Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

 
Beni bu defa da Hilmi Bulunmaz üzerinden

suçlamaya kalkan

 

DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA)

SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP

 

 

 

 

Coşkun Büktel

 

 

 

 

 

Mustafa Demirkanlı'nın H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1) ve H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (2) başlıklı iki bölümlük suçlama yazısını, (her iki bölümün sonlarına eklediğim birer editör değerlendirmesiyle) coskunbuktel.com'da yayınlamıştım. Demirkanlı'nın o yazılarda Hilmi Bulunmaz üzerinden bana suçlama yöneltmesi, beni hiç şaşırtmamıştı. (Çünkü zaten, Hilmi Bulunmaz'a, bütün bu tartışmaların başlamasından aylar önce, dikkatli olmasını, beni eleştiremeyenlerin, beni "onun" üzerinden vurmaya kalkabileceklerini söylemiş, Bulunmaz'a "Benim Aşil topuğum olma!" demiştim.)

 

Demirkanlı'nın ikinci yazısının sonuna yazdığım "Editör değerlendirmesi" kısaydı. Bu değerlendirmemde, Bulunmaz'ın yanıtlamasından sonra gerek görürsem, Demirkanlı'yı kendim de yanıtlayabileceğimi söylemiştim.

 

Hilmi Bulunmaz, Demirkanlı'nın kendisine ve bana yönelik suçlamalarına bir değil, bir sürü yazıyla cevap verdi; Demirkanlı'yı adeta paspas yaparak, her aklına gelişinde çiğnedi/çiğniyor.

 

Bu arada, "Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi" başlığı altında, bir yazı serisi başlatan Hilmi Bulunmaz, benim bu satırları yazdığım şu an'a dek (24 Nisan 2007, 11.50) bu seriyi de, 9 rakamına ulaştırdı. Bulunmaz, "Kirli Çamaşırlar" serisinde, Demirkanlı'nın bir takım eski yazılarını "hiç kısaltmadan" yayınlayarak, Demirkanlı'nın eskiden söyledikleriyle bugün söyledikleri arasındaki tutarsızlıkları sergiliyor.

 

Bulunmaz'ın sergilediği "kirli çamaşırlar" arasında bence en ilginç olanı, serinin üç numaralı kirli çamaşırıydı (Tıklayınız: "Demirkanlı Ölünün Arkasından Yazıyor"). Hilmi Bulunmaz, linkini verdiğimiz o kirli çamaşır sayfasında, (bugün Bulunmaz'ı ölülerin ardından kötü konuşmakla suçlayan) Mustafa Demirkanlı'nın eski bir yazısını "tümüyle" aktarıyor ve onun Recep Bilginer'in ölümü sonrasında Bilginer'i nasıl suçladığını belgeliyordu.

 

Bugün Bulunmaz'ı ölüye saygısızlıkla suçlayan Demirkanlı, Recep Bilginer öldüğünde, bu yaşlı başlı koskoca yazarı başkalarının piyonu olarak takdim edebilmiş, Bilginer'in ardından şu dedikoduları üretebilmişti:

 

Dernek seçimi ve Yönetim Kurulu mahkeme kararıyla iptal edildi, yine de yasal yönetime devretmedi derneği, derneğin anahtarını ve defterlerini yanından hiç ayırmadı.

Oyunları oynanmıyor diye Cumhurbaşkanı’na bile şikâyet etti Devlet Tiyatroları’nı. Oyun yazarlığına çok zarar verdi ve gitti, (Altını ben çizdim. CB.) anahtarlarıyla ve dernek defterleriyle birlikte.

 

(...)

 

Recep Abi’nin bu rahatlığı, ölümünün ardından bunları yazmama cesaret verdi, başka şeyler yazsam ikiyüzlülük yapmış olurdum, sanırım o da istemezdi bunu.

 

(Bakınız: Bulunmaz, "Demirkanlı Ölünün Arkasından Yazıyor".

Orijinal kaynak için bakınız: Demirkanlı, "Acı Üzerine Acı".)

 

Mustafa Demirkanlı ölünün ardından suçlama yapınca, "aferin!" demek zorundayız. Çünkü mazereti var: "Başka şeyler yazsam ikiyüzlülük yapmış olurdum".

 

Peki, Hilmi Bulunmaz, ölünün ardından, ikiyüzlülük yapmış olmamak için, gerçek düşüncelerini yazarsa, ona da "aferin!" diyecek miyiz? Hayır. Bulunmaz için şunları diyeceğiz:

 

Sosyalistmiş… hadi be sende. Bir sosyalist önce insanı sever, sonra namusludur, kimsenin arkasından konuşmaz, hele hele öldükten sonra bir insanın arkasından hiç konuşmaz, çünkü artık kendini savunacak durumu kalmamıştır. Ama bu pespaye adam, korkaktır, yalancıdır ve insanların ölümünden sonra konuşacak, küfredecek kadar da alçaktır.

 

Bakınız: Mustafa Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"  

 

"Kendi" sözleri, "kendi" yazdıklarıyla kanıtladığımız üzere, Demirkanlı, yalnızca yalancı değil, aynı zamanda tutarsızlığın ve "çifte standardın" klasik olmayı hak edecek en iğrenç örneklerini sunan bir samimiyetsizlik abidesidir.

 

Demirkanlı hakkındaki her yazımda, Demirkanlı'nın "somut" (iki kere iki dört gibi "somut") yalanlarını sergilemeyi adet edindiğime göre, bu yazımda da geleneği bozacak değilim. Ben Demirkanlı'nın arkadaşlarının değil, Demirkanlı'nın öz be öz kendisinin yalanlarını kanıtlıyorum ve öyle trıçkadan "laflarla" (kanıta muhtaç kanıtlarla, "iddialarla") değil, Demirkanlı'nın öz be öz kendi sözleriyle kanıtlıyorum. İşte bu yazımdaki örnek:

 

Hilmi Bulunmaz, Zeki Göker'in ölümü ardından Göker hakkında bir yazı yazmış, Göker'i nefretle anmıştı. (Ölenlerin ardından nefretle konuşmasını her defasında kınadığım Hilmi Bulunmaz'ın Göker'e karşı nefretinin oldukça haklı nedenlerini anlamak için tıklayınız: Hilmi Bulunmaz, "Mum'dan Bir Yaprak: Ben Tiyatrocuyum, Soyarım" ve "Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?")

 

Ölüye saygı konusunda kendi sicilinin de hiç parlak olmadığını yukarıda kanıtladığımız Mustafa Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)" başlıklı yazısında, Bulunmaz'a demediğini bırakmıyor, Zeki Göker'in ölüsüne saygısızlık ettiği için, Bulunmaz hakkında ağzına geleni söylemekten kaçınmıyordu. Demirkanlı, söz konusu yazısında, önce Bulunmaz'dan şu satırları aktarıyordu:

 

Bürütüs öldü!..   

Türkiye tiyatrosunu hançerleyen insanlardan biri olan Zeki Göker öldü. Sol adına tiyatro yaptığını iddia eden ve ne denli solculuğa aykırılık varsa, hiçbirini aksatmadan yerine getiren Göker’den kurtulduğumuza sevindiğimi dile getirmek durumundayım… (Perşembe, 21 Aralık 2006)

 

Bakınız: Mustafa Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"

 

Demirkanlı, Bulunmaz'ın "Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?" başlıklı yazısından aktardığı yukarıdaki satırlara şu yorumu getiriyordu:

 

(Zeki Göker’in ardından da bu girişli yazıyı yazmıştı, neden sağlığında yazmayıp da öldükten sonra yazdığının gerekçesini ise aşağıdaki yazıda açıklıyordu.

 

Bürütüs'ün ölümüne neden sevindim? 

http://bulunmaztiyatro.com/index.php?option=com_content&task=view&id=248&Itemid=39

 

Bakınız: Mustafa Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"

 

Yukarıdaki alıntıya çok dikkat edin: Demirkanlı, Bulunmaz'ın, "ölülerin ardından konuşan, yüzlerine konuşamayan bir korkak" olduğuna, okurları inandırmak istiyor. Okurları bu yargısına inandırmak, inandırıcı olabilmek için kaynak gösteriyor. Hatta kaynağın linkini bile veriyor. Hem de son günlere kadar hiç yapmadığı bir şey yapıp, Bulunmaz sitesinin ana sayfasına değil, Bulunmaz'ın ilgili yazısına (yani kaynağın kendisine) "direkt" link veriyor. (Daha önce yaptığı gibi ana sayfaya link verip, okurlara, kaynak istiyorsanız gidin orada arayıp bulun, demiyor.) Kısacası, Demirkanlı, Bulunmaz'ın ölü ardından konuşan bir korkak olduğu tezini inandırıcı kılmak için, sansürcü alışkanlıklarını bir kenara koyup, uygar, demokrat ve bilimsel bir "görünüm" sunuyor. Anahtar kelime, o işte: "Görünüm".

 

Bütün bunlar yalnızca bir "görünüm". Demirkanlı, kendisini sansürcülükle suçlayan Büktel'in ve Bulunmaz'ın karşısında, kaynak gösterir, link verir gibi yaparken, aslında yalnızca "görüntüyü kurtarmaya" çalışıyor. Kaynak gösteriyor, kaynağa "direkt" link veriyor ama link adresinin hemen ardından şu cümleyi kuruyor:

 

Uzun uzun kazık yediğini anlattığı bir yazı, merak edenler ilgili linkten okuyabilir.

 

Bakınız: Mustafa Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"

 

Demirkanlı'nın ne yapmaya çalıştığını anladınız mı? Hem okurların güvenini kazanmak için link veriyor, hem de, link verdiği yazıyı uzun, sıkıcı ve önemsiz göstererek, okurların yazıyı okumasını engellemeye çalışıyor. Peki, niye engellemeye çalışıyor? O yazıda, okurların görmesini istemediği bir şey mi var? Elbette!... Elbette var! Bulunmaz'ın yazısındaki o şeyi, Demirkanlı'nın okurlardan saklamaya çalıştığı o şeyi, göstereceğiz. Ama Demirkanlı'nın o şeyi okurlardan hangi nedenle saklamaya çalıştığını açıklayabilmemiz için, önce Demirkanlı yazısından yaptığımız aktarmayı (baştan beri ve yine, aradan bir tek cümle/bir tek kelime çıkarmaksızın) son bir defa daha sürdürmemiz gerekiyor:

 

Gerekçesi ise şuymuş: “Not: Şimdiye dek sitemizde bu konuya pek değinmememizin asal nedeni, Zeki Göker’in zehrini kimseye akıtma olasılığının kalmamasıydı…”

 

Ama, gerçekten Zeki Göker zehir akıtıyorsa, öldükten sonra hiç şansı kalmamıştı, ama bu ahlaksız, ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz.

Sosyalistmiş… hadi be sende. Bir sosyalist önce insanı sever, sonra namusludur, kimsenin arkasından konuşmaz, hele hele öldükten sonra bir insanın arkasından hiç konuşmaz, çünkü artık kendini savunacak durumu kalmamıştır. Ama bu pespaye adam, korkaktır, yalancıdır ve insanların ölümünden sonra konuşacak, küfredecek kadar da alçaktır. Bu adamdır Coşkun Büktel’in en yakın dostu, yayıncı kankasıdır, sitelerinde birbirlerini pohpohlayıp dururlar.

Bakınız: Mustafa Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"

Demirkanlı, Hilmi Bulunmaz için ne diyor? "bu ahlaksız, ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz." diyor.

Peki Demirkanlı, Bulunmaz'a "ahlaksız... insanlıktan nasibini almamış biri... terbiyesiz" diye küfrederken, bu küfürlerini hangi somut gerekçeye dayandırıyor? Şu somut gerekçeye: "ölümü bekleyip...Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı". Peki, Demirkanlı, Bulunmaz'ın, böyle düşündüğünü (yani "ölümü bekleyip...Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye" düşündüğünü) nereden biliyor? Nereden olacak, kaynak gösterdiği ve link verdiği (ama uzun, sıkıcı ve önemsiz olduğunu da belirttiği) Bulunmaz yazısından biliyor.

Oysa Demirkanlı'nın link verdikten sonra, "Uzun uzun kazık yediğini anlattığı bir yazı, merak edenler ilgili linkten okuyabilir" diyerek okurların dikkatinden kaçırmaya çalıştığı "Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?" başlıklı o yazı önemli. Hele yazının sonundaki notlar bölümü, şu an tartıştığımız konu bakımından çok daha önemli; bakın, yazısının sonundaki notlar bölümünde, Hilmi Bulunmaz ne diyor:

Not: Şimdiye dek sitemizde bu konuya pek değinmememizin asal nedeni, Zeki Göker’in zehrini kimseye akıtma olasılığının kalmamasıydı…

Önemli not: anlattığımız durumları, bir biçimde, bir yerlerde yazdık. Örnekse bakınız; MuM Kültür-Sanat Dergisi… (Altını ben çizdim CB)

Çok önemli not: ölünceye dek, Zeki ve diğer zekilerin yaptıklarını irdeleyecek, “piyasaya” süreceğim!..

Çok çok önemli not: ABT oyuncusu Kanat Güner neden altın vuruşla intihar etti?!.

(Bakınız: Hilmi Bulunmaz, "Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?")

Altını çizdiğim satırlarda Hilmi Bulunmaz ne diyor? Zeki Göker'den yediği kazıkları ve o yazıda Göker'e yönelik suçlamalarını daha önce de bir yerlerde yazdığını söylüyor. Nerede yazmış? Mum dergisinde.

Mum dergisi, Hilmi Bulunmaz'ın Ekim 1994 ile Haziran 1998 arasında, 26 sayı çıkardığı bir dergi. Hilmi Bulunmaz, Zeki Göker'e yönelik suçlamalarını içeren "Ben Tiyatrocuyum, Soyarım" başlıklı yazısını, Mum'un Ekim 1994 tarihli daha ilk sayısında yayınlamış. (Bulunmaz bu yazıyı daha sonra internet sitesinde de yayınladı. Bakınız: "Mum'dan Bir Yaprak: Ben Tiyatrocuyum, Soyarım".)

Peki Hilmi Bulunmaz Ekim 1994 tarihli Mum'da Zeki Göker'e yönelik suçlamalarını içeren "Ben Tiyatrocuyum, Soyarım" başlıklı yazısını yazdığında, Zeki Göker hayatta mıydı? Hayattaydı.

Oysa Mustafa Demirkanlı, Bulunmaz'ın, Zeki Göker'i suçlamak için Göker'in ölmesini beklediğini, kendini savunamaz duruma gelmesini beklediğini söylüyor:

(...) bu ahlaksız, ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz.

Sosyalistmiş… hadi be sende. Bir sosyalist önce insanı sever, sonra namusludur, kimsenin arkasından konuşmaz, hele hele öldükten sonra bir insanın arkasından hiç konuşmaz, çünkü artık kendini savunacak durumu kalmamıştır. Ama bu pespaye adam, korkaktır, yalancıdır ve insanların ölümünden sonra konuşacak, küfredecek kadar da alçaktır.

Sanırım, asıl alçağın, asıl pespayenin, asıl yalancının kim olduğu, iki kere iki dört kadar açıkça anlaşıldı.

Demirkanlı, Bulunmaz'ın Zeki Göker'e ilişkin suçlamalarını, Mum dergisinde de yayınladığını (yani Bulunmaz'ın Göker'i yalnızca ölümünden sonra değil, ölümünden önce de suçladığını) biliyor ama Bulunmaz'a yukarıdaki iftiraları yöneltebilmek için Bulunmaz'ın o açıklamasını bilmezden/görmezden geliyor ve okurların da bilememesi/görememesi için, Bulunmaz'ın yazısının uzun ve sıkıcı olduğunu söylüyor. Bulunmaz, ben bu suçlamaları Zeki Göker ölmeden önce de yaptım diye "özellikle" not düşüyor. Ama Demirkanlı, o nota hiç aldırmadan, Bulunmaz'ı Zeki Göker'in ölmesini ve kendini savunamaz hale gelmesini "beklemekle" suçluyor ve aynı Demirkanlı, kendisinin ürettiği bu yalana dayanarak Bulunmaz'ın ne alçaklığını ne pespayeliğini bırakıyor. Üstelik yine aynı Demirkanlı, yaptığı bu iğrenç şerefsizliğin ardından, bir de kalkmış, yazısını şu ifadelerle bitiriyor:

"artık bu konuda tek laf etmeyi istemiyorum. İğreniyorum çünkü. (...) Daha fazla uzatmayacağım. Her ikisini de Türk tabiplerine havale ediyorum.

Bakınız: Mustafa Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (2)"

Görüldüğü üzere, dünyanın en iğrenç insanları bile, dürüst insanları iğrenç olmakla suçlayabiliyor. Peki her iki taraf birbirini iğrenç olmakla suçladığına göre; kimin temiz, kimin iğrenç olduğuna nasıl karar vereceğiz? Gayet basit! Kanıtlara bakacağız. Kim kanıtlarla konuşuyor, kim sadece küfrediyor, ona bakacağız. Yukarıda görüldüğü üzere, bizim kanıtlarımız, Mustafa'nın "belgelerle çelişen" kendi sözleri. Mustafa'nın kanıtları ise, ("Theope tesadüfi bir başarıdır" gibi) "kanıta muhtaç" garip iddialardan ve ("Hilmi Bulunmaz Göker'i suçlayabilmek için onun ölmesini beklemiştir" gibi) yalan olduğunu iki kere iki dört misali belgelediğimiz yalanlardan ibaret.

Bir insanın, yalnızca, "Burak Caney'i ait olduğu yere, sanal mezarlığa gömdük" cümlesini (bir sürü karşı kanıta rağmen) yeterli kanıt sayarak ve kanıta muhtaç bu salakça kanıta dayanarak; o cümleyi kurmuş olan insanı (Hilmi Bulunmaz'ı) "hacker" olmakla suçlaması için, belki hukuk nedir bilmeyen bir salak olması yetebilirdi; ama Bulunmaz'ı "hacker" sayan o salağın,  Bulunmaz'la arkadaş olan (dürüstlüğüyle maruf) Coşkun Büktel'in de "hacker" olduğunu ilan edebilmesi için, yalnızca salak olması yetmezdi; Mustafa Demirkanlı kadar insanlıktan nasipsiz, ahlaksız, yalancı, pespaye ve alçak olması da gerekirdi/gerekti.

Demirkanlı, umarım sözünü tutar ve bundan böyle (ismimi vererek ya da vermeden veya kendisi başka bir isim ardına gizlenerek veya örneğin, hacklenmeden kurtulduğu halde aylardır bir tek yazı yazmayan ve aslında söyleyecek bir şeyi kalmadığı için "hacklendim" numarasına yatmış olan, kimliği belirsiz, sanal şahıs Burak Caney'i tekrar devreye sokarak) bana sataşmaya kalkışmaz. Ama eğer kalkışırsa, Demirkanlı'ya cevap vermek için bir şartım var: Önce, belgelediğim tüm yalanları için ("tekrar okuyunca yanlış anlaşılabileceğimi anladım, aslında şöyle demek istemiştim" tarzında önemsizleştirme gayretine girmeden) açıkça/mertçe/Türkçe/netçe, hesap verecek ya da özür dileyecek. Ve bundan böyle Büktel hakkında herhangi bir suçlama yaparsa, o suçlamayı, kanıta muhtaç kanıtlarla, salakça iddialarla değil, Büktel'in kendi ifadeleriyle "somut" olarak, direkt kaynak göstererek, kanıtlayacak. Böyle yapmazsa, bundan böyle, (Burak Caney'i asla cevaplamadığım gibi) artık Demirkanlı'yı da cevaplamayacağım.

Ben hayatımı, onun yalnızca birkaç saniyede uydurduğu kasıtlı yalanları çürütmek için, günlerce kanıt belge toplamakla, bu kanıtları mantıklı ve tutarlı bir kompozisyon içinde okurlara sunmak için kılı kırka yarmakla, daha fazla harcamak zorunda değilim. Büktel/Demirkanlı Polemiği'ndeki yazılara rağmen Demirkanlı'nın ne mal olduğunu hâlâ anlamayanlar kaldıysa, zaten anlamak istemiyorlar demektir.

 

Coşkun Büktel / 24 Nisan 2007

 

Not: Sitesinde Büktel'i suçlayan Demirkanlı'nın suçlamalarını ben coskunbuktel.com'da, "ana sayfanın baş köşesinden anons ederek", yayınladım. Bakalım Demirkanlı, benim bu cevap yazımı sitesinde yayınlayabilecek mi?

Güncel Not:

Okurlar, kimin iğrenç olduğuna karar vermeden önce, kendilerine şu soruyu da sormalı: Acaba Coşkun Büktel, Demirkanlı'nın kendisiyle ilgili yazdığı her satırı coskunbuktel.com okurlarına iletmekten çekinmediği halde; Demirkanlı, Büktel'in, örneğin, yukarıdaki cevabını, okurlarından niçin saklamak zorunda kaldı? (28 Nisan 2007)

 

 

coskunbuktel.com'dan okurlara "bonus":

 

BÜKTEL/DEMİRKANLI POLEMİĞİ

 

(Eskiden yeniye doğru tarih sırasıyla)

 

 

 

MUSTAFA DEMİRKANLI'YA YANIT: COŞKUN BÜKTEL'E SANATSEVERLER DEĞİL, ANCAK SANATSAVARLAR YALANCI DİYEBİLİR  

COŞKUN BÜKTEL

 

MUSTAFA DEMİRKANLI SİNSİ YALANLAR VE TAHRİFLERLE OKURLARI CAYDIRMAYA ÇALIŞIYOR   önemli

COŞKUN BÜKTEL

 

 

ARTIK SIKINTI VERMEYE BAŞLADIN COŞKUN BÜKTEL MUSTAFA DEMİRKANLI

 

DEMİRKANLI'YA SON (OLMASINI UMDUĞUM) CEVAP  COŞKUN BÜKTEL

 

COŞKUN BÜKTEL'İ ANLAMAK...

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

KİM DEĞİŞTİ?

COŞKUN BÜKTEL

 

H. HİLMİ BULUNMAZ VE COŞKUN BÜKTEL(1)

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

H. HİLMİ BULUNMAZ VE COŞKUN BÜKTEL(2 VE SON)

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP                                                                              COŞKUN BÜKTEL

 

HAY ALLAH!

MUSTAFA DEMİRKANLI