Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

 

 

DEKAN YARDIMCISI

SANSÜRCÜ DOÇENT

SEMİH ÇELENK'E CEVAP

 

 

 

 

Coşkun Büktel

 

 

 

 

(Not: Bu yazı, "Forum Tartışması"nın 9. yazısıdır. Diğer 8 yazıyı                         okumak için şu linki tıklayınız: "Forum Tartışması Yazıları")

 

Semih Çelenk'i de, (bizim her daim tercih ettiğimiz ama karşımızdakilerin asla benimsemediği yöntemle) söyledikleri hiçbir şeyi göz ardı etmeksizin, görmezden gelmeksizin, "cümle cümle alıntılayarak" cevaplıyoruz. Koyu harfli bölümler Semih Çelenk'in yazdıklarıdır:

Merhaba,

Hamit Demir ile yazışmalarınız sırasında aşağıda, benim de adım geçen paragrafta,

Arkadaşlarının da sansürü sürdürmek konusunda seninle aynı fikirde olduğuna "inanıyorum". Çünkü sansürü birlikte uyguladınız, "sansüre devam" kararını da birlikte istemeniz doğal. Hele Özdemir Nutku'nun eski öğrencisi ve yeni doçent Semih Çelenk'in, Nutku'yu kızdıracak bir yayına sansür koymayı senden bile fazla istediğine inanabilirim.

diyerek, Gölge Tiyatro sitesini ve bizleri "sansürcü" olarak niteliyor ve benim Özdemir Hoca'nın öğrencisi olmamdan ötürü, senin Özdemir Hoca ile ilgili eleştirilerine yer vermediğimi ileri sürüyorsun.

Onlar benim "Özdemir Hoca ile ilgili eleştirilerim" değil... Onlar, "eleştiri" deyip geçilecek kadar sıradan şeyler değil... Onlar, Nutku'nun itirafıyla ve CD kaydıyla belgelenmiş iğrenç bir "skandalın" tutanakları...

Bir yazarı engellemek amacıyla, Türk tiyatrosundaki en ünlü profesörün, 30 kişilik bir toplantıda, (doğruları söylemek için katıldığı ve doğruları söyleyeceği için devletten, yani bizim vergilerimizden, ödenek aldığı "resmi" bir toplantıda) açıkça yalan söyleyerek, orada bulunan 30 kişinin zekâlarıyla alay ederek, engellemeye çalıştığı yazarın eseri hakkında iftiralar üretmesi ve yazar kendisinden hesap sorduğunda (Bakınız: Büktel, "Özdemir Nutku Yalan Söylemediyse, Belge Göstermelidir"), Nutku'nun kendini yeni yalanlarla savunmaya kalkışması (Bakınız: Nutku, "Coşkun Büktel'e Yanıt") ve tüm söylediklerinin yalan olduğunu belgeleyen CD ortaya çıktığında, (Bakınız: Şahin Ergüney, "Theope Üzerine Özdemir Nutku'ya Yanıt") bizim Nutku'nun özür dilemek yerine, sessizliğe sığınması; umarım, sizin tarafınızdan da "skandal" olarak algılanıyordur. Umarım, böylesine iğrenç bir skandalı normal saymıyorsunuzdur. Umarım, görüşmediğimiz uzun yıllar boyunca, köprülerin altından akan sular, ahlaki kriterlerinizi, o denli aşındırmamıştır.

"Umarım, böyle skandallara kayıtsız kalmıyorsunuzdur" diye de bir cümle kurabilmeyi çok isterdim. Ama bu, yalan olurdu. Çünkü senin ve sitenizin bu iğrenç skandala kayıtsız kaldığı, bu skandalı görmezden geldiği, ona yer vermediği, tersi iddia edilemeyecek, "somut ve nesnel" bir gerçektir. Yani "benim Özdemir Hoca'nın öğrencisi olmamdan ötürü, senin Özdemir Hoca ile ilgili eleştirilerine yer vermediğimi ileri sürüyorsun." gibi bir cümle kurmaya hakkın yok. Yazdıklarımı dikkatli oku! Hangi nedenle yer vermediğin konusunda kesin konuşamam/konuşmadım/konuşmuyorum. Ama senin  "Özdemir Nutku skandalı"na, "Oyçed skandalı"na, "Çığ skandalı"na yer vermediğin konusu, benim "ileri sürdüğüm" bir "faraziye" değil, çıplak gözle test edilebilir, kesin, "somut" ve "nesnel" gerçekliğin ta kendisidir. Sen, bu ülke tiyatrosunun belgelenmiş en çarpıcı skandalını görmezden gelip, olayı yalnızca "eleştiri" boyutuna indirgeyerek, daha ilk cümlede skandalın suçlusuna (Özdemir Nutku'ya) arka çıkıyor, farkında olmadan, bu konuda görüşünü açık ediyor, safını belirliyorsun. 

Siz bu belgelenmiş skandallara yer verdiniz mi?... Vermediniz. Yer verdiğinize dair tek satır gösterebildiniz mi?... Gösteremediniz. İşte asıl mesele, bu!... Asıl mesele, skandallara hangi nedenle (bahaneyle) yer vermediğiniz değil, "yer vermediğiniz"...

Ama sen, skandallara aslında yer verdiğini kanıtlamak ya da  yer vermediğin için utanmak yerine, tartışmayı kendi kendine icat ettiğin kıldan tüyden meselelere saptırmaya çabalıyorsun. "Yeni doçent" olmadığını, altı yıllık doçent ve dekan yardımcısı olduğunu söylüyorsun. Bunu söylemek için kendince uygun bir bahane bulduğuna inanıyorsun: "Nutku emekli oldu, ben dekan yardımcısı oldum; artık o eskisi kadar güçlü bir konumda değil, ben de eskisi kadar güçsüz bir konumda değilim. Ben güçsüzken bile senin yazılarını yayımladığıma ve Nutku'dan korkmadığıma göre, şimdi kendim güçlüyken güçsüz Nutku'dan niye korkayım" demek istiyorsun. Bu mantıkla yola çıkarak, "Senin tezine göre, benim senin yazılarını 11 yıl önce değil, şimdi yayınlamam gerekmez miydi?"  diye soruyorsun.

İlle tezden söz edersek, bugün Coşkun Büktel yazıları yayınlamayışının nedeni olarak, ben bir sürü tez yumurtlayabilirim: Bir kere Nutku dediğin kadar güçsüz olmayabilir. Ayağını kaydırabilecek etkili dostluklara hâlâ sahip olabilir. Ona herhangi bir diyet borcun bulunabilir. Senin hakkında bazı gerçekler ―teşhir edilmesini tercih etmeyeceğin gerçekler― biliyor olabilir. Skandalın bile gideremediği bir vefa duygusundan söz edilebilir. Aradan geçen 11 yıl eski konjonktürü değiştirmiş olabilir. Köprülerin altından akan sular senin yalnızca konumunu ve sıfatlarını değil, ama aynı zamanda ideallerini de (senin deyişinle, "hülyanı" da) değiştirmiş olabilir. Bende tez çok... Ama ben sizin karşınıza tezlerle değil, belgelenmiş skandallarla çıkıyorum. Size çıplak gözle görülebilen, herkes tarafından test edilebilen, sevimsiz ama kesin, "somut ve nesnel" gerçeklerden söz ediyorum. Tezlerle ilgilenmiyorum.

Bana verdiğin cevaplar inandırıcılıktan öylesine uzak ki, Nutku'nun eski öğrencisi ve yeni (henüz altı yıllık) doçent Semih Çelenk'in, bugünkü konjonktürde, Nutku'yu kızdıracak bir şey yayınlamaya, Hamit Demir'den bile daha fazla karşı çıkacağına (bugün hâlâ, şu saniyede bile) inanabilirim. Bu, benim (skandal suçlusu Nutku'ya hâlâ toz kondurmuyor oluşunla; Özdemir Nutku skandalını, "skandal" diye tanımlamak yerine, "eleştiri", "polemik", "karşılıklı tartışma" diye hafifletici biçimde tanımlıyor oluşunla güçlenen) kişisel kanım.

Ama ben kişisel kanıma dayanarak değil, somut ve nesnel verilere dayanarak yazı yazıyor, eleştiri yapıyorum. Ben sizin Nutku skandalını hangi nedenle hafifsediğinize, skandala sitenizde hangi nedenle yer vermediğinize aldırmıyorum. Hangi nedenle (bahaneyle) olursa olsun, böyle iğrenç bir skandalı hafifsemek skandal suçlusuna arka çıkmaktır, böyle iğrenç bir skandalı okurlardan gizlemek ise sansürcülüktür, diyerek sizi eleştiriyorum. Benim asıl eleştirim/suçlamam, bu!... Senin asıl cevaplaman gereken konu, bu!...

1996-98 yılları arasında Gölge Tiyatro'yu basılı olarak çıkartırken, ben önce"uzman", sonra da "yardımcı doçent" kadrosunda Prof.Dr.Özdemir Nutku'nun başkanı olduğu bölümde çalışıyordum. Ve senin Özdemir Nutku'yu ağır biçimde eleştiren yazılarını yayınladım.

İyi de, bunu (sizden önce hatırlatıp daha ilk yazımda minnettarlığımı belirttiğim halde) Hamit de, sen de niye hâlâ başıma kakıyorsunuz? O derginin tüm tarihinde yayınlanmış en çok ses getiren yazı, benim "Sanata Evet Diyen Vandallar" başlıklı o 29 sayfalık yazım olduğuna göre, sizin de bana, o 29 sayfalık emeğim için, teşekkür etmeniz gerekmez mi?

Evet, bir zamanlar, Semih Çelenk de "kartaldı": Eleştirel yazıları sansür etmez, görmezden gelmez, "uzun olduğu" bahanesiyle herkes gibi kolayca reddetmek elindeyken, dergisinin 29 sayfasını ayırmak pahasına da olsa, en çarpıcı Coşkun Büktel yazılarını bile yayınlamaktan kaçınmazdı.

(Bakınız: Büktel, "Sanata Evet Diyen Vandallar", Gölge Tiyatro, sayı 8, Temmuz/Ağustos 1997. Daha önce kısa bir özeti dört günlük bir yazı dizisi olarak 24-25-26-27 Temmuz tarihlerinde Yeni Yüzyıl gazetesi tarafından da yayınlanmış olan "Sanata Evet Diyen Vandallar", bir takım eklerle güncellenmiş ve "şiddetlenmiş" olarak, Büktel'in 1998 tarihli "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları" adlı kitabında da okunabilir; sayfa 246-357.)

Evet, Semih Çelenk, o zamanlar, örneğin Tiyatro Tiyatro dergisinin veba gibi kaçındığı Büktel yazılarını yayımlamakla kalmıyor; Ferdi Merter gibi "kıdemliler" damarına bastığında, kıdem falan dinlemeden, bizzat kendisi de "büyükleriyle" (kendi çapında) polemiğe girmekten geri durmuyordu.

(Bakınız: Semih Çelenk, "Çıplak Kral'ı Göremeyenler Ülkesinde Tiyatro", Gölge Tiyatro, sayı 7, Mayıs/Haziran 1997. Ferdi Merter; "Gündem: Polemik", Gölge Tiyatro, sayı 11, Kasım 1997"; Semih Çelenk, "Ferdi Merter'in Yazısı Üzerine Bir Kaç Not" Gölge Tiyatro, sayı 12, Şubat 1998. Çelenk, bu polemik yazılarını, nedense, yazılarından oluşan "Barbarlar Mutludur" ―Etki Yayınları, İzmir 2000― adlı kitabına almayı tercih etmemiş.) 

Evet, bir zamanlar "kartaldınız". Ama bugünkü manzara nedir? Sitenizi kurduğunuzdan beri, hatta yıllar öncesinden beri, (Tam olarak Semih Çelenk'in beni evimde ziyaret edip "Barbarlar Mutludur" kitabını imzalayarak bana armağan ettiği 18 Ekim 2000 tarihinden beri) siz de "tüm" diğer tiyatro esnafının yaptığını yapıyor, Coşkun Büktel hiç var olmamış, belgelediği  skandallar hiç yaşanmamış gibi davranıyorsunuz. (Umarım bu değişimi,  "diyalektik değişim" diye açıklamıyorsunuzdur. Ve yine umarım, benim "değişmemekle" övünmemi sol jargona ters düşmek saymıyorsunuzdur.)

Evet, Gölge Tiyatro dergisi 1998'de kapanmıştı ve son bir yıl öncesine kadar Gölge Tiyatro sitesi de yoktu. Ama Semih Çelenk, altı yıldır, İzmir'de tiyatro eğitimi veren bir fakültede doçentti. Ne var ki, (öğrencileri ne kadar çok ilgilenirse ilgilensin) Semih Çelenk, artık Coşkun Büktel gibi netameli yazarlarla ilgilenmiyordu. (Belki aynı ırmakta iki kez yıkanmak istemiyordu.)

Kalkıp bana altı yıl önce doçent olduğunu, üstüne bir de dekan yardımcısı olduğunu söylüyorsun. Olabilir, ama ben seni "yeni doçent" diye nitelerken bu olgulara ters düşen bir açıklamada bulunmadım ki... Benim sana yönelttiğim suçlama, "yeni doçent" olman değil ki!... Niye asıl suçlamayı görmezden gelip, "yeni doçent" değil de altı yıllık doçent olduğunu söylüyorsun? Benim altı yıllık doçentleri "yeni doçent" saymaya hakkım yok mu? Filolojideki hocalarımdan biri olan Tatyana Moran, ben okuldayken neredeyse 20 yıllık doçentti ve yanlış bilmiyorsam doçent olarak emekli oldu. (Şom ağızlılık etmiş olmamak için hemen belirteyim: Ben senin liyakatine inanmıyor olmama rağmen, profesör, hatta dekan olacağına kesinlikle "inanıyorum".                —GÜNCELLEME 17 Nisan 2008: Duyduğuma göre, bu yazının yazılmasından yaklaşık bir yıl sonra, önce profesör, sonra Dekan "olmuşsun". Neyse ki, "ben sana Dekan olamazsın! demedim".— Çünkü, senden yedi yaş büyük olduğu halde, Bizans sanatı uzmanı kardeşim Yılmaz Büktel, hâlâ yardımcı doçent... Yılmaz'ın ise liyakatine inanıyor ama bir gün profesör olacağına inanmıyorum. —GÜNCELLEME 17 Nisan 2008: Bildiğim kadarıyla Yılmaz Büktel hâlâ yardımcı doçent... Yalnızca Yılmaz Büktel ve Semih Çelenk örneklerine bakmak bile, ülkemizin geri kalmasındaki en temel nedenlerden birini görünür hale getirmeye yetiyor."— Biliyorsun: Burası, Türkiye... Neyse ki sen işi "çözmüşsün". Yoksa "çözülmüşsün" mü demeliyim?) (GÜNCELLEME 17 Nisan 2008: Mevcut üniversite eğitim düzenimizin/düzeyimizin, çok daha berbat dekanlar ürettiğini tahmin ettiğim için, tüm eleştirilerimi korumakla birlikte, Çelenk'i yine de tebrik ediyorum.)

Kendisini ayıplı kılan somut ve "nesnel" gerçekliğe itiraz edemiyorsa, dürüst insanlar ne yapar? Bana gönderilen her yazıda yeni yeni bahaneler mi üretir? "O bahane uymadı, öyleyse şuna bi bakın" yaklaşımına mı girer? Bence, hayır! Somut ve "nesnel" gerçekliğin bir biçimde ayıplı kıldığı dürüst insanlar, ya somut ve "nesnel" gerçekliği kabul ederek okurlardan özür dileyip, hatayı bir an önce tamir etmeye (sansüre son vermeye) girişir; ya da (kim bilir hangi nedenle ya da hangi diyet borcu yüzünden) sansüre son vermek elinden gelmiyorsa, en azından, edebiyle susup oturur. Diğer tüm tiyatro sitelerinin (www.bulunmaztiyatro.com dışında, "tüm" sitelerin) sahiplerinin yaptığını yapar: Skandalları okurlardan gizlemekle yetinip, Büktel'in eleştirilerini sineye çekerek, okurların o eleştirileri görmemesi için dua ederek, uslu uslu susup oturur. Hem Büktel'i sansür edip, hem de Büktel'den özür istemek gibi abukluklara kalkışmaz. Büktel'i görmezden gelir. Büktel ve Büktel'in teşhir ettiği skandallar sanki hiç var olmamış gibi davranır.

Oysa siz ne yapıyorsunuz? Türk tiyatrosunun en çarpıcı skandallarını             ("Özdemir Nutku skandalı", "Oyçed skandalı", "Çığ skandalı") bir yıl boyunca görmezden geldikten sonra, eskiden böyle şeyleri görmezden gelmediğinizi söyleyerek, benim bu bir yıllık görmezden gelmenizi görmezden gelmemi ve "sansürcülük" olarak nitelemekten vazgeçmemi (özür dilememi) istiyorsunuz. Yani "pazara kadar değil ölene kadar dürüst olmanın onurundan başka hiçbir serveti bulunmayan" Coşkun Büktel'i tüm servetinden yoksun etmek istiyorsunuz. Beni de kendinize benzetmek istiyorsunuz. Size benzemezsem, beni aforoz edenlerin safında yer almaya ve açıkladığım skandalları okurlardan saklamaya devam edeceğinizi söylüyorsunuz. Beni hâlâ sansürle tehdit ederek, "bize sansürcü demekten vazgeç! Yoksa sansüre devam ederiz" diyorsunuz.

Bu yazıları yayınlarken ben işimden atılacağımı, ya da tiyatro dünyasından aforoz edileceğimi düşünmedim.

Aforoz, yalan ve iftira, en son baş vurulacak "riskli" yöntemlerdir; o nedenle herkesi aforoz etmezler, bazılarını  "asimile" ederler.

Özdemir Hoca da bu yazıları neden yayınladın diye sormadı bana..

Yani bugünkü skandallarıyla övünemediğinden Özdemir Hoca'nın geçmişteki demokratlığıyla mı övünüyorsun? Özdemir Hoca'nla övünmeye zorunlu musun? Geçmişteki skandalları açığa çıkmadığı, gizli kaldığı için, Nutku'nun o zamanlar demokrat olduğuna gerçekten bugün hâlâ inanıyor musun?

Bunun yanında biz Gölge Tiyatro'da isim vererek ve ismimizi vererek çok eleştiri yayınladık, yayınlıyoruz.

Ben ne yayınladığınızı değil, ne "yayınlamadığınızı" tartışıyorum. Ama siz nedense, "Özdemir Nutku skandalı"nı, "Oyçed skandalı"nı, "Çığ skandalı"nı, bırakın yayınlamayı; ağzınıza bile alamıyorsunuz, sanki ananızın babanızın (ya da hocanızın) ağzınıza biber sürmesinden korkuyorsunuz.

Şu anda ise Prof.Dr.Özdemir Nutku yaş haddinden emekliye ayrılmış ve bölüme sadece misafir öğretim görevlisi olarak devam etmektedir. Ben ise senin dediğin gibi "yeni" olmamakla birlikte altı yıldır "doçent" kadrosundayım

Evet, artık doçent kadrosundasın ve (Özdemir Nutku "yolsuzluğunu", "yüzsüzlüğünü", "pisliğini" sansür ederek "insanları yüceltmenden" anlaşılıyor ki) "yardımcı" doçent kadrosundayken yazdığın aşağıdaki satırları artık mazide kalmış toyluklarından bir örnek olarak değerlendirmemiz gerekiyor:

"Her türlü yolsuzluğun, üçkağıtçılığın, spekülasyondan trilyonlar götürmenin, batık kredilerin, vergi yüzsüzlerinin, işkencenin, faşizan uygulamaların, düşünce suçlarının, sürgünlerin, sansürlerin, toplum gözünde meşrulaştığı ve her türlü pisliğin, yüzsüzlüğün, sömürünün 'terör' ve 'irtica' öcüleri bahane edilerek rahatça yapıldığı bir ülkede insanın yükselmesinden bahsedilebilir mi? Bu noktada bir popülizme ihtiyaç duymamalıyız. Hırsızların devletin her kademesine rahatça yükselebildiği, ne kadar çok çalınırsa toplumsal saygınlığın o kadar arttığı bir ülkede insanın böcekleştiğini söylemek haksızlık ve insafsızlık mıdır?

Hülya dediğim şey nedir?

İnsanı merkeze koymaktır. İnsanı yüceltmedir. Sevinç ve coşkudur. Umuttur. Barıştır. Özgürlüktür. Eşitliktir. Kısacası bu "tekelci" dönemin alçalan değerleridir."

(Semih Çelenk, "Durgun Bir Denizden Usta Bir Yelkenci Çıkmaz", BarBarlar Mutludur ―Etki Yayınları, 2000― başlıklı kitabında... Alıntı, sayfa 78'den.)

Senin dekan yardımcılığına yükselmeni sağlayan değerler, on yıl kadar önce   "tekelci dönemin alçalan değerleri" diye nitelediğin değerler mi, yoksa, "tekelci dönemin yükselen ve yükselten değerleri" mi?

Her zaman söylerim: İsim vermeden yapılan suçlamaların osuruktan daha fazla ağırlığı (ve hamasetten daha fazla samimiyeti) yoktur. Türkiye'de insanları bu tür hamasetle gaza gelmeyecek bir bilince ulaştırmak gibi bir görevimiz var. Bu görevi yerine getiren yazılarımızın, Semih Çelenk tarafından hafifsenmesi ve sansür edilerek okurlardan uzak tutulması, eşyanın tabiatına uygundur.

 ve "dekan yardımcısı"yım. (Bu sıfatları idari bakımdan konumlarımızda meydana gelen değişiklikleri anlatmak adına belirtiyorum, önemsediğim için değil.) Senin tezine göre, benim senin yazılarını 11 yıl önce değil, şimdi yayınlamam gerekmez miydi?

Benim tezleri önemsediğim yok. Ben "somut ve nesnel olgulardan" (skandallardan) söz ediyor, bu olguların "tüm" tiyatro çevresi tarafından inatla görmezden gelindiğini "somut ve nesnel" bir gerçeklik olarak saptıyorum. Siz dahil, hiç kimse de çıkıp, "biz görmezden gelmedik" diyemiyor. Ben, senin ve Hamit'in değil karşı çıkmak, değil itiraz etmek, telaffuz bile etmekten kaçındığınız "somut olguları" (skandalları) teşhir ediyor ve bu skandalları okurlardan saklamanın adını koyuyorum.

Bunun adı sansürcülüktür. Siz de bana, bu adın "zarif" olmadığını, bu adı koyduğum için özür dilememi, eğer özür dilemezsem sansüre devam edeceğinizi, söylüyorsunuz. Yani, "sana kızdığımız için, okurları hakikati bilme hakkından mahrum edeceğiz", diyorsunuz. Tıpkı Özdemir Nutku'nun bana kızdığı için, başkanlık ettiği o resmi toplantıda hazır bulunan otuz DT sanatçısını yalanla zehirleyerek hakikati bilme hakkından mahrum ettiği gibi... Hocasına bak, öğrencisini al!

Bu mantıkla, bana biraz daha fazla kızmanız, okurlar için hiç de sağlıklı olmazdı diye düşünüyorum. Eğer yeterince fazla kızsanız, beni özür dilemeye zorlamak için, mesela, maazallah, yakaladığınız okurları silahla rehin alıp bana şöyle bir mesaj gönderebilirsiniz: "Özür dile! Yoksa okurları gebertiriz."

Tavrınız bu kadar saçma, saçmalık bu kadar açık. Her şey meydanda. Ortada tez filan yok. Tartışmalı bir konu yok. Zaten konuyu tartışmak bir yana, adını bile anamıyor, telaffuz bile edemiyorsunuz. Hiçbir site edemiyor. Koca bir Türk tiyatrosu camiası, konsensüs halinde, hakikati coskunbuktel.com'a tecrit ediyorsunuz. Ben aslanlar gibi maddi sefalete dayanırken, sizler de aslanlar gibi bu utancın manevi sefaletine dayanıyorsunuz.

Evet, doğru. Biz, Gölge Tiyatro web sitesinde Devlet Tiyatroları Edebi Kurul toplantısında geçen ve sonra tarafların yazılarıyla gelişen "Theope" polemiği ile ilgili hiçbir şey yayınlamadık.

Bırakın Theope polemiğini! Size Theope'den söz eden yok. Ben, Theope polemiğinden değil, belgelenmiş Özdemir Nutku "skandalından" söz ediyorum. Türk tiyatrosunun belgelenmiş, en çarpıcı, en iğrenç skandalından söz ediyorum. Siz böyle bir skandalı okurlardan sakladınız ve saklıyorsunuz. Okurları eşek yerine koyuyorsunuz.

Ama bunun gibi, başka sitelerde başlayan ve süren polemiklerin bir kısmına da yer vermedik.

Yani yalnızca "önemli bulduğunuz" bir kısım skandallara yer verdiniz; ama önemli bulmadıklarınıza yer vermediniz. Yani, Türkiye'nin en meşhur profesörünün bir yazarı engellemek için, 30 kişilik resmi bir toplantıda açıkça, kasten, bile bile, yalan söylemesini ve yalanını örtbas etmek amacıyla yeni yalanlar üretmesini; kendi itirafı ve CD ile belgelenmiş bu "yazar düşmanı" yalanlarına rağmen, bir yazar örgütünün (OYÇED) başına getirilmesini; "normal" (yani sizin normlarınıza uygun) bulduğunuz için, önemsemediniz ve o nedenle de, yayınlamadınız, öyle mi?

Kusura bakmayın ama, ben buna inanmıyorum. Siz, (tanıdığım kadarıyla, zekâ ve donanım olarak) Özdemir Nutku skandalını ve OYÇED skandalını önemsiz bulacak yapıda insanlar değilsiniz. Bence siz, o skandalları önemsiz bulduğunuz için değil, tam tersine, "fazla önemli" bulduğunuz için, (kim bilir hangi ilişki ya da çıkarlarınız bakımından "önemli" bir engel saydığınız için)  okurlardan saklıyor olmalısınız. Ama neyse, saklamanızın nedenleri üzerine yorum yaparak konuyu tekrar saptırmaya gerek yok. Önemli olan, önemli olduğuna itiraz edemediğiniz iğrenç bir skandalı, okurlardan saklamış ve saklıyor olmanız ve kendinizi saklamaya devam etmek zorunda duymanız. Bu ayıbı hiçbir bahaneyle taşıyamazsınız. Ama kim bilir hangi zorunluluk yüzünden, biz taşırız, diyorsunuz! Ben de size Allah kolaylık versin, diyorum.

Senin dediğin gibi bu sitede emek harcayan herkes toplanıp da "aman bu polemiğe yer vermeyelim" diye bir karar almadık.

İyi ama ben size kararı toplanarak ya da amuda kalkarak aldınız demedim ki!"Aman Özdemir Nutku skandalına yer vermeyelim!" kararını birisi bir biçimde almış ve bu sansür kararını hepiniz destekliyorsunuz. Önemli olan, bu...

Türk tiyatrosunun en büyük duayeni sayılan Özdemir Nutku'nun, doğruları söylemek için (senin benim cebimden) maaş aldığı otuz kişilik resmi bir toplantıda, sahnelenmesini on beş yıldır engelledikleri Theope'yi engellemeye devam edebilmek amacıyla, gözünü kırpmadan, açıkça, kasten, bile bile, toplantıdaki o otuz kişinin zekâlarıyla da alay ederek, yalan söyleyerek, "Theope"nin çalıntı olduğunu iddia etmesi; bu yalanı inandırıcı kılmak için asıl "Theope"nin 16. yüzyılda Fransa'da yazılmış olduğunu söylemesi; daha sonra bana karşı yazdığı yazıda (Bakınız: Nutku, "Coşkun Büktel'e Yanıt") aynı yalanı tekrarlarken ilk verdiği tarihi unutup, bu kez 17. yüzyıl tarihini vermesi; yalanı CD kaydıyla da ortaya konduğu halde (Bakınız: Şahin Ergüney "Theope Üzerine Özdemir Nutku'ya Yanıt") sessizliğe gömülmesi ve bir buçuk yıldır hâlâ özür dilememesi; Türk tiyatrosunun düzeni ve değerlerinin sahteliği hakkında okurları aydınlatacak, "zihin açacak", "ezber bozacak", çarpıcı bir skandal değil mi? Bu skandala rağmen Nutku'nun OYÇED'e başkan yapılması daha büyük bir skandal değil mi? Sizin ve "tüm" (ama "tüm") tiyatro sitelerinin geniş bir "tepkisizlik ittifakı" halinde, bu iğrenç skandalları okurlardan saklamaları en büyük skandal değil mi?

Hepiniz sansürcünüz. Acı olan, bu!... Hele siz, o kadar fanatik biçimde sansürcüsünüz ki, sansür ederek skandaldan habersiz bıraktığınız okurların bile, bu sansür kararını desteklediğine inanıyorsunuz. Yalnız kendi adınıza değil, kendilerine sansür uygulayarak olup bitenlerden ve sansür kararınızdan habersiz bıraktığınız okurlar adına da, benden özür istiyorsunuz. Niye? Size sansürcü dedim diye! Makul okurlar, kendilerine sansür uyguladığınızı öğrense, sizce, benden mi özür isterler, yoksa sizden mi?

Daha önce, www.sehirtiyatrolari.com  , www.tiyatrokeyfi.com www.tiyatrodergisi.com.tr  ve www.tiyatrom.com'da da çıkan birçok karşılıklı tartışmayı sitemize taşımadık.

Ben sizden karşılıklı tartışmaları sitenize taşımamanın hesabını sormuyorum ki... Ben sizden, Türk tiyatrosunda belgelenmiş en çarpıcı, en iğrenç skandalı okurlardan niye sakladığınızın hesabını soruyorum. Siz sitenize taşıyacağınız konuları önemine ve okurlar için yararına göre seçmiyor da, yazı tura atarak mı seçiyorsunuz? Fıkra Laz'ı gibisiniz (Lazları en az Türkler kadar severim): Laz'ın sorumsuzluklarından illallah eden karısı, akşam eve eli boş gelen Laz'a sormuş: "Niye eve ekmek getirmedin?" Laz cevap vermiş, "Çerez getirdim mi ki? Çerez de getirmedim."

Bu konuyu ilk kez Hamit Demir ile senin yazından sonra konuştuk ve senin siteni önerdiklerimiz bölümüne koymamız gerektiğine karar verdik.

Önerdiklerimiz bölümüne koyduğunuz o linkin lafını bir daha duymak istemiyorum. O link hakkında ağır konuşmak istemiyorum. Sansürcü ve emreden bir tavrım olamayacağı için, "kaldırın!" da diyemiyorum. Ama koyduğunuz için mutlu ve müteşekkir olmadığımı bir kez daha tekrarlıyor, size kolaylık olması için, kaldırırsanız sevineceğimi içtenlikle belirtiyorum.

Evet, www.coskunbuktel.com'un linkini vermemizin bir gereklilik olduğunu ama senin sitenin tartışmalarını  kendi sitemize taşımak zorunda olmadığımızı düşünüyoruz.

İkide bir ayakları üstüne oturttuğum masayı, neden ille ters çevirmeye çalışıyorsunuz? Size benim sitemin tartışmalarını kendi sitenize taşımak zorunda olduğunuzu kim söylüyor ki?... Hayır, siz, benim sitemin tartışmalarını değil, Özdemir Nutku skandalını, Türk tiyatrosunda belgelenmiş en çarpıcı, en iğrenç  skandalı, kendi sitenize taşımak zorunda olmadığınızı düşünüyorsunuz. Bir başka deyişle, Özdemir Nutku skandalını kendi sitenizin okurlarından gizlemek zorunda olduğunuzu düşünüyorsunuz. Söyleminiz, özenle saklamaya çalıştığınız bu gerçeği ikide bir ele veriyor. Özdemir Nutku skandalı hakkında ne düşündüğünüz, kabak gibi görünüyor.

Bu yaptığımızın da senin için yeterli olmadığını,

Görünüşü kurtarmak için koyduğunuz o link, Özdemir Nutku skandalını okurlardan sakladığınız gerçeğini değiştirmeye elbette yeterli değil. Beni foruma çağırmanız da öyle... Adeta, her ne istersen yapalım, yeter ki, Özdemir Nutku skandalını teşhir etmemizi isteme bizden, der gibisiniz. Sırf siz değil, "tüm" tiyatro siteleri, "tüm" tiyatro insanları bu iğrenç skandala tepki vermekten kaçıyor. Kimse çıkıp Nutku'yu bana karşı savunamıyor ama kimse çıkıp Nutku'dan hesap da soramıyor. Nutku'nun bu gücüne (tiyatromuzun üstüne bu ölü toprağını nasıl serpebildiğine) şaşmamak elde değil.

bunu da bir kaçış olarak gördüğünü yazmışsın. Anladığım kadarıyla, sen bizim bu konuda haber yapmamızı, görüş bildirmemizi, belki de sayfalarımızın tamamını bu tartışmaya ayırmamızı istiyorsun.

Ben sizden hiçbir şey istemedim. Siz benden forumunuza gelmemi istediniz. Ben de size, ekonomik nedenlerle forumunuza katılamayacağımı belirttikten sonra, görüşlerimi o kadar önemsiyorsanız, açıkladığım hakikatlere karşı uyguladığınız sansürcü yaklaşımı kaldırmanızı önerdim. Şöyle dedim:

"Görüşlerimin insanlara ulaşmasını gerçekten önemsiyorsanız, coskunbuktel.com'daki tüm yazılarımı sitenizde yayınlayabilir ya da onlara link verebilirsiniz. Sitenizde yayınlamanın yanında, görüşlerimin ille forumunuzda da seslendirilmesini gerçekten istiyorsanız; İzmirli bir arkadaşımdan rica edebilirim ve gelip yazılarımdan (benim seçeceğim) birini toplantınızda benim adıma okuyabilir.

Toplantınızın tüm katılımcılarına ve tüm izleyenlere selam eder, başarılar dilerim!"

Biz de, işte sırf sen bunu istiyorsun diye; zarafeti bir kenara koyan, emreden, hüküm veren tavrından dolayı, 

Hüküm vermeyi "ceza kesmek" anlamında değil de, "eleştirmek" anlamında kullanıyorsan, hüküm vermek benim görevimdir. Ama "zarafeti bir kenara koyan, emreden" bir tavrım olduğunu hiç sanmıyorum. Bir önceki yazımdan benim tavrımı özetleyen bir alıntı yapacağım. "Zarafeti bir kenara koyan, emreden" bir insan aşağıdaki şu sözleri telaffuz edebilir mi, bir düşün:

"Aslında, insanları fikir ve kanaatlerini açıklamaya zorlamak, insani ve demokratik bir tavır değildir, biliyorum. Ama sen bir yayıncısın. Bu nedenle, yayın yaptığın konudaki en çarpıcı skandalı okurlarından saklamaman beklenir. Saklarsan ne olur? Ceza mı alırsın? Hayır. Bir yayıncı olarak, canının istediği haberi saklamak, büyütmek ya da küçültmek hakkına (bence de doğal ve adil olarak) "sahipsin". Ama ben de (vakit ayırıp siteni izleyen herkes gibi) senin haberlere yaklaşımını eleştirmek hakkına (yine doğal ve adil olarak) "sahibim".

Özdemir Nutku skandalı'nı görmezden geldiğin ve okurlardan sakladığın için, herhangi bir hukuksal yaptırımla karşılaşman mümkün de değil, bence adil de olmazdı. Ama Özdemir Nutku skandalı gibi bir haksızlığı okurlarından sakladığında, (ki şu saniyeye kadar hâlâ yaptığın budur) haksızlığın failini pasif olarak desteklemiş olduğun için, konuya duyarlı herhangi bir insan tarafından (özellikle de, olayın mağduru Coşkun Büktel tarafından) "sansürcü" eleştirisine maruz kalman, gayet haklı, adil ve doğaldır."

Gördüğün gibi, ben, "zarafeti bir kenara koyan, emreden", ceza kesen bir tavra değil, gayet adil, mantıklı, insani, demokratik bir tavra sahibim. Ama sen, kim bilir hangi zorunluluk yüzünden, Özdemir Nutku skandalını okurlardan saklamaya kararlı olduğun ve bu sansürcü kararını medeni ve akademik görünümünle bağdaştıramadığın için, ifadelerimdeki demokrat içerike hiç aldırmadan, tam tersini söylüyor, beni "zarafeti bir kenara koymakla, emretmekle" suçluyorsun. Sansür kararını sürdürmek için, neye mecbursan onu söylüyorsun. Bahane arıyorsun. İnternet ortamında olduğumuzu bile unutup "sayfalarınızın tamamını bu konuya ayırmanızı istediğimi" ileri sürüyorsun. Hani koyun olsam, Ezop'un koyunu yemeye kararlı kurdu gibi, suyunuzu bulandırdığımı bile ileri sürebilirsin..

Beni "zarif" bulmanız için ne yapmalıyım yani? Bugünlerde yaygın medya sunucularının yaptığı gibi, "sansürcülük" yerine "sorumlu yayıncılık" mı demeliyim?

bu konuda haber yapmıyor ve görüş bildirmiyoruz. 

Yani bize "sansürcü" dediğin için, okurlarımıza sansür uygulayacağız diyorsun. Bu yöntem bana pek mantıklı gelmiyor. Bu yönteme mecbur kaldığınıza göre, çok zor durumda olmalısınız. Çünkü, Bir Ermeni'yi vurmakla Türk kanının zehirli olmadığı ne kadar kanıtlanabilirse, Özdemir Nutku skandalı hakkında "haber yapmamak ve görüş bildirmemekle" de, "sansürcü" olmadığınız ancak o kadar kanıtlanabilir.

Vah, Semih, vah!... 1997'de, "Tiyatro sanatçısı yaşadığı anın gerçekleriyle yüzleşmelidir." diyen yağız bir delikanlıymışsın. (Bakınız: Semih Çelenk, "Laiklik ve Tiyatromuz", Gölge Tiyatro, Eylül '97. Sayfa 47.) Bugün, 2007 yılında ise, Türk tiyatrosunda belgelenmiş en çarpıcı, en iğrenç skandalla "yüzleşmekten" kaçınmak için fantastik gerekçeler icat ediyor, skandalı okurlardan saklamak için hayret verici bir pişkinlikle "bu konuda haber yapmıyor ve görüş bildirmiyoruz." diyebiliyorsun. 10 yılda, nereden nereye... Akademik rütbelerin kolay kazanılmadığı apaçık görülüyor.

Şunu bilmeni isterim: "Görüş bildirmediğini" sanmakla yanılıyorsun. Özdemir Nutku skandalı hakkındaki "görüş"ünüzü sitenizin talihsiz okurlarından gizleyebilirsiniz ama, benden ve coskunbuktel.com'u izleyen şanslı azınlıktan gizleyebildiğinizi sanmayın! 

Sen ve Hilmi Bulunmaz beni, Hamit Demir'i ve Gölge Tiyatro sitesini sansürcü olarak nitelemeye devam edebilir, yaptığımız siteyi özgür, bağımsız ve adil bulmayabilir ve isterseniz de izlemeyebilirsiniz.

Yani umurunuzda değilim! Yani, Hamit Demir, HAMİT DEMİR'İN YENİ CEVABI başlığıyla yayınladığımız yazısında, bana, "düşüncelerine değer verdiğim / verdiğimiz bir kişi olduğunu tekrarlıyorum." derken, tekrarladığı şey, aslında koskoca bir yalandan ibaretmiş.  

Daha fazla ne diyebilirim ki?

Bir "şey" demiş değilsin! Diyecek bir şeyin de yok. Her şey zaten kabak gibi ortada...

Siz sansüre devam etmek zorundasınız, ben de eleştirmeye...

 

Coşkun Büktel / 2 Şubat 2007

 

Forum Tartışması

(Eskiden yeniye doğru tarih sırasıyla)

 

 

1) FORUM DAVETİNE CEVAP Coşkun Büktel

2)  HAMİT DEMİR'İN CEVABI  Hamit Demir

3) FORUM DAVETİNE İKİNCİ CEVAP Coşkun Büktel

4) "TOPLUMCU TİYATRONUN GÜNÜMÜZDEKİ DURUMU" VE SAPTAMADAN ÖNCEKİ DURUM            Hilmi Bulunmaz

5) HAMİT DEMİR'İN YENİ CEVABI Hamit Demir

6) BÜKTEL'E SANSÜR DEVAM EDİYOR! Hilmi Bulunmaz

7) COŞKUN BÜKTEL'İN ÜÇÜNCÜ CEVABI Coşkun Büktel

8) SEMİH ÇELENK'İN CEVABI Semih Çelenk

9) BÜKTEL'DEN SEMİH ÇELENK'E CEVAP Coşkun Büktel

10) "İnternette tiyatro üzerine kayıkçı kavgaları ya da Hilmi Bulunmaz'a açık mektup" Semih Çelenk

11) SEMİH ÇELENK'İN DEĞİNMELERİNE CEVAP Coşkun Büktel

12) "Internet... Semih Çelenk net değil..." Hilmi Bulunmaz