfürbaz tarafından düzenlendiğini biliyor, dersiniz?

İşte Demirkanlı'nın kirli sicilinin mahkumiyet belgesi:

Önce haberi aktaran Hilmi Bulunmaz'ın sitesine, oradan da haberin "orijinal" kaynağına ulaşmak için, lütfen... 

TIKLAYINIZ!

GÜNCELLEME 3 MAYIS 2009:

Demirkanlı aşağıdaki link yazıma cevap yazmış. "Siz mahkumiyet almadığım bir davayı, temyiz aşamasını bilmediğiniz için mahkumiyet almışım gibi göstermişsiniz" diyor.

Oysa biz, hiçbir şeyi "gibi göstermiş" olamayız. Çünkü "Gibi göstermek" gibi bir çabamız olsaydı, Mustafa Demirkanlı'nın kirli yöntemlerini uygular, iddialarımızla ilgili haberin orijinal kaynağını okurlar görüp de haberi nasıl "gibi gösterdiğimizi" yani  çarpıttığımızı anlamasınlar diye, orijinal kaynağı (Demirkanlıgillerin her zaman yaptığı üzere) okurlardan saklardık. Oysa biz, her zaman yaptığımız gibi, bu kez de, iddialarımızın kaynağı olan haberin orijinal sayfasına link vermiş, gerçekleri okurlar için bir tıkla ulaşılabilir kılmıştık.

Kısacası, Demirkanlı'nın "mahkumiyet almadığı bir davayı, temyiz aşamasını bilmediği için mahkumiyet almış gibi göstermiş" olma iddiası gerçek bile olsaydı, "mahkumiyet almış gibi gösterme" suçu, bize değil, haberin kaynağına (yani "4. Kuvvet" başlıklı siteye) ait olacaktı. "4. Kuvvet"teki  2005  tarihli haber, 2009'da hâlâ tekzip edilmediğine ve temyizden bahseden Demirkanlı açık, seçik ve net olarak "temyiz mahkemesi, mahkumiyet kararını bozdu" diyemediğine göre, "yalan makinası" Demirkanlı'nın söylediği her şeyin, belirsizlik yaratma amacına yönelik yalan, iftira ve çarpıtma olduğunu, okurlar, artık benim yardımım olmaksızın da anlayabilmeliler.

Sansürcü Demirkanlı'nın yalan, iftira ve çarpıtma yöntemleri hakkında aydınlanmak için, bugün hâlâ, profesyonel yardıma ihtiyacı olanlar kalmışsa, Demirkanlı yalanlarını ince ince deşifre ettiğimiz yıllar önceki yazılarımıza bakabilir ve incelemelerini "Demirkanlı'ya bir kez daha son olmasını umduğum cevap" başlıklı yazıyla başlatıp, o yazıdaki linkleri geriye doğru izleyebilirler.

Utanma yeteneği ve ilkeleri bulunmayan arsız insanlarla tartışmanın ne anlamı ne de sonu olabilir. Adamın beni suçladığı suçtan kendisinin ceza aldığını belgeliyorum, utanmak yerine, ona çamur attığımı söylüyor. O da yetmiyor hakaretten (bir başka deyişle küfürden) aldığı cezayı önemsiz göstermek için, o cezayla gurur duyduğunu açıklıyor. Yavuz hırsız misali sanık sandalyesinden kalkıp savcı koltuğuna çörekleniveriyor ve beni küfürbaz olmakla ve onu da kendimle eşitlemeye çalışmakla suçluyor. Yahu küfürden sabıkalı olan biriyle, hayatta hiçbir sabıkası olmayan tertemiz biri nasıl eşit olabilir? Ya okurların bu kadar basit mantık çarpıtmalarına kanacak ve bu arsız iftiracının arkasına takılacak kadar moron olması nasıl mümkün olabilir?! Ne yazık ki, oluyor. Burası Türkiye!... Burda her melanet mümkün.

Sanki konu benmişim, küfürden makkumiyeti ben almışım gibi, kalkmış bana "ben küfür etmedim" diyemiyorsun, diyor. Niye diyeyim ki, salak? Küfürden ceza alan ben değilim ki, neden savunma yapmak zorunda olayım? Yapmadığım her şeyi sayıp dökmek, "hacca gitmedim, küfür etmedim, rüşvet yemedim, terli terli su içmedim" gibi açıklamalar yapmak gibi bir zorunluğum yok ki benim!..

Utanması ve ilkesi olmayan adamlarla girişilecek bir tartışma sonsuza dek sürebilir. Arsız bir insanı hiçbir kanıtla, hiçbir belgeyle susturamazsınız. Arsız ve ilkesiz bir insanın her durumda söyleyecek bir şeyi vardır. "Ben küfür etmedim" derseniz, cevap hazırdır: "Coşkun Büktel hemen savunmaya geçti"... Söylemez ve savunmaya geçmezseniz cevap yine hazırdır: "Ben küfür etmedim diyemiyorsun"... Arsız insan için, her yol, her yöntem mübahtır, çünkü arsızların  ilkeleri olmaz.

Demirkanlı'nın cevabını okumanız için, (sitesinde bizimle ilgili pek çok yazıyı silip yok ettiğinden) söz konusu cevap yazısının önce Hilmi Bulunmaz'daki sayfasına link veriyoruz. Orada, yazının orijinal sayfasına sizi bir tıkla ulaştıracak linki de bulacaksınız.

Lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

***

 

BÜKTEL VE BULUNMAZ'A YÖNELİK LİNÇ ÇAĞRISINA İMZA VERENLERİN SAYISI 633 KİŞİYE YÜKSELDİ

BİZ HÂLÂ İKİ KİŞİYİZ!

Yalana, iftiraya, tehdite, yeteneğin aforoz edilmesine, yeteneksizliğin yüceltilmesine, onursuzluktan onur duyulmasına, cehaletin kibrine,  yalan ve iftiranın bayrak yapılıp kitlelerin bu bayrak altına çağrılmasına, "Yaşasın Sansür" naralarına, İBŞT tiyatro emekçilerinin maaş güvencesinin Mustafa Demirkanlı tarafından  "hantallık oluşturmuyor mu?" diye sorgulanmasına, "rezaletin son sahnesi"ne, eleştiride "üç maymun" kriterlerinin egemen olmasına, konuşan Türkiye'nin susan eleştirmenlerine, ibret verici omurgasızlık örneklerine, tiyatro sanatının çirkeflikle barış içinde bir arada olmasına, yönetmen tiyatrosunun salaklıklarına, Nâzım'ın budanıp "diyet Nâzım" yapılmasına ve küfür niteliğinde  daha yüzlerce tiyatral kepazeliğe itiraz etmemiş, hayatları boyunca suskun kalmış, o kepazelikleri sorun saymamış olan "linç çağrıcısı vandallar";

Türk tiyatrosunda, neyi sorun sayıyor, neye itiraz ediyor  dersiniz? "linç çağrıcısı vandallar", link vererek sıraladığımız bütün o  kepazelikleri  sorun sayan ve eleştiren yegâne iki insanın (Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ın) uslûbunu sorun sayıyorlar. Tiyatromuzda Büktel ve Bulunmaz'ın uslûbundan daha önemli bir sorun görmüyor, Büktel ve Bulunmaz'ın "açıkça, mertçe, Türkçe" netçe üslubuna karşı kampanya düzenliyorlar.

Tiyatromuzdaki somut ve eylemli küfürlere inatla gözlerini yumdukları halde "Linç çağrıcısı vandallar; gözlerini yummayı inatla reddeden Büktel ile Bulunmaz'ı, (sırf kepazeliklerin üstüne gittikleri için, kepazelerin takma isimle yapılmış sapıklıklarını teşhir ettikleri için, takma isimli sapıkların gerçek isimli destekçilerini sert bir dille eleştirdikleri için) "küfürbaz" diye yaftalıyor ve bu iki tiyatro insanını "hakaret ve küfürlerinden dolayı kınıyor, ahlâki bir tutum geliştirmeye davet" ediyorlar.

"Yalan makinası ve 'sicilli' küfürbaz" Mustafa Demirkanlı, 3. Abdülhamid lâkabını bileğinin hakkıyla kazanmış "Yaşasın sansür"cü Ertuğrul Timur ve "tehditkâr bileyci" Ömer F. Kurhan tarafından başı çekilen linç  çağrıcıları, beni ve Bulunmaz'ı "ahlaki bir tutum geliştirmeye" davet etmekle, Hilmi'yi bilmem ama,  bana şunu demiş oluyorlar:

"Büktel'e dansöz elbisesi giydiren, Büktel'in fotoğrafını penis üstüne yapıştıran takma isimli sapık Burak Caney'e, 'orospu çocuğu' demekten vazgeç. Burak Caney'i unut! Size yönelttiği kalleş saldırılara rağmen ya da o saldırılar yüzünden Burak Caney'e teşekkür sunan,

"Sırça köşke çıkıp, elle tutulur –doğru veya yanlış- hiçbir şey üretememiş, kendi hayal dünyalarında önüne gelen herkese küfreden Coşkun Büktel ve onun kuyumcu arkadaşını, hiçbirimizin yapamadığı bir kararlılıkla gözler önüne seren Burak Caney'in çabalarına teşekkür için sunuyorum."

diyen Demirkanlı'nın; Burak Caney'in korsan sitesinde köşe yazarlığı yaparak Burak Caney'i desteklediğini unut! Timur'un Burak Caney'e verdiği destek yüzünden özeleştiri yapmış olmasına rağmen bugün yine aynı tas aynı hamama dönüp Burak Caney'in yaptıklarını bu kez açık adıyla aynen tekrarlamakta olmasını unut! Bileyci Kurhan'ın bütün bu alçaklıklara aktif destek veriyor olmasını unut! Özdemir Nutku iftirasına bizim yaptığımız gibi sen de gözlerini yum! Bizim gibi sen de skandalları görme! O zaman sen de bizim gibi 'ahlaklı bir tutum' geliştirmiş olursun

"Ha, bizim Salieri ahlakımıza, bizim uslubumuza uymazsan, ne mi olur? Geniş bir ekiple binlerce imza toplar, seni 'halk düşmanı' ilan ederiz. Eh, 'halk düşmanı' olduğuna göre, eninde sonunda, halk kahramanı olmak arzusuyla kıvranan nice babayiğit vatan evlatlarından biri, durumdan vazife çıkararak, Timur'un sitesinde yayınladığı İrfan Aslanhan mesajında dendiği gibi, 'şiddette gazlanır' ve kafanı gözünü patlatıverir."

Durumun vahametini kavrıyor olmama rağmen,"linç çağrıcısı vandallar"ın önerdiği üç maymun uslûbu ile "ahlaki tutum"u çok daha vahim bir ahlaksızlık ve bu ülkenin tiyatro sanatına "küfür" saydığım için, "Bileyci"nin bilediği bıçaklara rağmen, "Adanalı"nın "gerekeni yaparım veya yaptırırım" tehditlerine rağmen, Timur'un "hayat hakkı tanımayalım", "dürüp kenara atalım" söylemlerine rağmen,  toplayabilecekleri en fazla beş-on milyon imzaya rağmen, "linç çağrıcısı vandallar"ın davetini reddediyorum.

Bizim yazılarımızı, yani bizim görüşlerimizi gizledikleri insanlardan, bize karşı imza toplamayı ahlaklarıyla bağdaştırabilen linç çağrıcıları, (Türk tiyatrosundaki ortalama zekânın, aleyhlerine imza verdiği iki kişinin ne söylediğini merak etmeye yetmemesinden yararlanarak) şimdilik, 633 rakamına ulaşmış.  Linç çağrısına imza veren "nezih" insanların ulaştığı son rakamı görmek veya linç çağrısına imza vermek için, lütfen, linççilerin "Temiz Tiyatro" adını verdiği kirli siteyi...

TIKLAYINIZ!

 

TDK'nın 1998 baskısı "Türkçe Sözlük"ünde küfür sözcüğünün şöyle bir anlamı da var:
Küfür: (...) 3. mec. Olumlu işleri kötü gösterme, varlıkları inkâr etme

 

ASIL KÜFÜR THEOPE'YE VE YAZARINA EDİLDİ, EDİLİYOR!

 

 

 

 

 
 
 
 
 
 
Yukarıdaki iğrenç fotomontajı imal etmiş ve daha birkaç hafta önce sahibi olduğu tiyatrodergisi.com.tr sitesinin ana sayfasında sergilemiş olan ve bundan zerre kadar utanmayan, "yalan makinası" ve "küfürbaz" Mustafa Demirkanlı;
sözde küfre ve kirli yayıncılığa karşı (aslında ise Demirkanlı yalanlarını teşhir etmiş olan Büktel ve Bulunmaz'a karşı) kampanya düzenleyip imza topluyor
 
COŞKUN BÜKTEL
 

Erbil Göktaş'ın "sitem çökertildi" haberini Göktaş'ın bu konuda "internet server"ı tarafından yanıltılmış olabileceğini düşünerek yayınlamadım. Tekrar vurguluyorum: Göktaş'ın sitesinin çökertilmesiyle ilgili haberini ben Coşkun Büktel, "yayınlamadım bile"... Hilmi Bulunmaz ise, "hiçbir yorum yapmadan" Göktaş'ın o haberini "yalnızca yayınlamakla" yetindi.

Erbil Göktaş'ın, "server" tarafından yanıltılıp yanıltılmadığını henüz bilmiyoruz. Yanıltıldığını anlarsa Göktaş elbette yanılttığı okurlardan ve isimlerini vermeden suçlamış olduğu kişilerden özür dileyecektir.

Ama yalan makinası Mustafa Demirkanlı, Erbil'in bu (eğer yanıldıysa) "muhtemel" yanılgısını, şimdiden "komplo" diye niteledi ve "yanılgıyı" Büktel ile Bulunmaz'a mal etmek gibi bir alçaklıktan çekinmedi. (İşte kanıt: Mustafa Demirkanlı, "Yeni Tiyatro Dergisi Yayın Yönetmeni Erbil Göktaş’ın da Katıldığı Şer İttifakı Saldırılarında Sınır Tanımıyor")

(Not: Vandallar, belgeleri uyarı koymadan değiştirebildikleri ya da pek çok zaman olduğu gibi silip tamamen yok edebildikleri için, Demirkanlı yazısının, Bulunmaz sitesindeki orijinal ve kalıcı versiyonuna link veriyoruz. Orada, yazının aktarıldığı kaynak sayfanın linkini zaten bulacaksınız.)

Bizim kanıtlı ispatlı eleştirilerimize hedef oldukları için, bize karşı haksız bir öfke içinde olan geniş bir kitle var.  Yalan ve iftira Makinası  Demirkanlı, geçmişte Burak Caney'in denediği ve başaramadığı şeyi, şimdi kendi açık imzasıyla denemeye kalkıyor. Tıpkı geçmişte Burak Caney'in yaptığı gibi, bugün de Demirkanlı, "küfürbaz" diye nitelediği Büktel ile Bulunmaz'a karşı, kampanya düzenliyor, imza topluyor. (İşte kanıt: Mustafa Demirkanlı, "Yeni Tiyatro Dergisi Yayın Yönetmeni Erbil Göktaş’ın da Katıldığı Şer İttifakı Saldırılarında Sınır Tanımıyor")

Burak Caney, Büktel ve Bulunmaz'a yönelik tüm iftiralarını silip yok ederek ortadan kaybolmak zorunda kalmıştı. Burak Caney'i sahiplenmiş ve onun sitesinde Büktel ve Bulunmaz'a karşı yazılar yazmış olan Mustafa Demirkanlı; bugün, ilk kez "bugün" (29 Nisan 2009), Burak Caney'in kendisini de "kandırdığını" söyleyip; bizim "orospu çocuğu" sözcüğüyle nitelediğimiz Burak Caney sapığını, nihayet, kendisi de "rezil" sözcüğüyle niteliyor.

Günaydın Mustafa!... Demek "Rezil" dediğin Burak Caney, Coşkun Büktel'e dansöz elbisesi giydirirken, Büktel'in fotoğraflarını bir penisin üstüne yapıştırırken, bize karşı pornoğrafik el işaretleri yayınlarken (Kanıt için: TIKLAYINIZ!) ve milyonlarca başka rezilliğe imza atarken (Kanıt için: TIKLAYINIZ!), sen Burak Caney'in bir "rezil" olduğuna uyanamadın ve tıpkı senin gibi uyanamayan Tuncer Cücenoğlu, Üstün Akmen ve Özdemir Nutku gibi, Burak Caney sitesinin köşe yazarı olmayı "karakterinle" bağdaştırıp kendine yedirebildin! Bugün ise, ansızın kalkmış, ani bir ilhamla, "kandırıldığını" söylüyor ve Burak Caney'i tü kaka ilan ediyor, "rezil" diye niteliyorsun. Bu nasıl bir pişkinliktir, yahu! İnsanda biraz utanma olur! "Rezil" sensin.

Burak Caney senin de yazarlık / yaltaklık yaptığın hela gibi çift "oo"lu o iğrenç siteyi Bulunmaz ve Büktel'e karşı kurduğuna ve o sitedeki  tüm iftira ve alçaklıklar Bulunmaz ve Büktel'e yöneltildiğine göre, Burak Caney'in adını koymak senin değil, Büktel ve Bulunmaz'ın hakkıdır. Ve Büktel ile Bulunmaz, Burak Caney'in adını, tam bir hakkaniyetle, tam bir isabetle koymuşlardır: Orrospu çocuğu...

Sen bırak Burak Caney'e isim koymayı da, Burak Caney'in koyduğu isimle "küfürbaz" diye nitelediğin Büktel ile Bulunmaz hakkındaki  ikinci iftira kampanyasını inandırıcı kılmak için Burak Caney'in yapmadığı neler yapabilirsin, onları düşün!

Burak Caney sapığına imza verenler (ya da verdiği iddia edilenler) şimdi o imza listesinden adını silmemiz için kuyruğa giriyorlar. (Bakınız: "Liste")

Umarım, bizim haklı eleştirilerimize haksız biçimde kızdıkları için senin iftira metnine imza verecek gafiller, bizim tepkimizden sonra, tıpkı öncekiler gibi, imza çekme kuyruğuna girmezler.  Ve umarım, Burak Caney'in tehdit olarak kalan, "toplu halde mahkemeye başvurmak" tehdidini kuru lafla tekrar etmiş olmakla kalmaz, bu kez hayata geçirirsiniz ve bize haksız dava açacak olan yüzlerce kişiye karşı, "karşı dava" açma fırsatını vererek, hem bizi  zengin edersiniz (Demirkanlı'nın kirli iftiralarını  imzalarıyla onaylayacak herkesten en az üçer milyar tazminat alsak, nasıl ihya olacağımızı varın siz hesaplayın!) hem de Burak Caney'in  kimliğini devlet eliyle ortaya çıkarmamıza hizmet etmiş olursunuz. Biz mahkeme konusunda sizi ne kadar kışkırtsak azdır.

Yalnız, benden günah gitsin de sonradan kendimi acımasız davranıyormuş gibi hissetmeyeyim diye, o gafilleri önceden uyarmış olayım: Mahkemede, sakın, örneğin, şu aşağıdaki yazıyı ve yazıda linklediğim göndermeleri okumamış ve senin ne mal olduğunu anlamamış gibi davranabileceklerini ummasınlar!... Bizim kanıtlarımızı sansür ederek bize kızgın olan insanları aldatmak kolaydır; ama (ben bilirkişilik yaptığım için iyi biliyorum) hakimleri aldatmak hiç kolay değil.

Gördün mü: Ben de sizi tehdit ediyorum ama, "yasayla" tehdit ediyorum. Hakimlerin  yanıltılamayacağını hatırlatarak, "hodri meydan" diyorum!

 

DEMİRKANLI'YA SON OLMASINI UMDUĞUM BİR CEVAP DAHA

 

 

Coşkun Büktel  

25 Nisan 2007

 

 

(...) "Görüldüğü üzere, dünyanın en iğrenç insanları bile, dürüst insanları iğrenç olmakla suçlayabiliyor. Peki her iki taraf birbirini iğrenç olmakla suçladığına göre; kimin temiz, kimin iğrenç olduğuna nasıl karar vereceğiz? Gayet basit! Kanıtlara bakacağız. Kim kanıtlarla konuşuyor, kim sadece küfrediyor, ona bakacağız. Yukarıda görüldüğü üzere, bizim kanıtlarımız, Mustafa'nın "belgelerle çelişen" kendi sözleri. Mustafa'nın kanıtları ise, ("Theope tesadüfi bir başarıdır" gibi) "kanıta muhtaç" garip iddialardan ve ("Hilmi Bulunmaz Göker'i suçlayabilmek için onun ölmesini beklemiştir" gibi) yalan olduğunu iki kere iki dört misali belgelediğimiz yalanlardan ibaret." (...)

 

 

"Kim Değişti?" başlıklı yazımızla başlayan ve Demirkanlı'nın iki bölümlük cevap yazısından sonra havlu atmasıyla (Bakınız: Demirkanlı: "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (2)") devam eden tartışmanın, Büktel tarafından vadedilmiş ve yazılmış (umarız ki) son yazısı...

 

Bugün (28 Nisan 2007) yazının sondan üçüncü paragrafının hemen öncesine, üç paragraf daha eklemeyi uygun bulduk.

TIKLAYIN

 

Sansürcü tiyatro yayıncıları tarafından güya küfre karşı düzenlenen ama aslında Büktel ile Bulunmaz'ın sesini kısmayı amaçlayan linç kampanyasının ardında hangi öfke ve kinlerin yattığını ve o kinlerin gerçek nedenlerini "tümüyle" kavramak için, Hilmi Bulunmaz'ın aşağıda linkini verdiğimiz yazısını da okumak, kesin bir zorunluluktur.

 

 

 

 

 

  Anamur, Demirbaş, Demirkanlı, Güner ve Yalaz, dergilerinin tirajını açıklamak için matbaalardan aldıkları gerçek faturalarını beyan etmek zorundalar!

    

Hilmi Bulunmaz

1 Haziran 2009

 

Görüldüğü üzere, Bulunmaz, tiyatro yayıncılarını dürüst olmaya (gerçek  tirajlarını kanıtlamak için matbaa faturalarını açıklamaya) davet ederek, eski köye yeni adet (açıklık ve şeffaflık) getirmeye; bir başka deyişle, yayıncıların avantasına çomak sokmaya veya "ekmeğine kan doğramaya" kalkışıyor. Ve üstelik, Yeni Tiyatro dergisi'nin sahibi Erbil Göktaş'ı fatura yayınlamaya ikna etmiş olan Hilmi Bulunmaz, kendi dergisi Tiyatro Oyun'un matbaa faturasını da yayınlayarak, bu konuda somut "kötü örnekler" oluşturmaktan, bir başka deyişle "cami duvarını ıslatmaktan" kaçınmıyor. Ee, bazı dergiler matbaa faturasını açıklayabiliyor ve diğerleri açıklayamıyorsa; okurlar ve reklamverenler, samimi yayıncılarla, üçkağıtçı sahtekarları artık kolayca ayırt edebilecek ve sahtekarların dümenini yürütmesi artık iyiden iyiye zora girecek demektir.

 

Kısacası ("sıfır sansür" ilkesine uymanın, reklam uğruna iktidara yalakalanmaktan uzak durmanın, dobra dobra eleştiriye kapıları ardına dek açmanın ya da fatura yayınlayacak kadar açık ve şeffaf olmanın, "temiz yayıncılık" ilkeleri haline gelmesi "tehlikesinden" dehşete kapılarak bir araya toplanıp "suç ortaklığı" oluşturan, sözde temiz, özde leş gibi kokuşmuş tiyatro yayıncılarımıza göre) Hilmi Bulunmaz da, linç kampanyasının hedefi olmayı, anasının ak sütü gibi "hak etmiştir".

 

Fatura saklamaktan yana olan kirli yayıncıların fatura açıklamaktan yana olan dürüst yayıncılara karşı başlattığı linç kampanyasına imza vererek, dürüst ve şeffaf olmanın değil, gizli kapaklı ve hilekar olmanın "temiz yayıncılık" sayılmasına katkıda bulunmuş kişiler; okurları aldatmayan yayıncılara karşı okurları aldatan yayıncıları desteklemekle, (eğer ne yaptığının bilincinde olan ve bu kokuşmuşluktan beslenen ya da beslenme umudu taşıyan kasıtlı alçaklar değillerse) ne yaptığını bilmeyen ve "ben yayıncının beni aldatanını severim" diyerek kendi bacağına kurşun sıkan salaklar olduklarını kanıtlamışlardır.

 

Bulunmaz'ın, "KINIYORUZ!"  başlıklı linç kampanyası ardındaki gerçeklere ışık tutan yazısını...

 

KAÇIRMAYIN!

Ayrıca bakınız: Tiyatro Dünyasi sitesinin sahibi Can Törtop, "KINIYORUZ!" etiketini sitesinden kaldırarak, kirli yayıncıların en az kirlisi ve en az mantıksızı olduğunu kanıtladı. TIKLAYINIZ!

 

 
Bulunmaz'dan "Bileyci"ye kısa yanıt!

 

"BİLEYCİ" KURHAN ASIL ŞUNU ANLATMALI: "YALANI, İFTİRAYI, TEHDİT VE KALLEŞLİĞİ KINAMA-MAK NİÇİN GEREKLİ?"

    

Hilmi Bulunmaz

16 Mayıs 2009

 

 

HİLMİ'NİN KISA YAZISINA UZUN SUNUŞ

 

Coşkun Büktel

 

Linç kampanyasının ana sponsorları olan Demirkanlı-Timur-Kurhan kirli ittifakı, ağız ishaline uğramış gibi, sürekli konuşuyor, bizim okumaya bile yetişemediğimiz, çalakalem yazılmış, mantık dışı yalan ve iftiralarla örülü çarşaf çarşaf yazılarıyla sürekli dil dökerek; "Özdemir Nutku skandalı"nı, Taksav skandalını, "Ölüleri Gömün skandalı"nı, "Yaşasın Sansür skandalı"nı, Demirkanlı yalanlarını, Burak Caney denen takma isimli sapığa kendi gerçek isimleriyle verdikleri desteği, vb. örtbas etmeye çalışıyorlar.

 

Linç sürecinde Bulunmaz ve Büktel'e karşı (tıpkı zamanında Burak Caney'in de yaptığı gibi) bir sürü site açıp kapatmış (Faşistler blogspot.com, Unutmamakta yarar var blogspot.com, Kanal İzasyon blogspot.com) ve sekseni (80) aşkın yazı yayınlamış olan (ve bazılarını sonradan kendilerinin bile "çöp" sayarak sildiği ishal ürünü o yazıları; sitelerimizin ana sayfasında değil de kirli ittifakın yazarlarına ayırılmış özel "çöp kutularında" yayınladığımız için bizi "sansürcüler padişahı" olmakla suçlayan) "ishalli ittifak" o kadar çok yazıyor ki, onların tüm yazılarını değil cevaplamak, okuyamıyoruz bile...

 

Biz o kadar fazla konuşmaya gerek duymuyor, yıllar içinde her şeyi zaten anlatmış olduğumuz için (ve linç düzenleyici kirli ittifakın asıl amacının skandalları örtbas ederek gündemden çıkarmak olduğunu da gayet iyi bildiğimizden) genellikle, vampire gösterilmiş haç etkisi yaratan eski yazılarımızı (konjonktür uygun düştüğünde) tekrar gündeme getirmekle yetiniyoruz. Yani vandallara karşı söylenecek yeni bir şey olmadığı için, öyle eskisi gibi oturup dört başı mamur yazılar yazmak gereğini artık çok ender hissediyoruz.

 

İşte bu nedenle, Hilmi Bulunmaz; "Bileyci" Kurhan'ın (daha yaygın adıyla Ömer F. Kurhan'ın) son yazısına karşı, (kendini savcı koltuğuna kurulmuş sanan oysa tehdit suçlusu olarak sanık sandalyesinde oturmakta olan "Bileyci"nin suçlamalarına cevap vererek onun savcı rolünü onaylayamayacağı için) "Bileyci"ye dört başı mamur bir yazıyla cevap vermeyi aklından geçirmediği halde; "Bileyci"nin yazısının başlığı ilgisini çektiğinden, yalnızca o başlık hakkında kısa ama oldukça çarpıcı bir yazı yazdı.

 

Bu yazımda geçen pek çok kavramla ilgili linkler, Hilmi'nin yazısında zaten mevcut olduğu için, ben bu sunuş metninde herhangi bir link çalışmasına mesai harcamayı gereksinmedim.

 

Hilmi Bulunmaz'ın ın "Bileyci"ye kısa cevabını...

 

KAÇIRMAYIN!

 

 

 

 

"İnsanları suç belgesi göstermeden ya da suç belgesinin orijinal kaynağını belirtmeden (orijinal kaynağa link vermeden) suçlayacak kadar alçak değilim."

 

 

 

Linç çağrıcısı "Adanalı" Yaşam Kaya, iğrenç yalanlarına Taraf gazetesini alet etmeyi, şimdilik (bir başka deyişle, "yatsıya kadar") başardı

 

 

Yaşam Kaya / 7 Mayıs 2009

TİYATRONUN KÜFÜRLE İMTİHANI

Yaşam Kaya'nın 6 Mayıs 2009 tarihli "Taraf" gazetesinin sanat sayfasında, her nasılsa, habermiş gibi yayınlatmayı başardığı, karşı görüşe yer vermeyen, tek yanlı ve yalan/iftira dolu yazısını okurlarımızın dikkatine sunuyoruz. Lütfen...

TIKLAYINIZ!

NOT:  Yaşam Kaya'ya karşı "Yalan, küfrün ta kendisidir; iftira ise küfrün en alçakçası..." başlıklı cevap yazımızı, bu sabah (7 Mayıs 2009) "Taraf"ın sanat sayfası editörü Ferhat Uludere'ye gönderdik. Yazımız Taraf'ta çıktıktan sonra, elbette sitemizde de yayınlanacaktır.

***

GÜNCELLEME (11 Mayıs 2009, 00.30):

YAŞAM KAYA'NIN LİNÇ ÇAĞRISINA İLİŞKİN TEK YANLI YALAN VE İFTİRALARINI, "TARAF"IN SANAT SAYFASINDA YAYINLAMIŞ OLAN, SAYFA EDİTÖRÜ FERHAT ULUDERE'DEN;

YAŞAM KAYA'YA KARŞI YAZDIĞIMIZ "YALAN KÜFRÜN TA KENDİSİDİR; İFTİRA İSE KÜFRÜN EN ALÇAKÇASI..." BAŞLIKLI CEVAP YAZIMIZIN NEDEN HÂLÂ YAYINLANMADIĞINI SORDUK

ULUDERE, 5000 VURUŞLUK UZUN YAZIMIZI KISALTMAK İSTEMEDİKLERİ İÇİN (Kİ BİR TEK VİRGÜLÜN BİLE KISALTILMASINA İZNİMİZ BULUNMADIĞINI KENDİLERİNE BELİRTMİŞTİK) HENÜZ YAYINLAYAMADIKLARINI, ÇÜNKÜ REKLAMLARIN, 5000 VURUŞLUK BİR YAZIYA YETECEK YER BIRAKMADIĞINI, AMA YAZIMIZI YİNE DE EN GEÇ 12 MAYIS SALI GÜNÜ YAYINLAYACAKLARINI BİLDİRDİ. CEVAP HAKKIMIZA SAYGILI OLDUĞUNU SÖYLEYEN ULUDERE'NİN YAZIMIZI "KERHEN" YAYINLANMIŞ BİR TEKZİP YAZISI GİBİ DEĞERLENDİRMEYECEĞİNİ UMUYORUZ.

***

2. GÜNCELLEME (11 Mayıs 2009, 10.00):

Büktel'in "belgeli" cevabı "Taraf"ta yayınlandı

"TARAF"I ALDATAMADILAR!

 

LİNÇ ÇAĞRICILARI; BELGELERİ GÖRMEK BİLE İSTEMEYEN "KUYRUK ACILI" TİYATROCULARI ALDATMIŞ OLABİLİR; AMA "TARAF" GAZETESİNİN SANAT SAYFASI EDİTÖRÜ FERHAT ULUDERE'Yİ ANCAK "YATSIYA KADAR" ALDATABİLDİLER

BAŞLIĞINI DEĞİŞTİREREK DE OLSA (Kİ "TARAF"IN KOYDUĞU "BELGELERİ GÖRMEK BİLE İSTEMİYORLAR" BAŞLIĞINI DA, KENDİ BAŞLIĞIMIZ KADAR BEĞENDİK) FERHAT ULUDERE, BÜKTEL'İN LİNÇ ÇAĞRICILARINA KARŞI YAZDIĞI, 5000 VURUŞLUK, BELGELİ VE TOKAT GİBİ "ÇARPICI" CEVAP METNİNİ, "VİRGÜLÜNE DOKUNMADAN" BUGÜNKÜ  "TARAF"TA YAYINLADI.

BÜKTEL'İN LİNÇ ÇAĞRICILARINA TOKAT GİBİ BELGESEL CEVABI

"BELGELERİ GÖRMEK BİLE İSTEMİYORLAR"

BUGÜN, "TARAF"TA!...

YARIN İSE coskunbuktel.com'DA VE BELGELERE (BİR BAŞKA DEYİŞLE, "NAHOŞ GERÇEKLERE") KÖR BAKMAYAN DİĞER TÜM SİTELERDE!...

 

NOT 1: Ferhat Uludere'nin yaptığı editörlüğe tek itirazımız, bizim alt başlığımızın yerine koyduğu altbaşlığa olabilir. Bizim altbaşlığımız şöyleydi:

"Belgelenmiş yalan ve iftiralara karşı çıkamayanlar, yalan ve iftiraları belgeleyen Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz’a karşı çıkarak linç kampanyası düzenliyorlar."

Uludere'nin uygun gördüğü altbaşlık ise şöyle:

"Tiyatro dünyasında bir süredir devam eden ve Nutku'nun Theope yorumuyla başlayan polemikte Büktel, kendine yöneltilen suçlamalara cevap veriyor."

Görüldüğü üzere, Uludere, başlıkta ve altbaşlıkta yaptığı değişikliklerle, bilerek ya da bilmeyerek, "linç çağrısı" konusunu  başlıktan ve altbaşlıktan silip atmış olmaktadır.

Ayrıca, Uludere'nin altbaşlığında yer alan "Nutku'nun Theope yorumu" ifadesi ise, ancak "iftiracıyı kayırmak" olarak yorumlanabilir. Çünkü Nutku'nun  "Fransızca’da 16. Yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun var." cümlesi bir "yorum" değil, düpedüz, apaçık, kanıtlı, belgeli bir "somut yalan"dır ve Nutku dört yıldır bu apaçık, somut yalan için özür dilemeyi inatla reddettiğine göre, bu yalanın "kasıtlı bir iftira" olduğu artık kesinleşmiştir.

Ne yazık ki, Nutku'nun şöhreti dezenformasyona yol açmakta, Uludere'yi bile etkilemektedir. Yine de, Uludere'nin editörlüğünü bile, basında görmeye pek alışık olmadığımız derecede dürüst bulduğumuzu belirtiyor ama eleştirilerimizi de esirgemiyoruz.

NOT 2: Bu arada linç çağrıcıları, daha önce Taraf'ta yayınladıkları ve cevabını aldıkları aynı yalan ve iftiraları, bu kez de Birgün gazetesine sirayet ettirmişler. Bugünkü Birgün'de, Adnan Tönel, aklı sıra, bu kez cevap hakkımız doğmasın ya da cevap hakkımız engellenebilsin diye, bizi isim vermeden suçlayan kalleş bir yazıyla, ve elbette kanıt ya da belge göstermeye gerek duymaksızın, tamamen insanları dezenforme etmeye ve bize karşı imza toplamaya yönelik, iğrenç bir propaganda yazısı yazmış. Tönel'in iğrenç bir küfür sayılması gereken kirli ve kalleş yazısını okumak için, Lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

BÜKTEL'İN "TARAF" YAZISI!...

"Taraf"ta, "Belgeleri görmek bile istemiyorlar" başlığıyla ve yine Büktel'inkinden farklı bir altbaşlıkla yayınlanmış olan Büktel yazısını, orijinal başlığı ve orijinal altbaşlığıyla sunuyoruz:  

 

YALAN KÜFRÜN TA KENDİSİDİR; İFTİRA İSE KÜFRÜN EN ALÇAKÇASI

 

Coşkun Büktel  

12 Mayıs 2009

 

 

Belgelenmiş yalan ve iftiralara karşı çıkamayanlar, yalan ve iftiraları belgeleyen Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz’a karşı çıkarak linç kampanyası düzenliyorlar.

 

Coşkun Büktel'in "Taraf" yazısını okumak için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

 

GÜNCELLEME 22 Mayıs 2009

Peter Ustinov diyor ki:

TIKLAYINIZ!

 

***

Tiyatromuzdaki insan malzemesinin kalitesizliği hakkında yeni bir şey söylemeye gerek yok

ARŞİVDEN...

 

 

COŞKUN BÜKTEL

7 Ekim 2008 (Yaklaşık 1 yıl önce)

"Nedim Saban, bende her zaman, 'esen rüzgârlardan etkilenmeye müsait bir kişilik' izlenimi uyandırmıştır. (...) Nedim Saban'ın her iki türlü de davranabileceğini hayal edebiliyorum. Yani bu konuda ikircikliyim."

(KAYNAK: Büktel'in bir link yazısı)

 

***

 

 

NEDİM SABAN

17 Mayıs 2009 (Yalnızca 4 gün önce)

"Hilmi,

Ben imza vermedim.

İmzacılar arasında olduğumu da bugün tesadüfen Feridun Çetinkaya'dan öğrendim."
(...)

(KAYNAK: Saban'ın Hilmi Bulunmaz'a mesajı)

 

***

 

 

NEDİM SABAN

21 Mayıs 2009 (Bugün)

(...)

Hatta Mustafa Demirkanlı’ya bu kampanyaya destek vereceğimi söyledim. (...)

(KAYNAK: Nedim Saban, "Temiz Yayıncılık")

 

***

 

 

BONUS

9 Mayıs 2007 (Yaklaşık 2 yıl önce)

Ahmet Levendoğlu, Yücel Erten,
Güngör Dilmen, Özdemir Nutku ve Tuncer Cücenoğlu'dan
 

 

 

 

 

(Başka sitelerin açıklamaya yanaşmadığı)

 

İBRET VERİCİ "OMURGASIZLIK" BELGELERİ

Coşkun Büktel

 

***

 

 

NOT

21 Mayıs 2009 (Bugün)

 

Stratejik dengelere aldırmaksızın, düşman kazanmaktan ve dost kaybetmekten korkmaksızın, yalnızca belgenebilir hakikati esas alarak yazan Büktel'e karşı imza vermiş herkes, belgelerle sabittir ki, ya hakikati görememe ya da (daha kötüsü) "hakikate bakamama" sorunu yaşamaktadır— adı Genco Erkal bile olsa...

 

 

FERİDUN ÇETİNKAYA

 

 

 

 

Nedim Saban'ın "Temiz Tiyatro" Başlıklı Yazısına Katkı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tiyatro Kare'nin kurucusu, sahibi ve sanat yönetmeni Nedim Saban, 21 Mayıs 2009 günü "Temiz Tiyatro" başlıklı bir yazı yayımladı.

Bir yönüyle Saban'ın bu yazıyı kaleme almasına vesile olduğunu söyleyebileceğim, bir yönüyle bu yazının arka planı niteliğindeki, Nedim Saban'la yaptığımız yazışmayı (Sayın Saban'ın iznini de alarak) yayımlamanın yararlı olacağını düşündüm.

Çünkü bu yazışma aynı zamanda, "Temiz Tiyatro", "Temiz Tiyatro Yayıncılığı" kisvesi altında tertiplenen, ancak gerçekte, sadece ve doğrudan doğruya tiyatro yazarı Coşkun Büktel ile tiyatrocu Hilmi Bulunmaz'ı hedef göstermekten, karalamaktan başka hiçbir amaca hizmet etmediği son derece açık olan, "Kınıyoruz" başlıklı düzmece ve "şaibeli" linç kampanyasıyla ilgili bir belge niteliği taşıyor (Hem konuyla ilgili üçüncü kişiler hem de konunun kamuoyuna yansımış bölümüyle ilgisi bakımından).

Nedim Saban'la yaptığımız bu yazışmayı, yukarıdan aşağıya tarih sırasıyla, Tiyatro Fanzini ziyaretçilerinin dikkatine sunuyorum:

 

Linç kampanyası üzerine ibret verici Çetinkaya-Saban yazışmasını okumak için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

2. GÜNCELLEME(20 Mayıs 2009)

Linççilerden A. Ertuğrul Timur (nam-ı diğer "3. Abdülhamid") aşağıdaki yazım üzerine bir cevap(!) yazısı yazmış. Bilindiği üzere, Timur, linç kampanyasına giden son iki aylık süreçte, ishal olmuş gibi durmadan yazıyor. Bulunmaz ve Büktel'e karşı (tıpkı zamanında Burak Caney'in de yaptığı gibi) bir sürü site açıp kapatmış (Faşistler blogspot.com, Unutmamakta yarar var blogspot.com, Kanal İzasyon blogspot.com) ve "tek başına" sekseni (80'i) aşkın yazı yayınlamış olan Timur; yazdıklarını kendisi de çöp olarak değerlendirip ishal ürünü o yazılarının üçte birinden fazlasını  "çöp" sayarak sildiği halde; biz o yazıları sitelerimizin ana sayfasında değil de, "Timur'un Çöp Kutusu" adlı özel bölümümüzde, hem de hiçbirini, hiçbir zaman silmemek üzere  yayınladığımız için bizi "sansürcüler padişahı" olmakla suçluyor. Oysa Bulunmaz-Büktel yayıncılık hattı, diğer sansürcü vandalların yazılarını olduğu gibi, Timur'un yazılarını da, eksiksiz olarak korumaya alıyor; Timur'un yazılarını değil sansür etmek, Timur'un sansüründen bile koruyor. Timur'un yazılarının "tümünü", eksiksiz olarak, Timur'un ya da diğer sansürcü vandalların sitelerinde değil; ancak ("sıfır sansür" ilkesini tüm vandal iftira ve tehditlere rağmen inatla savunan ve sitelerinden bir tek cümle silmeyi bile şerefsizlik sayan) Büktel-Bulunmaz yayıncılık hattında bulabilirsiniz.

Yarın silip yok etmeyeceğinden veya değiştirmeyeceğinden  emin olmadığımız için, Timur'un 85 numaralı son cevap yazısının orijinal sayfasına buradan direkt link vererek okurlarımızı dezenforme etmek istemiyoruz. O nedenle, yazının, önce, "Timur'un Çöp Kutusu"ndaki sayfasına link veriyoruz; orada, yazının orijinal sayfasına verilmiş linki de bulacaksınız.

3. Abdülhamid lakabını bileğinin hakkıyla kazanmış olan Timur'un 85 nolu cevap yazısı orijinal sayfasında kaç gün ya da kaç saat kalır orasını bilemeyiz. Biz yazının yalnızca, buradan link verdiğimiz "Timur'un Çöp Kutusu" adlı bölümümüzdeki sayfasında "kalıcı" olabileceğini garanti edebiliyor ve ancak garanti edebildiğimiz sayfaya link veriyoruz. Orijinal sayfanın linki de orada...

Timur'un ishal ürünlerininin sonuncusu olan 85 no'lu yazıyı okumak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayın:

SANSÜRCÜBAŞI DEZENFORMASYONCU UTANMAZ KÜFÜRBAZ COŞKUN BÜKTEL HALA KENDİNİ SAVUNABİLECEĞİNİ ZANNEDİYOR !

GÜNCELLEME(20 Mayıs 2009)

HABERİN KIRMIZI HARFLİ ALTBAŞLIĞINI GENİŞLETTİK:

BÜKTEL VE BULUNMAZ'A YÖNELİK LİNÇ ÇAĞRISINA İMZA VERENLERİN SAYISI 1006 KİŞİYE YÜKSELDİ

BİZ HÂLÂ İKİ KİŞİYİZ!

...Ve hâlâ hiç kimseden destek talep etmedik; hiç kimseyi imzasından caydırmak niyetinde olmadığımız için, bize karşı imza veren hiç kimseyle hiçbir biçimde temas kurmadık, başkasına kurdurmadık;  (selülozik basından cevap hakkımızı talep etmenin dışında) linç kampanyasına hiçbir biçimde müdahil olmadık,    olmuyoruz!

Tersini söyleyenler veya ima edenler veya edecek olanlar, "açık, somut ve net" belgelerle söylediklerini kanıtlamak zorundalar; kanıtlamadıkları takdirde, "ne" olduklarına kendileri ve okurlar karar versin!

Yalana, iftiraya, tehdite, yeteneğin aforoz edilmesine, yeteneksizliğin yüceltilmesine, onursuzluktan onur duyulmasına, cehaletin kibrine,  yalan ve iftiranın bayrak yapılıp kitlelerin bu bayrak altına çağrılmasına, "Yaşasın Sansür" naralarına, İBŞT tiyatro emekçilerinin maaş güvencesinin Mustafa Demirkanlı tarafından  "hantallık oluşturmuyor mu?" diye sorgulanmasına, "rezaletin son sahnesi"ne, eleştiride "üç maymun" kriterlerinin egemen olmasına, konuşan Türkiye'nin susan eleştirmenlerine, ibret verici omurgasızlık örneklerine, tiyatro sanatının çirkeflikle barış içinde bir arada olmasına, yönetmen tiyatrosunun salaklıklarına, Nâzım'ın budanıp "diyet Nâzım" yapılmasına ve küfür niteliğinde  daha yüzlerce tiyatral kepazeliğe itiraz etmemiş, hayatları boyunca suskun kalmış, o kepazelikleri sorun saymamış olan "linç çağrıcısı vandallar";

Türk tiyatrosunda, neyi sorun sayıyor, neye itiraz ediyor  dersiniz? "linç çağrıcısı vandallar", link vererek sıraladığımız bütün o  kepazelikleri  sorun sayan ve eleştiren yegâne iki insanın (Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ın) uslûbunu sorun sayıyorlar. Tiyatromuzda Büktel ve Bulunmaz'ın uslûbundan daha önemli bir sorun görmüyor, Büktel ve Bulunmaz'ın "açıkça, mertçe, Türkçe" netçe üslubuna karşı kampanya düzenliyorlar.

Tiyatromuzdaki somut ve eylemli küfürlere inatla gözlerini yumdukları halde "linç çağrıcısı vandallar"; gözlerini yummayı inatla reddeden Büktel ile Bulunmaz'ı, (sırf kepazeliklerin üstüne gittikleri ve kepazelerin takma isimle yapılmış sapıklıklarını teşhir ettikleri ve takma isimli sapıkların gerçek isimli destekçilerini sert bir dille eleştirdikleri için)"küfürbaz" diye yaftalıyor ve bu iki muhalif tiyatrocuyu  "hakaret ve küfürlerinden dolayı kınıyor, ahlâki bir tutum geliştirmeye davet" ediyorlar.

"Yalan makinası ve 'sicilli' küfürbaz" Mustafa Demirkanlı, 3. Abdülhamid lâkabını bileğinin hakkıyla kazanmış "Yaşasın sansür"cü Ertuğrul Timur ve "tehditkâr bileyci" Ömer F. Kurhan tarafından başı çekilen linç  çağrıcıları, beni ve Bulunmaz'ı "ahlaki bir tutum geliştirmeye" davet etmekle, Hilmi'yi bilmem ama,  bana şunu demiş oluyorlar:

"Büktel'e dansöz elbisesi giydiren, Büktel'in fotoğrafını penis üstüne yapıştıran takma isimli sapık Burak Caney'e, 'orospu çocuğu' demekten vazgeç. Burak Caney 'i unut! Size yönelttiği kalleş saldırılara rağmen ya da o saldırılar yüzünden Burak Caney 'e teşekkür sunan,

"Sırça köşke çıkıp, elle tutulur –doğru veya yanlış- hiçbir şey üretememiş, kendi hayal dünyalarında önüne gelen herkese küfreden Coşkun Büktel ve onun kuyumcu arkadaşını, hiçbirimizin yapamadığı bir kararlılıkla gözler önüne seren Burak Caney'in çabalarına teşekkür için sunuyorum."

diyen Demirkanlı'nın; Burak Caney'in korsan sitesinde köşe yazarlığı yaparak BC'yi desteklediğini unut! Timur'un BC'ye verdiği destek yüzünden özeleştiri yapmış olmasına rağmen bugün yine aynı tas aynı hamama dönüp Burak Caney'in yaptıklarını bu kez açık adıyla aynen tekrarlamakta olmasını unut! Bileyci Kurhan'ın bütün bu alçaklıklara aktif destek veriyor olmasını unut! Özdemir Nutku iftirasına bizim yaptığımız gibi sen de gözlerini yum! Bizim gibi sen de skandalları görme! O zaman sen de bizim gibi 'ahlaklı bir tutum' geliştirmiş olursun

"Ha, bizim Salieri ahlakımıza, bizim uslubumuza uymazsan, ne mi olur? Geniş bir ekiple binlerce imza toplar, seni 'halk düşmanı' ilan ederiz. Eh, 'halk düşmanı' olduğuna göre, eninde sonunda, halk kahramanı olmak arzusuyla kıvranan nice babayiğit vatan evlatlarından biri, durumdan vazife çıkararak, Timur'un sitesinde yayınladığı İrfan Aslanhan mesajında dendiği gibi, 'şiddette gazlanır' ve kafanı gözünü patlatıverir."

Durumun vahametini kavrıyor olmama rağmen,"Linç çağrıcısı vandalların önerdiği üç maymun uslûbu ile "ahlaki tutum"u çok daha vahim bir ahlaksızlık ve bu ülkenin tiyatro sanatına "küfür" saydığım için, "Bileyci"nin bilediği bıçaklara rağmen, "Adanalı"nın "gerekeni yaparım veya yaptırırım" tehditlerine rağmen, Timur'un "hayat hakkı tanımayalım", "dürüp kenara atalım" söylemlerine rağmen,  toplayabilecekleri en fazla beş-on milyon imzaya rağmen, "Linç çağrıcısı vandalların davetini reddediyorum.

Bizim yazılarımızı, yani bizim görüşlerimizi gizledikleri insanlardan, bize karşı imza toplamayı ahlaklarıyla bağdaştırabilen linç çağrıcıları, (Türk tiyatrosundaki ortalama zekânın, aleyhlerine imza verdiği iki kişinin ne söylediğini merak etmeye yetmemesinden yararlanarak) şimdilik, 1006 rakamına ulaşmış.  Linç çağrısına imza veren "nezih" insanların ulaştığı son rakamı görmek veya linç çağrısına imza vermek için, lütfen, linççilerin "Temiz Tiyatro" adını verdiği kirli siteyi...

TIKLAYINIZ!

 

 

Çetinkaya,

Can Doğan'ın yazısından gerekli ahlak dersini çıkaramadığı anlaşılan (ve yine de linç kampanyasının ana sponsoru sansürcü yayıncıların en az kirlisi saydığımız) kirli yayıncı Can Törtop'a; kendisini (yani Çetinkaya'yı) sansürlemesinin, hukuk tekniği bakımından sorunsuz görünse de, vicdan bakımından asla kabul edilemez bir samimiyetsizlik içerdiğini 

"kanıtlıyor"

 

 

 

 

 

 

 

 

Sözde Temiz Tiyatro Yayıncılığı Kampanyası Tertipçilerinden Can Törtop’un “Beni Bağlamaz” Diyerek Yayımlamayı Reddettiği Bir Açıklama ve Kınama

Feridun Çetinkaya / 27 Mayıs 2009

"Tekrar Merhaba Can,

Burak Caney takma adlı internet korsanı yayıncıyı desteklediklerini açıkça itiraf etmiş kişilerle omuz omuza vererek, işbirliği yaparak, doğrudan doğruya tiyatro yazarı Coşkun Büktel ve tiyatrocu Hilmi Bulunmaz'ı hedef göstermekten başka hiçbir amacı olmadığı son derece açık bir şekilde ortada olan, (bak bir kere bu çok önemli) 'çitfe standartlı', kirli ve şaibeli bir linç kampanyasının tertipleyicisi durumundayken ve halihazırda sahibi ve editörü olduğun internet sitesinin en gözalıcı köşelerinden birinde bu kampanyanın propagandasını yapan bir banner kullanırken, yani açıkça en hafif deyimiyle 'sorumlu' durumdayken, hangi hakla bana akıl ve ders vermeye kalkışabiliyorsun şaşıyorum."

 

Çetinkaya'nın Can Törtop'u kınayan yazısını...

...Törtop'un o yazıyı sitesinde yayımlamayı reddetmesi üzerine, Çetinkaya ile Törtop arasında gerçekleşen yazışmayı...

Çetinkaya'nın sitesindeki özgün mizanpajıyla okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

Can Doğan; "linç kampanyası"nın düzenleyici ve çağrıcısı Can Törtop tarafından Şehir Tiyatrosu yönetimi aleyhine yapılan, kanıtsız, belgesiz ve kaynağı belirsiz, kirli yayına karşı çıkarak; Törtop'a temiz yayıncılık hakkında ders veriyor ve  ona (coskunbuktel.com'un "banner"ında en özlü biçimde ifade edilmiş olan) "gerçek temiz yayıncılık" ilkelerini hatırlatıyor.

Ama ("temiz yayıncılık" adına Büktel ve Bulunmaz'a karşı linç kampanyası düzenlemiş kirli yayıncıların en az kirlisi olan) Can Törtop, kanıtlı belgeli Özdemir Nutku iftirasını "önemsiz" ya da "rivayet" sayarak sansür etmekten utanmadığı gibi; Şehir Tiyatrosu yönetimine dair (küfürden farksız) bir "rivayeti" önemli ve doğru sayarak ve "güvenilir kaynaklar" diye ne idiği bilinmez ve güvenilmez bir kaynağa dayandırarak yayınlayıp okurları dezenforme etmekten de, ne utanıyor ne pişmanlık duyuyor.

Can Doğan'a cevap olarak yazdığı kısa notta, belge gösterme-meyi ve kaynak belirtme-meyi açıkça savunmasından bir kez daha anlaşılıyor ki; sansürcü ve linççi vandalların en masumu olan (zorda kalmadıkça iftira, yalan, kalleşlik, sansür ve linç gibi yöntemlere başvurmayan) Can Törtop'un bile; yüzde yüz temiz yayıncılığı, sıfır sansür ilkesini ve "İnsanları suç belgesi göstermeden ya da suç belgesinin orijinal kaynağını belirtmeden (orijinal kaynağa link vermeden) suçlayacak kadar alçak değilim."(*) terbiyesini benimsemeye hiç niyeti yok.

Bugüne dek çok az fikrini tasvip ettiğimiz Can Doğan'ın, hiç tasvip etmediğimiz Şehir Tiyatrosu yönetimini, linççi Törtop'dan yönelen kirli yayıncılığa karşı savunmasını destekliyor; Can Doğan yazısının orijinal sayfasına direkt link veriyor; isteyen herkesin, yazdığımız her şeyi, (tahrif etmemek ve kaynak belirtmek  kaydıyla) yayınlayabileceğini, bir kez daha duyuruyoruz. (Gerçi yıllardır, bu iznimizden yararlanmayı, Hilmi Bulunmaz dışında, pek kimse düşünmedi. Ama biz de zaten bu izni vandalların yararlanacaklarını umarak değil, aslında, kimin sansürcü, kimin "temiz yayıncı" olduğunun okurlarca anlaşılmasını umarak, tekrar tekrar duyuruyoruz):     

 

SEVGİLİ İSMAİL CAN TÖRTOP

Can Doğan / 19 Mayıs 2009

 

(...) Üç gün önce Şehir tiyatroları'nda meçhul kişiler birbirlerine telefon açarak gösteriye katılacak sanatçıların disiplin kuruluna verileceği, haklarında soruşturma açılacağı söylentisini yayıyorlardı. Eylemden 24 saat önce mail trafiği hızlanmış, kurumun demokrat görüşlü genel sanat yönetmeni Orhan Alkaya, yönetim kurulu üyesi Can Başak, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcısı Macit Koper, meslektaşlarını, dostça bu yürüyüşe katılmama konusunda uyarmıştı.

Buyurmuşsunuz… Kim bu meçhul kişiler Sayın Törtop? Beni neden aramadılar? İlgili paragrafta adlarını andığınız Orhan Alkaya, Can Başak ve Macit Koper neden beni uyarmadılar? Kaldı ki böyle bir uyarının belgelenmesi ve doğrulanması halinde adı geçen üç kadim dostumu ciddiyetle ayıplarım… Onlar bunu reddederse ispat yükümlülüğü de zat-ı alînizin omuzlarındadır, ispat etmezseniz o zaman sizi de ayıplarım…
(...)

Can Doğan'ın, kirli yayıncı Törtop'a karşı, dedikodu ya da Mimesis yöntemiyle değil de, ancak haklı olanların tercih edeceği yöntemle (karşı görüşü satır satır alıntılayarak cevaplama yöntemiyle) yazdığı açık, dürüst ve bilimsel yazıyı okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

 

 

Coşkun Büktel: 

"BEN ERBİL'E DEMİŞTİM!"