"İkinci Geliş"
adlı romanımızın "iyi saatte olsunlarla" hayretengiz
mücadelesi
İŞ
BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI,
"İKİNCİ GELİŞ"İ ÇOK BEĞENMİŞ OLAN İSHAK REYNA'NIN GENEL
YAYIN YÖNETMENLİĞİ DÖNEMİNDE,
"İKİNCİ GELİŞ"İ HANGİ
TUHAF GEREKÇELERLE REDDETTİ?
(Bu serencamın diğer iki epizodunu
okumak için, lütfen,
TIKLAYINIZ!)
"Hamdi Mümkün yahut İkinci Geliş"
adlı romanımı, önceden telefonlaştığım (İş Bankası
Yayınları'nın o zamanki genel yayın yönetmeni) İshak
Reyna'ya, 17 Mayıs 2006'da, "İki Dosyada Bir Roman"
başlıklı bir elektronik postayla göndermişim.
Reyna'nın, romanı kısa sürede
okuduğunu ve çok heyecanla karşıladığını hatırlıyorum.
Kitabı basacaklarını söylediğinde ben inanamamış,
"Peki hemen basar mısınız?" diye sormuştum. Reyna,
"Tabii hemen basacağız, Coşkun bey! Niye bekleyelim ki!"
demişti. Olur şey değildi. İnsanların yazdıklarımı
heyecanla karşılamasına alışıktım ama, ilk kez olarak,
büyük bir yayınevinin, kitabımı basmaya yetkili bir
görevlisi, hiç mırın kırın etmeden, kitabımı basacağını
söylüyordu. Bugüne dek hiçbir yetkili (Can
Yayınları'ından Faruk Duman dışında) kitabımı temsil
ettiği yayınevinde yayınlamaya değer bulmadığını
söylememişti. Genellikle yayınevi sorumluları da,
kitabımı beğendiklerini söylüyor, ama kitabımla ilgisiz
bir bahane bularak, kitabımı basma olanağına sahip
olmadıklarını belirtiyorlardı.
(Örneğin, daha sonra ayrıntılı
anlatacağım üzere, Doğan Kitap yetkilileri, kitabımı çok
beğenmişler, ne var ki, programları dolu olduğu için
ancak 2009 yılında basabilirlermiş. Ama bu kitabın
derhal yayınlaması gerekirmiş, onları beklemem yazık
olurmuş. Onları beklemedim, tabii... Kitabımı hâlâ
bastıramadığım şu 2010 yılı Haziran ayında bile pişman
değilim onları beklemediğime... Çünkü "programımız dolu"
bahanesinin bir bahane olduğundan emindim/eminim. Asıl
neden farklı olmalı: Herkesin beğendiği kitaplarımı hiç
kimsenin basmak istemeyişi kötü bir rastlantı olamaz.
Kurduğum ilişkilerin belirli bir aşamaya varmasından
sonra, araya bir tür "iyi saatte olsunlar" giriyor
olmalı ama esrarını çözebilmiş değilim.)
Bunun üzerine İshak Reyna'yla yüz
yüze birkaç görüşme yapmıştım. Kitap kapağının nasıl ve
fiyatının ne olacağını bile uzun uzun konuşmuştuk. Son
görüşmelerimizden birinde bana kitapla ilgili bazı
önerilerde bulunup bulunamayacağını sormuştu. Ben de,
"Elbette bulunabilirsiniz. Aklım yatarsa uygularım.
Aklım yatmazsa neden yatmadığını açıklarım" mealinde bir
şeyler söylemiştim. Anlattığı önerilerin çoğunu
reddettim, önemsiz bir iki ayrıntı hakkında söyledikleri
ise hoşuma gitti ve önyargıdan uzak olduğumu görmesi
için uygulamayı kabul ettim.
Bundan sonra neler olduğunu
internet mesajlarımız anlatsın:
Hamdi Mümkün/son versiyon
Monday, June 19, 2006
6:16 PM
From:
"Coşkun
Buktel"
<buktel@yahoo.com>
ishak.reyna@iskultur.yayinlari.com.tr
Message contains attachments
Yaptığım değişikliklerden çok
memnunum. Tavsiyeleriniz için
teşekkürler.
Epilogta kendi kitabıma atfen
karakterlerden birine "muhteşem
bir roman" değil, "müthiş bir
roman" dedirtmişim. O ifadeyi
aynen bıraktım. Çünkü o
karakter, kitabı beğendiğini
söylemek yani beğendiğini bir
şekilde ifade etmek zorunda.
"Pek fena değil" gibisinden bir
şey söylerse, kitap üstüne
heyecanlı bir tartışma
açılamaz.
Gelecek
buluşmamızı sabırsızlıkla
bekliyorum.
İshak Bey, merhaba!
Umarım, diğer iki
kişinin aldıkları notlar
da, sizinkiler kadar
işime
yarar.
Ben, elbette ki, hem çok
iyi hem de çok
satacak yararlı ve
prestijli
bir roman yazdığıma
inandığım ve hem
yaratıcılık hem de
okunurluk
bakımından kimsenin
yanında kendimi ikinci
hissetmediğim için;
mümkün
olduğunca ucuz
bir fiyat, büyük bir
tiraj ve etkili bir
tanıtım bütçesi
ve stratejisiyle mümkün
olduğunca geniş bir okur
kitlesine ulaşmayı
hayal ediyor ve İş
Bankası Yayınları'nın
telif
romanlarına ödenmiş en
büyük telif yüzdesiyle
ödüllendirilmek
istiyorum. Bu hislerimi
ve isteklerimi sizin de
gerçekçi ve adil
bulmanız umuduyla,
Hoşçakalın!
Coşkun
From:
ishak reyna <ishak.reyna@iskulturyayinlari.com.tr>
Subject:
To: buktel@yahoo.com
Date: Thursday, July 6, 2006, 11:18 PM
Sizi az
önce(16.30) evde bulamayınca durumu maille bildireyim
dedim.Dosyanızı benden sonra okuyan üç yayın kurulu üyesi de
yazık ki olumsuz görüş belirttiler.Dosyanın rahat okunmakla
birlikte,gerek dilde gerekse içerikte gerçeklik duygusu
yaratamadığı ve benim satış bölümünün zaman zaman dile getirdiği
rahat okunur bir roman bulma kaygısına kendimi bu dosyada biraz
fazlaca kaptırdığımı vurguladılar.Ayrıca,telif yüzdesi ve baskı
adedi gibi hususlardaki yaklaşımınızın da,buranın birinci ya da
ikinci romanlara uyguladığı brüt % 8-10 telif ve 1000-1500
adetlik baskı politikasıyla da örtüşmediği,dolayısıyla bu açıdan
da birlikte çalışmamızın mümkün olamayacağını
belirttiler.Bense,romanın belli bir nitelik barındırdığı ve
gelişmeye açıklığını belirtsem de azınlıkta kaldım.
Size baştan
biraz fazla umut aşıladıysam özür dilerim.Bundan sonra da ilgili
bir okurunuz olmaya çalışacağım.
Saygılarımla,
ishak
Madem ki orada sizden
daha iyi bilen
"bilirkişiler" var, bu
bilirkişilerin adlarını
bilmek ve kendilerinin
iyi bir takipçisi olmak
istiyorum. Sizi "İkinci
Geliş"i basmak gibi bir
hatadan geri çeviren bu
bilirkişiler, eminim
ki, İş Bankası'nın
parasını sokağa atmamak
için, yarın, "İkinci
Geliş"ten çok
daha yetkin yerli
romanlar
yayınlayacaklar. Ben o
romanların da iyi bir
takipçisi ve eleştirmeni
olacağım.
Çıtayı "İkinci
Geliş"in fevkinde tutmak
kararlarından ötürü,
kendilerine lütfen
tebriklerimi iletin.
Umarım, kendilerini iki
ay bekledikten sonra,
kitabım hakkında ret
kararı veren
bilirkişilerin isimlerini
öğrenmek hakkını bana
çok görmezsiniz. Ayrıca,
sayın
bilirkişilerin, kitabımla
ilgili aldıkları
notların, gerek dilde
gerekse içerikte
gerçeklik duygusu
yaratmak konusunda bana
büyuk katkı
sağlayacağına
inandığımdan, söz konusu
notlara ulaşmayı da
talep ediyorum.
İsimleri ve
notları merakla
bekliyor, kendilerine ve
size selam ve
saygılarımı
gönderiyorum.
Bir
insanın kaybetmeyi bu
kadar medenice
kabullendiğine hiç tanık
oldunuz mu? Olamazsınız.
Ama karşımdakiler için,
bu cevap medeni olmaktan
çok, "tehlikeliydi".
Çünkü bütün o medeni
üslupla iki tane çok
tehlikeli talep ifade
ediliyordu: Kitabımı
reddeden bilirkişilerin
isimlerini ve notlarını
(gerekçelerini)
istiyordum. Sağlam bir
ret gerekçesi bulunan
medeni insanlar için,
iki ay beklettikleri bu
insanın medenice ifade
edilmiş bu ricasını
yerine getirmek, hem bir
vicdan borcu sayılırdı,
hem de çok kolay olurdu.
Ama "İkinci Geliş"e
karşı kimsenin sağlam
bir ret gerekçesi
bulunamayacağı için,
olayımızdaki ret
kararının sahipleri
isimlerini asla
veremezlerdi. (Zaten,
büyük bir ihtimalle, ret
kararını veren de,
sonradan hangi iyi
saatte olsunların
etkisiyle bilinmez,
İshak Reyna'dan başkası
değildi.) Ama Reyna
topu, bence, adlarını
vermediği önce iki,
sonra üç bürokrata
atmayı tercih ediyor ve
kendisi o yayınevinde
genel yayın yönetmeni
değil de, karar yetkisi
olmayan bir
eşşekbaşıymış gibi;
"valla ben kıvırmadım,
kitabı savundum ama
onlar reddetti" diyordu.
(Kitabı savunması da çok
ilginç:
"Bense,romanın belli bir
nitelik barındırdığı ve
gelişmeye açıklığını
belirtsem de azınlıkta
kaldım."
Demek kitabım,
"gelişmeye açık"mış!...
Samimiyetsiz herif!...
Defalarca yüz yüze
geldik. Bunu benim
yüzüme bir kez olsun,
söyleseydin ya! Bak o
zaman ne oluyordu.)
Kolayca tahmin edileceği
üzere, İshak Reyna,
benim medeni cevabıma,
sanki babasını kesmişim
gibi, hiç de medeni
olmayan bir karşılık
verdi. Bir daha değil
karşıma çıkmak,
telefonlarıma bile
çıkmadı.
Uzun süre bekledim,
"İkinci Geliş"i
yayınlamayanların nasıl
bir yerli roman
yayınlayacağını görmek
için... Ama uzun süre
yalnızca yabancı
klasikleri yayınladılar.
Bir ya da iki yıl sonra,
yerli roman da
yayınlamış olmak için
Adalet Ağaoğlu
romanlarının yeni
baskılarını yaptılar...
Daha sonra da Hamdi Koç
romanlarının yeni
baskılarını...
Aradan iki yıl geçmişti.
2008 yılında İshak
Reyna'nın İş Bankası
Yayınları'ndaki görevini
bıraktığını (ya da belki
bıraktırıldığını)
öğrendim ve Yayınevi'ne
yeniden başvurdum.
Önce Alkan İnal adlı bir
editörle telefonda
konuştum. İshak
Reyna'yla yaşadıklarımı
anlattım. Anlattıklarımı
belgeleyebileceğimi
belirttim. Benim adımı
bile bilmiyordu. Romanı
okumayacağından
korktuğum için,
kendisine "İkinci
Geliş"i gönderdikten
sonra Theope adlı
kitabımı da gönderdim.
Theope hakkında
internette pek çok bilgi
bulacaktı ve muhtemelen
Theope'yi okumanın vakit
kaybı olmayacağını
kendiliğinden
keşfedecekti. Theope'yi
okuyanların, benim
yazdığım her satırı
okumak isteyeceğine
güveniyordum.
İşte Alkan İnal'la
yazışmalarımız:
İshak Reyna ile yazışmalarımız, meğerse, onun
niyetinin bozulmasından sonra başlamış. Daha
önce, yazışmak yerine görüşüyormuşuz (telefonda
ya da yüz yüze...)
Her neyse, yazışmalarımız, İshak bey'in romanımı
(genel müdüre okutacak kadar beğendiğini) ortaya
koyuyor. (Genel müdüre okutup okutmadığı şüphe
götürür olsa da, romanımı beğendiği ve kim bilir
hangi nedenle, yayınlamaktan daha sonra
vazgeçtiği veya vazgeçirildiği anlaşılıyor.)
Oysa sizin de dediğiniz gibi, kimse Reyna'yı ilk
kararından çevirememeliydi. Ret gerekçesine
parasal nedenleri de eklemiş olması ilginç.
Demek ki, sanatsal gerekçenin (kıvırmanın)
inandırıcı olmadığının kendisi de farkında...
Tabii ki, Reyna son mesajıma asla cevap vermedi.
Bana romanımı kimlerin beğenmediğini asla
söylemedi. O birilerinin bankada olduğunu
sanmıyorum. Eleştiri yazılarımla o kadar çok
düşman kazandım ki, adamlar sırf benim hakkımda
imzasız iftira yazıları ve (beni örneğin dansöz
kıyafetinde gösteren) fotomontaj
karikatürleri yayınlamak için, sahibi belirsiz
internet siteleri bile kurdular.
Neyse, size söylediğim her şeyin doğru olduğuna
inandığınıza inanıyorum. Ben haksızlığa uğramaya
alışkınım ama lütfen bari sizin tanıklığınız
altında tekrarlanmasın!
Hoşçakalın!
Alkan Ýnal <alkan.inal@iskultur.com.tr>
wrote:
Mesajlarınızı aldım. Dikkatle okudum.
İ.Reyna’nın aktardığı süreç bana yabancı
görünmüyor. Editör dosyayı edebi
niteliği açısından bağımsızca
değerlendirir, dosyayı yayın kuruluna
götürdüyse bu zaten kitabı önerdiğini
gösterir. Ama yayınevi yönetimi yayın
politikası ve piyasa koşulları
çerçevesinde konuya yeniden bakar. Bu
arada dosyayı (kısmen ya da tamamen)
okumuş kişiler varsa, onlar da eser
hakkında görüşlerini tabii ki
belirtirler. Bu her yayınevinde
izlendiği bilinen bir yol.
Bir dosyanın (yayınevinden ayrılmış da
olsa) bir editörün verdiğinin tersine
ikinci bir cevap alabilmesi pek mümkün
değildir. Bunu telefon görüşmemizde de
belirtmiştim.
Bütün bunları yayınevimizin çağdaş
edebiyat alanında biraz geride durma
politikasıyla birleştirince, ortaya
çıkan tablonun pek umut verici olmadığı belirtmezsem sizi yanıltmış olacağımı
düşünüyorum.
Ama konuştuğumuz gibi kitabınızı çağdaş
edebiyat editörümüzün
ruken.kiziler@iskultur.com.tr
adresine göndermenizi öneririm. Ben de
ona Theope’yi vereceğim. Kitabınızı bana
göndermenizi bir iltifat addediyorum.
Elbette okuyacağım, bir okur olarak.
Alkan İnal
Lütfen, kitabı baştan mahkum etmek anlamına
gelen şu "editörün reddettiği" meselesini
unutun! Editör reddetmedi. Editör kitabı çok
beğenmişti. Benim başıma defalarca geldiği
üzere, araya "iyi saatte olsunlar" girdi.
Theope'yi de herkes çok beğeniyor. Yazılır
yazılmaz DT'nin de repertuarına alındı ama
1990'dan bu yana "iyi saatte olsunlar"
oynanmasına izin vermiyor. Olay benim için hiç
esrarengiz değil. "Yayın politikası ve piyasa
koşulları" diye ifade ettiğiniz soyut
gerekçeler, iyi bir kitabın ya da iyi bir oyunun
engellenmesini sağlayamamalılar. Orada kendi
sanatsal yetkinliğinden emin gerçek editörler
varsa, tek önemli kıstas sanatsallık olmalı.
Gerisi lafügüzaf!...
Kitabı Ruken hanıma şu mesajla gönderdim:
Alkan bey, İş Bankası'nda yayınlanması için,
romanımı size göndermem gerektiğini söyledi.
Sizin adınızı internette göremediğim için, ilk
konuşmayı onunla yaptım. Romanımla eğer
ilgilenirseniz, emeğiniz için şimdiden
teşekkürler."
Lütfen, İshak bey'den farklı davranın ve şu
kitabı ille reddetmek zorundaysanız, somut ve
sanatsal gerekçelerle reddedin!
Bu kitabın yayınlanış öyküsünde size yaraşan bir
rol oynamanız umudu ve dileğiyle, hoşçakalın,
diyorum. Ruken hanıma selamlar!
Yazılarımı izleyen
okurların kolayca tahmin edebileceği
üzere, bu son mesajdan sonra, bir daha
Alkan İnal'a da ulaşamadım. Ruken
Kızıler'e ise zaten hiç ulaşamamışım.
Bana herhangi bir cevap göndermeye
tenezzül etmemiş.
Bu ulaşılmaz,
bulunmaz hint kumaşı Ruken Kızıler ile
Alkan İnal, bu
işlere burnunu sokmak için gerekli
birikim ve yeteneğe sahip midirler? Çok
yakında, kısa ama iki kere iki dört gibi
inandırıcı, belgesel bir yazıyla
göstereceğiz. Hepsini bir günde yazmak
çok yorucu oluyor. Bazen
linççilere
öylesine imreniyorum ki... Ne belge, ne
kanıt, ne alıntı, ne kaynak gösterme
dertleri var... Akıllarına estiği gibi,
on dakikada bir sayfa doldurabiliyorlar
-yalan ve iftiralarla...
COŞKUN BÜKTEL
/ 4 TEMMUZ 2010
(Bu serencamın
diğer iki epizodunu okumak için, lütfen,
TIKLAYINIZ!)
BONUS
Ruken
Kızıler ile Alkan İnal'ın, çifte editör olarak künyesine isimlerini
koydukları bir kitap:
|
KÖRLER KÖRLERİ İZLİYOR-2
"Körler Körleri İzliyor-1"i okumak için
TIKLAYINIZ!
|
  
Çevirmen Sevgi
Sanlı'ya ve onu "izleyen" Adam Yayınları ve İş
Bankası Yayınları editörlerine (Ruken
Kızıler ve Alkan İnal) göre:
Bernard Shaw,
"2 Kasım 1954'te aramızdan ayrıldı."
Dünyanın tüm
"ciddi" kaynaklarına göre ise:
Bernard Shaw,
"1954'te"
değil, 1950'de aramızdan
ayrıldı.
1) Sevgi
Sanlı, Bernard Shaw'dan çevirdiği üç
oyunu, 1982'de,
"Seçilmiş Oyunlar 1" başlığıyla Adam
Yayınları'nda yayımladı.
2) Adam
Yayınları, 1992'de,
"Seçilmiş Oyunlar 1"in 2.
baskısını yaptı.
3) Sevgi
Sanlı, 2004'te, söz konusu üç oyuna bir
oyun daha ekleyerek,
"Dört Oyun" adıyla, kitabın üçüncü
baskısını, bu kez İş Bankası Kültür Yayınları
arasında yayımladı.
4) İş
Bankası Yayınları, 2010'da,
"Dört Oyun"u
bir kez daha yayınlayarak, kitabın dördüncü
baskısını gerçekleştirmiş oldu.
Kitabın yukarıda belirttiğimiz
tüm baskılarında Sevgi Sanlı'nın 1982'de ilk
baskı için yazdığı "önsöz" kullanıldı ve
1982'den beri otuz yıl boyunca, tüm editör ve
düzeltmenler o "önsözün" somut yanlışlarına bile
"sadık kaldılar" ki Bernard Shaw'un
ölüm tarihiyle ilgili yukarıda belirttiğimiz
somut yanlışlık da bunlardan biriydi.
Ne dersiniz? "Dört Oyun" adlı
kitabın 2010 baskısının künyesinde adları
"editör" olarak geçen (yani "yanlışları
düzeltmek" için İş Bankası'ndan yıllardır maaş
almakta olan)
Ruken Kızıler ve Alkan İnal,
otuz yıldır sürmekte olup tüm internet ortamını
da dezenforme eden (Shaw'un ölüm tarihiyle
ilgili) bu fahiş hataya dikkat çektiğim için,
sizce, bana teşekkür edecekler mi?
Hiç sanmıyorum. Neden mi? Çünkü
tecrübelerim bana, kültür "işlerinden" ekmek
yiyen insanlarımızın, "hata düzeltenlerden" hiç
hoşlanmadığını, hatta "hata düzeltenlerden"
nefret ettiklerini öğretti.
"Körler Körleri İzliyor"
serimizin 30 Mart 2007 tarihli
ilk yazısında, bir
başka fahiş hatayı düzelttiğimiz zaman, o
hatanın failleri
Tuncer Cücenoğlu,
Üstün Akmen ve Mitos
Boyut Yayınları, hatırlanacağı üzere, bize
teşekkür etmek yerine, bizim hakkımızda bir
linç
kampanyası düzenlemeyi uygun
bulmuşlardı. Yine hatırlanacağı üzere,
akademisyen olduğuna bin şahit gereken linççi
profesör(!)
Nurhan Tekerek de,
kendisine somut yanlışlarını gösteren, hatta
parmak hesabı öğreten Hilmi Bulunmaz'a teşekkür
etmek yerine, Bulunmaz'ı mahkemeye vereceğini
söylemişti (Bkz).
Yine azılı linççilerimizden Üstün Akmen'in,
somut bir yanlışını düzeltmiş olan Feridun
Çetinkaya'ya "Teşekkür ederim!" demek yerine,
"Mal bulmuş mağribi!" dediği, belgeli bir
hakikattir (Bkz).
Bir tür linççiler karargahı
olarak işlev gören (ve lince imza atmayanların
iyi kabul görmediği, yazarlar listesine şöyle
bir göz atmakla bile anlaşılan) linççi
Cüneyt Yalaz
yönetimindeki
linççi Mimesis
dergisinin internet sitesinde de, Bernard
Shaw'un Sevgi Sanlı çevirisi "Dört Oyun"unu
tanıtan bir sayfa yapılmış (Bkz).
Tabii ki, (zaten öteden beri Boğaziçi
Üniversitesi'nin, tiyatro sanatının ve gençliğin
yüz karası olarak tanıdığımız) konjonktüre bağlı
olarak bazen taciz(!), bazen küfür(!)
karşıtı olmakla iştigal eden Mimesis'çi
vandal
linççiler; insanlarımızın,
"hata düzeltenlerden" hiç hoşlanmadığını, hatta
"hata düzeltenlerden" nefret ettiklerini
bildikleri için olsa gerek, kör taklidi yapıp
körleri izleyerek, "Dört Oyun" kitabındaki
apaçık ve somut editör hatasını görmezden
gelmeyi, yani (tiyatro "piyasasında" kötü
kişiler olarak tanınmaktansa) bu kez de Bernard
Shaw hakkındaki otuz yıllık dezenformasyonla,
okurlarını bir kez daha "zehirlemeyi" tercih
etmişler. E, herhalde Mimesis'çilerin yayıncılık
ilkeleri, "küfürbaz" dedikleri Büktel'in
yayıncılık ilkeleriyle aynı olamazdı, değil mi?
COŞKUN BÜKTEL / 17 Temmuz 2010
|
|
CAN YAYINLARI
EDİTÖRÜ YAZAR(?) FARUK DUMAN'IN
"İKİNCİ GELİŞ"İ
REDDİ
Coşkun Büktel
/ 25 Haziran 2010
"İkinci Geliş" adlı romanımın Can Yayınları'nda ve
taa 2006 yılında çıkmasına geçit vermemiş olan
editör Faruk Duman'ın, bana gönderdiği ret cevabını
okurların değerlendirmesine sunuyorum.
(NOT:
"İkinci Geliş" romanımla ilgili olarak, "Ahmet
Altan'ın" Alkım Yayınları'yla yaşadıklarımı da şu
linkte okuyabilirsiniz:
"Ahmet Altan'dan Medet Ummanın Dayanılmaz
Salaklığı")
Türk
dilinde yazılmış "en kolay okunan", en akıcı ve
eğlenceli romanı da ("Fiyasko") engellemiş olduğunu
itiraf eden Faruk Duman'la asıl hesaplaşmamı, günün
birinde "İkinci Geliş"in yayınlanmasından sonra
yapacağım.
Şimdilik, (okurlara söyleyecek şeyi olmadığı için
kendini okutmaktan aciz) yaratıcılıktan yoksun
birtakım kabız ve sıkıcı yazarların, yayınevleri
tarafından (ucuz işgücü kullanmak alışkanlığı
yüzünden) editör diye istihdam edilmesindeki
sakıncaları gösteren ve bu "ucuzluğun" Türk
edebiyatına verdiği zararları belirleyen somut bir
örnek olarak, yalnızca, Faruk Duman'ın bana
gönderdiği 14 Kasım 2006 tarihli ret cevabını
yayınlamakla yetiniyorum.
Evet,
şimdilik, son söz Faruk Duman'ın:
|
Sayın Coşkun Büktel,
Hamdi Mümkün ya da İkinci
Geliş adlı
çalışmanızı değerlendirdik. Yayınevimize çok sayıda dosya
geldiği için bu dosyaları kısa sürede yanıtlamak kolay
olmuyor. Sabrınız için teşekkür ederiz.
Sayın Büktel, geçmiş
listeleri gözden geçirirken sizinle daha önce de Fiyasko
adlı dosyanız nedeniyle çalışmış olduğumuzu gördüm.
Yanılmıyorsam o dosya bir yayınevinden sonradan çıktı.
Sayın Büktel, Hamdi
Mümkün ya da İkinci Geliş’i ne yazık ki yayın
programımıza alamıyoruz. Bunda bizim yayın programımızın
2008 yılı sonuna kadar dolu olmasının da etkisi var, ama
yazınsal nedenler de var. Yapıtınız, önceki çalışmanızda
olduğu gibi, temiz, kusursuz bir Türkçe ile yazılmış.
Yazdıklarınızı okutuyorsunuz.
Ancak, roman kişileriniz
yapay kişiler olmaktan kurtulamıyor. Dolayısıyla
romancılığımızda yer edecek, edebiyatımızı zenginleştirecek
kahramanlar çıkmıyor içlerinden.
Hamdi Mümkün’ün ikinci
gelişi, yani bir Osmanlı’nın günümüzde, 2005 yılında
uyanması, bulunup çıkarılması bizce ilginç bir konu değil.
Anlatım biçiminiz, yer yer mizaha dayanan, akıcı üslubunuz,
kitabınızı okunur kılıyor, ama sonuçta Can Yayınları’nın
ilgi göstermediği popüler roman türüne giriyor.
Sayın Büktel,
Bize gönderilen her dosyaya
gerekçeli red yazıları göndermiyoruz.
Yapıtınızı bu ortak
görüşlerle geri çeviriyoruz, öznel görüşler olduğunu
hatırlatarak.
Sevgiler
Can Yayınları Türk Edebiyatı
Editörü
Faruk Duman
|
|
Türkiye
yayıncılığında saatin kaç olduğunu
anlamak için, "İkinci Geliş" adlı
romanımızın altı yıllık tarihini anlatan
sayfamızı okumak yeterli:
MEPHİSTO YAYINLARI YÖNETİCİSİ ÖMER
ERZEREN'İN ÇOK BEĞENDİĞİ "İKİNCİ GELİŞ"İ
REDDETME GEREKÇESİ NEYDİ?
Coşkun
BÜKTEL /
8 Aralık
2011
Mephisto yayınları
yöneticisi Ömer Erzeren, çok beğendiğini
söylediği "İkinci Geliş" romanımı
basmayı reddetti. Erzeren, romanı
reddetme gerekçesi olarak, daha önce
başka yayınevleriyle yaşadığım
olumsuzlukları, internette teşhir
etmemin kendisini rahatsız etmiş olması
olarak açıkladı. Erzeren'i rahatsız
etmiş olan açıklamalarımızı (altı yıldır
herkesin beğendiği ama kimsenin
basmadığı) kitabımızın hiçbir zaman
basılamaması pahasına da olsa,
internetten kaldırmayı asla düşünmüyor;
romanımızın altı yıllık maceralı
tarihinden gurur duyuyor ve Türkiye
yayıncılığında saatin kaç olduğunu
anlamak isteyen okurlar için, bedeli
ağır ödenmiş o sayfaları okumanın
yararlı ve kaçınılmaz bir gereklilik
olduğunu iddia ediyoruz. İşte linki:
http://www.coskunbuktel.com/buktelahmetaltan.htm
|
|