Anasayfa Polemik İnceleme   Büktel Hakkında  İlkemiz Büktel'in Gör Dediği Arşiv İletişim

ÇOK ÖNEMLİ GÜNCELLEME 25 Kasım 2010:

Demirkanlı, aşağıda linkini verdiğimiz yazımızın asal konusu olan "link sahtekârlığını", hiçbir uyarı notu düşmeksizin, kedi pisliğini örter gibi, OKURLARA BİZİM YALAN YAZDIĞIMIZI ZANNETTİRECEK BİÇİMDE, sessizce, sinsice örtbas ederek; insanlık onurunu dibe vurdurmakta zirveye henüz varmadığını, Lemi Bilgin ve Ayşenil Şamlıoğlu'nun reklam destekleri devam ettikçe, insanlık onurunu dibe vurdurmakta "evelallah" çok daha yükseklere tırmanacağını bir güzel  kanıtladı. (NOT: Bu güncellemenin daha ayrıntılı bir versiyonu, Büktel metninin hemen altında...)

 

 

İnsanlık onurunu dibe vurdurmakta zirveye çıktı:

MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN "LİNK" SAHTEKÂRLIĞI

 
 
Coşkun Büktel / 23 Kasım 2010
 

 

(...) Çünkü benim yazılarımda iddialar yok, somut kanıtlar ve belgeler var. Çünkü ben, onun hakaret diye nitelediği saptamalarımı okurların önüne koyabilmek için, neredeyse her cümlemi, somut kanıtlarla destekliyor, kanıtlarıma kaynak gösteriyor, kaynakların "direkt" linklerini vererek onları okurlar için kolayca ulaşılabilir ve test edilebilir kılıyor, hiçbir ayrıntıyı belirsiz ya da desteksiz bırakmıyorum. Desteksiz atmıyorum. Kısacası: Ben, Demirkanlı'nın ne dediğini okurlara duyurmaktan haklı olarak korkmuyorum, Demirkanlı ise benim ne dediğimi okurlara duyurmaktan haklı olarak "korkuyor".

 

Demek ki, belgelerle kanıtlanmış apaçık gerçek şu: Ben, dürüstlükten, ciddiyetten ve bilimsellikten asla taviz vermiyorum. Demirkanlı ise, beni sürekli olarak, yalanın ve sansürün olağan sayıldığı; kanıtlara, belgelere, kaynaklara ve araştırmaya gerek duyulmadığı; herkesin bohçacı karılar gibi ağzına geleni rasgele söyleyebildiği, bulanık bir zemine çekmeye çalışıyor. O bulanık zeminde kör döğüşü yapalım istiyor. Tiyatro sanatı, o zeminde, onun düzeyinde tartışılan bir şey olsun istiyor. Tiyatro tartışmalarına kendisinin de katılabilmesi için, belgeymiş, kanıtmış, kaynakmış gibi şeylerin şart olmamasını, bunların yalnızca Coşkun Büktel'in manyakça takıntıları sayılmasını istiyor; Coşkun Büktel'in söylediği her şeyin Theope saplantısı olarak etiketlenip okurlardan saklanmasını tercih ediyor. (Coşkun Büktel, "KİM DEĞİŞTİ?" 14 Nisan 2007.)

 

(...) Demirkanlı'ya cevap vermek için bir şartım var: Önce, belgelediğim tüm yalanları için ("tekrar okuyunca yanlış anlaşılabileceğimi anladım, aslında şöyle demek istemiştim" tarzında önemsizleştirme gayretine girmeden) açıkça/mertçe/Türkçe/netçe, hesap verecek ya da özür dileyecek. Ve bundan böyle Büktel hakkında herhangi bir suçlama yaparsa, o suçlamayı, kanıta muhtaç kanıtlarla, salakça iddialarla değil, Büktel'in kendi ifadeleriyle "somut" olarak, direkt kaynak göstererek, kanıtlayacak. Böyle yapmazsa, bundan böyle, (Burak Caney'i asla cevaplamadığım gibi) artık Demirkanlı'yı da cevaplamayacağım.

Ben hayatımı, onun yalnızca birkaç saniyede uydurduğu kasıtlı yalanları çürütmek için, günlerce kanıt belge toplamakla, bu kanıtları mantıklı ve tutarlı bir kompozisyon içinde okurlara sunmak için kılı kırka yarmakla, daha fazla harcamak zorunda değilim. Büktel/Demirkanlı Polemiği'ndeki yazılara rağmen Demirkanlı'nın ne mal olduğunu hâlâ anlamayanlar kaldıysa, zaten anlamak istemiyorlar demektir. (Coşkun Büktel, "DEMİRKANLI'YA BİR KEZ DAHA SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP" 24 Nisan 2007.)

 

lütfen, Demirkanlı sitesinden başka bir şey okumayan tiyatroseverleri, aşağıda yazdıklarım bağlamında uyarın:

Lütfen (karşı görüşlere kural olarak değil,  ancak çok, çok, çok, çok ender olarak, demokrat bir izlenimle okurları yanıltmak amacıyla, işine geldiği zaman ve işine geldiği kadar ve işine geldiği formatta yer veren ve genellikle karşı görüşleri ya da linklerini uğratmadığı sahasında "tek kale maç yapmayı seven") linççi Demirkanlı'nın yazılarını,  dezenformasyona karşı sizi bağışıklı kılacak bir bilinç ve uyanıklık halinde okuyunuz!

Lütfen kendinizi linççi Demirkanlı'dan ve Demirkanlı sapığından medet umanlardan koruyunuz!

Her zaman dediğim gibi: Mustafa Demirkanlı'yı midesi kaldırabilen, Demirkanlı'dan iğrenmeyebilen herkesten, tüm samimiyetimle iğreniyorum.

 (Coşkun Büktel, "ENTRİKALARI, TUTARSIZLIKLARI, GALİZ KÜFÜRLERİ, İFTİRALARI, KISACASI TÜM 'HALTLARIYLA' Yücel Erten sayfası", 4 Eylül 2010.)

 

 

Demirkanlı, bir kez daha, öyle bir sahtekârlık yaptı, sahtekârlıkta bir kez daha kendini aşmayı öylesine cesurca göze aldı ki; bu defa da benim yazdığım satırları değiştirerek açıkça "tahrif eden", Büktel'in orijinal kaynağına link veriyormuş gibi yaparak alakasız bir kaynağa link veren bu sahtekârı bir kez daha teşhir ederek okurları onun bu son alçaklığı konusunda uyarma görevinden kaçınmak imkânsız hale geldi. Dolayısıyla, hayatımı, onun yalnızca birkaç saniyede uydurduğu kasıtlı yalanları teşhir edip çürütmeye mesai harcamakla geçirmekten kurtulamıyorum. Ve yine dolayısıyla, bu yazımı da, öncelikle, (Demirkanlı'yı sürekli reklamla besleyerek Türk tiyatrosunun biricik muhalefetine karşı bu alçakça iftira ve hilekârlıkların sürekli kılınmasını sağlayan) DT genel müdürü Lemi Bilgin'e ve İBBŞT genel sanat yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu'na ithaf etmiş oluyorum.

Demirkanlı'nın 23 Kasım 2010 tarihli son yazısını, sitesinden "aynen" kopyalayıp aşağıya tümüyle aktardım. Biz, Demirkanlı'nın orijinal kaynağa link vermeksizin, kanıtsız, belgesiz, linksiz yalan ve iftiralarını bugüne dek o kadar çok sayıda belgeledik ki, okurlarımız için artık haber değeri ya da herhangi bir inandırıcılık taşımadığından, onun bu tür "desteksiz" yalan ve iftiralarını zaten artık cevaplayıp teşhir etmeye bile gerek duymuyoruz. Ama bu yazıda Demirkanlı yeni bir şey yaptı.

Bu yazıda, Demirkanlı, okurlar indinde inandırıcı olabilmek için, kırmızı harflerle belirginleştirdiği bir sürü alıntı yapmış. Alıntılar tamam... Sözler bizim sözlerimiz... Ama biz o sözleri hangi bağlamda söylemişiz? Demirkanlı niye orijinal kaynağa link verip okurların, o sözleri hangi gerekçelerle söylediğimizi "kendi gözleriyle" görmesini tercih etmiyor? Niye olacak, eğer orijinal kaynağa link verirse, örneğin, şu paragrafta kırmızı harflerle yaptığı yorumların yalan ve iftira olduğunu tüm okurlar görür diye:

(Mustafa'nın metninden yaptığım alıntılar, —orijinalden kopyalayıp bu sayfanın en altına yapıştırdığımız— "tam" metnin içinde kolayca görülebilsin istedik. Bu amaçla hem burada bu metnin içinde, hem de sayfanın altındaki tam metnin içinde, alıntıların üstünü sarıya boyayıp belirgin kıldık.)

MUSTAFA DEMİRKANLI HAKKINDA (HENÜZ TAKMA İSİMLİ SAPIKLAR KULLANMASINDAN VE BULUNMAZ İLE BÜKTEL'E KARŞI LİNÇ KAMPANYASI BAŞLATMASINDAN ÖNCEKİ "MASUM" DÖNEMİNDE) YAPTIĞIM BAZI SAPTAMALAR (Bu suçlamanın belgeleri, linkleri ilişikte olmalı değil mi, tıpkı Büktel'in sayfasının başındaki düsturuna göre ama ne gezer, o düstur insanlar kendisine inansın diye konmuş Goobelsvari bir düsturdur sadece, o sadece saldırır, belge gerektiğinde de kendi yazdığı halüsünasyonlarını belge diye gösterip, kendi iddialarına referans gösterir, okurlar da salak ya buna inanır sanıyor ama inananlar da yok değil. M.D.)

Ne diyor Mustafa? Bu suçlamanın belgeleri, linkleri ilişikte olmalı değil mi, diyor. Peki ama, Demirkanlı'nın okurları, yazımın "ilişiğinde" ne olduğunu biliyorlar mı? Elbette ki, hayır. Mustafa, yazımın "ilişiğini" göstermediği okurlarına, yazımın "ilişiğinde" belgelerin ve linklerin bulunmadığını söylüyor. Mustafa yazıyı yalnızca kendi işine geldiği formatta ve kendi işine geldiği kadarıyla cımbızlamış. Sonra da, siz aldırmayın Büktel'in kanıt ve belgeyi vurgulayan düstüruna, o yalnızca insanlar kendisine inansın diye konmuş Goobelsvari bir düsturdur sadece diyor. Peki, Büktel'in her zaman yaptığı gibi, Mustafa da yazının orijinal kaynağına link veriyor mu? Orijinal kaynağa link mi? Güldürmeyin, Mustafa'yı? Orijinal kaynağa, (yani Büktel'in sitesine) link versin de, okurlar yazının "ilişiğindeki" hatta yazının "içindeki" linkleri mi görsün? İşte Mustafa'nın linklerinden soyarak alıntıladığı ifademizin, coskunbuktel.com'un ana sayfasındaki orijinal hali:

MUSTAFA DEMİRKANLI HAKKINDA (HENÜZ TAKMA İSİMLİ SAPIKLAR KULLANMASINDAN VE BULUNMAZ İLE BÜKTEL'E KARŞI LİNÇ KAMPANYASI BAŞLATMASINDAN ÖNCEKİ "MASUM" DÖNEMİNDE) YAPTIĞIM BAZI SAPTAMALAR

Lütfen, TIKLAYINIZ!

Yazının orijinal halinde ne görüyoruz? Kanıt ve belgelere götüren mavi renkli linkler görüyoruz. Yani kanıtlar yalnızca ilişikte değil, yazının her yerinde var. Demirkanlı diyor ki, o sadece saldırır, belge gerektiğinde de kendi yazdığı halüsünasyonlarını belge diye gösterip, kendi iddialarına referans gösterir, okurlar da salak ya buna inanır sanıyor ama inananlar da yok değil. M.D

Okurlar, Mustafa'nın bu kanıtsız, belgesiz, desteksiz iddialarının ne kadar geçerli ya da geçersiz olduğunu görmek için; Mustafa'nın linklerinden soyarak alıntıladığı ifademdeki, (Mustafa'nın kendi okurlarından sakladığı) o üç mavi linkin üçünü de (bir ya da iki tık) izleyerek, görecekleri şeylerin halüsünasyonlar mı; yoksa Mustafa'nın eliyle yazılmış ve hiç sansürlenmemiş iftira içerikli yazılar mı, linç kampanyasının linççiler eliyle yazılmış sansürsüz tam metni mi, Büktel'i aynen Mustafa'nın argümanları ve iftiralarıyla suçlayan takma isimli sapıkların hiçbir sansüre uğramaksızın özgürce saçmalamaları mı, olduğuna kendi zekâlarıyla karar vermeliler.

En alttaki, "Lütfen, TIKLAYINIZ!" başlıklı linki tıklayıp, Mustafa'nın yalnızca "başlığını" (ve linklerinden soyarak) alıntılamakla yetindiği yazıya gittiklerinde, yazının içinde şu bölümü de görecekler ve anlayacaklar ki, Mustafa'nın sorduğu bütün soruların cevapları aslında zaten verilmiş. Ama Demirkanlı, o cevapları saklayıp sansür ederek, sitesinin tek yanlı "doldurulmuş", talihsiz okurlarını, kasten, cevapları bildiği halde, bile bile, Bulunmaz, Büktel ve Göktaş aleyhinde dezenforme ediyor. İşte, kendi sayfalarımızı (Demirkanlı'nın nezaketli iftira diliyle halüsünasyonlarımızı) belge diye göstermemizle ilgili eleştiriye daha bir hafta önce verdiğimiz cevap:

(GÜNCELLEME 14 Kasım 2010: Bugünlerde Demirkanlı ya da sapıkları bana sık sık şu eleştiriyi yöneltiyorlar: Kaynak gösterdiğini, link verdiğini söylüyorsun ama kendi yazılarını kaynak gösteriyor, kendi sitene ya da Hilmi Bulunmaz'ın sitesine link veriyorsun. Kanıt diye kendi yazılarını öne sürüyorsun. Evet, siz linççi vandallar, kanıt ve belgeleri sitelerinizden silip "TEMİZLEYEREK" yok edecek kadar "TEMİZ" hilekârlar olduğunuz için —BAKINIZ: Feridun Çetinkaya, "İFTİRACI VE LİNÇÇİ YAYINCININ DÜŞKÜNÜ, 'BAHAR TEMİZLİĞİ' YAPAR KIŞ GÜNÜ"— suçlarınızın belgelerini sizin sitelerinizde gösterebilmek çoğu zaman imkânsız oluyor ve belgeleri kendi sitelerimizde göstermek zorunda kalıyoruz. Ama siz kendi yazdıklarınızı silip "temizleyerek" yok ettiğiniz halde, biz o yazılarınızı hem notere hem de "İstanbul 3. Sulh Hukuk Mahkemesi'ne" onaylattığımız için (BAKINIZ: MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN ÖNCE YAYINLAYIP SONRA SİLDİĞİ NOTER VE MAHKEME ONAYLI BELGELER http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/11/mustafa-demirkanlnn-once-iftira-atp.html) biz, "sizin elinizden çıktığı noterce ve mahkemece" onaylanmış o belgeleri okurların dikkatine sunmak için, evet, kendi sitelerimize, kendi yazılarımıza link veriyoruz. CB)

Yukarıda alıntılanan bölümdeki son link, bizzat Mustafa'nın elinden çıkmış (ama işlevini gördükten sonra savcılara yakalanmasın diye Mustafa tarafından silinmiş) yazılara (yani somut iftiralara) götürüyor. Silinmelerinden önce, Hilmi, o yazıları hem notere hem de 3. Sulh Hukuk Mahkemesi'ne onaylatmıştır.

Demirkanlı, sahtekârlık avantajına ve bizlerin asla sahtekârlık yapamayacak kadar dürüst olmamızla ilgili dezavantajımıza çok güveniyor. O, sakin ve nezaketli bir dille yalan söyleyebiliyor, bizim öyle bir lüksümüz yok. O sakin ve nezaketli bir dille iftira atıyor, biz iftiraya mecbur kalmayı kendimize asla yediremiyoruz. O, yazdıklarını silip kaçabiliyor, biz tükürdüğümüzü asla yalayamıyoruz. O, insanları hedef gösteren, iftiraya dayalı linç kampanyaları düzenleyebiliyor; biz bu tür bir linç kampanyasını değil iftiraya dayalı olduğunda, hakikate dayalı bile olsa iğrenç bir barbarlık sayıyoruz. Mustafa'nın bazılarına sahip çıktığı, teşekkür ettiği takma isimli sapıklar bugün ve yıllardır sürekli olarak onun bize yönelik bilinen iftiralarını yayıyor, linç kampanyasına destek veriyor, bizi yıpratmaya çalışıyor ve nedense bizden başka hiç kimseye bulaşmıyorlar, hele Mustafa'ya göstermelik olarak bile bulaşamıyorlar.

Mustafa'nın onlarca somut yalanını belgeledikten sonra, burada fazla konuşmama gerek yok. Genç kızları koruyan şefkatli baba rolüne daha önce de (Neslihan Ece Uncuoğlu ve Yaşam Kaya olayında) bana karşı soyunmuş olan Mustafa'nın, bu yazıda ismini vermeden ve yüz kızartıcı suçunu hiç zikretmeden savunmaya çalıştığı bayan yazarla (Başak Sakızlıoğlu) ilgili (sitesinin talihsiz okurlarından gizlemeyi tercih ettiği) gerçekleri Hilmi Bulunmaz kendi sitesinde zaten sergilemişti. Başak Sakızlıoğlu'nun çalıntı suçunu görmezden gelip savunmadığı için Demirkanlı'nın ahlak kriterlerince(!) suçlanan Erbil Göktaş ile Hilmi Bulunmaz; Demirkanlı'ya o konuda gerekli cevapları elbette vereceklerdir. (GÜNCELLEME 29 Kasım 2010: Hilmi'nin Mustafa'ya cevabı için, şu başlığı tıklayınız: "Eğer Türkiye tiyatrosu bu hızla çürümeyi sürdürürse, Lemi Bilgin'le Ayşenil Şamlıoğlu'nun beslediği Mustafa'nın onursuzluğu, insanlık onurunu yenecek!")  

Ne var ki, cevaplar Demirkanlı'nın umurunda bile değil. Nasılsa cevapları sitesinin tek yanlı "doldurulmuş" talihsiz okurlarından sakladığı için, sansürcü Demirkanlı, ağzının payını defalarca aldığı halde, yarın aynı iftiraları okurlarının önüne tekrar koyabiliyor ya da büyük bir pişkinlikle, bu konuyu değiştirip yarın bambaşka bir iftirayla tek yanlı "doldurulmuş" talihsiz okurlarının karşısına tekrar çıkabiliyor.

İşte o yüzden diyorum: Mustafa Demirkanlı'yı midesi kaldırabilen, Demirkanlı'dan iğrenmeyebilen herkesten, tüm samimiyetimle iğreniyorum.

Son olarak, Demirkanlı'nın Büktel'den yaptığı bir alıntıyı daha aşağıya aktarıp, Demirkanlı'nın en cesur hilekârlığını sergilemek zorundayım:

“Mustafa Demirkanlı, Coşkun Büktel'e karşı pek çok takma isim kullandı. Kullandığı son isimlerden biri Deniz Duygulu'ydu. Deniz Duygulu'ya tüm yazdıklarını sileceğini ve hatta facebook hesabını bile kapatacağını söylemiştim. Bu sözüm üzerine sayfalar boyunca benimle alay etmişti. Sonunda savcıya yakalanmamak için, aynen dediğim gibi yaptı: Tüm yorumlarını sildi ve facebook hesabını kapattı. Ama ben her şeyi kaydetmiştim. İşte Demirkanlı'nın Deniz Duygulu olduğunun belgesi: TIKLAYINIZ! (http://www.coskunbuktel.com/buktelozgurbaskantuydu.htm )”

Hayret!... Mustafa Demirkanlı yukarıdaki alıntının sonunda "TIKLAYINIZ! diyerek orijinal kaynağa link vermiş!... Ulan ben ne yalancı iftiracı alçağım! Ne demiştim yukarıda, Mustafa Demirkanlı foyası meydana çıkmasın diye orijinal kaynağa çalışır link vermiyor, demiştim. Oysa işte link yukarda ve çalışır durumda... İşte Demirkanlı'nın Deniz Duygulu olduğunun belgesi: TIKLAYINIZ! (http://www.coskunbuktel.com/buktelozgurbaskantuydu.htm )” deniyor. Demek ki Mustafa link vermiş! Hayır, vermemiş! Nasıl vermemiş yahu?! İşte link yukarıda! Demirkanlı yazısında linkiyle birlikte paragrafı aynen aktarmış! Senin göstereceğin belgelerden korkmamış!

Pekâlâ, sahtekârlıkta sınır tanımayan Mustafa'nın ne yaptığı anlaşılsın diye, şimdi de, yukarıda alıntılanmış paragrafın Büktel sitesindeki orijinal halini aşağıya kopyalayalım:

Mustafa Demirkanlı, Coşkun Büktel'e karşı pek çok takma isim kullandı. Kullandığı son isimlerden biri Deniz Duygulu'ydu. Deniz Duygulu'ya tüm yazdıklarını sileceğini ve hatta facebook hesabını bile kapatacağını söylemiştim. Bu sözüm üzerine sayfalar boyunca benimle alay etmişti. Sonunda savcıya yakalanmamak için, aynen dediğim gibi yaptı: Tüm yorumlarını sildi ve facebook hesabını kapattı. Ama ben her şeyi kaydetmiştim. İşte Demirkanlı'nın Deniz Duygulu olduğunun belgesi:TIKLAYINIZ!

Demirkanlı, metnimin orijinalinde TIKLAYINIZ! sözcüğüne yüklediğim linki, kendi yaptığı alıntıda o sözcükten çıkarmış. Onun yerine TIKLAYINIZ sözcüğünün ardından şu linki eklemiş: (http://www.coskunbuktel.com/buktelozgurbaskantuydu.htm )

Ben niçin link veriyorum? Demirkanlı'nın Deniz Duygulu olduğunun belgesini okurlar görsün diye link veriyorum. Niye? Çünkü ben Deniz Duygulu takma isimli sapık ve bir sonraki Burak Otakçı adlı sapık ile yaptığım tartışmaları ve onların tüm iftiralarını aynen kaydetmiş ama daha sonraki sapık Özgür Başkan'ın iftiralarını (Demirkanlı'nın tüm sapıklarına mesai harcamak zorunda olmadığım ve boşa zaman kaybetmek istemediğim için) kaydetmemiştim ve zaten takma isimli son sapık Özgür Başkan da, tam tahmin ve iddia ettiğim gibi, kısa süre sonra,  yorum formatlı tüm iftiralarını silip "tüymüştü". Ben de Özgür Başkan'ın nasıl "tüydüğünü" sitemdeki bir sayfada unutmadan yazıp kayda geçmiştim. Ama o sayfada belge olarak yalnızca benim cevaplarım yer alıyor, Özgür Başkan'ın yorumları ve bana cevapları ise sildiği için görünmüyordu. İşte Mustafa Demirkanlı, yukarıda benim Demirkanlı'nın Deniz Duygulu olduğunun belgesini okurlar görsün diye verdiğim orijinal linki çıkarıp, Özgür Başkan hakkındaki bu "belgesiz" sayfaya link vermiş. Demirkanlı'nın Deniz Duygulu olduğunun belgesini okurların görmesinden kim bilir ne kadar korkmuş olmalı ki, yaptığı alıntıdaki linki değiştirerek yazımı tahrif etmek gibi apaçık bir sahtekârlığa, düpedüz bir ahlâksızlığa bile tevessül edebilmiş. Upuzun yazısında, sözlerimizi cımbızlayarak bir sürü alıntı yapıyor ama yaptığı alıntıların yalnızca bir tanesinin orijinal kaynağına link veriyor; daha doğrusu link verir gibi yaparak, okurları alakasız bir kaynağa yöneltiyor. Upuzun yazısında yalnızca bir kez link veriyor ama onu da yanlış veriyor; benim linkimi silip yerine konuyla alakasız bir link koyuyor. O link de okurları benim yönlendirdiğim asıl kaynağa değil, Demirkanlı'nın tercih ettiği alakasız bir kaynağa yönlendiriyor. Verdiğim linki değiştirip, okurları Demirkanlı'nın Deniz Duygulu olduğunun belgesi  yerine, hiçbir belgenin bulunmadığı (ve Deniz Duygulu'yla değil de Özgür Başkan'la alakalı) "alakasız" bir sayfaya link veren Demirkanlı; tam bir utanmazlık örneği sergilemiş olmak ve arsızlığa tavan yaptırmak için, iki paragraf sonra, verdiği o sahte linki okurlara hatırlatarak, şunları söyleyebiliyor: Lütfen, yukarıdaki linke girerek, Büktel’in belge adı altında insanları şahsıma karşı nasıl dezenforme ettiğine tanıklık edin.

Umarım, şu sözlerimin boş bir slogan olmadığını artık herkes anlamıştır: Mustafa Demirkanlı'yı midesi kaldırabilen, Demirkanlı'dan iğrenmeyebilen herkesten, tüm samimiyetimle iğreniyorum.

Bir de kalkmış genç kızları koruyan şefkatli baba rolüne soyunuyor. Çalıntı yapan bayan yazarını savunmadığı için ahlâk adına Erbil Göktaş'tan hesap sorma hakkını kendinde buluyor. Küfürbaz ikili dediği Bulunmaz ve Büktel'e ise "Beni, Dergi’mi istediğiniz gibi eleştirebilirsiniz, mutlaka yararlanacağım eleştirileriniz de olacaktır, ama lütfen küfretmeden yapın eleştirilerinizi, deneyin becerebilirsiniz, küfürsüz eleştiri diye birşey de var, tanışın.." şeklinde, üstünden vıcık vıcık riya akan laflar ederek, sanki iftiracı linççilerle fikir tartışması yapılabilirmiş, sanki linç ve iftira bir "kötülük" değil de, bir "fikirmiş" gibi, küfürbazları adam etmeye çalışan "medeni insan" kisvesine bürünüyor. "küfretmeden yayıncılık yapmanız için ne yapmamız gerek? Sizin hakaretlerinizden nasıl koruyacağız kendimizi? Sizin bildiğiniz bir başka yol, yöntem var mı? Varsa bildirir misiniz? Sadece küfretmemenizi istiyoruz. O kadar..." diyerek, linç kampanyasını unutmamız için bizden teklif almaya, pazarlık yapmaya çalışıyor.

Acaba ne dememizi bekliyor? Açtığınız davalardan vazgeçin, biz de sizleri teşhir eden sert muhalefetimizden vazgeçelim mi dememizi bekliyor? O yüzden mi, biz sanki ona "mahkemeye gitme!" demişiz gibi, "niye mahkemeye gittin?" diye sormuşuz gibi; bize uzun uzun niye mahkemeye gittiğini anlatmaya kalkıyor. Demirkanlı yıllardır beni mahkemeye vereceğini, mahkemeye gideceğini söyler. Ben de ona yıllardır "gitmezsen namertsin!" derim. (İşte bu konuda son gönderdiği mesajın ve o mesaja verdiğim cevabın belgesi: http://www.coskunbuktel.com/bukteldemirkanlimesajlar.htm) E, durum buyken, bana niye mahkemeye gittiğini niçin anlatıyor? Ben ona zaten git demiyor muyum? "Gitmezsen, namertsin!" demiyor muyum? Denebilir ki, o size değil, Melih Anık'a anlatıyor! O zaman Anık'la muhatap olsun! Anık'a mektup yazsın! Biz onun mahkemeye gitmesinden bir an bile yakınmış değiliz ki... Yalnızca bunun

HEM SUÇLU HEM GÜÇLÜ BİR SERİ KATİLİN KURBANLARINI MAHKEMEYE VERMESİ KADAR ABUK BİR HUKUK BAŞVURUSU

olduğunu belirterek eleştiriyoruz, o kadar.

Ne dersiniz? Demirkanlı'nın (karşı görüşleri sansür edip okurlardan saklamaya, sansür mağduru olduklarından bile habersiz talihsiz okurları Büktel ve Bulunmaz aleyhinde tek yanlı "doldurmaya", yönelik) apaçık hilekarlıklarını, yalanlarını ve iftiralarını midesi kaldırabilecek; "ne varmış bunda canım, ben de her gün ayak üstü kırk tane kıtır atıyorum, olur böyle şeyler" diyerek mazur görebilecek insan kalmış mıdır bu tiyatro camiasında hâlâ? Eğer kalmışsa, hepsinden tüm samimiyetimle iğreniyorum.

 

COŞKUN BÜKTEL / 23 Kasım 2010

 

NOT  / 25 Kasım 2010:

HİLMİ BULUNMAZ'IN EN ÖZLÜ SÖZLERİNDEN BİRİ

(Mustafa Demirkanlı'nın bu sayfada anlattığımız son hilekârlığını aramızda konuşurken):
 

"MUSTAFA'NIN ONURSUZLUĞU, İNSANLIK ONURUNU YENECEK!"

...Ve Hilmi'nin yukarıda aktardığım "özlü sözüne" Büktel'den bir dipnot:

"EVVEL ALLAH, SONRA LEMİ BİLGİN VE AYŞENİL ŞAMLIOĞLU'NUN PARASAL DESTEKLERİ VE NAMUSLU TİYATROCULARIN SUSKUNLUĞU SAYESİNDE..."

 

İşte Demirkanlı'nın yukarıdaki üstü sarı boyalı alıntıları yaptığımız yazısının, onun kendi sitesinden "bire bir" boyutta kopyaladığımız, "tam metni"... Alıntıladığımız o paragrafların üstünü aşağıdaki tam metnin içinde de sarıya boyadık:

 

ÖNEMLİ GÜNCELLEME 25 Kasım 2010:

Mustafa Demirkanlı, aşağıda bire bir ölçekte kopyasını verdiğimiz metninin orijinalini (hiçbir uyarı notu eklemeksizin) değiştirerek, okurların bizim buraya sahte bir metin aktardığımızı, sahtekârlık yaptığımızı zannetmesini sağlamaya çalışmış. Yani okurları bir kez daha yanıltmak, dezenforme etmek için, alçaklığı bir kez daha ele ve göze almış.

Yazımızın asal konusu olan "link sahtekârlığını", hiçbir not düşmeksizin, kedi pisliğini örter gibi, OKURLARA BİZİM YALAN YAZDIĞIMIZI ZANNETTİRECEK BİÇİMDE, sessizce, sinsice örtbas eden Demirkanlı; insanlık onurunu dibe vurdurmakta zirveye henüz varmadığını, Lemi Bilgin ve Ayşenil Şamlıoğlu'nun reklam destekleri devam ettikçe, insanlık onurunu dibe vurdurmakta "evelallah" çok daha yükseklere tırmanacağını bir güzel kanıtlamış.

Aşağıdaki metinde, Demirkanlı'nın Deniz Duygulu olduğunun belgesine götüren gerçek linkin bulunmadığı görülüyor. Biz yazımızda Demirkanlı'nın Deniz Duygulu olduğunun belgesine götüren gerçek linki koyduğumuz halde, Demirkanlı'nın bizden alıntı yaparken gerçek linki çıkarmayı ve yerine alâkasız, sahte bir link koymayı tercih ettiği görülüyor.

Oysa, Mustafa, bizim bu yazımızdan sonra yaptığı değişiklikle, "çıkardığı" gerçek linki yerine koyduğu gibi; bizden yaptığı alıntı içinde (yani aynı iki tırnak işareti içinde ve italik harflerle) bizim sözlerimize eklediği, yani bize "mal ettiği" sahte linki de değiştirerek, yerine daha az "alâkasız" bir başka sahte link koymuş.

Benim bu haltlarını teşhir etmemden sonra, Demirkanlı sahtekârlığı yeniden ele alarak yeni "ayarlamalara" giderse, artık gerisini okurlar değerlendirsin! (İşte, Mustafa'nın yazısının orijinal sayfasının linki: Lütfen kontrol edin!)

CB / 25 Kasım 2010, saat 05.15

 

 
 
 
Melih Anık’ın Bakışı… Hilmi Bulunmaz, Coşkun Büktel ve Erbil Göktaş…
 
Büktel, Bulunmaz ve Göktaş’a yönelik (Haber hariç) son yazımı yazıp, gerektikçe bu yazıyı hatırlatma dışında başka bir yazı kaleme almayı düşünmüyorum.

 

 

Neden Bu Yazıya Gerek Duydum?

Büktel ve Bulunmaz’ın tamamen gerçek dışı vehim, kasıt ya da belli bir stratejiyi içeren bir süreç içinde şahsıma yönelik karalama kampanyalarının internet havuzuna atılması ve yayılması nedeniyle adı geçen ikilinin Göbbelsvari bir propaganda ile yalanı gerçekmiş gibi göstermeye çalışmalarıdır.

 

Sayın Melih Anık’ın, Büktel’e göndermiş olduğu ve Büktel’in de sitesinde yayımladığı mektup da beni bu yazıyı yazmaya yönelten bir başka faktör oldu.

 

“Gerek sizin ve Hilmi Bulunmaz’ın gerekse Mustafa Demirkanlı’nın portalleri ayni kavganın farklı açıları ile dolu.” (Melih Anık)

 

Demek ki konu hâlâ bir polemik gibi algılanıyor?

 

Bu yazıyı, Sayın Anık üzerinden tüm okurlara yönelik olarak kaleme almanın daha doğru olacağını düşündüm, çünkü zaman zaman karşılaştığım gibi bazı okurlar da tıpkı Sayın Anık gibi düşünüyor. Anık’ın bakışını temel almamın nedeni ise düzenli olarak tiyatro yazıları yazması ve bu ikiliyi şu ya da bu biçimde tanıyor olması.

 

Ama Önce Yeni Tiyatro Dergisi Yayın Yönetmeni Erbil Göktaş’ın İlişkisini Ele Alalım

Bu ilişkide, Bulunmaz’ın sürekli olarak Yeni Tiyatro Dergisi’ne reklam verdiğini, her sayıdan 5 adet satın aldığını vurgulamasının kendisini rahatsız edip etmediğini sormayacağım, ticari ilişkisidir, reklam vereninin, bu jesti kendisi için kullanması Göktaş’ı rahatsız etmeyebilir.

 

Benim Göktaş’a yani Yeni Tiyatro Dergisi Yayın Yönetmeni’ne sormak istediğim bir başka soru var. Bu soruyu sorma hakkını da şu gerekçeye dayandırıyorum: (İlgili yazarın adını kullanmayacağım, nedeni ise genç ve hassas bir arkadaşımızın böylesine gereksiz, saçma ama zorunlu bir yazıda adını daha fazla kirletmemek.) Bulunmaz tarafından hunharca saldırılan yazar arkadaşımızın aynı zamanda Tiyatro… Tiyatro… Dergisi yazarı da olması.

 

Göktaş; Yayın Yönetmeni ile yazarları bir ailedir, zaman zaman çatışmalar, eleştiriler olabilir, doğaldır ancak kendi Dergi’ndeki bir yazısını eleştiren Bulunmaz’ın tavrı sence sağlıklı bir tavır mı? Eleştirisi haklı olabilir, haksız olabilir, dozu dahi tartışılabilir ama sonrasındaki davranışları, örneğin; ilgili yazarın twitter sayfalarını yayınlayıp dalga geçmesi, google’da bizden izleniyor tavırları seni hiç rahatsız etmiyor mu? Bir yazının eleştirisiyle, bu ve benzeri saldırıların ilgisini nasıl kurup içine sindirebiliyorsun? Yazarını bu tür saldırılardan korumak senin görevin değil mi? Korumayı bir kenara bırakalım, bir yazarını nasıl olur da saldırganlığı alışkanlık haline getirmiş olan reklam vereninin kucağına atarsın?

 

Bulunmaz’ın eleştirisinden sonra ilgili yazara yazmış olduğun muhtıra niteliğindeki mailini yayınlanması için Bulunmaz’a göndermek sana yakışıyor mu? Yazarların sana hiç mi güvenmemeli? Yayın Yönetmeni’nin, yazarı ile arasındaki özel yazışmasını saldırganlığı malum bir şahsın sitesinde yayınlatması ne kadar etik bir davranış?

 

İlgili yazar arkadaş, sana gönderdiği yanıtını da paylaşarak, üzüntülerini hayal kırıklıklarını paylaştı, daha fazla yanıt vererek Bulunmaz’ın tezgahında meze olmaması için başka bir yanıt vermemesini önerdim, çünkü sana vereceği yanıtları sen Bulunmaz’a ileteceksin o da işi gücü bırakıp nasıl daha fazla yaralarım diye kafa yoracak ve bir insanı daha canından bezdirecek. Yazarınla ilişkini kesmenin yolu bu mu? Bugüne kadar verdiği emeklerinin karşılığı bu mu olmalı? Vefa sadece İstanbul’da bir semt adı mı?

 

Seni, Erbil Göktaş olarak değil ama bir Yayın Yönetmeni olarak kınıyor, bu davranışından dolayı protesto ediyorum.

 

 

Dönelim Ana Konumuza: İkiliye…

Bu ikilinin Büktel olanını yaklaşık 20 yıldır tanırım, benimle kavga etmesinin temel nedeni yıllar önce -internetin olmadığı dönemlerde- gönderdiği bir yazısını Dergi’de yayımlamamamdan kaynaklanıyor. Yazıyı yayınlamama nedenim; birçok tiyatro insanına “salak”, “cahil” vb onlarca sıfatı taşımasından kaynaklanıyordu ama onun için tıpkı sizin (Sayın Melih Anık) tavrınız gibi benim de kendisinden yana olmadığım sonucunu sağladı ve her fırsatta hakaret ve küfürlerini artırarak sürdürdü. O yazısını -hakaretler de dahil- yayımlamalıydım, yoksa “sansürcü” olacaktım ve oldum. İkilinin diğerini tanımazdım, tanımam, ışıklar içinde yatsın Mehmet Akan için kan aradığımız günlerde, ölüm döşeğindeki bir insana sadece dizide oynadığı için hakaretler yağdırmasıyla ve bir arkadaşın ikazıyla öğrenmem ve benim sert bir yazı yazmamla başladı. Tuzağa düşmüştüm ve çorap söküğü gibi hakaretler, küfürler art arda her ikisi tarafından sıralanmaya başladı.

 

Sayın Anık: “Hakaret vb iddialarla ihtarname göndermenin, dava açmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Tiyatro dünyasını onların davaları kurtarmayacak! Bu nedenle de onlarla ayni fikirde değilim, ‘yapılanları onaylamıyorum’.” demiş, Sayın Anık’a ve okurlara Bulunmaz’a yönelik savcılığa verdiğim şikayet dilekçemden kısa bir bölümü aktarıyorum, savcılığa aktardıklarım da bütünün, sanırım, sadece % 3-5’i kadardır, diğerleri de peyder pey aktarılmaya devam edecek: “Yoksa, senin gibi acemi, beceriksiz, cahil, çaresiz, divane, enayi, fırıldak, geveze, hacıyatmaz, ımga, iblis, jandarma, küstah, lânet, miskin, nekes, orostopol, özensiz, pısırık, rezil, sefil, şerefsiz, terbiyesiz, uyuz, ümitsiz, vandal, yavşak, zavallı bir insandan hiçbir umudum olmadığı için, seni terbiye etmeye kafa yormuyorum. Seninle tiyatral herhangi bir iş yapılamaz. Seninle ancak "dalga" geçilir.” Hilmi Bulunmaz.

 

“göte göt" dendiği gibi; karşı tarafın görüşlerini okurlardan saklayarak tek yanlı yayın yapıp, sansür ettikleri insanları "suç belgesinin kaynağına link vermeksizin" suçlayan sansürcü, iftiracı ve linççi alçaklara da "orospu çocuğu" denir. (Bu kavramın orospularla ve çocuklarıyla ilgisi, ‘imambayıldının’ imamla ilgisi kadardır.” Coskun Büktel.

 

Sayın Anık da, sitesinde Büktel’in yorumundaki bazı hakaret sözcüklerini yayımlamadığı için Büktel tarafından “sansürcü” olarak ilan ediliverdi ve cezası da hemen kesildi. Hakaret sıfatlarını yayımlamayan Sayın Anık da, Büktel’e göre “sansürcü” olarak tanımlandığı için yukarıdaki hakaretlerle baş başa kaldı demektir. Büktel için hakaret etmesi için bir tek sebep vardır: Büktel gibi düşünmemeniz.

 

“Her zaman dediğim gibi: Mustafa Demirkanlı'yı midesi kaldırabilen, Demirkanlı'dan iğrenmeyebilen herkesten, tüm samimiyetimle iğreniyorum.” Coşkun Büktel

Toptancı yaklaşıma ve hakaretlere bir örnek daha, Büktel’in şartı var! “Demirkanlı’dan iğreneceksiniz” yoksa o sizden iğrenir. Büktel yukarıdaki hakaretini onlarca kez kullanmakta bir sakınca görmüyor ama o hakaret etmezmiş!

 

“Mustafa Demirkanlı, Coşkun Büktel'e karşı pek çok takma isim kullandı. Kullandığı son isimlerden biri Deniz Duygulu'ydu. Deniz Duygulu'ya tüm yazdıklarını sileceğini ve hatta facebook hesabını bile kapatacağını söylemiştim. Bu sözüm üzerine sayfalar boyunca benimle alay etmişti. Sonunda savcıya yakalanmamak için, aynen dediğim gibi yaptı: Tüm yorumlarını sildi ve facebook hesabını kapattı. Ama ben her şeyi kaydetmiştim. İşte Demirkanlı'nın Deniz Duygulu olduğunun belgesi: TIKLAYINIZ! (http://www.coskunbuktel.com/buktelozgurbaskantuydu.htm )”

“Facebook’unda bir kez yazdım, “ben hiçbir zaman takma isim kullanmadığım gibi bir başkasını da ne yönlendirdim ne de teşvik ettim, tartıştığınız insanları ne gerçek olarak ne de takma isimleriyle tanımıyorum, varlıklarından haberim bile yok, kanıt için benim vermem gereken hangi bilgi, belge gerekiyorsa vereyim -örneğin ıp numaram ya da başkaca ne gerekliyse- bu yaptığın ayıptır, üstelik; ‘İnsanları suç belgesi göstermeden ya da suç belgesinin orijinal kaynağını belirtmeden (orijinal kaynağa link vermeden) suçlayacak kadar alçak değilim.’ demene rağmen...” yazmama karşın, ispatlama yerine, hakaretlerinin dozunu artırdı, iftirada sınır tanımadı, tartıştığı kişilerden herhangi biri bensem, herhangi birini yönlendirdiysem dünyanın en "şerefsiz" insanı olmayı kabul ediyorum, ya tersinde Büktel'in kabul edeceği bir sıfat var mı? İspatlamak Büktel'e düşer, benden de talep edeceği teknik hangi bilgi varsa anında vermeye hazırım. Daha ne yapabilirim? Onun insanlara “iftira” atması, “hakaret” ve “küfür” etmesi için herhangi bir suçunuz, kusurunuz olması gerekmez, Büktel öyle diyorsa öyledir, bu durumda her türlü hakaretle yüz yüze kalmaktan kaçamazsınız, kendinizi koruma olanağınız da yoktur, çünkü Büktel, belgesiz, bilgisiz sadece duygularıyla öyle düşündü, size de sadece küfürlerle karşı karşıya kalmak kalmış demektir.

Lütfen, yukarıdaki linke girerek, Büktel’in belge adı altında insanları şahsıma karşı nasıl dezenforme ettiğine tanıklık edin.

Yukarıda alıntıladığım hakaretleri hem sitesinde hem de facebook’unda onlarca kez tekrarlanmaktadır. Yaşadıklarımın, maruz kaldığım saldırıların sanırım sadece %1’idir bunlar.

Neden Dava Açtım, Açmaya Devam Edeceğim?

Dava açma konusuna gelince, 54 yaşındayım, gerek mesleğim icabı gerekse siyasi olarak şahsıma onlarca dava açıldı, hiç dava açmamıştım… 54 yıl sonra bu ilkemi bozarak dava açtım, açmaya devam edeceğim, sanırım yaşamım boyunca açmadığım davaların birkaç katını bu ikili ve bağlantılı arkadaşları için açacağım. Sayın Anık,  “Tiyatro dünyasını onların davaları kurtarmayacak!” demiş, çok da doğru demiş, ancak bu davalar tiyatro dünyasını kurtarmak için açılmıyor ki? Hiçbir biçimde durmayan, durmak bir yana hakaretlerini artıran bu ikiliye karşı onurumu/zu koruyacak, saldırılarını engelleyecek başka bir yol kalmadı ki?

 

İfade Olanaklarının İmha Edilmesi…

“LİNÇÇİ Mustafa Şükrü Demirkanlı, sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz ve gerçekçi yazar Coşkun Büktel'in sanatsal ifade olanaklarının imha edilmesi için bir LİNÇ KAMPANYASI başlatıyor.”

 

Bu ibareyi sürekli kullanarak, Sayın Anık gibi yakından izlemeyenleri yanıltmayı hedefliyorlar. Öncelikle, “Temiz Tiyatro” imza kampanyasını ben düzenlemedim, düzenleyici yayıncılardan bir tanesiydim  (Kaldı ki ben de düzenlemiş olmaktan hiç gocunmazdım ama benim aklıma gelmemişti.) Bu kampanyaya:

9 sivil toplum örgütü; TOBAV, TOMEB, OYÇED, TİYAP, ÇOGED, TİSEN-G, Anadolu Akademik Tiyatro Derneği, Mardin Sanat Derneği ve Türkiye Tiyatrolar Birliği.

42 topluluk; Absurdtheater, Adana Sanat Tiyatrosu, Altıdan Sonra Tiyatro, Atölye Tiyatro Topluluğu, Bartın Bölge Tiyatrosu, Bartın Sanat Tiyatrosu, BGST Dansçıları, BGST Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu, Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları, BÜFK Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü, Derme Tiyatro,  Destartiyatro, Dostlar Tiyatrosu, Ege Sanat Atölyesi, Ege Üniversitesi Tiyatro Topluluğu, Gaf Tiyatro, İÜ EAT Deneysel Sahne, Kızıltepe Belediye Tiyatrosu, Maan Performans Sahnesi, Mavi Sanat Atolyeleri, Mavi Uçurtma Komedi Tiyatrosu, Medea Güzel Sanatlar, Oda Tiyatrosu, Oyun Atölyesi, Oyuncular Birliği Sahnesi, Samsun Düşevi Oyuncuları, Sıcakkan Sanat Merkezi, Talimhane Tiyatrosu, Taşkışla Sahnesi, Tuncay Özinel Tiyatrosu, Tiyatro Açıkça, Tiyatro Ayna, Tiyatro Akkaş, Tiyatro Alkış, Tiyatro Boğaziçi, Tiyatro Gerçek, Tiyatro Mie,

Tiyatro V.A.T.T., Tiyatro Z, Yenikapı Tiyatro, Yenişehir Tiyatrosu Altan Erkekli Sahnesi ve Zeytinburnu Halk Sahnesi,

12 yayıncı kuruluş; Mimesis Dergisi, Sahne Dergisi, TEB Oyun Dergisi, Tiyatro… Tiyatro… Dergisi, www.iatp-web.org, İATP-G Yayıncılık İnisiyatifi, www.tiyatrodergisi.com.tr, www.tiyatrodunyasi.com, www.tiyatronline.com, www.tiyatrom.com, www.e-tiyatrom.com, MitosBoyut Yayınları.

ve 1100 civarında bireysel katılımla, katılım süresi uzatılmadan birkaç ayda sonlandırıldı.

  

Bu kampanya ile ne talep ediliyordu? Sadece küfürsüz yayıncılık yapmaları. ( www.temiztiyatro.net )İfade olanaklarını engellemek bu kampanyanın neresinde? Küfür ve hakaretlerini engelleyemeyenler, “sanatsal ifade olanaklarını” nasıl engelleyebilir sizce?

 

Şunu ileri sürebilirler ya da onlarca kez yazarak okurları dezenforme etmeyi deneyebilirler: “Biz sonrasında küfretmeye başladık.”

 

“İLERİYİ GÖRÜP DOĞRU BİR ROTA SAPTAYABİLMEK İÇİN BAZEN DÖNÜP GERİYE DE BAKMAK GEREKİR (14 Kasım 2010)

ARŞİV 14 Nisan 2007

(Bugün DT ve İBBŞT yöneticileri Lemi Bilgin ve Ayşenil Şamlıoğlu'nun reklamla besleyerek üstümüze saldığı) (Bilmeyen okur şunu sansın istiyorlar, DT ve İBBŞT'nin derdi hem de tek derdi Coşkun Büktel, onlar da beni görevlendirmiş bunun üzerine salmış, şaka mı demeye bile gerek yok, sadece bu nasıl bir narsisizm denir. M.D.)

MUSTAFA DEMİRKANLI HAKKINDA (HENÜZ TAKMA İSİMLİ SAPIKLAR KULLANMASINDAN VE BULUNMAZ İLE BÜKTEL'E KARŞI LİNÇ KAMPANYASI BAŞLATMASINDAN ÖNCEKİ "MASUM" DÖNEMİNDE) YAPTIĞIM BAZI SAPTAMALAR (Bu suçlamanın belgeleri, linkleri ilişikte olmalı değil mi, tıpkı Büktel'in sayfasının başındaki düsturuna göre ama ne gezer, o düstur insanlar kendisine inansın diye konmuş Goobelsvari bir düsturdur sadece, o sadece saldırır, belge gerektiğinde de kendi yazdığı halüsünasyonlarını belge diye gösterip, kendi iddialarına referans gösterir, okurlar da salak ya buna inanır sanıyor ama inananlar da yok değil. M.D.)

“… Onursuzları rezil etmeye çalışıyorum; yalanlarını belgeliyor, belgelerin kaynaklarını ve linklerini veriyor, iğrenç hakikatleri teşhir ederek onursuzluklarını iki kere iki dört gibi kanıtlıyorum, ama rezil olmak onursuzlara vız geliyor.” (C.B.)

 

“… Bütün bu şerefsizlikleri, Coşkun Büktel'in özel sorunu sayan tüm entelektüeller de şerefsizdir.” COŞKUN BÜKTEL / 14 Nisan 2007”

 

Arşivini tarama zamanım olmadığı için, zaman ayırmaya gerek görmediğim için, güncellediği yazısından, kendi saptamalarıyla aktarmakla yetindim, gördüğünüz gibi hiç küfretmiyor! Çok nezih bir yazı yazmış, bizim "Temiz Tiyatro" imza kampayamızdan önce.

Neden “Temiz Tiyatro” imza kampanyası düzenleme gereği duyulduğu sanırım anlaşılmıştır.

Bu iki insanla diyalog yolları kalmadığından, aslında zaten başından beri olmadığından, hakaretleri, küfürleri engellenemediğinden dolayı geriye bir tek yol kaldı, hiç tercih edilmemesine rağmen kullanılacak tek yol, yasal olarak bu küfürlerin, hakaretlerin durdurulması.

Davalar Açılınca Ne Oldu?

“Ben, bu ülkenin yasama / yürütme / yargı kurumlarının zor durumda olduğu kanısındayım. Ben, özellikle yargı kurumunun; toplumsal, kültürel ve siyasal olarak yorulduğu düşüncesindeyim. Bu nedenle, yargı sürecinin tıkanmaması, demokratik yargı kavramının yerleşmesi, yargı kurumunun rahat edebilmesi için, ben, bu kuruma kolay kolay başvurmam. Zâten ağır aksak yürüyen yargı kurumundaki işlerin, benim başvurularım sonucu, daha da ağırlaşmasına gönlüm el vermez. Ben, gereksiz yere yargı kurumunu meşgul etmeyi aklımın ucundan bile asla geçirmiyorum. Ben, yargı kurumunu kişisel emellerim için meşgul edecek kadar çaresiz ve zavallı biri değilim!” Hilmi  Bulunmaz

 

Devletin tüm kurumlarına karşı olduğunu haykıran, asıl mesleği kuyumculuk, elmas kalemleri ticareti olan Sosyalist(!) Hilmi Bulunmaz birden bire devletçi oluverdi, devletin kurumlarının rahat çalışarak “demokratik yargı kavramının yerleşmesi” için meşgul edilmemelerini yazmaya başladı.

 

Aklın alamayacağı bir sosyalist (!) yaklaşım, aklın, akıldan çıkacağı bir raks. Öğrenmiş olduk ve çok kahrolduk; Kuyumcu Bulunmaz'ın "demokratik yargı" anlayışını heba etmişiz. Yazıklar olsun bize, "demokratik yargı"nın oluşmasını engellemek için Bulunmaz ve Büktel'le meşgul ettiğimiz için... Affedersin Sayın kuyumcu, elmas kalemleri taciri, sosyalist (!) Hilmi Bulunmaz, affedersin. Affedersin Bulunmaz, "demokratik yargıyı" iş yoğunluğu olarak anladığın ve seni bu konuda hayal kırıklığına uğrattığımız için, ne dediğimizi muhtemelen anlamamışsınızdır bir sosyalist (!) olarak, kuyumcular fuarındaki yan komşunuza sorun o size anlatır.

 

Herkes gözlerini kapatarak bu ikilinin söylemlerini, küfürlerini, Sosyalistliklerini (!), gerçekçiliklerini (!) düşünsün ve karar versin, yaşadığımız bu ülkenin yargısına -bu güne kadar şikayetçi olarak bir kere bile başvurmamama rağmen- başvurmaktan başka bir çarem var mı? Bu ikilinin saldırıları karşısında yardım isteyeceğim bir başka otorite tanıyan, bilen var mı? Sayın Anık’ın bile “polemik” olarak tanımladığı bu saldırılar karşısında sığınacak bir başka şansım/ız var mı?

 

Sayın Anık; sizin bildiğiniz başka bir çarem/iz var mı?

 

O Zaman Son Soruyu Sorup, Kapatalım

Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel, küfretmeden yayıncılık yapmanız için ne yapmamız gerek? Sizin hakaretlerinizden nasıl koruyacağız kendimizi? Sizin bildiğiniz bir başka yol, yöntem var mı? Varsa bildirir misiniz? Sadece küfretmemenizi istiyoruz. O kadar...

 

Beni, Dergi’mi istediğiniz gibi eleştirebilirsiniz, mutlaka yararlanacağım eleştirileriniz de olacaktır, ama lütfen küfretmeden yapın eleştirilerinizi, deneyin becerebilirsiniz, küfürsüz eleştiri diye birşey de var, tanışın..

 

Mustafa Demirkanlı

Yayın Yönetmeni

 
Haber Giriş Tarihi: 23 Kasim 2010

 

 

 

BU, DEMİRKANLI'NIN İLK HİLEKÂRLIĞI DEĞİLDİ

 

DEMİRKANLI'NIN TÜM "HALTLARI" (36Kısım, tekmili birden)

 

 

 

MUSTAFA'NIN YUKARIDAKİ YAZISINA HİLMİ'NİN CEVABINI OKUMAK İÇİN ŞU BAŞLIĞI TIKLAYINIZ:

 

"Eğer Türkiye tiyatrosu bu hızla çürümeyi sürdürürse, Lemi Bilgin'le Ayşenil Şamlıoğlu'nun beslediği Mustafa'nın onursuzluğu, insanlık onurunu yenecek!"

 

 

MERAK KONUSU:

Arşiv: SANSÜRCÜ LİNÇÇİ MUSTAFA DEMİRKANLI, FERİDUN ÇETİNKAYA'YA "IRKÇILIĞIN AVUKATI" DİYE İFTİRA ATAN BİR YAZIYI SİTESİNDE YAYINLADIĞI HALDE, ÇETİNKAYA'NIN GÖNDERDİĞİ CEVAP YAZISINI NEDEN YAYINLAMADIĞI; ÇETİNKAYA'NIN (ENGİZİSYON'DA BİLE TANINAN) CEVAP HAKKINI NİÇİN TANIMADIĞI, ÇETİNKAYA'YI NİÇİN EN AŞAĞILIK (EN SAVUNULAMAZ, EN AÇIKLANAMAZ) BİÇİMDE AÇIKÇA SANSÜR ETTİĞİ KONUSUNDA HESAP VERMEYE DE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMIYOR.

 

 

BONUS:

 

Öylesine seviyesizsin ki, tek başına, "tüm insanlığın" seviye ortalamasını düşürüyorsun.

 

VANDALLARIN SANAT ZANNEDİP SANAT EDİNDİĞİ
"GERÇEKLERİ SAPTIRMA KURNAZLIĞI"

 

MUSTAFA DEMİRKANLI, "kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki" ŞEKLİNDEKİ APAÇIK YALANININ HESABINI VERMEYE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMADI -1

MUSTAFA DEMİRKANLI, "kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki" ŞEKLİNDEKİ APAÇIK YALANININ HESABINI VERMEYE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMADI -2


MUSTAFA DEMİRKANLI, "kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki" ŞEKLİNDEKİ APAÇIK YALANININ HESABINI VERMEYE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMADI -3

MUSTAFA DEMİRKANLI, "kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki" ŞEKLİNDEKİ APAÇIK YALANININ HESABINI VERMEYE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMADI -4

MUSTAFA'NIN "SÖZ DÜELLOSU" TEKLİFİNE SONUNDA EVET DEDİM

MUSTAFA'NIN HALUK BİLGİNER'CE AÇILMIŞ "YAVŞAK DAVASI"NDA ÇIKAN KARAR HAKKINDA FACEBOOK'TA BAŞLATTIĞI TARTIŞMA

 

HİLMİ BULUNMAZ'IN KIRIM KONGO KENESİNE BENZETTİĞİ MUSTAFA DEMİRKANLI, "SIFIR SANSÜR" İLKEMDEN ÖZGÜRCE YARARLANARAK İYİCE MUSALLAT OLUP, KIŞKIRTMAYI VE KAFA SIKMAYI DÜN DE SÜRDÜRDÜ!

 

 

Mustafa Demirkanlı'nın iki yüzlülüğünü teşhir etmekle niye uğraşıyoruz?

Coşkun Büktel / 20 Kasım 2011

 

Çünkü Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın, DT genel müdürü Lemi Bilgin'in, İBBŞT genel sanat yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu'nun, fakir halkın parasını reklam adı altında nasıl bir adamın cebine (dergisine) akıttığının, halk tarafından bilinmesini önemsiyoruz.

Yani bizim önemsediğimiz şey, (2005'te
Özdemir Nutku'nun "Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun var" demesinden sonra, 2009'da dergisinin kapağında "Evet, İkinci Bir Theope Var" başlığı attığı halde, iki gün önce "kimse ikinci bir Theope var demedi ki" diyebilmiş) iftiracı Demirkanlı'nın kendisi değil... Biz halkın bizzat kendi parasıyla ve Kültür Bakanlığı, İBBŞT ve DT'nin izni, desteği ve aracılığıyla ve "kasıtlı olarak" dezenforme edilmesini önemsiyoruz.

Keşke bu işlerle başkaları uğraşsa... Keşke, iftira, linç, sahtekârlık, vb.nın egemen olduğu tiyatromuzda, bu egemenliğe karşı sanatsal bir tepki göstermeye cesaret edebilen kişilerin sayısı 3'le (Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz, Feridun Çetinkaya) sınırlı olmasa; keşke tiyatromuzda bir toplumsal vicdan, ahlaksızlığa karşı bir toplumsal refleks bulunsa... da ben kendi işimi yapabilsem.

Kimse bana, "yeter artık, herkes durumu anladı, sen bak kendi işine" demesin! Durumu herkesin anladığına dair belirtiler görmedikçe, imzalı tepkiler yayınlanmadıkça, "sus, susmadıkça sıra sana gelecek" korkusu egemen oldukça, kimsenin anlatmaya çalıştığım şeyi anladığına ikna olamam.

 

MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN İKİ YÜZLÜLÜĞÜNÜ, BİR KEZ DAHA, MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN (DÖRT AY ARAYLA YAZILMIŞ) KENDİ İFADELERİYLE VE "ORİJİNAL" KAYNAKLARINA LİNK VEREREK BELGELİYORUZ

 

Ağustos'ta (bir ara) insan (güya), Kasım'da kurt...


Coşkun BÜKTEL /
20 Kasım 2011

 

MUSTAFA, DÖRT AY ÖNCE (30 Ağustos, 23.53'de) GAYET İNSANCA BİR YAKLAŞIMLA "HATA" DİYE NİTELEDİĞİ VE ÖZÜRÜ ZATEN DİLENMİŞ, UZUN UZUN DÜZELTMESİ YAPILMIŞ "HATAMI"; DÜN (19 KASIM, 06.25'de) YİNE KAFAMI SIKARKEN CEPHANESİ TÜKENİP DE SÖYLEYECEK ŞEYİ KALMAYINCA, "İFTİRA" OLARAK NİTELEDİ. MUSTAFA DEMİRKANLI DÖRT AY ÖNCE (Ağustos'ta) NE DEDİ, DÜN (Kasım'da) NE DEDİ? "ORİJİNAL" KAYNAKLARA LİNK VEREREK AŞAĞIDA AKTARIYORUZ. BİZ BİR ŞEY DEMİYORUZ, HER İKİ ALINTIMIZDA DA YALNIZCA MUSTAFA KONUŞUYOR, HER ŞEYİ MUSTAFA DEMİRKANLI KENDİSİ SÖYLÜYOR:


MUSTAFA DEMİRKANLI (30 AĞUSTOS, 23.53, 2011)

Yoksa senin bu hatanı dilime dolayıp "itira attı" da "iftira attı" diyecek halim yok, olur insan hata yapar.

(ORİJİNAL KAYNAK: http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150748314450711)

MUSTAFA DEMİRKANLI (19 KASIM, 06.25, 2011)

Bre Büktel, iftira attın, sonta kıvır kıvır kıvrandın, "özür dilerim" dedin, şimdi onu da geri alıyorsun, iftira attığını kabul etmiş olduğuna göre, boş verelim özrü, sen iftiranı madalya gibi taşı. Ben Büktel iftira attı, sonra özür diledi, ben de konuyu kapattım lafım -doğru oladığı için- unutayım, her zaman hatırlatayım sana attığın iftirayı.... İftiracı seni...

(ORİJİNAL KAYNAK: http://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=304231069595010&id=100000243596367)

ARŞİV

Coşkun Büktel: COŞKUN BÜKTEL GİBİ BİR İNSANA ANCAK OROSPU ÇOCUKLARI "İFTİRACI" DİYEBİLİR.

 

TÜRK TİYATROSUNDA ASRIN (zincirleme) YALANI:


 

ÖZDEMİR NUTKU 2005:

"Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun var."

KAYNAK: DT'nin CD kaydı



 

MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN DERGİSİNDE KAPAK DUYURUSU (Haziran 2009): 

"Evet, ikinci bir Theope var."

KAYNAK: Derginin Haziran 2009 kapağı / Kapağı büyük görmek ve "Evet, İkinci Bir Theope var" başlığını okumak için, lütfen aşağıdaki fotoğrafın üstüne tıklayınız!

 

 

MUSTAFA DEMİRKANLI 2011:

"kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki"

KAYNAK:
http://coskunbuktel.com/bukteldemirkanliikincitheopegercegi%20saptirmak.htm

 

 


DEMİRKANLI YALANLARI GENEL SAYFAMIZ:

http://www.coskunbuktel.com/linkdemirkanliyalanlari.htm

 

 

 

© coskunbuktel.com