|
İSTANBUL ŞEHİR TİYATROSU
SANATÇILARI DERNEĞİ'NİN (İŞTİSAN) "MÜDAHALE KARŞITI"(?) BİLDİRİSİNE
ELEŞTİREL BİR KATKI.

Tiyatro kurumunuza
değil, tiyatro sanatına ve demokratik ilkelere aidiyet
duyun!
Coşkun Büktel
İştisan bildirisini onurlu ve
bilimsel kılmak için, bildiri metnine öneri mahiyetinde yaptığımız
bazı ekleme, çıkarma ve eleştiriler
24 Haziran 2009
NOT:
İŞTİSAN bildirisini okuduğumda, kendi
kendime şu soruyu sordum: İŞTİSAN üyeleri, aşağıdaki bildiri metnini
yayınlamadan önce, bana gönderip de, "Coşkun Bey, lütfen, şu metne
müdahale edip bi çeki düzen veriniz" ricasında bulunsalardı ve ben
de o ricayı kabul etseydim, acaba ne yapardım?
Bu soruya uygulamalı olarak cevap
vermenin, İŞTİSAN üyelerine bir yardımı olmasa bile, okurlara
yardımı olabileceğini düşündüm.
Bilindiği üzere,
"Arka Sıradakiler" TV
dizisinin yetkilileri, dizinin senaryosuna müdahale (ekleme/çıkarma/eleştiri) yapmam için bana hatırı sayılır
bir ödeme yapıyorlar; ama buna karşılık, İŞTİSAN üyeleri benim
danışmanlığımdan bu biçimde yararlanmayı (ben üstüne para bile
versem) düşünmezler; hatta bu sayfada bedavaya yaptığım uygulama
için bana teşekkür bile etmezler; hatta, öyle sanıyorum ki, tam
tersine, bu uygulama yüzünden bana gıcık bile olabilirler. Benim
müdahalelerim konusunda, birbirine taban tabana zıt bu iki yaklaşım,
"Arka Sıradakiler" yetkililerinin "işlerini bilmedikleri" ve İŞTİSAN
üyelerinin ise "işlerini çok iyi bildikleri" anlamına mı geliyor?
Yoksa tam tersi mi geçerli?
Bu sayfayı okuduklarında, buna okurlar
kendileri karar verecek. Çünkü (linç
kampanyasına katılma-mak sağduyusunu, Genco Erkal'ın bile
gösteremediği o sağduyuyu, gösterebildikleri için her ne kadar
İŞTİSAN'ı tebrik ediyor olsak da) biz, bu sayfadaki (asla
antidemokrtik olmayan) "sanatsal" müdahalelere mesai harcamayı, ne
de olsa İŞTİSAN üyelerinin hatırı için değil, okurların hatırı için
göze aldık.
Okurlar, aşağıdaki İŞTİSAN bildirisine
yaptığımız müdahaleleri şöyle tanıyacaklar:
İŞTİSAN bildirisinin tümünü
kırmızı harflerle dizdik.
Bildiriden çıkarılması gereken
ifadelerin üstüne çizgi çektik. Örnek:
Sayın Nutku çok haklıdır
Bildiriye eklediğimiz ifadeleri siyah
harflerle dizip üstünü sarıya boyadık. Örnek:
ÖZDEMİR NUTKU İFTİRACIDIR
Bildirideki ifadelere yönelik
eleştirilerimizi, ilgili ifadenin hemen ardından, köşeli ayraç
içinde siyah/bold karakterlerle belirttik. Örnek: [İFTİRASI
APAÇIK BELGELENMİŞ BİR PROFESÖRE YALAKALIK ETMEKLE ONU AKLAMAYI
DEĞİL ANCAK KENDİNİZİ LEKELEMEYİ BAŞARIRSINIZ.]
Evet, artık hazırsanız, aşağıdaki
İŞTİSAN bildirisini Büktel'in yorumuyla okuyabilirsiniz:
İSTANBUL’A
TİYATRO KAMUOYUNA
SESLENİYORUZ...
İŞTİSAN
19 Haziran 2009
29 Mayıs 2009 tarihinde 17 aydır İstanbul Büyükşehir Belediyesi
Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği görevini yürütmekte olan
Orhan ALKAYA görevden alındı ve değerli bir meslek insanı olmanın
dışında Şehir Tiyatroları’yla hiçbir ilişkisi olmayan, Devlet
Tiyatrosu kökenli Ayşe Nil ŞAMLIOĞLU göreve getirildi. Başta
Büyükşehir Belediyesi’nin Kültür ve Sanat Danışmanı Kenan IŞIK olmak
üzere, belediye yetkilileri, kamuoyuna bu değişikliği “RUTİN”
diyerek gerekçelendirdiler. Şehir Tiyatroları sanatçılarının meslek
örgütü İŞTİSAN, “İstanbul’a Açık Mektup” başlığıyla yayınladığı bir
bildiriyle tepkisini dile getirdi ve 11 Haziran 2009’da, Şehir
Tiyatroları çalışanlarının katıldığı bir toplantı düzenledi.
Bütün süreçlerde olduğu gibi,
Daha önceki benzer
görevden alma sürecinde, örneğin bir eleştirmenin, Feridun
Çetinkaya'nın, Türk tiyatro tarihine en onurlu sayfalarından birini
kazandıran
"... Ama Beni
İktidar Yapan Müdahale İyidir"
başlıklı muhteşem bir yazı yazarak, asıl bizim göstermiş olmamız
gereken demokratik ve ahlaki tepkiyi göstermiş olmasından gerekli
dersi çıkardığımızı ve utanç payımızı aldığımızı kamuoyuna
bildirmeyi öncelikli bir görev sayıyor ve konuyla ilgili olarak
yazdığı
"İstanbul
Şehir Tiyatroları, Kadir Topbaş ve Kenan Işık gibi belediye
zabıtalarının şamaroğlanı olmaktan ne zaman kurtulacak?"
başlıklı ikinci yazısında da yine
bizim yerimize gösterdiği duyarlılık nedeniyle sayın Çetinkaya'ya kamuoyu önünde teşekkür ediyoruz.
Daha önceki
yanlışları artık aşmış bir İSTİŞAN olarak, sözünü ettiğimiz o
bu
son
toplantıda da, kararlıca
oluşan ortak iradeyi, soruları, yönelimi ve talepleri
meslektaşlarımız ve kamuoyu ile paylaşmayı görev sayıyoruz.
[Çetinkaya'nın, 17 ay önce,
"... Ama Beni İktidar Yapan Müdahale İyidir"
başlıklı o muhteşem
yazısıyla ve bugün Orhan Alkaya'nın görevden alınması üzerine o
yazıda savunduğu demokratik ilkeleri bir kez daha hatırlatan
"İstanbul
Şehir Tiyatroları, Kadir Topbaş ve Kenan Işık gibi belediye
zabıtalarının şamaroğlanı olmaktan ne zaman kurtulacak?"
başlıklı yazısıyla, sizin yerinize gösterdiği
demokratik duyarlılığı görmezden gelerek, Çetinkaya'nın önemsiz,
kendinizin ise daha önemli olduğunuzu kanıtlamış olamazsınız.
Çetinkaya'nın o muhteşem yazılarını görmezden gelmekle, ancak, aynı
tas aynı hamam −ya da umutsuz vaka− olduğunuzu ve sizden ne köy ne
de kasaba olacağı gerçeğini bir kez daha vurgulamış olursunuz.
Yalnız bunu vurgulamakla kalmaz; aynı zamanda, Kadir Topbaş gibi
sanatsal muhalefete sıcak bakmayan siyasal otorite temsilcilerinin
tiyatro sanatını kontrol edebilme gücünü daha çok sizin gibi
"sanatçıların" karakter güçsüzlükleri sayesinde sürdürebildiğini bir
kez daha kanıtlamış da olursunuz. Biliyorum, bunları öğrenmek ya da
duymak hoşunuza gitmeyecek ve
linç
kampanyasına imza
vermediğiniz için belki de pişman olmanıza yol açacak ama; birinin,
linç kampanyasına maruz kalmaktan korkmaksızın ve bedava mesai
harcamaktan usanmaksızın, okurlara ve tarihe bunları söylemesi
gerek.]
1- 2000 - 2009 yılları arasında Şehir
Tiyatroları, 7 kez yönetim değişikliği yaşamış ve 6 farklı isim
görev yapmıştır. [17 ay önce, Nurullah Tuncer de hiç
gerekçesiz alınıp yerine Alkaya getirildiğinde, durum daha az vahim
değildi. Bakınız: Çetinkaya,
"... Ama Beni İktidar Yapan Müdahale İyidir".]
Şehir Tiyatroları 95 yıllık tarihiyle,
ülkenin en eski ve köklü sanat kurumudur. Yetkililer bilmelidir ki,
dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir kurumsal yapıda, 9 yılda 7 kez
[veya 8 yılda 6 kez] yönetim değişikliği
yapılamaz. Bir sanat kurumunda ise hiç yapılamaz. Eğer yapılıyorsa,
bu
yalnızca, o sanat kurumundaki sanatçıların maaşlarından başka
kaybedecek hiçbir değerleri kalmamış ruhsuz faniler oldukları
anlamına gelmez, o sanat kurumunun
temeline dinamit koymak anlamına
da
gelir. Şu andaki uygulamanın tanımı da
budur!..
2- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı
sayın Kadir TOPBAŞ, kısa bir süre önce gerçekleşen yerel seçimlerde,
bir 4 yıl için daha İstanbul halkından yetki almış ve bu durumu,
istikrarın başarısı olarak açıklamıştır. Şehir Tiyatroları yönetimi
konusunda atama ve görevden almaları imzalayan kişi olarak, 9 yılda
7 değişikliğin oluşturduğu istikrarsızlığın hala farkında değil
midir? Yoksa, istikrardan uzak bir Şehir Tiyatrosu, Dünya
Avrupa
Kültür Başkenti olmaya hazırlanan İstanbul’da, bir tercih sebebi
midir?..
[Niye olmasın? Kadir Topbaş gayet tutarlı:
O, istikrardan söz ederken, istikrar sözcüğüyle kendisinin sürekli
seçilmesini kastediyor ve halk da onun neyi kastettiğini anlıyor ve
onun talep ettiği istikrarı oylarıyla onaylıyor. Şehir
Tiyatroları'ndaki −sizin kastettiğiniz anlamda− istikrarsızlığa
rağmen halktan oy alabildiğini gören Kadir Topbaş için, İBBŞT'yi
istikrarsızlaştırmanın ne sakıncası olabilir ki? İBBŞT'yi
istikrarsızlaştırmanın −hatta belki son aşamada, tüm tiyatro
mekanlarını, biçki/dikiş ya da Kur'an kursları gibi etkinlikleri
daha da ivmelendirmek üzere "mahalle evi"ne dönüştürmenin− oy
getirdiğini fark eden Topbaş, İBBŞT'yi niye
istikrarsızlaştırmayacakmış ki?... Topbaş, tiyatroyu niye
desteklesin ki?... Futbolu sevmese bile, desteklemek zorunda... Ama
tiyatroyu niye desteklesin ki?... Halkın desteklemediği bir
etkinliği Kadir Topbaş niye desteklesin ki?...
Sizler, istikrarı Kadir Topbaş'tan dilenmek
yerine, Kadir Topbaş'a karşı dik durabilmeyi ve istikrarsızlığın
hesabını sorabilmeyi denemelisiniz. Bunu yapamıyorsanız, hiç
değilse, Kadir Topbaş'tan −ve tüm tiyatro karşıtlarından− hesap
sorabilen insanların çabalarını desteklemelisiniz. Desteklemeyi de
göze alamıyorsanız, hiç değilse, onları görmezden gelmemeyi göze
alabilmelisiniz.
Kısacası, suçu Topbaş'tan önce, kendinizde
aramalısınız. Kendi sanatsal ve kişiliksel yetersizliklerinizde...](1)
3- Hatırlatmakta yarar var: Orhan ALKAYA
göreve atandığında Şehir Tiyatrosu Genel Kurulu’nun seçtiği Yönetim
Kurulu Üyesi idi.
[Evet ama, sizin de hatırlamanızda yarar
var: Orhan Alkaya, "Yönetim Kurulu Üyesi" seçildiğinde ve üyeliği
döneminde Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nun yıkılmasına
karşıydı. Ne kadar karşı olduğunu açıklayan demeçleri yayınlanmıştı.
—Bakınız,
"Orhan Alkaya Bu Yıkımla Hatırlanacak"—
Ama Kadir Topbaş, Alkaya'yı
"Kazmacıbaşı" olarak devşirip onu
genel sanat yönetmenliği koltuğuna oturttuğunda, Alkaya'nın artık o
"Şehir Tiyatroları Genel Kurulu'nun seçtiği Yönetim Kurulu Üyesi
Alkaya" ile hiçbir benzerliği kalmamıştı. Topbaş, Alkaya'yı
devşirirken, Alkaya'yı tam zıddına dönüştürmüştü. Alkaya devşirilip
dönüşmeyi kabul etmeseydi, Topbaş onu Genel Sanat Yönetmenliği
koltuğuna asla oturtmazdı. Ben bunları "bugün" yani Alkaya düştükten
sonra söylüyor değilim. Alkaya'nın daha ilk demecini okur okumaz,
onun söylediklerinden, daha doğrusu söylemeyerek örtbas etmek
istediklerinden, her şeyi, −yani Alkaya'nın
"Kazmacıbaşı" olarak devşirildiğini− anlamış ve oturduğu
koltuğun iktidar sarhoşluğu içinde,
"Demek ki projelerim onay görmüş"
diye zırvalayan Alkaya'ya, aynen şu
uyarıyı yapmıştım:
"ben de, AKP'nin kendi
projesini, sana kendi projenmiş gibi yutturduğunu düşünüyorum. Çünkü
senin, şu an bile, hâlâ bir projen yok. AKP'nin projesini
belirsizliğin şalıyla paketleyerek, onların sana yutturduğu gibi,
sen de tiyatro kamuoyuna yutturmaya çalışıyorsun."
(Kaynak: Büktel,
"Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok".)]
Aynı süreçte oluşan yeni
Yönetim Kurulu’nda, bir diğer seçilmiş üye Volkan SAĞIROSMANOĞLU ile
yeni seçilen iki üye Can BAŞAK ve Hakan ARLI da yer aldı. Hakan ARLI
ayrıca Sahne Direktörlüğü görevini de üstlendi. Böylelikle ilk kez,
7 kişilik Yönetim Kurulu’nun 4 üyesi seçilmiş üyelerden oluştu ve
Şehir Tiyatrolular gerçek anlamda bir temsil gücüyle yönetilir ve
üretim
(ve yıkım)
yapar hale
geldi.
Yani demek istiyoruz ki,
Topbaş'ın hem de asil olarak atanmış Nurullah Tuncer'i sorgusuz
sualsiz görevden alıp yerine vekaleten bizim temsilcimiz Orhan
Alkaya'yı getirmesi, bu müdahaleyle bizi iktidar yapması, iyi
olmuştu.
[Sizin "temsil gücünüz", daha önce Muhsin
Ertuğrul'un yıkılmasına karşı çıkan iradeyi temsil ediyorken, tam
zıddına dönüşüp Kadir Topbaş projelerinin (Muhsin Ertuğrul
yıkımının) emrine girebildiğine göre, ilkeli ve demokratik bir güç
sayılamaz. Sizin temsil gücünüzü, daha çok, cemaatin menfaatleri
uğruna her boyaya bulanabilen ve sağlam demokratik ilkeler yerine
konjonktürü kollayan, ve konjonktür gerektirdiğinde iktidara hulûs
çakmayı bile bir yöntem olarak dışlamayan, "fırsatçı" bir güç saymak
daha doğru olur kanısındayım. Bu yüzden, Orhan Alkaya "atamasının" demokratik, Alkaya
"azlinin" ise antidemokratik olduğunu söylemeyi hiç mantıklı
bulmuyorum.
İkisi de Topbaş projelerinin gereği olduğuna göre, Alkaya'nın
atanmasıyla atılması arasında demokrasi açısından hiçbir fark
yoktur. İkisi de, sanat dışı siyasi otorite tarafından sanatsal
alana yöneltilmiş sanat karşıtı birer müdahaledir. İlkeli, gerçek
bir sanat insanı olan Feridun Çetinkaya
o nedenle, dün Orhan Alkaya'nın "atanmasına" karşı çıktığı gibi,
bugün Alkaya'nın "atılmasına" da, yani her iki müdahaleye de, karşı
çıkmaktadır. (Bakınız:
"... Ama Beni İktidar Yapan Müdahale İyidir"
ve
"İstanbul
Şehir Tiyatroları, Kadir Topbaş ve Kenan Işık gibi belediye
zabıtalarının şamaroğlanı olmaktan ne zaman kurtulacak?")
Ama sizler, tıpkı Çetinkaya'nın 17 ay önceki o
muhteşem ilk yazısının başlığında saptadığı üzere, sizi iktidar
yapan müdahalenin iyi olduğunu söylemeye çalışıyorsunuz hâlâ...]
4-
Tıpkı 17 ay önce Nurullah
Tuncer'in görevden alınmasında da yaşandığı üzere,
“RUTİN” denilerek geçiştirilmeye çalışılan bu görevden alma
öncesinde,
["Rutin" mi?!... "Görevden alma"
mı?!... "Geçiştirme" mi?!... Sizler bu kavramlara
17 ay önce hiç
itiraz etmemiş, hatta o kavramları benimsemiştiniz. Şimdi hangi
yüzle karşı çıkabiliyorsunuz? Hani söz konusu olan şey bir genel
müdür'ün "görevden alınması" değil de, diğer bir genel müdüre
"görevin verilmesiydi"? Hani bu görev değişiklikleri "son
derece doğal" (bir başka deyişle
"rutin") idi. Alkaya, göreve geldiğinde ortaya çıkan demokratik
soru ve sorunları şu sözlerle "geçiştirmemiş miydi":
“...Nurullah Tuncer hangi gerekçeyle alındı?' diye bir soru
sormuyorum. Çünkü Nurullah'ın
görevden alınması değil görevin bana verilmesi söz konusu
olan. Bu son derece doğal bir genel sanat yönetmeni değişimi.
Dünyanın her yerinde birisinin başarısızlığından ötürü
görevden alınması değil birisinin projesiyle birlikte
göreve gelmesidir esas olan.”
(Orhan
Alkaya,
“Alkaya
Memnun: Projelerim Onay Görmüş”,
Efnan Atmaca ile Röportaj, Radikal Gazetesi,
10 Ocak 2008)
Peki Alkaya bugün niçin şöyle konuşamıyor:
“...Ben hangi gerekçeyle alındım?' diye bir soru sormuyorum.
Çünkü benim
görevden alınmam değil görevin Ayşe Nil Şamlıoğlu'na verilmesi söz konusu
olan. Bu son derece doğal bir genel sanat yönetmeni değişimi.
Dünyanın her yerinde birisinin başarısızlığından ötürü
görevden alınması değil birisinin projesiyle birlikte
göreve gelmesidir esas olan.”
Bugün sorgulamaya kalktığınız kavramları o
zamanlar size soranları yukarıdaki sözlerle "geçiştirdiğinize" göre,
bugün başınızı öne eğip susmaktan daha soylu ve inandırıcı ne
yapabilirsiniz ki?]
[...]
sabır ve kahırla yaşanan sanatsal üretim
(ve sanatsal
yıkım)
sürecinin sonuçları İstanbul halkıyla paylaşılmıştır. Ulaşılan
toplam seyircide, üretilen ve sergilenen oyun sayısında, doluluk
oranlarında, turnelerde ve festival katılımlarında, açılan
sahnelerde, çocuk ve gençlere yönelik etkinliklerde, uluslararası
ortak yapımlarda, anma günlerinde, alınan ödüllerde yaşanan başarı
şu an fark edilmiyor olsa da sayılarla ortadadır ve
belgelemeye kalkışmaksızın belirtelim ki, belgelidir.
["Belgelidir" demek, hiçbir şeyi belgeli
kılmaya yetmez.]
Hal böyleyken,
yani hiçbir şeyi
belgelemeye gerek duymaksızın her şeyin "belgeli" olduğunu
söylemekle yetinirken,
her Şehir Tiyatrosu çalışanı, “RUTİN” sözcüğünün dışında bir
açıklama beklemek hakkına sahiptir.
[17 ay önce Nurullah Tuncer
sorgusuz sualsiz
azledildiğinde de, o hakka hepiniz sahiptiniz ama, o azil sizi
iktidar yaptığı için, o zamanlar, açıklama filan beklemiyor, o
hakkınızı, iktidar sahibinden talep etmeyi düşünmüyordunuz.
Büktel'in, Çetinkaya'nın, Bulunmaz'ın uyarılarına rağmen...]
Bu açıklama mutlaka yapılmalı ve atama makamı kendini açıkça ifade
etmelidir!..
[Heyhat!... Çok geç!... Ne yer, ne yetki, ne
makam, ne saygınlık ne de inandırıcılığınız kaldı. "Atama makamı"
sizin talep etmeyi ancak bugün akıl edebildiğiniz o açıklamayı
17 ay önce yapmayabileceğini gördüğüne göre, bugün de bal gibi
yapmayabilecektir.]
5- Bu görevden alma ve atamaya birbaşka açıdan bakıldığında, Şehir
Tiyatrosu çalışanları bir kez daha yaralanmıştır.
["Bir kez daha", doğru bir ifade...]
Önce de [Çok da "önce" değil...
Örneğin, Alkaya'nın azlinden "önce" değil...]
söyledik; bu kurumun 95 yıllık bir birikimi vardır ve sayın Kadir
TOPBAŞ, tiyatro camiası içinde yeni bir isim arayışına sanırız
yalnız başına çıkmamıştır. Bu konuda güvendiği ve yetkilendirdiği
kişi Kenan IŞIK’tır!.. [Gayet
doğal: Kadir Topbaş, kendine danışman olarak en yetkin tiyatrocuyu
arayıp bulacak değildi ya... Topbaş'ın açısından bakıldığında, sayın
Topbaş'ın bildiği en "meşhur" tiyatrocuyu kendine danışman
yapmasından daha doğal ne olabilir?]
Ve Kenan IŞIK’ın düşüncesine göre bu kurum, kendini yönetecek bir
sanatçıyı yetiştirememiştir!.. Yetiştiremez!...
[Valla Işık bu iddiayı kabul eder mi etmez mi
bilmem ve linç
imzacısı
Işık'ın zekâdan çatladığını sanıyor da değilim ama, eğer
gerçekten öyle düşünüyorsa, en azından bugün itibariyle, Işık'ın
haksız olduğunu söylemek pek mümkün görünmüyor bana.]
Oysa ne kadar yanıldığını görmek için geçen sezonun
şu "belgelidir"
deyip de belgelemeye yanaşmadığımız
verilerine bir kaç dakika bakması bile yeterlidir.
[Ne yani,
seyirci hasılatını maaşlarınızı karşılar düzeye mi çıkardınız?
Tiyatronuzu Belediye desteğine bağımlı olmaktan mı kurtardınız?
Yo-o!... Ee? O zaman?...]
Gerçek olan; Şehir Tiyatrosu’nu da, Şehir Tiyatroluyu da sevmez
Kenan IŞIK!..
Bunu defalarca yazılı, sözlü
belirtmiştir. Bellekler yanılsa, arşivler ortada duruyor!..
[İyi ama sorun, bu değil ki!... Kimse
Şehir Tiyatrosu'nu ve "Şehir Tiyatroluyu" sevmek zorunda değil ki...
Sorun, onun ve sizlerin tiyatro sanatını sevmiyor oluşunuz. Seviyor
olsanız, "Theope"yi severdiniz.](1)
Daha 5, 6 ay önce
tiyatronun repertuarındaki bir oyuna nasıl faşizanca saldırdığı
tazeliğini hala koruyor!.. Bu durumda elbette bir Şehir Tiyatrolu,
Şehir Tiyatrosu’nu yönetsin istemez Kenan IŞIK!..
[Bağlantıyı kavrayamadım: Çünkü Işık'ın o
dediğiniz "saldırısı" sırasında Şehir Tiyatrosu'nu zaten bir Şehir
Tiyatrolu, −temsilciniz Orhan Alkaya− yönetiyordu ve Işık'ın
saldırısı üzerine, Işık'la uyum halinde, saldırılan oyunu
kaldırmıştı. Şehir Tiyatrosu'nu en yetkin tiyatrocunun
yönetmesini talep etmek yerine, bir "Şehir Tiyatrolu"nun yönetmesini
talep ettiğiniz anlaşılıyor. Bu, çok yanlış!... Bırakın bu hanedan
mantığını! Bırakın Şehir Tiyatrosu'nun babadan oğula mirasla geçen
çiftliğiniz olduğu kuruntusunu!... Yoksa bu zekâlarınızla Kadir
Topbaş'lar sizi daha çok sulu dereye götürüp susuz getirir ve en
militanlarınıza bile pabucunu ters giydirip onu yolundan çevirerek
tam tersi bir yola −Topbaş'ın kendi yoluna− yönlendirir. En militanınızı bile Muhsin Ertuğrul
yıkımı karşıtlığından yıkım yandaşlığına bir dokunuşla devşiriverir.
Oranın "babanızın çiftliği" olmadığını bir an önce anlayıp
"kendimizden iyileri çiftliğimize sokmayız" mantığından bir an önce
kurtulmazsanız, hayatınızı, hiçbir sanatsal önem yaratamadan,
çarıklı erkanıharplerin bile oyununa gelebilen, oyuncağı olabilen,
niteliksiz faniler olarak tüketmek zorunda kalacaksınız!]
Hele “seçilmişler”in çoğunlukta olduğu bir yönetim kurulu hiç
istemez!.. [Bırakın bu asılsız ispatsız
hüsnükuruntuları! Sizin "seçilmişler" olmanızın ne önemi var ki?
"Seçilmişliğinizin" ne kadar kıymeti harbiyesi bulunduğu görüldü:
İktidar makamı koltuğu altınıza koyduğu zaman, en
"seçilmişlerinizin" bile bir günde zıddına dönüşmeye, ruhunu
kaybetmeye amade oldukları belgelendi.]
Kurumu ve kurumun sanatçısını hiç tanımıyor da olsa “dışardan”
yönetici her zaman evladır böyle bir kafa yapısı için!..
[Sorunu, genel sanat yönetmeninin "içerden"
ya da "dışarıdan" olması biçiminde görmeniz, antidemokratik siyasi
müdahalelere karşı çıkmak yerine, yalnızca "dışarıdan" yöneticiye
karşı çıkmakla yetinmeniz; yalnızca miyopluğunuzu değil, demokrat
olmaktan kilometrelerce uzak bir kafa yapısına sahip bulunduğunuzu da kanıtlıyor. Aslında
şeytan diyor ki, hepinizi çiftliğinizden atıp yepyeni insanlarla,
yepyeni bir heyecanla, yepyeni bir Şehir Tiyatrosu kurmak, ne kadar müthiş bir atılım
olurdu!... Ama ne yazık ki, "sizin" emeğinize bile saygılıyım ve
kazanılmış haklarını bile savunmaktan aciz de olsalar, saygıyı hak
etmiyor da olsalar, antidemokratik siyasi otoritenin müdahalelerine
karşı, şeytanın tüm kışkırtmalarına rağmen, "emekten" yana olmak
zorundayım.] Lakin
bu çirkin
antidemokratik
uygulama ister istemez bir soru daha yaratıyor: Kenan IŞIK, Ayşe Nil
ŞAMLIOĞLU’na görev teklif ederken de “RUTİN” sözcüğünü acaba
kullanmış mıdır? Öyle ya, “RUTİN” buysa ve başarılı olsa bile
insanlar “RUTİN” gereği görevden alınıyorsa,
[Bu "rutin gereği görevden alınma"ya, Feridun
Çetinkaya'nın yaptığı gibi, ta 17 ay önce, Nurullah Tuncer görevden
alındığı zaman da karşı çıkmalıydınız ki, şimdi bu sözlerinizin
osuruktan biraz daha fazla bir "ağırlığı" ve inandırıcılığı
bulunsun.] Ayşe
Nil ŞAMLIOĞLU da 10, 15 ay sonra görevden alınacak demektir!.. Ve
acaba Kenan IŞIK, kendi görevinin “RUTİN” süresi hakkında ne
düşünmektedir?..
[Hâlâ anlamazdan geliyorsunuz: Rutin sözcüğünün
anlamı, Kadir Topbaş'ın iki dudağı arasındadır. Kadir Topbaş ne
yaparsa rutin odur.] Bu konuda Şehir Tiyatrosu çalışanlarının yargısı
nettir: KENAN IŞIK DERHAL GÖREVDEN ALINMALIDIR!..
[Niye? "Dışardan" diye!... "İçerden" olanları
sevmiyor diye!... Yahu, Kenan Işık'a böyle saçma bir gerekçeyle
karşı çıkarak, ona karşı çıkanların zekâ düzeyini deşifre etmek
suretiyle, Kenan Işık'ı yüceltmiş ve "içerdekilerin" gerçekten
"kifayetsiz" olduğu konusunda onu haklı çıkarmış olmuyor musunuz? Bu
mudur yani "Şehir Tiyatroluların" yapabildiği muhalefetin zekâ
düzeyi? E, o zaman hiç kızmayın Kenan Işık'a!... O, "içerdekileri"
sevmiyor, siz ise sırf "dışardan" diye onu sevmiyorsunuz.
Birbirinizin aynısınız! Hepiniz, hep birlikte, tiyatro sanatını sevmiyorsunuz.
Paylaşamadığınız şey, tiyatro sanatı değil, tiyatronun sağladığı
statüler.]
6- Katma Bütçe’nin kaldırılması ve mevcut yönetmelikle kendini
neredeyse tanımlayamaz hale gelen Şehir Tiyatroları, bugün
[Ne
"bugün"ü?... Siz "bugün" uyanmış olabilirsiniz ama olay çok gerilere
dayanıyor. Uyarılara kulak verseydiniz, çok daha önce uyanmış
olabilir, o keyfi değişikliklerin rahatsızlığını çok daha önce
hissedebilirdiniz.]
yetkililerin “RUTİN”
adını verdiği keyfi yönetim değişiklikleriyle derinden
yaralanmaktadır. [Günaydın!]
Çözüm, yıllardır bütün Şehir Tiyatrolu’ların ısrarla söylediği gibi,
özerk bir Şehir Tiyatrosu yaratacak yasal düzenlemededir.
[Özerklik
verilmez, alınır. Özerkliği hak edecek entelektüel olgunluk ve
sanatsal yetkinliğe sahip olsaydınız, halk bundan etkilenir ve kamu
baskısıyla siyasal iktidarı sizin özerkliğinizi tanımaya zorlardı.
Sizin özerkliği hak ettiğinizi söylemek hiç kolay değil. Ama yine
de, İBBŞT'nin özerkliğinden yana olmak zorundayım elbette.]
Ancak,
Şehir Tiyatroları’nda kimlerin yöneticilik yapabileceğini, yönetim
“RUTİN”lerinin ne olacağını, sanatsal üretim ve idari yapılanmanın
nasıl şekilleneceğini tanımlayan bir yasa, bu kurumu birtakım
danışmanların keyfi yargı ve uygulamalarından kurtarabilir.
[Yani "Kadir Topbaş değil, danışmanı
suçlu" diyor ve Kenan Işık'ı günah keçisi ilan ediyorsunuz. Kadir Topbaş'a karşı çıkmayı
gözünüz yemediği için, Kadir Topbaş'ın "dışardan" danışmanına karşı
çıkıyorsunuz. Özerklik hakkınız için Kadir Topbaş'ın yakasına
yapışacak ve Topbaş'ın ikram edeceği hiçbir makamla yolundan
ve ilkelerinden saptırılamayacak bir kararlılığa sahip, asla dağılmayacak, sağlam
bir örgütlülük kuramadığınızdan, Topbaş'a karşı ağlamaklı ve
ricacı bir dil kullanmayı yeğliyorsunuz. Yalan çıkan somut ve
belgeli vaatlerini
(2) bile, Topbaş'ın
yüzüne vurmaktan çekiniyorsunuz.]
Bu konuda, İŞTİSAN’ın ve çeşitli süreçlerde kurum yönetiminde görev
yapmış değerli Şehir Tiyatrolu’ların çabaları sürmektedir. 11
Haziran toplantısında oluşturulan bir komisyon, daha önceki
çalışmaları da derleyerek ve tiyatrosuna duyduğu aidiyetle
[Aidiyetiniz batsın!... Hâlâ anlamıyor musunuz:
Tiyatronuza değil, tiyatro sanatına aidiyet duymalısınız.
Demokrasinin ilkelerine aidiyet duymalısınız.] yasa
öneri metnini hazırlamak üzere çalışmalara başlamıştır.
Bütün meslektaşlar ve kamuoyu bilmelidir ki, Şehir Tiyatroları,
hiçkimsenin canı istediğinde yeniden düzenlemeye kalkacağı bir arka
bahçe değildir!.. Olmayacaktır!..
["Arka Bahçe" çoktan oldu ve sizlerin yetersizliği
sayesinde oldu da; sizler de şunu bilmelisiniz ki, Şehir
Tiyatroları, hiç kimse tarafından, babasının çiftliği olarak
algılanmamalıdır. Anası, babası, danası ya da herhangi bir akrabası
Şehir Tiyatrolu olmasa bile, vergi veren her vatandaşın Şehir Tiyatrolu olmayı
amaçlamak ve −sanatsal yeterliğini kanıtlamış olmak kaydıyla− Şehir
Tiyatrolu olmak hakkı vardır.]
Özerk ve çağdaş bir Şehir Tiyatrosu için kararlı duruşumuzu
sürdüreceğiz!.. [Pöh! Kadir
Topbaş, o kararlı duruşun arkasından dolanıp kaç puan aldı hâlâ
farkında değilmiş gibi davranıyorsunuz. Topbaş'ın bizzat sizi
"Kazmacıbaşı" tayin edip bizzat
size yıktırdığı Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nun adını bile
anmayarak, o sahneyi yıktırmamak konusunda mazide kalmış o "kararlı
duruşunuzu"(!) herkesin unuttuğunu varsayarak, bugün yine "kararlı
duruş" hamaseti yapmayı, siz gerçekten kurnazlık mı sanıyorsunuz?
Bırakın bu "kurnazlıkları" da, bir an önce
gidip görmezden geldiğiniz Feridun Çetinkaya'nın
"... Ama Beni İktidar Yapan Müdahale İyidir"
ve
"İstanbul
Şehir Tiyatroları, Kadir Topbaş ve Kenan Işık gibi belediye
zabıtalarının şamaroğlanı olmaktan ne zaman kurtulacak?"
başlıklı yazılarını hatmedin!]
İŞTİSAN
YÖNETİM KURULU
(1) Ben bu
yetersizliklerinizi apaçık belgeleyen kocaman iki eleştiri kitabı
yazdım. Görmezden geldiniz. Beni Şehir Tiyatrosu'nun protokol
listesinden çıkarmak biçimindeki sinsi tepkinin dışında hiçbir tepki
vermediniz. Benim yeteneklerime sahip bir yazarın yedi yıl emek
vererek bu kültür çölünde yarattığı
Theope
adlı vahayı ve kurumunuzda Theope'nin
katledilmesini −çoğunuz için geçerli bir tür Salieri kompleksi
yüzünden− görmezden geldiniz. Theope'ye atılan iftirayı görmezden
geldiniz. Çetinkaya'nın
"... Ama Beni İktidar Yapan Müdahale İyidir"ini
ve
"İstanbul
Şehir Tiyatroları, Kadir Topbaş ve Kenan Işık gibi belediye
zabıtalarının şamaroğlanı olmaktan ne zaman kurtulacak?"ını
görmezden geldiniz. Oysa sanatçılar, pek çok başka niteliklerden
önce, görmezden gelemeyen, haksızlıklara tahammül edemeyen, vicdan
ve heyecan sahibi, duyarlı insanlardır. Sizler, sanatçı olmanın en
temel kriterlerine sahip olmadığınızı defalarca kanıtladınız. Ucu
size dokunmadıkça, en vahim tiyatral gerçekleri görmezden
geliyorsanız, kendinizi ancak kendiniz sanatçı olarak adlandırabilir
ve bu adlandırmalarla ancak kendinizi kandırabilirsiniz.
Ama sizler, madem ki, sanatçı olmanın
en temel niteliklerinden yoksun sıradan fanilersiniz; halk sizin
yaptığınız tiyatroyu niye seyretsin/desteklesin ki?... Kadir Topbaş,
halkın desteklemediği tiyatrocuları niye desteklesin ki?... Ucu size
dokunmadıkça en iğrenç gerçekleri bile görmezden gelen sizler,
tiyatral tasarruflarını gerçekleştirirken sizlerin iradesini
görmezden gelen −yaptığı asparagas tiyatroyla değilse bile, yarışma
sunuculuğuyla hasbelkader şöhreti yakalamış Kenan Işık'a danışmayı
yeterli gören− Kadir Topbaş'ı eleştirme hakkına sahip değilsiniz.
Sizi iktidar yapan müdahaleye 17 ay sessiz kaldıktan sonra, şimdi
aynı müdahale mantığıyla iktidardan uzaklaştırıldıktan sonra, o
müdahale mantığına inandırıcı biçimde karşı çıkmanız imkansız.
"Efendim, o zamanki müdahale iyiydi, çünkü Orhan Alkaya yönetim
kurulumuzun seçilmiş bir üyesiydi" gibi "naif" savunmalar ancak
kendinizi kandırmanıza yarar. Demek ki, Harbiye Muhsin Ertuğrul
Tiyatrosu'nu yıkmak için, yönetim kurulu üyesi bir solcuyu uygun
görmüşler. Şimdi "işlem tamam" olduğuna, yıkım sonuçlandığına göre,
o "yönetim kurulu üyesi solcu"ya ihtiyaç kalmamış ve kirli bir
mendil gibi buruşturup atmışlar. Topbaş mantığı gayet tutarlı: O
zaman yaptığı ne kadar "rutin"se, şimdi yaptığı da en az o kadar
"rutin". 17 ay önceki "rutin"e karşı çıkmamışken, bugünkü "rutin"e
karşı çıkmak, ne kadar inandırıcı olabilir ki?
Biz −özellikle de Feridun Çetinkaya−
bu konuda, Topbaş'ın
"Kazmacıbaşı"sı olmayı
kabul eden, içine sindiren, o "solcu" arkadaşınızı da, sizleri de
zamanında defalarca uyardık. (Bakınız: Büktel,
"Orhan Alkaya bu yıkımla hatırlanacak")
Ama Coşkun Büktel'e kulak asmamak Coşkun Büktel'i önemsiz, kendinizi
ise önemli kılıyor sanıyorsunuz. Hâlâ da öyle sandığınızdan eminim.
Öyle sanan naif zekâları teşvik etmek için uygun bir "iklime" sahip
tiyatromuzda, Kadir Topbaş'ların hükmünü yürütmesi, İBBŞT'yi
istikrarsızlaştırması, hatta yakın gelecekte "mahalle evi"ne
dönüştürmesi, haliyle, gayet kolay mümkün olabilir. O yüzden,
sizlere, hatayı başka adreslerde aramaktan ve eleştirileri görmezden
gelmekten vazgeçmenizi bir kez daha umutsuzca ihtar etmekten ve on
iki yıl kadar önce Murat Karasu'ya yönelttiğim uyarıları burada bir
kez daha tekrarlamaktan başka bir yardımım olamıyor:
(...) "Final" gibi bir
abukluğa, "İlk Kadın" gibi sıkıcı bir "hikaye okuma" tiyatrosuna,
"Olmayan Kadın" gibi bir utanmazlığa DT çatısı altında yer vermekle
bindiğiniz dalı kestiğinizi ne zaman fark edeceksiniz? İlle yere
çakılmanız mı gerek? İlle birinin düdüğü çalıp "paydos" diyerek
kapınıza kilit vurması mı gerek? Ancak o zaman mı anlayabilirsiniz?
(...) Çiftliğinize kendinizden iyileri sokmayarak, yaklaşan
akıbetten daha ne kadar korunabilirsiniz?
(Kaynak: Coşkun Büktel, Sanata Evet Diyen
Vandallar, "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", Dramatik
Yayınlar, 1998. Sayfa 348. Ayrıca bakınız: Büktel,
"Yetişin! Murat Karasu nihayet ayıldı..." (mı acaba?).)
Murat Karasu yukarıda aktardığım,
yıllar önce yapılmış, uyarılarıma aldırmadı ve bugün
tiyatrolarımızın kapılarına kilit vurmaktan daha beter bir aşamaya
geldik. Tiyatro binalarımız yıkılıyor ve tiyatro sanatımız, rant
değeri yüksek kent merkezlerinden sökülüp atılarak varoşlara
sürülüyor. Oralarda, hiç kimse görmeden, hiçbirimizin ruhu duymadan,
tiyatro sanatımız ümüğü sıkılıp yok edilebilir ve "seyirci itibar
etmiyor" bahanesiyle, tiyatro binalarımız, AKP buluşu olan "mahalle
evleri"ne kolaylıkla dönüştürülebilir.
(2)
Başkan Kadir Topbaş, Mart 2008'de, danışmanı Kenan Işık'ın ve
"Kazmacıbaşı" olarak tayin ettiği arkadaşınız
(GÜNCEL NOT:
"arkadaşınız" derken, Alkaya'ya İŞTİSAN yönetim kurulundan arkadaş
olanlara seslenmiş oluyoruz; örneğin Macit Koper ya da
linççi
Arif Akkaya gibi
kişilere...) Orhan Alkaya'nın
yanında ve bir sürü gazetecinin önünde, “Şişhane’deki Türk Hava
Yolları (THY) eski binasını çok önemli ve ideal boyutta bir sahne
haline getireceğiz” dedi mi? Dedi. Belgeleyebilir miyim? Evet.
Geçerli bir belgeyle belgeleyebilir miyim? Evet. Nedir geçerli
belge? "İstanbul Büyük Şehir Belediyesi" başlıklı sitede, 27 Mart
2008 tarihinde yayınlamış,
"Her
ilçeye bir tiyatro salonu ve kültür merkezi…"
başlıklı haber.
Peki ben bu haberin kaynağına link verebiliyor muyum? Evet,
yukarıdaki paragrafta haberin başlığını maviye boyayarak, orijinal
kaynağa link verdim. Aşağıda, haberin ilgili paragrafını ara
başlığıyla birlikte aktarıyor ve hemen altında, haberi Büyükşehir'in
sitesinden aktararak veren bir başka sitenin −yapi.com.tr−
haberimizle ilgili sayfasına link veriyorum.
Tepebaşı’na “Dram Tiyatrosu”,
Şişhane’ye “Beyoğlu Sahnesi…”
“Şişhane’deki Türk Hava Yolları
(THY) eski binasını çok önemli ve ideal boyutta bir sahne haline
getireceğiz” (Vurgu bizden. CB) diyen Başkan Topbaş, ulaşım
akslarının ortasında kalan bu noktaya Şehir Tiyatroları Beyoğlu
Sahnesi’ni inşa edeceklerini açıkladı. Mimari proje yarışmasıyla
hayata geçireceklerini ve projeyi sadece mimarların değil,
sanatçıların da dahil olduğu geniş katılımla bir jüriyle
projelendireceklerini anlatan Topbaş, sahnenin 600 seyirci
kapasiteli, 500 metrekare alana sahip Büyük Sahne ile deneysel
çalışmaların gerçekleştirilebileceği 300 kişilik Meydan Sahnesi’nden
oluşacağını kaydetti. Tepebaşını da içinde Dram Tiyatrosu’nun olduğu
bir sanat merkezi haline getirmeyi hedeflediklerini dile getiren
Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, TRT binasını da kapsayacak
bu alanla ilgili ihale hazırlıklarının sürdüğünün altını çizdi.
(Bakınız: Yapi.com.tr,
"Muhsin Ertuğrul da 'Çağdaş Tiyatro' derdi".)
(NOT: Umarım, kaynak olarak linklerini
verdiğimiz sayfalarda, bizim bu yazımızdan sonra birtakım "tuhaf"
değişiklikler olmaz ya da sayfalar "görülemiyor" hale gelmez.
Gelecekte, oldukça yakın olabilecek bir gelecekte, öyle bir adilikle
karşılaşırlarsa, vicdan sahibi okurlarımız, ancak örtbas çabası
olarak yorumlanabilecek o adilikle bizi ilişkilendirmemeli ve bizi
durumdan haberdar etmeliler.)
Peki, daha bir yıl önce, Mart 2008'de,
Kenan Işık'ın ve
"Kazmacıbaşı"
olarak tayin ettiği arkadaşınız Orhan Alkaya'nın yanında ve bir sürü
gazetecinin ve "her şey hazır" izlenimi veren dev bir maketin önünde
Kadir Topbaş'ın, “Şişhane’deki Türk Hava Yolları (THY) eski
binasını çok önemli ve ideal boyutta bir sahne haline getireceğiz”
dediğini, fotoğraflı orijinal haber kaynaklarına link vererek
kanıtladığımıza itiraz edilebilir mi? Kesinlikle edilemez. Çünkü
gerçek bir tık ötede.
Peki, bugün itibariyle, Topbaş'ın
dediği şey gerçekleşti mi? Yani, “Şişhane’deki Türk Hava Yolları
(THY) eski binasını çok önemli ve ideal boyutta bir sahne haline"
getirme sözü gerçekleşti mi? Hayır, gerçekleşmedi. Peki
gerçekleşecek mi? Hayır, hiç de gerçekleşecek gibi görünmüyor.
Niçin?
Çünkü her aileden "en az üç çocuk"
istediğini söylerken samimi olan AKP, "her ilçeye bir salon"
istediğini söylerken samimi değil. O yüzden, eski THY binasını
tiyatro salonu yapacağına dair, Kenan Işık'ın ve
"Kazmacıbaşı"sı
Orhan Alkaya'nın yanında, bir sürü gazetecinin ve dev bir maketin
önünde, söz vermiş olan Kadir Topbaş, bu sözünü yerine getirmeye hiç
niyetli değildi. Çünkü Kadir Topbaş, “Şişhane’deki Türk Hava Yolları (THY) eski
binasını çok önemli ve ideal boyutta bir sahne haline getireceğiz”
derken, aslında, eski THY binasını bir "evlendirme dairesi"
yapmıştı bile...
Çünkü
çocukların çoğalmasını isteyen AKP, aynı nedenle evliliklerin
çoğalmasını da istiyordu. Çünkü katılmak istedikleri AB ülkeleri
nikahsızlarla dolu olduğu halde, Kadir Topbaş, nikaha fazlasıyla
önem veriyordu. (Bakınız:
"AB için resmi nikah")
Evliliklerin çoğalması ya da çoğalmasının kolaylaşması içinse daha
fazla evlendirme daireleri gerekliydi. İşte o nedenle, eski THY binası,
bugün, Kadir Topbaş'ın
"Kazmacıbaşı"
Orhan Alkaya'yı kandırmak için söz
verdiği "Şehir Tiyatroları Beyoğlu Sahnesi" olmak yerine,
"Beyoğlu Belediye Başkanlığı Evlendirme Dairesi"
olmuştu.
Barış Büktel, gidip "Beyoğlu
Belediye Başkanlığı Evlendirme Dairesi"nin fotoğraflarını çekti.
Barış Büktel'in çektiği fotoğraflar arasında, Beyoğlu Belediye
Başkanı Ahmet Misbah Demircan'ın, söz konusu evlendirme dairesini
ilçesine kazandırdığı için Kadir Topbaş'a teşekkürlerini ifade eden,
bir pirinç tabela da var. Bu teşekkür tabelası iki adet yaptırılmış
ve binanın iki ayrı duvarına asılmış. İşte Barış Büktel'in çektiği
fotoğraflar:



Müracaattan bizzat benim üşenmeden
gidip aldığım bilgiye göre, evlendirme dairesi 2007 Nisan'ının ilk
haftasında faaliyete geçmiş. Kısacası, Kadir Topbaş, Mart 2008'te
eski THY binasını tiyatro yapacağını söylerken, aslında 11 aydan
beri, ortada artık eski THY binası yokmuş. Kadir Topbaş'ın tiyatro
salonu yapacağını söylediği yerde, 11 aydır, gıcır gıcır bir nikah
salonu faaliyet yürütmekteymiş. Ve o evlendirme dairesini Beyoğlu'na
kazandıran kişi de, bizzat Kadir Topbaş'tan başkası değilmiş.
Topbaş'ın adı, bu nedenle binanın duvarlarındaki pirinç tabelalara
kazınmış. Kısacası, Kadir Topbaş, Mart 2008'de o koca maketin
önünde, “Şişhane’deki Türk Hava Yolları (THY) eski
binasını çok önemli ve ideal boyutta bir sahne haline getireceğiz”
derken, ya Orhan Alkaya'yı, ya Kenan Işık'ı, ya gazete
muhabirlerini (örneğin, "Beni ikna ettiniz!" diyen Üstün Akmen'i) ya
da evlendirme dairesini Beyoğlu'na kazandırdığı için 11 ay önce
kendisine pirinç tabelalarda teşekkür etmiş olan Belediye Başkanı
Ahmet Misbah Demircan'ı veya hepsini, veya hepsi aracılığıyla tüm
İstanbul halkını aldatmaktaymış.
Orhan Alkaya,
"Düzeltmeye Başlıyoruz -1"
başlığıyla yayınladığı ve seri halinde süreceği
izlenimi veren, "düşüş" sonrası ilk yazısında bence bu binanın
akıbetinden söz etmeli; düzeltmeler serisine önemsiz "kıtırcılardan"
hesap sorarak değil, Kadir Topbaş'tan hesap sorarak başlamalıydı.
Ama Kültür Bakanlarından, Genel Müdürlerden, Belediye Başkanlarından
belgeler koyarak hesap sormak gibi "pis işler", tiyatromuzda nedense
hep benim gibi
"küfürbaz"lara(!) düşüyor.
Oysa benim Kadir Topbaş'la
hiçbir kişisel hesabım yok. Topbaş'ın kullandıktan sonra kirli bir
mendil gibi çöpe attığı kişi ben değilim. Topbaş'ın reklamlarımı kestiği bir
dergim de yok. Yine de niye ben uğraşıyorum bu işlerle? "Hakikati
görmezden gelemediğim için"... Bence beni sanatçı yapan en temel
özelliğim bu. Sizleri sanatçı değil de, en iyi ihtimalle "iyi birer
tiyatro esnafı" yapan en önemli neden de bu: Nasırınıza basıp
rahatınızı kaçırmadıkça, nahoş hakikati görmezden gelebiliyor, o
hakikat yokmuş gibi davranabiliyor, yaşayabiliyorsunuz. Öyle olmasa,
Kadir Topbaş'ın hepinizi aldatmış olmasının hesabını sormak,
benden önce sizlere, en önce de, Topbaş'ın
"Kazmacıbaşı"sı
Orhan Alkaya'ya veya danışmanı Kenan Işık'a düşmez miydi? Ama onlar
maaş karşılığı susuyor ve benim gibi "maaşsızları", sırf
dünyalığı doğrultamadığımız için, kim bilir kendi akıllarınca ne kadar aşağılıyorlar.
COŞKUN BÜKTEL
/ 24 Haziran 2009
Bonus:
"Kazmacıbaşı"
Orhan Alkaya ve İŞTİSAN, Muhsin Ertuğrul
Tiyatrosu'nu alkışla mı yıktı,
buldozerle mi yıktı?
|
Feridun Çetinkaya'nın çektiği fotoğrafı büyük
görmek için lütfen üstüne tıklayınız!

HELÂL OLSUN KADİR TOPBAŞ'A(!) ...
Muhsin
Ertuğrul tiyatrosunu buldozerle yıkan
"Kazmacıbaşı"
Orhan Alkaya ve Alkaya'nın destekçisi
İŞTİSAN,
genel sanat yönetmenliği kendilerine
"nâzil" olmadan çok kısa süre önce,
kimselerin kolay kolay unutamayacağı şu
harika sloganla Muhsin Ertuğrul
tiyatrosunun yıkımına karşı imza
kampanyası başlatmışlardı:
"Tiyatrolar
yalnızca alkıştan yıkılsın!"
İŞTİSAN,
"Tiyatrolar yalnızca alkıştan yıkılsın!"
başlığıyla bir bildiri yayınlamış,
İŞTİSAN yönetim kurulu üyesi Orhan
Alkaya ise, Birgün gazetesindeki
köşesinde
"Tiyatrolar sadece alkıştan yıkılsın!"
başlığıyla bir yazı yazmışlardı.
Belgesi
mi? İşte belgelerin linkleri:
Orhan Alkaya:
"Tiyatrolar
Sadece Alkıştan Yıkılsın!"
İŞTİSAN bildirisi:
"Tiyatrolar
Yalnızca Alkıştan Yıkılsın!"
Kampanyanın başlatıldığı günün akşamı,
ben ve Hilmi Bulunmaz da Muhsin
Ertuğrul'un önündeki toplantıya gitmiş
ve tiyatrolar yalnızca alkıştan yıkılsın
diye kampanya defterini imzalayarak
kampanyayı desteklemiştik. Ama sonra ne
oldu?
İstanbul belediye başkanı Kadir Topbaş,
"Tiyatrolar
Yalnızca Alkıştan Yıkılsın!"
sloganını ortaya atan İŞTİSAN'ın yönetim
kurulu üyesi Orhan Alkaya'yı
"Kazmacıbaşı"
olarak genel sanat yönetmenliğine
getirdi ve Muhsin Ertuğrul Tiyatrosunu
İŞTİSAN destekli Orhan Alkaya'ya
yıktırdı.
Topbaş, kocaman ve gösterişli bir
maketin etrafına topladığı Orhan Alkaya, Kenan Işık, Mustafa
Demirkanlı, Üstün Akmen gibi insanlara yeni Muhsin Ertuğrul'u 29
Ekim 2009'da açacaklarını, Şişhane'deki THY binasını ise
"çok önemli ve ideal boyutta bir
sahne" haline getireceklerini söylemişti.
Onlar da buna inanmış, örneğin Üstün Akmen, Kadir Topbaş'ın
kendisini "ikna ettiğini" söylemişti. Oysa Topbaş THY binasını
tiyatro yapacağını söylerken bile, THY binası bizzat
"Topbaş'ın katkılarıyla" ve aylar önce, nikah salonuna dönüşmüş
durumdaydı.
(Belgeler için, şu yazımızın 2. dipnotuna bakınız:
"İŞTİSAN Bildirisine Katkı")
Helal olsun,
Topbaş'a(!)... Sayın Topbaş, Muhsin Ertuğrul'u
"Tiyatrolar Yalnızca Alkıştan Yıkılsın!"
diyenlerin bizzat kendilerine yıktırarak, tiyatrocularımızın
ne denli
özsüz, ilkesiz ve omurgasız olduklarını ve Türk
tiyatrosunun asıl sorununun (Büktel tarafından taa Mart 1992'deki
ilk Evrensel Kültür yazısında saptandığı üzere) "insan malzemesi
ve bu anlamda malzeme kalitesizliği" olduğunu, iki kere iki dört
gibi, somut biçimde kanıtladı. (Bakınız: Büktel,
"Türk
Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", sayfa 33.)
Peki Topbaş'a duyduğu güvenle
Muhsin Ertuğrul yıkımına imza atmış ve görevden alındığı günkü veda
mesajında bile hâlâ yeni Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin 2009'un Ekim
ayı içinde
açılacağını söylemiş olan Orhan Alkaya, şu an utanmasına uygun bir
"utanma eşiği"ne
ya da samimiyet denen erdeme sahip mi acaba? Olur mu canım? Utanma
yeteneği ve samimiyet gibi rantabl olmaktan uzak ve demode
nitelikler, ancak gerçek şair ruhuna sahip "enayilerde" olur,
şiiri kelime yapbozundan ibaret sanan şairimsi esnafta değil...
Feridun Çetinkaya, bu işin en
başından beri, Muhsin Ertuğrul'u yıkanların peşini bırakmayan ve
yıkıcıları demokrasi kriterleriyle sınayarak onlardan sürekli hesap
soran bir arkadaşımız. Çetinkaya bu konuda bir sürü yazı yazdı.
Çetinkaya bugün (8 Kasım 2009) yayınladığı son yazısında, "Yeni
Muhsin Ertuğrul'u 29 Ekim 2009'da açacaklarını vadettikleri halde
açmayan ve açamadıkları halde halka açıklama yapmak ya da halktan
özür dilemek gibi inceliklere de gerek duymayan arsızlardan" hesap
soruyor ve daha önce sorduğu hesapların tümüne tek tek link veriyor!
Çetinkaya'nın son yazısını okumak için lütfen...
TIKLAYINIZ!
Başka omurgasızlık örnekleri için, şu
sayfamızı tıklayabilirsiniz:
"İbret verici
omurgasızlık belgeleri" |
|
Altı ay önce yayınladığımız ve altı
aydır
bize "küfürbaz"
diyen tiyatro yayıncıları
dahil Türkiye'de hiçbir yayıncının
yayınlayamadığı haber:
Somut sonuçları gözümüzle görmedikçe,
sanatsal ve siyasal aktörlerin hiçbir
vaadine inanmıyoruz!
|
KADİR
TOPBAŞ / Mart 2008:
“Şişhane’deki Türk Hava Yolları (THY) eski
binasını çok önemli ve ideal boyutta bir sahne
haline getireceğiz”
(KAYNAK:
"İstanbul Büyük Şehir Belediyesi" başlıklı
sitenin, 27 Mart 2008 tarihli haberi:
"Her
ilçeye bir tiyatro salonu ve kültür merkezi…
Konuyla ilgili
ayrıntılar, diğer belge ve linkler için,
TIKLAYINIZ!)
Oysa bugün (25
Kasım 2009) Şişhane'deki THY binasının yerinde
bir tiyatro salonu değil, bir nikah salonu
bulunduğunu herkes biliyor. İşte görsel belgesi:
Yukarıdaki fotoğrafı ve konuyla ilgili diğer
fotoğrafları büyük görmek ve haberi ayrıntılı
okumak için lütfen,
fotoğrafın üstüne tıklayın!
Peki, Şişhane eski THY binasının yerindeki o
nikah dairesini Beyoğlu'na kazandıran kim? Kim
olacak,
“THY eski binasını çok
önemli ve ideal boyutta bir sahne haline
getireceğiz” ninnisiyle bir
"maket beşiğinde"
sallayarak; Orhan Alkaya'yı, Kenan Işık'ı,
İŞTİSAN'ı ve
"aralarında Nazlı
Ilıcak, Oral Çalışlar, Vecdi Sayar, Aykut
Işıklar, Rahim Er, Üstün Akmen, Serfiraz Ergün,
Özay Şendir, Yazgülü Aldoğan, Leyla Umar’ın da
bulunduğu çok sayıda gazeteci"yi
mışıl mışıl "uyutmuş" olan Kadir Topbaş'ın ta
kendisi... İşte görsel kanıt:
Yukarıdaki fotoğrafı ve konuyla ilgili diğer
fotoğrafları büyük görmek ve haberi ayrıntılı
okumak için lütfen,
fotoğrafın üstüne tıklayın!
|
|