Beni bu defa da Hilmi
Bulunmaz üzerinden
suçlamaya kalkan

DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA)
SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP
Coşkun Büktel
Mustafa Demirkanlı'nın
H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)
ve
H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (2)
başlıklı iki bölümlük
suçlama yazısını, (her iki bölümün sonlarına eklediğim birer editör
değerlendirmesiyle) coskunbuktel.com'da yayınlamıştım.
Demirkanlı'nın o yazılarda Hilmi Bulunmaz üzerinden bana suçlama
yöneltmesi, beni hiç şaşırtmamıştı. (Çünkü zaten, Hilmi Bulunmaz'a,
bütün bu tartışmaların başlamasından aylar önce, dikkatli olmasını,
beni eleştiremeyenlerin, beni "onun" üzerinden vurmaya
kalkabileceklerini söylemiş, Bulunmaz'a "Benim Aşil topuğum olma!"
demiştim.)
Demirkanlı'nın ikinci yazısının sonuna yazdığım
"Editör değerlendirmesi" kısaydı. Bu değerlendirmemde, Bulunmaz'ın
yanıtlamasından sonra gerek görürsem, Demirkanlı'yı kendim de
yanıtlayabileceğimi söylemiştim.
Hilmi Bulunmaz, Demirkanlı'nın kendisine ve
bana yönelik suçlamalarına bir değil, bir sürü yazıyla cevap verdi;
Demirkanlı'yı adeta paspas yaparak, her aklına gelişinde
çiğnedi/çiğniyor.
Bu arada, "Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi" başlığı altında,
bir yazı serisi başlatan Hilmi Bulunmaz, benim bu satırları yazdığım
şu an'a dek (24 Nisan 2007, 11.50) bu seriyi de, 9 rakamına
ulaştırdı. Bulunmaz, "Kirli Çamaşırlar" serisinde, Demirkanlı'nın
bir takım eski yazılarını "hiç kısaltmadan" yayınlayarak,
Demirkanlı'nın eskiden söyledikleriyle bugün söyledikleri arasındaki
tutarsızlıkları sergiliyor.
Bulunmaz'ın sergilediği "kirli çamaşırlar"
arasında bence en ilginç olanı, serinin üç numaralı kirli
çamaşırıydı (Tıklayınız:
"Demirkanlı Ölünün Arkasından Yazıyor").
Hilmi Bulunmaz, linkini verdiğimiz o kirli çamaşır sayfasında, (bugün Bulunmaz'ı ölülerin ardından kötü konuşmakla suçlayan)
Mustafa Demirkanlı'nın
eski bir yazısını "tümüyle" aktarıyor ve onun Recep Bilginer'in
ölümü sonrasında Bilginer'i nasıl suçladığını belgeliyordu.
Bugün
Bulunmaz'ı ölüye saygısızlıkla suçlayan Demirkanlı, Recep Bilginer
öldüğünde, bu yaşlı başlı koskoca yazarı başkalarının piyonu olarak
takdim edebilmiş, Bilginer'in ardından şu dedikoduları üretebilmişti:
Dernek seçimi
ve Yönetim Kurulu mahkeme kararıyla iptal edildi, yine de
yasal yönetime devretmedi derneği,
derneğin anahtarını ve defterlerini
yanından hiç ayırmadı.
Oyunları oynanmıyor diye
Cumhurbaşkanı’na bile şikâyet etti Devlet Tiyatroları’nı.
Oyun yazarlığına çok zarar verdi ve gitti,
(Altını ben çizdim. CB.) anahtarlarıyla ve dernek
defterleriyle birlikte.
(...)
Recep Abi’nin
bu rahatlığı, ölümünün ardından bunları yazmama cesaret verdi,
başka şeyler yazsam ikiyüzlülük
yapmış olurdum,
sanırım o da istemezdi bunu.
(Bakınız: Bulunmaz,
"Demirkanlı Ölünün Arkasından Yazıyor".
Orijinal kaynak için bakınız:
Demirkanlı,
"Acı Üzerine Acı".)
Mustafa Demirkanlı ölünün ardından suçlama
yapınca, "aferin!" demek zorundayız. Çünkü mazereti var: "Başka
şeyler yazsam ikiyüzlülük
yapmış olurdum".
Peki, Hilmi
Bulunmaz, ölünün ardından, ikiyüzlülük yapmış olmamak için, gerçek
düşüncelerini yazarsa, ona da "aferin!" diyecek miyiz? Hayır.
Bulunmaz için şunları diyeceğiz:
Sosyalistmiş… hadi be sende. Bir
sosyalist önce insanı sever, sonra namusludur, kimsenin arkasından
konuşmaz, hele hele öldükten sonra bir insanın arkasından hiç
konuşmaz, çünkü artık kendini savunacak durumu kalmamıştır. Ama bu
pespaye adam, korkaktır, yalancıdır ve insanların ölümünden sonra
konuşacak, küfredecek kadar da alçaktır.
Bakınız: Mustafa Demirkanlı,
"H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"
"Kendi" sözleri, "kendi" yazdıklarıyla
kanıtladığımız üzere, Demirkanlı, yalnızca yalancı değil, aynı
zamanda tutarsızlığın ve "çifte standardın" klasik olmayı hak edecek
en iğrenç örneklerini sunan bir samimiyetsizlik abidesidir.
Demirkanlı hakkındaki her yazımda, Demirkanlı'nın "somut" (iki kere
iki dört gibi "somut") yalanlarını sergilemeyi adet edindiğime göre,
bu yazımda da geleneği bozacak değilim. Ben Demirkanlı'nın
arkadaşlarının değil, Demirkanlı'nın öz be öz kendisinin yalanlarını
kanıtlıyorum ve öyle trıçkadan "laflarla" (kanıta muhtaç
kanıtlarla, "iddialarla") değil, Demirkanlı'nın öz be öz kendi sözleriyle
kanıtlıyorum. İşte bu yazımdaki örnek:
Hilmi Bulunmaz, Zeki Göker'in ölümü ardından Göker
hakkında bir yazı yazmış, Göker'i nefretle anmıştı. (Ölenlerin ardından nefretle
konuşmasını her defasında kınadığım Hilmi Bulunmaz'ın Göker'e karşı nefretinin oldukça haklı nedenlerini anlamak için tıklayınız: Hilmi
Bulunmaz,
"Mum'dan Bir Yaprak: Ben Tiyatrocuyum,
Soyarım" ve
"Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?")
Ölüye saygı konusunda kendi sicilinin de hiç
parlak olmadığını yukarıda kanıtladığımız Mustafa Demirkanlı,
"H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"
başlıklı yazısında, Bulunmaz'a demediğini bırakmıyor, Zeki Göker'in
ölüsüne saygısızlık ettiği için, Bulunmaz hakkında ağzına geleni
söylemekten kaçınmıyordu. Demirkanlı, söz konusu yazısında, önce
Bulunmaz'dan şu satırları aktarıyordu:
Bürütüs öldü!..
Türkiye tiyatrosunu
hançerleyen insanlardan biri olan Zeki Göker öldü. Sol adına tiyatro
yaptığını iddia eden ve ne denli solculuğa aykırılık varsa,
hiçbirini aksatmadan yerine getiren Göker’den kurtulduğumuza
sevindiğimi dile getirmek durumundayım… (Perşembe, 21 Aralık 2006)
Bakınız: Mustafa Demirkanlı,
"H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"
Demirkanlı, Bulunmaz'ın
"Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?"
başlıklı yazısından aktardığı yukarıdaki satırlara şu yorumu
getiriyordu:
(Zeki Göker’in ardından da bu
girişli yazıyı yazmıştı, neden sağlığında yazmayıp da öldükten sonra
yazdığının gerekçesini ise aşağıdaki yazıda açıklıyordu.
Bürütüs'ün ölümüne neden
sevindim?
http://bulunmaztiyatro.com/index.php?option=com_content&task=view&id=248&Itemid=39
Bakınız: Mustafa Demirkanlı,
"H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"
Yukarıdaki alıntıya çok dikkat edin: Demirkanlı,
Bulunmaz'ın, "ölülerin ardından konuşan, yüzlerine konuşamayan bir
korkak" olduğuna, okurları inandırmak istiyor. Okurları bu yargısına inandırmak,
inandırıcı olabilmek için kaynak
gösteriyor. Hatta kaynağın linkini bile veriyor. Hem de son günlere kadar hiç yapmadığı bir şey yapıp, Bulunmaz sitesinin ana sayfasına değil,
Bulunmaz'ın ilgili
yazısına (yani kaynağın kendisine) "direkt" link veriyor.
(Daha önce yaptığı gibi ana sayfaya link verip, okurlara, kaynak
istiyorsanız gidin orada arayıp bulun, demiyor.) Kısacası,
Demirkanlı, Bulunmaz'ın ölü ardından konuşan bir korkak olduğu
tezini inandırıcı kılmak için, sansürcü alışkanlıklarını bir kenara
koyup, uygar, demokrat ve bilimsel bir "görünüm" sunuyor. Anahtar
kelime, o işte: "Görünüm".
Bütün bunlar yalnızca bir "görünüm". Demirkanlı,
kendisini sansürcülükle suçlayan Büktel'in ve Bulunmaz'ın
karşısında, kaynak gösterir, link verir gibi yaparken, aslında
yalnızca "görüntüyü kurtarmaya" çalışıyor. Kaynak gösteriyor,
kaynağa "direkt" link veriyor ama link adresinin hemen ardından şu
cümleyi kuruyor:
Uzun uzun kazık yediğini
anlattığı bir yazı, merak edenler ilgili linkten okuyabilir.
Bakınız: Mustafa Demirkanlı,
"H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"
Demirkanlı'nın ne yapmaya çalıştığını anladınız
mı? Hem okurların güvenini kazanmak için link veriyor, hem de, link
verdiği yazıyı uzun, sıkıcı ve önemsiz göstererek, okurların yazıyı
okumasını engellemeye çalışıyor. Peki, niye engellemeye çalışıyor? O
yazıda, okurların görmesini istemediği bir şey mi var? Elbette!...
Elbette var! Bulunmaz'ın yazısındaki o şeyi, Demirkanlı'nın
okurlardan saklamaya çalıştığı o şeyi, göstereceğiz. Ama
Demirkanlı'nın o şeyi okurlardan hangi nedenle saklamaya çalıştığını
açıklayabilmemiz için, önce Demirkanlı yazısından yaptığımız aktarmayı
(baştan beri ve yine, aradan bir tek cümle/bir tek kelime çıkarmaksızın) son bir
defa daha sürdürmemiz gerekiyor:
Gerekçesi ise şuymuş: “Not:
Şimdiye dek sitemizde bu konuya pek değinmememizin asal nedeni, Zeki
Göker’in zehrini kimseye akıtma olasılığının kalmamasıydı…”
Ama, gerçekten Zeki Göker zehir
akıtıyorsa, öldükten sonra hiç şansı kalmamıştı, ama bu ahlaksız,
ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar
insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini
savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz.
Sosyalistmiş… hadi be sende. Bir
sosyalist önce insanı sever, sonra namusludur, kimsenin arkasından
konuşmaz, hele hele öldükten sonra bir insanın arkasından hiç
konuşmaz, çünkü artık kendini savunacak durumu kalmamıştır. Ama bu
pespaye adam, korkaktır, yalancıdır ve insanların ölümünden sonra
konuşacak, küfredecek kadar da alçaktır. Bu adamdır Coşkun Büktel’in
en yakın dostu, yayıncı kankasıdır, sitelerinde birbirlerini
pohpohlayıp dururlar.
Bakınız: Mustafa Demirkanlı,
"H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"
Demirkanlı, Hilmi Bulunmaz için ne diyor? "bu
ahlaksız, ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak
kadar insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini
savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz."
diyor.
Peki Demirkanlı, Bulunmaz'a "ahlaksız...
insanlıktan nasibini almamış biri... terbiyesiz" diye
küfrederken, bu küfürlerini hangi somut gerekçeye dayandırıyor? Şu
somut gerekçeye: "ölümü
bekleyip...Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş
olmalı". Peki, Demirkanlı, Bulunmaz'ın, böyle düşündüğünü (yani
"ölümü
bekleyip...Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye"
düşündüğünü) nereden biliyor? Nereden olacak, kaynak gösterdiği ve
link verdiği (ama uzun, sıkıcı ve önemsiz olduğunu da belirttiği)
Bulunmaz yazısından biliyor.
Oysa Demirkanlı'nın link
verdikten sonra, "Uzun uzun kazık yediğini
anlattığı bir yazı, merak edenler ilgili linkten okuyabilir"
diyerek okurların dikkatinden kaçırmaya çalıştığı
"Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?"
başlıklı
o yazı önemli. Hele
yazının sonundaki notlar bölümü, şu an tartıştığımız konu bakımından
çok daha önemli; bakın, yazısının sonundaki notlar bölümünde, Hilmi Bulunmaz ne
diyor:
Not: Şimdiye dek sitemizde bu konuya pek
değinmememizin asal nedeni, Zeki Göker’in zehrini kimseye akıtma
olasılığının kalmamasıydı…
Önemli not: anlattığımız durumları, bir biçimde, bir yerlerde
yazdık. Örnekse bakınız; MuM Kültür-Sanat Dergisi… (Altını
ben çizdim CB)
Çok önemli not: ölünceye dek, Zeki ve diğer zekilerin yaptıklarını
irdeleyecek, “piyasaya” süreceğim!..
Çok çok önemli not: ABT oyuncusu Kanat Güner neden altın vuruşla
intihar etti?!.
(Bakınız: Hilmi Bulunmaz,
"Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?")
Altını çizdiğim satırlarda Hilmi Bulunmaz ne
diyor? Zeki Göker'den yediği kazıkları ve o yazıda Göker'e yönelik
suçlamalarını daha önce de bir yerlerde yazdığını söylüyor. Nerede
yazmış? Mum dergisinde.
Mum dergisi, Hilmi Bulunmaz'ın Ekim 1994 ile
Haziran 1998 arasında, 26 sayı çıkardığı bir dergi. Hilmi Bulunmaz,
Zeki Göker'e yönelik suçlamalarını içeren "Ben Tiyatrocuyum,
Soyarım" başlıklı yazısını, Mum'un Ekim 1994 tarihli daha ilk
sayısında yayınlamış. (Bulunmaz bu yazıyı daha sonra internet
sitesinde de yayınladı. Bakınız:
"Mum'dan Bir Yaprak: Ben Tiyatrocuyum,
Soyarım".)
Peki Hilmi Bulunmaz Ekim 1994 tarihli Mum'da
Zeki Göker'e yönelik suçlamalarını içeren "Ben Tiyatrocuyum,
Soyarım" başlıklı yazısını yazdığında, Zeki Göker hayatta mıydı?
Hayattaydı.
Oysa Mustafa Demirkanlı, Bulunmaz'ın, Zeki
Göker'i suçlamak için Göker'in ölmesini beklediğini, kendini
savunamaz duruma gelmesini beklediğini söylüyor:
(...) bu ahlaksız, ölümü bekleyip
ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan nasibini
almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş
olmalı… terbiyesiz.
Sosyalistmiş… hadi be sende. Bir
sosyalist önce insanı sever, sonra namusludur, kimsenin arkasından
konuşmaz, hele hele öldükten sonra bir insanın arkasından hiç
konuşmaz, çünkü artık kendini savunacak durumu kalmamıştır. Ama bu
pespaye adam, korkaktır, yalancıdır ve insanların ölümünden sonra
konuşacak, küfredecek kadar da alçaktır.
Sanırım, asıl alçağın, asıl pespayenin, asıl
yalancının kim olduğu, iki kere iki dört kadar açıkça anlaşıldı.
Demirkanlı, Bulunmaz'ın Zeki Göker'e ilişkin
suçlamalarını, Mum dergisinde de yayınladığını (yani Bulunmaz'ın
Göker'i yalnızca ölümünden sonra değil, ölümünden önce de
suçladığını) biliyor ama Bulunmaz'a yukarıdaki iftiraları
yöneltebilmek için Bulunmaz'ın o açıklamasını bilmezden/görmezden
geliyor ve okurların da bilememesi/görememesi için, Bulunmaz'ın
yazısının uzun ve sıkıcı olduğunu söylüyor. Bulunmaz, ben bu
suçlamaları Zeki Göker ölmeden önce de yaptım diye "özellikle" not
düşüyor. Ama Demirkanlı, o nota hiç aldırmadan, Bulunmaz'ı Zeki
Göker'in ölmesini ve kendini savunamaz hale gelmesini "beklemekle"
suçluyor ve aynı Demirkanlı, kendisinin ürettiği bu yalana dayanarak
Bulunmaz'ın ne alçaklığını ne pespayeliğini bırakıyor. Üstelik yine
aynı Demirkanlı, yaptığı bu iğrenç şerefsizliğin ardından, bir de
kalkmış, yazısını şu ifadelerle bitiriyor:
"artık bu konuda tek laf etmeyi
istemiyorum. İğreniyorum çünkü. (...)
Daha fazla
uzatmayacağım. Her ikisini de Türk tabiplerine havale ediyorum.
Bakınız: Mustafa Demirkanlı,
"H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (2)"
Görüldüğü üzere, dünyanın en iğrenç insanları
bile, dürüst insanları iğrenç olmakla suçlayabiliyor. Peki her iki
taraf birbirini iğrenç olmakla suçladığına göre; kimin temiz, kimin
iğrenç olduğuna nasıl karar vereceğiz? Gayet basit! Kanıtlara
bakacağız. Kim kanıtlarla konuşuyor, kim sadece küfrediyor, ona
bakacağız. Yukarıda görüldüğü üzere, bizim kanıtlarımız, Mustafa'nın "belgelerle çelişen" kendi sözleri.
Mustafa'nın kanıtları ise, ("Theope tesadüfi bir başarıdır" gibi)
"kanıta muhtaç" garip iddialardan ve ("Hilmi Bulunmaz Göker'i
suçlayabilmek için onun ölmesini beklemiştir" gibi) yalan olduğunu
iki kere iki dört misali belgelediğimiz yalanlardan ibaret.
Bir insanın, yalnızca, "Burak Caney'i ait
olduğu yere, sanal mezarlığa gömdük" cümlesini (bir sürü karşı
kanıta rağmen) yeterli kanıt sayarak ve kanıta muhtaç bu salakça
kanıta dayanarak; o cümleyi kurmuş olan insanı (Hilmi Bulunmaz'ı) "hacker"
olmakla suçlaması için, belki hukuk nedir bilmeyen bir salak olması
yetebilirdi; ama Bulunmaz'ı "hacker" sayan o salağın,
Bulunmaz'la arkadaş olan (dürüstlüğüyle maruf) Coşkun Büktel'in de "hacker"
olduğunu ilan edebilmesi için, yalnızca salak olması yetmezdi;
Mustafa Demirkanlı kadar insanlıktan nasipsiz, ahlaksız, yalancı,
pespaye ve alçak olması da gerekirdi/gerekti.
Demirkanlı, umarım sözünü tutar ve bundan böyle
(ismimi vererek ya da vermeden veya kendisi başka bir isim ardına
gizlenerek veya örneğin, hacklenmeden kurtulduğu halde aylardır bir
tek yazı yazmayan ve aslında söyleyecek bir şeyi kalmadığı için "hacklendim"
numarasına yatmış olan, kimliği belirsiz, sanal şahıs Burak Caney'i
tekrar devreye sokarak) bana sataşmaya kalkışmaz. Ama eğer
kalkışırsa, Demirkanlı'ya cevap vermek için bir şartım var: Önce, belgelediğim
tüm yalanları için ("tekrar okuyunca yanlış anlaşılabileceğimi
anladım, aslında şöyle demek istemiştim" tarzında önemsizleştirme
gayretine girmeden) açıkça/mertçe/Türkçe/netçe, hesap verecek ya da
özür dileyecek. Ve bundan böyle Büktel hakkında herhangi bir suçlama
yaparsa, o suçlamayı, kanıta muhtaç kanıtlarla, salakça iddialarla
değil, Büktel'in kendi ifadeleriyle "somut" olarak, direkt kaynak
göstererek, kanıtlayacak. Böyle yapmazsa, bundan böyle, (Burak Caney'i asla cevaplamadığım gibi) artık
Demirkanlı'yı da cevaplamayacağım.
Ben hayatımı, onun yalnızca birkaç saniyede
uydurduğu kasıtlı yalanları çürütmek için, günlerce kanıt belge
toplamakla, bu kanıtları mantıklı ve tutarlı bir kompozisyon içinde
okurlara sunmak için kılı kırka yarmakla, daha fazla harcamak
zorunda değilim.
Büktel/Demirkanlı Polemiği'ndeki
yazılara rağmen Demirkanlı'nın ne mal olduğunu hâlâ anlamayanlar
kaldıysa, zaten anlamak istemiyorlar demektir.
Coşkun Büktel / 24 Nisan 2007
Not: Sitesinde Büktel'i
suçlayan Demirkanlı'nın suçlamalarını ben coskunbuktel.com'da, "ana
sayfanın baş köşesinden anons ederek", yayınladım. Bakalım
Demirkanlı, benim bu cevap yazımı sitesinde yayınlayabilecek mi?
Güncel Not:
Okurlar, kimin iğrenç olduğuna karar
vermeden önce, kendilerine şu soruyu da sormalı: Acaba Coşkun Büktel,
Demirkanlı'nın kendisiyle ilgili yazdığı her satırı coskunbuktel.com
okurlarına iletmekten çekinmediği halde; Demirkanlı, Büktel'in,
örneğin, yukarıdaki cevabını, okurlarından niçin saklamak zorunda
kaldı? (28 Nisan 2007)
coskunbuktel.com'dan okurlara "bonus":
BÜKTEL/DEMİRKANLI /BULUNMAZ POLEMİĞİ
(Eskiden yeniye
doğru tarih sırasıyla)
MUSTAFA DEMİRKANLI'YA YANIT: COŞKUN BÜKTEL'E
SANATSEVERLER DEĞİL, ANCAK SANATSAVARLAR YALANCI DİYEBİLİR
COŞKUN BÜKTEL
MUSTAFA DEMİRKANLI SİNSİ YALANLAR VE
TAHRİFLERLE OKURLARI CAYDIRMAYA ÇALIŞIYOR
önemli
COŞKUN BÜKTEL
ARTIK
SIKINTI VERMEYE BAŞLADIN COŞKUN BÜKTEL
MUSTAFA DEMİRKANLI
DEMİRKANLI'YA SON (OLMASINI UMDUĞUM) CEVAP
COŞKUN
BÜKTEL
COŞKUN
BÜKTEL'İ ANLAMAK...
MUSTAFA DEMİRKANLI
KİM DEĞİŞTİ?
COŞKUN BÜKTEL
H. HİLMİ
BULUNMAZ VE COŞKUN BÜKTEL(1)
MUSTAFA DEMİRKANLI
H. HİLMİ BULUNMAZ VE
COŞKUN
BÜKTEL(2 VE SON)
MUSTAFA DEMİRKANLI
DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI
UMDUĞUM CEVAP
COŞKUN BÜKTEL
HAY ALLAH
MUSTAFA DEMİRKANLI
DEMİRKANLI, YALANLARINI SÜRDÜRÜYOR
HİLMİ BULUNMAZ
VEKALET DÖNEMİ
MUSTAFA DEMİRKANLI
YALANI YALANLA
ÖRTMEK
HİLMİ BULUNMAZ
(Yukarıdaki başlığı taşıyan yazı,
tiyatrom.com'da yayınlanması için, 2 Ağustos 2007'nin ilk
dakikalarında ―tam olarak, saat
00.29'da― A. Ertuğrul Timur'a
gönderilmiş, henüz/hâlâ yayınlanmamıştır. Büyük ihtimalle,
Bulunmaz'ın önceki yazısı gibi, cevabıyla aynı anda yayınlanacaktır.
GÜNCELLEME: tiyatrom.com'un sahibi A.
Ertuğrul Timur, Bulunmaz'ın "Yalanı Yalanla Örtmek" yazısını sansür
etmiş, asla yayınlamamıştır.)
YALANI YALANLA ÖRTMEK
HİLMİ BULUNMAZ
KIVIRTMA COŞKUN
MUSTAFA DEMİRKANLI
SKANDAL KONUSUNDA MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN
İFTİRALARINI HİLMİ BULUNMAZ NASIL YANITLADI?
BULUNMAZ / DEMİRKANLI
COŞKUN BÜKTEL BULAŞMA, İŞİNE BAK!
MUSTAFA DEMİRKANLI
İŞ YAPAN, BULAŞIR!
HİLMİ BULUNMAZ
|