Ahmet Levendoğlu,
Yücel Erten, Güngör Dilmen,

(Başka sitelerin
açıklamaya yanaşmadığı)
İBRET VERİCİ
"OMURGASIZLIK"
BELGELERİ
Coşkun Büktel
9
Mayıs
2007
(Not: Bu yazının yayınlanmasından kısa
süre sonra, yazıda yaptığım alıntıların pek çoğunun kaynağı olan
www.tiyatrodergisi.com.tr arıza yaptı ve izlediğim
kadarıyla şu an'a –12 Mayıs 2007. 03. 40– kadar da arıza
giderilemedi. tiyatrodergisi.com.tr'nin arızası, dilerim ki, tez
zamanda giderilir. Bu süre içinde, yaptığım alıntıların
–verdiğim
linklerin– kaynağının
okurlarca test edilemiyor
oluşu, beni fazlasıyla rahatsız ediyor. O
nedenle siz okurlara şu kadarını en baştan
belirtmek isterim ki, kaynaklarını "şu an"
göremediğiniz alıntılarla/belgelerle suçladığım
şahıslardan hiçbiri, yaptığım alıntıların ve
gösterdiğim belgelerin gerçekliği konusunda
herhangi bir itirazda bulunmuş değildir. Ve
umarım ki, tiyatrodergisi.com.tr'deki arıza
giderilip de site yeniden yayına başladığında,
yazımdaki belgelerin
link verdiğim kaynaklarında herhangi
bir "arızayla" karşılaşmayacağızdır.
GÜNCELLEME
21 Mayıs 2009: Demirkanlı'nın sitesi yeniden yayına
girdiğinde, burada link verdiğimiz yazıların sayfaları artık
Demirkanlı'nın sitesinde "bulunamıyor" olmuştu. Bugün de hâlâ
"bulunamıyor". Büktel ve Bulunmaz'ı "ahlaki bir tutum
geliştirmeye" davet ederek onlar aleyhine linç kampanyası
düzenleyen "temiz sansürcü" Demirkanlı, bu yazıda belge olarak
sunduğumuz tüm yazıları sitesinden silip yok etmiş. Lütfen yazıların
başlığını google'a koyarak, yazıları başka kaynaklarda arayın!)
Kültür Bakanı Atilla Koç, Lemi Bilgin'i DT genel müdürlüğünden
aldığı zaman, hatırlarsınız, kıyametler kopmuştu. Tiyatrocular,
bireysel olarak ve örgütler aracılığıyla, bakan Koç'un (en hafif
tanımıyla "şık olmayan") siyasal müdahalesini protesto etmişlerdi.
Bakanın Lemi Bilgin'i azledip yerine Mine Acar'ı vekaleten genel
müdür atamasına tepki olarak, kimi sanatçılar oyunlarını, kimileri
reji önerilerini, Cem İdiz de oyun müziklerini, DT'den geri
çekmişlerdi. Detis ise bakanı mahkemeye vereceğini açıklamıştı.
(İki yıl kadar önce yapılan o protestoları tiyatrodergisi.com.tr
sitesinin sayfalarında toplu olarak okumanız mümkündür. Örneğin
bakınız:
"DT Tepkiler")
(Yazının konusu dışında olmasına rağmen iki genel müdür hakkındaki
değerlendirmemi de şu parantez içinde belirtivereyim: Benim
için, al Lemi Bilgin'i vur Mine Acar'a... Hiç fark etmez. Mesleki
onurlarını hiçe sayarak Theope'yi görmezden gelebilen insanları —vandalları—
tiyatrocu ya da sanatçı sayamam.)
Bakan Koç hiçbir geri adım atmadı. Tükürdüğünü yalamamak için
hatasında ısrar etti. Ama bakana tepki veren bazı "büyük"
sanatçılarımız, bakanı protesto uğruna oyunlarını geri çekerek, reji
yapmayarak bakana ya da başbakana kolayca geri adım attıracaklarını
düşünmüş olmalıydılar ki, bakanın da, başbakanın da tepkileri hiç
umursamayacağını ve geri adım atmaya hiç niyetli olmadıklarını fark
ettiklerinde, derhal demoralize olup kendilerine şu soruyu sordular.
"Bakanı protesto edeceğim diye, kendi menfaatlerime zarar vermeye
daha ne kadar devam edebilirim? Oyunlarımın DT'de oynanmamasına,
DT'de reji yapmamaya daha ne kadar katlanabilirim? Bu bakanın geri
adım atmaya, tükürdüğünü yalamaya hiç niyeti yok. Bu protestoyu daha
fazla sürdürmeli miyim? Elâlem oyunlarını oynatır, rejilerini
yapar ve küplerini doldururken; ben enayi gibi kahramanlık yapıp
avucumu yalamaya devam etmeli miyim?"
Bakan tükürdüğünü yalamamak için hatasında ısrar ettiğinden, bizim
bazı "büyük" sanatçılarımız daha fazla avuçlarını yalamamak için
kahramanlıkta ısrar etmekten vazgeçtiler. Bakan geri adım atmadığı için,
onlar geri adım attılar. Bakan tükürdüğünü yalamadığından onlar
(avuçlarını yalamamak için) tükürdüklerini yaladılar.
Peki neler tükürmüşlerdi? Neleri yaladılar?
İşte belgeler, kaynakları ve linkleri:
1) Ahmet
Levendoğlu ne demişti?
tiyatrodergisi.com.tr'deki
Ahmet Leventoğlu DT'de Oyun
Yönetmiyor başlıklı
haberden
aktarıyoruz:
Levendoğlu'nun Dilekçesi:
Devlet Tiyatroları
Ankara Müdürlüğüne
Ankara
Görevden alınan
Devlet Tiyatroları yönetimince Arthur Miller’ın Çift Yönlü Ayna
oyununu Ankara Yeni Sahne’de yönetmekle görevlendirilmiştim.
Kurumunuzla, konuk
yönetmen olarak aramda ön anlaşma yapılmış ve oyunun rol dağıtımı
ilan edilmişti.
Geçmişte kendi
hizmetlerimi de vermiş olduğum Devlet Tiyatroları gibi köklü bir
Cumhuriyet kurumunda yapılan ve kurumu her açıdan zedeleyecek bu
yönetim değişikliğine karşı durduğumdan, söz konusu görevi
üstlenmeyeceğimi belirtmek durumundayım.
Bu nedenle, 27
Ağustos 2005 tarihinde provalarının başlaması planlanmış olan söz
konusu oyundaki görevimden affımı dilerim.
Ahmet Levendoğlu
(Bakınız:
Ahmet Leventoğlu DT'de Oyun Yönetmiyor.)
"Devlet Tiyatroları gibi köklü
bir Cumhuriyet kurumunda yapılan ve kurumu her açıdan zedeleyecek bu
yönetim değişikliğine karşı durduğumdan, söz konusu görevi
üstlenmeyeceğim" diyen
Ahmet Levendoğlu ne yaptı?
Ahmet Levendoğlu, kendi çevirisi
olan "Inismaan'ın Sakatı" adlı oyunu İstanbul DT'de yönetti.
Levendoğlu'nun çevirisi "Tatlı Kaçık" yine bu dönemde Bursa DT'de
Mustafa Kurt rejisiyle sahnelendi. (Bakınız:
"Devlet Tiyatroları web sitesi 2006-2007")
E, ne demişler? Açlık sofuluğu
bozar. (İnanmayın! Açlık, bazı sofuları bozmaz.) Ama kravatlı ve
losyon kokulu "seçkin" bir beyefendi olabilmek ve kalabilmek için;
söylediğiniz sözlerin losyon kokusundan daha fazla kalıcı olmasında
ısrar etmek gibi ("klinik vak'a" saydığınız dürüst insanlara has)
tavırlara özenmeye kalkışmamalısınız.
2)
Yücel Erten ne demişti:
Erten'in, önce 9 Eylül 2005
tarihli Radikal gazetesinde, sonra da tiyatrodergisi.com.tr'de
yayınlanan
"Bakan Koç'a Açık Mektup" başlıklı
yazısından aktarıyoruz. Altı çizili ifadeyi ben vurguladım:
“Bu kargaşa içinde,
idari bir görev kapabilmek için nicedir aportta bekleyenlerin
kapıkulluğuna soyunmaları, mediokrasiyi, çapsızlığı şaha kaldırıyor.
Neden? DT Genel Müdürlüğü makamına, liyakat gözetmeksizin, 'ben
kıldım, oldu' şeklinde bir atama yaptınız da, onun için.
(…)
"Bu
düşüncelerin ışığında, Devlet Tiyatroları'nı tez zamanda, yasal
düzenlemelerin değişmesini ödev olarak kabul eden bir yediemine
teslim edip; yeni düzenlemenin de takipçisi olmak görevinizdir gibi
görünüyor. Gündelik didişmelerin dışına çıkıp, bu sorunu çözen Kültür Bakanı,
tarihe geçecektir.
"Aksi takdirde sizi,
tayin ettiğiniz genel müdürü, başrejisörü ve bu kargaşayı fırsat
bilip görev kabul eden herkesi, istifaya davet etmek zorunda
kalacağım. İstifalarınızın yarar sağlamayacağını bile bile. Çünkü o
yolun yolcusu her zaman bulunur. Sizler gidersiniz, başkası gelir.
Seçilmiş de olsanız, bakan da olsanız, Devlet Tiyatroları konusunda
yanlış davrandığınızı kabul etme olgunluğunu gösterip, doğruya
bakmaya çalışın lütfen. Sanat uzun, hayat kısa.
Yücel Erten:
Devlet Tiyatroları Eski Genel Müdürü
(GÜNCELLEME
21 Mayıs 2009: Demirkanlı,
yazıyı sitesinden sildiği için, yazının Radikal'deki sayfasına da
link veriyoruz: Lütfen,
TIKLAYINIZ!
"bu kargaşayı
fırsat bilip görev kabul eden herkesi, istifaya davet etmek zorunda"
kalacağını söylemiş olan
Yücel Erten ne yaptı?
“Yaşamak mı Ölmek mi?” adlı
çevirisini Ankara DT’de Yücel Erten kendisi yönetti. Erten’in
“Azizname” adlı uyarlamasını Hüseyin Avni Danyal Van DT’de yönetti.
Erten’in “Ada” adlı çevirisi Hakan Boyav rejisiyle Antalya DT’de
sahnelendi. (Bakınız:
"Devlet Tiyatroları web sitesi 2006-2007")
E, ne demişler? Yağmur yağarken
testiyi doldurmak gerek. Testiyi doldurmak için ("sanatçı onurunu ve
gerçeği her şeyin üstünde tutmak" gibi çömezlere verdiğiniz
talkınlara kulak asmadan) uyanık olmak, "aportta
beklemek" gerek. Allah ziyade etsin!
Nedense, birdenbire, Yıldırım
Fikret Urağ'ın hocası Yücel Erten hakkında döktürdüğü hamasi
güzellemeler aklıma geldi:
Eline sağlık Yücel
Hoca! Demek bu kadar korkmuş gözleri senden! (...) Hala
anlayamadılar Yücel Hoca: "Hattı müdafa yoktur. Sathı müdafa vardır.
O satıh bütün vatandır!" (...) İşte Devlet Tiyatrolarında yaşanan bu
topyekun istifalar siyasetçi-işbirlikçi kısır döngüsünü nihayet
kırmış; sadece ve sadece sanatın/tiyatronun hizmetinde olanlarla,
işbirlikçi olanları birbirinden ayırmanın yolunu açmıştır. (...)
Tiyatroyu, sanatçı onurunu ve gerçeği her şeyin üstünde tutanlara
Eskişehir’den selam olsun!
(Bakınız: Yıldırım
Fikret Urağ,
"Yaşasın Kuvayı Milliye")
3) Güngör Dilmen ne
demişti?
tiyatrodergisi.com.tr'deki
"Güngör Dilmen 'Deli Dumrul'u İzmir DT’den Çekti"
başlıklı kısa haber metnini aynen aktarıyoruz:
Oyun Yazarı Güngör Dilmen, İzmir
Devlet Tiyatrosu’nda oynanan “Deli Dumrul” isimli oyununu geri
çektiğini açıkladı. Dilmen, tiyatro yönetimi ile görüşerek oyununun
bu sezon kaldırılmasını istediğini söyledi. Yazar, “Devlet
Tiyatrosu’na yapılan müdahaleyi protesto ettiğim için oyunumu
çektim” diye konuştu.
(Bakınız:
"Güngör Dilmen 'Deli Dumrul'u İzmir DT’den Çekti".)
Güngör Dilmen ne
yaptı?
Dilmen'in "çektim" dediği "Deli Dumrul" adlı
oyunu İzmir DT tarafından bir süre daha sahnelenmeye devam ettiği gibi, Dilmen'in "Kurban" adlı oyunu
da, Ayşe Emel Mesci
rejisiyle Ankara DT'de sahnelendi.
(Bakınız:
"Devlet Tiyatroları web sitesi 2006-2007")
E, ne demişler? Kahramanlık da bi yere kadar!
Kahramanlık hikayeleri yazıyoruz diye, yazdığımız hikayelere
inanacak/kanacak değiliz ya! Biz onları kendimiz kanalım diye değil,
okurlar ve seyirci kansın diye yazıyoruz. Sanat başka, hayat başka!
Ah, şu kör kursak!...
Ama hakkını yemeyelim: Dilmen, zaten, bu "oyun
çekme" yöntemine sıcak bakmadığının (dolayısıyla "kıvıracağının")
işaretini vermişti. Dilmen'in,
"Güngör Dilmen de
Bakan’ı İstifaya Çağırdı"
başlıklı haberde yer alan üç maddelik
açıklamasının üçüncü maddesindeki "Bir
iki kişinin oyunumu çekiyorum demesiyle olmaz"
biçimindeki ifadesi, Dilmen'in bu
tür kahramanlıklar yaparak bütçesinin menfaatlerini baltalamaya uzun
süre katlanamayacağını belli ediyordu.
1- Kültür Bakanı,
zücaciye dükkânına giren fil ya da deve gibi devlet tiyatrosunu
şangır şungur etti. Bakın art arda istifalar geliyor. Bakan verdiği
bu zararın altından kalkamaz. İstifa etmesi gerekli ya da görevden
alınmalı.
2- Ben, bizim
Türkiye Oyun Yazarları Derneği ve İTİ (Uluslararası Tiyatro
Enstitüsü) nasıl bir tepki göstereceğini merak ediyorum. Her iki
kuruluş da Kültür Bakanı’nı protesto etmeli. Bu kurumların varlık
nedeni en çok böyle günlerde belli olur. Refik Erduran ile dün
telefonla konuştuk ortak bir kınama yayınlanmasını istedim. Sanırım
o da aynı görüştedir.
3- Bir iki
kişinin oyunumu çekiyorum demesiyle olmaz, toplu bir kınama
gerekli. Bunu iki dernek yapabilir; İTİ ve Oyun yazarları Derneği.
Derhal harekete geçip, toplu olarak bir kınama yapmaları gerekiyor.
(Bakınız:
"Güngör Dilmen de
Bakan’ı İstifaya Çağırdı".)
4)
Özdemir Nutku ne demişti?
tiyatrodergisi.com.tr'de
yayınlanan
"Sayın Bakan Derhal İstifa Etmeli"
başlıklı yazısında,
“Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Attila Koç'un, son eyleminden büyük bir dehşet duyduğunu"
belirten Nutku, yazısının son paragrafında, Mine Acar'ın DT'yi
batıracağını ima ederek, yaptığı tercihle bakanın Devlet
Tiyatroları'nı bir karmaşanın içine ittiğini söylüyordu.
"Kurumları, yücelten ya da batıran
onların başına gelen insanlardır. Bugün Devlet Tiyatroları bir
karmaşanın içine itilmiştir. Bu bakımdan, bu konuda hiçbir bilgisi
olmayan ve bu yüzden çok yanlış bir karar veren Kültür ve Turizm
Bakanı Sayın Attila Koç istifa etmelidir. Artık bu bir gereklilik
olmuştur.”
(Bakınız:
"Sayın Bakan Derhal İstifa Etmeli".)
Yukarıdaki demecinden sonra Bakan tarafından DT
repertuar kurulu üyeliğinden (Tuncer Cücenoğlu'yla birlikte)
azledilen (Bakınız:
"Özdemir Nutku ve Tuncer Cücenoğlu Görevinden
Alındı") ve azledilmesi üzerine
“Böyle bir Bakan tarafından
görevden alınmak benim için bir onurdur. Zaten istifa edecektim.” diyen
Özdemir Nutku ne
yaptı?
Erzurum DT’de “Resimli Osmanlı Tarihi”ni
yönetti. Van DT’de, Nutku'nun “Romeo ve Juliet” çevirisi Kemal
Başar rejisiyle sahnelendi.
(Bakınız:
"Devlet Tiyatroları web sitesi 2006-2007")
E, ne demişler? Bülbülün dili
belasıdır. Hay tutulaydı o dilim de, etraftakilerin gazına gelip,
bakanı istifaya davet etmek gibi kabadayılıklara heves etmeseydim.
Neyse, sağ olsunlar, yine insaflı davrandılar da, Erzurum'da da
olsa, bir reji verdiler. Eh, Van'daki çeviriden de gelir üç beş
kuruş. Bu Kış'ı da çıkardık demektir. Bir daha bu dilimin gemini
gevşek tutarsam... Tövbeler tövbesi.
5)
Tuncer Cücenoğlu
ne demişti:
Cücenoğlu, tiyatrodergisi.com.tr'de yayınlanan
"Sayın Bakan Duraksamaksızın İstifa Etmeli"
başlıklı yazısında, bakanı şöyle aşağılıyordu:
“Sayın
Koç’a tavsiyem; ülkemizin yüz akı Devlet Tiyatrolarımız’ı çöküşe
götürecek bu müdahalelerden, Devlet Tiyatroları Yasası ışığında
Kurumu idare etmekte olan yönetimleri serbest bırakarak vazgeçmesi
ve yeniden sevimli/samimi bir görünüme bürünebilmesi için de,
hemen istifa etmesidir.
"Yerim
doldurulamaz endişesine kapılmasına da gerek yok Sayın Koç’un…
(...)
"Sayın Koç’un,
Avrupa Birliği’ne girme çabasındaki Türkiye’mizin hemen her konuda
imajını bozduğunun bilinciyle duraksamaksızın istifa etmesi, hem
kendisi hem de ülkemiz açısından hayırlı olacaktır."
(Bakınız: Tuncer
Cücenoğlu,
"Sayın Bakan Duraksamaksızın İstifa Etmeli".)
Tuncer Cücenoğlu ne
yaptı:
Bakanı böylesine aşağılayan ve
istifaya davet eden Cücenoğlu, bakan tarafından repertuar kurulundan
azledildiği halde; mantık hatalarıyla dolu oyunlarını DT'ye
kakalamanın yolunu yine de bulabildi. (Cücenoğlu oyunlarının yedi
yaş zekâsıyla bile görülebilen mantık
hatalarıyla dolu olduğunu kanıtlamak için onun en başarılı,
"Rusya'yı bile sarsmış", oyununu ayrıntılı incelemiş ve hataları
metinden alıntılarla birer birer sergilemiştik. Bakınız:
"Çığ Aslında
Nedir, Neyi Sarsıyor?") Mine Acar döneminde, hem “Kadıncıklar” adlı
Cücenoğlu
oyunu Ensar Kılıç rejisiyle Ankara’da, hem de “Neyzen” adlı Cücenoğlu oyunu
Erdal Gülver rejisiyle Bursa’da sahnelendi. (Bakınız:
"Devlet Tiyatroları web sitesi 2006-2007")
E, ne demişler? At binenin, kılıç
kuşananın, oyun pazarlayanın. Pazarlamacılar hacıyatmaz gibidirler.
Hiçbir darbe onları deviremez. Rüzgâr nereden eserse essin onlar
ayakta kalırlar. Omurgaları olmadığı için esnektirler. Eğilebilme
yetenekleri sayesinde kırılmaktan kurtulurlar. Her
iktidar onların iktidarıdır. Her iktidara tutunurlar, her iktidarda
"tutulurlar".
Coşkun
Büktel / 9 Mayıs 2007
Not:
1. Bizim bilmediğimiz başka
omurgasızlık örneklerini ve belgelerini bilenlerden (yazımızı
eklerle geliştirmeye hazır olarak) katkı bekliyoruz.
2. Bu yazımı ve her yazımı, şu ya da
bu biçimde tahrif etmemek ve kaynak göstermek koşuluyla, tüm sitelerin izin istemeksizin
yayınlayabileceğini bir kez daha hatırlatırım.
BONUS:
Omurgasızlığın en
tipik ve tiyatromuza müstakil Muhsin Ertuğrul sahnesini kaybettiren
en zararlı örneğini ise İŞTİSAN ve İŞTİSAN yönetim kurulu üyesi
"Kazmacıbaşı" Orhan Alkaya verdi:
"Kazmacıbaşı"
Orhan Alkaya ve İŞTİSAN, Muhsin Ertuğrul
Tiyatrosu'nu alkışla mı yıktı,
buldozerle mi yıktı?
|
Feridun Çetinkaya'nın çektiği fotoğrafı büyük
görmek için lütfen üstüne tıklayınız!

HELÂL OLSUN KADİR TOPBAŞ'A(!) ...
Muhsin
Ertuğrul tiyatrosunu buldozerle yıkan
"Kazmacıbaşı"
Orhan Alkaya ve Alkaya'nın destekçisi
İŞTİSAN,
genel sanat yönetmenliği kendilerine
"nâzil" olmadan çok kısa süre önce,
kimselerin kolay kolay unutamayacağı şu
harika sloganla Muhsin Ertuğrul
tiyatrosunun yıkımına karşı imza
kampanyası başlatmışlardı:
"Tiyatrolar
yalnızca alkıştan yıkılsın!"
İŞTİSAN,
"Tiyatrolar yalnızca alkıştan yıkılsın!"
başlığıyla bir bildiri yayınlamış,
İŞTİSAN yönetim kurulu üyesi Orhan
Alkaya ise, Birgün gazetesindeki
köşesinde
"Tiyatrolar sadece alkıştan yıkılsın!"
başlığıyla bir yazı yazmışlardı.
Belgesi
mi? İşte belgelerin linkleri:
Orhan Alkaya:
"Tiyatrolar
Sadece Alkıştan Yıkılsın!"
İŞTİSAN bildirisi:
"Tiyatrolar
Yalnızca Alkıştan Yıkılsın!"
Kampanyanın başlatıldığı günün akşamı,
ben ve Hilmi Bulunmaz da Muhsin
Ertuğrul'un önündeki toplantıya gitmiş
ve tiyatrolar yalnızca alkıştan yıkılsın
diye kampanya defterini imzalayarak
kampanyayı desteklemiştik. Ama sonra ne
oldu?
İstanbul belediye başkanı Kadir Topbaş,
"Tiyatrolar
Yalnızca Alkıştan Yıkılsın!"
sloganını ortaya atan İŞTİSAN'ın yönetim
kurulu üyesi Orhan Alkaya'yı
"Kazmacıbaşı"
olarak genel sanat yönetmenliğine
getirdi ve Muhsin Ertuğrul Tiyatrosunu
İŞTİSAN destekli Orhan Alkaya'ya
yıktırdı.
Topbaş, kocaman ve gösterişli bir
maketin etrafına topladığı Orhan Alkaya, Kenan Işık, Mustafa
Demirkanlı, Üstün Akmen gibi insanlara yeni Muhsin Ertuğrul'u 29
Ekim 2009'da açacaklarını, Şişhane'deki THY binasını ise
"çok önemli ve ideal boyutta bir
sahne" haline getireceklerini söylemişti.
Onlar da buna inanmış, örneğin Üstün Akmen, Kadir Topbaş'ın
kendisini "ikna ettiğini" söylemişti. Oysa Topbaş THY binasını
tiyatro yapacağını söylerken bile, THY binası bizzat
"Topbaş'ın katkılarıyla" ve aylar önce, nikah salonuna dönüşmüş
durumdaydı.
(Belgeler için, şu yazımızın 2. dipnotuna bakınız:
"İŞTİSAN Bildirisine Katkı")
Helal olsun,
Topbaş'a(!)... Sayın Topbaş, Muhsin Ertuğrul'u
"Tiyatrolar Yalnızca Alkıştan Yıkılsın!"
diyenlerin bizzat kendilerine yıktırarak, tiyatrocularımızın
ne denli
özsüz, ilkesiz ve omurgasız olduklarını ve Türk
tiyatrosunun asıl sorununun (Büktel tarafından taa Mart 1992'deki
ilk Evrensel Kültür yazısında saptandığı üzere) "insan malzemesi
ve bu anlamda malzeme kalitesizliği" olduğunu, iki kere iki dört
gibi, somut biçimde kanıtladı. (Bakınız: Büktel,
"Türk
Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", sayfa 33.)
Peki Topbaş'a duyduğu güvenle
Muhsin Ertuğrul yıkımına imza atmış ve görevden alındığı günkü veda
mesajında bile hâlâ yeni Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin 2009'un Ekim
ayı içinde
açılacağını söylemiş olan Orhan Alkaya, şu an utanmasına uygun bir
"utanma eşiği"ne
ya da samimiyet denen erdeme sahip mi acaba? Olur mu canım? Utanma
yeteneği ve samimiyet gibi rantabl olmaktan uzak ve demode
nitelikler, ancak gerçek şair ruhuna sahip "enayilerde" olur,
şiiri kelime yapbozundan ibaret sanan şairimsi esnafta değil...
Feridun Çetinkaya, bu işin en
başından beri, Muhsin Ertuğrul'u yıkanların peşini bırakmayan ve
yıkıcıları demokrasi kriterleriyle sınayarak onlardan sürekli hesap
soran bir arkadaşımız. Çetinkaya bu konuda bir sürü yazı yazdı.
Çetinkaya bugün (8 Kasım 2009) yayınladığı son yazısında, "Yeni
Muhsin Ertuğrul'u 29 Ekim 2009'da açacaklarını vadettikleri halde
açmayan ve açamadıkları halde halka açıklama yapmak ya da halktan
özür dilemek gibi inceliklere de gerek duymayan arsızlardan" hesap
soruyor ve daha önce sorduğu hesapların tümüne tek tek link veriyor!
Çetinkaya'nın son yazısını okumak için lütfen...
TIKLAYINIZ!
|
|
Tiyatromuzdaki insan malzemesinin
kalitesizliği hakkında yeni bir şey
söylemeye gerek yok
ARŞİVDEN...
|
COŞKUN BÜKTEL
7
Ekim 2008 (Yaklaşık 1 yıl önce)
"Nedim Saban, bende
her zaman, 'esen
rüzgârlardan etkilenmeye müsait bir kişilik'
izlenimi uyandırmıştır. (...)
Nedim Saban'ın her iki türlü de
davranabileceğini hayal edebiliyorum. Yani bu
konuda ikircikliyim."
(KAYNAK:
Büktel'in bir link
yazısı)
***
NEDİM SABAN
17
Mayıs 2009 (Yalnızca 4 gün önce)
"Hilmi,
Ben imza vermedim.
İmzacılar arasında olduğumu da bugün tesadüfen
Feridun Çetinkaya'dan öğrendim." (...)
(KAYNAK:
Saban'ın Hilmi
Bulunmaz'a
mesajı)
***
NEDİM SABAN
21
Mayıs 2009 (Bugün)
Hatta Mustafa
Demirkanlı’ya bu kampanyaya destek vereceğimi
söyledim. (...)
(KAYNAK: Nedim Saban,
"Temiz Yayıncılık")
***
BONUS
9
Mayıs 2007 (Yaklaşık 2 yıl önce)
Ahmet Levendoğlu, Yücel Erten,
Güngör Dilmen, Özdemir Nutku ve Tuncer
Cücenoğlu'dan

(Başka sitelerin açıklamaya yanaşmadığı)
İBRET VERİCİ
"OMURGASIZLIK" BELGELERİ
Coşkun Büktel
***
NOT
21
Mayıs 2009 (Bugün)
Stratejik dengelere
aldırmaksızın, düşman kazanmaktan ve dost
kaybetmekten korkmaksızın, yalnızca belgenebilir
hakikati esas alarak yazan Büktel'e karşı
imza
vermiş herkes, belgelerle sabittir ki, ya
hakikati görememe
ya da (daha kötüsü)
"hakikate bakamama"
sorunu yaşamaktadır— adı
Genco Erkal bile
olsa...
|
|