Müfit Semih Baylan, Trabzon Devlet Tiyatrosu'nda kondüvit ve sahne
amiri olarak görev yapan bir DT sanatçısı; Baylan, aynı zamanda,
mavi-nota.com adlı bir müzik sitesinin de sahibi ve editörü...
Kendisi bir yılı aşkın bir süre önce, bana bir destek mesajı
göndermişti ve kendisine cevap yazmıştım. Kendisiyle böylece
tanıştığımız Baylan, o zamandan bu yana, arada bir destek
mesajları göndermeye devam etti ve her defasında kendisini nezaketle
cevapladım. Sayın Baylan'la hiç yüz yüze gelmedik. Kendisinin
izniyle yayınladığım aşağıdaki mektuplarında, sayın Baylan'ın
imlasına müdahale etmedim. CB
Coşkun Büktel
23 Aralık 2007 Sevgili
Coşkun Büktel,
Yazımı tabii ki kullanabilirsiniz. Ben size maksat yeşillik
olsun
diye yazmadım, destek vermedim. Bir şeye ulaşsın ve artık Coşkun
Büktel hak ettiği işlerle uğraşsın diye yazdım o uyarı mektubunu.
Yoksa başkaca bir amacım tabii ki yok.
Mektubum yeni düzenlenmiş hali ile aşağıda, ancak küçük bir
değişiklik yaptım izninizle. Havlamak fiilini çıkardım ve daha
kibarını yazdım. Gerçi anlamazlar ama harakerete falan girip mahkeme kapılarında uğraşmakta istemem.
Kolay gelsin diyerek selam ve sevgilerimi gönderiyorum.
Sevgi ve saygılarımla
M.Semih Baylan
Sevgili Coşkun Bey merhaba.
İyi bayramlar diyerek sözlerime başlamak istiyorum. Uzun
zamandır
yazışamadık. Tabii günlük koşuşturmaca içinde bazı şeyleri
ıskalayabiliyoruz. Bu da öyle oldu. Ben de yaklaşık üç aydır
provadan provaya koşturuyordum. Nihayet bitti. Şimdi sanırım yirmi gün
kadar bir dinlenme imkanım olacak. Önce Volkan Özgömeç ile Düğün
Ya da Davul sonra Yücel Erten ile Deli Dumrul\'u çalıştık.
Oyunlar her anlamda iyi gidiyor. Umarım gelecekte de iyi olur.
Sizi tanıdığıma ne denli mutlu olduğumu çeşitli vesilelerle
yazmıştım size. Ancak şu sön dönemde belli tiyatro sitelerinin
sahıpleri ile giriştiğiniz kavgayı hayretler içinde izliyorum desem
abartmamış olurum. Hayretim sizden yana, onlardan yana değil. Zira sizin
gibi son derece sağlam bir mantığa sahip birinin bu adamlarla
böyle en ince ayrıntısına varana kadar laf düellosuna girmesini beni
bağışlayın ama pek hoş karşılamadım.
Ne denli haklı olursanız olun bu adamlarla böyle tartışmanız
bence yersiz. Bırakın istediklerini, diledikleri gibi söylesinler.
Onların amaçları sizi \"bakın işte bu adam böyle\" noktasına getirip
yıpratmak. Neden böyle bir duruma kendinizi itiyorsunuz anlamış
değilim. Bu ülke ve bu ülkenin insanı böyle. Köpek dostluğu yapar
herşeyle. Bakın Fazıl Say\'a. Çok doğru ve masum bir laf etti
milletvekili bile sahip çıkmadı adama.
Bu ülke böyle sevgili Büktel, uğraşamazsınız ve
düzeltemezsiniz, sizin ömrünüze törpü olur bu vıdı vıdılar.
Size akıl vermek bana düşmez ama Trabzon\'dan görünen çerçeveyi
yazdım size...
Sizden yana olduğum için...
Yeniden görüşene değin selam ve saygılar Trabzon\'dan
Müfit Semih Baylan
Trabzon Devlet Tiyatrosu
26 Aralık
2007 Coşkun Bey Merhaba,
Son mektubunuzla ilgili yazmıştım size
Size yazdığım mektubu yayınlamanıza izin verdiğimi belirten bu
mektubumu aldınız mı?
Bildirirseniz memnun olurum.
Selamlar
M.Semih Baylan
26
Aralık 2007 Semih bey, merhaba!
mesajınızı aldım.
Ama endişeleriniz nedeniyle verdiğiniz izni kullanmamaya
karar verdim.
Cevabımı geciktirdiğim için
özür dilerim.
Coşkun Büktel
4 Ocak
2007 Sevgili Coşkun Büktel Merhaba,
Sitenizde yayınladığınız \"Yaşam Kaya, \"İngiltere basınında
yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni\" olmakla övünüyor\"
başlıklı yazınızı okudum ve ardından kaç kez okudum
bilmiyorum ama şuna inanın bu yazınızın altına imzamı
atarım. Ne atması kazırım hatta.
Yaşam Kaya konusunda kesinlikle haklısınız. Yaptığı o
tarihsel hataları hiç yadırgamadım. Zira birkaç yıl önce
Trabzon\'da Nurşim Demir Rejisiyle oynadığımız Aleksey
Nikolayeviç Arbüzov\'un Söz veriyorum adlı oyunu için
yazdığı eleştirel yazıda da aynı tarihsel hataları yapmıştı.
Aklımda kaldığı kadarıyla yazarı 19 yy Rus Tiyatrosunun
önemli yazarlarından birisi yapmıştı. Oysa Arbüzov 1908
doğumludur ve Söz Veriyorum\'u 1964\'te yazmıştır. Onun için
Yaşam Kaya\'nın ingiltere basınında yazan ilk Türk Tiyatro
Eeleştirmeni olarak bu hataları yapmasını yadırgamadım.
Sanırım İngiltere\'de kimseciklerin dönüp bakmadığı bir el
broşürüne yazmıştır.
AKP ile söylediklerinize gelince, kesinlikle bu konuda da
haklısınız. Eğer tiyatro salonlarında adam gibi halkı
sarmalayan yüksek kalitede tiuyatro yapılsaydı, (ve ben de
ekliyorum) Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ve diğer
orkestralar, korolar teneke gibi bir orkestra ya da mahalle
korosu gibi olmayıp dünya standartlarında bir orkestra, koro
olsaydı, AKP\'nin tiyatro salonlarıyla ve senfoni
orkestralarıyla korolarla uğraşmak gibi bir cesareti
olamazdı.
Bir diğer konuda size yazdığım mektupla ilgili olarak
koyduğunuz çekince.
Öncelikle siz birikiminize yakışır bir biçimde son derece
nazık ve kibar bir insanız.
İşte bu nedenle sizi (sizin deyiminizle) vandallar
anlayamıyorlar.
Çünkü onlar vandal.
Ancak ben mektubumda sadece bir sözcüğü düzeltme yoluna
gitmiştim ve klemiştim, mahkeme kapılarında uğraşmak
istemiyorum diye.
Bu sadece bir görüştü. Gerekirse sizin için mahkeme
kapılarında da uğraşırım. Bakın Fazıl\'a. Babası Ahmet Say
çok sevgili bir dostum ağabeyimdir. Fazıl dışarı
çıkamıyormuş şu anda. Neden? Doğruları söylediği için. Ben
de aynı konumdayım Coşkun Bey. Geçmişte babam da aynı
konumdaydı. Demirel\'e karşı TÖS\'de TÖBDER\'de az
mücadeleler vermedi babacığım. Sonra 1980 ezdi geçti onları.
Şimdi de ben aynı talihi yaşıyorum. DT\'de fırsatını
bulsalar bir çay kaşığı suda boğacaklar beni.
O nedenle bu konuda kaybedecek çok şeyim yok.
İnandığımızı ve bildiğimizi duru bir biçimde söylememiz
gerek. Öyle de yapıyoruz zaten.
O nedenle mektubuma binaen açıklamınızı yapmamanıza üzüldüm.
Bence yine de zaman geçmiş değil.
Bence yazın bu yazınızı. Bu gerekli çünkü.
Yaşam Kaya ve AKP ile ilgili yazınızı (aynı yazı zaten)
bilgisayardan yazdırdım ve bugün bizim tiyatronunun
(Trb.DT\'nin) ilan panosuna asacağım. Bilginiz olsun. Ya da
elden herkese okutacağım. Bundan da bilginiz olsun. Sonuçta
belki biraz daha vatan haini olurum. O da hiç önemli değil.
Bu arada Ölüleri Gömün ile ilgili bazı senaryolar duyuyorum
tiyatroda. Bu konuda bilgimi pekiştireyim size yazacağım.
Selam ve sevgiler Trabzon\'dan ve kolaylıklar...
M.Semih Baylan
8
Ocak 2007 Semih bey, merhaba!
Değiştirmek istediğiniz
kelime (havlamak), bu adamlara tepkinizin "dozunu" belli
eden stratejik bir kelimeydi. O kelimeyi bana yazdığınız
özel mektubunuzda da kullanmamış olsaydınız, sorun
yoktu. Ama bana farklı, kamuoyuna farklı "dozla" hitap
etmeniz, endişelerinizi ciddiye almamı gerektirdi.
Kimsenin benim yüzümden zarar görmesini ya da "benim
için" mahkeme kapılarına düşmesini istemem. Kendim
mahkeme kapılarına düşme riskini göze alırım ama
başkalarının mahkeme kapılarına düşme riskini göze
alamam.
Bu durumda, benim için
değil, "kendiniz için" bu riski göze alabileceğiniz güne
kadar, beklemeyi tercih ediyorum.
İlginiz ve verdiğiniz
moral destek için teşekkürler.
8 Aralık 2007 Coşkun Bey
merhaba,
Evet, haklısınız mektubunuzda. Uzun söze gerek yok.
\"Havlamak\"
sözcügünü içeren mektubumu aynen kullanabilirsiniz.
Yazınızı heyecanla bekleyeceğim.
Yeniden görüşene değin selam ve sevgiler Trabzon\'dan
M.Semih Baylan
Yazışmamızın sonunda, Baylan'ın yalnızca bu
sayfadaki ilk mektubunu değil, (yukarıda gördüğünüz üzere)
sonraki mektuplarını da yayınlamaya karar verdim. Bunun iznini
alabilmek için, Trabzon'da yaşayan Baylan'a telefonla ulaştım ve
izni aldım. Daha sonra bir kez daha arayarak bana bir fotoğraf
göndermesini rica ettim. Sayın Baylan, bana fotoğraf
göndereceğini ama sahibi olduğu mavi-nota.com sitesinde bir
fotoğrafının bulunduğunu ve onu kullanabileceğimi söyledi.
("mavinota" diye başka bir site var, Baylan'ınki "mavi-nota"...)
Fotoğrafı bulmak için Baylan'ın sitesine
girdiğimde, şoke oldum. Beni şoke eden yazı, Baylan'ın şu
yazısıydı:
Madde 64 kimi korudu? -
05.10.2007
MADDE 64:
Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur.
Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi,
desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için
gereken tedbirleri alır.
İki haftadan bu yana Mavi Nota’nın ana sayfasında, Anayasamızın
64. maddesi ile ilgili çağrımızı görmektesiniz sevgili okurlar.
Bu çağrıyı yapmaktaki amacımız, yeni anayasa taslağında tümden
çıkarılan, 1982 anayasasında sadece bir tek madde ile sahip
çıkılmış sanat ve sanatçı haklarının yeniden değerlendirilmesine
fırsat tanımak içindir.
Hal böyleyken bir de madalyonun öbür yüzü vardır tabii.
Bir sanatçı olarak, bugüne dek Anayasa’nın 64. Maddesi’nden hiç
yararlanmadım desem abartmış olmam. Haksızlıkta etmemiş olurum.
Zira Anayasa’nın 64. maddesinden daima, sanatı ve sanatçıyı
desteklemeyen, aksine sanatı ve sanatçılığı Makyavelist bir
duruşla kendisine yontan vandallar yararlandı.
Ne yazık ki bu madde daima vandalları güçlendirdi.
Bu madde Müfit
Semih Baylan’ı
ve onun ürettiği tüm rafine sanat ürünlerini aforoz etme yetkisi
kazandırdığı için bugüne dek, daima Müfit
Semih Baylan’ın
ve onun ürettiği rafine sanat ürünlerinin aleyhine işledi. Müfit
Semih Baylan
ne kadar sanatçıysa ve onun ürettiği rafine sanat ürünleri ne
kadar sanatsa bu madde, sanat ve sanatçıya o kadar zararlı
sonuçlar yaratmıştır.
Sevgili okurlar, bu madde sanatı ve sanatçıyı asla korumadı. Bu
madde, cebinde sanatçı ya da akademisyen kimliği taşıyan devlet
memurlarının, ister çalışsınlar, ister çalışmasınlar, ister yan
gelip yatsınlar, onların maaş güvencesine sahip olmasını sağladı
ve onların çoğunun çalışmadan maaş alan ya da almaya özenen
ruhsuz birer fani olmasına yaradı.
Ülkemizin siyasi yaşamının son beş yılına baktığımızda, tiyatro
ve konser salonlarına karşı inanılmaz bir kıyım harekâtının
yürütüldüğünü görüyoruz. Bunların içinde en çok gündeme
geleni İstanbul Taksim’deki kısaca AKM diye bilinen Atatürk
Kültür Merkezi’dir. 1970’li yılların başında geçirdiği o büyük
yangından sonra restore edilip kültür hayatımıza sunulan bu
salon eski Kültür Bakanı Attila Koç tarafından (şimdiki Kültür
Bakanı Ertuğrul Günay’da AKM’nin yıktırılması işine temkinli
yaklaşıyormuş, hayır yıkamazsınız deyip kestirip atmıyor da,
temkinli yaklaşıyor) yıktırılıp yerine güya başka daha gelişmiş
bir kültür merkezi yaptırılması hikâyesi gündeme geldiğinde, 64.
madde ile korunan sanatçı ve akademisyenler hangi tepkiyi
gösterdi?
Cumhuriyet Gazetesi’nin haberi ile bilgilendirildiğimiz
İlköğretimdeki müzik eğitiminin dinselleştirilmesi çabasına
birkaç lokal tepki dışında yine hangi sanatçı ve müzik
akademisyeni hangi tepkiyi gösterdi? Müzik eğitimcilerinin
örgütlendiği dernekleri MÜZED sadece bir bildiriyle geçiştirmedi
mi bu durumu?
Dünyaca ünlü piyanistimiz Fazıl Say, “varoşlara klasik müziği
götürebilmiş olsaydık 22 Temmuz seçim sonuçları böyle olmazdı”
derken kendisine bu sözünden dolayı inanılmaz tepki gösteren bir
kısım eleştirmene, sağcı takımı gazetecilere, yine hangi
sanatçılar ve akademisyenler çağdaş müzik eğitimi adına tepki
gösterdi söyler misiniz?
TRT Türk Halk ve Türk Sanat Müziği gençlik ve çocuk koroları
hangi bilimsel gerçekliğin ışığı altında kuruluyor ya da
kuruldu? Buna destek veren hatta bizzat bu işin içinde olan
akademisyenler, böyle bir cinayetin gerçekleşmesine neden göz
yumuyorlar? Neden görmezden geliyorlar? Burada göz önünde
bulundurdukları kriter, müzik sanatının yüksek değerleri mi
yoksa kendi kişisel yüksek değerleri mi?
Burada müzik bilimi adına işlenen cinayetlerden söz etmeyeyim
artık. Çünkü o zaman yazmamız gereken daha çok şey olacak. Ne
yazık ki şimdilik o kadar vaktim yok. Şu kadarını söyleyeyim,
rahmetli Onur Akdoğu, bağlama metodu yazmış ve şu anda
profesörlük unvanı taşıyan bir akademisyenin bağlama metodundaki
yanlışları ve çelişkileri ortaya koyan ve Ahmet Say’ın Müzik
Ansiklopedisi Yayınları tarafından yayımlanan ve herkesçe
bilinen o müthiş kitabıyla müzik eğitimine çok büyük hizmet
etmişti.
Ancak birçok akademisyen bu kitapta sözü edilen bilimsel
gerçekleri ne yazık ki es geçmiş Onur Akdoğu’nun bu anlamdaki
kutsal çabasına gözlerini yummuştu.
Toparlayacak olursak, bütün bunlar nasıl olabiliyor?
Bilimselliği ve bilimsel gerçekleri görmek istemeyip gözlerini
kapatan, bilime saygısı olmayan ve diğer bir bağlamda onuruna
leke getirmemek için birçok bedel ödemiş olan Müfit
Semih Baylan
gibi bir insanın karşısında nasıl bu kadar gözü kara
olabiliyorlar? Bu gücü nereden alıyorlar?
Tabii ki devletten ve Anayasada yer alan 64. maddeden. Onlar bu
gücü devletten ve devletin başına gelmiş olan tüm iktidarlardan
nemalanarak kazandılar.
Bugüne dek devletin başına gelen tüm iktidarlar, 64. Madde’yle,
ne yazık ki her zaman itaatsiz ve muhalif olan sanatı ve
sanatçıyı korumak yerine, her zaman tavizkâr ve bilimsellik ve
sanat düşmanı olan vandalları korumayı siyasi çıkarlarına uygun
buldular. Siyasi iktidarların tümü, sanatı korumak adına,
ruhsuzları maaşa bağlamaktan, cingözleri doyurmaktan, kartvizit,
rütbe ya da etiket sahibi beslemeler yaratmaktan başka bir şey
yapmadılar. Korunan ve doyurulan beslemeler de, Müfit
Semih Baylan’ı
aforoz ederek, bilimselliği falan bir yana bırakıp onun emeğini
ve ürettiklerini halktan ve kayıtlardan gizleyerek, çağdaş müzik
adına haykırdığı hakikatleri sessizliğin şalıyla örterek,
kendilerini besleyen bu kepazeliğin sürebildiği kadar sürmesine
çalıştılar ve hala çalışıyorlar.
Yeni Anayasa’da 64. Madde olmalı mıdır?
Tabii ki olmalıdır.
Ancak 64. Madde olduğu takdirde yeni vandalların oluşabileceği
korkusuyla ve yukarıda açıkladığım nedenlerden dolayı 64.
Madde’nin yeni Anayasa’da yer alması ya da yer almaması konusu
benim çok da umurumda değil artık.
Sonuç olarak vandallar tarafından yapılan sanatın bırakın
dinleyiciye, seyirciye, Cumhuriyet'e, Filistinli çocuklara filan
yararlı olmasını "kendilerine" bile bir hayrı olmamıştır. Bunca
yıl yaptıkları sanatın, ne denli zekâdan ve ahlaktan uzak bir
samimiyetsizlik olduğu, bizzat kendi zekâlarına, kültürlerine ve
karakterlerine herhangi bir yarar sağlamamış olmasıyla sabittir.
Vandalların devlet desteğiyle yaptığı sanatın kendi
bütçelerinden başka hiçbir şeye yararı yoktur. Lanse ettikleri o
uluslararası festivallerde, Eurovision seçmelerinde
seslendirilen ve adına beste ya da eser denen garabetin de
aslında Türkiye'nin imajından başka hiçbir şeyi sarstığı yok.
O nedenle, devletin vandallar tarafından yapılan sanatı halkın
vergileriyle desteklemesi gerektiği ve bunun bir uygarlık
göstergesi olacağı ne zaman iddia edilse, uygarlığın, ormanda
bir çapulcu sürüsüne rastlayan bakire bir genç kız misali, ağır
bir tecavüze uğradığını hissediyorum.
Allah aşkına devlet siz vandalları neden destekleyecek?
Siz Hüseyni ya da ne bileyim Uşşak makamındaki nota dizisini,
bugüne kadar binlerce kez yazılmış formuna hiçbir yenilik
getirmeden, yeniden ve yeniden ve yeniden aynısını yazarak ya da
tekrar ederek adına yeni Türk Musikisi eseri deyip bunu örneğin
uluslararası festivallerde yeni ama matah bir şeymiş gibi
sunarak, seslendirerek kendisine Profesör besteci bilmem kim
diyenleri destekleyesiniz ve bu ülkeyi uluslararası arenada
küçük düşüresiniz, diye mi?
Devletin halktan aldığı vergilerle bu vandalları destekleyenleri
desteklemesi, halkın içme suyuna kanalizasyon akıtması kadar
vahim bir yanlıştır! Bence bu vandallar tarafından yapılan
sanatın desteklenmesi, sanatın desteklenmesi anlamına gelmiyor;
tam tersine, halkın sömürülmesi ve zehirlenmesi anlamına
geliyor.
Halka ihanet anlamına geliyor.
Pazartesi günü görüşene değin esen kalın.
Müfit Semih Baylan
Editör
(Kaynak: Baylan,
"Madde 64 Kimi Korudu?")
Baylan'ın yukarıda aktardığımız yazısı,
benim
"Madde 64" ve
"'Çığ' Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?"
başlıklı yazılarımdan oluşmuş bir kolaj gibiydi ama yazıda benim
adım bile anılmıyor, bana bir teşekkür bile edilmiyordu.
Şimdi, yukarıda aktardığımız Baylan
yazısının bazı paragraflarıyla, benim linklerini yukarıda
verdiğim iki yazımdan bazı paragrafları karşılaştırarak,
"benzerliğin" ölçüsünü gösterelim (Okurlara kolaylık
olması için, Baylan'ın satırlarını kırmızı
harflerle dizerek farklılaştırdım):
Bu madde
Müfit Semih Baylan’ı ve onun ürettiği tüm rafine sanat
ürünlerini aforoz etme yetkisi kazandırdığı için bugüne dek,
daima Müfit Semih Baylan’ın ve onun ürettiği rafine sanat
ürünlerinin aleyhine işledi. Müfit Semih Baylan ne kadar
sanatçıysa ve onun ürettiği rafine sanat ürünleri ne kadar
sanatsa bu madde, sanat ve sanatçıya o kadar zararlı sonuçlar
yaratmıştır. (Baylan)
Bir sanatçı olarak, bugüne dek, Anayasa'nın
64. maddesinden hiç yararlanmadım. Bu maddeden daima vandallar
yararlandı. Bu madde daima vandalları güçlendirdi. Bu madde
vandallara Büktel'i ve "Theope"yi aforoz etme yetkisi
kazandırdığı için bugüne dek, daima, Büktel'in ve "Theope"nin
aleyhinde işledi. Büktel ne kadar sanatçıysa ve "Theope" ne
kadar sanatsa, bu madde, sanat ve sanatçıya o kadar "zararlı"
sonuçlar yaratmıştır. (Büktel,
"Madde
64")
Sevgili
okurlar, bu madde sanatı ve sanatçıyı asla korumadı. Bu madde,
cebinde sanatçı ya da akademisyen kimliği taşıyan devlet
memurlarının, ister çalışsınlar, ister çalışmasınlar, ister yan
gelip yatsınlar, onların maaş güvencesine sahip olmasını sağladı
ve onların çoğunun çalışmadan maaş alan ya da almaya özenen
ruhsuz birer fani olmasına yaradı. (Baylan)
Bu madde sanatı ve sanatçıyı asla korumadı.
Bu madde, cebinde "sanatçı" ya da "akademisyen" kimliği taşıyan
devlet "memurlarının", ister çalışsınlar ister yatsınlar, maaş
güvencesine sahip olmalarını sağladı ve onların çoğunun
çalışmadan maaş alan ya da almaya özenen "ruhsuz" faniler
(beslemeler) olmasına yaradı. (Büktel,
"Madde
64")
Toparlayacak
olursak, bütün bunlar nasıl olabiliyor? Bilimselliği ve bilimsel
gerçekleri görmek istemeyip gözlerini kapatan, bilime saygısı
olmayan ve diğer bir bağlamda onuruna leke getirmemek için
birçok bedel ödemiş olan Müfit Semih Baylan gibi bir insanın
karşısında nasıl bu kadar gözü kara olabiliyorlar? Bu gücü
nereden alıyorlar?
Tabii ki devletten ve Anayasada yer alan 64. maddeden. Onlar bu
gücü devletten ve devletin başına gelmiş olan tüm iktidarlardan
nemalanarak kazandılar. (Baylan)
Peki bütün bu pespayelikler nasıl mümkün
olabiliyor? Bu insanlar (yani vandallar) ahlak ve bilimsellik
düşmanı bu yaratıklar; Büktel gibi usta bir yazarın ve onuruna
en küçük bir leke düşürmemek için her bedeli ödemiş bir insanın
karşısında, bu kadar gözükara biçimde, sanata, bilimselliğe,
ahlaka küfrederek, iftirayı nasıl olup da böyle açıkça
sahiplenebiliyorlar? Bu küstahlar, bu gücü nereden alıyorlar?
Devletten... 64. Madde'den... Onlar bu gücü
devletten ve devletin başına gelmiş tüm iktidarlardan
nemalanarak kazandılar. (Büktel,
"Madde
64")
Bugüne dek
devletin başına gelen tüm iktidarlar, 64. Madde’yle, ne yazık ki
her zaman itaatsiz ve muhalif olan sanatı ve sanatçıyı korumak
yerine, her zaman tavizkâr ve bilimsellik ve sanat düşmanı olan
vandalları korumayı siyasi çıkarlarına uygun buldular. Siyasi
iktidarların tümü, sanatı korumak adına, ruhsuzları maaşa
bağlamaktan, cingözleri doyurmaktan, kartvizit, rütbe ya da
etiket sahibi beslemeler yaratmaktan başka bir şey yapmadılar.
Korunan ve doyurulan beslemeler de, Müfit Semih Baylan’ı aforoz
ederek, bilimselliği falan bir yana bırakıp onun emeğini ve
ürettiklerini halktan ve kayıtlardan gizleyerek, çağdaş müzik
adına haykırdığı hakikatleri sessizliğin şalıyla örterek,
kendilerini besleyen bu kepazeliğin sürebildiği kadar sürmesine
çalıştılar ve hala çalışıyorlar. (Baylan)
Bugüne dek devletin başına gelen tüm
iktidarlar, 64. Madde'yle, ne yazık ki, (her zaman itaatsiz ve
muhalif olan) sanatı ve sanatçıyı korumak yerine, (her zaman
arsız, yalaka, tavizkâr, sahtekar, şarlatan, bilimsellik ve
sanat düşmanı olan) vandalları korumayı siyasi çıkarlarına daha
uygun buldular. Siyasi iktidarların tümü, sanatı korumak adına,
ruhsuzları maaşa bağlamaktan, cingözleri doyurmaktan kartvizit,
rütbe ya da etiket sahibi beslemeler yaratmaktan başka bir şey
yapmadılar. Korunan ve doyurulan beslemeler de, Büktel'i aforoz
ederek, bilimselliği falan siktir edip Büktel adını halktan ve
kayıtlardan gizleyerek, Büktel'in açıkladığı hakikatleri
sessizliğin şalıyla örterek, kendilerini besleyen bu kepazeliğin
sürebildiği kadar sürmesine çalıştılar/çalışıyorlar. (Büktel,
"Madde
64")
Sonuç olarak
vandallar tarafından yapılan sanatın bırakın dinleyiciye,
seyirciye, Cumhuriyet'e, Filistinli çocuklara filan yararlı
olmasını "kendilerine" bile bir hayrı olmamıştır. Bunca yıl
yaptıkları sanatın, ne denli zekâdan ve ahlaktan uzak bir
samimiyetsizlik olduğu, bizzat kendi zekâlarına, kültürlerine ve
karakterlerine herhangi bir yarar sağlamamış olmasıyla sabittir.
Vandalların devlet desteğiyle yaptığı sanatın kendi
bütçelerinden başka hiçbir şeye yararı yoktur. Lanse ettikleri o
uluslararası festivallerde, Eurovision seçmelerinde
seslendirilen ve adına beste ya da eser denen garabetin de
aslında Türkiye'nin imajından başka hiçbir şeyi sarstığı yok.
O nedenle, devletin vandallar tarafından yapılan sanatı halkın
vergileriyle desteklemesi gerektiği ve bunun bir uygarlık
göstergesi olacağı ne zaman iddia edilse, uygarlığın, ormanda
bir çapulcu sürüsüne rastlayan bakire bir genç kız misali, ağır
bir tecavüze uğradığını hissediyorum. (Baylan)
Sizin gibiler tarafından yapılan
tiyatronun, (bırakın seyirciye, Cumhuriyet'e, Filistinli
çocuklara filan yararlı olmasını) size, yani "kendinize" bile
bir hayrı olmamış. Sizin bunca yıl yaptığınız tiyatronun, ne
denli zekâdan ve ahlaktan uzak bir samimiyetsizlik olduğu,
bizzat sizin zekânıza, kültürünüze ve karakterinize herhangi bir
yarar sağlamamış olmasıyla sabittir. Sizin devlet desteğiyle
yaptığınız tiyatronun sizin bütçenizden başka hiçbir şeye yararı
yok. Sizin lanse ettiğiniz o "Çığ" denen garabetin de aslında
Türkiye'nin imajından başka hiçbir şeyi sarstığı yok. O nedenle,
devletin sizin gibiler tarafından yapılan tiyatroyu halkın
vergileriyle desteklemesi gerektiği ve bunun bir uygarlık
göstergesi olacağı ne zaman iddia edilse, uygarlığın, ormanda
bir çapulcu sürüsüne rastlayan bakire bir genç kız misali, ağır
bir tecavüze uğradığını hissediyorum. (Büktel,
"Madde
64" ve
"'Çığ' Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?")
Allah aşkına
devlet siz vandalları neden destekleyecek?
Siz Hüseyni ya da ne bileyim Uşşak makamındaki nota dizisini,
bugüne kadar binlerce kez yazılmış formuna hiçbir yenilik
getirmeden, yeniden ve yeniden ve yeniden aynısını yazarak ya da
tekrar ederek adına yeni Türk Musikisi eseri deyip bunu örneğin
uluslararası festivallerde yeni ama matah bir şeymiş gibi
sunarak, seslendirerek kendisine Profesör besteci bilmem kim
diyenleri destekleyesiniz ve bu ülkeyi uluslararası arenada
küçük düşüresiniz, diye mi?
Devletin halktan aldığı vergilerle bu vandalları destekleyenleri
desteklemesi, halkın içme suyuna kanalizasyon akıtması kadar
vahim bir yanlıştır! Bence bu vandallar tarafından yapılan
sanatın desteklenmesi, sanatın desteklenmesi anlamına gelmiyor;
tam tersine, halkın sömürülmesi ve zehirlenmesi anlamına
geliyor.
Halka ihanet anlamına geliyor. (Baylan)
Devlet sizi niye destekleyecek? Siz
"Çığ"ları destekleyesiniz ve bu ülkeyi küçük düşüresiniz, diye
mi? Devletin halktan aldığı vergilerle "Çığ"ı ve "Çığ"ı
destekleyenleri desteklemesi, halkın içme suyuna kanalizasyon
akıtması kadar vahim bir yanlış. Bence sizin gibiler tarafından
yapılan tiyatronun desteklenmesi, sanatın desteklenmesi anlamına
gelmiyor; tam tersine, halkın sömürülmesi/zehirlenmesi anlamına
geliyor. Halka ihanet anlamına geliyor. (Büktel,
"Madde
64" ve
"'Çığ' Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?").
Baylan, telefon görüşmemizde,
bana, "sizin yazdığınız her satırın altına imza atarım Coşkun
Bey" demişti. Ben, Baylan'ın bu ifadesinin "sizin yazdığınız her
satırı aşırabilirim, Coşkun Bey" anlamına gelebileceğini asla
tahmin etmemiştim.
Baylan, sanırım, benim
yazdığım her satırın altına imza atamaz. Ben, coskunbuktel.com'u
kurduğum daha ilk günlerde,
"Alıntı namusu" diye bir kavram
ortaya atmış, bu başlık altında bir yazı yazmış, bir dosya
hazırlamış, "aşırmaya" karşı bilinç oluşturmaya koyulmuştum. Bu
arada, "Alıntı
namusu" adını verdiğim kavramın, üniversiteden
arkadaşım olan Toros Öztürk tarafından bulunmuş olduğunu
açıklamıştım. Yazarlık yeteneğine rağmen, çalişma hayatına
atıldıktan sonra yazmaya fırsat bulamayan Toros, otuz beş yıl
önce, bir öğrenci sohbeti sırasında ortaya attığı bu kavramı
çoktan unutmuş olsa gerekti. Bu kavramı kendime mal etsem,
kimsenin ruhu bile duymaz, Toros duysa bile hatırlamaz,
hatırlasa bile o iki kelimenin hesabını sormaya kalkmazdı. Peki
yakalanma ihtimalim sıfır olmasına rağmen,
"Alıntı namusu"
kavramının Toros Öztürk'e ait
olduğunu belirtmek gereğini niçin duydum?
Sanırım,
"Utanma Eşiği"
başlıklı yazım, bu soruya cevap veriyor ve
sanırım, sayın Baylan,
"Utanma Eşiği"
başlıklı yazımın altına imza atmak istemez.
Sayın Baylan'ın ilk mektubunda bana
yönelttiği "iyi niyetli" eleştirileri cevaplayacağıma söz
vermiştim.
Beni destekleyen "iyi niyetli" insanların
bile ne kadar "güvenilir" olduğunu görmek ve tiyatromuzda
vandalizme karşı çıkanların bile fazlasıyla vandal
olabileceklerini öğrenmek beni gerçekten şoke etti. Baylan'ı
cevaplamak artık içimden gelmiyor.
2006 yılı başında, DT yönetmeni Kemal
Başar,
"Theope'nin Makus Talihi" başlıklı bir yazıyla beni
desteklemiş, beni yücelten ifadeler arasında, "Theope"yi
yönetmeyi ne kadar çok istediğini de açıklamıştı. Ama Başar'ın
yönetmenlik konusundaki düşüncelerini eleştirmemden sonra,
(Bakınız: Büktel,
"İki Yönetmene Mektup") Kemal
Başar 180 derece dönerek, benimle alay etmeye yeltenmek gibi bir
tutarsızlıktan bile kendini sakınmamıştı. (Bakınız: Başar,
"Kapalı
Ayağa...") Başar'ın hakaretlerini
"Demek ki
Kemal Başar'a 'Omurgasız' demekle Pek Haksızlık Etmemişim"
başlıklı bir yazıyla cevaplamıştım. Başar'ın
"Coşkun
Büktel'e kendimi zorlaya zorlaya yazabildiğim en uzun yanıt"
başlıklı kısa yanıtındaki hakaretleri ise artık cevaplamamıştım.
Kısacası, ben, bana dostça yaklaşanları da
eleştirmekten çekinmem. Bugüne dek, eleştirilerimden sonra bana
düşman olmak yerine, benimle dost kalmaya devam edebilen,
haklılığımı teslim edip özeleştiri yapabilen, yani bu testten
uygar bir insan olarak çıkabilen tek kişi görülmüştür: Hilmi
Bulunmaz. (Bakınız: Büktel,
"Böyle bir 'Oyun'da yokum")
Bir zamanlar
"Yalan Makinası" Mustafa
Demirkanlı'yla, Ahmet Levendoğlu'yla bile dosttum. Ama
zaman dostlarımı azaltırken, düşmanlarımı çoğaltıyor. Umarım,
Baylan'ın "aşırmasını" görmezden gelmediğim ve teşhir ettiğim
için, yeni bir düşman daha kazanmış olmam. Hakikati her bedele
rağmen savunmaya kararlı olduğum için düşman kazanmaktan
korkmadan yaşıyorum ama, eleştirilerim kendilerine yöneldiğinde
insanların 180 derece dönmesi, beni yine de müteessir ediyor.
Coşkun Büktel / 10 Ocak
2008
GÜNCELLEME
10 Ocak 2008:
Müfit Semih Baylan'ın yazımızdan
sonra gönderdiği son mesaj
Coşkun bey merhaba,
Görünen manzaranın bu durumuyla haklısınız. Ben de sitenizde
yazdığınız yazıyı okuyunca farkettim garabeti. Evet, o yazınız
beni
çok etkilemişti. Günlerce o yazınızla yattım kalktım.
Aynen
Yaşam Kaya ve AKP ile yazdığınız yazıda olduğu gibi.
Hep söylüyorum, yazdığınız yazıların altına ben de imzamı
atarım diye. Ama kaynak göstererek tabii ki. Şunu size
açık
yüreklilik ile söyleyeyim ki ben aşırma falan yapmadım. Aşırma
işi
benim en sinir olduğun işlerin başında gelir. Hatta DT\'de
bundan
birkaç yıl önce bir oyun müziğinin Jamaikalı Goodbye Company
Dance
Band adlı topluluktan alındığını ispatlayan ve bunu deşifre eden
kişi benim.
Ve şimdi sizin yazınız üzerine söz konusu yazının altına
gerekli not konmuştur. Hem de tarihi ile birlikte. Daha önce
konulmamasının nedenini açıklayamıyorum. Unutulmuş olabilir
diyeceğim. Niye
unutuyorsun? Bunlar önemli konulardır.
Dostluk konusuna gelince siz benim her zaman dostumsunuz, beni
eleştireceksiniz tabii. Böylelikle eksiklerimizi düzelteceğiz.
Ve bu
durumda Hilmi Bulunmaz\'ın yanına ben de katılıyorum artık.
Yeniden görüşene değin selam ve sevgiler Trabzon\'dan
M.Semih Baylan