Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

Büktel, "Kim Değişti" başlıklı bu yazısının sonuna, yazının kendisinden

çok daha kapsamlı bir cevap (GÜNCELLEME) yazısı ekledi:

Mustafa Demirkanlı yalanlarının somut kanıtlarıyla dolu, kırmızı başlıklı

GÜNCELLEME yazısını okumaya, "Kim Değişti"nin bittiği yerden başlayabilirsiniz.

 

Demirkanlı GÜNCELLEME yazısına cevap yazdı. Büktel, Demirkanlı'nın

cevabını cevapladı. Hepsi, kırmızı başlıklarla ve sırasıyla, aşağıda.

 

 

 

KİM DEĞİŞTİ

  Coşkun Büktel

 

 

 

 

 

 

Bugün, Özdemir Nutku skandalını, OYÇED skandalını, "Çığ" skandalını "görmeyen", "duymayan", "yazmayan" Mustafa Demirkanlı; üç-beş yıl önce kaleme aldığı "Çığlık" başlıklı yazısında, "görmeme", "duymama" ve "yazmama"yı, "aklından bile geçiremeyeceği" bir alçaklık saydığını söylüyordu.
 

GÜNCELLEME / 13 Kasım 2011 (Facebook yazımız): DERGİSİ "TİYATRO... TİYATRO"YA DESTEK VEREN SPONSORLAR SAYFASINDA BUGÜN HER SAYIDA FOTOĞRAFLARINI YAYINLADIĞI BAZI İSİMLERİ, (ÖRNEĞİN TUNCER CÜCENOĞLU'NU) MUSTAFA DEMİRKANLI, 10 YIL ÖNCE "SİYASİLERLE EL ENSE OLMUŞ" DİYE, "GAMMAZ" DİYE, "RESMİ YAZAR" DİYE, "SAPIR SAPIR DÖKÜLMEYE BAŞLADILAR" DİYE NASIL SUÇLUYORDU? DEMİRKANLI'NIN 2001 TARİHLİ BİR YAZISINDAN AKTARIYORUZ:
Refik Erduran ve Recep Bilgine
r, yılların verdiği tecrübe ile alanı belirleyip, istedikleri gibi at koştururken, var olanı önemsemeyen, sorgulayıp hesap sormayan Kenan Işık, Gencay Gürün, Güngör Dilmen hiç mi suçlu değil? Bildikleri, ama bulaşmaya çekindikleri odakların Türk tiyatrosuna ne kadar zarar verdiklerini görmüyorlar mı? Görüyorlarsa, neden göz yumdular?
Şöyle geriye gidip, baktığımda şunu görüyorum. Son 3-4 yıla kadar Refik Erduran, Tuncer Cücenoğlu, Recep Bilginer gibi resmi yazarlar, iktidarla ilişkilerini kurmuş, Ankara koridorlarının yollarını ezberlemiş, bir çoğunun hâlâ “Koskoca Bakan” dediği siyasileri tanımış, deyim yerindeyse el ense olmuş bu zatlar ortalıkta dolaşırken, gammazladığı Genel Müdür’e, ‘sevgili dostum’ demekten çekinmeyen, çekinmenin ötesinde bir sakınca görmeyen bu zatlar karşısında, göreve gelen siyasiler de ortalıkta sürekli bunları gördüğü için, Türk tiyatrosunu bunların temsil ettiğini sandılar hep. Onların bir suçu yok.
Kimsede bunlara dokunamadı, dokunmak istemedi, var olduğu sanılan sanal güçleri hep korkuttu insanları. Korkuttu çünkü, bunlar konuşmaya başlarken; “Yarın bakanla sabah kahvaltısı yapacağım, senin sorunları anlatırım, çözeriz”, “Ben Ankara’ya gidiyorum Bakan’a söylerim sizin tiyatroya özel önem verir.”, “Bakan yarın İstanbul’da olacak zamanı varsa mutlaka sizin oyuna getireceğim.” gibi cümlelerle durdurdular insanları, insanlar durmaya eğilimliydi çünkü. Ve korktular. Yıllarca. Ne zaman ki Tiyatro... Tiyatro... bunları afişe etmeye başladı, birden bire sapır sapır dökülmeye başladılar ve her biri Bakan Talay’dan daha hızlı Tiyatro... Tiyatro... düşmanı oluverdiler.
METNİN TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ:
http://www.coskunbuktel.com/demirkanlicucenoglu.htm  

 

Bir zamanlar Mustafa ve Mustafa'nın dergisi ne kadar da muhalifmiş, di mi? Sonra ne mi oldu? Mustafa'nın bu kadar eleştirel olmasına neden olan "sıkılı musluklar" daha da sıkıldı; öyle ki, Mustafa sonunda "Çığlık" attı. (Mustafa'nın sonradan bir "Kış Ortasında Bahar Temizliğiyle" silip örtbas ettiği "Çığlık" adlı yazısı hakkında yazdıklarımız ve "Çığlık"ın Hilmi Bulunmaz tarafından yayınlanmış sayfasına link için, bakınız: http://www.coskunbuktel.com/buktelkimdegisti.htm) Daha sonra ne mi oldu? Devran değişti, genel müdürler, bakanlar değişti ve nasıl olduysa oldu, Mustafa, DT genel müdürüyle, hatta bakanla ("deyim yerindeyse") "el ense" oldu. (Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ı kapak yaptı, Günay'dan özel röportaj aldı.) 10 yıl önce el ense olmakla suçladığı "gammazların" bazılarıyla da ("deyim yerindeyse") el ense olarak, dergisini destekleyen kişilerin her sayıda yayınladığı fotoğrafları arasına ("sapır sapır dökülmeye başladılar" diye suçladığı) o "gammazların" fotoğraflarını da kattı. Mustafa'nın dergisini düzenli (hatta neredeyse hiç) izlemediğim ve düzenli izleyen Hilmi'ye de şu an soramadığım için; hem Mustafa'nın 10 yıl önceki karalama yazısında adı geçen, hem de onun dergisinin bugünkü destekçiler listesinde fotoları bulunan isimlerin hepsini hatırlamıyorum. Kesin hatırladığım iki isim: Tuncer Cücenoğlu ve Kenan Işık. Gerisini okurlar araştırsın.

 

 

 

Hilmi Bulunmaz iyi bir iş yaptı: Tiyatro Tiyatro dergisinin sahibi Mustafa Demirkanlı tarafından yazılmış "Çığlık" başlıklı yazıyı, yazılışından üç-beş yıl geçtikten sonra, bugün (7 Nisan 2007) tiyatroyun.com adlı sitede yeniden gündeme getirdi. (Bakınız: http://tiyatroyun.blogspot.com/2007/04/lk.html)  Demirkanlı'nın (her nasılsa boş bulunduğu —gardının düştüğü— bir anında yazılmış) ibretamiz "Çığlık"ını, bugün Hilmi Bulunmaz sayesinde yeniden okurken, baştan sona düşündürücü ipuçlarıyla dolu bu yazının, özellikle şu aşağıya aktardığımız paragrafı dikkatimizi çekti:

ve sonrasında körfez depremi…

ardından İ. Rahmi Dilligil döneminde yaşananlar karşısında,

Kültür Bakanlığı’nın eksik kalan desteği de vermesinin ötesinde...

ve hatta yeni destekler bile verilmesi için bizden istenenler… sonucunda…

kalemimizin namusunu koruduk… sonuç!..

D.T’ları ilanları kesildiği gibi…

özel sektörden aldığımız bazı ilanlar da anlaşılmaz bir biçimde bıçak gibi kesilmişti, kesilmişti çünkü, “bedeli!” karşılığı verilmek istenen destekler için, istedikleri “bedel!”i, yani; görmeme, duymama, yazmama “bedel!”ini ödemeyi kabul etmemiştik. İyi de yapmıştık, aksini değil yapmak, aklımızdan bile geçiremezdik.

 

(Bakınız: Mustafa Demirkanlı, "Çığlık")

 

Demirkanlı, DT reklamlarının ve (dergisine reklam vermiş olan) "özel sektör" reklamlarının, o günlerde (Demirkanlı, yazısına tarih koymamış) "anlaşılmaz bir biçimde bıçak gibi" kesildiğini söylüyor. Peki neden kesilmiş?

 

Nedeni şu: "kesilmişti çünkü, “bedeli!” karşılığı verilmek istenen destekler için, istedikleri “bedel!”i, yani; görmeme, duymama, yazmama “bedel!”ini ödemeyi kabul etmemiştik."

 

Peki bugün, DT reklamlarının da, özel sektör reklamlarının da, Demirkanlı'nın Tiyatro Tiyatro dergisini çarşaf çarşaf kapladığını bildiğimize göre, acaba kim değişti diye sormamız gerekmiyor mu?

 

Acaba özel sektör artık dürüst olmaya karar verdi ve reklam vermek karşılığında Mustafa Demirkanlı'ya alçakça dayattığı ahlaksız şartları ("görmeme, duymama, yazmama" şartlarını) dayatmaktan vaz mı geçti?

 

Yoksa Mustafa Demirkanlı, kendisine alçakça dayatılan ahlaksız şartlara karşı  direnmekten mi vazgeçti?

 

Özel sektör mü değişti? Demirkanlı mı? Özel sektör mü alçaklıktan vazgeçti? Demirkanlı mı alçaklıkla el sıkıştı?

 

Özdemir Nutku skandalına, OYÇED skandalına, "Çığ" skandalına Tiyatro Tiyatro'nun (çarşaf çarşaf reklamlarla dolu) sayfalarında asla rastlayamamış/rastlayamayan okurlar, yukarıdaki sorulara hangi cevabı vermeliler?

 

Coşkun Büktel / 7 Nisan 2007

 

 

BÜKTEL'İN GÜNCELLEME YAZISI:

 

Yeryüzünde, (kanıta, şüphesiz ki, gerek duymaksızın) Coşkun Büktel'e bile "yalancı" diyebilmiş ender yalancılardan biri olan                    

Sansürcü Demirkanlı                                         yalan söylemeye devam ediyor

 

Not: Aşağıdaki yazıyı yayınladığımız daha ilk dakikalarda (13 Nisan 2007, 0010) Demirkanlı'nın sitesine verdiğimiz linklerin çalışmadığını gördük. Aynı dakikalarda Demirkanlı'nın sitesinin ana sayfasına da girilemiyordu. Umarız, Demirkanlı'nın sitesi yalnızca geçici bir sorun yaşamaktadır. Umarız Demirkanlı, internet denilen bu kaygan zeminde bir takım maceralara tevessül etmemektedir. Biz bundan korktuğumuz için, her ihtimale karşı, yazımızdaki kanıt yazıların yalnızca tiyatrodergisi.com.tr'deki versiyonlarına değil, kendi sitemizdeki versiyonlarına da link vermiştik.

 

Yukarıdaki yazıdan sonraki ilk yazımı, dört gün sonra (11 Nisan 2007'de) yayınladım. Coşkun Irmak'ın "Lysistrata'ya Yas mı Yaraşır" başlıklı yazısı üzerine yazılmış ve Irmak'ın yazısının sonuna eklenmiş o yazım, bir "editör değerlendirmesi"ydi. Mustafa Demirkanlı yukarıdaki yazımdan sonra yazılmış o ilk yazımı, bir gün sonra (12 Nisan 2007'de) tiyatrodergisi.com.tr adresli  sitesinde yayınlayarak (Bakınız: "Coşkun Büktel'in Editör Değerlendirmesi") okurlarda sansürcü olmadığı yolunda bir izlenim yaratmaya çalıştı.

Demirkanlı, yayınladığı Coşkun Büktel imzalı yazının anonsunu sitesinin ana sayfasında şu cümlelerle yapıyordu:

Konu ile ilgili yorum yazısını ise Coşkun Büktel’den aktarıyoruz. Yazı, www.coskunbuktel.com sitesinden alınmıştır. Coşkun Büktel’den ilk kez bir yazı alıyoruz, Coşkun Büktel ilk kez kendi meselesinin (Theope’nin) dışına çıkarak bir yazı yazma becerisini gösterdiği için, kendisinin dışında da tiyatro olduğunu ve sorunları olduğunu (skandal da diyebiliriz) hatırladığı için. Umarız, bundan sonra -Theope’den sonra- (Shakespeare'siz Herifler’i saymıyoruz, çünkü Theope’nin hıncıyla yazılmış bir oyundu.) enerjisini yeni oyunlar yazmaya yöneltir, Theope’nin tesadüfi olmadığını dosta düşmana gösterir.

Sansürcü Demirkanlı'nın Büktel ve "Theope" hakkındaki iddialarına cevap vermek okurların zekâsına hakaret olur diye düşünüyorum. Ama okurların bilemeyeceği veya hatırlamayabileceği bazı somut gerçekleri hatırlatmak yararlı olabilir:

Mustafa Demirkanlı'nın, Coşkun Büktel'den ilk kez yazı aldığı, somut bir yalandır. Demirkanlı, mecburen yayınladığı cevap yazılarını saymazsak, Büktel'den, kendi isteğiyle, ilk kez değil, "üç kez" yazı almıştır.

 

1. Yazı: "Kocatürk'ün Mide Gazı Kadar Hafif Yazısı"

Ocak 2006 tarihli "Kocatürk'ün Mide Gazı Kadar Hafif Yazısı". (Demirkanlı, bu yazıyı sitesinde yayınlayabilmek için, sekreterine Büktel'i aratarak, izin istemiş, Büktel, herhangi bir tahrif yapılmamak kaydıyla bu izni vermiştir. Peki Demirkanlı bu yazımı niçin beğenmiş, sitesinde niçin yayınlamıştır? Cevap: Büktel'in o yazısı, adından da anlaşılacağı üzere, Kocatürk'ü yeren bir yazıdır. Peki Kocatürk kimdir? Kocatürk, Demirkanlı'nın o dönemde (ilan parası nedeniyle) karşılıklı polemiğe girdiği İstanbul Şehir Tiyatrosu genel sanat yönetmeni eski yardımcılarından biridir. (Bakınız: “Söylenecek Pek Bir Şey Yok...” Mustafa Demirkanlı / 06.02.2006. Nihayet Varan-1 M. Demirkanlı'ya Yanıt  Kemal Kocatürk / 06.02.2006. İade-i İtibar İstemi  Kemal Kocatürk / 20.02.2006. Kocatürk'e Minik Bir Not  Mustafa Demirkanlı / 20.02.2006. Bir de Benden Demirkanlı’ya Küçük Bir Not  Kemal Kocatürk / 23.02.2006

Yukarıda linklerini verdiğimiz yazılarda görüldüğü üzere, Kocatürk, Demirkanlı'nın kıyasıya çatıştığı bir tiyatrocudur ve Demirkanlı, Büktel'in "Kocatürk'ün Mide Gazı Kadar Hafif Yazısı" başlıklı yazısını, Kocatürk'ü yerdiği için yayınlamıştır. "Düşmanımın düşmanı dostumdur" hesabıyla yayınlamıştır. Büktel'in söz konusu yazısını Demirkanlı'nın sitesinde görmek için: Tıklayınız!)

 

2. Yazı: "Böyle Bir Oyunda Yokum"

İkinci yazı çok daha yeni bir yazıdır: 8 Mart 2007 tarihli "Böyle Bir Oyunda Yokum". (Görüldüğü üzere, bu yazının yayınlanmasının üzerinden ancak bir ay kadar bir süre geçmiştir. Peki Demirkanlı bu yazımı niçin beğenmiş, sitesinde niçin yayınlamıştır? Cevap: Yazı, Hilmi Bulunmaz'ın çıkardığı "Oyun" dergisini ve Hilmi Bulunmaz'ın beceriksizliğini yeren bir yazıdır. Peki Hilmi Bulunmaz kimdir? Hilmi Bulunmaz, bulunmaztiyatro.com adlı sitesinde Demirkanlı'yı ve Demirkanlı'nın sitesini ve dergisini defalarca ağır biçimde eleştirmiş, yerden yere vurmuş bir kişidir. Demirkanlı, Bulunmaz'ın eleştirilerine cevap vermek yerine, Bulunmaz hakkında Coşkun Büktel'e ihbar mesajları göndermiş, bu mesajlarda Bulunmaz'ı "ucuz sahtekarlık yapan biri" olarak nitelemiş ve  Büktel'e Bulunmaz'dan sakınmasını tavsiye etmiştir.

Yani Demirkanlı, Büktel'in "Böyle Bir Oyunda Yokum" başlıklı yazısını, bu kez de, Hilmi Bulunmaz'ı yerdiği için yayınlamıştır. Yani yine "düşmanımın düşmanı dostumdur" hesabıyla yayınlamıştır. Büktel'in söz konusu yazısını Demirkanlı'nın sitesinde görmek için: Tıklayınız!)

 

3. Yazı: "Coşkun Büktel'in Editör Değerlendirmesi" 

Demirkanlı'nın "Coşkun Büktel’den ilk kez bir yazı alıyoruz" dediği ama aslında aldığı üçüncü yazı olan yazımız ise, dediğimiz gibi, Coşkun Irmak'ın yazısı üzerine yazılmış bir değerlendirme yazısıdır. Peki Demirkanlı "Coşkun Büktel'in Editör Değerlendirmesi" başlıklı bu yazımızı niçin beğenmiş, sitesinde niçin yayınlamıştır? Cevap: Büktel'in o yazısı, Kemal Başar'ı fena halde yeren bir yazıdır. Peki Kemal Başar kimdir? Kemal Başar, çok kısa süre önce DT'nin Ankara müdürü olmuş bir DT mensubudur. Başar'ın Ankara müdürü olmasından kısa süre önce, "Başar'ın sahte imzalar toplayarak bir eleştirmene yaptığı saldırı" nedeniyle Demirkanlı ile Başar arasında, yine karşılıklı yazılarla süren bir polemik yaşanmıştır. Demirkanlı, Başar'a karşı dergisinin yayın kurulundaki (kendisi dahil) herkesin imzaladığı bir duyuru yayınlamış (Bakınız: "Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’nden KAMUOYUNA DUYURU") daha sonra konuyu (bizce de haklı olarak) büyütüp Başar'a karşı bir kampanyaya dönüştürmüştür. (Bakınız: "Basına-Dergimize-Eleştiri kurumuna büyük saldırı"). Kemal Başar ise, bu duyuruya karşı Mustafa Demirkanlı'ya, "Seni kınıyorum ve dergini bundan sonra okumayacağımı, üyeliğimi de asla yenilemeyeceğimi bilmeni istiyorum."  17.11.2006 (12.17) biçiminde ve bazıları bir kaç saat arayla, bir sürü mail göndermiş ve bu mailler Demirkanlı'nın cevap yazısında (Bakınız: "Olmadı! Kemal Başar'amadın") tek tek alıntılanarak cevaplanmıştır. Kemal Başar, Demirkanlı'yı, kendi sitesinde, "Gerçek Tiyatro Eleştirmenlerine Açık Mektup" başlıklı bir yazıyla da cevaplamaya çalışmış, ama bu yazıyı daha sonra sitesinden kaldırmayı tercih etmiştir.

Yukarıda linklerini verdiğimiz yazılarda görüldüğü üzere, Kemal Başar, Demirkanlı'nın çatıştığı bir tiyatrocudur ve çatışmadan kısa süre sonra, DT Ankara müdürü olmuştur. (Karakterindeki bazı özellikler hesaba katıldığında, Başar'ın, DT genel müdürüne çok yakın olan yeni pozisyonu; Demirkanlı'nın dergisindeki DT ilanları için potansiyel bir tehdit sayılabilir.) Demirkanlı,  "Coşkun Büktel'in Editör Değerlendirmesi" başlıklı yazımızı, Kemal Başar'ı yerdiği için yayınlamıştır. "Düşmanımın düşmanı dostumdur" hesabıyla yayınlamıştır. Büktel'in söz konusu yazısını Demirkanlı'nın sitesinde görmek için: Tıklayınız!)

 

Sonuç:

Şimdi, yukarıda linklerini verdiğimiz somut kanıtların ışığında, Demirkanlı'nın iddialarını cevaplayalım:

Konu ile ilgili yorum yazısını ise Coşkun Büktel’den aktarıyoruz. Yazı, www.coskunbuktel.com sitesinden alınmıştır. Coşkun Büktel’den ilk kez bir yazı alıyoruz,

Yalandır. Kanıtladık: İlk kez değil, üç kez. Üstelik ikinci yazıyı daha bir ay önce yayınladı. Yani unutmuş olamaz; düpedüz yalan söylüyor.

Coşkun Büktel ilk kez kendi meselesinin (Theope’nin) dışına çıkarak bir yazı yazma becerisini gösterdiği için, kendisinin dışında da tiyatro olduğunu ve sorunları olduğunu (skandal da diyebiliriz) hatırladığı için.

Yalandır. Kanıtladık: Asıl nedenin ne olduğunu, Demirkanlı'nın o üç (bir değil, "üç") Büktel yazısını aslında hangi hesapla yayınladığını, yukarıda kanıtladık. Demirkanlı, Büktel'in yazılarını, yalnızca "Düşmanımın düşmanı dostumdur" hesabıyla yayınlamıştır. Yani "ilk kez kendi meselesinin (Theope’nin) dışına çıkarak bir yazı yazma becerisini gösterdiği için" biçimindeki gerekçe aslında yalnızca bir bahanedir. (Çok da saçma bir bahane: Theope'nin dışına çıkmaya mecburmuşum gibi.)

Demirkanlı, Büktel'in yalnızca "Demirkanlıyla çatışmış insanları hedef alan" yazılarını yayınlamıştır. Ama Büktel'in teşhir ettiği Özdemir Nutku skandalı gibi, OYÇED skandalı gibi, "Çığ" skandalı gibi daha bir sürü kepazeliği görmezden gelmekte, o skandalların adını bile anmaktan kaçınmakta, Türk tiyatrosunun en çarpıcı ve en sağlam kanıtlarla belgelenmiş o iğrenç hakikatlerini okurlardan saklamakta; "Theope’nin) dışına çıkmak" gibi salakça bir bahaneyle, o hakikatleri "görmemeyi", "duymamayı", "yazmamayı" tercih etmektedir. Belli ki, Demirkanlı, dergisine aldığı ilanlar karşılığında, "istedikleri 'bedel!'i, yani; görmeme, duymama, yazmama 'bedel!'ini ödemeyi kabul" ...etmemiş değil, "etmiştir".

Umarız, bundan sonra -Theope’den sonra- (Shakespeare'siz Herifler’i saymıyoruz, çünkü Theope’nin hıncıyla yazılmış bir oyundu.) enerjisini yeni oyunlar yazmaya yöneltir,

Hilmi Bulunmaz'ın dediği gibi: "Bizce, "bundan sonra" Mustafa Demirkanlı konu belirlesin; Coşkun Büktel ona göre yazsın..." (Bakınız: Hilmi Bulunmaz, "Devlet Tiyatroları'nda 'sağ - sol çatışması'")
 

Theope’nin tesadüfi olmadığını dosta düşmana gösterir.

Hangi zekâlarla uğraşmak zorunda kaldığımı görüyor musunuz? Diyelim ki, evet, Theope'yi tesadüfen yazdım. Bu onu reddetmenizi, görmezden gelmenizi, aforoz etmenizi haklı çıkarır mı? İnsanlık, Newton'un tesadüfen (başına elma düşerek) bulduğu yer çekimi kanununu, "bu sayılmaz, tesadüfen buldu" diyerek görmezden gelip reddetseydi, uygarlık ilerleyebilir miydi?

Türk tiyatrosu, Theope'den beri, Theope'nin bir adım ötesine ilerlemek bir yana, Theope'nin yanına bile yaklaşamıyor. Neden acaba?

Yeryüzünde Coşkun Büktel için "yalancı" diyebilecek kadar yalancı olan ender kişilerden biri de, Mustafa Demirkanlı'dır. Büktel, Demirkanlı'nın yalanlarını, daha önce de, bu yazıdaki kadar somut kanıtlarla, defalarca kanıtlamıştır. (Bakınız: BÜKTEL/DEMİRKANLI POLEMİK YAZILARI)

Türk tiyatrosu adına insanlarımızı kara kara düşündürmesi gereken gerçeklerden biri de şudur: Yalanlarının iki kere iki dört gibi defalarca belgelenmiş olmasına rağmen, sansürcü Demirkanlı, tüm tiyatro camiasınca desteklenmekte; (sansüre karşı olmadıklarını iyi bildiğim ama uzun zamandır yalan söylediklerini hiç görmediğim) Ahmet Levendoğlu, Ali Taygun, Üstün Akmen, Orhan Alkaya gibi losyon kullanan şık ve gün görmüş beyefendiler bile, Demirkanlı'nın dergisine yazı yazmakta, derginin künyesine adlarını koymakta, Derginin yayın kurulu toplantılarında sansürcü Demirkanlı'yla yan yana (can cana) oturmakta, yani sansür ve yalanla aynı safta yer alıp içli dışlı olmakta, artık herkesin tanıdığı tescilli yalancı Demirkanlı'yı güya hâlâ tanıyamamış saftoronlar pozunda, Demirkanlı'nın belgelenmiş yalanlarını görmezden, bilmezden gelip, onun yüzüne gülmekteler. İnanın ki, bu durum beni sansürcü Demirkanlı'nın yalanlarından bile daha beter kusturuyor.

 

Coşkun Büktel/12 Nisan 2007

 

 

DEMİRKANLI'NIN                                "GÜNCELLEME" YAZIMIZA CEVABI:

 

Düzeltme ve açıklama: Yukarıdaki "Coşkun Büktel’den ilk kez bir yazı alıyoruz, Coşkun Büktel ilk kez kendi meselesinin (Theope’nin) dışına çıkarak bir yazı yazma becerisini gösterdiği için..." cümlemizdeki ilk kez'i eleştiren, dahası hakaret eden bir yazı yayımladı. Tekrar okuduğumuzda, ilk kez'in yanlış anlamaya musait olduğunu gördük. Düzeltiriz. Doğrusu: .. Büktel, kendi meselesinin dışına çıkarak yazdığı ilk yazısı olmalıydı. Sitesinde kanıt diye verdiği, sitemizde yayımlanan 2 yazısı da, kendi meselesiyle ilgiliydi. Bizi ilgilendiren, Büktel'in kendi dışına çıkma becerisi göstermesiydi.

 

Ancak: Coşkun Büktel, bir anlamda Hacker'dır, hacker'larla kol kola olan biridir. Coşkun Büktel, kendisini ilgilendirmeyen sorunlara kapalıdır, yakın arkadaşlarının sahtekarlıklarını bile görmezden gelir. Hırsı hacker'lığı bile onaylatan Büktel'in bu yüzünü teşhir etmek şart oldu. Yakında....

 

(Mustafa Demirkanlı, 13 Nisan 2007, tiyatrodergisi.com.tr ana sayfa.)

 

 

 

DEMİRKANLI'NIN CEVABINA CEVAP

 

Gördüğünüz üzere, her zaman yaptığımı yine yapıyorum: Mustafa Demirkanlı'yı cevaplamadan önce, okurlara onun ne dediğini tek kelime kısaltmadan, aktarıyorum. Çünkü Demirkanlı'nın (ve tartıştığım tüm Demirkanlı'ların) hiçbir kanıt göstermeden sahte para sürer gibi piyasaya sürdüğü salakça yalanlardan ve iddialardan haklı olarak korkmuyorum.

 

Ama Demirkanlı, okurlarına benim yazımı (hatta yazımdan herhangi bir cümleyi bile) aktarmak, ya da hiç değilse, yazıma link vermek gereğini bile duymuyor. Niye duymuyor? Çünkü benim yazılarımda iddialar yok, somut kanıtlar ve belgeler var. Çünkü ben, onun hakaret diye nitelediği saptamalarımı okurların önüne koyabilmek için, neredeyse her cümlemi, somut kanıtlarla destekliyor, kanıtlarıma kaynak gösteriyor, kaynakların "direkt" linklerini vererek onları okurlar için kolayca ulaşılabilir ve test edilebilir kılıyor, hiçbir ayrıntıyı belirsiz ya da desteksiz bırakmıyorum. Desteksiz atmıyorum. Kısacası: Ben, Demirkanlı'nın ne dediğini okurlara duyurmaktan haklı olarak korkmuyorum, Demirkanlı ise benim ne dediğimi okurlara duyurmaktan haklı olarak "korkuyor".

 

Demek ki, belgelerle kanıtlanmış apaçık gerçek şu: Ben, dürüstlükten, ciddiyetten ve bilimsellikten asla taviz vermiyorum. Demirkanlı ise, beni sürekli olarak, yalanın ve sansürün olağan sayıldığı; kanıtlara, belgelere, kaynaklara ve araştırmaya gerek duyulmadığı; herkesin bohçacı karılar gibi ağzına geleni rasgele söyleyebildiği, bulanık bir zemine çekmeye çalışıyor. O bulanık zeminde kör döğüşü yapalım istiyor. Tiyatro sanatı, o zeminde, onun düzeyinde tartışılan bir şey olsun istiyor. Tiyatro tartışmalarına kendisinin de katılabilmesi için, belgeymiş, kanıtmış, kaynakmış gibi şeylerin şart olmamasını, bunların yalnızca Coşkun Büktel'in manyakça takıntıları sayılmasını istiyor; Coşkun Büktel'in söylediği her şeyin Theope saplantısı olarak etiketlenip okurlardan saklanmasını tercih ediyor.  

 

Yani ortada, birbirine taban tabana zıt iki yöntem ve iki karakter var. Karakterlerden biri dürüst ve bilimsel, diğeri yalancı ve sansürcü.

 

Ben, inanıyorum ki, coskunbuktel.com'u keşfedebilmiş okurlar, yalnızca coskunbuktel.com'u okumakla yetinecek kadar tedbirsiz olamazlar. Ama o kadar tedbirsiz olsalar ve yalnızca  coskunbuktel.com'u okumakla yetinseler bile, bu okurlar, tartıştığımız konuda (hatta tartışılan "her" konuda) her iki tarafın (Büktel'in ve Demirkanlı'nın) ne dediğini bilmek ve bu bilinçle yargıya varabilmek şansına sahipler. Oysa Demirkanlı'nın tiyatrodergisi.com.tr sitesini okumakla yetinen insanlar, aynı şansa sahip değiller. Onlar, bu konu hakkında yalnızca Demirkanlı'nın yalanlarını okuyarak yargıya varmak zorundalar. Demirkanlı, tiyatrodergisi.com.tr sitesi okurlarının coskunbuktel.com'u okumayacaklarına ve yalnızca Demirkanlı'nın yalanlarını okumakla yetinerek Büktel hakkında olumsuz bir yargıya varacaklarına, örneğin, sırf Mustafa Demirkanlı söylüyor diye, Büktel'in "hacker" olduğuna inanacaklarına, buna inanmak için kanıt/belge aramayacaklarına, fazlasıyla güveniyor. Mustafa Demirkanlı, okurlarını ahmak yerine koymakla kalmıyor, okurların ahmak olduklarına da kesinlikle inanıyor.     

 

Bir insana, hiçbir kanıt ortaya koymadan, "hacker" diyerek iftira atmak, bence o insana "orospu çocuğu" diye küfretmekten daha ağır bir suçtur; "yakın arkadaşlarının sahtekarlıklarını bile görmezden gelir" deyip o arkadaşların isimlerini vermemek; o insanın sahtekârlarla aynı safta yer aldığını iddia edip hiçbir kanıt göstermemek; o insanın sözlerini okurlardan saklayarak okurları aldatıp, o insanın aleyhinde kamu oyu oluşturmak ise, bulabileceğim en hafif deyimle, onursuzluktur. Mustafa Demirkanlı, okurların böyle bir onursuzluğa itibar edecek kadar ahmak ya da alçak olduklarına güveniyor.

 

Peki Demirkanlı, bu güveni nereden alıyor? Ona bu güveni kimler veriyor? En başta, kanıtlanmış tüm çirkinliğine rağmen Mustafa Demirkanlı'yla aynı safta yer almakta mahzur görmeyen "yol arkadaşları" veriyor. Demirkanlı'nın dergisinde yayın kurulu üyesi olarak imzalarını kirletmekte sakınca görmeyen, Ahmet Levendoğlu, Ali Taygun, Üstün Akmen, Orhan Alkaya gibi losyon kokulu, şık ve gün görmüş beyefendiler veriyor. İnsanlar, Demirkanlı'nın Büktel hakkındaki yalanlarına, en başta, Ahmet Levendoğlu, Ali Taygun, Üstün Akmen, Orhan Alkaya gibiler sayesinde inanıyorlar. Ahmet Levendoğlu, Ali Taygun, Üstün Akmen, Orhan Alkaya gibi beyefendiler, elit imajlarıyla, Demirkanlı'nın iğrenç yalanlarına meşruiyet kazandırıyorlar. Derginin künyesine adlarını koyarak, Demirkanlı yalanlarına onay mührü basıyorlar.

 

Demirkanlı'nın yalanları, Ahmet Levendoğlu, Ali Taygun, Üstün Akmen, Orhan Alkaya'nın güvencesine sahip olduğu için, okurların bir kısmı, Coşkun Büktel'i dinlemeye gerek yok diye düşünüyorlar. Ve onlar (Demirkanlı ve Demirkanlı'yla aynı yayın kurulunda yan yana, can cana, oturanlar) Büktel'i dinlemeye gerek duymayan ahmak okurların makul okurlardan çok daha fazla olduğunu hesaplayarak, keyifle avuçlarını ovuşturuyorlar. Onlar (Demirkanlı ve Demirkanlı dergisinin künyesine yayın kurulu üyesi olarak imza atanlar) hakikati bilen makul okurlardan hiç utanmıyorlar? Niye utanmıyorlar? Çünkü makul okurları ihmal edilebilir bir azınlık sayıyorlar. Çünkü Ahmet Levendoğlu, Ali Taygun, Üstün Akmen, Orhan Alkaya gibi şık beyefendiler, tıpkı Mustafa Demirkanlı gibi, kendilerine ilişkin hakikatin iğrenç olmasından değil, ancak fazla yayılıp "hakim" olmasından korkuyorlar. Fazla yayılmadıkça, kendilerine ilişkin hakikat ne kadar iğrenç olursa olsun, rahatsız olmuyorlar. O nedenle sansürden yanalar, o nedenle Coşkun Büktel'in söylediklerini okurlardan saklıyor, mecbur kalmadıkça yayınlamıyor/yaymıyor, yayınladıklarında ise, okunmaması için, bir sürü tedbir uyguluyorlar. (Bakınız: "Büktel/Demirkanlı Polemik Yazıları". Özellikle de: Büktel, "Mustafa Demirkanlı Sinsi Yalanlar ve Tahriflerle Okurları Yanıltmaya Çalışıyor".)

 

İşte benim çıkmazım burada: Onursuzları rezil etmeye çalışıyorum; yalanlarını belgeliyor, belgelerin kaynaklarını ve linklerini veriyor, iğrenç hakikatleri teşhir ederek onursuzluklarını iki kere iki dört gibi kanıtlıyorum, ama rezil olmak onursuzlara vız geliyor. Murathan Mungan'ın yazılarımda defalarca tekrarladığım ifadesiyle: "Türkiye'de her şey olunuyor, rezil olunmuyor." Onursuzlar rezil olmuyor. Sayıları ve destekleyenleri o kadar fazla ki... Onlara ilişkin iğrenç hakikatleri Hürriyet'in ana sayfasında yayınlamadığınız sürece, hiç tınmıyor ve yeni yeni yalanlarla karşınıza çıkmaktan zerre kadar utanmıyorlar.

 

Ama ben, Demirkanlı'dan ancak yukarıdaki gibi kaçarak cevapladığı ya da hiç cevaplamadığı yalanlarının, örneğin, "Efendim, Büktel, vakti zamanında          —Rahmi Dilligil zamanında— Devlet Tiyatroları’na sanatçı kadrosundan girmek istemiş" gibi yalanlarının (Bakınız: Büktel, "Mustafa Demirkanlı Sinsi Yalanlar ve Tahriflerle Okurları Yanıltmaya Çalışıyor")  hesabını her yazımda sormaya, adam gibi cevaplanmadıkça Demirkanlı yalanlarını gündemden çıkarmamaya, kararlıyım.

  

 

Demirkanlı, bir kez daha, aynı şeyi yapıyor: Kanıtladığım yalanları hakkında açıkça mertçe Türkçe konuşmaktan yan çizerek, yeni yeni yalanlarla karşıma çıkıyor. En iğrenç yöntemi uyguluyor. Çamuru atıp kaçıyor. Suçlamalarını, kanıta, belgeye, isimlere, kaynaklara dayandırmak gibi, ciddi ve onurlu insanların  refleks olarak benimsedikleri uygar tutumu, Demirkanlı benimsemiyor. "Yakında" diyerek kaçıyor. Önce çamur at, izi kalsın... Sonra? Sonrası Allah kerim...

 

"Coşkun Büktel, bir anlamda Hacker'dır, hacker'larla kol kola olan biridir. Coşkun Büktel, kendisini ilgilendirmeyen sorunlara kapalıdır, yakın arkadaşlarının sahtekarlıklarını bile görmezden gelir. Hırsı hacker'lığı bile onaylatan Büktel'in bu yüzünü teşhir etmek şart oldu. Yakında...."

 

... diyen Demirkanlı, bu iddialarını kanıtlamazsa şerefsizdir. Kanıtlıyorum diye, kanıta muhtaç iddialardan başka bir şey ortaya koyamazsa, yine şerefsizdir. (Ve bana sorarsanız, Demirkanlı'yı şerefli kılacak üçüncü bir şık yoktur.) Sansürcü Demirkanlı'nın yalanları ve şerefsizliği bir kez daha ortaya çıktığı zaman, çevresinde bunu bile bile onu hâlâ destekleyen herhangi bir "entelektüel" kalırsa, o da şerefsizdir. Bütün bu şerefsizlikleri, Coşkun Büktel'in özel sorunu sayan tüm entelektüeller de şerefsizdir.

 

Ben, Mustafa Demirkanlı'yı teşhir etmeye değil, onun şahsında, ona destek veren tüm tiyatro camiasının çürümüşlüğünü bir kez daha teşhir etmeyi amaçlıyorum. Tıpkı daha önce ve hâlâ "Theope" sayesinde de teşhir ettiğim gibi... Demirkanlı'nın bana küfretmesi umurumda değil; koca bir tiyatro camiasının bu küfre sessiz kalmasını, bu küfrü sessizlikle onaylamasını bile acıklı bir Yeşilçam filmiymiş gibi sadece seyrederek umursamayabilirim; ama bana edilen küfre rağmen Demirkanlı'yla aynı safta kalacak tüm "entelektüellerin" bilmesini isterim: Onları Demirkanlı'nın yalanlarına ortak olmuş sayacak, tiyatro alanındaki çürümüşlükten sorumlu tutacak, onların attıkları her adımı sorgulayacak, okurların vicdanında alayını mahkum etmeyi görev edineceğim.

 

Tiyatro sanatının bu kadar çirkeflikle barış içinde bir arada olmasını asla kabul etmeyeceğim.

 

 

 

Coşkun Büktel / 14 Nisan 2007

 

 

 

Demirkanlı'nın 17 Nisan tarihli " yeni cevabını okumak için, aşağıdaki başlığa tıklayabilirsiniz:

 

"H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)" 

 

 

 

coskunbuktel.com'dan okurlara "bonus":

 

BÜKTEL/DEMİRKANLI POLEMİĞİ

 

(Eskiden yeniye doğru tarih sırasıyla)

 

 

 

MUSTAFA DEMİRKANLI'YA YANIT: COŞKUN BÜKTEL'E SANATSEVERLER DEĞİL, ANCAK SANATSAVARLAR YALANCI DİYEBİLİR  

COŞKUN BÜKTEL

 

MUSTAFA DEMİRKANLI SİNSİ YALANLAR VE TAHRİFLERLE OKURLARI CAYDIRMAYA ÇALIŞIYOR   önemli

COŞKUN BÜKTEL

 

 

ARTIK SIKINTI VERMEYE BAŞLADIN COŞKUN BÜKTEL MUSTAFA DEMİRKANLI

 

DEMİRKANLI'YA SON (OLMASINI UMDUĞUM) CEVAP  COŞKUN BÜKTEL

 

COŞKUN BÜKTEL'İ ANLAMAK...

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

KİM DEĞİŞTİ?

COŞKUN BÜKTEL

 

H. HİLMİ BULUNMAZ VE COŞKUN BÜKTEL(1)

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

H. HİLMİ BULUNMAZ VE COŞKUN BÜKTEL(2 VE SON)

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP                                                                             

COŞKUN BÜKTEL

 

HAY ALLAH

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

DEMİRKANLI, YALANLARINI SÜRDÜRÜYOR

HİLMİ BULUNMAZ

 

VEKALET DÖNEMİ

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

YALANI YALANLA ÖRTMEK

HİLMİ BULUNMAZ

 

(Yukarıdaki başlığı taşıyan yazı, tiyatrom.com'da yayınlanması için, 2 Ağustos 2007'nin ilk dakikalarında ―tam olarak, saat 00.29'da― A. Ertuğrul Timur'a gönderilmiş, henüz/hâlâ yayınlanmamıştır. Büyük ihtimalle, Bulunmaz'ın önceki yazısı gibi, cevabıyla aynı anda yayınlanacaktır.

 

GÜNCELLEME: tiyatrom.com'un sahibi A. Ertuğrul Timur, Bulunmaz'ın "Yalanı Yalanla Örtmek" yazısını sansür etmiş, asla yayınlamamıştır.)

 

 

YALANI YALANLA ÖRTMEK 

HİLMİ BULUNMAZ

 

 

KIVIRTMA COŞKUN

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

 

SKANDAL KONUSUNDA MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN İFTİRALARINI HİLMİ BULUNMAZ NASIL YANITLADI?

BULUNMAZ / DEMİRKANLI

 

COŞKUN BÜKTEL BULAŞMA, İŞİNE BAK!

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

İŞ YAPAN, BULAŞIR!

HİLMİ BULUNMAZ

 

DEMİRKANLI YALANLARI

LİNKLER

 

 

TAMAM, DÜRÜSTLERE İNANMIYORSUNUZ, PEKİ YALANCILARA İNANMAYA NE DERSİNİZ?!

COŞKUN BÜKTEL / MUSTAFA DEMİRKANLI

 

 

 

BONUS:

 

ARŞİV / 27 MART 2001

Reklam alamadığı

dönemlerde

o da herkesi eleştirirdi:

Demirkanlı'dan, 

Tuncer Cücenoğlu,

Refik Erduran ve Recep Bilginer'e Dedikodu Formatında, Asılsız İspatsız (veya İspatı Demirkanlı'dan Menkul) Hakaretler!

"Şöyle geriye gidip, baktığımda şunu görüyorum. Son 3-4 yıla kadar Refik Erduran, Tuncer Cücenoğlu, Recep Bilginer gibi resmi yazarlar, iktidarla ilişkilerini kurmuş, Ankara koridorlarının yollarını ezberlemiş, bir çoğunun hâlâ 'Koskoca Bakan' dediği siyasileri tanımış, deyim yerindeyse el ense olmuş bu zatlar ortalıkta dolaşırken, gammazladığı Genel Müdür’e, ‘sevgili dostum’ demekten çekinmeyen, çekinmenin ötesinde bir sakınca görmeyen bu zatlar karşısında, göreve gelen siyasiler de ortalıkta sürekli bunları gördüğü için, Türk tiyatrosunu bunların temsil ettiğini sandılar hep. Onların bir suçu yok.
 
"Kimsede bunlara dokunamadı, dokunmak istemedi, var olduğu sanılan sanal güçleri hep korkuttu insanları. Korkuttu çünkü, bunlar konuşmaya başlarken; 'Yarın bakanla sabah kahvaltısı yapacağım, senin sorunları anlatırım, çözeriz', 'Ben Ankara’ya gidiyorum Bakan’a söylerim sizin tiyatroya özel önem verir.', 'Bakan yarın İstanbul’da olacak zamanı varsa mutlaka sizin oyuna getireceğim.' gibi cümlelerle durdurdular insanları, insanlar durmaya eğilimliydi çünkü. Ve korktular. Yıllarca."

(KAYNAK: Demirkanlı, "Dünyanın Bütün Sahnelerinde Tiyatronun Evrensel Dostluk Ve Barış Çağrıları")

NOT: Demirkanlı, Coşkun Büktel'i (ve Feridun Çetinkaya'yı) daha 2001 yılında "cevap hakkı istiyorsanız mahkemeye gidin!" diyerek sansür ettiği için; belli ki, Cücenoğlu, Erduran ve Bilginer gibi yazarları Büktel'in de (hem de Demirkanlı'dan çok önce) korkusuzca ama "belgelere dayanır biçimde" eleştiren kitaplarını ("Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları" 1998, "Yönetmen Tiyatrosuna Karşı" 2001) görmezden gelmeyi tercih ediyor ve "Kimsede bunlara dokunamadı, dokunmak istemedi, var olduğu sanılan sanal güçleri hep korkuttu insanları" diye, hiçbir araştırma yapmaksızın, asılsız ispatsız "sallayarak", okurlarını, "bunlardan" korkmayan tek kişinin kendisi olduğuna inandırmaya çalışıyor.

NOT 2: Bilindiği üzere, Demirkanlı, 2001 yılında, siyasilerle "deyim yerindeyse el ense olmuş" olmakla suçladığı Tuncer Cücenoğlu'yla, bugün kendisi "deyim yerindeyse el ense olmuş",  2001 yılında "gammaz" olmakla suçladığı Cücenoğlu'yu bugün dergisinin "editörler kurulu"na dahil etmiş ve Cücenoğlu'yla birlikte ikisi, Büktel ve Bulunmaz'a karşı linç kampanyasının suç ortakları ve en azılı kışkırtıcıları olmuşlardır.

Demirkanlı ve dergisini reklam adı altında devlet sadakasıyla besleyen DT genel müdürü Lemi Bilgin ile DT İstanbul müdürü Osman Wöber  arasındaki, "deyim yerindeyse el ense olmuş" ilişkilere dair bir enstantane...

Hemen her sayısı gecikmeli olarak basılıp dağıtılan dergisinde, reklam olarak verilen DT programlarını, genellikle programların sona erdiği tarihten sonra, bir başka deyişle "iş işten geçtikten sonra" yayınlaması yüzünden, sık sık Hilmi Bulunmaz'ın eleştirilerine hedef olan Mustafa Demirkanlı, her şeye rağmen, "deyim yerindeyse el ense olmuş" ilişkileri sayesinde,(Bulunmaz'ın deyişiyle söylersek) "arka kapağını Lemi Bilgin'e vermeye devam ediyor."