Anasayfa Polemik İnceleme   Büktel Hakkında  İlkemiz Büktel'in Gör Dediği Arşiv İletişim

Önceki epizotlar için tıklayınız: EPİZOT 1 VE 2

"İkinci Geliş" adlı romanımızın "iyi saatte olsunlarla" hayretengiz mücadelesi

EPİZOT: 3:

 

İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI,

"İKİNCİ GELİŞ"İ ÇOK BEĞENMİŞ OLAN İSHAK REYNA'NIN GENEL YAYIN YÖNETMENLİĞİ DÖNEMİNDE,

"İKİNCİ GELİŞ"İ HANGİ TUHAF GEREKÇELERLE REDDETTİ?

VE DAHA SONRA NE OLDU?

 

Coşkun Büktel  

4 Temmuz 2010

 

(Bu serencamın diğer iki epizodunu okumak için, lütfen, TIKLAYINIZ!)

 

"Hamdi Mümkün yahut İkinci Geliş" adlı romanımı, önceden telefonlaştığım (İş Bankası Yayınları'nın o zamanki genel yayın yönetmeni) İshak Reyna'ya, 17 Mayıs 2006'da, "İki Dosyada Bir Roman" başlıklı bir elektronik postayla göndermişim.

Reyna'nın, romanı kısa sürede okuduğunu ve çok heyecanla karşıladığını hatırlıyorum. Kitabı basacaklarını söylediğinde ben  inanamamış, "Peki hemen basar mısınız?" diye sormuştum. Reyna, "Tabii hemen basacağız, Coşkun bey! Niye bekleyelim ki!" demişti. Olur şey değildi. İnsanların yazdıklarımı heyecanla karşılamasına alışıktım ama, ilk kez olarak, büyük bir yayınevinin, kitabımı basmaya yetkili bir görevlisi, hiç mırın kırın etmeden, kitabımı basacağını söylüyordu. Bugüne dek hiçbir yetkili (Can Yayınları'ından Faruk Duman dışında) kitabımı temsil ettiği yayınevinde yayınlamaya değer bulmadığını söylememişti. Genellikle yayınevi sorumluları da, kitabımı beğendiklerini söylüyor, ama kitabımla ilgisiz bir bahane bularak, kitabımı basma olanağına sahip olmadıklarını belirtiyorlardı.

(Örneğin, daha sonra ayrıntılı anlatacağım üzere, Doğan Kitap yetkilileri, kitabımı çok beğenmişler, ne var ki, programları dolu olduğu için ancak 2009 yılında basabilirlermiş. Ama bu kitabın derhal yayınlaması gerekirmiş, onları beklemem yazık olurmuş. Onları beklemedim, tabii... Kitabımı hâlâ bastıramadığım şu 2010 yılı Haziran ayında bile pişman değilim onları beklemediğime... Çünkü "programımız dolu" bahanesinin bir bahane olduğundan emindim/eminim. Asıl neden farklı olmalı: Herkesin beğendiği kitaplarımı hiç kimsenin basmak istemeyişi kötü bir rastlantı olamaz. Kurduğum ilişkilerin belirli bir aşamaya varmasından sonra, araya bir tür "iyi saatte olsunlar" giriyor olmalı ama esrarını çözebilmiş değilim.)

Bunun üzerine İshak Reyna'yla yüz yüze birkaç görüşme yapmıştım. Kitap kapağının nasıl ve fiyatının ne olacağını bile uzun uzun konuşmuştuk. Son görüşmelerimizden birinde bana kitapla ilgili bazı önerilerde bulunup bulunamayacağını sormuştu. Ben de, "Elbette bulunabilirsiniz. Aklım yatarsa uygularım. Aklım yatmazsa neden yatmadığını açıklarım" mealinde bir şeyler söylemiştim. Anlattığı önerilerin çoğunu reddettim, önemsiz bir iki ayrıntı hakkında söyledikleri ise hoşuma gitti ve önyargıdan uzak olduğumu görmesi için uygulamayı kabul ettim.

Bundan sonra neler olduğunu internet mesajlarımız anlatsın:

 

 

Hamdi Mümkün/son versiyon

Monday, June 19, 2006 6:16 PM

From:

To:

ishak.reyna@iskultur.yayinlari.com.tr

 

Message contains attachments

2 Files (1783KB) | Download All

 

İshak Bey, merhaba!

Yaptığım değişikliklerden çok memnunum. Tavsiyeleriniz için teşekkürler.

Epilogta kendi kitabıma atfen karakterlerden birine "muhteşem bir roman" değil, "müthiş bir roman" dedirtmişim. O ifadeyi aynen bıraktım. Çünkü o karakter, kitabı beğendiğini söylemek yani beğendiğini bir şekilde ifade etmek zorunda. "Pek fena değil" gibisinden bir şey söylerse, kitap üstüne heyecanlı bir tartışma açılamaz. 

Gelecek buluşmamızı sabırsızlıkla bekliyorum.

Coşkun.

 

Tuesday, June 20, 2006 9:11 PM

From: İshak Reyna

To:

buktel@yahoo.com 
 

ishak reyna <ishak.reyna@iskulturyayinlari.com.tr> wrote:

 

Merhaba Coşkun Bey,

Düzeltilerle Hamdi Mümkün’ü aldım ama yoğunluktan henüz bakamadım.Bu arada,merakla okumaya başlayan Genel Müdürümüz ve Satış Müdürümüzün de ilerledikçe aldığı notlar var. Dolayısıyla,onlar da romanı ve notlarını tamamlayınca sizinle yeniden bir araya gelip bir oturum daha yaparız diye düşünüyorum.Bu süre zarfında,baskı adedi,telif yüzdesi gibi hususlarda ne düşündüğünüzü bilebilirsem bunları da şimdiden onlarla paylaşabilirim.

Görüşmek üzere,

ishak

 

Tuesday, June 20, 2006 11:11 PM

From:

To:

"ishak reyna" <ishak.reyna@iskulturyayinlari.com.tr>

İshak Bey, merhaba!


Umarım, diğer iki kişinin aldıkları notlar da, sizinkiler kadar işime yarar.
 

Ben, elbette ki, hem çok iyi hem de çok satacak yararlı ve prestijli bir roman yazdığıma inandığım ve hem yaratıcılık hem de okunurluk
bakımından kimsenin yanında kendimi ikinci hissetmediğim için; mümkün
olduğunca ucuz bir fiyat, büyük bir tiraj ve etkili bir tanıtım bütçesi
ve stratejisiyle mümkün olduğunca geniş bir okur kitlesine ulaşmayı
hayal ediyor ve İş Bankası Yayınları'nın telif romanlarına ödenmiş en büyük telif yüzdesiyle ödüllendirilmek istiyorum. Bu hislerimi ve isteklerimi sizin de gerçekçi ve adil bulmanız umuduyla,

Hoşçakalın!
Coşkun

 

From: ishak reyna <ishak.reyna@iskulturyayinlari.com.tr>
Subject:
To: buktel@yahoo.com
Date: Thursday, July 6, 2006, 11:18 PM

Merhaba Coşkun Bey,

Sizi az önce(16.30) evde bulamayınca durumu maille bildireyim dedim.Dosyanızı benden sonra okuyan üç yayın kurulu üyesi de yazık ki olumsuz görüş belirttiler.Dosyanın rahat okunmakla birlikte,gerek dilde gerekse içerikte gerçeklik duygusu yaratamadığı ve benim satış bölümünün zaman zaman dile getirdiği rahat okunur bir roman bulma kaygısına kendimi bu dosyada biraz fazlaca kaptırdığımı vurguladılar.Ayrıca,telif yüzdesi ve baskı adedi gibi hususlardaki yaklaşımınızın da,buranın birinci ya da ikinci romanlara uyguladığı brüt % 8-10 telif ve 1000-1500 adetlik baskı politikasıyla da örtüşmediği,dolayısıyla bu açıdan da birlikte çalışmamızın mümkün olamayacağını belirttiler.Bense,romanın belli bir nitelik barındırdığı ve gelişmeye açıklığını belirtsem de azınlıkta kaldım.

Size baştan biraz fazla umut aşıladıysam özür dilerim.Bundan sonra da ilgili bir okurunuz olmaya çalışacağım.

Saygılarımla,

ishak  

 

Thursday, July 6, 2006 10:09 PM

From:

To:

"ishak reyna" <ishak.reyna@iskulturyayinlari.com.tr>

 

İshak Bey, merhaba!

Madem ki orada sizden daha iyi bilen "bilirkişiler" var, bu bilirkişilerin adlarını bilmek ve kendilerinin iyi bir takipçisi olmak istiyorum. Sizi "İkinci Geliş"i basmak gibi bir hatadan geri çeviren bu bilirkişiler, eminim ki, İş Bankası'nın parasını sokağa atmamak için, yarın, "İkinci Geliş"ten çok daha yetkin yerli romanlar yayınlayacaklar. Ben o romanların da iyi bir takipçisi ve eleştirmeni olacağım.

Çıtayı "İkinci Geliş"in fevkinde tutmak kararlarından ötürü, kendilerine lütfen tebriklerimi iletin. Umarım, kendilerini iki ay bekledikten sonra, kitabım hakkında ret kararı veren bilirkişilerin isimlerini öğrenmek hakkını bana çok görmezsiniz. Ayrıca, sayın bilirkişilerin, kitabımla ilgili aldıkları notların, gerek dilde gerekse içerikte gerçeklik duygusu yaratmak konusunda bana büyuk katkı sağlayacağına inandığımdan, söz konusu notlara ulaşmayı da talep ediyorum.

İsimleri ve notları merakla bekliyor, kendilerine ve size selam ve saygılarımı gönderiyorum.

 

Coşkun Büktel

 

Bir insanın kaybetmeyi bu kadar medenice kabullendiğine hiç tanık oldunuz mu? Olamazsınız. Ama karşımdakiler için, bu cevap medeni olmaktan çok, "tehlikeliydi". Çünkü bütün o medeni üslupla iki tane çok tehlikeli talep ifade ediliyordu: Kitabımı reddeden bilirkişilerin isimlerini ve notlarını (gerekçelerini) istiyordum. Sağlam bir ret gerekçesi bulunan medeni insanlar için, iki ay beklettikleri bu insanın medenice ifade edilmiş bu ricasını yerine getirmek, hem bir vicdan borcu sayılırdı, hem de çok kolay olurdu. Ama "İkinci Geliş"e karşı kimsenin sağlam bir ret gerekçesi bulunamayacağı için, olayımızdaki ret kararının sahipleri isimlerini asla veremezlerdi. (Zaten, büyük bir ihtimalle, ret kararını veren de, sonradan hangi iyi saatte olsunların etkisiyle bilinmez, İshak Reyna'dan başkası değildi.) Ama Reyna topu, bence, adlarını vermediği önce iki, sonra üç bürokrata atmayı tercih ediyor ve kendisi o yayınevinde genel yayın yönetmeni değil de, karar yetkisi olmayan bir eşşekbaşıymış gibi; "valla ben kıvırmadım, kitabı savundum ama onlar reddetti" diyordu. (Kitabı savunması da çok ilginç: "Bense,romanın belli bir nitelik barındırdığı ve gelişmeye açıklığını belirtsem de azınlıkta kaldım." Demek kitabım, "gelişmeye açık"mış!... Samimiyetsiz herif!... Defalarca yüz yüze geldik. Bunu benim yüzüme bir kez olsun, söyleseydin ya! Bak o zaman ne oluyordu.)

Kolayca tahmin edileceği üzere, İshak Reyna, benim medeni cevabıma, sanki babasını kesmişim gibi, hiç de medeni olmayan bir karşılık verdi. Bir daha değil karşıma çıkmak, telefonlarıma bile çıkmadı.

Uzun süre bekledim, "İkinci Geliş"i yayınlamayanların nasıl bir yerli roman yayınlayacağını görmek için... Ama uzun süre yalnızca yabancı klasikleri yayınladılar. Bir ya da iki yıl sonra, yerli roman da yayınlamış olmak için Adalet Ağaoğlu romanlarının yeni baskılarını yaptılar... Daha sonra da Hamdi Koç romanlarının yeni baskılarını...

Aradan iki yıl geçmişti. 2008 yılında İshak Reyna'nın İş Bankası Yayınları'ndaki görevini bıraktığını (ya da belki bıraktırıldığını) öğrendim ve Yayınevi'ne yeniden başvurdum.

Önce Alkan İnal adlı bir editörle telefonda konuştum. İshak Reyna'yla yaşadıklarımı anlattım. Anlattıklarımı belgeleyebileceğimi belirttim. Benim adımı bile bilmiyordu. Romanı okumayacağından korktuğum için, kendisine "İkinci Geliş"i gönderdikten sonra Theope adlı kitabımı da gönderdim. Theope hakkında internette pek çok bilgi bulacaktı ve muhtemelen Theope'yi okumanın vakit kaybı olmayacağını kendiliğinden keşfedecekti. Theope'yi okuyanların, benim yazdığım her satırı okumak isteyeceğine güveniyordum.

İşte Alkan İnal'la yazışmalarımız:

Büktel romanı

Monday, April 28, 2008 7:51 PM

From:

To:

alkan.inal@iskultur.com.tr

 

Alkan Bey, merhaba!

İshak Reyna ile yazışmalarımız, meğerse, onun niyetinin bozulmasından sonra başlamış. Daha önce, yazışmak yerine görüşüyormuşuz (telefonda ya da yüz yüze...)

Her neyse, yazışmalarımız, İshak bey'in romanımı (genel müdüre okutacak kadar beğendiğini) ortaya koyuyor. (Genel müdüre okutup okutmadığı şüphe götürür olsa da, romanımı beğendiği ve kim bilir hangi nedenle, yayınlamaktan daha sonra vazgeçtiği veya vazgeçirildiği anlaşılıyor.)

Oysa sizin de dediğiniz gibi, kimse Reyna'yı ilk kararından çevirememeliydi. Ret gerekçesine parasal nedenleri de eklemiş olması ilginç. Demek ki, sanatsal gerekçenin (kıvırmanın) inandırıcı olmadığının kendisi de farkında...

Tabii ki, Reyna son mesajıma asla cevap vermedi. Bana romanımı kimlerin beğenmediğini asla söylemedi. O birilerinin bankada olduğunu sanmıyorum. Eleştiri yazılarımla o kadar çok düşman kazandım ki, adamlar sırf benim hakkımda imzasız iftira yazıları ve (beni örneğin dansöz kıyafetinde gösteren) fotomontaj karikatürleri yayınlamak için, sahibi belirsiz internet siteleri bile kurdular.

Neyse, size söylediğim her şeyin doğru olduğuna inandığınıza inanıyorum. Ben haksızlığa uğramaya alışkınım ama lütfen bari sizin tanıklığınız altında tekrarlanmasın! 

Hoşçakalın!

 

Alkan Ýnal <alkan.inal@iskultur.com.tr> wrote:

Sayın Coşkun Büktel, 

Mesajlarınızı aldım. Dikkatle okudum.

İ.Reyna’nın aktardığı süreç bana yabancı görünmüyor. Editör dosyayı edebi niteliği açısından bağımsızca  değerlendirir, dosyayı yayın kuruluna götürdüyse bu zaten kitabı önerdiğini gösterir. Ama yayınevi yönetimi yayın politikası ve piyasa koşulları çerçevesinde konuya yeniden bakar. Bu arada dosyayı (kısmen ya da tamamen) okumuş kişiler varsa, onlar da eser hakkında görüşlerini tabii ki belirtirler. Bu her yayınevinde izlendiği bilinen bir yol.

Bir dosyanın (yayınevinden ayrılmış da olsa) bir editörün verdiğinin tersine ikinci bir cevap alabilmesi pek mümkün değildir. Bunu telefon görüşmemizde de belirtmiştim.

Bütün bunları yayınevimizin çağdaş edebiyat alanında biraz geride durma politikasıyla birleştirince, ortaya çıkan tablonun pek umut verici olmadığı belirtmezsem sizi yanıltmış olacağımı düşünüyorum.

Ama konuştuğumuz gibi kitabınızı çağdaş edebiyat editörümüzün ruken.kiziler@iskultur.com.tr adresine göndermenizi öneririm. Ben de ona Theope’yi vereceğim. Kitabınızı bana göndermenizi bir iltifat addediyorum. Elbette okuyacağım, bir okur olarak.

Saygılarımla,

Alkan İnal

 

Re: yanıt

Tuesday, April 29, 2008 1:44 PM

From:

To:

"Alkan İnal" <alkan.inal@iskultur.com.tr>

 

Alkan Bey, merhaba!

Lütfen, kitabı baştan mahkum etmek anlamına gelen şu "editörün reddettiği" meselesini unutun! Editör reddetmedi. Editör kitabı çok beğenmişti. Benim başıma defalarca geldiği üzere, araya "iyi saatte olsunlar" girdi. Theope'yi de herkes çok beğeniyor. Yazılır yazılmaz DT'nin de repertuarına alındı ama 1990'dan bu yana "iyi saatte olsunlar" oynanmasına izin vermiyor. Olay benim için hiç esrarengiz değil. "Yayın politikası ve piyasa koşulları" diye ifade ettiğiniz soyut gerekçeler, iyi bir kitabın ya da iyi bir oyunun engellenmesini sağlayamamalılar. Orada kendi sanatsal yetkinliğinden emin gerçek editörler varsa, tek önemli kıstas sanatsallık olmalı. Gerisi lafügüzaf!...

 

Kitabı Ruken hanıma şu mesajla gönderdim:

 

"Ruken Hanım, merhaba!

Alkan bey, İş Bankası'nda yayınlanması için, romanımı size göndermem gerektiğini söyledi. Sizin adınızı internette göremediğim için, ilk konuşmayı onunla yaptım. Romanımla eğer ilgilenirseniz, emeğiniz için şimdiden teşekkürler."

Lütfen, İshak bey'den farklı davranın ve şu kitabı ille reddetmek zorundaysanız, somut ve sanatsal gerekçelerle reddedin!

Bu kitabın yayınlanış öyküsünde size yaraşan bir rol oynamanız umudu ve dileğiyle, hoşçakalın, diyorum. Ruken hanıma selamlar!

Coşkun Büktel

 

Yazılarımı izleyen okurların kolayca tahmin edebileceği üzere, bu son mesajdan sonra, bir daha Alkan İnal'a da ulaşamadım. Ruken Kızıler'e ise zaten hiç ulaşamamışım. Bana herhangi bir cevap göndermeye tenezzül etmemiş.

Bu ulaşılmaz, bulunmaz hint kumaşı Ruken Kızıler ile Alkan İnal, bu işlere burnunu sokmak için gerekli birikim ve yeteneğe sahip midirler? Çok yakında, kısa ama iki kere iki dört gibi inandırıcı, belgesel bir yazıyla göstereceğiz. Hepsini bir günde yazmak çok yorucu oluyor. Bazen linççilere öylesine imreniyorum ki... Ne belge, ne kanıt, ne alıntı, ne kaynak gösterme dertleri var... Akıllarına estiği gibi, on dakikada bir sayfa doldurabiliyorlar -yalan ve iftiralarla...

 

COŞKUN BÜKTEL / 4 TEMMUZ 2010

 

(Bu serencamın diğer iki epizodunu okumak için, lütfen, TIKLAYINIZ!)

 

BONUS

Ruken Kızıler ile Alkan İnal'ın, çifte editör olarak künyesine isimlerini koydukları bir kitap:

 

 

KÖRLER KÖRLERİ İZLİYOR-2

 

"Körler Körleri İzliyor-1"i okumak için TIKLAYINIZ!

 

Çevirmen Sevgi Sanlı'ya ve onu "izleyen" Adam Yayınları ve İş Bankası Yayınları editörlerine (Ruken Kızıler ve Alkan İnal) göre:

Bernard Shaw, "2 Kasım 1954'te aramızdan ayrıldı."

Dünyanın tüm "ciddi" kaynaklarına göre ise:

Bernard Shaw, "1954'te" değil, 1950'de aramızdan ayrıldı.

 

1) Sevgi Sanlı,  Bernard Shaw'dan çevirdiği üç oyunu, 1982'de, "Seçilmiş Oyunlar 1" başlığıyla Adam Yayınları'nda yayımladı.

2) Adam Yayınları, 1992'de, "Seçilmiş Oyunlar 1"in 2. baskısını yaptı.

3) Sevgi Sanlı, 2004'te, söz konusu üç oyuna bir oyun daha ekleyerek, "Dört Oyun" adıyla, kitabın üçüncü baskısını, bu kez İş Bankası Kültür Yayınları arasında yayımladı.

4) İş Bankası Yayınları, 2010'da, "Dört Oyun"u bir kez daha yayınlayarak, kitabın dördüncü baskısını gerçekleştirmiş oldu.

Kitabın yukarıda belirttiğimiz tüm baskılarında Sevgi Sanlı'nın 1982'de ilk baskı için yazdığı "önsöz" kullanıldı ve 1982'den beri otuz yıl boyunca, tüm editör ve düzeltmenler o "önsözün" somut yanlışlarına bile "sadık kaldılar" ki Bernard Shaw'un ölüm tarihiyle ilgili yukarıda belirttiğimiz somut yanlışlık da bunlardan biriydi.

Ne dersiniz? "Dört Oyun" adlı kitabın 2010 baskısının künyesinde adları "editör" olarak geçen (yani "yanlışları düzeltmek" için İş Bankası'ndan yıllardır maaş almakta olan) Ruken Kızıler ve Alkan İnal, otuz yıldır sürmekte olup tüm internet ortamını da dezenforme eden (Shaw'un ölüm tarihiyle ilgili) bu fahiş hataya dikkat çektiğim için, sizce, bana teşekkür edecekler mi?

Hiç sanmıyorum. Neden mi? Çünkü tecrübelerim bana, kültür "işlerinden" ekmek yiyen insanlarımızın, "hata düzeltenlerden" hiç hoşlanmadığını, hatta "hata düzeltenlerden" nefret ettiklerini öğretti. "Körler Körleri İzliyor" serimizin 30 Mart 2007 tarihli ilk yazısında, bir başka  fahiş hatayı düzelttiğimiz zaman, o hatanın failleri Tuncer Cücenoğlu, Üstün Akmen ve Mitos Boyut Yayınları, hatırlanacağı üzere, bize teşekkür etmek yerine, bizim hakkımızda bir linç kampanyası düzenlemeyi uygun bulmuşlardı. Yine hatırlanacağı üzere, akademisyen olduğuna bin şahit gereken linççi profesör(!) Nurhan Tekerek de, kendisine somut yanlışlarını gösteren, hatta parmak hesabı öğreten Hilmi Bulunmaz'a teşekkür etmek yerine, Bulunmaz'ı mahkemeye vereceğini söylemişti (Bkz). Yine azılı linççilerimizden Üstün Akmen'in, somut bir yanlışını düzeltmiş olan Feridun Çetinkaya'ya "Teşekkür ederim!" demek yerine, "Mal bulmuş mağribi!" dediği, belgeli bir hakikattir (Bkz).

Bir tür linççiler karargahı olarak işlev gören (ve lince imza atmayanların iyi kabul görmediği, yazarlar listesine şöyle bir göz atmakla bile anlaşılan) linççi Cüneyt Yalaz yönetimindeki linççi Mimesis dergisinin internet sitesinde de, Bernard Shaw'un Sevgi Sanlı çevirisi "Dört Oyun"unu tanıtan bir  sayfa yapılmış (Bkz). Tabii ki, (zaten öteden beri Boğaziçi Üniversitesi'nin, tiyatro sanatının ve gençliğin yüz karası olarak tanıdığımız) konjonktüre bağlı olarak bazen  taciz(!), bazen küfür(!) karşıtı olmakla iştigal eden Mimesis'çi vandal linççiler; insanlarımızın, "hata düzeltenlerden" hiç hoşlanmadığını, hatta "hata düzeltenlerden" nefret ettiklerini bildikleri için olsa gerek, kör taklidi yapıp körleri izleyerek, "Dört Oyun" kitabındaki apaçık ve somut editör hatasını görmezden gelmeyi, yani (tiyatro "piyasasında" kötü kişiler olarak tanınmaktansa) bu kez de Bernard Shaw hakkındaki otuz yıllık dezenformasyonla, okurlarını bir kez daha "zehirlemeyi" tercih etmişler. E, herhalde Mimesis'çilerin yayıncılık ilkeleri, "küfürbaz" dedikleri Büktel'in yayıncılık ilkeleriyle aynı olamazdı, değil mi?

COŞKUN BÜKTEL / 17 Temmuz 2010 

   

 

CAN YAYINLARI EDİTÖRÜ YAZAR(?) FARUK DUMAN'IN "İKİNCİ GELİŞ"İ REDDİ

Coşkun Büktel / 25 Haziran 2010

"İkinci Geliş" adlı romanımın Can Yayınları'nda ve taa 2006 yılında çıkmasına geçit vermemiş olan editör Faruk Duman'ın, bana gönderdiği ret cevabını okurların değerlendirmesine sunuyorum.

(NOT: "İkinci Geliş" romanımla ilgili olarak, "Ahmet Altan'ın" Alkım Yayınları'yla yaşadıklarımı da şu linkte okuyabilirsiniz: "Ahmet Altan'dan Medet Ummanın Dayanılmaz Salaklığı") 

Türk dilinde yazılmış "en kolay okunan", en akıcı ve eğlenceli romanı da ("Fiyasko") engellemiş olduğunu itiraf eden Faruk Duman'la asıl hesaplaşmamı, günün birinde "İkinci Geliş"in yayınlanmasından sonra yapacağım.

Şimdilik, (okurlara söyleyecek şeyi olmadığı için kendini okutmaktan aciz) yaratıcılıktan yoksun birtakım kabız ve sıkıcı yazarların, yayınevleri tarafından (ucuz işgücü kullanmak alışkanlığı yüzünden) editör diye  istihdam edilmesindeki sakıncaları gösteren ve bu "ucuzluğun" Türk edebiyatına verdiği zararları belirleyen somut bir örnek olarak, yalnızca, Faruk Duman'ın bana gönderdiği 14 Kasım 2006 tarihli ret cevabını yayınlamakla yetiniyorum.

Evet, şimdilik, son söz Faruk Duman'ın:

   

 

Sayın Coşkun Büktel,

 

Hamdi Mümkün ya da İkinci Geliş adlı çalışmanızı değerlendirdik. Yayınevimize çok sayıda dosya geldiği için bu dosyaları kısa sürede yanıtlamak kolay olmuyor. Sabrınız için teşekkür ederiz.

    Sayın Büktel, geçmiş listeleri gözden geçirirken  sizinle daha önce de Fiyasko adlı dosyanız nedeniyle çalışmış olduğumuzu gördüm. Yanılmıyorsam o dosya bir yayınevinden sonradan çıktı.

    Sayın Büktel, Hamdi Mümkün ya da İkinci Geliş’i ne yazık ki yayın programımıza alamıyoruz. Bunda bizim yayın programımızın 2008 yılı sonuna kadar dolu olmasının da etkisi var, ama yazınsal nedenler de var. Yapıtınız, önceki çalışmanızda olduğu gibi, temiz, kusursuz bir Türkçe ile yazılmış. Yazdıklarınızı okutuyorsunuz.

   Ancak, roman kişileriniz yapay kişiler olmaktan kurtulamıyor. Dolayısıyla romancılığımızda yer edecek, edebiyatımızı zenginleştirecek kahramanlar çıkmıyor içlerinden.

    Hamdi Mümkün’ün ikinci gelişi, yani bir Osmanlı’nın günümüzde, 2005 yılında uyanması, bulunup çıkarılması bizce ilginç bir konu değil. Anlatım biçiminiz, yer yer mizaha dayanan, akıcı üslubunuz, kitabınızı okunur kılıyor, ama sonuçta Can Yayınları’nın ilgi göstermediği popüler roman türüne giriyor.

 

Sayın Büktel,

Bize gönderilen her dosyaya gerekçeli red yazıları göndermiyoruz.

Yapıtınızı bu ortak görüşlerle geri çeviriyoruz, öznel görüşler olduğunu hatırlatarak.

 

Sevgiler

Can Yayınları Türk Edebiyatı Editörü

Faruk Duman

 

 

Türkiye yayıncılığında saatin kaç olduğunu anlamak için, "İkinci Geliş" adlı romanımızın altı yıllık tarihini anlatan sayfamızı okumak yeterli:

 


MEPHİSTO YAYINLARI YÖNETİCİSİ ÖMER ERZEREN'İN ÇOK BEĞENDİĞİ "İKİNCİ GELİŞ"İ REDDETME GEREKÇESİ NEYDİ?

 

Coşkun BÜKTEL / 8 Aralık 2011

 

Mephisto yayınları yöneticisi Ömer Erzeren, çok beğendiğini söylediği "İkinci Geliş" romanımı basmayı reddetti. Erzeren, romanı reddetme gerekçesi olarak, daha önce başka yayınevleriyle yaşadığım olumsuzlukları, internette teşhir etmemin kendisini rahatsız etmiş olması olarak açıkladı. Erzeren'i rahatsız etmiş olan açıklamalarımızı (altı yıldır herkesin beğendiği ama kimsenin basmadığı) kitabımızın hiçbir zaman basılamaması pahasına da olsa, internetten kaldırmayı asla düşünmüyor; romanımızın altı yıllık maceralı tarihinden gurur duyuyor ve Türkiye yayıncılığında saatin kaç olduğunu anlamak isteyen okurlar için, bedeli ağır ödenmiş o sayfaları okumanın yararlı ve kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu iddia ediyoruz. İşte linki:

 

http://www.coskunbuktel.com/buktelahmetaltan.htm

 

 

 

© coskunbuktel.com