BİRİNCİ BELGE: 22 Kasım 2010
Mustafa Şükrü Demirkanlı, Coşkun Büktel'i savcılığa şikâyet etti!
İSTANBUL
CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NA
ŞİKÂYET EDEN: MUSTAFA
ŞÜKRÜ DEMİRKANLI
(TC NO: 37210675438)
ADRES: Gülbağ Mah.
Şahinler Sok. No: 42 D: 10
Mecidiyeköy/İstanbul
VEKİLİ: Av. BURHAN GÜN
Kervangeçmez Cd. Hark Sk. No: 5 Kat 4-5
Mecidiyeköy / İstanbul
ŞİKÂYET EDİLEN: COŞKUN
BÜKTEL
TELEFON:
0212 252 94 82
begin_of_the_skype_highlighting 0212
252 94 82 end_of_the_skype_highlighting
E-POSTA:
buktel@yahoo.com
SUÇ: (İNTERNET ÜZERİNDEN ALENEN
ZİNCİRLEME) HAKARET
SUÇ TARİHİ: 6 Ağustos
2010, 7 Ağustos 2010, 28 Ağustos 2010, 4
Eylül 2010, 5 Eylül 2010, 19 Eylül 2010
ve devamı ve öncesi...
AÇIKLAMALAR
1. COŞKUN BÜKTEL adlı
kişinin yöneticiliğini yaptığı ve sahibi
olduğu kişisel web sitesi olan
http://www.coskunbuktel.com/
adlı internet sitesinde belli
aralıklarla ve tarihlerde müvekkilim
MUSTAFA ŞÜKRÜ DEMİRKANLI (yayın
dünyasında, yazılarında ve sanat
çevresinde MUSTAFA DEMİRKANLI olarak
anılmaktadır) hakkında hakaret
niteliğinde yazılar yayınlanmıştır ve
yayınlanmaya devam etmektedir. En son
ulaşabildiğimiz ve öğrenebildiğimiz 6,
7, 28 Ağustos 2010, 4, 5, 19 Eylül 2010
tarihlerinde yazılan ve hala sitede
bulunan yazılardır. Bu yazılar yoluyla
müvekkilim MUSTAFA ŞÜKRÜ DEMİRKANLI'ya
COŞKUN BÜKTEL tarafından İNTERNET
üzerinden ALENEN ZİNCİRLEME ŞEKİLDE
HAKARET edilmiştir, edilmeye devam
edilmektedir.
2. Ekte delil olarak da
sunulan ve hakaret niteliğindeki
yayınlarla internet sitesinden yapılan
ve örnek olarak sunulan bir alıntı
hakaret suçunun zincirleme olarak
yapıldığını açık göstergesidir ve
şöyledir: Diğer yazılar sitenin içinde
ve ekte delil olarak sunulan
belgelerdedir.
6 AĞUSTOS 2010 CUMA
Kaynak link:
.
http://www.coskunbuktel.com/linkdemirkanliyalanlari.htm
Siteden aynen alıntılayarak; (Alıntılar
tırnak içinde, italik yazılmıştır.
Hakaret niteliğindeki sözler kalın, sarı
renkle belirginleştirilmiştir.)
GÜNCELLEME 3: 7 Ağustos 2010
Mustafa Demirkanlı,
bizim yayınımızdan sonra, sitesinde bir
yıldır yüzsüz ve
imzasız olarak yayınladığı
“Hiç Çıldırma Bre Büktel!”
başlıklı yazıdaki orostopolca
iftiraların altına iki gün önce
kendi imzasını atmak, yazının (bir
yıldır boş duran) yazar çerçevesinin
içine kendi fotoğrafını koymak zorunda
kalmıştı.
Ama her sıradan okurun bile
kalleşçe, orostopolca yazılmış somut
iftiralardan ibaret olduğunu
kolayca görebileceği nitelikte olduğu
için, bizim ibret verici bir belge
olarak ana sayfamızda virgülüne
dokunmadan yayınlamaktan çekinmediğimiz
“Hiç Çıldırma Bre Büktel!” başlıklı
yazının altındaki imzasını,
sahtekâr Demirkanlı ancak 24
saat tutabildi. Dünkü güncelleme
yazımızdan sonra sahtekâr
Demirkanlı, tekrar zikzak
yaparak, ...
Demirkanlı psikopata
bağladığı için, bu
güncellememizden sonra ne yapacağını
kestirmemizin olanağı yok. ...
örneğin, "Mustafa Demirkanlı
onurundan kalan son kırıntıları satıyor!
Yok mu arttıran?" diye yeni bir
"çığlık" ilanı koyabilir. Bir
psikopatın ne yapacağını önceden tahmin
etmek mümkün de değil, gerekli
de değil. Merak eden okurlar
sahtekâr psikopatın bundan sonra neler
yapacağını haberimizin ilk
bölümünde verdiğimiz linkten takip
edebilirler.
Peki, biz bu yazıyı neden yazıyoruz?
"Yüzsüz" iftiracıların imzasız
yazılarına yer verdiği ve bu vahim
sahtekârlığı sulandırmak gayretiyle
olmadık taklalar attığı sırf bu
haberimizdeki belgelerle bile apaçık
kanıtlanabilen; bir yalan
makinasından daha üretken bir yalancı ve
iftiracı olduğu,
"Demirkanlı Yalanları"
başlıklı sayfamızda onlarca
belgesiyle görülebilen; Türk
tiyatrosunun yakasına (Hilmi Bulunmaz'ın
çok isabetli ifadesiyle) "Kırım
Kongo kenesi gibi yapışmış" bu sahtekâr
linççiyi, reklam adı altında sadaka
vererek, iktidar, neden 20 yıldır
besliyor? 20 yıldır Türk tiyatrosunun
kanını emip damarlarına sahtekârlık
zehri zerkeden bu zavallı psikopata
klinik yardım yerine, neden nakdi yardım
yapılıyor?
... Yani tiyatral yayın yapanların
genel linççi karakteri göz önüne alınıp
onların merceğinden bakıldığında, aykırı
görünen şey,
"yalan makinasından daha
seri yalan üreten bu sahtekâr psikopat"
olmuyor; tam tersine, linççi
yayıncıların merceğinden bakıldıkta,
belgeli, kaynaklı, linkli, bilimsel
yayın yapan dürüst insanlar (Coşkun
Büktel, Hilmi Bulunmaz, Feridun
Çetinkaya) "aykırı" görünüyor.
... Bir de kalkmış bizi
küfürbaz olmakla suçluyor, linççi orospu
çocukları!...
Sizin
iftiracı,
linççi,
tehditçi ve
iktidar destekli bir "örgütlü melanet"
olmanız sorun değil, bizim
belgeli iftiracılara,
sahtekârlara "orospu çocuğu" dememiz
sorun, öyle mi? Ulan sizin sıfat
beğenmemeye ne hakkınız var, dangalak
herifler?!... Geri zekâlı, psikopat
vandallar!... Bize ancak Rahibe Teresa
"küfürbaz" derse ciddiye alıp saygı
duyarız. Siz kendinizi Teresa mı
sanıyorsunuz, linççi teresler?!...
Evet,
tiyatro dediğimiz mafyanın
yuvası olmuş bu iğrenç
bataklığın
sivrisinekleri, halka, tiyatro
sanatına ve "gerçek" sanatçılara zarar
verdikleri halde; sayıca kalabalık
oldukları için, iktidar temsilcileri
tarafından (Ertuğrul Günay, Lemi Bilgin,
Ayşenil Şamlıoğlu,
Orhan Alkaya gibi
"bürokratlar" tarafından) destekleniyor
ve besleniyorlar. Beslenemeyenler de,
boynunu kırıp beslenme fırsatının (veya
sırasının) gelmesini bekliyor; bu arada,
"kemiği" hak etmek için, bu eleştirileri
yapabilecek vicdan ve cesarete sahip
birkaç adama karşı
linç ve
iftirakampanyaları
düzenliyor; kanıtsız, belgesiz,
kaynaksız, linksiz ve çoğu zaman da
imzasız, kalleş yazılarla, hakikat
yanlısı bu birkaç istisnai insana karşı
iftiralarla dolu yazılar yayınlıyor; ve
en acısı, bu iftira yazılarını
yayınlayan site sahibi psikopata,
Ertuğrul Günay, Lemi Bilgin, Ayşenil
Şamlıoğlu,
Orhan Alkaya gibi
"bürokratların" reklam adı altında
sadaka vermesini
sağlıyorlar.
Biz yayınlanan yazılardaki iftiraları
ibret verici birer belge olarak teşhir
edince ne oluyor? O iftiralardan
korkmadığımızı gören sahtekâr
psikopat, bu sefer, internete
kendi elleriyle koyduğu o iftira
yazılarını, silmeye, değiştirmeye,
tahrif etmeye, (Feridun Çetinkaya'nın
nefis yazısının, en az yazı kadar nefis
başlığında dendiği gibi) Kış ortasında
"Bahar Temizliği"
yapmaya koyuluyor.
Keşke küfürbaz olsaydım da gerçekten
küfredebilseydim (küfür neymiş
gösterebilseydim) bu sahtekâr
orospu çocuklarına... Bana
karşı imzasız yazılarla belgelenmiş
iftiralar yayan sahtekârlara
orospu çocuğu derken, onlara
torpil yapıyor, iltimas geçiyormuşum
gibi bir duyguya kapılıyor kendimi kötü
hissediyorum.
Şikayet edilen COŞKUN BÜKTEL,
kişisel sitesinde yayınladığı (ve yayını
süren) "Demirkanlı Yalanları"
bölümünde yukarıda alıntılanan yazıda
açıkça müvekkilimin ismi kullanılarak
defalarca hakaret, küfür ve aşağılama
sözler sarf etmiştir. Bu ifadeler yazıda
açıkça görüldüğü gibi :
"sahteâr psikopat, psikopat, linççi,
orospu çocukları, "yalan makinasından
daha seri yalan üreten bu sahtekâr
psikopat, sahtekar linççi, bir yalan
makinasından daha üretken bir yalancı ve
iftiracı, yüzsüz, sahtekar Demirkanlı, "
şeklindeki nitelemeler ile hakaret
niteliğinde doğrudan müvekkilim kast
edilerek yazının içinde yazılan ve alt
alta sıralandığında aşağıdaki gibi
zincirleme şekilde ve onur kırıcı
biçimde yazılan yazılardan oluşmaktadır.
Yazıların içindeki ifadelerse şöyledir:
"... orostopolca
iftiraların...
kalleşçe, orostopolca
yazılmış somut iftiralardan...
Demirkanlı psikopata
bağladığı için...
Mustafa Demirkanlı onurundan kalan
son kırıntıları satıyor! Yok mu
arttıran?"...
Bir psikopatın ne yapacağını önceden
tahmin etmek mümkün de değil...
sahtekâr psikopatın bundan sonra
neler yapacağını...
"Yüzsüz" iftiracıların imzasız
yazılarına yer verdiği ve bu vahim
sahtekârlığı sulandırmak gayretiyle bir
yalan makinasından daha üretken bir
yalancı ve iftiracı olduğu..."
Demirkanlı Yalanları" başlıklı
sayfamızda "Kırım Kongo kenesi gibi
yapışmış" bu sahtekâr linççiyi, reklam
ada altında sadaka vererek, iktidar,
neden 20 yıldır besliyor?...
20 yıldır Türk tiyatrosunun kanını
emip damarlarına sahtekârlık zehri
zerkeden bu zavallı psikopata klinik
yardım yerine, neden nakdi yardım
yapılıyor?...
"yalan makinasından daha seri yalan
üreten bu sahtekâr psikopat olmuyor; tam
tersine, linççi yayıncıların merceğinden
bakıldıkta, Bir de kalkmış bizi küfürbaz
olmakla suçluyor, linççi orospu
çocukları!...
Sizin
iftiracı, linççi,
tehditçi ve iktidar
destekli bir "örgütlü melanet" olmanız
sorun değil, bizim belgeli
iftiracılara, sahtekârlara
"orospu çocuğu" dememiz sorun, öyle mi?
Ulan sizin sıfat beğenmemeye ne hakkınız
var, dangalak herifler?!...
Geri zekâlı, psikopat vandallar!...
Bize ancak Rahibe Teresa "küfürbaz"
derse ciddiye alıp saygı duyarız. Siz
kendinizi Teresa mı sanıyoruz, linççi
teresler?!...
Evet, tiyatro dediğiniz
mafyanın yuvası olmuş bu iğrenç
bataklığın sivrisinekleri, bu iftira
yazılarını yayınlayan site sahibi
psikopata, Ertuğrul Günay, Lemi
Bilgin, Ayşenil Şamlıoğlu, Orhan Alkaya
gibi "bürokratların" reklam adı altında
sadaka vermesini sahtekâr
psikopat, bu sahtekâr orospu
çocuklarına...
Bana karşı imzasız yazılarla
belgelenmiş iftiralar yayan
sahtekârlara orospu çocuğu derken..."
Müvekkilim MUSTAFA ŞÜKRÜ DEMİRKANLI'ya
COŞKUN BÜKTEL tarafından internet
üzerinden açıkça ALENEN ve ZİNCİRLEME
ŞEKİLDE HAKARET EDİLMİŞTİR, EDİLMEYE
DEVAM ETMEKTEDİR.
3. Özetle COŞKUN
BÜKTEL'in bu haksız ve hukuksuz söz ve
eylemleri TCK 125: "HAKARET" suçunun
kapsamındadır. Bu hakaretler nedeniyle
müvekkilimin onur ve saygınlığına
saldırıda bulunulmuş ve müvekkilim maddi
ve manevi zararlara uğramıştır, uğramaya
devam etmektedir. Bunların dikkate
alınarak soruşturmanın başlatılması en
büyük dileğimizdir.
4. İnternetten arama
motoruna müvekkilim MUSTAFA ŞÜKRÜ
DEMİRKANLI yazanlar bu site
karşılaşmakta ve müvekkilim hakkında
yanlış bilgilenmektedirler. Bu da
kendisine maddi ve manevi zararlar
vermektedir.
HUKUKU SEBEPLER
Hakaret (TCK 125)
DELİLLER
1.
http://www.coskunbuktel.com/
2.
http://www.coskunbuktel.com/linkdemirkanliyalanlari.htm
3. Vb.
SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda sunduğumuz nedenlerle şikâyet
edilen ve kendisinden şikâyetçi
olduğumuz ve kesinlikle uzlaşma
istemediğimiz COŞKUN BÜKTEL
hakkında gerekli soruşturmanın
yapılmasını ve cezalandırılması için
KAMU DAVASI açılmasına
karar verilmesini saygılarımla arz ve
talep ederim. (22.11.2010)
ŞİKÂYETÇİ
MUSTAFA ŞÜKRÜ DEMİRKANLI
Av. Burhan Gün
İmza
İKİNCİ BELGE: 14 Aralık 2010 Cuma
Coşkun Büktel, Demirkanlı'nın şikayeti üzerine Sultanahmet adliyesine gidip basın savcısına ifade verdi; işte ifade tutanağı:
T.C.
EK-D
İSTANBUL
CUMHURİYET
BAŞSAVCILIĞI
BASIN
BÜROSU
Soruşturma
No: 2010/45333
SORGULAMA
TUTANAĞI
(Şüpheli
İçin)
İFADE
VERENİN:
T.C.
Kimlik Numarası:
43243302258
Adı ve
Soyadı:
COŞKUN BÜKTEL
Baba ve
Ana Adı:
HASAN - FATMA
Doğum
Yeri ve Tarihi:
İZMİR -
22/12/1950
İkametgah Yahut
Mesken Adresi:
Çukurlu Çeşme
Sok 6/4 Beyoğlu
/ İSTANBUL
Varsa
Telefonu
(Ev-İş-Cep-İrtibat):
252 94 82
Mesleği,
Ekonomik Durumu:
Yazar, 20.000 TL
Medeni
Hali, Çocuk
Sayısı:
Boşanmış, bir
çocuk
İfadenin
Alındığı Yer:
Savcılık Basın
Bürosu
İfade verene
yüklenen suç
anlatıldı,
müdafi seçme
hakkının
bulunduğu ve
onun hukuki
yardımından
yararlanabileceği,
müdafiin ifade
alma sırasında
hazır
bulunabileceği,
müdafi seçecek
durumda değilse
ve bir müdafi
yardımından
yararlanmak
istediği
takdirde
kendisine baro
tarafından bir
müdafi
görevlendirilebileceği,
yakınlarından
istediğine
yakalandığının
derhal
birdirileceği,
isnat edilen suç
hakkında
açıklamada
bulunmamasının
kanuni hakkı
olduğu, şüpheden
kurtulması için
somut
delillerinin
toplanmasını
isteyebileceği
kendisine
hatırlatılıp
açıklandı.
Savunmamı kendim
yapacağım dedi.
SORULDU:
www.coskunbuktel.com
isimli site bana
aittir,
yöneticisi de
benim. Hâlen
yukarıdaki
adreste yayın
faaliyetine
devam
etmektedir.
Üniversite
yıllarımdan bu
yana edebiyat ve
tiyatro eserleri
yazıyorum. İlk
yazım, 1979'da
bir dergide
yayınlandı. Bir
süre FOX TV'de
yayınlanan
"Arka
Sıradakiler"
dizisinin
senaryo
doktorluğunu
yaptım. Tiyatro
camiası, beni
eserlerim
nedeniyle
yakından
tanımaktadır.
1990 yılında
İstanbul Şehir
Tiyatroları
Harbiye
Sahnesi'nde
"Theope"
isimli oyunum
sergilendi. 1993
yılında da, Taş
Kitaplar
Yayınevi
tarafından
yayınlandı.
Kitabın
kapağında
görüleceği gibi
Türk
Tiyatrosu'nun
önemli isimleri
olan Seçkin
Selvi, Memet
Baydur, Cüneyt
Türel, Cihan
Ünal övgüyle söz
edip,
hayranlıklarını
dile
getirmişlerdir.
Bu kitabım 2007
yılında
Çitlembik
Yayınları'nca
basılmış, Selçuk
Erez, Acar Burak
Bengi, Nazlı
Ilıcak, Hamdi
Alkan, Birol
Güven, Hasan Ali
Topbaş, bir
yazar için gurur
duyulacak
övgülerini
belirtmişlerdir.
2005 yılında
Ankara'daki
Devlet
Tiyatroları'nın
Koordinasyon
Toplantısı'nda
Edebi Kurul
Başkanı Prof.
Dr. Özdemir
Nutku, Devlet
Tiyatroları
Disiplin Kurulu
Temsilcisi Şahin
Ergüney'in "Theope'nin
1990 yılında
repertuara
alındığı halde,
15 yıldır Devlet
Tiyatroları'nda
neden
sergilenmediği"
sorusuna,
"Kimseyi itham
etmek
istemiyorum, ama
Fransızca'da 16.
Yüzyıl'da
yazılmış
Theope adlı
bir oyun vardır.
Fransızca
bilenlerin
özellikle
Fransız
filolojisinde
okuyanlar bu
oyuna bir
bakmalılar,
aradaki
benzerlikleri
görmek için"
şeklinde cevap
vermiş ve bu
Devlet
Tiyatroları'nın
3 gün süren
toplantı
kayıtlarına
girmiş. Daha
sonra ben, bu
kaydı da
izleyerek,
Özdemir
Nutku'nun
konuşmasına
bizzât şahit
oldum. Bu itham,
benim için
oldukça
suçlayıcı ve
onur kırıcı
olduğundan,
Internet
ortamında kibar
bir üslupla
Özdemir Nutku'yu
kaynağını
göstermeye,
gösteremediği
takdirde özür
dilemeye davet
ettim. Bu yazım
Berfin Bahar
Dergisi'nde de
yayınlandı.
Özdemir Nutku,
tiyatrokeyfi.com
isimli sitede
sözlerini
yalanladı;
"Şahin Ergüney
size yanlış
nakletmiş. Ben,
eski belgeleri
karıştırırken,
17. Yüzyıl'da
Fransa'da
yazılmış
'Theope'
adlı bir oyunun
belgesini
gördüğümü
söyledim.
Ayrıca, sizin
oyununuzun
orijinal
olduğundan emin
olduğumu
belirttim"
şeklinde, eski
sözlerini
yalanlamaya
çalışmıştır.
Benim, Özdemir
Nutku'ya karşı
yazılarım
üzerine tiyatro
camiasında bana
karşı bir cephe
oluştu. Mustafa
Şükrü Demirkanlı
da, bunların
arasındadır.
Devlet
Tiyatroları ve
Şehir
Tiyatroları'ndan
reklâm alarak
yayınını
sürdüren
"Tiyatro...
Tiyatro..."
isimli
dergisinde,
Internet
ortamında sahte
isimler arasında
"Burak Caney"
müstear isimli
kişi de
bulunmaktadır.
"Burak Caney"
adını kullanan
kişi beni dansöz
kıyafetiyle
resimlemiştir.
İki yüz sayfaya
yakın hakaret
dolu yazıları da
yazmıştır.
Müşteki, Burak
Caney'e teşekkür
edip,
desteklemiş,
reklâmını
yapmıştır.
Ayrıca,
kendisine ait
www.tiyatrodergisi.com.tr
isimli sitede,
beni, Nazi
amblemiyle
resimlemiş ve
yayınlamıştır.
1000'e yakın
kişinin
oluşturduğu linç
kampanyası,
Hilmi Bulunmaz
isimli kişinin
yazılarını bana
mal etmiştir.
Halbuki ben,
Hilmi Bulunmaz'ı
da "Çanak ve
Köpek" yorumları
nedeniyle
eleştirdim.
Müşteki bu linç
kampanyasına
dergisinde yer
vermiş, beni ve
Hilmi'yi,
Özdemir Nutku'yu
karalamakla,
iftira etmekle
suçlamış,
ikimizi de aynı
kefeye
koymuştur.
Şikâyet
dilekçesi ekinde
sundukları
bilgisayar
çıktıları
incelendiğinde,
müştekiyi hedef
almadığım, bana
karşı başlatılan
ve yürütülen
apaçık, somut
iftiraları ve
genel olarak
bunları
üretenleri hedef
aldığım
görülecektir.
Mustafa
Demirkanlı'nın
şahsına yönelik
iftiracı,
sahtekâr
söylemini kabul
ediyorum. Bunu
da, bana karşı
yürütülen
kendisinin de
aralarında
bulunduğu,
başrol oynadığı
iftira ve linç
kampanyasına
karşı tepki
olarak
kullandım.
Ayrıca,
dergisinin
kapağında,
binlerce kişinin
görebileceği
şekilde,
"Evet, İkinci
Bir Theope Var"
şeklindeki
Özdemir
Nutku'nun kamera
görüntüleriyle
ve gerçeklerle
bağdaşmayan
sözlerine yer
verdiğinden,
mesleki ve
kişisel onurum
zedelendiğinden,
cevap verme
gereğini duydum.
Bu yazıların
başlamasına
sebebiyet veren
müştekidir.
Suçlamayı kabul
etmiyorum. Bana
karşı yürütülen
kampanyaya
ilişkin
bilgisayar
çıktılarını da
sunuyorum, ne
kadar ağır bir
tahrik altında
olduğum
görülecektir,
dedi.
Ceza Muhakemesi
Kanunu'nun
147'nci
maddesinde
yazılı
hususların
yerine
getirilmesinden
sonra tutanak
okunup, ifade
verenle hazır
bulunanlar
tarafından imza
altına
alınmıştır.
14/12/2010
NURTEN ALTINOK
22971
İBRAHİM ŞAHİN
COŞKUN BÜKTEL
Cumhuriyet
Savcısı
Zabıt Kâtibi
Şüpheli
ÜÇÜNCÜ BELGE: 15 Aralık 2010 Cuma
Coşkun Büktel kendi kurduğu cümlelerle yazılmış savunma metnini, "ek ifade" olarak götürüp savcıya teslim etti; işte Büktel'in kaleminden çıkmış ek metin:
T.C.
İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI
BASIN BÜROSU’NA
Soruşturma No: 2010/45333 Soruşturma ifademe ektir
Verdiğim belgeler arasında bulunan ama (savcılıktaki ifademe geçirmeyi unuttuğum) önemli bir hususu, ifademe eklemek istiyorum ki; bizi hakaretten dolayı savcılığa şikâyet eden şahsın, hakaretlerden (hatta galiz küfürlerden rahatsız olan) terbiyeli bir insan olduğu sanılmasın:
Bize karşı ve bizi hedef gösteren ve şikâyetçinin başını çektiği, apaçık belgeli iftira içeren linç kampanyasının 1100 imzaya ulaştığını belirtmiştik. Kampanya bildirisinde bizi küfürbaz olarak niteleyip bize açıkça hakaret eden, Özdemir Nutku’nun bize değil de bizim Özdemir Nutku’ya iftira ettiğimizi iddia eden linççiler; bize karşı düzenledikleri bu linç kampanyasını “Temiz Tiyatro” diye adlandırmışlardı. Oysa ki, teslim ettiğim belgelerde görüleceği üzere, Yücel Erten’in “herkese açık” facebook’taki sayfasında, herkesin (hatta tanımadıkları ve İslamcı fikirleri nedeniyle hoşlanmadıkları Adem Dinç adlı bir şahsın bile katılabildiği, ancak sonradan engellendiği) bir tartışma sırasında, tartışmaya katılan o İslamcı şahıs hakkında, “Temiz Tiyatro”(!) adlı linç kampanyasını imzasıyla desteklemiş “temiz tiyatrocu” Erten, kelimesi kelimesine aynen şunları söylüyor:
Aaa, arkadaşlar şimdi gördüm bu Adem Dinç denen dalyarağı. Bu dörtvereni engelliyorum. Siz de zaten yeteri kadar "ortadaki sandık sike sike usandık" yapmışsınız. Bozmayın asabınızı bu apdestsizlere :)
(KAYNAK: "Tüm haltlarıyla Yücel Erten")
Bu kirli ve galiz küfürler, bir başka linççiye (Bana da facebook’ta Büktel yerine “Çüktel” ve “hıyar aleyhisselam” diye hitap etmekten çekinmemiş “temiz tiyatrocu” Yücel Erten’e) ait olduğu için, şikâyet konumuzla ilgisiz gibi görünebilir. Ama ne yazık ki, çok ilgili... Çünkü (bizim, yani küfürbaz diye hakaret ettikleri Hilmi Bulunmaz ile ben Coşkun Büktel’in, altına asla imza atamayacağımız kadar) kirli ve galiz bu küfürleri, bakınız, “Temiz Tiyatro”(!) kampanyasının ana sponsoru şikâyetçi Mustafa Demirkanlı, (linççi dostu Yücel Erten’in hınk deyicisi olarak) nasıl savundu:
"Coşkun Büktel, facebook’da Yücel Erten’in sayfasına ulaşmış."
(Yalan söylüyor. “Ulaşmam” gerekmedi. Sayfa “herkese açık”tı. Belgelerde somut kanıtı var. CB)
“Yücel Erten, kamuya açık olmayan,”
(Erten’in pis küfürlerini savunmak adına, şikâyetçi Demirkanlı apaçık somut yalanı sürdürüyor; belgelerde var: Erten’in söz konusu facebook sayfasındaki konuşmalardan birinde sayfanın “herkese açık” olduğu açıkça belirtiliyor. CB)
“arkadaşlarıyla paylaştığı sayfasında bir şahıs için küfürlü konuşmuş,”
(Neyse ki, Demirkanlı “küfrü” itiraf ediyor. Ama tabii, bizim sert ama haklı suçlamalarımıza küfür diyen birinin, Erten’in sözlerini en azından “galiz küfür” olarak tanımlaması gerekirdi. CB)
“(Bu herkesin telefonda da yaptığı kötü bir alışkanlık ama bir alışkanlık.)”
(Yani “alışkanlık” diye, şikâyetçi Demirkanlı o kirli, o galiz küfürleri mazur görüyor. Yani küfür konusunda, linççi dostlarından biri söz konusu olduğunda, şikâyetçi Demirkanlı gayet “toleranslı”… Yani, aslında, şikâyetçinin küfür konusunda mezhebi “gayet geniş”... Ama biz kendisini milyonlarca belgeli yalan ve iftirayla suçladığımız halde, bize “bir tek yalan ya da iftira suçlaması yöneltemeyen şikâyetçi, o galiz küfürleri bile tolere edebilen kişiliğini bir yana atıp; bize karşı ancak, “küfürbaz” suçlaması yöneltebiliyor ve bizim (somut yalan ve iftiralarına karşı) kendisine yönelttiğimiz haklı suçlamalarımızı “küfür” saymaktan başka çare bulamıyor. CB)
“Büktel, hemen kopyalamış, -araya da ‘Theope’yi katmadan edememiş- ve sitesinde özel yazışmaları yayımlamış.”
(Yazışmaların “özel” olmadığını, yani Demirkanlı’nın insanın sabrını taşıracak biçimde aynı yalanı defalarca tekrarladığını, Erten’in “herkese açık” sayfasındaki şu diyalog açıkça belgeliyor:
GÜVENÇ DAĞÜSTÜN: bu (Adem Dinç kastediliyor CB) nasıl yorum yazabiliyor buraya ki? herkes görebiliyor mu bu paylaştıklarımızı?
ÇİĞDEM ERKEN: Yücel'in ayarları öyle..
Yani “Yücel’in ayarları (en azından başlangıçta) “herkese açık”… Yani şikâyetçi Demirkanlı’nın yalan söylediği apaçık… İşte, şikâyetçi Mustafa Demirkanlı, budur. Yalan söylemeden, iftira atmadan art arda üç cümle bile yazamayan bu şahıs, galiz küfürlerden bile asla rahatsız olmayıp küfürleri savunduğu halde; benim kendisine yönelik, hepsi de somut belgelere dayanan sert suçlamalarımı “küfür ve hakaret” sayıyor. Böylesine bir tutarsızlık asla inandırıcı olamaz ve ciddiye alınamaz.
Benim haksız, yersiz veya tutarsız olduğu asla iddia edilemeyecek olan (bana yönelik apaçık ve somut milyonlarca yalan ve iftiranın ağır tahrikiyle) sertleşmiş ifadeler içerse de asla “yalan içermeyen” belgeli suçlamalarımı, şikayetçi Mustafa Demirkanlı’nın hakaret sayması ve beni “küfürbaz” diye nitelemesidir asıl hakaret... Bu şikâyetnamenin tarafları olan kişiler (Büktel ve Demirkanlı) birbirlerine karşı sert sözler telaffuz etmiş olabilirler, yani sert sözler her iki tarafa da ait olabilir ama şikâyetçiyle aramızdaki polemikte yer alan düzinelerce yalan ve iftira bir tek bile istisnası olmaksızın tümüyle şikâyetçi tarafından uydurulmuş olup, tümü de şikâyetçiye aittir.
Demirkanlı’nın adalete nanik yapan belgelenmiş onca yalan ve iftirasına rağmen, bir tek beyaz yalanını bile gösteremediği Coşkun Büktel’e “küfürbaz” diye, “adam değildir” diye,“ “mafyatik” diye dayanaksız biçimde hakaretler etmesinin yanında, “Eski karısının sayesinde Devlet Tiyatrosu’na girmeye çalıştı” gibi, bir tek sert sözcük içermeyen yalan ifadeleri, Büktel’in yalnızca onuruna tasallut etmekle kalmayıp, eski karısıyla arasında problemlere yol açma kastı da taşıyan son derece tehlikeli iftiralardır. Bu tür iftiraların ne derece tahrikkâr olduğunu ve hakkında kamu davası açılması gereken asıl tarafın, yani aslında şikâyet eden değil şikâyet edilen olması gerekli Demirkanlı’nın, nasıl bir “yavuzlukla” adaleti yanıltmaya kalktığını, kendisi dava açabilecek hukuksal hiçbir dayanağa sahip olmadığı için, savcılığı alet etmeye çalıştığını, sayın adalet görevlilerinin gözden kaçırmamasını ve bir seri katilin kurbanlarını dava etmesi kadar absürd bir mantığa sahip ve Büktel’i hedef gösteren diğer 1100 iftiracı linççiyi de cesaretlendirecek nitelikler taşıyan bu şikâyetnamenin adliyemizce reddedilmesini talep ediyor ve şikâyetçi taraf bu dilekçedeki ifadelerimde bir tek yalanın bulunduğunu iddia ederse veya düzinelerce yalanını belgelediğim yolundaki ifademi reddederse; iddiasını belgelerle kolayca çürütmeye ve iddialarımı belgelerle kolayca kanıtlamaya hazır olduğumu belirtiyorum.
Ama şikâyetçi Demirkanlı kendi sitesinde önce kendi imzasıyla yayınladığı (kanıtlayabilirim) sonra (sitesinde meçhul bir yazarın iftiralarına yer vermiş olmayı bile tercih ederek) imzasını çekip, yazar fotoğrafının bulunduğu çerçevenin içinden kendi fotoğrafını çıkarıp) yerine siyah bir siluet yerleştirerek, imzasız bir meçhul şahsa mal ettiği şu yazısındaki iddia ve hakaretlerin acaba bir tekini bile belgeleyebilir mi:
"Hiç Çıldırma Bre Büktel!"
Coşkun Büktel çıldırmış durumda. Ruhunun kirliliğini yansıtan kirli gri sitesinde sarı beyaz kırmızı Çingene çadırı gibi kocaman upuzun cümlelerle haykırıyor, kükrüyor, tehditler savuruyor ne yapacağını şaşırmış gibi dolaşıyor.
Yahu Büktel dur bir sakin ol.
Sen kimsenin ehemmiyet vermediği bir iftira ile bir hocayı senelerce suçlamadın mı?
Sana hak vermediğini söyleyenlere faşizanca baskı kurmaya çalışmadın mı?
Hem delil var deyip hem yasal yollara başvurmak yerine çamur at izi kalsın yöntemini denemedin mi?
10 yıllık çabana rağmen insanların senin deli saçması iddianı çok da mantıklı bulmaması ile çıldırıp etrafa baskı yapmadın mı?
Senelerce sözde delil diye giyotin gibi kullandığın video kaydını kendi adınla yayınlamaya çekinip sonra Burak Caney adıyla yayınlatmadın mı?
Ya da her kim ise bu Burak Caney, o bulup yayınladıktan sonra ancak yayınlamadın mı? Ve pek bir sarıldığın delilin olan videonu da yayınlamana karşın hala sana hak verenlerin sayısı bir elin beş parmağını bile bulabildi mi?
Sen değil misin bir hocaya attığın iftira ile ve koparmaya çalıştığın fırtına ile baskıcı, despot faşist kimlik sergileyen?
Sen değil misin belden aşağı iftiralarla bana türlü iftiralar atıp bunu da pişkinlik örneği göstererek mutlu mesut kamera karşısında anlatan?
Sen değil misin Hilmi Bulunmaz'ı kışkırtıp, insanların üstüne salan?
Sen değil misin yalan haberlerin üstüne atlayıp, yalan olduğu belgelense de pişkince görmezden gelen?
Cevap hakkını hiçe sayıp "Hilmi'ye yayınlama" dedim diye verdiğin talimatla anti-demokrat kimliğinle övünen?
Sen değil misin insanların cevap hakkını engelleyip, çöp kutularına attık diye despotça davranan?
Sen değil misin küfürlerle, sövgülerle O...Ç.... ları hakaretleriyle gri ruh sıkıcı sitenin manşetlerini dolduran?
Sen değil misin sırf sana hak vermiyorlar diye tiyatro örgütlerine kara çalan, lakap takan?
Sen değil misin emitasyon (çünkü antik yunan çağında yaşamadın günümüzde Antik Yunan yazmak olsa olsa emitasyon olur) Theope\'nle kendi kutsal kitabını yaratan ve bu kutsal kitabına tapınmayanları topa tutmaya kalkan?
Sen değil misin üç kuruşluk bilginle hiç anlamadığın anlayamadığın sosyalizme, 60 gençliğine, 70 gençliğine hakaretvari burun kıvıran?
Sen değil misin bütün bu ruh halinle
Neden şimdi bu gocunma?
Neden despot, baskıcı, ben merkeziyetçi, sansürcü, dezenformasyoncu, iftiracı ve küfürbaz kimliklerinden söz edilince rahatsız olman? Yarattığın, yaratmaya çalıştığın bu değil miydi? İçindeki canavarı sen besleyip büyütmedin mi? Bu canavar sana sevgili, jeep, şöhret olarak değil de finalde kötü bir dizide senaristlik ve binlerce insanın nefreti ve sadece 3-5 dosttan ibaret bir yaşam getirdiyse bize ne?
Bütün bunlar sensin! Yüzleşmek istesen de istemesen de sen! Var git şimdi ister aynaya bak, istersen gri sitende biraz daha nefret kus daha da çirkinleş!
Kimseyi de tehdidinle korkutamıyorsun bilmiş ol!
Coşkun Büktel, küfür, sövgü, tehditle insanları yıldıramayınca şimdi de mahkemeye vereceğim imasıyla insanları katılmaktan alıkoymaya çalışıyor. Bir despota da ancak böyle yeni bir tehdit yakışırdı. Ver bakalım mahkemeye Coşkun Efendi, bakalım hakimler somut, açık, aleni küfür ve iftiralara, somut o...ç...’na mı değer verecek yoksa 11 yıl öncesinin sözlüğünden atılmış mecazi anlamlı zorlama küfürleştirme çabana mı?
Hodri meydan el mi yaman bey mi yaman görelim Coşkun Efendi!
(KAYNAK: Şikâyetçinin “tiyatrodergisi.com.tr adlı internet sitesi
http://www.tiyatrodergisi.com.tr/yazi.php?hng=153
Ben daima “sıfır sansür” ilkesiyle çalıştım. Belge olarak ekte sunduğum, 1998 tarihli“Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları” adlı kitabımda da görüleceği gibi, suçladığım insanların bana karşı yazdıkları yazıları (hatta en ağır hakaretlerden ibaret de olsalar) sansürsüz, tam metin olarak kitabıma dahil ettim. Çünkü sansürle saklamamı gerektirecek hiçbir suçum, hiçbir kirli menfaatim, hiçbir yalanım ve hiçbir iftiram yok. Karşımdaki başta Demirkanlı olmak üzere linççi Vandallar ise tüm güçlerini, sansür, yalan ve iftira gibi kalleş yöntemleri rahatça kullanabilmelerinden alıyorlar. Biz yazdığımız bir tek yazıyı, bir tek cümleyi, bir tek kelimeyi bile tükürdüğümüzü yalar gibi silmeyi kendimize yediremezken; onlar, yazarak işledikleri suçların delillerini canları ne zaman isterse, silmekte hiçbir ahlâkî sakınca bulmamakta, bize karşı bu şikâyetleri, bu delil karartmaya cevaz veren karakterleri sayesinde yapabilmektedirler. Bize, âdeta şöyle meydan okumaktadırlar: “Siz, kendinizi Donkişot zannedebilir, çağdışı bir şövalye gibi dürüst ve erdemli davranabilirsiniz, ama biz, çağın ‘gereklerini’ bilen ‘gerçekçi’ insanlar olarak, her türlü hile ve ‘yöntemi’ kullanmaktan çekinmeksizin, sizin prestijinizi yok etmeyi ve devletten sağladığımız menfaatleri size karşı her ne pahasına olursa olsun savunmayı, hattâ bu amaçla gerekirse, ‘hukuku’ bile menfaatlerimizin aracı olarak kullanmayı başarabiliriz!” Ama buna karşılık biz, yalancı ve iftiracıların, belgeli suçlamalarımızı “küfür” diye yaftalayarak, “küfürbaz” diye hakaret ettikleri dürüst insanlara karşı hukuku “kullanarak” erdem ve dürüstlüğü mahkûm ettirebileceklerine elbetteki inanmaktan yana değiliz.
Ben, yalnızca kitaplarımda değil, Internet yazılarımda da, okurları tek yanlı şartlamış olmaktan hep kaçındım. Karşı tarafın görüşlerini okurlarıma eksiksiz olarak yansıttığım gibi; somut olarak, yüzde yüz belgeleyemediğim hiçbir suçlamanın altına imza atmadım. Bunun tek istisnası, bize takma isimlerle saldıran meçhul şahısların yüzlerce yazılarından bir kısmının (kendi klavyesinden çıkmamış ve kendi parmaklarıyla yazılmamış olsa da, ki yazılmış olması daha muhtemeldir) Mustafa Demirkanlı’ya ait olduğunu belirtmemdir. Bu benim, (ne yazık ki belgelemek için gerekli teknik olanaklara sahip olmadığım) ama okuduğum iftira içerikli yüzlerce yazı, yorum ya da mesaja dayanan ve ancak yıllar sonra ulaştığım vicdanî kanaatimdir. (Demirkanlı en küçük bir dayanağı olmadığı halde, aynı suçlamayı bana yıllar önce yöneltmiştir.)
Demirkanlı, beni savcılığa şikâyet etmeden önce, onlarca örnekten biri olarak seçip sitesinden aktardığım yukarıdaki hakaret ve iddiaların, hiç değilse bir tanesini belgeleyebilmeliydi, belgeleyememiştir. Bana yönelik tüm suçlamaları kanıtsız/belgesiz dedikodulardan ibaret kalmıştır. Ben, biri dışında tüm suçlamalarımı “yüzde yüz” belgelemişimdir ve belgelemeye hazırım. Demirkanlı ise, bana yönelik hakaret ve suçlamalarının bir tanesini bile “yüzde yüz” belgeleyemez. Belgeleyemediği sürece de, “en çirkin ve galiz küfürler konusunda bile mezhebinin ne kadar geniş olduğunu belgelediğimiz” Demirkanlı’nın bu şikâyeti hiçbir ciddiyet taşımamaktadır. Benim yazarlık, kocalık ve insanlık onuruma defalarca tasallut etmiş şikâyetçi Demirkanlı’nın, belgeli yalan, iftira ve hakaretlerle yıllardır taciz ve ağır biçimde tahrik ettiği Coşkun Büktel hakkında adli makamlarımıza yaptığı bu şikayet; belgelerle sabittir ki, belgelenmiş, hükümlü bir seri katilin, kurbanlarının acı ve öfkeden kahrolmuş yakınlarını “bana hakaret ediyorlar” diye savcılığa şikayet etmesi kadar absürddür ve ciddiye alınması, diğer iftiracı Vandalları cesaretlendirecek ve Demirkanlı’nın iftira kampanyasının propagandasını destekleyecek tehlikeli bir adli hata olur.
Savcılığımızın, Devlet Tiyatroları belgeleriyle belgelediğimiz iftirayı örtbas etmek için bize karşı açılan yalan, iftira ve tehdit kampanyasına imza atmış 1100 iftiracıyı bize karşı daha da agresif kılacak, hayatımızı bile riske sokan gelişmelere yol açacak böyle bir adli hataya imza atacağını düşünmek bile istemiyorum.
Coşkun BÜKTEL / 15 Aralık 2010
DÖRDÜNCÜ BELGE: 22 Aralık 2010
Sansürcü ve linççi Demirkanlı, yukarıdaki üç belgeyi sitesinde yayınlayamadı. Onun yerine, sitesinde, yorum kisvesi altında, kanıtsız, belgesiz, linksiz, kaynaksız, dayanaksız olarak şu apaçık ve somut iftiraları yayınladı ve tabii, yayınladığı o iftiraların altına, bir kez daha, imza atamadı:
BÜKTEL, SAVCILIĞA EN SONUNDA İFADE VERDİ!
Uzun zamandır, hakaret ve küfürleri yargıya taşımak istemediğimizi ifade etmemize rağmen, "sıkıysa yargıya başvur" diye tahrik eden Coşkun Büktel’i de sözün bittiği yerde yargıya havale etmeye karar verdik. -Ki benim kişisel tarihimde açtığım ilk davalarımdır: Büktel ve Bulunmaz ikilisine. Bunun için adresi gerekiyordu Büktel’i, aradığımda, her zaman olduğu gibi "küfretti", adressiz olarak başvurumuzu yaptık. Savcılık bulmuş, ifadesini almış. İfadesinin başındaki, bir cümle umarız ki anladığımız gibi değildir: "müdafi seçecek durumda değilse ve bir müdafi yardımından yararlanmak istediği takdirde kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilebileceği, yakınlarından istediğine yakalandığının derhal birdirileceği," cümlesi umarız ki, hukuksal bir deyimdir, yakalanarak ifade vermemiştir, eğer böyle olduysa biz bunu engellemek için adresini istemiştik, o ise sadece "küfretmişti".
İlk ifadesinde, tiyatroları "köpek" yerine koyan ve hakkında onlarca dava açılacak en yakın arkadaşından farklı olduğunu ifade etmekle yetinmiş ya da en yakın arkadaşının suçlu olduğunu ifade etmiş: "Halbuki ben, Hilmi Bulunmaz'ı da "Çanak ve Köpek" yorumları nedeniyle eleştirdim. Bu davayla ne ilgisi varsa?! Neden gerek duymuş?!
Verdiği ifadede:
""… orostopolca iftiraların…
kalleşçe, orostopolca yazılmış somut iftiralardan…
Demirkanlı psikopata bağladığı için…
Mustafa Demirkanlı onurundan kalan son kırıntıları satıyor! Yok mu arttıran?"…
Bir psikopatın ne yapacağını önceden tahmin etmek mümkün de değil…
sahtekâr psikopatın bundan sonra neler yapacağını…
"Yüzsüz" iftiracıların imzasız yazılarına yer verdiği ve bu vahim sahtekârlığı sulandırmak gayretiyle bir yalan makinasından daha üretken bir yalancı ve iftiracı olduğu…
"Demirkanlı Yalanları” başlıklı sayfamızda "Kırım Kongo kenesi gibi yapışmış"bu sahtekâr linççiyi, reklam adı altında sadaka vererek, iktidar, neden 20 yıldır besliyor?...
20 yıldır Türk tiyatrosunun kanını emip damarlarına sahtekârlık zehri zerkeden bu zavallı psikopata klinik yardım yerine, neden nakdi yardım yapılıyor?...
"yalan makinasından daha seri yalan üreten bu sahtekâr psikopat" olmuyor; tam tersine, linççi yayıncıların merceğinden bakıldıkta, Bir de kalkmış bizi küfürbaz olmakla suçluyor, linççi orospu çocukları!...
Sizin iftiracı, linççi, tehditçi ve iktidar destekli bir "örgütlü melanet" olmanız sorun değil, bizim belgeli iftiracılara, sahtekârlara "orospu çocuğu" dememiz sorun, öyle mi? Ulan sizin sıfat beğenmemeye ne hakkınız var, dangalak herifler?!...
Geri zekâlı, psikopat vandallar!...
Bize ancak Rahibe Teresa "küfürbaz" derse ciddiye alıp saygı duyarız. Siz kendinizi Teresa mı sanıyorsunuz, linççi teresler?!...
Evet, tiyatro dediğimiz mafyanın yuvası olmuş bu iğrenç bataklığın sivrisinekleri, bu iftira yazılarını yayınlayan site sahibi psikopata, Ertuğrul Günay, Lemi Bilgin, Ayşenil Şamlıoğlu, Orhan Alkaya gibi "bürokratların" reklam adı altında sadaka vermesini sahtekâr psikopat, bu sahtekâr orospu çocuklarına...
Bana karşı imzasız yazılarla belgelenmiş iftiralar yayan sahtekârlara orospu çocuğu derken…"
Bu itham ve hakaretlerine karşı, hepsini zımnen reddedip: "Mustafa Demirkanlı'nın şahsına yönelik iftiracı, sahtekâr söylemini kabul ediyorum" diyebilmiştir, gerçekçi Coşkun Büktel… Yukarıda tek tek sıralananları sanırım yok saymayı tercih etmiş. Oysa, ilk adımda söylediğinin tek virgülünü inkar etmeyen, inkar etmeme onurunu gösteren en yakın arkadaşını -Hilmi Bulunmaz’ı” savcılık ifadesinde "mahkum" ederek -ki bu ifadesinin arkadaşının aleyhinde kullanılacağını bilmesine rağmen, bal gibi bilmesine rağmen, kendini savunmak adına- arkadaşını bir anlamda harcayarak sıyrılmaya çalışmış ya da suçu arkadaşına yüklemiş, canımın acıdığını söylemeliyim, kendi savunmasında en yakın arkadaşını bir kalemde, kendini savunmak için, onun aleyhinde -hiç gerek yokken- tanıklık eden birine karşı canımın acıdığını söylemeliyim. İşte Coşkun Büktel bu...
Büktel, sitesinde yayınladığı ifade tutanaklarında Sayın Savcıları da zan altında bırakarak, alışılmış taktiği ile itham etmekten geri durmamakta: "Savcılığımızın, Devlet Tiyatroları belgeleriyle belgelediğimiz iftirayı örtbas etmek için bize karşı açılan yalan, iftira ve tehdit kampanyasına imza atmış 1100 iftiracıyı bize karşı daha da agresif kılacak, hayatımızı bile riske sokan gelişmelere yol açacak böyle bir adli hataya imza atacağını düşünmek bile istemiyorum."
Ya düşünmek bile istemediği olursan Büktel’in?! Savcılara bile aba altından sopa gösteren bu kişiye karşı, Sayın Savcı’nın dava açıp açmayacağı beklenmektedir. Büktel, Sayın Savcı’nın bile korkacağını umuyor. Eğer Büktel’den korkmazsa, yanılıp da dava açarsa "Linççileri savunan"! savcı olarak hakaretlerine başlamayacağını ummak bile mümkün değil. Bekleyip göreceğiz…
Büktel ve Bulunmaz hakkında yeni davalar açılmaya devam etmektedir.
Yasa bir tarafa, hiçbir hukuku tanımayan bu küfürbaz ikiliye karşı yargı yolundan başka tiyatronun insanları olarak kişiliğimizi korumak için başka bir çözüm kalmadığı için, yargı yoluna başvurulmuştur. Başvurulmaya da devam edilecektir.
Haber Giriş Tarihi: 22 Aralik 2010
KAYNAK: Sansürcü Demirkanlı'nın belgeleri silme veya değiştirme alışkanlığı yüzünden, kaynak olarak, belgeyi bizden önce yayınlamış Hilmi Bulunmaz'ın ilgili sayfasına link veriyoruz. Orada, yazının (Mustafa'nın sitesindeki) orijinal sayfasına link bulacaksınız:
http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/12/buktel-savclga-en-sonunda-ifade-verdi.html
***
BUGÜN (22 Aralık 2010) KONUYU facebook'A TAŞIDIM:
COŞKUN BÜKTEL: İşte şikayetçinin yayınlayamadığı şikayet belgeleri ve hem suçlu hem şikayetçi Demirkanlı'nın belgelere ilşkin son iftiraları:
5 yıldır sürekli olarak beni mahkemeye vereceğini söyleyerek aklı sıra beni tehdit eden ve benden sürekli olarak, her defasında, "Vermezsen namertsin!" cevabını almış olan Mustafa Demirkanlı, sonunda, "sidik zoruyla da olsa", bir şeyler yapması gerektiğine karar vermiş. Ama bana dava açmak (yani beni mahkemeye vermek) yerine, avukatı aracılığıyla savcılığa benim hakkımda bir şikayetname sunmuş. Bir polis telefon açıp savcılığa çağırdı. Gidip ifade verdim. Ertesi gün de kendi kalemimden çıkmış bir savunma metni yazdım, götürüp onu da verdim.
Ben, 1) Mustafa'nın şikayetnamesini, 2) benim savcılıktaki ifade tutanağımı, 3) benim savunma metnimi (hiçbir yorum eklemeksizin) yalnızca üç adet belge olarak ve tek sayfada, coskunbuktel.com'da, dün yayınladım.
Sansürcü Demirkanlı, belgeleri sitesinde yayınlamayı tercih etmedi. Onun yerine, okurlarına, belgelerle ilgili masallar anlatmayı tercih ederek, sitesinde, yorum kisvesi altında, kanıtsız, belgesiz, linksiz, kaynaksız, dayanaksız olarak şu apaçık ve somut iftiraları yayınladı ve tabii, yayınladığı o iftiraların altına, bir kez daha, imza atamadı.
İşte şikayetçinin yayınlayamadığı şikayet belgeleri ve hem suçlu hem şikayetçi Mustafa'nın belgelere ilşkin son iftiraları:
KONUYLA İLGİLİ facebook YORUMLARINI GÖRMEK VE YORUM EKLEMEK İÇİN, LÜTFEN,
BEŞİNCİ BELGE: 10 Ocak 2011
Sansürcü ve linççi Demirkanlı, bizzat kendisinin başlattığı yargı sürecinde de, iftiralarına devam ettiği için, savcılığa vermeyi gerekli gördüğüm ikinci ek dilekçe:
İSTANBUL CUMHURİYET
BAŞSAVCILIĞI
BASIN
BÜROSU’NA
Soruşturma No: 2010/45333
Soruşturma ifademe ektir (Ek gelişmeler üzerine gerek görülmüştür)
ŞİKÂYETÇİ MUSTAFA DEMİRKANLI, ŞİKÂYETİNDEN SONRAKİ GÜNLERDE BİLE, İKİ KERE İKİ DÖRT KADAR APAÇIK, SOMUT İFTİRALARINI SÜRDÜRÜYOR.
21 Aralık 2010 günü, coskunbuktel.com başlıklı sitemde, hakkımda şikâyette bulunan Mustafa Demirkanlı’nın “şikâyet dilekçesini”, benim savcılığa verdiğim “ifade tutanağını” ve kendi üslûbumla yazdığım “ek savunma metnimi”; tek virgül değiştirmeden ve “yorumsuz” olarak “ÜÇ BELGEDE DEMİRKANLI’NIN BÜKTEL’İ SAVCILIĞA ŞİKÂYETİ VE BÜKTEL’İN SAVUNMASI” başlığıyla ve üçünü de aynı sayfada, aynı puntolarla ve yukarıdaki kronolojik sıralamayla yayınladım.
Şikâyetçi Demirkanlı ise, ertesi gün, yalnızca belgeleri ve “yorumsuz” olarak yayınlamak veya yalnızca susmak yerine, bambaşka bir şey yaptı: Belgeleri yayınlamadı. Onun yerine, kendilerinden belgeleri sakladığı okurlarına, belgelerle ilgili “masallar” anlattı. Bu “tehlikeli masallar”, yine her zamanki gibi, asılsızlığı gayet kolayca kanıtlanabilecek yalanlar ve yorum kisvesi altında (görüntüde nazik bir dille ifade edilmiş olmasına rağmen en galiz küfürden bile daha iğrenç ve tahrik edici) “iftiralardan” ibaretti. Demirkanlı, bu yazının ekinde tam metnini sunduğum (bana karşı yargı süreci başlatmasından “sonraki”) bu yazısını, pek çok kez yaptığı gibi, sitesinde yine “imzasız” olarak yayınladı. Ama gerek kendi sitesinde yayınlamış olması, gerekse yazıdaki örneğin şu cümle, yazının şikayetçi Demirkanlı tarafından yazıldığını kesinlemektedir:
Büktel’i, aradığımda, her zaman olduğu gibi "küfretti",
İşte şikâyetçi Demirkanlı’nın metnindeki, farklı harf karakterleriyle aktardığım (en galiz küfürden daha iğrenç ve tahrik edici) apaçık yalan ve iftiralara yönelik benim (normal harf karakterleriyle dizilmiş) saptama ve kanıtlarım:
BÜKTEL, SAVCILIĞA EN SONUNDA İFADE VERDİ!
Yalan söylemeden art arda üç cümle bile kuramayan Demirkanlı, mahkeme öncesi süreçte, benden adresimi istediğinde kendisiyle muhatap olmayı reddedip adresimi de vermediğim için sürekli olarak benim polisten kaçtığıma yönelik propaganda yapmıştı. Yazısının başlığında benim polisten kaçtığıma ilişkin o (en galiz küfürden daha iğrenç ve tahrik edici) propagandayı (iftirayı) sürdürüyor ve okurlarda sanki polis sonunda beni yakalamış gibi bir yanılsama (dezenformasyon) yaratmaya çalışıyor.
“EN SONUNDA” değil, polis internet sitemin iletişim sayfasındaki telefon numaramdan beni ne zaman arayıp beni “ne zaman çağırdıysa, ben “o zaman ve çağrılır çağrılmaz” gidip ifade verdim. Daha önce yazdığım için şikayetçi şahsın da okurların da bildiği hikâyenin aslı, şu:
Demirkanlı, savcılığa başvurmazdan önce, bana telefon ederek adresimi istemişti, vermemiştim. “Sana adresimi vermek zorunda değilim. Bir daha beni arama! Seninle hiçbir nedenle muhatap olmak istemiyorum. Beni mahkemeye mi vereceksin, sen yeter ki adliyeye git, sitemde telefon numaram var, onlar beni kolayca bulur” demiştim.
Ama Demirkanlı, yargı öncesi süreçte, adresimi benden sanki kendisi değil de, sanki savcılık istemiş de ben vermeyi reddetmişim gibi bir izlenim yaratacak şekilde sürekli yayın yaparak, benim adresimi sakladığımı, ama ne kadar kaçarsam kaçayım polisin eninde sonunda beni yakalayacağını yazmıştı. Ben de, beni polisten kaçıyormuş gibi göstermesinin alçaklık olduğunu, ona adresimi vermek zorunda olmadığımı söylemiş, Devlet Tiyatroları’nda oyunu oynanmakta olan ve DT muhasebesinden ücret alan bir yazar olarak ve kişisel internet sitesinde ev telefonunu bile vermiş bir yazar olarak, polisten kaçtığımın makul zihin sahibi iyi niyetli bir insan tarafından düşünülemeyeceğini belirtmiştim. Ama hem Demirkanlı, hem de Özgür Başkan adlı takma isimli internet sapığı, facebook’ta aynı minval üzere yayın yapmaya devam etmişlerdi. Okurların bildiği üzere, şikayetçi Demirkanlı’nın tezlerini yaymaktan başka herhangi bir varlık sebebi ya da belirtisi görülmeyen çeşitli takma isimlerdeki meçhul kişilerden biri olan Özgür Başkan, tüm yazdıklarını daha sonra silip kaçtı. (Savcılık, kamuyu asla ilgilendirmeyen şahsi ihtilafımızı ciddiye alacaksa, şikayetçi şahsın ve onun paralelinde faaliyet göstermiş takma isimli çeşitli meçhul şahısların yazdıktan bir süre sonra sildikleri yazıları ve gerçek kimliklerini ortaya çıkarmalıdır.) Gerçi ben, Demirkanlı’nın ve takma isimli şahısların yazdıklarının bir kısmını sitemde veya facebook sayfalarımda kaydettiğim için, Demirkanlı’nın iftiralarını şu anda bile kanıtlayabilecek durumdayım. Zaten söz konusu yazısına attığı yukarıdaki başlık, Demirkanlı’nın hâlâ aynı minvalde gitmek niyetinde olduğunu, kanıtlıyor.)
Uzun zamandır, hakaret ve küfürleri yargıya taşımak istemediğimizi ifade etmemize rağmen, "sıkıysa yargıya başvur" diye tahrik eden Coşkun Büktel’i de sözün bittiği yerde yargıya havale etmeye karar verdik. -Ki benim kişisel tarihimde açtığım ilk davalarımdır:
Önce, Demirkanlı’ya henüz dava açmış olmadığını hatırlatalım. Sonra da, bir davanın ilk ya da son olmasının önemi olmadığını belirtelim. Demirkanlı, “açtığı ilk ya da son dava” bilgisinin yerine; “kendisine açılmış” kaç tane hakaret davası bulunduğunu ve bunlardan kaçının mahkûmiyetle sonuçlandığını belirtseydi, okurlar (ve savcılık) için çok daha aydınlatıcı bir bilgi vermiş olurdu. Bizim bildiğimiz ve belgeleyebildiğimiz kadarıyla Demirkanlı daha önce, birkaç kez hakaret suçundan tecil edilmiş hapis ya da tazminat cezalarına mahkûm olmuştur. (Gerçi şikayetçi Demirkanlı, hakaret suçundan aldığı kesinleşmiş cezaları “madalya gibi taşıdığını” söylemektedir ve Kocaeli Belediye Başkanı’nın açtığı hakaret davasının sonunda aldığı tazminat cezasından kurtulup kurtulmadığını ve kurtulduysa nasıl kurtulduğunu ise belirsiz bırakmaktadır; ama kendisinin de dediği gibi, “ceza cezadır”. Demirkanlı’nın hakaret yüzünden aldığı cezaları, Demirkanlı’nın bizzat kendi sitesinde, bizzat kendi imzasıyla yayınlanmış bir belgeyle savcılığın dikkatine sunmayı tercih ediyoruz: http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=946) Belgede görüleceği üzere, hakaret suçundan aldığı cezaları “madalya gibi taşıyan” Demirkanlı’nın, hakaret bahsinde sütten çıkmış ak kaşık olmadığı açıktır. Ben ise, bugüne dek, hakaret ya da herhangi bir suç nedeniyle bir tek ceza almadığım gibi, aleyhimde açılmış bir tek davaya bile muhatap olmamış, kovuşturmaya uğramamış, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda ve Devlet Tiyatrosu’nda oyunu ve tercüme oyunu oynanmış, hâlâ da oynanmakta olan, bir yazarım.
Her neyse, Demirkanlı’nın hakaret suçlarını biz de fazla önemsemiyoruz. Çünkü onlar iftira kadar önemli suçlar değil. Biz, burada, Demirkanlı’nın asıl (en galiz küfürden daha iğrenç ve tahrik edici) iftira suçlarını ve hepsini yazmaya kalksak, sayın savcının haftalarca metin okumasını gerektirecek, yalanlarını teşhir etmek istiyoruz:
İşte en yeni ve en cüretkâr iftiralarından biri. (Demirkanlı bu iftirayı atabilmek için, çok sık başvurmadığı gayet cüretkâr bir yöntem deniyor. Beni tehditçi gibi gösterip aleyhimde kamuoyu oluşturmak için hakkımda sahte belge düzenliyor. Oysa genellikle, belge ve gerçekleri en iğrenç biçimde çarpıtarak iftira atmayı tercih ederdi kendisi.) Demirkanlı, yukarıda, tırnak içinde, italik ve bold olarak yazdığı "sıkıysa yargıya başvur" biçimindeki tehdit ifadesini bana mal ederek, beni “tehditçi” gibi göstererek, yargı sürecinin başladığı bugün bile hâlâ, insanı isyan ettirecek biçimde, düpedüz, apaçık bir iftira atıyor. Ne demek “sıkıysa yargıya başvur”?... Bu, mafyatik bir tehdit ifadesidir. "sıkıysa yargıya başvur" demek, “Yargıya başvurmanı istemiyorum, başvurursan, sonu çok kötü olur!” demektir. Oysa ben Demirkanlı için asla böyle bir cümle kurmadım. Ona asla "sıkıysa yargıya başvur" demedim. Bir insana söylemediği bir ifadeyi tırnak içinde italik ve bold olarak mal etmek, ona karşı, onun söylemediği bir ifadeyi sanki o söylemiş gibi “tırnak içinde italik” harflerle yazıp bir de bold yaparak vurgulamak ve bu sahte ifadeyi o şahsa karşı yazılı belge haline getirmek; yani ona karşı sahte belge düzenleyerek ona yazılı olarak, açıkça iftira etmek, bildiğim kadarıyla, dünyanın her yerinde ve Türkiye’de ciddi suçlardır.
Ama ben, Demirkanlı’nın böylesine apaçık (belgelenebilir) sinir bozucu ve tahrikkâr bir sürü iftirasını (o iftiralarla karşılaşma anlarımda ne denli tahrik olsam da, o iftiraları ne denli sert cevaplamış olsam da) bugüne dek kişilik problemlerini yeterince belgeyle yeterince teşhir ettiğimden nasılsa hiçbir okuru inandıramayacağını bildiğim için, son çözümlemede Demirkanlı’yı dava etmeyi, kendimin ve mahkemelerin mesaisini Demirkanlı yüzünden tüketmeyi asla düşünmedim.
Savcılığa şikayet etmeyi de düşünmedim. Çünkü, ben, bana yöneltilen linç kampanyasını (http://www.coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm), iftiraları, hakaretleri, bazıları pornografik fotomontajları, tiyatro tarihimizin ibret belgeleri olarak değerlendirdiğimden, hiçbirinin silinmesini istemiyorum. Tam tersine, bir iftirayı örtbas etmek uğruna —Bakınız: Prof. Dr. Özdemir Nutku’nun “Fransızca’da 16. Yüzyılda yazılmış Theope adlı bir oyun var” diyerek, apaçık ve somut bir yalanla, benim İstanbul Şehir Tiyatrosu’nca sahnelenmiş Theope adlı oyunuma attığı iftiranın video görüntüleri (http://www.coskunbuktel.com/buktelnihayet.htm ) ve analizi (http://www.coskunbuktel.com/buktelgerizekarehberi.htm)— bu iftiranın mağdurunu itibarsızlaştırmak adına iftira yandaşı vandalların, yalnızca bir linç ve iftira kampanyasıyla yetinmeyerek, benim fotoğrafımı bir penisin üstüne yapıştıran ya da beni dansöz kıyafetiyle gösteren iğrenç fotomontajlar yayınlamaktan bile çekinmediklerini herkes bilsin istiyorum. O nedenle, o beni dansöz kıyafetinde gösteren fotomontajları bile görmezden gelmek yerine, sitemin ana sayfasında, hatta facebook sayfalarımda yayınlıyor; okurların ve yetkililerin, bir yazara atılan iftirayı örtbas etmeye çalışırken, iftira yandaşlarının yalnızca yalan, iftira, hakaret ve linç kampanyasına başvurmakla kalmayıp, pornografiye bile başvurmaktan kaçınmadıklarını gösteriyor, bu ibret belgelerinin, bir şok tedavisi olarak tiyatro tarihimizde bir silkinme ve uyanış yaratmasını istiyorum. Mikrobu halının altına süpürmek yerine, mikroplarla mücadele ediyorum. Şikayetçinin bizzat açık adıyla şahsıma yönelttiği (en galiz küfürden daha iğrenç ve tahrik edici) iftiralarını da, o iftiralara (ve takma isimle ve pornografik fotomontajla yapılan iğrenç saldırılara) nasılsa kimsenin itibar etmeyeceğini bildiğimden, yapabildiğimce cevaplamakla yetiniyor (çoğu zaman muhatap bile olmuyor) ama o iftira ve saldırıların ve benim savunmalarımın tiyatro tarihimizden silinmesini ve bütün bu olanların hiç olmamış gibi olmasını istemediğim için, o iftira saldırılarının silinmesi talebiyle yargıya başvurmayı düşünmüyorum. Ama madem ki şikayetçi yavuz davranıp (sidik zoruyla da olsa) yargıya başvurmuş; öyleyse, sayın savcılığımızdan, başta (şikayetçi Demirkanlı’nın bana yönelik iftiralarından ötürü teşekkür ettiği) Burak Caney olmak üzere, Deniz Duygulu, Burak Otakçı, Özgür Başkan, “Who” ve “Sanal Kişi” adlarıyla (gerek kurduktan bir süre sonra kapattığı korsan sitelerinde, gerekse facebook’ta) aleyhimizde yıllarca en iğrenç yayınları yapmış takma isimli meçhul kişilerin kimliklerinin ortaya çıkarılmasını talep ediyorum.
Önceleri hak ettiği sertlikteki cevap yazılarımla teşhir ettiğim Demirkanlı’yı, daha sonraları, çoğu kez muhatap bile almamaya, ona cevap bile vermemeye başladım. Çünkü artık kimseyi kandıramıyor, inandıramıyordu. O nedenle, sayın savcımızdan (yalnızca belgelenmiş yalan, iftira ve hakaretlerine “hak ettiğinin çok daha altında bir miktar ve dozda karşılık verdiğim) bu iftiracının iftiralarına en küçük ölçekte bile olsa “inandırıcılık” kazandırmaktan kaçınmasını talep ediyorum. Böylesine apaçık ve sakınmazca iftira eden bir utanmazın, iftira ettiği kişinin üslûbunu beğenmemeye hakkı olamaz. Sen bana (kibar bir dille bile olsaydı) defalarca ve düpedüz iftira edip beni tahkir ve tahrik ettikten sonra, kalkıp (bir tek beyaz yalanımı bile gösteremediğin halde) benim üslûbumdan şikayetçi olursan, bunun ciddiye alınır bir yanı olamaz.
Ben şikayetçi şahsın teşekkür ettiği sanal sapık Burak Caney’in beni dansöz kıyafetiyle gösteren fotomontaj yayınlarından bile rahatsız olmuyorum. Çünkü makul insanları küfürler değil, ancak iftiralar (hele de, kendi sitenizde tek yanlı yayın yaparak, konunun aslını bilmeyen insanları inandıracak biçimde sunup, iftira ettiğiniz şahsa cevap hakkı bile tanımadan, sansüre güvenerek yaydığınız iftiralar) rahatsız eder. Ben bana yönelik pornografik fotomontajlarla yapılmış saldırılardan bile rahatsız değilim ama şikayetçi şahsın sansüre güvenerek sitesinde yayınladığı (bir kısmını sonradan sildiği) iftiralarından rahatsızım. Ama o iftiraların silinmesini istemiyorum. Bu konuda benim savcılığımızdan talebim, o iftiralara karşı yazdığım cevapların o iftiralarla aynı sayfada yayınlanması; şikayetçinin silip yok ettiği iftira yazılarının da, (bizim noter ve mahkeme onaylı belgelerimizden yararlanarak) eski sayfalarına ve ama bizim cevaplarımızla birlikte konmasıdır. Sansürle hiçbir şeyi sağlayamayız. Tiyatrocular, kamuoyunu ve çocukları hiç ilgilendirmeyen bu tiyatral gerçeklere bakabilir ve bakabilmelidir.
Demirkanlı, linççi arkadaşı Yücel Erten’in, üstelik hiçbir haklı gerekçesi bulunmaksızın, apaçık, “Dalyarak” “Ortada sandık, sike sike usandık” şeklindeki küfürlerini bile, “kötü bir alışkanlık ama alışkanlık” diye mâzur görüp örtbas etmeye çalışırken; benim haklı tepkimden doğan sert üslûbumu hangi hakla beğenmiyor? Lütfen, beni tehditçi gibi gösteren Demirkanlı’dan bana mal ettiği o "sıkıysa yargıya başvur" ifadesinin kaynağını göstermesi istensin. Demirkanlı, bu cümleyi kendisi imal edip bana yamamıştır ve bu “hakkımda sahte belge düzenlemek anlamına gelen apaçık bir adli suçtur.” Demirkanlı, bu suçunu örtbas etmek için, sakın benim kendisine değil de Yücel Erten’e yönelik şu sözlerimi kullanmaya da kalkmasın: (Demirkanlı gibi kendisi de linç kampanyası imzacısı olan Yücel Erten’in “Dalyarak”, “Ortada sandık sike sike usandık” gibi apaçık galiz küfürlerini bir yazısında mazur göstermeye kalkışan Demirkanlı’nın söz konusu yazısına karşı yazdığım yazının (http://www.coskunbuktel.com/buktelyildizsahnesikapatmasi.htm) bir yerinde şöyle diyorum:
Eğer Yücel Erten denen ağzıbozuk linç iftiracısı, Demirkanlı'nın bu uyduruk yalanlarına inanıyorsa; ve aralarına aldıkları bir islamcı vatandaşı "ortadaki sandık sike sike usandık" yapmanın, ve sonra hiç utanmadan hakimlerin karşısına çıkıp; bırakın hep birlikte sikelim şu herifi, kimse müdahale etmesin, bu bizim "özel" yaşamımızdır, anlamına gelen bir savunmayla, −Coşkun Büktel'i de dinleyecek olan− hakimleri inandırmanın mümkün olduğunu aklı kesiyorsa; hodri meydan, hiç beklemesin; sıkıyorsa, o da beni mahkemeye versin!
Görüldüğü üzere, burada Yücel Erten tehdit edilmiyor, bütün o apaçık galiz küfürleri ettikten sonra Erten’in asla mahkemeye gidemeyeceği belirtiliyor. Yani “Sıkıysa yargıya başvur” da bacağına sıkalım tarzında mafyatik bir tehdit yok. Tam tersine, keşke gitsen de görsek anlamı var.
Kısacası, ben Demirkanlı’ya veya başka birine asla “Sıkıysa yargıya başvur” demedim. Bu ifadeyi imal eden Demirkanlı, ifadenin kaynağını gösteremiyorsa, bu belge sahtekârlığına ve iftiraya uygun hukuki bir yaptırım bulunup şikâyetçi şahsa uygulansın! Ya da bana, “sert ifadeler kullanmamak kaydıyla, herkes, herkes hakkında istediği gibi belge düzenleyip iftira yayma hakkına sahiptir ve hukuk hiç kimseyi, iftiralarının kanıt ya da belgesini göstermeye zorlayamaz” diye resmi bir cevap yazılıp verilsin.
İşin aslında, ben Demirkanlı’yı, “sıkıysa yargıya başvur” diye tehditle caydırmaya çalışmak yerine, tam tersini yaptım. Ona yargıya gideceğim demekle yetinmemesini, “gitmesini” söyledim. “Gitmezsen namertsin” dedim. Onu yargıya gitmesi için teşvik ettim. Ona yargıya gitmekten başka çare bırakmadım. Yani beş yıldır beni yargıya gitmekle tehdit etmekte olan Demirkanlı, sonunda, kendi isteğiyle değil, “sidik zoruyla” yargıya gitti. İşte ispatı:
Re: faturanı ödeyebilirim
Wednesday, October 6, 2010 2:04 AM
On Wed, 10/6/10, Mustafa Demirkanli
<mdemirkanli@gmail.com>
wrote:
From: Mustafa Demirkanli
<mdemirkanli@gmail.com>
Subject: faturanı ödeyebilirim
To: buktel@yahoo.com
Cc: "Ertuğrul Timur" <aetimur@gmail.com>,
"Can Törtop (Tiyatro Dünyası)" <can@tiyatrodunyasi.com>,
"Yasam Kaya" <yasam.kaya@gmail.com>,
"Tiyatro Oyun" <tiyatroyun@gmail.com>,
"Enver Başar" <enverbsr@gmail.com>,
feriduncetinkaya@yahoo.com
Date: Wednesday, October 6, 2010, 1:25
AM
Coşkun Büktel,
Yıllardır yapmış olduğun hakaretler karşısında ancak şimdi seni dava etmeyi içime sindirebildim, gerekli olan adresini sormak için aradığımda da hakaret edip, adresini vermedin, olsun.
Ancak, akıl almaz bir gerekçeyle siteni devre dışı bırakma tavrın sana hiç yakışmadı...
1. Sana hizmet veren server'ını aradım, sitesini inceledim. Söylediğin gerçek değil, öyle bir trafik aşımı yok, diyelim ki var.
2. O, hizmet aşıp bedelini ben ödeyebilirim, amacın "silmiyorum demene rağmen" silmemiş gibi yaparak, yok etmek değilse.
3. Bu yazımı yok sayarak, siteni kapatacaksın, suçu da server'ına atacaksın, ama ben takip edip açıkladıklarının gerçek olmadığını açıklamaya devam edeceğim.
4. "Dava açma" de, açılan davayı geri alırım, söz.
Mustafa
Demirkanlı
0212.216 75 20 - 21
0537.689 41 71
From: "Coþkun Buktel" <buktel@yahoo.com>
"Mustafa Demirkanli" <mdemirkanli@gmail.com>
Beni hâlâ
tanıyamadın, Mustafa! Ben yalan
söylemem. Hele senin
iğrenç hilelerine,
"bahar temizliklerine"
asla tenezzül etmem. Senin gibi
yalan
söylemeden iki satır yazamayan bir
alçak, bir insanın yalan söylemeden
yaşıyor olmasını aklı havsalası
almayacağından, kolay kolay kabul
edemez, elbette. "Hiç olur mu öyle şey,
herkese kendini dürüst adam diye
yutturuyor olabilir ama bana yutturamaz.
Ben yutmam" diye düşündüğün için, pek
çok kez, pek çok hileyle açığımı
bulmaya kalkıştın ve her seferinde, şapa
oturmuş, küle osurmuş, duvara toslamış
olmana rağmen hâlâ şu basit gerçeği
kabullenemedin:
Sen kötü bir insansın, ben iyi bir
insanım. Aramızdaki çatışma, iyi ile
kötünün ezeli çatışmasının tipik
örneklerinden biri... Bu basit gerçeğe
kafan bir türlü basmadığı için, "Acaba
bu kez tutturabilir miyim?" mantığıyla,
"Ya tutarsa?" diyerek, bana yine iftira
atıyor, bir kez daha şerefimle
oynuyorsun! Ben adamı mahkemeye vermem,
Mustafa! Çünkü karakterime ve
karakterimi yansıtan kalemime çok
güvenirinm. Senin gibi kötü insanların
hile ve iftira yöntemleriyle şerefime
tasallut etmesini çok fazla sorun da
etmem! Ama bunu alışkanlık haline
getirenleri, affetmem! Onlara karşı
kalemimi öyle bir kullanırım ki, "keşke
mahkemeye gitseydi" derler.
Daha önce söylediğim gibi, Mustafa:
Yıllardır bana karşı mahkemeye
gideceğini söylemenden bıktım. Bana
mahkemeye gideceğini söyleme! MAHKEMEYE
GİT!!!
Gitmezsen namertsin!!!
COŞKUN BÜKTEL
Yazıyı kanıt linkleriyle okuyabileceğiniz KAYNAK:
http://www.coskunbuktel.com/bukteldemirkanlimesajlar.htm
Yukarıda aktardığım mesajlarda da görüldüğü üzere, ben Demirkanlı’yı asla “sıkıysa” diye tehdit etmedim. Çünkü ben tehdit ve sansüre karşı verdiğim mücadeleyle tanınan bir yazarım. Benim tehdit karşıtı kimliğim kolayca belgelenebilir. Sitemde, sırf, linççilerin bize yönelik tehditlerini (tek kelime kısaltmadan) aktardığımız ve tehdit yöntemini eleştirdiğimiz bir sayfa var. (http://coskunbuktel.com/tehditsayfasi.htm ) Bu sayfa incelendiğinde, Coşkun Büktel’i tehditçi gibi lanse etmenin, ona asla telaffuz edemeyeceği “sıkıysa yargıya başvur” şeklinde tehditçi bir ifadeyi mal etmenin, ne denli aşağılıkça bir sahtekarlık olduğu, kolayca anlaşılacaktır.
“Demirkanlı, yalancı, linççi, sahteci ve iftiracıdır ama mahkemeye vermekle tehdit etmek dışında beni tehdit ettiğini hatırlamıyorum. Ne var ki, linkini verdiğimiz tehdit sayfasında görüleceği üzere, Demirkanlı’nın, Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz’a karşı birlikte linç kampanyası (http://coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm ) düzenlediği arkadaşları “bıçakları bilemek”ten, “kafamızı kırmak"tan, “bizim karşımıza Adanalı gibi çıkıp gereğini yapmak yada yaptırmak"tan, vb. söz etmişlerdir. Biz, bu tehditlere asla pabuç bırakmadığımız gibi, tehditlere tehditle cevap verme yoluna da sapmadık.
Büktel ve Bulunmaz ikilisine. Bunun için adresi gerekiyordu Büktel’i, aradığımda, her zaman olduğu gibi "küfretti",
Savcılıktan talebimdir: Demirkanlı’nın iftiraları kamuoyunu ilgilendirir denilerek ciddiye alınacaksa, telefon kayıtları bulunsun ve küfredip küfretmediğim, görülsün. (Ayrıca, Demirkanlı nedense talep etmemiş, ama savcılık Demirkanlı’yı ciddiye alacaksa, ben talep ediyorum: Demirkanlı’nın bana Burak Caney, Deniz Duygulu, Burak Otakçı, Özgür Başkan, Who ve “Sanal Kişi” gibi takma isimlerle internette kalleşçe iftiralar yöneltip yöneltmediği de araştırılsın. Savcılık bu araştırmayı aslında Demirkanlı’nın talep etmesi gerekirken, onun neden talep etmediğini de hesaba katsın.)
Demirkanlı, telefon konuşmamız konusunda küfür ettiğimi söyleyerek yine iftira ediyor veya benim “düş yakamdan” tarzında laflarımı küfür sayıyor. Çünkü herkes her şeyi küfür sayabilir. Küfür kavramının belirli bir kriteri olamaz. Çok mutaassıp yaşlı bir bayan, bir manavın kendisine “hanım anne” diye hitap etmesini bile hakaret ya da küfür sayabilir. (Ama “yalan” ve “iftira” kavramları böyle bir belirsizlik içermez. Yalan ve iftiranın, somut, nesnel, kişilere ve durumlara göre değişmeyen kriterleri vardır. Yalanın yalan olduğu kanıtlanabilir. İftiranın iftira olduğu kanıtlanabilir. Yalan ve iftira konusunda “mugalata”, laf kalabalığı yapılamaz. Linççiler, işte o yüzden bize karşı, “yalancı” diye “iftiracı” diye hakaret etmek yerine “küfürbaz” diye hakaret etmeyi tercih ediyor.) Evet, hiç kimseye zarar vermemiş yaşlı ve mutaassıp bir hanfendi “hanım anne” sözünü küfür ya da hakaret sayma hakkına, anasının ak sütü gibi sahiptir. Ama Demirkanlı, aklına gelen her şeyi küfür sayma hakkına sahip olamaz. Rüzgâr eken, fırtınayı hak edeceğini bilmek zorunda… Demirkanlı’nın, örnek verdiğimiz hanfendi kadar zararsız, mazbut ve mutaassıp bir insan olmadığını biliyoruz. Nereden biliyoruz? Bizzat kendisinin bize karşı yıllar önce yazdığı ve tabii sonradan (delilleri yok etmek amacıyla sitesinde yaptığı “bahar temizliklerinden” biri sırasında) sildiği veya görünmez kıldığı bir yazısında “ilk tepkim ANA AVRAT SÖVMEK oldu” diye bir cümle kurmuş olmasından biliyoruz. Demirkanlı’nın mazbut ve mutaassıp bir şahıs olmadığını başka nerden biliyoruz? Yücel Erten’in “dalyarak” iğrençliğindeki galiz küfürlerini bile mazur görmesinden biliyoruz. Demirkanlı’nın, dava açmadan önce (hepsi de tarafımızca notere ve 3. Sulh Hukuk Hakimliği’ne onaylatılmış) bu tür delilleri silmek amacıyla, Kış ortasında yaptığı “Bahar Temizlikleri” hakkında fikir edinmek için, bakınız: http://tiyatrofanzini.blogspot.com/2009/12/iftirac-lincci-ve-sansurcu-tiyatro.html “ilk tepkim ANA AVRAT SÖVMEK oldu”nun belgesi için bakınız: http://tiyatroyun.blogspot.com/2007/04/demirkanl-ana-avrat-svyor.html)
Kötü niyetli bir araç şoförünün yağmurlu bir havada beyaz takım elbisenize çamur sıçratıp, sizi baştan ayağa lekelemesi bir saniyede mümkündür. Ama sizin o elbiseyi temizlemeniz, bir saniyede mümkün değildir. Zaman alır. Emek harcamanızı, yorulmanızı gerektirir.
Mustafa Demirkanlı gibi iftira atmak bir saniyede, bir cümlede mümkündür. Ama o iftirayı temizlemek, zaman alır. Emek harcamayı, yorulmayı, kanıtları arayıp bulmayı, belgelerle konuşmayı gerektirir.
13 sayfa oldu. Mahkemeyi daha uzun bir metinle meşgul etmek istemiyor, burada kesiyorum. Demirkanlı metninin gerisini, bu dilekçenin eki olarak verdiğim belgede okuyabilirsiniz. Demirkanlı’nın metni, yorum kisvesi altında (polis tarafından yakalandığım, suçu arkadaşım Hilmi Bulunmaz’a yükleyerek onu sattığım, savcıyı aba altından sopa göstererek tehdit ettiğim yolundaki) iftiralarla sürüp gidiyor. Ben, (yazılarımdan cımbızla alıntılanıp bağlamından ve sebeplerinden soyutlanarak, hangi iftiralara tepki oldukları okurlardan ve mahkemeden saklanarak aktarılmış ifadelerim dışında) Demirkanlı metnindeki tüm “içerik”in, yorum kisvesine büründürülmüş yalan ve iftiralardan ibaret olduğunu belirtiyorum. O iftiraların da iftira olduğunu memnuniyetle belgelemeye hazırım. Yeter ki, bir sayın savcı ya da bir sayın hakim, bunu benden istesin.
Sayın savcı ve sayın hakimlere son sözüm şu; doğru karar verebilmek için, lütfen kendinize şu soruyu sorun: Beş yıldır süren bu tartışmada, okunması bir hayli zaman isteyen, yüzlerce sayfa yazılmıştır; biz, yazdığımız bir tek satırı bile silmezken, şikayetçi şahıs, bize yönelik iftira ve “ana avrat sövmek” dahil hakaretlerle dolu (sonradan sileceğini tahmin ettiğimiz için önceden notere ve 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’ne onaylattığımız) birçok yazısını, bizim eleştirilerimizden sonra, (hiçbir not, özür ya da düzeltme yapmaya gerek duymadan, hiçbir iz kalmayacak biçimde) niçin silmiştir? Bizi kandırmak için mi? Yoksa okurları ve mahkemeyi yani sizleri kandırmak için mi?
Sonuç olarak, bu meselede kamuyu ilgilendiren yalnızca iki nokta vardır:
1 – Coşkun Büktel’e (ve Hilmi Bulunmaz’a) karşı, apaçık iftira içeren bir bildiri hazırlayarak, bu iftiranın 1100 kişiye imzalatılıp Büktel ve Bulunmaz’ın haksız yere ve iftirayla birer “halk düşmanı” hâline getirilmesi ve hedef gösterilmesi.
2 – Takma isimli birtakım kişilerce (pornografi bile içeren) envai çeşit iğrenç fotomontajlarla, Büktel ve Bulunmaz’ın kişilik haklarına saldırılması.
Kamu davası açılacaksa, bizim kamuyu hiç ilgilendirmeyen sert, ama haklı eleştirilerimiz karşı değil...
Başta şikâyetçi Mustafa Şükrü Demirkanlı olmak üzere, LİNÇ KAMPANYASININ diğer elebaşıları olan Ahmet Ertuğrul Timur, İsmail Can Törtop, Yaşam Kaya, Cüneyt Yalaz, T. Murat Demirbaş, Prof. Dr. Hasan Anamur’a karşı...
...Ve, takma isim ardına gizlenerek veya imzasız olarak yayınladıkları fotomontaj sapıklıkları nedeniyle savcılığın araştırıp bulması gereken meçhul kişilere karşı açılmalıdır.
Coşkun Büktel / 24 Aralık 2010
COŞKUN BÜKTEL’İN EK NOTU / 28 Aralık 2010
Şikayetçi, bugün, facebook sayfama girerek, yargı sürecinde de, somut belgelere nanik yapan apaçık iftira ve hakaretleriyle beni tahrik etmekten vazgeçmek niyetinde olmadığını, bir kez daha, açıkça göstermiştir:
Dün, Hilmi Bulunmaz’a gönderdiği bir mesajla, “Burak Caney’in iftiralarına kandığını” söyleyerek linç kampanyasına attığı imzayı geri çekmek istediğini belirten, yine hiç tanımadığımız bir şahsın mesajını facebook sayfamda yayınlamıştım. Şikayetçi Demirkanlı, bir yorum ekledi ve ben Demirkanlı’yı muhatap almaksızın, onun yorumunu yalnızca, eski bir yazımın linkini vererek yanıtladım:
Ömer Faruk Kurhan, belgeledi, Tiyatro...
Tiyatro.. Dergisi'nde de yayınlandı.
Özdemir Hoca'nın gözüme çarptı dediği
Theope bulundu ve yayınlandı Büktel, sen
hala insanları, bu yayınlanan yazıyı
aktarmadan dezenforme ediyorsun, tabii
ki ayıp... ediyorsun...Özdemir Hoca'nın
söyledikleri çok net, Kurhan'ın
araştırması da çok net, hatırlarsın
kapağı da yayımladık. Özdemir Hoca da
"belgeledik" dediğin videoda kesinlik
ifade etmiyor, Fransızca bilenler bir
baksın diyor...
Kurhan baktı, evet, bir başka Theope
var, ama senin Theopen'le hiçbir
benzerliği yok, Hoca'da sana yazdığı
mail'de bunu ifade etti zaten...
Ne istiyorsun Büktel? Onu söyle... Seni
okuyanları da dezenforme etmekten vazgeç
artık.
Şu Theope saplantından da vazgeç,
yeteneğin varsa ikinci özgün oyununu
yaz... Şu sıralar sanırım dizi yazma
yoğunluğun da yok, yaz da görelim,
okuyalım, biri sahnelerse de
izleyelim...
Büktel'den "klasik" olmuş bir yazı:
GERİ
ZEKÂLILAR İÇİN (geri zekâlı rolü yapan
kurnaz vandalların yalan ve iftira
içerikli propagandalarına karşı belge ve
kaynakları öne çıkaran) ALFABE DÜZEYİNDE
ÖZDEMİR NUTKU SKANDALI REHBERİ
http://coskun...buktel.com/buktelgerizekarehberi.htm
Yukarıda verdiğim internet adresi incelenirse, şikayetçinin, daha yukarıda aktarılmış yalan ve iftiralarını, hangi somut belgelere “rağmen” (ve kim bilir kaçıncı kez) hiç utanıp sıkılmadan, hâlâ ve ısrarla tekrarladığı, kolayca fark edilecektir.
Sayın savcılığımızın şu an da hâlâ sürmekte olan bu tahriklere derhal son verilmesini sağlayacak bir hukuksal mekanizma bulması ya da (kamuyu asla ilgilendirmeyen) karşılıklı ihtilaflarımız nedeniyle bana karşı iftira ve yalan özgürlüğünü sonuna kadar kullanmaktan yana olan şikayetçi şahsa karşı; benim de (o özgürlükleri asla kullanmadığıma ve kullanamayacağıma göre) eleştirilerimde (asla küfre varmamış ve tehdide yeltenmemiş) ama “caydırıcı sertlikte” bir dil kullanma hakkımı tanıması dileğimle…
EK BELGELER:
1 – Demirkanlı'nın ilgili yazısı: “Büktel, Savcılığa En Sonunda İfade Verdi!“
2 – Eski DT genel müdürü Rahmi Dilligil tarafından Demirkanlı'ya açılan davanın Hürriyet'te çıkan haberi: “Dilligil’den dava“
Savcılığa teslim tarihi: 10 Ocak 2011
MERAK KONUSU:
BONUS:
Öylesine seviyesizsin ki, tek başına, "tüm insanlığın" seviye ortalamasını düşürüyorsun.
VANDALLARIN SANAT ZANNEDİP SANAT EDİNDİĞİ
"GERÇEKLERİ SAPTIRMA KURNAZLIĞI"
MUSTAFA'NIN "SÖZ DÜELLOSU" TEKLİFİNE SONUNDA EVET DEDİM
|
Mustafa Demirkanlı'nın iki yüzlülüğünü teşhir etmekle niye uğraşıyoruz? Coşkun Büktel / 20 Kasım 2011
Çünkü Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın, DT genel müdürü Lemi Bilgin'in, İBBŞT genel sanat yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu'nun, fakir halkın parasını reklam adı altında nasıl bir adamın cebine (dergisine) akıttığının, halk tarafından bilinmesini önemsiyoruz. Keşke bu işlerle başkaları uğraşsa... Keşke, iftira, linç, sahtekârlık, vb.nın egemen olduğu tiyatromuzda, bu egemenliğe karşı sanatsal bir tepki göstermeye cesaret edebilen kişilerin sayısı 3'le (Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz, Feridun Çetinkaya) sınırlı olmasa; keşke tiyatromuzda bir toplumsal vicdan, ahlaksızlığa karşı bir toplumsal refleks bulunsa... da ben kendi işimi yapabilsem.
|
|
MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN İKİ YÜZLÜLÜĞÜNÜ, BİR KEZ DAHA, MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN (DÖRT AY ARAYLA YAZILMIŞ) KENDİ İFADELERİYLE VE "ORİJİNAL" KAYNAKLARINA LİNK VEREREK BELGELİYORUZ
Ağustos'ta (bir ara) insan (güya), Kasım'da kurt...
MUSTAFA, DÖRT AY ÖNCE (30 Ağustos, 23.53'de) GAYET İNSANCA BİR YAKLAŞIMLA "HATA" DİYE NİTELEDİĞİ VE ÖZÜRÜ ZATEN DİLENMİŞ, UZUN UZUN DÜZELTMESİ YAPILMIŞ "HATAMI"; DÜN (19 KASIM, 06.25'de) YİNE KAFAMI SIKARKEN CEPHANESİ TÜKENİP DE SÖYLEYECEK ŞEYİ KALMAYINCA, "İFTİRA" OLARAK NİTELEDİ. MUSTAFA DEMİRKANLI DÖRT AY ÖNCE (Ağustos'ta) NE DEDİ, DÜN (Kasım'da) NE DEDİ? "ORİJİNAL" KAYNAKLARA LİNK VEREREK AŞAĞIDA AKTARIYORUZ. BİZ BİR ŞEY DEMİYORUZ, HER İKİ ALINTIMIZDA DA YALNIZCA MUSTAFA KONUŞUYOR, HER ŞEYİ MUSTAFA DEMİRKANLI KENDİSİ SÖYLÜYOR:
Yoksa senin bu hatanı dilime dolayıp "itira attı" da "iftira attı" diyecek halim yok, olur insan hata yapar. (ORİJİNAL KAYNAK: http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150748314450711) Bre Büktel, iftira attın, sonta kıvır kıvır kıvrandın, "özür dilerim" dedin, şimdi onu da geri alıyorsun, iftira attığını kabul etmiş olduğuna göre, boş verelim özrü, sen iftiranı madalya gibi taşı. Ben Büktel iftira attı, sonra özür diledi, ben de konuyu kapattım lafım -doğru oladığı için- unutayım, her zaman hatırlatayım sana attığın iftirayı.... İftiracı seni... (ORİJİNAL KAYNAK: http://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=304231069595010&id=100000243596367) Coşkun Büktel: COŞKUN BÜKTEL GİBİ BİR İNSANA ANCAK OROSPU ÇOCUKLARI "İFTİRACI" DİYEBİLİR.
|
DEMİRKANLI
YALANLARI GENEL SAYFAMIZ:
http://www.coskunbuktel.com/linkdemirkanliyalanlari.htm


