Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

 
Çok Okuyan mı Bilir,                                                      Müjdat Gezen mi Bilir?

 

TUNCER CÜCENOĞLU, “ÇIĞ”IN AYIBINI

MÜJDAT GEZEN’E DE BULAŞTIRDI

 

 

 

 

Coşkun Büktel

 

 

 

 

 

Değil Müjdat Gezen, mezarından kalkıp gelse Shakespeare bile, "Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?" başlıklı yazımızı okumuş insanlara, Cücenoğlu'nun yazdığı "Çığ"ın iyi bir oyun olduğu mavalını yutturamaz!

 

18 Ekim 2006’da yayınladığımız bir yazımızda, Tuncer Cücenoğlu’nun “Rusya’yı sarstığı” söylenen “Çığ” adlı oyunundaki (yedi yaşında bir çocuk tarafından bile görülebilecek) apaçık mantık hatalarını göstermiş (Bakınız: Büktel, “Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?”) ve “Çığ”daki o basit mantık hatalarını göremeyerek veya görmezden gelerek Tuncer Cücenoğlu’na övgüler düzen herkesi (Hülya Nutku, Üstün Akmen, Nurhan Tekerek, Tanju Cılızoğlu, Ayşe Emel Mesci, Kemal Başar, Cüneyt Çalışkur, Erhan Gökgücü) fena halde utandırmıştık. (Adlarını verdiğimiz şahısların utandıklarını görmüş değiliz ama onların utanmaz olmadıklarını varsayıyoruz.)

Kendisini övenler gibi, Tuncer Cücenoğlu da, yazımızda sergilediğimiz apaçık mantık hatalarına karşı herhangi bir savunma yapamadı. Ama övgücüler edepleriyle susmayı tercih ederken, Tuncer Cücenoğlu, suskun ve sinmiş kalmaya uzun süre katlanamayarak, "Çığ"ın saygınlığını restore etmeye karar verdi.

İyi ama yayınlanmış metindeki somut mantık hatalarına rağmen Cücenoğlu "Çığ"ın saygınlığını nasıl restore edebilirdi? Büktel'le polemiğe girip o mantık hatalarına mantıklı açıklamalar getirebilir, o hataları Büktel'e karşı savunabilir miydi? Yo, hayır, bunu yalnız o değil, hiç kimse yapamazdı. Büktel'in gösterdiği mantık hataları öylesine somut ve apaçık görülebilir şeylerdi ki, değil Cücenoğlu, mezarından kalkıp gelse Shakespeare bile o hatalara herhangi bir dramatik açıklama getiremezdi. O hataları Büktel'e karşı savunmayı Shakespeare bile beceremezdi.

Kaldı ki, Cücenoğlu, Büktel'le polemiğe girmenin kendi harcı olmadığını taa 1996'dan beri biliyordu; öğrenmişti. 1996'da Coşkun Büktel'le polemiğe girmeyi denemiş, "Şükür ki, iki cümleyle de olsa bana da zılgıtı çekmişti Büktel. Çok mutlu olmuştum doğrusu" gibi alaycı cümleler kurarak, tartışmayı pişkinliğe vurarak, Büktel'e haddini bildirmeye kalkmıştı. (Bakınız:Cücenoğlu, "Türk Tiyatrosunun Dahi Çocuğu Coşkun Büktel'e", Negatif, sayı 14, Ocak 1996. Aynı yazı, Büktel'in cevap notlarıyla birlikte  "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları" başlıklı kitabımızda da okunabilir: Sayfa 475. Alıntı, sayfa 477'den.)

Ama 1996'daki polemiğin sonucu, aslında Cücenoğlu'nu "mutlu" etmekten çok, "pişman" etmiş olmalıydı ki, Cücenoğlu, Büktel'le ikinci bir polemik denemesine bir daha asla girmemiş; Büktel'i cezalandırmak için, daha etik olmasa bile, daha "güvenli" bir yöntemi tercih etmişti: Son yıllara kadar üyelerinden biri olduğu DT Repertuar Kurulu'nun kapalı kapıları ardında (ve kurul başkanı Özdemir Nutku'yla işbirliği halinde) Büktel'in önerdiği oyunları (hiçbir gerekçe göstermeksizin) reddederek, Büktel'in maddi hayatını zorlaştırmış; Büktel'i vandallarla mücadelesinde zayıf düşürmek için, DT'nin emanet ettiği ret yetkisini Büktel'in aleyhine olarak kötüye kullanmaktan kaçınmamıştı.

Hayır, Büktel'le ikinci bir polemik denemesine (hele de "Çığ"daki o apaçık mantık hatalarıyla ilgili olarak) girmek, Büktel'i arkadan hançerlemek kadar kolay değildi. Böyle bir şeye yeltenmek, hiç de akıllıca olmazdı. Peki ama "Çığ"ın bir oyun olarak saygınlığı nasıl kurtarılacaktı? Büktel'le polemiğe girmeden bu nasıl mümkün olacaktı? Büktel'in yazısını okumuş ve o hataları görmüş olan insanlara rağmen, "Çığ"ın ne kadar muhteşem bir oyun olduğunu anlatmaya nasıl kalkışacaktı? Bu dolmayı insanlara nasıl yutturacaktı? İşin iç yüzünü bilmeyenler yutsalar bile, bilenlere ayıp olmayacak mıydı?

Yok canım, durumu o kadar da dramatize etmek gerekmezdi. Bir parça pişkinlikle, tüm sorunlar aşılabilir; biz görmemeye karar verirsek, tüm mantık hataları kaybolmuş ve Büktel diye biri hiç var olmamış sayılabilirdi. Yeter ki biz, Büktel hiç var olmamış gibi davranmak için gerekli esneklik ve pişkinliğe sahip olalım. Yeter ki, bizi onaylayacak, kendimiz kadar pişkin müttefikler bulalım. Büktel'in somut kanıtlarına karşı kanıt bulunamıyorsa, tanık da mı bulunamaz yani? Pöh!

İşte Cücenoğlu'nun tanığı:

Ben yazar olarak her oyunumu bu ülke tiyatrosu için çaba gösteren bir tiyatro adamına ithaf etmeyi bir görev bildim kendim için… Ama Müjdat için biraz beklemem gerektiğinin bilinciyle… Çünkü ona öyle bir oyunumu adamalıydım ki oyun da Müjdat da değerini bulmalıydı… Nitekim Çığ oyunumu yazıp bitirdiğimde “İşte bu oyunumu Müjdat Gezen’e  vermeliyim” dedim ve Çığ’ı ona ithaf ettim…  Her yazdığım yeni oyun gibi Çığ’ı da Müjdat’a gönderdiğimde her zaman olduğu gibi oyunu hızla okuyup gözleri dolu dolu beni kutlamasını ve “Bu oyun bütün dünyada sahnelenecektir” demesini asla unutamam… Nitekim Çığ başka ülkelerde başarı kazandıkça onu arayıp bilgi vermem ise neredeyse kaçınılmaz bir görev oldu benim için…

Tuncer Cücenoğlu                                                             ("Müjdat Gezen" adlı yazısından.)

Cücenoğlu'nun anlattıklarına bakılırsa, yukarıda isimlerini verdiğimiz diğer ahali gibi, Müjdat Gezen de, kralın çıplak kaba etine baktıktan sonra gözleri dolu dolu olarak, "Bu ne güzel pantolon bütün dünyada sergilenmeli" demiş.

Bu pantolon, ne yazık ki, uzun zamandır moda.

 

Coşkun Büktel / 19 Ocak 2007

 

Not: Bilindiği üzere, Cücenoğlu, halen, MGSM (Müjdat Gezen Sanat Merkezi) oyun yazarlığı hocasıdır. Zavallı öğrenciler!

Bu yazımızın öncülünü okumak için, "Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?" başlıklı yazımızı tıklayınız!