Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

FACEBOOK TARTIŞMASI

 

MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN DEFALARCA CEVAPLADIĞIM HALDE YENİDEN SORULMUŞ ESKİ SORUSUNA ELBETTE Kİ "ÇOK DAHA AĞIR" YENİ BİR CEVAP

30 Ekim 2011 Pazar, 14:26 tarihinde Coşkun Büktel tarafından eklendi
 

 

TARTIŞMANIN "ÖNCESİ"

 

COŞKUN BÜKTEL

Cem Mumcu'dan "bilgilenmeyi" (onun ipiyle kuyuya inmeyi) kimseye önermem. Herkesi şıp diye "anladığını" sanan, her ne pahasına olursa olsun medyatik olmayı kafaya koymuş, aşırı önyargılı, vasat zekâ... Beni "anladı" da ordan biliyorum. Ama benim onu çok daha önce anladığımı anlamadı. Cem Mumcu, şu an, HaberTürk'te, Balçiçek Pamir'in programında, deprem psikolojisi danışmanı rolünde... Her medya kendine layık fügürleri buluyor. Cem Mumcu medyamıza çok yakışıyor.

Beğen · · Gönderiyi Takip Etmeyi Bırak · Paylaş · Düzenle · 26 Ekim


COŞKUN BÜKTEL

Fiyasko adlı romanımı yayınlamayı medyatik isim Sinan Çetin'den demeç almam şartına bağlayan Cem Mumcu'ya anında hayır dedim. Daha sonra Çetin'den demeç aldım ama kitabımı Cem Mumcu'nun yayınevinde değil, onu kayıtsız şartsız beğenip yayınlamayı kabul etmiş olan Çitlembik Yayınları'nda yayınlamayı tercih ettim. Kitabın arka kapağında yer verdiğimiz Sinan Çetin değerlendirmesini okumak için, lütfen tıklayınız: http://www.coskunbuktel.com/fiyasko.htm

26 Ekim, 22:31 · Beğen

 

MUSTAFA DEMİRKANLI: 

Acaba Çitlenbik yayınları olmasa ne olurdu sonuç? Merak ediyorum, çünkü Bükel "hırsız" diye suçladığı Boyut Yayınevi'ne, tekrar tekrar gelmişti, "kitabımı yayınlayın" diye... O sırada ilkeleri izindeydi sanırım...

26 Ekim, 23:13 · Beğen

 

COŞKUN BÜKTEL

İğrenç yalancı!

26 Ekim, 23:23 · Beğen

 

COŞKUN BÜKTEL

Bir ay kadar önce beni telefonla aradığında Okuyanus'un sahibi Cem Mumcu'yu konu hakkında uyardığım halde, Mumcu'nun cevaplamaya gerek görmediği bir "kazık" iddiası: Tunca Tutkun, "Okuyanus Yayınevi'nin bana attığı kazık..." http://www.turkboard.com/okuyanus-yayinevinin-bana-attigi-kazik-vt108355.html

26 Ekim, 23:23 · Beğen

 

COŞKUN BÜKTEL

Mustafa Demirkanlı'nın yalanları sayfasını yakında yeni ve yine somut örnekler ekleyerek güncelleyeceğiz. Şimdilik eski haliyle idare edin: http://www.coskunbuktel.com/linkdemirkanliyalanlari.htm

26 Ekim, 23:26 · Beğen 

 

MUSTAFA DEMİRKANLI:

Büktel, konuyu saptırmak yerine şunu diyebilir mi? Evet ben Boyut Yayınevi "hırsız" diye suçladım ya da onlar öyle algıladı ama sonrasında, öyle algıladıklarını bilmeme rağmen, kesinlikle kitabımı yayınlar mısınız diye gitmedim. Diyemez, onun yerine ne yapar? Yukarıda yaptıklarını... Oysa, "yalancı" dedikten sonra, "ben sonrasında kitabımı yayınatmak için gitmedim, o yayınevine" diyebiliyor mu? Hayır, ne yapıyor, iftiralarına devam ediyor, asıl soruyu yok sayıp, unutturmaya çalışıyor... Büktel soru şuydu: Sen suçladığın yayınevine tekrar gittin mi gitmedin mi? Benim dediğim de şuydu: O sırada Çitlenbik yayınevi olmasa Cem Mumcu'ya bunları der miydin? Yılmaz Öğüt'ü bile yıllarca yedeğinde tutmaya çalışmadın mı? Limüzinleri filan boşver, delikanlı gibi konuş... Konuşabilirsen tabii, konuşamayacağını ben biliyorum, seni okuyanlar da seni tanısın diye... Şimdi yazacağın şu: Demirkanlı'dan iğrenmeyenlerden, iğreniyorum... Ama, soru ve yanıtı yine boşta kalacak... Seni okuyanlar salak ya, devam et...

 Perşembe, 01:19

 

MUSTAFA DEMİRKANLI

Büktel her zaman Yılmaz Öğüt'ü ayrı tutmuştur, kendi deyimiyle "Linç Kampanyası"na imza vermesine rağmen... neden? Belki, kitabım yayınların diye, bu Büktel, Cem Mumcu'ya bunları yazıyorsa tek nedeni vardır, umudu tükenmiştir. Azıcık umudu olsa bunları yazamazdı...Perşembe, 01:28 · Beğen

 

COŞKUN BÜKTEL

İğrenç yalancı! "Sıfır sansür" ilkemi çiğneyemeyeceksin!

 Perşembe, 05:25 · Beğen

 

COŞKUN BÜKTEL

Cem Mumcu'yla ilişkim konusunda yukarıda ne yazdıysam gerçek odur. Yazmadığım ayrıntılar ise şöyledir: Demeç şartı öne sürülünce Mumcu'yu "anında" reddettim. Demeci Sinan'dan daha sonra aldım. Çitlembik'i de daha sonra buldum. Mumcu'nun yayınevi Çitlembik'ten daha güçlüdür. Ama ilkelerime uymayan bir şart öne sürmüştür. Yine de, (Mustafa'nın kışkırtmasına kapılıp) sırf bu nedenle Mumcu'yu düşman ilan edecek değilim. Yarın ilkelerime uygun bir anlaşmaya razı olursa Mumcu'ya yine kitap önerebilirim. Linççi olarak suçladığım (ama hırsız olarak asla suçlamadığım) linççi Yılmaz Öğüt, bir sürü dürüst insanın yaptığı gibi, yarın linç imzasını geri çekerse, Öğüt'e de kitap önerebilirim. Ama linç imzasını geri çekmeden asla...

Yalan Makinası Demirkanlı'nın, eskiden beri tekrarladığı "hırsız dedi" iddiası hakkında da, eskiden ne yazdıysam gerçek odur. Meraklılar araştırabilir. Ya da Mustafa araştırıp o konuda "ne demiş, ne dememişim" bulabilir ve benim kendi ifadelerimin belgesine burada link verebilir veya kitabımın ilgili sayfasını bulup kaynak gösterebilir. Ortaya hiçbir kanıt koymadan her zaman yaptığı gibi alçakça iftira eden Mustafa'ya ben hiçbir şey kanıtlamak zorunda değilim. Mustafa'nın yalanlarını her defasında mesai harcayarak, yeniden ve yeniden çürütmeyi artık okurlar hatırına bile gerekli görmüyorum. Mustafa'nın ne mal olduğunu artık ilgili her okur öğrenmiş olmalı. Bilmeyen okurlar için ise, internette, Mustafa'nın sansürcü, yalancı ve iftiracı olduğunu kanıtlayan düzinelerce belgesel yazım ve her yazımda diğer yazılarıma ve diğer belgelere kolayca ulaştıran linkler var zaten: Örneğin, yukarıdaki yorumumda verdiğim linkte Demirkanlı yalanlarının ve sahtekârlıklarının çoğunun belgeleri kolayca görülebilir.Ben yalana tenezzül edecek kadar alçak bir orospu çocuğu olsaydım, öncelikle, Mustafa da beni (benim her zaman yaptığım gibi) belge ve kaynak göstererek suçlardı.

Ben yalana tenezzül edecek kadar alçak bir orospu çocuğu olsaydım, bir oyuna yedi yıl harcayacak kadar enayilik etmez; hele "Türkiye'nin en iyi tiyatro eseri"ni (İstanbul DT müdürü Şakir Gürzumar'ın fikri) yarattıktan sonra, Özdemir Nutku iftirasına (http://coskunbuktel.com/buktelgerizekarehberi.htm) ve ardından iftira ve linç kampanyasına (http://coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm) maruz kalmazdım.

 Perşembe, 07:15 · Beğen 

 

 MUSTAFA DEMİRKANLI

Yorum yapılamıyordu, şimdi açılmış... Bulunmaz'a yazdığım ve gönderdiğim iletiyi buraya da ekleyeyim, çünkü bir kısmı yukarıdaki konu ile ilgili... "Sayın Bulunmaz,

"Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mustafa Şükrü Demirkanlı ve acemi avukatı Burhan Gün'ün karşısında dimdik durdu!" başlığı ile yayımlamış olduğunuz yorumunuzu bugün gördüm, devamında şöyle demişsiniz: "Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın haksız yere, hiç yoktan suçlandığı dezestetik ve sentetik davanın ilk duruşmasında Hilmi Bulunmaz'ın yaptığı çok net ve gayet sert konuşma sonrası LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mustafa Şükrü Demirkanlı ve onun kiralık avukatı Burhan Gün, iddialarının gerçekliğini savunurken çok zorlanıp, seslerini tir tir titrettiler!", siz, ben, Av. Burhan Gün, Yargıç, kalem ve mübaşirin dışında kimse yoktu, her türlü yorum yapmanız serbest. Ben oradaydım Sayın Bulunmaz, bir kişi bile olsa o dava sürecini yaşadı ya olması istediğiniz gibi yazıyorsunuz ya da "nasıl olsa kanıtlayamaz" diyerek gerçeği tahrif etmekten kaçınmıyorsunuz, olsun bu yorumunuz sizi mutlu ediyorsa sorun yok, tabii ki bir sonraki duruşmaya kadar. Anlaşıldı; "buyurun video kaydına alarak bütün iddialarınızı ifade edin, ben de yanıtlayayım" dememe rağmen kaçınmanızın nedeni daha da anlaşılır oldu. Olsun, bir sonraki duruşmada bir gazeteci arkadaşım kayda alır, yayınlarız, nasıl titrediğimizi de herkes gözleriyle görür. Duruşma tutanağının sadece kendinizle ilgili bölümünü yayımlamışsınız, benim ve Av. Burhan Gün'ün açıklamalarının tutanaklara geçen kısmı dahi sanırım sizin yorumunuzu çürüttüğü için yayımlamamayı tercih etmişsiniz, belki de sizde o bölümler yoktur, ilişikte iletiyorum.

Kendinizle baş başa kaldığınızda duruşma yorumu sizi nasıl bir duyguya sevk ediyor merak bile etmiyorum.

Siz; gerçekçi, sosyalist... Ben; yalancı... Geçen gün kadim dostunuz kocaman yalanları facebook'da sıralayıp, yanıt veremeyince, şunu yazdı: "iğrenç yalancı!", oysa soru şu kadar basitti: "Büktel, konuyu saptırmak yerine şunu diyebilir mi? Evet ben Boyut Yayınevi "hırsız" diye suçladım ya da onlar öyle algıladı ama sonrasında, öyle algıladıklarını bilmeme rağmen, kesinlikle kitabımı yayınlar mısınız diye gitmedim." diyemezdi, demedi de, peki ne dedi? " "İğrenç yalancı! "Sıfır sansür" ilkemi çiğneyemeyeceksin!" dedi ve yorum yapmayı engelledi, sabrı buraya kadarmış... (Hadi yine "yalancı" desin, diyebiliyorsa.) Sonrasında açmış... Ama hâlâ yanıt vermedi, soru şuydu: "Büktel, konuyu saptırmak yerine şunu diyebilir mi? Evet ben Boyut Yayınevi "hırsız" diye suçladım ya da onlar öyle algıladı ama sonrasında, öyle algıladıklarını bilmeme rağmen, kesinlikle kitabımı yayınlar mısınız diye gitmedim." Şu soruya bir yanıt verse de "iğrenç yalancılığımı" herkes öğrense! Umarım desem de kimse inanmasın Büktel suçlar, yanıtlarınıza açıklama getirmez...

Yazmaya devam edin Sayın Bulunmaz, inananlar vardır, hatta inananların sayısını artırmaya çalışın arkadaşlarınızla birlikte... Mutlu oluyorsanız, benim için sakıncası yok..."

7 saat önce · Beğen  

 

MUSTAFA DEMİRKANLI

Dezenformasyona canlı bir örnek: "HİLMİ BULUNMAZ, üç gündür, Mustafa Demirkanlı'nın DT reklam panoları konusundaki devlet yalakası tavrını ve o panolarla ilgili yalan ve iftiralarını hiç üşenmeden, satır satır yalanlayan, müthiş bir yazı hazırlamakta... Bulunmaz, yazısında, elbette ki, Burak Caney adlı takma isimli sapık orospu çocuğunun, gerçekte, kendisi (Demirkanlı) değil de "biz" (Bulunmaz ve Büktel) olduğumuz yolundaki (hiçbir inandırıcılığı bulunmayan, en galiz küfürden bile daha iğrenç ve absürd) eski iftirasına da, bir kez daha şiddetle cevap veriyor. Yazı, parlatılma aşamasında... Mustafa kadar olmasa da, biz de heyecanla bekliyoruz..." Kaynak Büktel'in sitesi, sağdaki 2nci yorum. Okuyan dün yazıldı sanır, ne tarih var ne de bir açıklama, üstteki yorumun tarihi: 29 Ekim 2011, okuyan olsa olsa 28 Ekim 2011 sanır... O müthiş yazı 7-8 ay önce yayınlandı da aralarda kaynadı mı yoksa? Ben de heyecanla bekliyordum, at iftirayı, sonra unuttur... Özür filan da yok tabii, Bulunmaz'a güvenerek üfürdün ama nasılsa okuyanlar unutmuştur, di mi? 'Biz iftiracı filan değiliz, sadece okurun belleğine güveniriz' demenin daha açık bir"iftirası" olabilir mi? At çamuru, izi kalsın... Müthiş yazıymış, üç günmüş... Konuyu merak etsen, İst. D.T. Md.'ü Şakir Gürzumar'a sorar, gerçeği öğrenirsin, yetmedi D.T. Genel müdürüne sorar öğrenirsin, Hilmi'nin üfürmesiyle de kuyuya inmekten kurtulur, yukarıdaki gibi üfürmelerden sakınırsın ama derdiniz o değil ki? Çamur at izi kalsın... Bakalım Büktel, konuyu nasl değiştirip bana küfredecek, izleyenlerle birlikte göreceğiz... Mutlaka bir yöntem bulur. Yöntemini merak etmiyorum desem yalan olur... Ama o mutlaka bir yöntem bulur...

7 saat önce · Beğen 


 
  •  

    TARTIŞMANIN SİTEMİZDE İLK KEZ YAYINLANAN

    "DEVAMI"

     

    COŞKUN BÜKTEL

    Yuh, artık!... Herif yukarıda yazılı cevabı bile görmezden gelip Büktel cevap veremedi, diyor hâlâ! "Yılmaz Öğüt'e asla hırsız  demedim" diye yazmışım; hâlâ kalkmış, o öyle algıladığı halde ona tekrar gittin mi? diye soruyor. Benim Öğüt'e hırsız dediğim ne kadar yalansa, Öğüt'ün öyle algıladığı da o kadar yalan. Öğüt'ün öyle algıladığının belgesi var mı? Yok! En azından, bu an itibariyle yok! (Bu andan sonra sen gidip, zavallı adamı kışkırtır da, ağzından "ben öyle algıladım" diye bir demeç almaya kalkarsan hiç zahmet etme! Bugüne dek, Yılmaz Öğüt, ne bana, ne kamuoyuna "ben Coşkun'un bana hırsız dediğini algıladım" diye bir açıklama yaptığını görmedim. Varsa öyle bir açıklaması, koy belgesini... Ama bunca yıldır sürdürdüğün bu anlamsız yalanı gerçek yapmak için, yarın gidip zavallı adamı sıkıştırmaya kalkma! Bundan sonra söyleyecekleri beni zaten bağlamaz. Çünkü senin ipinle kuyuya inip bir iftiranın altına imza atarak, senin gibi linççi oldu. Linççi olmasından önce, ona gitmekte ve kitap önermekte hiç sakınca görmüyordum. O da gittiğimde, (senin bütün kışkırtıcı yalanlarına rağmen) bana "sen bana hırsız dedin" diye bir sitemde bulunmuyordu. Ama sonradan, (ağzından girip burnundan çıkarak adamcağızı linççi ve iftiracı yapmayı başarmandan sonra) Öğüt'le ilişkimi kestim tabii... Binbir tane yalanı ve iftirası belgelenmiş, gırtlağına kadar çirkefe batmışsın, kalkmış beni bu kıldan tüyden salakça iftiralarla suçlayıp, aklınca benim yalancı olduğumu kanıtlayacak ve belgelediğim tüm iftiraların böylece aklanmış mı olacak sanıyorsun? Ben Yılmaz Öğüt'ü hırsızlıkla suçlamadığımı kitabımda da yazdım, internette de yazdım. Bu salakça ve kanıtsız belgesiz suçlamanı da defalarca cevapladım. Yılmaz Öğüt de şu an'a dek, bir kez bile çıkıp da bana "sen beni hırsızlıkla suçladın" diye sitem etmedi. Ee, daha ne? Sen daha buradan ne çıkarmaya çalışıyorsun? Yılmaz Öğüt öyle algıladığı halde Yılmaz Öğüt'e gitmişim. Öyle algıladığını bana söylemedi ve öyle algılaması için senin kışkırtıcı yalanlarından başka sebep yok! Bu durumda niye gitmeyecekmişim? Zaten sana ne?!! Benim Yılmaz Öğüt'e gitmemde kamu yayıncılığını ilgilendiren, kamuya zarar veren bir sakınca mı var? Ne yapmaya çalıştığın belli değil! Daha geçen yazımda sana belirli konuş, net ol, adam ol, demedim mi? Ben Yılmaz Öğüt'ü "hırsızlıkla suçlamış" olsam, bunu niye saklayayım? Linççilikle suçladığımda sakladım mı ki? Ayrıca senin bu köhne iftiranı yıllar önce zaten defalarca cevaplamadım mı? O cevaplara niye link vermiyorsun? O cevaları niye alıntılamıyorsun? O cevaplarıı okurlardan niye saklıyorsun! Onu da ben mi yapmak zorundayım? Aynı suçlamayı her tekrarlayışında aynı belgeleri hep ben mi araştırıp bulayım? Niye bir kerecik adam gibi belge göstererek, belgelere kaynak göstererek konuşamıyorsun? Senin yerine belgeleri hep ben mi araştırıp bulacağım? Yok öyle yağma! İddia senin! Belgeleri de sen bulmak zorundasın! Ama sen, "sokarım belgeye, ben atarım iftiramı, sen uğraş dur!" kafasındasın! Ve bu kafada gitmeye hem mecbur hem kararlısın. Başka çaren yok ki!... Belge ve kaynak göstererek Büktel'i suçlayabilmek hiç kimse için mümkün değil ki...Hele senin ne haddine?!! Büktel'e belge ve kaynak gösterilerek gerçek bir suçlama yapılamaz, Büktel'e ancak, senin yaptığın gibi kocakarı üslubuyla, kanıtsız, ispatsız, belgesiz (ya da ender olarak, sırf belge gösterir gibi yapmış olmak için, alakasız kaynaklara link vermek suretiyle) alçakça iftira atılır. Büktel'e ancak bu yapılır. Büktel'e niye iftira atılır? Büktel'i sert cevap vermeye mecbur etmek iamacıyla kışkırtmak  ve sonra savcıya gidip "bana küfretti" diye şikayet edebilmek için... Bakalım 15 Kasım'da adalet bu alçaklığa ne diyecek!

    Her defasında (Örneğin, bakınız: http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150866344785711 ) cevabı alıp duvara tosladığın, şapa oturduğun, küle osurduğun halde; her defasında yeni (ya da eski) bir yalan bulup, "Büktel yine cevap veremeyecek" diye kışkırtarak okurları alçakça yanıltıyorsun! Ulan ben senin bu şekilde önemliymiş gibi sunduğun onlarca kıldan tüyden sorularına bugüne dek cevap verdim de, ne oldu? Bi utanayım, bi sarsılıp kendime geleyim, dedin mi? Yo-oo!... Cevaplanan iftirayı unutturup, önemli bir meseleymiş gibi sorduğun kıldan tüyden soruların yerine yenilerini uydurup yenilerini sordun. (Ben sana savcı gibi soru sormuyorum. Niye? Çünkü ben senin hakkında yazdığım zaman, gayet net, şüphesiz ve kesin biçimde, senin yalan, iftira ve sahtekârlıklarını "belgeliyorum". Ortada soru ya da şüphe bırakmıyorum. Senin gibi alçakça imaların ardına sığınarak sataşmaya, soru kılığına sokulmuş alçakça suçlamalar yapmaya tenezzül etmıyorum. Şeffaf, net, belirgin, belgeli, "açıkça, mertçe, Türkçe" konuştuğum için, ortada sorulacak herhagi bir soru, kuşku, ikilem, ikirciklem kalmıyor. Bende her şey net ve şeffa!... Senin alçaklığını tabak gibi somut biçimde okurların önüne koyuyorum. Örneğin, suçlarını örtbas etmek için, Kış ortasında yaptığın Bahar temizlikleriyle, kendi yazılarını bile silip yok ettiğini söylüyorum. Peki söylemekle yetiniyor muyum? Yo, hayır! Belge gösteriyorum. Belgeye link veriyorum. (http://tiyatrofanzini.blogspot.com/2009/12/iftirac-lincci-ve-sansurcu-tiyatro.html) Senin onlarca yalan, iftira ve sahtekârlığını belgeledim dediğimde ne yapıyorum? Belgelere link veriyorum. Link verdiğim o belgeler, senin (eğer verebildiysen) cevaplarına bağlanmış linkleri de içeriyor. Yani seni sansür etmeden iftiralarını belgeliyor, belgelerin kaynağını gösteriyor, kaynağına link veriyorum (http://coskunbuktel.com/linkdemirkanliyalanlari.htm) Yani ben sana linççi ve iftiracı dediğimde, somut biçimde kanıtlayabildiğim bir şey söylemiş oluyorum, senin gibi boş konuşmuş, ağzımdan osurmuş olmuyorum. Linççi derken, linç kampanyasının (senin tam bir arsızlıkla yıllardır görmezden geldiğin) yüze yakın belgesine link verebiliyorum. (http://coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm) Linç kampanyanızıın iftirasına, benim Özdemir Nutku'ya iftira attığım iddianıza gelince; o iddianızın iftira olduğunu ise, yalnızca belgelerle de değil, (sen dahil hiçbir linççinin karşı çıkamadığı) geri zekâlıların bile anlayabileceği kadar "apaçık ve belirgin" mantıksal verilerle kanıtlıyorum; işte kanıtların linki: http://coskunbuktel.com/buktelgerizekarehberi.htm

    Peki sen ne yapıyorsun? Bunamış kocakarılar gibi, kanıt belge, kaynak derdi olmadan, yalnızca vıdı vıdı yapıyorsun. Tiyatro vıdı vıdı düzeyine düşsün diye, Coşkun Büktel'in mesaisi o vıdı vıdılara harcansın diye, gelip "sıfır sansürlü" bu özgür sayfalarda apaçık yalan söyleyip iftira atarak, okurları zehirliyor, Büktel'i kışkırtıyorsun. "Sıfır sansür" ilkesini vandalca, alçakça kötüye kullanarak, geçersiz kılmaya çalışıyorsun! Aslında yalan ve iftiralarınla okurları zehirleme şansın da yok ama, benim, bir tek okurun bile zehirlenme ihtimaline tahammül edemeyecek kadar insancıl ve senin ahmakça ve alçakça iftiralarını bile sansür etmeyecek kadar demokrat olmamdan yararlanarak, Türk tiyatrosunun en yaratıcı kalemini, bu alçakça iftiralarla meşgul ediyorsun. Vandalizmin tanımını uygulamalı olarak ve tüm tiyatro tarihine ibret olacak kadar yüksek bir alçaklık dozuyla, sergiliyorsun.

    Eski iddiaların, cevap veremezsin diye kışkırtarak sorduğun soruların ne oldu? Onları sormaktan niye vazgeçtin? Onlara cevabını aldığın halde (Örneğin, bakınız: http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150888362725711  ) hangi hakla, benim sorulara cevap veremediğimi söylüyorsun? Hangi hakla, "geçmişi bilmeyen" genç okurları alçakça dezenforme ediyorsun. Yalan söylemek, kanıtsız belgesiz iftira atmak nasılsa fazla vakit almıyor. At iftiranı, Coşkun uğraşsın dursun! Bu nasıl bir arsızlıktır?!! Bu nasıl bir kalleşliktir?!! Senin ipinle kuyuya inen 1100 linççiye ve dergine reklam vererek seni besleyen Lemi Bilgin ve Ayşenil Şamlıoğlu'na ve Ertuğrul Günay'a lanetler olsun! (http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150890115405711)

    Kalkmış beni hâlâ Hilmi'nin yaptıkları ya da yapamadıklarıyla suçluyorsun! Daha önce de söyledim sana: Hilmi'yi suçlayacaksan ve suçlaman ciddiyse (yani osuruktan tayyare değilse) onu onun sana cevap vereceği yerde suçla. Eğer suçlamaların her zaman olduğu gibi yalan ve iftira değilse, Hilmi'yi kendi sitende veya derginde suçla! Hilmi'nin facebook'ta yazılan yazıları değerlendirmediğini, facebook'tan alıntı yapmadığını ve facebook yazılarını cevaplamadığını domuz gibi bildiğin halde, Hilmi'yi neden ille benim sayfalarımda ya da özel mesaj göndererek suçluyorsun? Senin özel mesajlarını da linç kampanyasından beri asla kaale almadığını ve cevaplamadığını domuz gibi biliyorsun. Buna karşılık, kendi sitende yayınlamaya cesaret ettiğin Hilmi'yle ilgili herhangi bir iddiayı, senin en mantıksız ve ahlaksız iftiralarını bile, Hilmi'nin tek virgül kısaltmadan, sansürsüz yayınladığını ve cevapladığını biliyorsun. Bunu artık iyice anladığın için, kendi sitende Hilmi'ye sataşmaya cesaret edemiyor, Hilmi'yi ancak, cevap vermeyeceğinden emin olduğun özel mesajlarla ve facebook yorumlarıyla taciz ediyorsun. Bunu sana daha bir ay kadar önce ısrarla anlattığım halde (burada linkini verdiğim yazıların birinde metni olmalı) Hilmi'nin elinden yakanı kurtarmak, iftiralarına ondan cevap almamak (ondan kaçmak) için, ısrarla aynı alçaklığı sürdürüyor, beni Hilmi'nin eylemleriyle suçlamaya kalkıyorsun. Hilmi'yle ilgili sitemdeki kısa duyuruya tarih koymayı unuttuğum doğrudur, benim titizliğime yakışmaz ama sen zaten uzun yazılarının bir çoğuna kasten tarih koymayan bir sahtekâr olarak, benim bir paragraflık kısacık duyuruma tarih koymayı unutmuş olmamı, nasıl olur da, hangi hakla, eleştirmeye kalkarsın? Ben seni en iğrenç yalan, iftira ve hilekârlıkların sorumlusu olmakla ve belgeleyerek suçlarken, sen beni, kasıtlı olduğumu asla kanıtlayamayacağın, böyle kıldan tüyden, salakça konularla suçlamaya niye kalkarsın?

    Bütün bu iftiraları bu sayfaya benim "sıfır sansür" ilkem sayesinde yazabildiğin halde, kalkıp benim seni engellediğimi (sansür ettiğimi) söyleyebiliyorsun hâlâ!... "Sıfır sansür" ilkemi bana pahalıya maletmek ve beni "sıfır sansürden" caydırıp kendin gibi bir sansürcü olmak zorunda bırakmak için, "sıfır sansürlü" sayfalarımı, en alçakça yalan ve iftiralarla kirletiyorsun. Bu yalan ve iftiraları engellemek, sansür etmek zorunda kalayım istiyorsun. Engellemediğimi, sansüre başvurmadığımı görünce, bu kez de kalkıp "bir süreliğine engelledi" diye yine iftira ediyorsun! Sana cevap vermek zorunda kalayım diye, yapmayacağın sahtekârlık, söyleyemeyeceğin yalan yok mudur senin? Hâlâ kalkmış "yine cevap veremeyecek" kışkırtması yapıyorsun! Bunu hep yapıyorsun Yahu hiç mi bir vicdan kırıntısı yok, hiç mi bir utanma zerresi yok sende? Senin kıldan tüyden sorularını, asılsız suçlamalarını onlarca kez cevaplamış, iftira olduklarını kanıtlamışım; bu saatten sonra, ben sana daha niye cevap vermek zorunda olayım, iftiracı herif!

    "Sıfır sansür" diye yıllardır sansüre karşı mücadele veren bir adamı, hiç yüzün kızarmadan, kalkıp seni engellemekle, sansür etmekle nasıl suçlayabiliyorsun?! Ulan ben bugüne dek, ne zaman, kimi engellemişim ki, seni engelleyeyim? Gırtlağına kadar yalana ve iftiraya battığını onlarca kez belgelediğim bir zavallının okur nezdinde ne kadar itibarı ve inandırıcılığı bulunabilir ki, ondan korkayım da onu engelleyeyim? Bütün bu iftiraları, "sıfır sansür" ilkem sayesinde yayınlayabiliyorsun; ve ben "sıfır sansür" ilkem yüzünden seni hâlâ tanımayan bir tek okurun bile sana inanması ihtimalini, senin bir tek okuru bile zehirleyebilmen ihtimalini bertaraf etmek, "sıfır sansür" ilkem nedeniyle bir tek okurun bile zarar görmesine mani olmak uğruna, sana cevap vermeye tenezzül ediyor, o bir tek okur hatırına sana mesai harcamak zorunda kalıyorum. Ben daha bir ay önce, senin talebinle giriştiğimiz tartışmadan, senin kaçırtmamış mıydım? Sen kendi açtığın o tartışmadan, "Bir daha sayfana yazmayacağım" diyerek kaçtığın halde (Belge için bakınız: http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150647829130711 ) nasıl olup da, hâlâ kalkmış, benim seninle yüz yüze tartışmaktan kaçtığımı söylüyorsun. Bu nasıl bir yüzsüzlüktür, ulan? Ben senin iğrendiğimi defalarca ilan ettiğim yüzünle niye yüz yüze gelmek zorunda olayım, ulan? Senin yüzünü görmek istememek niye senden kaçmak olsun, ulan? Ben niye Özdemir Nutku'yu "benimle yüz yüze tartışmaktan kaçıyor" diye suçlamayı aklımdan geçirmiyorum? Sana kaç defa söyledim: İftirayı tartışacak olsam, iftiranın kaynağı olan Özdemir Nutku'yla tartışırım, tetikçisiyle değil. Ben bunların cevabını sana daha kaç kez vermek zorundayım, ulan? O cevapları yetersiz bulduğun için aynı suçlamaları tekrarlıyorsan, o cevapları okurlardan saklamayacaksın. O cevapları hatırlayıp hatırlatacaksın. Kaynak gözterecek, link vereceksin. Daha bir ay önce, "bir daha benim sayfama yazmayacağını söyleyerek okurlara hava atmıştın. Ondan önce defalarca "artık bu lanetlilerle bir daha işim olmayacak" tarzında cümleler kurmuştun. E, bu ne şimdi?

    Önce yalan ve iftiralarını belgeleyen yüzü aşkın yazıma, bunca yıldır ancak sansürle cevap verebildikten sonra, nasıl bir suratla, nasıl bir arsızlıkla hâlâ yüzün tutarak, bu özgür sayfalarda, kanıtsız belgesiz, kıldan tüyden ve üstelik de "cevabı defalarca verilmiş" soruları sormaya kalkıyorsun? Hepsi de belgelenmiş onca yalan, iftira ve sahtekârlıklarından sonra, hâlâ ne yüzle kaşla göz arasında suçlu sandalyesinden sıvışıp savcı koltuğuna oturmaya kalkıyor ve bana soru şeklinde suçlamalar yöneltebiliyorsun, ulan?! Madem savcılığa soyunuyorsun, o soru şeklindeki ima ve suçlamalarını, belgele önce! Bu kaçıncı duvara toslayışın, şapa oturuşun, küle osuruşun?!! Sende hiç mi meymenet yok, ulan! Savcıya delil diye, "hâlâ bana küfrediyor" diye yarın bu ifadelerimi mi göstereceksin? Umurumda mı sanıyorsun? Belgelenmiş yalana, iftiraya ve sahtekârlığa sert tepki vermek niye suç olsun, niye küfür olsun, ulan? Küfür sensin! Senin bizatihi kendi varlığın insanlığa bir küfür. Senin iftirayı kapak yapan dergin, tiyatro sanatına bir küfür! Sen küfrün ta kendisisin! Sen hangi hakla, sana sağladığım "sıfır sansür" özgürlüğünden yararlanarak, benim bu sayfada seni engellediğimi söyleyebilirsin, ulan? Takma isimli sapıklar da aynını yapmıyorlar mıydı? Suçlarını örtbas etmek, suç belgelerini yok etmek amacıyla sayfalarıma yazdıkları iftiraları sildikten sonra "sıfır sansür" sayesinde yeniden ortaya çıkıp, "Coşkun yazılarımızı sildi" demiyorlar mıydı? "Sıfır sansür" ilkesinin geçerliliğini kanıtlamak amacıyla, takma isimli sapıkların iftiralarına bile göğüs germiş; takma isimli sapıkları bile sansür etmemiş; "sıfır sansür" mümkündür tezini kanıtlamak uğruna tüm vandalca, kalleşçe, alçakça saldırılara karşı, kendini ve adını fedakârca siper etmiş biri için; "bizim yazılarımızı sildi, bizi engelledi" demek, o fedakâr kişiye böylesine alçakça, vandalca bir iftira yöneltmek, elbette ki, sıradan bir yalancının harcı olamazdı; böylesine alçakça ve ahmakça bir iftirayı, ancak, vicdan diye bir sorunu bulunmayan, takma isimli kalleş bir orospu çocuğu, hiç telaşa kapılmadan, Nazi subaylarınınki kadar "nezih" bir edayla ve sakin sakin söyleyebilirdi. Tamam, onlar söyleyebilirdi de, sen nasıl söyleyebiliyorsun?


    Sadık Medin ve Ayşenur Hamza Satı bunu beğendi.

     

     

  •  

    • Büktel, uzun uzun yazarak açıklama yaptığının sanılmasını istiyor, tıpkı yemek yapmasını bilmeyen birinin, yemeğe bol baharat ekleyerek, yemeğin tadının farkına varılmamasını istemesi gibi.

      Büktel'in açıklama diyerek hiçbir şey açıklamadan
      , deforme ettiklerini bir kere daha açıklayayım.

      Büktel, okuyanların bilmemesine güvenerek -kendisi çok iyi bilmesine rağmen- Yılmaz Bey'le beni ayrıştırarak, benim dışarıdan ahkam kestiğim algısı yaratmaya çalışıyor. Yılmaz Bey ile ben o tarihlerde Boyut Yayınevi'nin 2 ortağıydık, Yılmaz Bey, tiyatro kitaplarının editörlüğünü yaptığı için Theope'sini getirdiğinde kendisiyle Yılmaz Bey muhatap olmuştu.

      Tiyatro kitapları yayınlamaya başlandığında sadece "Bütün Eserler" olarak, bir yazarın 3 ya da 4 oyunu yayınlıyorduk. Büktel kitabını getirdiğinde bu diziye girememesine rağmen, Yılmaz Bey, Theope'nin bir kopyasını alarak, okumuş ve beğenmişti. Bana, yani ortağına "Güzel bir metin ama bu şahsın başka oyunu yok, acaba sadece bunu tek olarak yayınlasak mı?, diye sorduğunda ben de muhalefet etmemiş, "Basalım tabii" demiştim, Yılmaz Bey'e güvendiğim ve tiyatro kitaplarının editörlüğü kendisine ait olduğu için okumadan "olur" demiş, sonrasında okuduğumda ben de beğenmiştim.

      Büktel'i çağırdık ve şu konuşma geçti aramızda: (Şimdi hani belgesi diyecek, olayın 3 tanığı var: Büktel, ben ve Yılmaz Öğüt, üzgünüm link veremeyeceğim, Yılmaz Öğüt yaşıyor, ben buradayım, geriye Büktel'in hafızası ve namusu kalıyor.)

      Diyaloglar mealen aktarılmıştır, özünde en küçük bir sapma yoktur, var diyorsa Büktel açıklayabilir. Konuşma; Oba Sok. No:9/1 Cihangir adresinde, Yılmaz Bey'in sokağa bakan odasında yapılmıştır, kollukları ahşap, kahverengi ofis koltuklarında oturuyorduk, Büktel sadece bir çay içmişti.

      Hoş beşten sonra....

      Yılmaz Öğüt: Coşkun Bey, biz sadece "Bütün Eserler" üst başlığı ile bir yazarın 3 ya da 4 oyununu yayınlıyoruz ancak Theope konusunda bir ayrıcalık yaparak tek olarak basmaya karar verdik.

      Coşkun Büktel: Teşekkür ederim, doğru bir karar vermişsiniz. Diğer konulara da açıklık getirelim.

      Mustafa Demirkanlı: Tabii, zaten bir sözleşme yapacağız.

      Yılmaz Öğüt: Biz tiyatro kitaplarını 2.000 adet basıyoruz... (O zamanlar tiyatro kitapları 2.000 basılıyordu, şimdi 1.000 adet basılıyor.)

      Coşkun Büktel: Olmaz, benim kitabımın 5.000 adet basılmasını istiyorum. Bu kitap çok satacak.

      Yılmaz Öğüt: Satsın Coşkun Bey, satışların durumundan anlar tükenmeden 2 nci baskıyı yaparız, siz merak etmeyin boşluk olmaz, dizgisi zaten hazır olacak, basımı 3-4 gün sürer, bizim isteğimizde bir kitabın birden çok baskı yapması zaten.

      Coşkun Büktel: Yok, ben yayıncıları bilirim, zaten 5.000 basarlar, yazara 2.000 basıyoruz derler, yazar 3.000 kitabın telifini alamaz. Ben kendimi korumak için 5.000 adette ısrar ediyorum.

      Yılmaz Bey'le birbirimize baktık, Theope'yi yayınlamaktan vazgeçtiğimiz konusunda anlaştık, konuşmayı Yılmaz Bey bitirdi.

      Yılmaz Öğüt: Coşkun Bey, bu söylediklerinizi kabul edemeyiz, başka bir yayınevinden kitabınızı yayınlatmanız daha doğru olacak gibi gözüküyor.

      Dedi ve konuşma bitti. Büktel, kopyasını alarak yayınevinden ayrıldı.

      Adam açık açık, yayıncılar 5.000 basar, 2.000 bastık derler, yazarın 3.000 kitabının telifini ödemezler lafını yüzümüze karşı söylüyor, sonra da "ben hırsızsınız" demedim diyor, doğru "hırsızsınız" sözcüğünü kullanmadı konuşmada, ama azıcık utanma olur insanda, "hırsızsınız" demenin tek yolu "hırsız" sözcüğünü mü kullanmaktır?

      Bu diyaloğu okuyup da "yok canım Büktel kimseyi 'hırsızlıkla' suçlamamış diyecek birileri varsa lütfen açıklasın.

      Büktel de gevezelik yapacağına, "Yılmaz Öğüt'le Demirkanlı'yı bilmeden ayrıştırdım, o dönemde ortak olduklarını bilmiyordum" desin ya da "okuyanları yanıltmak için değil, unuttuğum için Demirkanlı'nın dışarıdan ahkam kestiğini anlatmaya çalışmışım, özür dilerim", desin.

      Yukarıdaki suçlamalarında da kimseyi (Öğüt ve Demirkanlı'yı) hırsızlıkla suçlamadım, kimseye telif ücretlerini çalıyorlar diye iftira atmadım, desin.

      Büktel, hayali yanıtlarına link vererek karmaşa yaratmak yerine, somut gerçeklere yanıt versin, olsun bitsin.

      Yine gargaraya getirilmesin diye:
      1. Demirkanlı ile Öğüt sen Theope'ni getirdiğinde ortak değil miydi? "Hırsız" diye suçladığın insanlardan biri de Demirkanlı değil miydi? Neden dışarıdan biri gibi gösterme ihtiyacı duyuyorsun?
      2. "Yok, ben yayıncıları bilirim, zaten 5.000 basarlar, yazara 2.000 basıyoruz derler, yazar 3.000 kitabın telifini alamaz" derken, gerçekten karşındaki inanları "hırsızlıkla" suçladığının farkında değil misin? yoksa insanları salak mı sanıyorsun?

      Not: Büktel'i bu ve benzeri suçlamalarını video kaydına alacağımız bir görüşmede açıklamasını, yanıtlarımla birlikte yayımlamamızı önerdim ama her zaman kaçtı.

      Yaklaşık 2-3 ay önce facebook sayfalarında tek tek iddiasını dile getirmesini, yanıtlarımı burada da verebileceğimi söyledim, yanaşır gibi yaptı, konudan konuda atladı, sonrasında Özdemir Nutku iddiası karşısında EVET ya da HAYIR dememi istedi. Ben de tartışmaya başlamadan seni onaylamamı istiyorsun, o konu gelince onu da tartışırız, dememi sevmedi, işine gelmedi 'ben basit bir soru soruyorum evet ya da hayır de, diyorum ama Demirkanlı tartışmadan kaçmak için, benim soruma net cevap vermiyor' deyip, tartışmayı bıraktı ama utanmadan, benim tartışmadan kaçtığımı yaymaya kalkıştı. Yineliyorum, burada da tek tek, konu konu tartışırım, video kaydında da tartışırım (Fikrim sorulursa video kaydını tercih ederim ama şart değil.)

      Bunlara yanaşmasa da, hiç değilse yukarıdaki basit açıklamalara bir yanıt verebilse ne iyi olur... Bekleyelim bakalım... Okuyanlar da beklesin, belki doğrudan yanıt verebilir...

      Pazar, 16:52 ·

    • Coşkun Büktel Yayıncıların korsan kitap basabildiği benim de kör olmayan herkesin de ve eminim Mustafa Demirkanlı'nın da domuz gibi bildiği bir gerçekliktir. Kitabımın 5000 basılması gerekiyordu (Zaten Theope'yi daha sonra kendi paramla ve 5400 adet basmıştım. Ve o amatör baskı tükendiği için Çitlembik Yayınları'nda 1500 adetlik yeni bir baskı yapıldı.) Yılmaz Öğüt'e de o gün 5000 adet basarsa basmasını daha az basılmasını kabul etmeyeceğimi söyledim. O da kabul etmedi, mevzunun özü budur. O gün yayınevlerinin kendi kitaplarını korsan olarak bastığını söylediğimi ben de hatırlıyorum. Ama Yılmaz Öğüt'ü hırsızlıkla suçlamadığımı da gayet iyi biliyorum. Nasıl suçlayabilirim ki? Elimde öyle bir veri yoktu ve bugün de yok. Ama bazı yayıncıların korsana tevessül ettiğini biliyorum ve bu konuda içimin rahat etmesi için, zaten 5000 adedi havada karada satılması gereken Theope'nin 5000 adet basılmasını istiyorum, dedim. O zamanlar hiçbir yayıncıyı tanımadığım için, doğal olarak, hiçbir yayıncıya %100 güvenmiyor ama elimde somut kanıt bulunmadığı için hiçbir yayıncıya hırsız da diyemiyordum. Sonunda Yılmaz Öğüt'le anlaşamadık. Mustafa'nın orada olmasının ya da olmamasının konuyla ilgisi yok. Çünkü, o günkü görüşmemizde benim korsan kitap söylemlerimden sonra da, hem Yılmaz Öğüt'le, hem Mustafa Demirkanlı'yla ilişkilerim normal seyrinde devam etti. 1993 yılında Theope'nin ilk baskısını yaptım. Mustafa'nın sık sık uğradığım dergi yazıhanesinde, Nâlân Özübek'le anlaşarak Theope'nin parasız ilanını çıkardım. Daha sonra Mustafa bana dergisinde yazmamı önerdi ama bir şartı vardı "Yalnız, yazılarında Theope'den bahsetmeyeceksin" diyordu. "Hem sana para almadan yazı vereceğim, hem de sen bana şart öne süreceksin, öyle mi? Saçmalıyorsun, Mustafa! 'Theope'den bahsetmeyeceksin' şartı yerine, "Theope'den bahsedeceksin" diye bir şart öne sürsen bile, yine kabul etmem. Özgürce ve sansürsüz yazamadığım bir yerde, üstelik de bedavadan, niye yazayım?" dedim. Hayatında ancak bir kez duymuş olabileceği bu cevabı unutmadığına eminim. Bu cevabı, başka vesilelerle, daha önce de yazdım ve Mustafa itiraz etmedi. 1998'de Dramatik Yayınlar'da çıkan üç kitabımı, itanıtımlarını yapsın diye götürüp Mustafa'ya hediye ettim. Mustafa, hediyeleri aldı ama tanıtım yapmadı. Demek bana olan garezi o zamanlar başlamış. Benim o garezin farkına varmam, ancak, 2002'de oldu: Mustafa, beni ve Feridun Çetinkaya'yı sansür edip cevap hakkımızı tanımayacağını ilan edince, biz, nasıl bir vandalla karşı karşıya olduğumuzu anladık:

       

      “Feridun Çetinkaya ve Coşkun Büktel
      yanıt haklarını kullanmak isterlerse, şunu
      bilmeliler ki başvuracakları yer İstanbul
      Mahkemeleri’dir. Tekzip kararını getirirler
      ve yanıt hakları sayfalarımızda yer alır.
      Biz, Tiyatro... Tiyatro... Dergisi olarak,
      “ilkel ve iğrenç” olmaya devam ediyoruz.”


      Mustafa Demirkanlı

      (Kırk Yılda Bir / Feridun Çetinkaya ve
      Kitap Tanıtım (!) Yazısı Üzerine
      , Tiyatro… Tiyatro… Dergisi,
      Mayıs-Haziran 2002, Sayı 121-122, s. 58) (Bakınız: http://tiyatrofanzini.blogspot.com/2008/11/mustafa-demirkanl-ilkel-ve-iren-olmaya.html)

       

      Özetle, şunu diyebiliriz: Benim gıyabımda, yani benim bulunmadığım yerlerde, kendi aralarında bol bol dedikodusunu yapıp yakınmış olabilirler ama, yukarıda aktardığım Demirkanlı sansürünün ilk örneğinin ortaya çıktığı 2002'ye kadar (hatta, daha sonra 2006'da benim internet sitemi nihayet kurup da, o 2002 sansürünün hesabını sorabilmeme kadar; ne Mustafa, ne de Yılmaz Öğüt, bana "bize hırsız dedin" suçlaması yöneltmiş değillerdi. Yönelttilerse, belge göstersinler. Gösteremiyor ve benim namusuma güveniyorlarsa (ki ben Mustafa'nın namusuna nasıl zerre kadar güvenmemekte haklıysam, Mustafa da sık sık benim namusuma "güvenmekte" haklıdır) bütün hikâye budur: Ben sitemi kurup sansüre ve iftiraya savaş açınca, Mustafa, beni yalan ya da iftirayla suçlayamadığı için; ya "bize hırsız dedin" gibi kıldan tüyden meseleler icat edip suçladı; ya da Hilmi'nin, benim de zaten eleştirdiğim, birtakım (bana göre) "ters" tutumlarından yola çıkarak, yine kıldan tüyden suçlamalar geliştirmeye kalkıştı. Yani ben, 1993'teki korsan kitap konuşmamdan sonra en az 10 yıl boyunca, Mitos-Boyut'u "hırsız" diye suçlamamıştım, ama sitemi kurup sansürcü, iftiracı ve daha sonra linççilerle mücadeleye başlayınca, onları 1993'te "hırsız" diye suçlamış "oldum".

      Demirkanlı kışkırtmasının kurbanı olarak linç kampanyasına imza atmış olan Yılmaz Öğüt'ü, bugünlerde çok daha vahim bir suçla, iftira ve linççilikle suçladığım halde, bugüne dek bir kez bile hırsızlıkla suçlamış değilim. Çünkü Yılmaz Öğüt'ün iftiracı ve linççi olduğunu iki kere iki dört gibi kanıtlayabilirim ama hırsızlığını kanıtlayamam.

      Mustafa, ortada Türkiye'nin en büyük profesörünün apaçık CD belgeli iftirası ve bu iftiraya dayanarak kendisinin ana sponsor olduğu 1100 imzalı koskoca linç kampanyası ve kampanyanın pişman imzacılarının gayet ibretamiz ifadeleri dururken; hayır efendim, onu tartışmayalım, sen 1993'te bize "hırsız" dedin, onu tartışalım, diyor. Kıldan tüyden meseleler yaratarak linç iftirasını unutturmaya çalışıyor.

      İyi de ben iftirayı, DT'nin CD kaydıyla görüntülü olarak belgeliyor, kanıtlıyorum. Senin kanıtın ne? Cevap: 1993'tek o konuşma üç kişi arasında geçti, kanıtı senin namusun. Kanıtı benim namusumsa, defalarca verdiğim cevabı niye kabul etmiyor, hâlâ aynı teraneyle karşıma çıkıyorsun? Cevap: Sessizlik, ki şu anlama geliyor: "Başka çarem yok ki!..."

      Pazar, 19:28 ·

    • İtirafını yapmışsın ama gerekçeler üreterek ve de ilgisiz konuları art arda sıralayarak, uzatarak haklılık oluşturmaya çalışmışsın... Açıklamalarının; tanımadığın, bilmediğin insanlara elinde bilgi, belge hatta duyum bile olmadan suçlamak olduğunu okuyanlar zaten anlamıştır. Genelleme yaparak karşındaki insanları da o sepete koymanın ne özrü ne de açıklaması vardır. Şu konuyu da bilerek atlamışsın, dezenforme etmeye çalışmışsın. "Mustafa'nın orda olmasının ya da olmamasının konuyla ilgisi yok" demişsin, nasıl yok ki? Bir önceki yazında dışarıdan biri olarak lanse etme çalışıyordun, bu doğru değil ki, Yılmaz Bey'in olduğu kadar benim de yayınevimdi, oysa hala pişkinlik yapıp "suçlamadım", dediğin insanlardan biri, doğrudan ilgili olan biri benim. Bir yanıta onlarca konu eklemeden, net ifadelerle yazmak çok mu zor? Hatta algılayasın diye sonunda temel olan 2 maddede toplamıştım. Ama araya acı, tatlı, ekşi malzemeler de katacaksın ki, kimse ne yediğini ya da ne okuduğunu anlamasın. Buna dezenforme etmek derler. Savunduğun görüşünü bir daha oku... Olmadı bir daha oku... Şöyle yaparsan daha iyi algılama şansın olabilir, senin suçlamanı sana yöneltse biri, "napardım acaba?" diye algılamaya çalış... Belki algılama şansın olur ya da "affedersiniz o gün niyetim bu olmasa da sizi suçlamışım, hata yapmışım", dersin. Senin için çok zor ama bir dene... Ben orada tesadüfen bulunmuyordum, hiç değilse bu konuda dürüst ol, olup olmaması önemli değildi, deme. Kitabın basılsaydı,telif ücretini benden alacaktın Yılmaz Bey'den değil, mali işlerle ben ilgilendiğim için ya da "olmaz biz Bütün Eserler olarak basıyoruz", deseydim, yayınevine sadece kopyanı almak için gelebilirdin ... Dürüstlük lafla değil eylemle olur... Sadece konuyla ilgili olan konulara yanıt verebileceksen ver diğer suçlamalarını bir başka başlık altında yöneltmeye devam et, elini tutan yok, nasılsa suçladığın konuya verilen yanıtı es geçip başka konularda art arda yazıp duruyorsun, hiç değilse bir kere karman çorman yapmadan konuda kal...

      Pazar, 20:25 ·

    • Coşkun Büktel Ben her zamanki gibi çok açık olduğumdan eminim. Okurlar kimin açık, kimin karman çorman olduğuna karar verecek.

      Pazar, 21:14 ·

    • Güzel, yazılar yukarıda, ilgilenen göz atabilir... Bir diğer yorumumdaki "Hilmi Bulunmaz üç gündür..." dezenformatif haberini boşverelim... yok sayalım...Üst üste olmasın...

      Pazar, 23:10 ·

    • Coşkun Büktel Yahu ne iğrenç, ne anlaşılmaz bir yaratıksın sen?!! Yahu, boşverecek ya da boşvermeyecek olan sen değilsin! Sen, en iğrenç ve hepsi de iki kere iki dört gibi belgelenmiş suçlara gırtlağına kadar batmış, suçlu sandalyesinde oturmakta olan bir vandalsın! Senin hiçbir konuda karar verme hakkın yok. Sen, sadece, utanabilirsen, utanmaya karar vereceksin! Bırak bu uyanıklık sandığın arsızlığı!!! İnsanı tiksindiriyorsun!

      Dün, 02:41 ·

    • Olur, sitende duran, tarihi belli olmayan ama "Hilmi Bulunmaz üç gündür..." başlıklı dezenformatif yazına yönelik birşey söylemeyeyim, söylersem kızıyor hakaret ediyorsun. Neden? Yaptığından utanıp, hakaret ederek haklı olacağını sanıyorsun... Sen yanıtlayamadığın için ben boşvermeyi tercih etmiştim, neden hakaret ediyorsun ki?!! Lafın mı bitti???

      Dün, 02:47 ·

    • Coşkun Büktel Ulan alçak herif! Hâlâ yanıtlamadığımı nasıl söyleyebiliyorsun? Yanıt yukarıda durup dururken, insanları böylesine alçakça dezenforme etmeyi nasıl göze alabiliyorsun?!! Kendin bugüne dek sana yönelik yüzlerce suçlamamın kaç tanesine yanıt verebildin ki, ben senin her soruna yanıt vermek zorunda olayım?

      Dün, 02:52 ·

    • Coşkun Büktel Senden iğrenmeyen Lemi Bilgin, Ayşenil Şamlıoğlu ve Ertuğrul Günay'a lanet olsun! Bu ülke insanlarının alınteri olan vergileri senin cebine hâlâ akıtıyorlar ya, üçüne de bu ülkenin ekmeği suyu haram olsun!

      Dün, 03:08 ·

    • Lafı bitmişler gibi hakaret edip duruyorsuni bir de yukarıda verdim yanıtı" diyerek insanları salak yerine koyuyorsun. Büktel, sitenin tepesinde duran "Hilmi Bulunmaz üç gündür..." başlıklı dezenformatif yazına yönelik birşey söylemeyeyim, söylersem kızıyor, lafın olmadığı için hakaret ediyor, bir de okuyanı kandırmaya çalışıyorsun. Ayıp değil mi? Ayıp... Sıkıştın, dezenformasyon yaparak yakalandın hadi şimdi yine hakaret et, hakaret edince kendini haklı sanıyorsun.

      Dün, 03:09 ·

    • Ben yazmadan hakaretlere başlamışsın, tabii lafın bitti...

      Dün, 03:10 ·

    • Coşkun Büktel Tabii, tabii!... Sen devam et!

      Dün, 03:11 ·

    • ‎7-8 aydır sitende tarihsiz olarak duran, üç gün sonra dediğin dezenformatif haberden dolayı özür dilemeyi düşünüyor musun?

      Dün, 03:12 ·

    • Coşkun Büktel Pis yalancı!

      Dün, 03:15 ·

    • Yuh be... şimdi sitenden kopyaladım buraya ekliyorum "HİLMİ BULUNMAZ, üç gündür, Mustafa Demirkanlı'nın DT reklam panoları konusundaki devlet yalakası tavrını ve o panolarla ilgili yalan ve iftiralarını hiç üşenmeden, satır satır yalanlayan, müthiş bir yazı hazırlamakta... " kim yalancı?

      Dün, 03:18 ·

    • Coşkun Büktel Pis yalancı!

      Dün, 03:18 ·

    • Gerçekten ayıp... sitende durup duruyor, sen değil de neden ben yalancı oluyorum... Canın öyle istediği için...

      Dün, 03:19 ·

    • Coşkun Büktel Pis yalancı!

      Dün, 03:20 ·

    • Neden karşıma çıkamadığın iyice anlaşıldı... Sen gerçekleri değil hayalindekileri kabul ediyorsun... Demirkanlı'nın yalanları diye uyduruk sayfalar oluşturdunuz, gel karşıma savun, videoya kaydedelim yayınlayalım da benin ne kadar yalancı olduğum ya da sizin ne kadar iftiracı olduğunuz çıksın ortaya dedikçe kaçıyorsunuz. Bir insan daha ne yapabilir... Kendi sayfanda duran yazıyı alıntılıyorum ona ile "Pis yalancı!" diyebilecek kadar gözün kararmış, nerdeee o iddialarının arkasında durabilmek, nerdee karşıma çıkbilecek cesareti gösterebilmek... Sensadece hakaret et, iftira at, ne kadar çok tekrarlarsan gerçeksanır okuyanlar...Bktel bu yöntemin mucidi Goobbels'di...

      Dün, 03:29 ·

    • Coşkun Büktel Tabii, tabii!... Sen devam et!

      Dün, 03:30 ·

    • Tabii, tabii!... Ben devam ediyorum da, bir de sen tek kale maç yapmaktan vazgeçip karşıma çıkabilsen, her iddianı ortaya koysan, ben yanıtlamaya çalışıp rezil olsam, bölüm bölüm video kaydını yayınlasan ne güzel olur, sana emin olduğun,idialı olduğun bir konuda bu kadar kıyak yapan biri oldu mu? Kendi sesi ve görüntüsüyle rezil olan bir Demirkanlı seni ne kadar mutlu eder, ama çıkamazsın karşıma, çıkamazsın çünkü burada ve başka alanlarda yaptığın gibi çarpıtmana izin vermem, her iddianı tıkarım boğazına... sen şimdi küfretmeye devam et... Okuyanlar, yazdıklarını beğen düğmesine basarak desteklediklerini sananlar da belki merak eder "Yahu Coşkun neden bu adamı video kaydında rezil etmiyor ki?" diye... Hemde bu adam, Hilmi'nin karşısında duruşmada tir tir titremişken (!)... Tam zamanı... Utandırma seni beğenenleri...

      Dün, 04:16 ·

    • Coşkun Büktel Bence sen, benim gibi önemsiz fügürleri "kaçırtmakla" uğraşma! Mesela Tayyip Erdoğan'ı çağır yüz yüze tartışmaya; merak etme, onu çağırmanın da hiçbir riski yok; eminim o da "kaçacaktır"(!)

      Dün, 10:41 ·

    • Çok doğru birtespit. O da senin gibi ne sorulursa sorulsun, konuyu dağıtıp bambaşka yanıtlar verir. O da senin gibi mertçe tartışmaya çağırıldığında kaçar. Ben değil ama siyasi muhattabı Kılıçdaroğlu çok çağırdı, tıpkı senin gibi davrandı Erdoğan da. Bu tespiti yapman, benzeşmeyi görmen çok yerinde...Gerçekten çok benzeşiyorsunuz tavırlarınız konusunda...

      Dün, 12:22 ·

    • Coşkun Büktel Benzerliğin ne olduğu
      konusunda yanılıyor ("saptırıyor") olsan da, beni başbakana benzetmen koltuklarımı kabarttı. Yalan söylemenden iyidir.

      Dün, 13:00 ·

    • Başbakana benzetilmiş olmandan koltuklarının kabardığına seni okuyan yakın arkadaşların bile şaşırmış olabilir ama ben şaşırmadım... Senin için önemli olanın iktidar olduğunu belki sen bile algılayabilirsin, azıcık çaba gösterirsen... Bilmeyenlere bir anektod anlatayım... yıllar önce Kerem Kurdoğlu, Yay. Kur. toplantısında, Büktel'e köşe yazısı yazdırmamızı önerdi, gerekçesini de "muhalif bir ses de olsun" diye açıkladı, ben hemen kabul ettim... Orhan Alkaya, "bu muhalif sesin yazmasını ben de kabul edebilirim ama bana Büktel'in kendi meselesinin dışında muhalif olduğu tek örnek gösterirseniz" dedi... Kerem önerisini geri aldı, ben de yeni konuya geçelim diyerek desteğimi geri çektim... Büktel gerçekten başbakana çok benziyor, koltukları kabarabildiği kadar kabarabilir.... Ayrıştığımız yer de benim hiç benzemiyor olmam olsa gerek:)))

      12 saat önce ·

    • Coşkun Büktel Beni çok hislendirdin, o yüzden itiraf ediyorum: Yalnızca koltuklarım kabarmadı, başım göğe de erdi.

      5 saat önce ·

    • Sadık Medin

      Çok sevdiğim bir söz vardır; "Basit zekalar kişileri,vasat zekalar olayları,üstün zekalar fikirleri tartışır"diye. Coşkun Büktel ve arkadaşlarıyla yıllardan beri uğraşanlar kendilerine bir çeki düzen vermeliler. Sanatçı"Özgün ve Özgür"bir de dürüst olmalıdır. Eser verebilecek rahat ve özgür bir ortamda sakin bir hayat yaşamalıdır (sizlerden fırsat bulabilirse). Adamın kişiliği ile uğraşıyorsunuz sonra da sadece kişilik mücadelesi yaptığından bahsediyorsunuz. Bir tek sizler mi akıllısınız? Başkalarını sersem yerine koymak dünyanın neresinde sanat ve kültür insanı olmaktır beyler söyler misiniz?...
      Bu uzayıp giden tartışmaların kime ne katkısı oluyor ki!. "Kişi kişinin aynasıdır" ; aranızda geçmişte olan bir hukuk vardır, yüzyüze konuşmuşluğunuz da. Ancak sizlerin ruh halini yazılarınıza bakarak incelediğimde ; Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz ve Feridun Çetinkaya'daki içtenliği ve samimiyeti sizlerde maalesef göremiyorum.
      Bir taraf 1100 kişilik linççi listesinden dert yanıyor; karşı taraf "kim ne dedi? Kime dedi? Ne zaman dedi?" tuluat tekerlemelerinin bir benzerini bıkıp usanmadan yıllardan beri tekrarlıyor . Sizin atışmalarınızı zevkle okuyanlar olabilir ama ben şahsen hazzetmiyorum.
      Türk Tiyatro'suna hizmet vermiyor eziyet çektiriyorsunuz.Bu polemiklere bir son verin artık. Sizler çiğnenip yere atılan ve üzerine basıldığında ayakkabılarımızı temizlemek için yerlerde sürtecek tümsek aradığımız cikletten farklı mısınız değil misiniz bir düşünün artık!...

      yaklaşık bir saat önce ·

    • Coşkun Büktel Sadık'çığım, verdiğin desteğe teşekkür ederim ama keşke iftiracı linççilerle iftiraya uğrayanları sonuçta aynı kefeye koyuyormuş gibi bir izlenim vermekten ve her iki tarafa (insani gibi görünen ama aslında uzlaşmaz çelişkinin farkına varamadığını ele veren) "el sıkışıp barışın!" gibi bir öneri getirmekten kaçınabilseydin.

      yaklaşık bir saat önce ·




     

    MERAK KONUSU:

    Arşiv: SANSÜRCÜ LİNÇÇİ MUSTAFA DEMİRKANLI, FERİDUN ÇETİNKAYA'YA "IRKÇILIĞIN AVUKATI" DİYE İFTİRA ATAN BİR YAZIYI SİTESİNDE YAYINLADIĞI HALDE, ÇETİNKAYA'NIN GÖNDERDİĞİ CEVAP YAZISINI NEDEN YAYINLAMADIĞI; ÇETİNKAYA'NIN (ENGİZİSYON'DA BİLE TANINAN) CEVAP HAKKINI NİÇİN TANIMADIĞI, ÇETİNKAYA'YI NİÇİN EN AŞAĞILIK (EN SAVUNULAMAZ, EN AÇIKLANAMAZ) BİÇİMDE AÇIKÇA SANSÜR ETTİĞİ KONUSUNDA HESAP VERMEYE DE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMIYOR.

     

     

    BONUS:

     

    Öylesine seviyesizsin ki, tek başına, "tüm insanlığın" seviye ortalamasını düşürüyorsun.

     

    VANDALLARIN SANAT ZANNEDİP SANAT EDİNDİĞİ
    "GERÇEKLERİ SAPTIRMA KURNAZLIĞI"

     

    MUSTAFA DEMİRKANLI, "kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki" ŞEKLİNDEKİ APAÇIK YALANININ HESABINI VERMEYE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMADI -1

    MUSTAFA DEMİRKANLI, "kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki" ŞEKLİNDEKİ APAÇIK YALANININ HESABINI VERMEYE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMADI -2


    MUSTAFA DEMİRKANLI, "kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki" ŞEKLİNDEKİ APAÇIK YALANININ HESABINI VERMEYE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMADI -3

    MUSTAFA DEMİRKANLI, "kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki" ŞEKLİNDEKİ APAÇIK YALANININ HESABINI VERMEYE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMADI -4

    MUSTAFA'NIN "SÖZ DÜELLOSU" TEKLİFİNE SONUNDA EVET DEDİM

    MUSTAFA'NIN HALUK BİLGİNER'CE AÇILMIŞ "YAVŞAK DAVASI"NDA ÇIKAN KARAR HAKKINDA FACEBOOK'TA BAŞLATTIĞI TARTIŞMA

     

    HİLMİ BULUNMAZ'IN KIRIM KONGO KENESİNE BENZETTİĞİ MUSTAFA DEMİRKANLI, "SIFIR SANSÜR" İLKEMDEN ÖZGÜRCE YARARLANARAK İYİCE MUSALLAT OLUP, KIŞKIRTMAYI VE KAFA SIKMAYI DÜN DE SÜRDÜRDÜ!

     

     

    Mustafa Demirkanlı'nın iki yüzlülüğünü teşhir etmekle niye uğraşıyoruz?

    Coşkun Büktel / 20 Kasım 2011

     

    Çünkü Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın, DT genel müdürü Lemi Bilgin'in, İBBŞT genel sanat yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu'nun, fakir halkın parasını reklam adı altında nasıl bir adamın cebine (dergisine) akıttığının, halk tarafından bilinmesini önemsiyoruz.

    Yani bizim önemsediğimiz şey, (2005'te
    Özdemir Nutku'nun "Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun var" demesinden sonra, 2009'da dergisinin kapağında "Evet, İkinci Bir Theope Var" başlığı attığı halde, iki gün önce "kimse ikinci bir Theope var demedi ki" diyebilmiş) iftiracı Demirkanlı'nın kendisi değil... Biz halkın bizzat kendi parasıyla ve Kültür Bakanlığı, İBBŞT ve DT'nin izni, desteği ve aracılığıyla ve "kasıtlı olarak" dezenforme edilmesini önemsiyoruz.

    Keşke bu işlerle başkaları uğraşsa... Keşke, iftira, linç, sahtekârlık, vb.nın egemen olduğu tiyatromuzda, bu egemenliğe karşı sanatsal bir tepki göstermeye cesaret edebilen kişilerin sayısı 3'le (Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz, Feridun Çetinkaya) sınırlı olmasa; keşke tiyatromuzda bir toplumsal vicdan, ahlaksızlığa karşı bir toplumsal refleks bulunsa... da ben kendi işimi yapabilsem.

    Kimse bana, "yeter artık, herkes durumu anladı, sen bak kendi işine" demesin! Durumu herkesin anladığına dair belirtiler görmedikçe, imzalı tepkiler yayınlanmadıkça, "sus, susmadıkça sıra sana gelecek" korkusu egemen oldukça, kimsenin anlatmaya çalıştığım şeyi anladığına ikna olamam.

     

    MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN İKİ YÜZLÜLÜĞÜNÜ, BİR KEZ DAHA, MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN (DÖRT AY ARAYLA YAZILMIŞ) KENDİ İFADELERİYLE VE "ORİJİNAL" KAYNAKLARINA LİNK VEREREK BELGELİYORUZ

     

    Ağustos'ta (bir ara) insan (güya), Kasım'da kurt...


    Coşkun BÜKTEL /
    20 Kasım 2011

     

    MUSTAFA, DÖRT AY ÖNCE (30 Ağustos, 23.53'de) GAYET İNSANCA BİR YAKLAŞIMLA "HATA" DİYE NİTELEDİĞİ VE ÖZÜRÜ ZATEN DİLENMİŞ, UZUN UZUN DÜZELTMESİ YAPILMIŞ "HATAMI"; DÜN (19 KASIM, 06.25'de) YİNE KAFAMI SIKARKEN CEPHANESİ TÜKENİP DE SÖYLEYECEK ŞEYİ KALMAYINCA, "İFTİRA" OLARAK NİTELEDİ. MUSTAFA DEMİRKANLI DÖRT AY ÖNCE (Ağustos'ta) NE DEDİ, DÜN (Kasım'da) NE DEDİ? "ORİJİNAL" KAYNAKLARA LİNK VEREREK AŞAĞIDA AKTARIYORUZ. BİZ BİR ŞEY DEMİYORUZ, HER İKİ ALINTIMIZDA DA YALNIZCA MUSTAFA KONUŞUYOR, HER ŞEYİ MUSTAFA DEMİRKANLI KENDİSİ SÖYLÜYOR:


    MUSTAFA DEMİRKANLI (30 AĞUSTOS, 23.53, 2011)

    Yoksa senin bu hatanı dilime dolayıp "itira attı" da "iftira attı" diyecek halim yok, olur insan hata yapar.

    (ORİJİNAL KAYNAK: http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150748314450711)

    MUSTAFA DEMİRKANLI (19 KASIM, 06.25, 2011)

    Bre Büktel, iftira attın, sonta kıvır kıvır kıvrandın, "özür dilerim" dedin, şimdi onu da geri alıyorsun, iftira attığını kabul etmiş olduğuna göre, boş verelim özrü, sen iftiranı madalya gibi taşı. Ben Büktel iftira attı, sonra özür diledi, ben de konuyu kapattım lafım -doğru oladığı için- unutayım, her zaman hatırlatayım sana attığın iftirayı.... İftiracı seni...

    (ORİJİNAL KAYNAK: http://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=304231069595010&id=100000243596367)

    ARŞİV

    Coşkun Büktel: COŞKUN BÜKTEL GİBİ BİR İNSANA ANCAK OROSPU ÇOCUKLARI "İFTİRACI" DİYEBİLİR.

     

    TÜRK TİYATROSUNDA ASRIN (zincirleme) YALANI:


     

    ÖZDEMİR NUTKU 2005:

    "Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun var."

    KAYNAK: DT'nin CD kaydı



     

    MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN DERGİSİNDE KAPAK DUYURUSU (Haziran 2009): 

    "Evet, ikinci bir Theope var."

    KAYNAK: Derginin Haziran 2009 kapağı / Kapağı büyük görmek ve "Evet, İkinci Bir Theope var" başlığını okumak için, lütfen aşağıdaki fotoğrafın üstüne tıklayınız!

     

     

    MUSTAFA DEMİRKANLI 2011:

    "kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki"

    KAYNAK:
    http://coskunbuktel.com/bukteldemirkanliikincitheopegercegi%20saptirmak.htm

     

     


    DEMİRKANLI YALANLARI GENEL SAYFAMIZ:

    http://www.coskunbuktel.com/linkdemirkanliyalanlari.htm