Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

 
 
 

BÜKTEL VE DEMİRKANLI'NIN

"YEDİ TEPELİ AŞK SANSÜRÜ" ÜSTÜNE YAZDIKLARI YAZILARDA YER ALAN BENZERLİKLER

 

 

 

Coşkun Büktel

Mustafa Demirkanlı

 

 

 

Coşkun Büktel'in 7 Ocak 2009 tarihli yazısı ile Mustafa Demirkanlı'nın 12 Ocak 2009 tarihli yazıları arasındaki benzerlikleri, metinlerin içinde sarıya boyayarak gösterdik. Bu sayfada, iki yazıyı alt alta yayınlarken, "dürüstlüğüyle maruf Coşkun Büktel" olduğumuz için, kendi yazımızın mizanpajına özen gösterdiğimiz kadar, (her zaman yaptığımız gibi, "alıntı namusu"nun gereğine uyarak) aktardığımız yazının (Demirkanlı yazısının) mizanpajına da özen gösterdik.

Oysa Demirkanlı bizim aşağıdaki yazımızı kendi sitesinde yayınlarken, (herhalde sahip olduğu "yalan makinası" unvanını haleldar etmemek için) yazıyı anlaşılmaz kılmak adına, elinden geleni ardına koymayarak, çözülmesi güç "bir harf yığını" haline getirmiş: Demirkanlı'nın sitesinde, yazımızın ne başlığının başlık olduğu belli, ne üst başlığının üst başlık, ne nerelerinin düz ya da italik olduğu, ne de nerelere link verildiği... Demirkanlı, yazımızın başlık ve üst başlıklarını gözden kaybettiği, italiklerimizi düz yaparak görünmez kıldığı gibi, yazımızdaki tüm linkleri de söküp atarak sansür etmiş. (Bakınız: Demirkanlı, "Büktel Diye Biri".) NOT: Demirkanlı'nın, bu yazımızdan sonra, okurlara haber vermeden bazı düzeltmeler yaparak bizi yalancı çıkarmaya çalışacak kadar yalancı olduğunu bildiğimiz için, yazımızın onun sitesindeki halini bu sayfanın en altına BONUS olarak koyduk.

  

 

BÜKTEL YAZISI

 

GÜNCELLEME

12 Ocak 2009:

Aşağıdaki yazımızın konusuyla ilgili olarak, Mustafa Demirkanlı'nın, (benim yazımdaki yalnızca ana fikri değil, yer yer "bazı cümleleri de", ismimi vermeksizin aynen aşırarak) güya yazdığı,  "SANSÜR MÜ? İDARİ KARAR MI?" başlıklı (bir sürü imla bilgisizliğiyle −hatasıyla değil− malul) yazıyı okumak için, lütfen... TIKLAYINIZ!

***

Kenan Işık'ın, Orhan Alkaya'yı yıpratmaktan çekinmeksizin, "Yedi Tepeli Aşk"ı "faşizan ve incitici" bulduğunu açıkça söyleyebilmesine rağmen; (Can Doğan'ın "hiç utanıp sıkılmadan", "dosdoğru bir adam" olduğuna "şehadet" ettiği) Kazmacıbaşı Orhan Alkaya, peyniri ağzından bırakmaya bir kez daha cesaret edemiyor":

Bana, "Kenan Işık oyunumuzu faşizan buldu", dedirtemezsiniz! Bana, bir oyunu süresiz kaldırmamın "sansür" olduğunu söyletemezsiniz! Ben sansüre sansür demem, "idari bir karar" derim.

COŞKUN BÜKTEL / 7 Ocak 2009

"Yedi Tepeli Aşk" adlı oyuna yönelik mahalle baskısına boyun eğen Kazmacıbaşı Orhan Alkaya, baskılar karşısında, kurum çalışanlarının emeği ve halkın parası harcanarak ortaya çıkarılmış sahne eserini sansür etmekten başka "önlem" düşünemediği için, oyunu süresiz olarak gösterimden kaldırdı. Milliyet'ten Miraç Zeynep Özkartal'a verdiği röportajda Kazmacıbaşı, süresini belirtmediği bu kaldırmanın bir sansür ya da iptal değil, bir "ara verme" olduğunu söylüyor ve bu "ara verme"yi sansür değil, "idari bir karar" biçiminde tanımlıyor. 

Bilindiği üzere, "sansür" de "idari bir karar"dır ve sevimsiz çağrışımlardan sakınmak için "idareciler" sansür kararlarını sansür olarak nitelemeye asla yanaşmazlar. Örneğin, on yılı aşkın süre önce, Erol Keskin'in İstanbul DT'de konuk yönetmen olarak yönetmekte olduğu "Cem Sultan" adlı oyun da, DT yönetimi tarafından iptal edilmiş, ama bu iptal kararı kamuoyuna iptal olarak değil, "erteleme" olarak duyurulmuş, yine süre verilmemişti. O süresiz ertelemenin süresi, on yılı aşkın zamandır hâlâ daha dolmuş değil. Sizce Erol Keskin o ertelemenin sona ermesini beklemekten kaç gün sonra  vazgeçmiştir? (Bu konuya on yıl önce de değinmiştim. Bakınız: Büktel, "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", Dramatik Yayınlar, 1998, sayfa 349.) 

Özkartal'ın soruları karşısında, Süleyman Demirel'den öğrendiği taktikle, "peyniri ağzından bırakmamak" ya da hakikati ağzından kaçırmamak dışında hiçbir şey yapmayan Kazmacıbaşı Orhan Alkaya, belli ki, genel sanat yönetmenliği koltuğunda kendini bir rodeocu gibi hissediyor ve koltuğun üstünde birkaç saniye daha kalabilmek için, her türlü "kıvraklığa" tenezzül etmeyi "idarecilik" sanıyor.

Alkaya'ya hayat dersi: Siz sansüre ister "idari bir karar" deyin, ister "karpuz" ya da "peştemal" deyin; sansür, sansür olmaktan çıkmaz.

Özkartal'ın Kazmacıbaşı'yla yaptığı "Sansür yok sadece önlem" başlıklı röportajını tiyatroyun sitesinde gördük. Gördüğümüz sayfaya link veriyoruz:

Sansür yok sadece önlem

 

————————————

 

DEMİRKANLI YAZISI

 

Sansür mü? İdari Karar mı?

 

MUSTAFA DEMİRKANLI / 12 Ocak 2009


Bu soru her zaman sorulur ve "Yedi Tepeli Aşk" oyununun belirsiz bir süre sahnelenmesine ara verildiği süreç gibi süreçlerde de hep bu biçimde tartışılmıştır. Kararı verenler "idari karar" olarak niteler, karşı çıkanlar da bunu her zaman "sansür" olarak niteler
, Orhan Alkaya da böylesi bir karar almadan önceki gerek sanat yaşamında gerekse politik yaşamında ikirciklenmeden "sansür" diyenler safında olmuştur her zaman.

Yargımı başta aktardıktan sonra olayın biraz daha detayına girerek görüşlerimi açmak istiyorum. Öncelikle neden on gün kadar uzun sayılabilecek bir süre görüş belirtmeden sadece izlemekle yetindiğimi açıklamakla başlayayım. Tek gerekçesi var; inandığım ve hâlâ inanmak istediğim, aynı dergide 17 yılını birlikte geçirmiş, oğlumun kirvesi, arkadaşım, hâlâ dostum olduğunu düşündüğüm Orhan'ın yaptığı yanlışı göreceğini ummam ve bu yazıyı yazmaktan kurtulacağımı düşünmemdi
, yani kaygım mesleki değil sadece duygusaldı, mesleki anlamda olmaması gerekendi anlayacağınız. Ama olmadı, -amiyane tabirle- sıyıramadım. Orhan Alkaya yanlışında direndi.

Bu tür idari görevler –ki ödenekli kurumlar Sanat Yönetmenlikleri, sanatsal olmaktan çok idari görevleri ağırlık kazanan kurumlar oldu uzun süredir, bu nasıl oldu, nasıl bu noktalara gelindi sorusu çok daha uzun, bir başka tartışma konusu, bunu şimdilik geçelim- hata kabul etmeyen, hataya izin vermeyen hassas görev noktaları oldu. Yumurta küfeleri artık sadece "sanatsal" yumurtalarla dolu değil, daha da kırılgan "politik" yumurtaların ağırlıklı olduğu küfeler olduğunu unutmadan adımların atılması gereken, bir anlamda artık cambazlık maharetinin öne çıktığı ömür törpüsü süreçler. Önemli olan bu süreci "tiyatro" adına doğru yönetebilmek.

Uzun gevezelik gibi görünecek olan bu girişten sonra sadede geleyim. Her "sansür" bir “idari karardır”
, yani “idari kararlara” sanatın penceresinden bakılan adıdır "sansür". Bugüne kadar hiçbir idari makam "sansür" uyguladım dememiştir, demez de, her kararın ardında: "Bu, tehlikeli sonuçlar doğurmaya aday provokatif ortamda, tiyatromuzu, seyircimizi ve ekibimizi koruma amacıyla, ‘Yedi Tepeli Aşk’ oyunumuzu oynamaya ara verdiğimizi, özellikle Şehir Tiyatroları seyircilerinden özür dileyerek kamuoyuna duyururuz," benzeri gerekçeler olduğunu Orhan Alkaya benden daha iyi bilir. Eminim ki bu duruma verebileceği örnek birikimi, benimkinden birkaç kat daha fazladır, her idari kararın ardında "kamu güvenliği", "genel ahlak", "gençleri korumak", "provokasyona izin vermemek" yani son tahlilde "hamilik" yatmamakta mıdır? Biz bu "hamilikleri" her zaman "sansür" diye adlandırmadık mı?

3 Ocak ve öncesine dönersek. Orhan Alkaya, Milliyet muhabiri Ömer Erbil'in ilk haberinde geçen "Belediyeden de oyuna tepki var. Hayatta en son düşüneceğim şey sansür ama Alevi toplumunun tepkisi beni ürkütüyor. Sivas kısmı rahatsızlık yaratır diye o kısmı kaldırttım. Benim algımla baktığımda bir sorun göremiyorum. Kadını savunan bir hikâye bu. Ama tedirgin oldum.” (Milliyet, Ocak 2009) açıklamasının ve diğer açıklamalarının tam olarak bu olmadığını, çarpıtıldığını söylüyor. Telefonla görüştüğüm Ömer Erbil ise haberini savunuyor, yazılanların aynen Orhan Alkaya’nın cümleleri olduğunu iddia ediyor. Bu durumda iki tarafa da inanmak zorundayız.

Bu “tahrifat” meselesi -var ise- önemli olmakla birlikte, konunun özünü değiştirmiyor, aslında tedirginlik, Milliyet'in haberinden önce başlamış, buna politik baskı diyemeyiz, belediyeden resmi bir tepki yok, desek desek "mahalle baskısı" diyebiliriz. Gazete haberinden 5-6 gün önce Başkan Danışmanı Kenan Işık oyunu izliyor, bekaret ve kızlık zarı dikme konusunda kahramanın "Alevi ve Sivaslı" olarak belirtilmesinin ayrımcılık olduğunu ve faşizan bulduğunu bizzat Alkaya'ya iletiyor ama Başkan Danışma sıfatıyla değil meslektaşı olarak. (Kenan Işık tepkisinin bu biçimde olduğunu söylüyor.) Alkaya
'da bu görüşü kabul ediyor ve yönetmenle konuşarak "Sivaslı" tanımlamasını oyundan kaldırıyorlar. Ama "Belediyeden de oyuna tepki var." kuşkusu hâlâ belleklerdeki yerini koruduğu için, 3 Ocak tarihli Milliyet Gazetesi'nin haberi üzerine aynı gün (Cumartesi) Yönetim Kurulu acilen toplanıyor ve oyuna belli olmayan bir süre için ara verildiği duyuruluyor. Ama haberin (Alevi toplumunun tepkileri) gerçeği yansıtıp yansıtmadığı tam olarak bilinmiyor.

"Yedi Tepeli Aşk" örneğine dönersek, "Yedi Ağlı Don" öyküsüyle başlıyor tepkiler aslında, oyunun galasında (23 Aralık 2008) Belediye’den iki kişi "Yedi Ağlı Don" öyküsüne tedirginliğini belirtiyor, oyunu izleyen arkadaşımız Nalân Özübek'in yanında oturan bu kişiler daha oyun sırasında sağa sola mesajlar gönderiyor, biri oyunu terk etmeyi öneriyor, diğeri karşı çıkıyor…

Zaten Alkaya da yukarıdaki açıklamasının devamında: “Oyun, ‘Yedi Ağlı Don’ hikâyesinden dolayı İslami kesimden de tepki aldı. İş daha fazla büyütülür mü, bundan endişe duyuyorum. Bu ülkede tiyatrolar yakıldı. Fatih tiyatromuz 1978'de bombalandı. Doğrusunu söylemek gerekirse, güvenlik endişesi duymaya başladım." diye açıklamasını detaylandırıyor.

Bu endişeleri duymuş Orhan Alkaya ve "Hayatta en son düşüneceği şey sansürdür," diyen Orhan Alkaya'nın samimiyetine de inanırım, hatta eminim, ama başta söylediğim gibi "sanat yönetmenliği" ile "idari görev" arasındaki dengesizlik, "idari kriz"i yönetebilme "cambazlığı"nda yatmıyor mu? "İdari kararlardaki" algıyı "sanatsal pencereden" bakarak yorumlamak ve karar vermekte değil mi "sanat yönetmenliği" becerisi?

Çok geriye gitmeye gerek yok, Dostlar Tiyatrosu, kısa bir süre önce Kahramanmaraş'ta "Sivas '93"ü "idari makamların", "idari kararı" ile engellendi ve sahnelenemedi, bu "idari karar"ı verenlerin de kaygısı "tiyatro-muzu(yu), seyirci-mizi(yi) ve ekibi-mizi koruma amacıyla," diye açıklanmamış mıydı? Ve daha yüzlerce örnekte olduğu gibi gerekçeler bunlar değil miydi?

Bu kararı Cengiz Semercioğlu şu soruyla yorumluyor: "Yani gerçekten Aleviler'in tepkisi yüzünden mi yasaklanıyor Yedi Tepeli Aşk yoksa müstehcen olduğu için mi?..” Bu soru herkesin kendine sorduğu bir soruydu, yine Semercioğlu'nun şu sorusunu da sordu herkes kendine: "Yaksalardı zamanında Star televizyonunu yakarlardı, oysa onlar sadece demokratik bir baskıyla Güner Ümit'i ekrandan uzaklaştırdılar."

3 Ocak'a kadar Aleviler'in bilinen bir tepkisi, ne Şehir Tiyatroları'na ulaşmış ne de biz dahil herhangi bir basın kuruluşuna ulaşmış durumdaydı, sadece Milliyet Gazetesi'ne (Söylendiğine göre) birkaç tepki gelmiş, belki başka yayın kuruluşlarına da münferit tepkiler gelmiştir. Orhan Alkaya
’da zaten bunu "var ise" parantezi ile açıklıyor.

Şimdi eldeki bu veriler ile meseleye tekrar bakalım.

1. Sahnelenen bir oyunun, gösterimine ara verilmesi veya kaldırılması Sanat Yönetmeni veya Yönetim Kurulu kararı ile yapılmalı mıdır? Bence olabilir, bu Sanat Yönetimi'nin sorumluluğundaki tasarruftur, sonuçları ve sorumluluğu taşınabildiği süre.

2. Sahnelenen bir oyunun, gösterimine ara verilmesi veya kaldırılması münferit tepkilerle gerçekleştirilebilinir mi? Bence bu da anlaşılabilinir bir durum, sonuçları ve sorumluluğu taşınabildiği süre.

3. Sahnelenen bir oyunun, gösterimine ara verilmesi veya kaldırılması, bağlı olunan kurumun tepkileri dikkate alınarak yapılabilinir mi? Bence bu bile olabilir, sonuçları ve sorumluluğu taşınabildiği süre.

4. Sahnelenen bir oyunun, gösterimine ara verilmesi veya kaldırılması "Alevi toplumunun böyle bir tepkisi var ise eğer, bundan sanat özgürlüğü adına korkarım." diye açıklanarak yapılabilir mi? Bence yapılamaz, "var ise" , yani olduğu bile belli değilken veya emin değilken bir oyunun sahnelenmesine ara verilebilinir mi? Bence verilemez, verilmemeli.

5. Sahnelenen bir oyunun, "mahalle baskısı" veya "bağlı kuruluşun" tepkileri nedeniyle gösterimine ara verilmesi veya kaldırılması sanatın özgürlüğünü savunanlar tarafından kabul edilebilinir mi? Bence edilemez. Edilmemeli.

Orhan Alkaya’nın, İBBŞT Sanat Yönetmenliği'ne atandığının ikinci günü yaptığım söyleşinin sonunu şöyle bitirmişim: "…işin zor, meşakkatli, ama tanıdığım Orhan Alkaya 50 yılını Sanat Yönetmenliği için feda etmez, bunu biliyorum ve başarılar diliyorum, sabırla yüklü bir süreçten alnının akıyla çıkacağına da hiçbir kuşkum yok." (Ocak 2008, sayı 185) ve hâlâ buna inanıyorum ama Orhan Alkaya
’da şuna inanmalı "mahalle baskısı" veya "bağlı kurum" tepkileriyle bir oyunun sahnelenmesine belirsiz bir süre ara verilmesi "mahalle baskısı"na ve "bağlı kurum" tedirginliğine teslim olmaktır ve bunun adı da her yerde "sansür"dür. Alkaya’nın söylediği "Hayatta en son düşüneceğim şey sansür"dür cümlesine tüm yüreğimle katılıyorum ama bu konuda acele ettiğini ve yanlış yaptığını da belirtmek istiyorum, Orhan Alkaya da bu kriz yönetiminde acele davrandığını ve yanlış yaptığını kabul ederse hedeflerine daha sağlam adımlarla yürüyecektir, bunu bekliyor ve bunun böyle olacağına inanıyorum. Türk tiyatrosunun, özellikle İBBŞT’nin Orhan Alkaya’ya daha çok ihtiyacı var, Alkaya’nın da ileriye dönük yapacağı çok işler var.

 

————————————

 

 

BONUS:

 

Yukarıdaki Büktel yazısının, Demirkanlı sitesinde alıntılanırken "anlamsız bir harf yığını" haline getirildiğinin resmi, aşağıdadır:

 

Büktel Diye Biri...

Büktel diye biri, geçenlerde şahsımla ilgili karalayıcı bir yorum girdi kişisel sitesine.

  ““GÜNCELLEME
12 Ocak 2009:
Aşağıdaki yazımızın konusuyla ilgili olarak, Mustafa Demirkanlı'nın, (benim yazımdaki yalnızca ana fikri değil, yer yer "bazı cümleleri de", ismimi vermeksizin aynen aşırarak) güya yazdığı,  "SANSÜR MÜ? İDARİ KARAR MI?" başlıklı (bir sürü imla bilgisizliğiyle -hatasıyla değil- malul) yazıyı okumak için, lütfen... TIKLAYINIZ!
***  
Kenan Işık'ın, Orhan Alkaya'yı yıpratmaktan çekinmeksizin, "Yedi Tepeli Aşk"ı "faşizan ve incitici" bulduğunu açıkça söyleyebilmesine rağmen; (Can Doğan'ın "hiç utanıp sıkılmadan", "dosdoğru bir adam" olduğuna "şehadet" ettiği) Kazmacıbaşı Orhan Alkaya, peyniri ağzından bırakmaya bir kez daha cesaret edemiyor":
Bana, "Kenan Işık oyunumuzu faşizan buldu", dedirtemezsiniz! Bana, bir oyunu süresiz kaldırmamın "sansür" olduğunu söyletemezsiniz!Ben sansüre sansür demem, "idari bir karar" derim.
"Yedi Tepeli Aşk" adlı oyuna yönelik mahalle baskısına boyun eğen Kazmacıbaşı Orhan Alkaya, baskılar karşısında, kurum çalışanlarının emeği ve halkın parası harcanarak ortaya çıkarılmış sahne eserini sansür etmekten başka "önlem" düşünemediği için, oyunu süresiz olarak gösterimden kaldırdı. Milliyet'ten Miraç Zeynep Özkartal'a verdiği röportajda Kazmacıbaşı, süresini belirtmediği bu kaldırmanın bir sansür ya da iptal değil, bir "ara verme" olduğunu söylüyor ve bu "ara verme"yi sansür değil, "idari bir karar" biçiminde tanımlıyor. 

  Bilindiği üzere, "sansür" de "idari bir karar"dır ve sevimsiz çağrışımlardan sakınmak için "idareciler" sansür kararlarını sansür olarak nitelemeye asla yanaşmazlar. Örneğin, on yılı aşkın süre önce, Erol Keskin'in İstanbul DT'de konuk yönetmen olarak yönetmekte olduğu "Cem Sultan" adlı oyun da, DT yönetimi tarafından iptal edilmiş, ama bu iptal kararı kamuoyuna iptal olarak değil, "erteleme" olarak duyurulmuş, yine süre verilmemişti. O süresiz ertelemenin süresi, on yılı aşkın zamandır hâlâ daha dolmuş değil. Sizce Erol Keskin o ertelemenin sona ermesini beklemekten kaç gün sonra  vazgeçmiştir? (Bu konuya on yıl önce de değinmiştim. Bakınız: Büktel, "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", Dramatik Yayınlar, 1998, sayfa 349.) 
Özkartal'ın soruları karşısında, Süleyman Demirel'den öğrendiği taktikle, "peyniri ağzından bırakmamak" ya da hakikati ağzından kaçırmamak dışında hiçbir şey yapmayan Kazmacıbaşı Orhan Alkaya, belli ki, genel sanat yönetmenliği koltuğunda kendini bir rodeocu gibi hissediyor ve koltuğun üstünde birkaç saniye daha kalabilmek için, her türlü "kıvraklığa" tenezzül etmeyi "idarecilik" sanıyor.
Alkaya'ya hayat dersi: Siz sansüre ister "idari bir karar" deyin, ister "karpuz" ya da "peştemal" deyin; sansür, sansür olmaktan çıkmaz.”

  Bu çamur atmaya çalıştığı yazısını bir arkadaşın ikazıyla gördüm ve hemen aşağıdaki mail’i gönderdim:
“Sayın Büktel,
Karalama, iftira ve sataşmalarınız sınırı aşıyor. Dün girmiş olduğunuz yazınızı biraz önce gördüm, (13 aralık, saat:18:25) Ego şişkinliğinizin tabii ki farkındayım ama biraz sınır koymanızda yarar var. Bana sataşma notunuz dikkat çekince uyarıldım ve baktım, yani yukarıdaki saatten önce yazınızın varlığından bile haberdar değildim, yalan söyleyen şerefsizdir, “aşırdığımı” söyleyen de aynı şekilde, ispatlayamazsa “”şerefsiz” olduğunu kabul eder mi?
Dürüstlüğü ile maruf Coşkun Büktel (benim yazımdaki yalnızca ana fikri değil, yer yer "bazı cümleleri de", ismimi vermeksizin aynen aşırarak) ifadenizdeki cümleleri karşılaştırarak açıklar mısınız?
Mustafa Demirkanlı”
  Tahmin edileceği üzere, Büktel’den ses çıkmadı, kafasını kuma gömdü, canı sağ olsun, sadece sessiz kalmama adına bu açıklamayı yapma gereği duydum.
Not: Kendini “Senaryo doktoru” olarak lanse eden Büktel’in iddialarını karşılaştırmak isteyen okur, ana sayfadaki yazıma bakabilir: “Sansür mü? İdari Karar mı?”

  Mustafa Demirkanlı    

 

BONUS 2:

ARŞİV / 27 MART 2001

Reklam alamadığı

dönemlerde

o da herkesi eleştirirdi:

Demirkanlı'dan, 

Tuncer Cücenoğlu,

Refik Erduran ve Recep Bilginer'e Dedikodu Formatında, Asılsız İspatsız (veya İspatı Demirkanlı'dan Menkul) Hakaretler!

"Şöyle geriye gidip, baktığımda şunu görüyorum. Son 3-4 yıla kadar Refik Erduran, Tuncer Cücenoğlu, Recep Bilginer gibi resmi yazarlar, iktidarla ilişkilerini kurmuş, Ankara koridorlarının yollarını ezberlemiş, bir çoğunun hâlâ 'Koskoca Bakan' dediği siyasileri tanımış, deyim yerindeyse el ense olmuş bu zatlar ortalıkta dolaşırken, gammazladığı Genel Müdür’e, ‘sevgili dostum’ demekten çekinmeyen, çekinmenin ötesinde bir sakınca görmeyen bu zatlar karşısında, göreve gelen siyasiler de ortalıkta sürekli bunları gördüğü için, Türk tiyatrosunu bunların temsil ettiğini sandılar hep. Onların bir suçu yok.
 
"Kimsede bunlara dokunamadı, dokunmak istemedi, var olduğu sanılan sanal güçleri hep korkuttu insanları. Korkuttu çünkü, bunlar konuşmaya başlarken; 'Yarın bakanla sabah kahvaltısı yapacağım, senin sorunları anlatırım, çözeriz', 'Ben Ankara’ya gidiyorum Bakan’a söylerim sizin tiyatroya özel önem verir.', 'Bakan yarın İstanbul’da olacak zamanı varsa mutlaka sizin oyuna getireceğim.' gibi cümlelerle durdurdular insanları, insanlar durmaya eğilimliydi çünkü. Ve korktular. Yıllarca."

(KAYNAK: Demirkanlı, "Dünyanın Bütün Sahnelerinde Tiyatronun Evrensel Dostluk Ve Barış Çağrıları")

NOT: Demirkanlı, Coşkun Büktel'i (ve Feridun Çetinkaya'yı) daha 2001 yılında "cevap hakkı istiyorsanız mahkemeye gidin!" diyerek sansür ettiği için; belli ki, Cücenoğlu, Erduran ve Bilginer gibi yazarları Büktel'in de (hem de Demirkanlı'dan çok önce) korkusuzca ama "belgelere dayanır biçimde" eleştiren kitaplarını ("Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları" 1998, "Yönetmen Tiyatrosuna Karşı" 2001) görmezden gelmeyi tercih ediyor ve "Kimsede bunlara dokunamadı, dokunmak istemedi, var olduğu sanılan sanal güçleri hep korkuttu insanları" diye, hiçbir araştırma yapmaksızın, asılsız ispatsız "sallayarak", okurlarını, "bunlardan" korkmayan tek kişinin kendisi olduğuna inandırmaya çalışıyor.

NOT 2: Bilindiği üzere, Demirkanlı, 2001 yılında, siyasilerle "deyim yerindeyse el ense olmuş" olmakla suçladığı Tuncer Cücenoğlu'yla, bugün kendisi "deyim yerindeyse el ense olmuş",  2001 yılında "gammaz" olmakla suçladığı Cücenoğlu'yu bugün dergisinin "editörler kurulu"na dahil etmiş ve Cücenoğlu'yla birlikte ikisi, Büktel ve Bulunmaz'a karşı linç kampanyasının suç ortakları ve en azılı kışkırtıcıları olmuşlardır.

Demirkanlı ve dergisini reklam adı altında devlet sadakasıyla besleyen DT genel müdürü Lemi Bilgin ile DT İstanbul müdürü Osman Wöber  arasındaki, "deyim yerindeyse el ense olmuş" ilişkilere dair bir enstantane...

Hemen her sayısı gecikmeli olarak basılıp dağıtılan dergisinde, reklam olarak verilen DT programlarını, genellikle programların sona erdiği tarihten sonra, bir başka deyişle "iş işten geçtikten sonra" yayınlaması yüzünden, sık sık Hilmi Bulunmaz'ın eleştirilerine hedef olan Mustafa Demirkanlı, her şeye rağmen, "deyim yerindeyse el ense olmuş" ilişkileri sayesinde,(Bulunmaz'ın deyişiyle söylersek) "arka kapağını Lemi Bilgin'e vermeye devam ediyor."

 

BÜKTEL/DEMİRKANLI /BULUNMAZ POLEMİĞİ

 

(Eskiden yeniye doğru tarih sırasıyla)

 

 

 

MUSTAFA DEMİRKANLI'YA YANIT: COŞKUN BÜKTEL'E SANATSEVERLER DEĞİL, ANCAK SANATSAVARLAR YALANCI DİYEBİLİR  

COŞKUN BÜKTEL

 

MUSTAFA DEMİRKANLI SİNSİ YALANLAR VE TAHRİFLERLE OKURLARI CAYDIRMAYA ÇALIŞIYOR   önemli

COŞKUN BÜKTEL

 

 

ARTIK SIKINTI VERMEYE BAŞLADIN COŞKUN BÜKTEL MUSTAFA DEMİRKANLI

 

DEMİRKANLI'YA SON (OLMASINI UMDUĞUM) CEVAP  COŞKUN BÜKTEL

 

COŞKUN BÜKTEL'İ ANLAMAK...

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

KİM DEĞİŞTİ?

COŞKUN BÜKTEL

 

H. HİLMİ BULUNMAZ VE COŞKUN BÜKTEL(1)

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

H. HİLMİ BULUNMAZ VE COŞKUN BÜKTEL(2 VE SON)

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP                                                                             

COŞKUN BÜKTEL

 

HAY ALLAH

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

DEMİRKANLI, YALANLARINI SÜRDÜRÜYOR

HİLMİ BULUNMAZ

 

VEKALET DÖNEMİ

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

YALANI YALANLA ÖRTMEK

HİLMİ BULUNMAZ

 

(Yukarıdaki başlığı taşıyan yazı, tiyatrom.com'da yayınlanması için, 2 Ağustos 2007'nin ilk dakikalarında ―tam olarak, saat 00.29'da― A. Ertuğrul Timur'a gönderilmiş, henüz/hâlâ yayınlanmamıştır. Büyük ihtimalle, Bulunmaz'ın önceki yazısı gibi, cevabıyla aynı anda yayınlanacaktır.

 

GÜNCELLEME: tiyatrom.com'un sahibi A. Ertuğrul Timur, Bulunmaz'ın "Yalanı Yalanla Örtmek" yazısını sansür etmiş, asla yayınlamamıştır.)

 

 

YALANI YALANLA ÖRTMEK 

HİLMİ BULUNMAZ

 

 

KIVIRTMA COŞKUN

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

 

SKANDAL KONUSUNDA MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN İFTİRALARINI HİLMİ BULUNMAZ NASIL YANITLADI?

BULUNMAZ / DEMİRKANLI

 

COŞKUN BÜKTEL BULAŞMA, İŞİNE BAK!

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

İŞ YAPAN, BULAŞIR!

HİLMİ BULUNMAZ

 

DEMİRKANLI YALANLARI

Linkler

 

TAMAM, DÜRÜSTLERE İNANMIYORSUNUZ, PEKİ YALANCILARA İNANMAYA NE DERSİNİZ?!

COŞKUN BÜKTEL / MUSTAFA DEMİRKANLI

 

 

DEMİRKANLI BİLE BİLE YALAN SÖYLEYEN ADİ BİR İFTİRACIDIR!

 

BÜKTEL VE DEMİRKANLI'NIN "YEDİ TEPELİ AŞK SANSÜRÜ" ÜSTÜNE YAZDIKLARI YAZILARDA YER ALAN BENZERLİKLER

 

 

MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN SON SAHTEKÂRLIĞINI FOTOĞRAFLA BELGELEDİK.

 

 

DEMİRKANLI'DAN BÜKTEL'E TAKMA İSİMLERLE YÖNELTİLMİŞ İFTİRALAR

 

 

 

DEMİRKANLI'NIN KÜFÜR REPERTUARINI OKUMAK İÇİN, TIKLAYINIZ!

 

BONUS:

Ayrıca bakınız:

 

Coşkun Büktel,

 

"Çığ" Aslında Nedir Neyi Sarsıyor?

 

Konjonktür değiştikçe, Mustafa Demirkanlı ile Tuncer Cücenoğlu'nun ahlak ilkeleri de değişiyor      

 

"Sabahattin Ali", Tuncer Cücenoğlu'nun "Elinde Kaldı"

 

Körler Körleri izliyor

 

Cücenoğlu nihayet utandı

 

Tuncer Cücenoğlu, “Çığ”ın Ayıbını Müjdat Gezen’e de Bulaştırdı

 

 

Ayrıca bakınız:

Büktel'e yöneltilen Özdemir Nutku iftirasının Özdemir Nutku ağzından belgesi:

İftira CD'si

 

Büktel ve Bulunmaz aleyhine tertiplenen

Linç Kampanyasına imza atanların listesi

 

 

MERAK KONUSU:

Arşiv: SANSÜRCÜ LİNÇÇİ MUSTAFA DEMİRKANLI, FERİDUN ÇETİNKAYA'YA "IRKÇILIĞIN AVUKATI" DİYE İFTİRA ATAN BİR YAZIYI SİTESİNDE YAYINLADIĞI HALDE, ÇETİNKAYA'NIN GÖNDERDİĞİ CEVAP YAZISINI NEDEN YAYINLAMADIĞI; ÇETİNKAYA'NIN (ENGİZİSYON'DA BİLE TANINAN) CEVAP HAKKINI NİÇİN TANIMADIĞI, ÇETİNKAYA'YI NİÇİN EN AŞAĞILIK (EN SAVUNULAMAZ, EN AÇIKLANAMAZ) BİÇİMDE AÇIKÇA SANSÜR ETTİĞİ KONUSUNDA HESAP VERMEYE DE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMIYOR.

 

 

BONUS:

 

Öylesine seviyesizsin ki, tek başına, "tüm insanlığın" seviye ortalamasını düşürüyorsun.

 

VANDALLARIN SANAT ZANNEDİP SANAT EDİNDİĞİ
"GERÇEKLERİ SAPTIRMA KURNAZLIĞI"

 

MUSTAFA DEMİRKANLI, "kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki" ŞEKLİNDEKİ APAÇIK YALANININ HESABINI VERMEYE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMADI -1

MUSTAFA DEMİRKANLI, "kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki" ŞEKLİNDEKİ APAÇIK YALANININ HESABINI VERMEYE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMADI -2


MUSTAFA DEMİRKANLI, "kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki" ŞEKLİNDEKİ APAÇIK YALANININ HESABINI VERMEYE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMADI -3

MUSTAFA DEMİRKANLI, "kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki" ŞEKLİNDEKİ APAÇIK YALANININ HESABINI VERMEYE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMADI -4

MUSTAFA'NIN "SÖZ DÜELLOSU" TEKLİFİNE SONUNDA EVET DEDİM

MUSTAFA'NIN HALUK BİLGİNER'CE AÇILMIŞ "YAVŞAK DAVASI"NDA ÇIKAN KARAR HAKKINDA FACEBOOK'TA BAŞLATTIĞI TARTIŞMA

 

HİLMİ BULUNMAZ'IN KIRIM KONGO KENESİNE BENZETTİĞİ MUSTAFA DEMİRKANLI, "SIFIR SANSÜR" İLKEMDEN ÖZGÜRCE YARARLANARAK İYİCE MUSALLAT OLUP, KIŞKIRTMAYI VE KAFA SIKMAYI DÜN DE SÜRDÜRDÜ!

 

 

Mustafa Demirkanlı'nın iki yüzlülüğünü teşhir etmekle niye uğraşıyoruz?

Coşkun Büktel / 20 Kasım 2011

 

Çünkü Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın, DT genel müdürü Lemi Bilgin'in, İBBŞT genel sanat yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu'nun, fakir halkın parasını reklam adı altında nasıl bir adamın cebine (dergisine) akıttığının, halk tarafından bilinmesini önemsiyoruz.

Yani bizim önemsediğimiz şey, (2005'te
Özdemir Nutku'nun "Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun var" demesinden sonra, 2009'da dergisinin kapağında "Evet, İkinci Bir Theope Var" başlığı attığı halde, iki gün önce "kimse ikinci bir Theope var demedi ki" diyebilmiş) iftiracı Demirkanlı'nın kendisi değil... Biz halkın bizzat kendi parasıyla ve Kültür Bakanlığı, İBBŞT ve DT'nin izni, desteği ve aracılığıyla ve "kasıtlı olarak" dezenforme edilmesini önemsiyoruz.

Keşke bu işlerle başkaları uğraşsa... Keşke, iftira, linç, sahtekârlık, vb.nın egemen olduğu tiyatromuzda, bu egemenliğe karşı sanatsal bir tepki göstermeye cesaret edebilen kişilerin sayısı 3'le (Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz, Feridun Çetinkaya) sınırlı olmasa; keşke tiyatromuzda bir toplumsal vicdan, ahlaksızlığa karşı bir toplumsal refleks bulunsa... da ben kendi işimi yapabilsem.

Kimse bana, "yeter artık, herkes durumu anladı, sen bak kendi işine" demesin! Durumu herkesin anladığına dair belirtiler görmedikçe, imzalı tepkiler yayınlanmadıkça, "sus, susmadıkça sıra sana gelecek" korkusu egemen oldukça, kimsenin anlatmaya çalıştığım şeyi anladığına ikna olamam.

 

MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN İKİ YÜZLÜLÜĞÜNÜ, BİR KEZ DAHA, MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN (DÖRT AY ARAYLA YAZILMIŞ) KENDİ İFADELERİYLE VE "ORİJİNAL" KAYNAKLARINA LİNK VEREREK BELGELİYORUZ

 

Ağustos'ta (bir ara) insan (güya), Kasım'da kurt...


Coşkun BÜKTEL /
20 Kasım 2011

 

MUSTAFA, DÖRT AY ÖNCE (30 Ağustos, 23.53'de) GAYET İNSANCA BİR YAKLAŞIMLA "HATA" DİYE NİTELEDİĞİ VE ÖZÜRÜ ZATEN DİLENMİŞ, UZUN UZUN DÜZELTMESİ YAPILMIŞ "HATAMI"; DÜN (19 KASIM, 06.25'de) YİNE KAFAMI SIKARKEN CEPHANESİ TÜKENİP DE SÖYLEYECEK ŞEYİ KALMAYINCA, "İFTİRA" OLARAK NİTELEDİ. MUSTAFA DEMİRKANLI DÖRT AY ÖNCE (Ağustos'ta) NE DEDİ, DÜN (Kasım'da) NE DEDİ? "ORİJİNAL" KAYNAKLARA LİNK VEREREK AŞAĞIDA AKTARIYORUZ. BİZ BİR ŞEY DEMİYORUZ, HER İKİ ALINTIMIZDA DA YALNIZCA MUSTAFA KONUŞUYOR, HER ŞEYİ MUSTAFA DEMİRKANLI KENDİSİ SÖYLÜYOR:


MUSTAFA DEMİRKANLI (30 AĞUSTOS, 23.53, 2011)

Yoksa senin bu hatanı dilime dolayıp "itira attı" da "iftira attı" diyecek halim yok, olur insan hata yapar.

(ORİJİNAL KAYNAK: http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150748314450711)

MUSTAFA DEMİRKANLI (19 KASIM, 06.25, 2011)

Bre Büktel, iftira attın, sonta kıvır kıvır kıvrandın, "özür dilerim" dedin, şimdi onu da geri alıyorsun, iftira attığını kabul etmiş olduğuna göre, boş verelim özrü, sen iftiranı madalya gibi taşı. Ben Büktel iftira attı, sonra özür diledi, ben de konuyu kapattım lafım -doğru oladığı için- unutayım, her zaman hatırlatayım sana attığın iftirayı.... İftiracı seni...

(ORİJİNAL KAYNAK: http://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=304231069595010&id=100000243596367)

ARŞİV

Coşkun Büktel: COŞKUN BÜKTEL GİBİ BİR İNSANA ANCAK OROSPU ÇOCUKLARI "İFTİRACI" DİYEBİLİR.

 

TÜRK TİYATROSUNDA ASRIN (zincirleme) YALANI:


 

ÖZDEMİR NUTKU 2005:

"Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun var."

KAYNAK: DT'nin CD kaydı



 

MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN DERGİSİNDE KAPAK DUYURUSU (Haziran 2009): 

"Evet, ikinci bir Theope var."

KAYNAK: Derginin Haziran 2009 kapağı / Kapağı büyük görmek ve "Evet, İkinci Bir Theope var" başlığını okumak için, lütfen aşağıdaki fotoğrafın üstüne tıklayınız!

 

 

MUSTAFA DEMİRKANLI 2011:

"kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki"

KAYNAK:
http://coskunbuktel.com/bukteldemirkanliikincitheopegercegi%20saptirmak.htm

 

 


DEMİRKANLI YALANLARI GENEL SAYFAMIZ:

http://www.coskunbuktel.com/linkdemirkanliyalanlari.htm