DOSTOYEVSKİ'NİN "KARAMAZOV
KARDEŞLER"İ ÜSTÜNE
Coşkun Büktel
22 Ekim 1983 Cumartesi / Cihangir
"Karamazov Kardeşler" nedir? Neyin destanıdır?
Tanrı'ya inancın mı? İnançsızlığın mı? Dostoyevski ikisini de aynı
güçle savunur. "İki sonsuzluk", Dostoyevski'de de bir aradadır.
Alyoşa bile inancından emin değildir. "Büyük Engizisyoncu"nun
yaratıcısı İvan ise inançsızlığından... Dostoyevski'nin hangi yanı
tuttuğunu kolay kolay anlayamazsınız. İnançlı ya da inançsız, Rus
olan, filozof olan, yani acı çeken kişilerine sevgiyle yaklaşır.
Sevmediği kişiler, Rakitin gibi, Borisıç gibi, acı çekme yeteneği
olmayan kişilerdir. Rakitin'in sosyalist olması, Dostoyevski'nin bir
sosyalist örneği olarak Rakitin gibi birini sunması, Onun,
sosyalizme, "acı"ya inandığı kadar inanmadığını gösterir.
Dostoyevski'nin sevdiği kişiler, inanan ya da inanmayanlar değil,
inandıkları ya da inanmadıkları için (inanışları ya da inanmayışları
yüzünden) acı çeken kişilerdir. Acı çekebilmek mutluluktur. İnsan
acı çekerek kurtulacaktır. İvan, delirerek huzura erişecektir.
Dimitri, Sibirya'ya sürgün giderek ya da yeterince acı çektiğine
inanabileceği başka bir yere kaçarak... Ya inancı en sağlam Alyoşa?
O ise, İlyuşa'nın gömüldüğü o en acı günü, İlyuşa'nın taşı başında
"mutlu" olarak niteleyecektir. Çocuklara şöyle der:
"... Büyük mevkilere erişmiş önemli işlerin
adamları da olsak, felaketten yakasını kurtaramayan zavallılar da,
gene unutmayalım şu andaki mutluluğumuzu. Bizi olduğumuzdan iyi
yapan o zavallı çocuğa duyduğumuz sevginin, tatlı huzur veren
duygusunu hiç unutmayalım."
Hayatımın en korkunç gribini yaşarken yazdığım
bu satırlara artık devam edemiyorum. Kitabı dün bitirdim. Heyecanım
tükenmezse belki daha sonra devam ederim.
...
Bir yazar için en büyük tehlike: Kendinin aşırı
ölçüde farkında olması. (Too much self-consciousness). Maugham'ın
Dostoyevski üzerine yazdıklarını (Bakınız: W.
Somerset Maugham, "The Art of Fiction / An Introduction to Ten
Novels and Their Authors") okurken düşündüm bunu. Maugham,
her şeyin aşırı ölçüde farkında olması yüzünden kötü bir yazar;
Dostoyevski ise tam tersine olduğu için iyi bir yazar.
En önemli erdemin zekâ olmadığına gitgide daha
çok inanıyorum.
26 Ekim 1983 Çarşamba /
Cihangir
"Karamazov Kardeşler"de Zosima Dede'nin
öldükten kısa süre sonra kokması ama İlyuşa'nın kokmaması ne anlama
gelir? Bu neyin göstergesidir? Dostoyevski'nin natüralist olduğunun
mu? Natüralist bir gerçeklik olmaktan öte bir anlamı yok mudur
birinin (ihtiyar olanın) kokup öbürünün
(çocuk olanın) kokmamasının (kokuşmak
fiili burada daha uygun olacaktı)? Dostoyevski sevgiyle yarattığı
Zosima Dede'yi kokuşturmakla, Zosima Dede'ye olağanüstü güçler
atfederek taparcasına inanan insanları, yanıltmaktadır. Ama bu
yanılgı, Dostoyevski'nin, Zosima Dede'nin maskesini düşürmesi
yüzünden ortaya çıkıyor değildir. Bu yanılgı, Zosima Dede'yi, ondan
mucizeler yaratmasını bekleyerek ve mucizeler yarattığına
inandıkları için, seven insanların, ona özgürce değil, kölece
bağlanmaları yüzünden ortaya çıkan bir yanılgıdır. Yoksa Zosima
Dede'nin −kokuştuğu için− maskesi düşmüş filan değildir. Dostoyevski
sever Zosima Dede'yi. Onu kokuşturmakla, bu sevgisinde doğaüstü
nedenlerin etkin olmadığını gösterir. Alyoşa da sever Zosima
Dede'yi; tıpkı Dostoyevski gibi sever; tıpkı İsa'nın insanlardan
beklediği gibi sever: Mucize yaratmadığı halde, örneğin kokuştuğu
halde, sever. İsa, insanların, kendisini bu türlü −özgür− bir
sevgiyle sevmelerini beklediği için onlara mucize göstermemiştir.
Mucize göstererek onların sevgisini kolayca kazanabileceğini bildiği
halde, insanların kendisini kaçınılmaz olarak −seçme hakları
kalmadan− kölece sevmelerini istemediği için, mucize göstermemiş,
insanları, kendisini sevmeye karar vermekte özgür bırakmıştır. Ama
Büyük Engizisyoncu'nun, ("İkinci Geliş"inde)
İsa'yı suçlarken dediği gibi, bu özgürlük insanlara felaket
getirmiştir. Bu özgürlük insanları İsa'yı sevmeye değil,
inançsızlığa sürüklemiştir. (Büyük Engizisyoncu'nun, büyük
törenlerle, büyük ateşlerde, büyük sayıda günahkârı yakmasının
nedeni budur.) Özgürlük verildiğinde insanlar inançsızlığı −İsa'yı
sevmemeyi− seçmektedir. İnsanlar yalnızca "güce" inanmaktadırlar.
Mucizeye inanmaktadırlar. Ekmeğe inanmaktadırlar. Karınlarını
doyurana kölece bağlanırlar. Mucizeye taparlar. İsa, insanı
anlayamadı. Özgürce sevmek bir ütopyaydı. İşte o yüzden cesedi
kokuştuğunda, mucizeye inanan insanlar, kölece bağlanan insanlar
Zosima Dede'ye sırt çevirdiler. Ancak birkaç kişi Zosima Dede'yi
kokuştuktan sonra da sevmeye devam edebildi. Onlar mucizelere değil,
Zosima Dede'nin ulu kişiliğine bağlanmışlardı −özgür bir sevgiyle.
Peki Dostoyevski İlyuşa'nın kokmadığını
belirtmeyi neden gerekli gördü? Zosima Dede çok yaşlıydı ve elbette
çabucak kokacaktı, İlyuşa ise çocuktu ve gömülene dek kokmaması
doğaldı. İşte Dostoyevski bu doğallığı anlatmak için İlyuşa'nın
kokmadığını da belirtti. Belki de Dostoyevski, kokuşmamanın ancak
İlyuşa'dan beklenebileceğini söylüyordu. Çocuklar −ancak onlar− saf
ve günahsızdır. Oysa diğerleri −Zosima Dede bile− günahkârdır.
Çocuklar, İlyuşa gibi, ancak zamansız ve büyüklerin hatası −günahı−
yüzünden ölürler. Büyüklerse hep günahları için yeterince acı
çekmemiş oldukları için... Zosima Dede geçmişteki günahlarını
anlatır. O da bir günahkârdır. Ama çok acı çekmiş ve çok inanmış
olduğu için güçlü bir kişiliğe sahip olmuştur. Ama insanların ona
güvenmesini ve ona bağlanmasını sağlayan bu güç, bu kişilik
üstünlüğü değildir en makbul olan −insanı kokuşmaktan kurtaran.
Zosima Dede gücüne rağmen kokuşur. İlyuşa sahiptir kokuşmayı önleyen
şeye: Günahsızlığa.
Dostoyevski, İvan'ı neden delirtti? Bunu
yaparken hiç de natüralist sayılamaz. Yalnızca bir olay örgüsü
(plot) sorunu ya da zorunluğu mu? Sanmıyorum. Bence, daha çok,
korkusundan delirtti İvan'ı. Onun gibi bir tanrıtanımazı sağ ve esen
bırakamazdı. Kamuoyu. Çar sansürü. Sibirya. Ve hepsinden önemlisi,
bir türlü gereğince inanamadığı Tanrı'dan korkusuna karşı kendini
biraz daha sağlıklı hissetmesini sağlayacak her türlü "kendini
kandırmacaya" ihtiyacı olması, yatkınlık duyması, hazır bulunması.
28 Kasım 1983 Pazartesi / Cihangir
Neyse, hiç değilse, bugüne kadar hâlâ bir Bond
çantam olmadı.
BÜKTEL'İN GÜNLÜKLERİNDEN BAŞKA
SAYFALAR OKUMAK İÇİN
TIKLAYINIZ!