![]() |
| Anasayfa | Polemik | İnceleme | Büktel Hakkında | İlkemiz | Büktel'in Gör Dediği | Arşiv | İletişim |
|
"SABAHATTİN ALİ" TUNCER CÜCENOĞLU'NUN "ELİNDE KALDI"
Coşkun Büktel
Tuncer Cücenoğlu, Sabahattin Ali'yle ilgili okuduğu üç-beş kitaptaki belgelerden bir ayıklama ve seçme yaparak, %99'u oyuncuların belgeleri sahnede art arta okumasından ibaret bir oyun(?) yazmış: "Sabahattin Ali"... Tabii ki Cücenoğlu'nun pek çok oyununa lafın gelişi "oyun" dediğimiz gibi, "Sabahattin Ali" oyununa da lafın gelişi "oyun" demek zorunda kalıyoruz. Yoksa bir insanın Cücenoğlu tarafından "belgeli müzikli oyun" olarak tanıtılan o "belge yığınına" oyun diyebilmesi için, gerçek yaşı kaç olursa olsun, tiyatral yaşının ergenlik (sivilce sıkma) dönemine denk geliyor olması gerekir. Hemen belirtelim ki: Cücenoğlu'nun seçtiği belgelerle yapılmış söz konusu "Sabahattin Ali" adlı oyundan daha iyisi, Cücenoğlu'nun ayıklayıp attığı belgelerle yapılabilir. Ama elbette ki, bir "Sabahattin Ali" oyunu yazmak söz konusu olduğunda yapılabilecek en isabetli şey; tüm belgeleri inceledikten sonra o belgeleri oyun metnine öylece koymak yerine, onları buzdağının görünmeyen kısmı gibi kullanmak; belgeleri art arta dizip kolayca ve kolaycı bir metin oluşturmak yerine; belgeleri bir "alt metin" olarak kullanabilme ustalığını gösterip, orijinal ve yaratıcı bir oyun yazmak olacaktır. Böyle orijinal ve yaratıcı bir oyunda sahnede seslendirilen belgelerin (ya da belgesel repliklerin) oranı %99 değil, ancak %1 olabilir. Ama "hap yap parayı kap" mantığıyla yazan ve Güney sahillerinde satın aldığı villasıyla övünen (Bkz) kurnaz tüccar ve linççi Cücenoğlu, kıçını sıkıp, daha çok vakit ayırıp, kolaya kaçmadan, böyle orijinal ve yaratıcı bir oyun yazmaya kalkışsa; hem (onun mantığına göre) "astarı yüzünden pahalıya geleceği" için ve hem de becerebileceğinden emin olmadığı için, şöyle düşünmüş: "Asparagas yönetmenlerin önüne minütaj olarak onlara uygun uzunlukta bir belge yığını koyarım, onlar o belgelerden beğenmediklerini budarlar, beğendikleri başka belgeleri ise eklerler ve kafalarına göre bir sahne metni üretip bir prodüksiyon çıkarırlar, ama DT gişesinden satılan bilet fiyatlarının %40'ını onlar değil, ben alırım." Kurnaz Cücenoğlu, belgeli, müzikli "Sabahattin Ali"yi 2003 yılında yayınladığına ve onun "oyun" dediği bu "belge yığını", bildiğimiz kadarıyla bugüne değin hiç sahnelenmediğine göre, yedi yıldır, ("Sabahattin Ali"yi güya övmüş olan Şakir Gürzumar ve Kemal Başar dahil) hiçbir yönetmenin henüz bu Cücenoğlu tufasına gelmediği anlaşılıyor. Uyarıyoruz: Sabahattin Ali, hayatını; Tuncer Cücenoğlu gibi linççi kurnazlar DT gişesinden %40 alabilsinler diye feda etmedi. Bu tezgâha alet olmayı düşünen herkes, Sabahattin Ali'yi gerçekten seven ve sayan insanlara mutlaka hesap vermek zorunda kalacağını bilmeli. Sabahattin Ali hakkında derhal bir oyun çıkarmak gerekiyorsa, linççi pazarlamacı Tuncer Cücenoğlu'nun "belge yığınını" kullanmak yerine, örneğin, Sabahattin Ali'yi gerçekten sevdiği her satırda belli olan Kemal Sülker'in, konusunda ilk olmak onurunu taşıyan "Sabahattin Ali Dosyası" (Ant Yayınları, İstanbul, 1968) adlı 170 sayfalık kitabı, kolayca budanarak 70 sayfaya indirilir, daha sonra bulunmuş bazı önemli belge ve kanıtlar ise, daha sonra yayınlanmış başka kitaplardan seçilip metne eklenebilir. (Örneğin, Mart 1973 tarihli Yansıma dergisinin "25. Ölüm Yıldönümünde Sabahattin Ali Özel Sayısı"ndan, Filiz Ali ve Atilla Özkırımlı'nın 1986 tarihli 416 sayfalık "Sabahattin Ali" adlı ortak kitabından veya yine 1986 tarihli olup bizzat Sabahattin Ali'nin yazılarını içeren "Markopaşa Yazıları ve Ötekiler" adlı Hikmet Altınkaynak derlemesinden, vb. yararlanılabilir.)
COŞKUN BÜKTEL / 19 Ağustos 2010
NOT: Linççi Cücenoğlu'na haksızlık etmiş olmamak için, her şeye rağmen ("Çığ Aslında Nedir Neyi Sarsıyor?" başlıklı yazımıza bile rağmen) bazı üniversite öğretim üyelerinin linççi Cücenoğlu'nu bir yazar olarak hâlâ beğenebildiğini, çok yeni bir somut örnek vererek hatırlatalım: Kocaeli Üniversitesi tiyatro bölümü başkanı Sema Göktaş diyor ki:
"Evet, Tuncer Cücenoğlu iyi bir yazardır bence. Güzel oyunları vardır. Bir insan olarak ayrı. Onu değerlendirmiyoruz burada. Dramatik yazarlık tekniği açısından iyi bir örnek olduğunu düşünüyorum. Bütün oyunları için diyemeyiz belki ama, iyi bir oyun yazarı olduğunu düşünüyorum." (Kaynak: "Coşkun Büktel'le Coşkun Büktel üzerine". Röportaj. Yeni Tiyatro Dergisi, Haziran-Temmuz 2010, sayı 20, sf. 8)
Biz, Tuncer Cücenoğlu'yu beğenmek için, bir insanın, "gerçek yaşı kaç olursa olsun, tiyatral yaşının ergenlik (sivilce sıkma) dönemine denk geliyor olması gerekir" derken, laf olsun torba dolsun diye konuşmuyor, bu yargımızı, oyun metinlerinden çıkarılmış belge ve kanıtlara dayanan bilimsel yazılarla destekliyoruz. (Örneğin bakınız: "Çığ Aslında Nedir Neyi Sarsıyor?", "Körler Körleri İzliyor".) Bizim yazılarımız orta yerde dururken, Tuncer Cücenoğlu ya da Cücenoğlu'yu beğenen herhangi bir ademoğlu o yazılar karşısında yıllardır gık diyememişken; bir tiyatro akademisyeni için, "Tuncer Cücenoğlu iyi bir yazardır" diye bir cümle kurmak, o akademisyenin tiyatral yetkinliğini bir hayli "kuşkulu" kılacağından, oldukça risklidir. Bu riski göze alan Sema Göktaş'ın tiyatral yetkinliğini elbette değil ama, cesaretini kutluyoruz.
"Sabahattin Ali" oyununun yazarı
Tuncer Cücenoğlu'nun ıskaladıkları:
TÜRKİYE NİYE ONUN BAŞINI EZDİ?
YA DA BAŞINI EZENE NİYE SADECE
1,5 YIL CEZA VERDİ?
21 Ağustos 2010
(...) "Çünkü bizim bildiğimize göre, müstakil (Bağımsız. CB) bir
memleketin toprakları üzerinde, ister general olsun ister
teknisyen; ister üniforma giysin, ister sivil; ister yaya
dolaşsın, ister jeep otomobiline binsin, yabancı bir devletin
ordusuna mensup birlikler, devamlı vazife ile bulunamazlar.
Bizim bildiğimize göre müstakil bir devletin topraklarından bir
karışı bile askeri maksatlarda kullanılmak için, yani üs olarak,
sulh zamanında yabancı bir devletin kara, deniz, hava
kuvvetlerinin veya teknik personelinin emrine verilemez.
Bizce müstakil bir memleketin başında bulunanlar oraya
yabancılar tarafından değil, ister kral, ister cumhurbaşkanı
olsun, o memleketin insanları veya o memleketin tarihi
tarafından getirilirler.
(...)
Acaba Mustafa Kemal'in memleketinde bu kadar kısa zamanda
istiklal anlayışı bu kadar kökten değişmeler mi geçirdi?"
(KAYNAK:
Sabahattin Ali, "İstiklal",
Markopaşa, 1. sayı. 25 Kasım 1946.
Ayrıca: "Markopaşa Yazıları ve Ötekiler",
derleyen, Hikmet Altınkaynak. Cem Yayınları, 1986. Sayfa 96-97.)
COŞKUN BÜKTEL'İN NOTLARI:
1. Sabahattin Ali, bu satırları yazdıktan bir
buçuk yıl sonra (2 Nisan 1948) başı ezilerek katledildiği için,
1952'de Nato'ya girdiğimizi ve ülkemizde kurulan askeri üsleri
göremedi. "Seçim öncesi Amerika'ya gitmeyen kişi, başbakan
olamaz" kuralının yerleştiği yakın yılları ise, muhtemelen, başı
ezilmese de, zaten göremeyecekti.
2. Tuncer Cücenoğlu, "Sabahattin Ali" adlı belge
yığınından ibaret oyununda, Sabahattin Ali'den kalma bu tür
"muzır" belgelere yer vermek gereğini duymamış.
***
"Sabahattin Ali" oyununun yazarı
Tuncer Cücenoğlu'nun ıskaladıkları:
LİNÇ
KURBANI SABAHATTİN ALİ, DÜŞMANLARI KARŞISINDA TEK "ACZİNİ"
İTİRAF EDİYOR:
Ayrıca bakınız:
Coşkun Büktel,
"Çığ" Aslında Nedir Neyi Sarsıyor?
Konjonktür değiştikçe, Mustafa Demirkanlı ile Tuncer
Cücenoğlu'nun ahlak ilkeleri de değişiyor
Tuncer Cücenoğlu, “Çığ”ın Ayıbını
Müjdat Gezen’e de Bulaştırdı
|
© coskunbuktel.com