Hakikat, dünyanın hiçbir
ülkesinde
bu kadar yalnız kalmış
olamaz.

TÜRK TİYATROSU GUINNESS REKORLAR
KİTABINA HEMEN YARIN GİREBİLİR.
Coşkun Büktel
Ben, (CD
kaydıyla
iki kere iki dört gibi kanıtlanmadan
önce)
iftira'yla
ilgili yazdığım
ilk yazımda,
Özdemir Nutku'nun iftiracı olduğunu
söylemekten kaçındım. Çünkü ben,
Nutku'nun iftirasını bana sözlü olarak
aktarmış olan
Şahin
Ergüney
arkadaşıma ne kadar güveniyor ve
inanıyor olsam da, yalnızca Şahin
Ergüney'in tanıklığına ya da "bir
duyuma" dayanarak, insanlara iftira gibi
iğrenç bir suç yükleyecek kadar alçak
değilim. Ben, Nutku'yu ancak,
CD kaydı
ortaya çıkıp da, Nutku'nun
"16. Yüzyıl'da
Fransa'da yazılmış Theope diye bir oyun
var"
dediğini, gözümle
görüp kulağımla duyduktan sonra,
iftiracı olmakla suçladım.
Nutku suçunu
bildiği için,
CD kaydının
ortaya çıkmasından sonra utanç içinde
susmayı tercih ederken, Nutku'dan çok
Nutkucu vandallar; diyorlar ki: Nutku
kesin konuşmamıştır. Yalnızca
araştırılmasını istemiştir.
Hayır efendim,
Nutku, "Fransa'da yazılmış Theope
adlı" ikinci oyunun varlığı
konusunda kesin konuşmuş, "var"
demiştir. Ne demiştir? "Var"
demiştir. Bir kez daha tekrarlayalım da,
değil fıkra lazları, şempanzeler bile
anlasın: Nutku,
"16. Yüzyıl'da
Fransa'da yazılmış Theope diye bir oyun
var"
demiştir. Nutku'nun "Fransızca
bilenler"den "bir bakılmasını"
(araştırılıp bulunmasını) istediği şey,
ikinci bir Theope oyununun var olup
olmadığı
değil; birinci Theope oyunu ile (aslında
var olmayan ama Nutku'nun "var"
dediği) ikinci Theope oyunu
arasındaki "benzerlikler"dir.
DT koordinasyon
toplantısındaki konuşmasında,
Theope'yi
öven ve DT'de sahnelenmesini talep eden
DT sanatçısı
Şahin Ergüney'e,
toplantıya başkanlık etmekte olan Nutku
(ne bir kelime eksik, ne bir kelime
fazla olarak) aynen şöyle demiştir:
“...şimdi efendim bir de, bir dikkatini
çekmek istiyorum. Hiçbir şeyle itham
etmiyorum. Fransızca’da 16. Yüzyıl'da
yazılmış Theope diye bir oyun var.
Özellikle Fransız filolojisinden ve
Fransız dilini bilenler onu biraz şey
etmeliler yani, bir bakmalılar. Aradaki
benzerliği görmek için. Teşekkür
ederim...”
(Kaynak:
Toplantının DT kamerasıyla çekilmiş
CD kaydı.
Lütfen mavi linke tıklayıp
seyrediniz! Gerçeği tüm boyutlarıyla
kavramak gibi bir niyetiniz varsa,
Özdemir
Nutku skandalı rehberini
de mutlaka tıklayıp okuyunuz.)
Görüldüğü üzere
Nutku, toplantıdaki konuşmasında, değil
ikinci oyunun varlığı hakkında, iki oyun
arasındaki benzerlikler hakkında bile,
herhangi bir kuşku belirtmemiştir.
Kendisinin gördüğü benzerlikleri,
Fransızca bilenlerin de görmesini talep
ederken bu benzerliklerden habersiz
"cahillere"(!) özellikle de
Şahin Ergüney'e,
aşağıda Büktel'in yorumuyla
okuyacağınız, şu uyarıyı yapmış
olmaktadır:
Bana Theope
hakkında ahkam kesmeyin! Ben tiyatro
profesörüyüm. Ben Theope'yi sizin kadar
önemsemiyorsam, bir bildiğim var ki
önemsemiyorumdur. Peki sizin ne
bildiğiniz var da, karşıma geçip bana
Theope'yi anlatmaya kalkıyorsunuz? Sizin
hiçbir şeyden haberiniz yok! Öve öve
bitiremediğiniz o Theope'nin aslını
astarını biliyor musunuz siz?
Bilmiyorsunuz. İşin aslı şu ki,
"16. Yüzyıl'da
Fransa'da yazılmış Theope diye bir oyun
var"...
O yüzden kimse bir daha karşıma geçip de
Theope'yi övmek gibi densizlikler etmeye
kalkışmasın. Sizlerin bu konularda
konuşabilmek için dünya tiyatrosunu
benim kadar iyi bilmeniz, yani daha kırk fırın ekmek
yemeniz gerek. Siz Theope'nin
oynanmasını talep etmeye kalkışmadan
önce gidin de, Fransa'daki Theope oyunu
ile Büktel'in Theope oyununa bir bakın
"aradaki benzerlikleri görmek için."
Theope'ymiş! Pöh...
Nutku ikinci bir
Theope oyununun var olduğunu kesinlikle
söylerken, kesinlikle yalan söylemiş,
Theope'yi şaibeli kılmaya kalkışmıştır.
İki Theope oyunu arasındaki
benzerliklerin araştırılmasını
istemesine gelince: Yeryüzünde ikinci
bir Theope oyunu bulunmadığına göre,
Nutku'nun bu isteği, yalanına
inandırıcılık katmak için o anda bulduğu
bir hileden (yani ikinci bir yalandan)
ibarettir. (Konuyu daha ayrıntılı
tartıştığımız yazı:
"Özdemir Nutku
skandalı rehberi".)
Nutku'yu iftiradan
aklamak için Nutku'dan çok Nutkucu
Vandallar,
CD
görüntülerinde ve
Nutku'nun sözlerinde apaçık görünen
iftirayı, sırf alçak oldukları için,
sırf okurları dezenforme etmek için,
sırf Büktel'e karşı imza toplayabilmek
için, kasten, bile bile görmezden ve
anlamazdan gelmekte (bu amaçla Nutku'nun
toplantıdaki o birkaç satırlık
sözlerinin aslını linç bildirgesine
koymak yerine, sırf kendi yorumlarını
koymayı ve Nutku'nun ne dediğini
Nutku'nun sözleriyle aktarmak yerine,
Nutku'nun kesin konuşmadığını,
"araştırılsın!" dediğini nakletmekte) ve
belgeleri saklayarak aldattıkları
insanlara Büktel'in Nutku'ya iftira
ettiğini söyleyerek Büktel'e karşı
onlardan imza istemekteler. Böylelikle
hem asıl iftirayı örtbas edip asıl
iftiracıyı korumakta, hem de iftira
mağduruna bir kez daha iftira ederek,
iftira mağdurunu iftiracı olarak
tanıtmaktalar.
Biliyorum,
alçaklığın bu kadar katmerlisi her türlü küfrü hak
edecek derecede iğrenç ama, bize (bana
ve Hilmi Bulunmaz'a) şaşırtıcı gelen
asıl iğrençlik bu değil. Her ülkenin
tiyatrosunda üç beş tane iftiracı alçak
bulunabilir ve bu alçaklar elbette ki,
kendilerine düşman hedef olarak,
kendileri gibi alçakları değil,
kendilerine hiç benzemeyenleri (yani
kanıt, belge, isim, tarih, kaynak
göstermeyi ve gösterilmesini talep
etmeyi vazgeçilmez ilke edinmiş;
bilimsel nesnellik ve dürüstlükten ne
taviz vermeye ne de taviz verenlere izin
vermeye asla yanaşmamış namuslu
insanları) seçecekler; okurları onların
aleyhine kışkırtmak için, Goebbelsvari
iftiralarını elbette o namuslu insanlara
yöneltecek ve sonra da onların
fotoğraflarını
Nazi bayrağı üstüne
yapıştırmak gibi iğrenç ve faşist
dezenformasyon yöntemleri dahil, her
çareye başvuracaklardı. Bütün bu
iğrençlikler Hilmi'yi ve beni
şaşırtmıyordu.
Bizi şaşırtan
şuydu: Biz, iki kere iki dört gibi somut
biçimde kanıtlamadıkça, kimseye
iftiracılık gibi iğrenç bir suç isnat
edemiyorduk. Vicdanımız buna izin
vermiyordu.
Oysa biz (ya da
ben) Özdemir Nutku iftirasının mağduru
olduğum ve bunu devletin
CD kaydıyla
güneş gibi apaçık biçimde belgelediğim
halde; vandallar, belgelere hiç aldırış
etmeden,
linç
bildirisinde benim
(ve Hilmi Bulunmaz'ın) Özdemir
Nutku'ya iftira ettiğimi/zi hiçbir
belgeye dayanmaksızın, hiçbir belgeye
link vermeksizin, söyleyebiliyorlar.
Bakın iftiralarla dolu linç bildirisinde
neler "yumurtluyorlar":
Tiyatro İnsanları
Olarak, Yayınlarımıza ve Yayıncılarımıza
Yönelik; İftira,
Karalama, Baskı Altına Alma
Girişimlerini Kınıyoruz!
Tiyatro
kamuoyunun tanıklık ettiği üzere, oyun ve dizi film yazarı
Coşkun Büktel ve internet ortamını
hesapsızca kullanan Hüseyin Hilmi Bulunmaz,
kişisel site ve bloglarını sistemli aşağılama, hakaret ve küfür
aracı olarak kullanarak Türkiye tiyatrosunun kurum ve kişilerine
saldırmakta ve rencide etmektedirler. Tiyatro gündemini bu şekilde
işgal etmekte, tiyatro ortamında üretimleriyle var olmak yerine
intikam duygularını ortaya saçmaktadırlar
Tiyatromuzun
saygın insanı Prof. Özdemir Nutku’yu,
DT koordinasyon toplantısında Coşkun Büktel’in eseri gündem
yapıldığında, görevi gereği Fransızca yazılmış bir
“Theope” ile karşılaştım, Fransızca
bilenler karşılaştırsın sözünden yola çıkarak, Sayın Nutku’nun ben
kimseyi suçlamadım sadece bir bakılmasını önerdim açıklamasını bile
dikkate almadan, akıl almaz karalamalarla
uzun süredir rencide etmektedirler.
(...)
Neymiş? "Akıl almaz
karalamalar"... Ne demek "karalama"?
"İftira" demek. (Bakınız: TDK Türkçe Sözlük.) Yani iftiracı olan,
"16. Yüzyıl'da
Fransa'da yazılmış Theope diye bir oyun
var"
dediği
CD kaydıyla (ve
kendi
yazılı itirafıyla) belgeli
Özdemir Nutku değilmiş, asıl iftiracı, bu iftiranın üzerine giden
benmişim (bizmişiz). Linç bildirgesinde, hiçbir belge göstermeye
gerek duymaksızın ve Nutku'nun gerçekte ne dediğini bile okurlara
aktarmaksızın, iftiracının Nutku değil de biz (Bulunmaz ve Büktel)
olduğumuzu söylüyorlar. Ve kendileri gibi alçaklardan, ahmaklardan,
Salieri komplekslilerden oluşan
1100 kişilik bir
iftiracı kitlesi, bu
iftira bildirisini
imzalıyor.
Başlangıçta,
iftiraya imza
veren
1100 kişi arasında, bütün bu olanlardan habersiz
mağdurların da bulunduğunu düşünüyordum. Ama bazı mağdurlar çıkıp
isimlerini sildirdiler ve rakam bugün itibariyle (eğer vandallar
hile yapmıyorlarsa) hâlâ 1100... Bunca zaman geçtikten ve sağır
sultan bile duyduktan sonra, hiçbir şeyden habersiz mağdurların hâlâ
var olabileceğini artık düşünmüyorum. İsimleri linççiler listesine
kendilerine haber verilmeden eklenmiş bazı mağdurlar hâlâ var
olabilir; ama bu mağdurlar, kendilerine yapılan bu şerefsizliğe
itiraz etmeksizin susmayı tercih ediyorlarsa, Bulunmaz ve Büktel'e
atılan iftiraya katkıda bulunmuş olmaktan ya zevk duyuyorlar ya da
en azından rahatsız olmuyorlar demektir ki; bu durum, artık onları
mağdur değil iftiracı saymamız gereğini dayatır.
Bu ne demektir? Bu, eğer o
listede
bir hile yoksa, yani o
1100 imzanın tümü
gerçekse, Türk tiyatrosu iftiracı kaynıyor demektir. Eğer o listede
bir hile yoksa, 1100 kişinin iftiracı olduğu, (bazı internet
siteleri kaldırmış olsa da, bazı internet sitelerinde hâlâ
duran
"Kınıyoruz"
başlıklı o iftira bildirgesi sayesinde) "belgelenebilir" bir gerçek
demektir.
Dünyanın hiçbir ülkesinde tiyatro camiası 1100
iftiracıyla dolu olamaz. Hey, çocuklar, mademki o listedeki 1100
kişinin iftiracı olduğunu, bildiride yer alan somut iftiraları
kanıtlarıyla ortaya koyarak kesinlikle belgeleyebilecek durumdayız;
o halde ne duruyorsunuz? O listede eğer bir hile yoksa, derhal
Guinness Rekorlar Kitabı'na başvurun! Siz imzaların gerçek olduğunu
kanıtlayın yeter. Biz o imzacıların alayının iftiracı olduğunu noter
önünde kanıtlamaya hazırız.
Tek bir sanat camiasında, belgelenmiş 1100
iftiracı!... Gerçi, Türk tiyatrosunda yazılmış en iyi oyun metnine
iftira eden bir Türk tiyatro profesörü olarak
Özdemir Nutku'nun da bizi rekor kitabına sokması
mümkün. Ya da bir yazara iftira ettiği
CD kaydıyla
belgeli bir profesörü, önce başkan daha sonra da "onur" üyesi
seçerek oportünizme ve
utanmazlık eşiğine tavan yaptırmış sözde bir "yazar" örgütü olarak
OYÇED
de, bizi rekora taşıyabilir. Ama üç beş (ya da beş-on) iğrenç iftiracıya her
ülkede rastlamak olasıdır. O nedenle, bize çağlar boyunca hiçbir ülkede
kırılamayacak garantili ve hemen yarın kazanabileceğimiz asıl rekoru,
ancak tiyatromuzun belgeli
1100 iftiracısı getirebilir!
Evet, Türk tiyatrosunun adını rekorlar tarihine
silinmez harflerle kazımak, siz vandalların elinde.
COŞKUN BÜKTEL / 3 Ağustos 2009
BONUS
Büktel ile Bulunmaz,
kamera karşısında ilk kez birlikte...
Hilmi Bulunmaz ile Coşkun Büktel;
Mustafa Demirkanlı ve suç ortaklarının düzenlediği ve Genco Erkal
dahil bazı kuyruk acılı veya Salieri kompleksli tiyatrocuların ve
facebook'tan toplanmış bin kadar ismin imzaladığı
linç kampanyasının
bildiri metnini satır satır irdeleyerek, imzaya açılan metindeki tüm
iftira, yalan ve çarpıtmaları birer birer teşhir ediyorlar.
Büktel ile Bulunmaz'ın enerjilerinden
doğan sinerjiye tanık olmayı ihmal etmeyin!
Büktel'in Hilmi'yle linç sohbetini
seyretmek için, lütfen...
TIKLAYIN!
|