Anasayfa Polemik İnceleme   Büktel Hakkında  İlkemiz Büktel'in Gör Dediği Arşiv İletişim

 

 

BÜKTEL'DEN KISA KISA

 

 

 

1 ● İnsanları, ismimi ve isimlerini vermeden suçlayacak kadar alçak değilim.

 

2 ● Sansür, bir zihin kanseridir.

 

3 ● Haklılar değil, suçlular güçlü.

 

4 "Linççilere karşı çıkamadığınız, yalnızlığı göze
alamadığınız sürece, bugün Türk tiyatrosunda, gerçekten
'samimiyet' içeren iki paragraf bile yazabilme şansınız
yok."

 

5 Mizah otoriteye karşı değil de, (otoritenin iftira dahil her
türlü yöntemle bastırmaya çalıştığı) otorite karşıtlarına karşı
yapılınca, sanatsal olmak iddiası taşımayan ve en küçük bir zekâ
kırıntısı içermeyen, iğrenç bir pislik oluyor.
 

 

6 Takma isimli sapık linççiler, siyasetçiler gibi bizim de karikatüre tahammül edemediğimizi iddia ediyorlar. Sapıkların "karikatür"(!) dediği şeyleri sansür etmek yerine yayınlayabildiğimize göre, her zamanki gibi yalan söylüyorlar. Ayrıca, siyasilerin karikatürlerini, altına kendi isimlerini yazan, kendi imzalarını atan, eserini gerekirse mahkemede göğsünü gere gere savunan yaratıcı ve cesur sanatçılar yapıyor. İlgili sayfamızda bir örneğini gördüğünüz, bize yönelik "pislikleri" ise, suçunun farkında olduğu için lağım sıçanları gibi saklanmak zorunda olan, takma isimli ya da ismi meçhul, sapık orospu çocukları yapıyor. Eh, mizah ile "pislik" arasında da bir fark oluyor, tabii... BAKINIZ: http://www.facebook.com/notes/coskun-buktel/dostlarimiz-ne-kadar-pasif-dusmanlarimiz-ne-kadar-aktif-olursa-olsun/10150324895245711

 

7 Demirkanlı'ya ne zaman vurulsa, Burak Caney bağırıyor. Burak
Caney'e ne zaman vurulsa Demirkanlı bağırıyor. Rahmetli
annem Fatma Büktel, okuryazar değildi ama bir halk bilgesiydi. Dünyayı çocuk yaşta algılamamı sağlayan pek çok özlü söz bilirdi. Bunları yazılarımda zaman zaman kullanıyorum. Fatma Büktel'in bu deyişlerinden biri, Demirkanlı/Caney ilişkisine cuk oturuyor: "Kimin ağrır, o bağrır."

 

8 ● Dostlarımız ne kadar pasif, düşmanlarımız ne kadar aktif olursa olsun...

 

9 Aaah, ah!... Şimdi, Kültür Bakanlığı'nca beslenen DT'nin reklamla besleyerek üstümüze saldığı linççilerin hukuksal ve sapıksal saldırılarını püskürtmeye çalışmakla uğraşmak yerine; İbsen'in "Yaban Ördeği"yle Çehov'un "Martı"sı arasındaki akrabalık üzerine tiyatral bir inceleme yazmak vardı, anasını satayım!

 

10Hani Sonbahar sabahının körüdür, okul çantanızı taşıyarak mahmur adımlarla yürüdüğünüz sokaklar bomboştur, içinden yeni çıktığınız yatağın sıcaklığına alışmış, (ince siyah "podyanızın" içindeki) narin gövdeniz sabah serinliğini algılamaktayken, kulaklarınıza bir yerlerden dem çeken güvercinlerin sesleri gelmektedir ya... Merak ederim; o güvercinler de bir tür horoz mudurlar? Yalnızca sabahın ilk ışıklarını selamlamak için mi dem çekerler yoksa biz mi onları yalnızca sabahın körü sessizliğinde duyarız?

 

11 Türkçe'de "göte göt" dendiği gibi; karşı tarafın görüşlerini okurlardan saklayarak tek yanlı yayın yapıp, sansür ettikleri insanları "suç belgesinin kaynağına link vermeksizin" suçlayan, sansürcü, iftiracı ve linççi alçaklara da, kısaca ve tek kelimeyle (tek kavramla) "orospu çocuğu" denir. (Bu kavramın orospularla ve çocuklarıyla ilgisi, imambayıldının imamla ilgisi kadardır.)

 

12 Nâzım ödeneklerinizse, maaş güvencenizse,
gerçeği söyleyenlerin elektriğinin kesilmesiyse;
Nâzım boş lâkırdılarınız ve kıtırlarınızsa
Nâzım, vasatlığın ihyası, yeteneğin imhasıysa,
Nâzım’ı savunmak “üç maymuna” kaldıysa
ben Nâzım düşmanıyım.
Yazın bana yasakladığınız sansürcü dergilerinizde
kapkara haykıran puntolarla:
“Coşkun Büktel, Nâzım düşmanlığına devam ediyor hâlâ”.

 

13 Size naçizane tavsiyem: Diyalog kurduğunuz kişinin, cinsiyetini, ülkesini, tahsilini, özgeçmişini, vb. nasıl hesaba katıyorsanız; onlardan bile daha önemli olarak, linççi olup olmadığını da hesaba katın! Linççiler ayrı bir ırktır.

 

14 Muhaliflerini karşı fikirle susturamayıp sansürle susturmaya tenezzül edenler, her şey olabilirler ama, zeki, güçlü, adil ve haklı olamazlar. (Evet, güçlü görünebilirler ama güçlü de değillerdir.)

 

15 Baykal'ı beğeniyor ama sevmiyorum. Kılıçdaroğlu'nu seviyor ama beğenmiyorum.

 

16 ● SANATSAL ANAYASA

Sanatçılar, kimseden talep beklemezler. Satış garantisi istemezler. Yarattıkları şeye talep yok diye şikayet etmezler. Talep yok diye, yaratmaktan vazgeçmezler. Yaratmak için kimseden izin istemedikleri gibi, yarattıkları şeyi umursamaya da kimseyi mecbur bilmezler. Umursanmak isterler, ama, umursanmak için tedbir almayı, eserini varolan talebe uygun biçimde tasarlamayı veya talebe göre “revizyon” yapmayı, reddederler. Bir sanatçı, kendi doğrusu neyse, ne yapması gerektiğine inanıyorsa, “onu” yapar. Yapması gerektiği gibi yapar. Ödünsüz yapar. Toplumcu bile olsa, (topluma ille karşı çıkmayı marifet saymaz ama) toplumun nabzına göre şerbet vermeyi utanç sayar. Toplum tarafından onaylanmayı (hatta) alkışlanmayı ister ama, gerekiyorsa (gerektiğine inanıyorsa) toplum tarafından lanetlenmeyi göze alır. Topluma söylemeye gerçekten değer bir sözü olan sanatçı, “politik davranmaya” tenezzül etmeden, toplumun tepkisinin ne olacağına kafa yormadan; söylemek zorunda olduğu şeyi “dosdoğru” söyler. Söylemekle yetinmeyerek, ortaya bir laf atıp kenara çekilmeyerek, sözünü piç gibi terk etmeyerek, sözünün eri olur. Karşı çıkan, hesap soran herkese karşı, göğsünü gere gere, sözünü savunur. Sözünü sakınmaz; ortam uygun mu, toplum buna hazır mı, birileri bana kızar mı? diye sormaz. Kazanç ya da kayıp hesaplaması yapmaz. Piyasayı kollamaz.

 

17 İktidar alanlarını yetenekleriyle değil de örneğin "yalamayla" ele geçirmiş olanlar, o alanı yetenekleriyle değil, ancak sansürle koruyabilirler: http://www.ykykultur.com.tr/dergi/?makale=1098&id=185

 

18 Hava kirliliğinden rahatsız değilseniz, ölüsünüz demektir. Gürültü kirliliğinden rahatsız değilseniz akut halde kalın kafalısınız demektir. Ama daha akut bir durum yine de vardır: Gürültü kirliliğini müzik sanmanız.

 

19 BANA GÖRE: DEVLET HASTANESİ = İş yapmaya niyeti/hevesi/nefesi olmayan, doğduğuna pişman, bezgin "memurlar"...
ÖZEL HASTANE = Sana, "Acaba silkelesem üstünden kaç para çıkar?" sorusu okunan meraklı bir ifadeyle ve (Dolar) ($) işaretiyle cavlamış gözlerle, kibarca gülümseyen paragöz "esnaflar"...
İkisinden de Allah korusun!

 

20 POLİTİKA KÜLTÜRÜMÜZ SİDİK YARIŞI; MOTOSİKLET KÜLTÜRÜMÜZ OSURMA YARIŞI
Ne zaman bir motosiklet osurmasıyla uykumdan uyandırılsam, bir dürbünlü tüfek alıp motorize psikopatları avlamak üzere safariye çıkmayı hayal ederim.

 

21 "Evet" dersen kırk katır, "hayır" dersen kırk satır: Buyrun referanduma!

 

22 Referandum sürecinde birbirlerini demokrat olmamakla suçlarken "Evet"çiler de "Hayır"cılar da haklı. Her iki tarafın da sansürcü olması ve karşı tarafın fikrini anlaşılır biçimde ve kaynak göstererek kendi kitlesine açıklamaya yanaşmaması bile, bence, tek başına yeterli kanıt. O yüzden diyorum, "Evet" dersen kırk satır, "Hayır" dersen kırk katır, diye...

 

23 BİR AYDIN TANIMI: İşinize geldiği, hoşunuza gittiği ya da sırf yaygın kabul gördüğü için önünüze servis edilen bir habere gözü kapalı inanmak yerine; zahmeti göze alıp somut belgeleri arıyor ve işinize gelmese de, hoşunuza gitmese de, pek çok düşman kazandırsa da, ancak somut belgelere inanıyor ve inancınız doğrultusunda davranmayı göze alıyorsanız, siz bir "aydınsınız".

 

24 Eylül, hüzün demektir. Eylül'de mutluysan, hep mutlusun demektir.

 

25 "Tanrılar suçluysa, suç bir 'erdem' sayılır, Menoikeus. Tanrılar suçluysa, suçsuz olmak günahtır, ağır bir küstahlıktır. Suçlu tanrıların yönettiği bir evrende asıl suç, suçsuz olmaktır." (KAYNAK: "Theope", Dramatik Yayınlar, 1993. Sayfa 52.)

 

26 Konfüçyusçu Laz'ın çocuğu olmaz.

 

27 "sizin ülkenizdeki aydınların belgelenen bir yalandan utanabilmesi
ya da sadece rahatsız olabilmesi için, o yalanı en az kaç kişinin
öğrenmesi gerekir? On bin mi? Yüz bin mi? Milyon mu? Sizin "Utanma
Eşiği"niz (
http://coskunbuktel.com/buktelutanmaesigi.htm) nedir? Yalanınızı kaç kişi fark ederse utanırsınız? Hiç utandığınız oldu mu?"

 

28 Tiyatronuzda madem ki herkes Coşkun Büktel’in “Theope yazarı” değil de, “Theope hırsızı” olmasını canı gönülden diliyor; onlara, inanmayı en çok istedikleri yalanı söylemeniz, kuşkusuz çok kurnazca bir hamle olmuş...

 

29 Bence yalan, asla sizinki kadar kesin, açık ve somut olmamalı; bazı belirsizlikler içine sarılıp sarmalanmalı ki, işler sarpa sarar ve
itiraz gelirse, kıvırmak ve o belirsiz alana sığınmak mümkün olabilsin.
Oysa siz, sevgili dostum, somut olarak 16. yüzyılda Fransa’da yazılmış
ikinci bir Theope’den bahsetmekle, yer ve zamanı sabitlemiş ve kendinize manevra alanı bırakmamışsınız. Daha sonra Büktel’e karşı yazdığınız cevap yazınızda, 16. yüzyıl yerine, bu kez 17. yüzyıl demeniz ise, tam bir gaflet!... Tam bir felaket!... Mezhep beraberliğimizin hatırına sığınarak size şu küçük eleştiriyi ya da tavsiyeyi (nasıl kabul
ederseniz) yöneltmeme, lütfen izin veriniz: Hafızanız yalanınızı
hatırlayamayacak kadar kötüyse, asla yalan söylememelisiniz.

 

30 Fazıl Say'ın (eğer varsa) müzik dehasının, ellerinde başlayıp ellerinde bittiğine inanıyorum.

 

31 Doğuştan körlerin nostaljisi var mıdır acaba? Otuz yıl önce dinlediği bir şarkıyı yeniden dinlerken, otuz yıl öncesini gözlerinde canlandırmaya kalkışmasına gerek kalır mı? Aynı karanlık, aynı müzik... Bu, her şeyin otuz yıl öncesiyle aynı olması anlamına gelmeye yeter mi?

 

32 Sizin gibiler tarafından yapılan tiyatronun, (bırakın seyirciye, Cumhuriyet'e, Filistinli çocuklara filan yararlı olmasını) size, yani "kendinize" bile bir hayrı olmamış. Sizin bunca yıl yaptığınız tiyatronun, ne denli zekâdan ve ahlaktan uzak bir samimiyetsizlik olduğu, bizzat sizin zekânıza, kültürünüze ve karakterinize herhangi bir yarar sağlamamış olmasıyla sabittir. Sizin devlet desteğiyle yaptığınız tiyatronun sizin bütçenizden başka hiçbir şeye yararı yok.

 

33Devletin sizin gibiler tarafından yapılan tiyatroyu halkın vergileriyle desteklemesi gerektiği ve bunun bir uygarlık göstergesi olacağı ne zaman iddia edilse, uygarlığın, ormanda bir çapulcu sürüsüne rastlayan bakire bir genç kız misali, ağır bir tecavüze uğradığını hissediyorum.

 

34Devletin halktan aldığı vergilerle "Çığ"ı ve "Çığ"ı destekleyenleri desteklemesi, halkın içme suyuna kanalizasyon akıtması kadar vahim bir yanlış. Bence sizin gibiler tarafından yapılan tiyatronun desteklenmesi, sanatın desteklenmesi anlamına gelmiyor; tam tersine, halkın sömürülmesi/zehirlenmesi anlamına geliyor. Halka ihanet anlamına geliyor.

 

35"Önce Ekmekler Bozuldu" sonra insanlar; artık yalnızca besinler değil, insanlar da GDO'lu...

 

36 Kentlerimizin eski güzelliklerini ahmakça aşırı bir nüfus artışı yüzünden kaybettiğimizi ("nerde çokluk orda bokluk") düşündükçe insanın ahmakça aşırı Malthusçu olası geliyor.

 

37 Yani insanların karısını/kocasını ve çocuklarını aldatmasını olağan sayıyorsunuz. "İnsani olan hiçbir şey yabancım değildir" ama yalan ve aldatmayla empati kurarak yalan ve aldatmayı destekleyemem. Kimseyi aldatmadıkları sürece, insanların cinsel tercihleriyle ilgilenmem. Baykal, kimseyi aldatmadan yapıyor olsaydı, on tane zenci erkekle group sex yaparken yakalanmış bile olsa, "kime ne?" diyerek onu savunabilirdim. Ama eşini ve çocuklarını aldatan bir insanın beni yani halkı aldatmayacağını garanti edemem ve onu savunamam. Aldatan insanlar hele de toplum önderliğine soyunmuşlarsa, tüm toplumu aldatmış sayılırlar. İkisi için de üzgünüm. Ama onları destekleyerek yalan ve aldatmaya prim veremem. Linç edilmelerine elbette karşıyım ama masum sayılarak toplumsal rollerini hiçbir şey olmamış gibi sürdürmelerine de karşıyım. Zaten linç edildikleri de yok. Yalnızca toplumsal rollerini kaybetmek ve aldattıkları yakınlarıyla yüzleşmek zorunda kaldılar o kadar. Bu kadarına da katlanmak zorundalar.

 

38 "LIPOSUCTION": Bazı sağlık klinikleri, ameliyat masasında yağlarınızı alırken bonus olarak vicdanınızı da alıp sizi tüm "fazlalıklarınızdan" kurtarıyormuş. Bu kliniklerin ne kadar revaçta olduğunu anlamak için, vicdanları alınmış gibi davranan iftiracı linççilerin listesine bakmak yeterli: http://coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm

 

39 Yetenek insanı en fazla marifetli maymun yapar, insanı sanatçı yapan kişiliğidir. Yalana ve sahtekarlığa tenezzül etmeyen dürüst ve tutarlı bir kişiliğin (bir başka deyişle: "sağlam bir omurgan") yoksa dik duramaz, "sanatçı duruşu" dedikleri şeye sahip olamaz, o duruşu ancak marifetli (ya da marifetsiz) bir maymun gibi taklit etmekle yetinirsin.

 

40 Türk tiyatrosunda iki tane Türkçe var: 1) İftiracı linçbazların "küfür" dediği "açıkça, mertçe Türkçe". 2) İftiracı linçbazların itibar ettiği kaypak ve muğlak Mimesisçe.

 

41 İnsanlık onuru iftirayı (Bkz: http://www.coskunbuktel.com/buktelgerizekarehberi.htm) yenecek!

 

42 Sıcak döşeğindeki Tayyip Erdoğan, kar altındaki Tekel işçilerine bir ay mühlet verdi. "Hele bir ay daha bokunuz donsun da pazarlık gücünüz kırılsın" der gibi gayrı insani bu tutuma, sendika niye itiraz etmiyor? Tayyip bir ay mühlet verdi diye, işçiler de Tayyip'e bir ay mühlet vermeli mi? Ya Tayyip on yıl mühlet verseydi?... İşçilerin kar altında ne kadar "bekleyeceğine" Tayyip Erdoğan mı karar verecek?

 

43 Efendiler, yazar, ressam, müzisyen, mimar, oyuncu, yönetmen, vb. olabilirsiniz ama ezilenler karşısında ezeni, iftirayla gerçek karşısında iftirayı destekliyor hatta yalnızca tarafsız kalıyor iseniz, sanatçı sayılamazsınız; en iyi ihtimalle, bir "marifetli maymun" sayılabilir; çok büyük bir ihtimalle ise, sadece maymun sayılmayı hak edersiniz.

 

44 Bazen öyle anlarım oluyor ki, araba alarmını düdük gibi sırf zevk ya da gösteriş için çalan ahmak ya da alçakları dürbünlü tüfekle avlamak için kentte safariye çıkmak fikri, bana fena halde cazip görünüyor.

 

45 Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kanserli mahkum Güler Zere'yi affetti. Peki Zere de (kendisini kanser eden hapishane koşullarını hazırlamış devletin baş sorumlusu) Gül'ü affetti mi?

 

46 Hiç ihtimal vermiyorum ama, eğer bir gün ben de ölürsem, en çok yanacağım şeylerden biri, Hadjidakis'in "Noble Dame" şarkısını bir daha dinleyememek olacak. http://www.coskunbuktel.com/hadjidakisnobledame.htm

47 Parodi, önemli ve yararlı bir sanatsal yöntemdir. Ama mükemmelin parodisini yapmaya kalktığınızda, yaptığınız şeyin zirzopluktan öteye geçememesi en yakın ihtimaldir

48 Hava kirliliğine uyanan Türkiye gürültü kirliliğine neden bir türlü uyanamıyor? Gürültüden rahatsız olan duyarlı insanımız mı yok? Büktel tanımı: Gürültü, desibeli yüksek sesler değil; duymak istemeyip de duymak zorunda bırakıldığımız yüksek ya da alçak tüm seslerdir. Duymak istemediğimiz bir anda duymak zorunda bırakı...lıyorsak, karşı binadan gelen o çok sevdiğimiz 5. Senfoni bile gürültüdür

49 Bir kadınla öpüşürken yakalanan Can Dündar'ı "Herkes yapıyor! Hepimiz Can Dündar'ız" diye savunmak iğrenç bir ahlaksızlık veya feci bir moronluk... Dündar'ı benim gözümde aklayacak tek beyan şu olabilir: "Karımı aldatmadım. Anlaşmamız böyle. O ve ben özgürüz. Karımın da sevgilisi var." Bu açık ve mert beyan, tasvip etm...esem bile, bence, bir insanın güvenini suistimal ederek aldatmış olmaktan (yalandan) bin kat iyidir.

50 1980'lere kadar sinema dünyası daha çok sinema filmi üretiyordu; 1980'lerden sonra, giderek daha çok, sinema filmi adı altında bilgisayar oyunları üretir oldu. Özetle söylersek: Bilgisayar icad oldu, sinema bozuldu.

51 "Aforoz edilmiş bir yazar olduğum benim paranoyam mı?"Başbakan'ın davetine çağrılmamış bir yazarım. Biri ikinci baskısını yapmış ve İBŞT'de ve Lefkoşa Şehir Tiyatrosu'nda sahnelenmiş Theope, bir diğeri yalnız Türkçe'si değil İngilizce çevirisi de piyasada bulunan Fiyasko olmak üzere, tam yedi kitap yayınlamış olmama rağmen, Yapı Kredi Yayınları'nın üçüncü baskısını yaptığı iki koca ciltlik "Edebiyatçılar Ansiklopedisi"nde ve Varlık Yayınları'nın "Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü"nde, adına asla yer verilmeyen bir yazarım. Theope adlı oyunu en ünlü tiyatrocular tarafından olağanüstü övgülerle yüceltildiği halde, bugüne dek hiçbir kurum ya da kuruluştan ödül almamış bir yazarım. DT'nin kapalı kapıları ardında, en kıdemli tiyatro profesörlerimizden biri (Özdemir Nutku) tarafından, 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope adlı (aslında var olmayan) eski bir Fransız oyunundan çalıntı yaptığıma ilişkin CD belgeli somut bir iftiraya maruz kalmış bir yazarım. Bir sürü oyunu DT'de defalarca sahnelenmiş bir yazarın (Memet Baydur) "Benim bütün oyunlarımdan daha iyi" dediği bir oyunun (Theope) yazarı olmama rağmen DT'de asla sahnelenmemiş bir yazarım. Hiçbir dergi ya da gazeteden asla yazma teklifi almamış, başvurduğu istisnasız her dergi ya da gazetede eleştiri yazıları sansür edilmeye çalışılmış bir yazarım. Özel ya da resmi kurumlar tarafından yurtdışı gezilerine asla davet edilmemiş bir yazarım. Birinci romanı Fiyasko 5000 adet sattığı ve İngilizcesi'de 1500 adet basıldığı halde, okuyan herkesin çok beğendiği ikinci romanı İkinci Geliş'i yayınlayacak uygun bir yayınevini dört yıldır bulamayan bir yazarım. Aleyhinde 1.100 imzanın toplandığı bir yazarım. Herhalde, bir ulusun sağcı/solcu, ilerici/gerici, dindar/ateist, devlet destekli ya da desteksiz, sponsorlu ya da sponsorsuz "tüm" renklerdeki "tüm" entelektüelleri(?) tarafından tam bir "konsensüsle" lanetlenip aforoz edildiğini iddia ettiğinde abarttığı söylenemeyecek, yeryüzündeki pek az yazardan biriyim. Peki sizce kendimi nasıl hissediyorum? Mağdur mu, gururlu mu?

52 Üç generalin AKP tarafından açığa alınması, BDP'yle "platonik aşk" yaşadığı iddia edilen CHP tarafından lanetlenirken; BDP tarafından desteklenmiş. Anlaşılan BDP, CHP'yle "platonik aşk" yaşarken, AKP'yle yaşadığı "pragmatik aşka" son vermek niyetinde değil.

53 HİPNETOR (Bir Büktel fıkrası)

Bir tiyatro kokteylinde, "İngilizce'yi Hipnozla 7 Günde Öğrenin" programına katılmış ve 7 günde İngilizce öğrenmiş biriyle tanıştım.

"What is your name?" diye sordum adama.

Bön bön yüzüme baktı.

"Soruyu anlamadınız mı?" diye sordum.

"Galiba İngilizce bir şey sordunuz, di mi?" diye karşılık verdi.

"Evet," dedim, "İngilizce konuşalım diye basit bir şey sordum."

"Maalesef, burada İngilizce konuşamam, Coşkun Bey!" dedi.

"Nasıl yani? Burası kalabalık diye utanıyor musunuz?"

"Yok canım ben çok sosyal bir insanımdır Coşkun Bey, kalabalığı severim."

"E, öyleyse niye burda İngilizce konuşamıyorsunuz?"

"Şey! İngilizce'yi hipnozla öğrendiğimden, İngilizce konuşabilmek için hipnoza girmem gerek. Ama hipnetorum burda değil."

"Hipnetor mu? O kim?"

"Kurs hocamız. Bizi hipnoza sokan... Kendine 'hipnetor' diyor."

"Anlıyorum... Hocanız kendine gerçekten zengin çağrışımları olan bir isim seçmiş." dedim ve daha fazla samimi olma tehlikesini bertaraf etmek için, kalabalık arasında bir tanıdığımı görmüş gibi yaparak adamın yanından hızla uzaklaştım.

54 ● Sansür, Büktel karşısında vandalların mecburi istikametidir.

55 Bizce sansür, örtbas çabası içindeki suçlu zihinlerin ürettiği bir tümör, bir düşünce kanseri olduğu için, acizlik ve adiliktir.

56 Eskiden herkes "iyiydi" (ahlaklıydı) yalnızca arada tek tük "kötüler" (ahlaksızlar) çıkardı. Artık herkes "kötü" yalnızca arada tek tük "iyiler" çıkıyor. "Kötülerin" nüfusunun (ve nüfuzunun) hızla arttığını ve kötülüğün oy potansiyeli olarak "çoğunluğu yakaladığını" çok iyi bilen politik iktidarlar, o nedenle yasaları "kötülerin lehine" yeniden düzenliyorlar.

57 KEŞİF VE İCATLARIN YARARLARI:
Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu.
Sinema icat oldu, tiyatro bozuldu.
Televizyon icat oldu, sinema bozuldu.
Çok kanal icat oldu, televizyon bozuldu.
...İnternet icat oldu, bozulmuş mertlik de kalmadı.
Fecebook icat oldu, her şey bozuldu.

Mormon olup elektrik öncesine dönesim geliyor.

58 ("Tragedya" sözcüğünü yazmayı bilmediği için, bir yazısında 6 kez "tragetya" yazmış olan "oyun yazarı" Savaş Aykılıç'la yaşanan polemikte, Aykılıç'ın lafı saptırıp konuyu değiştirme çabasına cevap)

SAVAŞ AYKILIÇ: Sen gerçekten Çoşkun Büktel misin

COŞKUN BÜKTEL: İki ihtimal var: 1) Ya ben gerçekten Coşkun Büktel'im; 2) ya da ben gerçekte Coşkun Büktel değilim.

Her iki ihtimalde de, "tragedya" sözcüğü "tragetya" olarak yazılmaz.

 

59Ben ancak maddi sefalete dayanıklıyım ve bununla övünüyorum; karşımdaki linççi vandallar ise ancak manevi sefalete dayanıklılar ama bununla övünemezler.

 

60 Sanırım, benim asıl sanat hayatım, öldükten ve zararsız hale geldikten sonra başlayacak.

 

61 Kafka, böcek olan Samsa'yı değil, sırf biçim değiştirdiği için oğullarının özde hâlâ oğulları olduğunu unutan anne ve babayı aşağılamaktadır. Bence "Değişim"de asıl böcek olan, Samsa değil, annesiyle babasıdır.

 

62 Anlaşılan %50 AKP'yi kesmemiş, %92 istiyor: Salim Uslu'nun "aktif" siyasetini eğer tüm AKP milletvekilleri benimserse, AKP gelecek seçimlerde %92'ye ulaşabilir. Yada daha kolayı var: Salim Uslu kürsüden itekaka adam atmak yerine, yeterince muhalifi ite kaka meclisten atsın, %92 sağlansın. "Olmaz öyle şey, o zaman herkes Salim Uslu'yu kınar" demeyin! Mesela AKP kınamaz bence... Abartıyor muyum? İnşallah!...Bu, AKP'yi uyaran iyi niyetli, yaratıcı bir "espriydı". Ahmet Hakan yazsa 100 RT alırdı. Ben yazınca, çıt çıkmadı. Tek çıt sizsiniz.

 

63 Madem daha çok iş sahası açarak istihdam yaratılamıyor; mesai saatlerini arttırmak yerine, daha çok istihdam sağlamak üzere, azaltmak gerek.

 

64 Samimiyet, bir taktik olamaz; ama finalde, en kurnazca taktikten daha etkilidir.

 

65 TİYATROMUZ / TİYATROCULAR RÜŞTÜNÜ NE ZAMAN İSPAT EDER? ÖZDEMİR NUTKU İFTİRASIYLA YÜZLEŞİP GEREKLİ TEPKİYİ VERDİĞİ ZAMAN

 

66 İnsanların insanlara "efendim" diye hitap etmesi bana nazik değil, "anakronik" bir davranış gibi görünüyor; kölelik kalkalı yüz yıl geçti.

 

67 Bir yalanın yalan, bir iftiranın iftira olduğu, kişilere göre değişmez. Ama bir hakaretin hakaret olduğu kişilere göre değişir. "Yeter ki hakaret içermesin", "yeter ki edebe aykırı olmasın", "yeter ki insanları rencide etmesin"... Evet, bu bahanelerden herhangi biri, en azılı sansürcülere bile sınırsız bir sansürleme özgürlüğü sağlamaya yeter.

 

68 Okurlara vesayet etmeye kalkışan azılı sansürcülerin ordu vesayetine karşı olması, zavallıcasına komik...

 

69 Herkes kendi düzeyinden (yalnız "okurlara" karşı) sorumlu. Kimseyi düzey bahanesiyle sansürlemeyin!

 

70 Sansürleme nedeni diye bir şey yoktur. Sansürleme "bahanesi" vardır.

 

71 Sansüre hiçbir bahane tanımaksızın şiddetle karşı çıkmayanların demokrasiden söz etmesi, Hitler'in keman çalmasından daha fazla anlam taşımaz.

 

72 Takma isimli şahısları RT etmeden önce çok iyi düşünün! Sizi gaza getirip suç işletiyor olabilir. O, takma isimle yırtar, siz yırtamazsınız.

 

73 Mystic River çoktandır tadını özlediğimiz, "film gibi film" denecek ender yapımlardan... Eastwood, "bilgisayar oyunu" değil, sinema yapıyor.

 

74 (...) Odamızı bir düşün / odamız ne kadar dardı / penceresi karanlık bir duvara bakardı / içinde "günaydın" denilemezdi

 

75 Şiirle sözcükler bir mucizedir / şiirle gökyüzü kristal bir kadehtir / ve şiirle tanrının şampanyasıdır deniz / şiirsiz / hepimiz dikdörtgeniz

 

76Şiir gerekir elbet şiir gerekir / "düşünen maddenin" ihanetinin / kefaretidir şiir / bu yüzden hep yokuş çıkar ve çarmıha gerilir

 

77(...) Bir sözcüğe sımsıkı sarılarak ölmeler / Zindanları ürperten sevdaların iklimi / Sevdaların birer silah sayıldığı mevsimler (...)

 

78 Artık bir fahişenin / külotlu çorap giymiş bacaklarıdır doğa / şiirle soyulmazsa / saman gibi gelir okşayan avcunuza

 

79 Tarihi boyunca zekâ yetmezliğinden mustarip Türk tiyatrosu, "Theope"yi harcayacak kadar hovardaca ve kendinden memnun yaşıyor yetmezliğini.

 

80 HAKİKAT MENFAATLERİNİZLE ÇATIŞTIĞINDA, HAKİKATİ MENFAATLERİNİZE DEĞİL, MENFAATLERİNİZİ HAKİKATE UYARLAMAYA ÇALIŞIN!

 

81 Kitap yakan Hitler tek vandal değil; kitapları yok etmenin daha "medenice" yöntemlerini icat etmiş kravatlı vandallar "misyonu" sürdürüyor.

 

82HAKİKAT İLE MENFAATİNİZ TERS DÜŞMEDİĞİ SÜRECE İNSAN OLMANIZ KOLAY; AMA TERS DÜŞTÜĞÜ NOKTADA HÂLÂ İNSAN KALABİLMENİZ, HİÇ KOLAY DEĞİL.

 

83 Kariyer uğruna bazı insanlar ameliyat masasına yatıp yağlarını aldırırken, bazıları bonus olarak vicdanlarını da aldırıyor olmalı.

 

84 Tacize, şiddete, tecavüze hatta cinayete maruz kalan kızlar her ülkede görülebilir ama ancak bu ülkede tacizin faili yerine mağduru kınanır.

 

85 Siyasette başarılı olmanın en temel ilkesi yanlış ata oynamamaktır ve hakikat, siyasette hemen daima "yanlış at"tır.

 

86 Bence insanın değeri, sözünün değeri kadardır.

 

87 Sanırım yazarlarımız Oğuz Atay'ı daha çok o maksatlı absürdizmi nedeniyle seviyor. Kendi abukluklarını meşru kılan bir şey sanıyorlar onu.

 

88 Lokumcu'nun ölümünü protesto eden gençler bir aydır içeride ve bu kimseyi rahatsız etmiyor. Herkes mi Murat Belge oldu?

 

89Üç türlü sanatçı var: 1: Sanatçı, 2: "Marifetli maymun", 3: "Maymun".

 

90 Sanatsal samimiyete ancak hayattan alacaklı olanların sanatında rastlayabilirsiniz; hayattan verdiğinin fazlasını almışların sanatında değil

 

91 Belirli bir partiyi övmekle mükellef angaje bir yazar olsaydım, tüm yaratıcılığıma rağmen ben bile ahmak durumuna düşmekten kurtulamazdım.

 

921100 TİYATROCUNUN(?) İFTİRAYA OY VERDİĞİ () YERDE AKP'NİN SEÇİM KAYBETMESİ ÇOK BÜYÜK SÜRPRİZ OLUR

 

93 KEŞİF VE İCATLARIN YARARLARI: Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu. Sinema icat oldu, tiyatro bozuldu.

 

94 Duymak istemediğimiz bir anda duymak zorunda bırakılıyorsak, karşı binadan gelen o çok sevdiğimiz 5. Senfoni bile gürültüdür

 

95 Büktel tanımı: Gürültü, desibeli yüksek sesler değil; duymak istemeyip de duymak zorunda bırakıldığımız yüksek ya da alçak tüm seslerdir.

 

96Hava kirliliğine uyanan Türkiye gürültü kirliliğine neden bir türlü uyanamıyor? Gürültüden rahatsız olan duyarlı insanımız mı yok?

 

97 Makyavel, bir İsmail Dümbüllü olsa, kavuğunu Mustafa'ya verirdi.

 

98 Bu zamanda en az ne söylendiği kadar kimin söylediğine bakın! Etraf provakatör dolu! Hele takma isim ardına saklananlara çok ihtiyatla yaklaşın!

 

99 Hiçbir canlıdan doğasına aykırı davranmasını beklemeyin! Kuşa "uçma", balığa "yüzme", Mustafa Demirkanlı'ya "yalan söyleme", denemez.

 

100 Markaların sahtesini yapmaları pek umurumda değil, ama tevazunun sahtesini yapmaları kötü

 

101 Theope'yi aforoz edenlece AKM'de sanat diye yapılan ve bizim her zaman ağır eleştirdiğimiz şeyler gerçekten sanat olsaydı, halk AKM'nin çürümesine asla izin vermezdi.

 

102 TÜRK TİYATROSUNDA SAATİN KAÇ OLDUĞUNU "ANLAMAK" İSTEYENLERİN MECBURİ İSTİKAMETİ:  

 

103 İnsanları yargısız olarak Silivri'nin gözden uzak köşelerinde çürütüyorlar ama AKM'yi yargısız olarak "hepimizin gözleri önünde" çürütüyorlar.

 

104 İşler "iyiyken" iyi insan olabilmek kolaydır; önemli olan, zor zamanda, dar geçitte de iyi insan kalabilmek.

 

105 Özü sözü bir olmayanlar, gerçek sanat yapamazlar; çünkü sanatın en olmazsa olmazı, samimiyettir.

 

106 Kadının kendi bedenini özgürce kullanmasını öldürme nedeni sayan bir töreye inanmış geniş bir nüfusla bir arada yaşamanın ürkütücü hafifliği...

 

107 Sansürün gerekçesi olmaz, ancak "bahanesi" olur:

 

 

108 Herkes yalana karşı; ama söylemeye değil, kendisine söylenmesine karşı...

 

 

109 ● Sanırım, benim asıl sanat hayatım, öldükten ve zararsız hale geldikten sonra başlayacak.

 

110 Bence asıl böcek olan Samsa değil (sırf metamorfoz geçirip dış görümü değiştiği için oğullarının oğulları olduğunu unutan) annesiyle babasıdır.

 

111 Madem daha çok iş sahası açarak istihdam yaratılamıyor; mesai saatlerini arttırmak yerine, daha çok istihdam sağlamak üzere, azaltmak gerek.

 

112 Ülkenin kalkınması için daha çok çalışmak gerekiyorsa, işçileri daha çok çalıştırmak yerine, daha çok işçi çalıştırın; işsizleri çalıştırın!

 

113 İnsanları kaplayan "nasır tabakasını" delerek, duyarlı bölgeye, "insani olana" varmaya çalışıyorum. Bunun için dili bazen incecik bir iğne gibi kullanmam yeterli oluyor ama bazen de asfalt delen matkaplar gerekiyor.

 

114 Samimiyet, bir taktik olamaz (taktik olduğu anda samimiyet olmaktan çıkar) ama finalde, en kurnazca taktikten daha etkilidir.

 

115 TİYATROMUZ / TİYATROCULAR RÜŞTÜNÜ NE ZAMAN İSPAT EDER? ÖZDEMİR NUTKU İFTİRASIYLA YÜZLEŞİP GEREKLİ TEPKİYİ VERDİĞİ ZAMAN.

 

116 "Bizim tiyatromuzda bir çok kötülük cezasız kalabilir ama hiçbir iyilik cezasız kalmaz." Büktel, SHAKESPEARE'SİZ HERİFLER, 1998.

 

117 Yazarlara ve yayın piyasamıza dair yazdığım son eleştirilerin hemen ardından twitter'daki follower listemden seri halde eksilmeler başladı. Bana yakışır!

 

118 Türk diline vakit ayırıp imla öğrenecek kadar bile yatırım yapmayan insanlar gazete, senaryo, roman yazarı olabiliyor.

 

119 "Yeter ki hakaret içermesin", "yeter ki edebe aykırı olmasın", "yeter ki insanları, rencide etmesin"... Evet, bu bahanelerden herhangi biri en azılı sansürcülere bile sınırsız bir sansürleme özgürlüğü sağlamaya yeter.

 

120 Sansürcü Mimesis'te, kimlerin ve ne kadar sansür edildiği bile açıklanmıyor. Yani anlayacağınız, bütün linççi sitelerde okurlar yalnızca tek yanlı beyin yıkama işlemine tabi tutuluyor.

 

121 Okurların "bilme hakkını" tanımayan Mimesis kendine "okurlara vesayet etme hakkı" tanıyor; eşyanın tabiatına uygun...

 

122 Okurlara vesayet etmeye kalkışan azılı sansürcülerin ordu vesayetine karşı olması zavallıcasına komik...

 

123 Herkes kendi düzeyinden (yalnız "okurlara" karşı) sorumlu. Kimseyi düzey bahanesiyle sansürlemeyin!

 

124 Sansürleme nedeni diye bir şey yoktur. Sansürleme "bahanesi" vardır.

 

125 Sansüre hiçbir bahane tanımaksızın şiddetle karşı çıkmayanların demokrasiden söz etmesi, Hitler'in keman çalmasından daha fazla anlam taşımaz

 

126 Bizce sansür, örtbas çabası içindeki suçlu zihinlerin ürettiği bir tümör, bir düşünce kanseri olduğu için, acizlik ve adiliktir.

 

127 Odamızı bir düşün / odamız ne kadar dardı / penceresi karanlık bir duvara bakardı / içinde "günaydın" denilemezdi

 

128 Şiirle sözcükler bir mucizedir / şiirle gökyüzü kristal birkadehtir / ve şiirle tanrının şampanyasıdır deniz / şiirsiz / hepimiz dikdörtgeniz

 

129 Şiir gerekir elbet şiir gerekir / "düşünen maddenin" ihanetinin / kefaretidir şiir / bu yüzden hep yokuş çıkar ve çarmıha gerilir

 

130 Bir sözcüğe sımsıkı sarılarak ölmeler / Zindanları ürperten sevdaların iklimi / Sevdaların birer silah sayıldığı mevsimler

 

131 Artık bir fahişenin / külotlu çorap giymiş bacaklarıdır doğa / şiirle soyulmazsa / saman gibi gelir okşayan avcunuza

 

132 Tarihi boyunca zekâ yetmezliğinden mustarip Türk tiyatrosu, "Theope"yi harcayacak kadar hovardaca ve kendinden memnun yaşıyor yetmezliğini...

 

133 HAKİKAT MENFAATLERİNİZLE ÇATIŞTIĞINDA, HAKİKATİ MENFAATLERİNİZE DEĞİL, MENFAATLERİNİZİ HAKİKATE UYARLAMAYA ÇALIŞIN!

 

134 BÜKTEL'İN SANATSAL ANAYASASI:

 

135 İstanbul'a iki İstanbul eklediğinizde, iki Boğaziçi, iki Marmara körfezi, iki Terkos gölü de ekleyecek misiniz? Yoksa yalnızca...

 

136 Sanatsal samimiyete ancak hayattan alacaklı olanların sanatında rastlayabilirsiniz; hayattan verdiğinin fazlasını almışların sanatında değil...

 

137 Açık ismiyle yazanların yazdıklarıyla, takma isim ardına saklanarak yazanların yazdıklarının kıymeti harbiyesi bir olur mu hiç?

 

138 Belirli bir partiyi övmekle mükellef angaje bir yazar olsaydım, tüm yaratıcılığıma rağmen ben bile ahmak durumuna düşmekten kurtulamazdım.

 

139 1100 TİYATROCUNUN(?) İFTİRAYA OY VERDİĞİ () YERDE AKP'NİN SEÇİM KAYBETMESİ ÇOK BÜYÜK SÜRPRİZ OLUR

 

140 AKP iç bölgelerimizin de sahillerin eğitim düzeyine çıkmasını mı, yoksa sahillerin de iç bölgelerimizin eğitim düzeyine inmesini mi ister?

 

141 Sanırım yazarlarımız Oğuz Atay'ı daha çok o maksatlı absürdizmi nedeniyle seviyor. Kendi abukluklarını meşru kılan bir şey sanıyorlar onu.

 

142 Ülkemde kadınların erkekler tarafından namus gerekçesiyle öldürülmesine engel olamamak, bana kendimi fena halde namussuz hissettiriyor.

 

143 Bence insanın değeri, sözünün değeri kadardır.

 

144 Siyasette başarılı olmanın en temel ilkesi yanlış ata oynamamaktır ve hakikat, siyasette hemen daima "yanlış at"tır.

 

145 Tacize, şiddete, tecavüze hatta cinayete maruz kalan kızlar her ülkede görülebilir ama ancak bu ülkede tacizin faili yerine mağduru kınanır.

 

146 Kariyer uğruna bazı insanlar ameliyat masasına yatıp yağlarını aldırırken, bazıları bonus olarak vicdanlarını da aldırıyor olmalı.

 

147 Bugün artık sinema filmi diye çekilen şeylerin bir çoğu, aslında film olmaktan çok bilgisayar oyunu (game).

 

148 HAKİKAT İLE MENFAATİNİZ TERS DÜŞMEDİĞİ SÜRECE İNSAN OLMANIZ KOLAY; AMA TERS DÜŞTÜĞÜ NOKTADA HÂLÂ İNSAN KALABİLMENİZ, HİÇ KOLAY DEĞİL.

 

149 Kitap yakan Hitler tek vandal değil; kitapları yok etmenin daha "medenice" yöntemlerini icat etmiş kravatlı vandallar "misyonu" sürdürüyor.

 

150 Theope'm 2 baskı yaptı. İlk romanım "Fiyasko" 5000 sattı ve İngilizce'si de yayınlandı. 2. romanım "İkinci Geliş"i 6 yıldır yayınlatamıyorum...

 

151 Yayıncılar at hırsızlarınınkinden farklı bir sanatsal duyarlığa sahip olsalardı, ikinci romanım "İkinci Geliş" 6 yıldır basılamıyor olmazdı.

 
152 Ahırdaki inekle, okuldaki inek arasında ne fark var?
Biri "otobur"dur, diğeri "notobur"...
 

153 AKP, direkt olarak ranta çeviremediği değerleri, önce parka, DT reklam kulesine, vb çeviriyor. Sonra parkları, kuleleri, vb. ranta çeviriyor. AKM'Yİ DE ÖNCE HARABEYE ÇEVİRDİLER; ŞİMDİ BAKALIM BU HARABEYİ NASIL RANTA ÇEVİRECEKLER!

 

154 Paul Auster'a, "Gelsen ne olur, gelmesen ne olur?" demek, "Gazetecileri yıllarca yargısız hapsetsek ne olur, etmesek ne olur?" demektir.

 

155 Keşke teknoloji ilerledikçe ahlak da ilerliyor olsaydı. Ne yazık ki, aralarında adeta ters orantı var.

 

156 Hiçbir canlıdan doğasına aykırı davranmasını beklemeyin! Kuşa "uçma", balığa "yüzme", Mustafa Demirkanlı'ya "yalan söyleme", denemez.

 

157 Saklayacak hiçbir defom bulunmadığı için, kendimi sansürle korumak, sansür siperi ardına sığınmak / saklanmak zorunda değilim.

 

158 Fransız (ya da sansürcü) değilim; benim facebook sayfalarımda sapıkların açık veya takma isimle bana iftira hatta küfür etmesi bile serbest...

 

159 Markaların sahtesini yapmaları pek umurumda değil, ama tevazunun sahtesini yapmaları kötü...

 

160 TÜRK TİYATROSUNDA SAATİN KAÇ OLDUĞUNU "ANLAMAK" İSTEYENLERİN MECBURİ İSTİKAMETİ:

 

161 İnsanları yargısız olarak Silivri'nin gözden uzak köşelerinde çürütüyorlar ama AKM'yi yargısız olarak "hepimizin gözleri önünde" çürütüyorlar.
HAMLET: "Danimarka'da çürüyen bir şeyler var!"

 

162 TÜRKİYE'DE İNSANLAR HAKİKATTEN YANA DEĞİL; "KABİLEDEN" YANALAR...

 

163 Özü sözü bir olmayanlar, gerçek sanat yapamazlar; çünkü sanatın en olmazsa olmazı, samimiyettir.

 

164 Kadının kendi bedenini özgürce kullanmasını öldürme nedeni sayan bir töreye inanmış geniş bir nüfusla bir arada yaşamanın ürkütücü hafifliği...

 

165 Sanırım, benim asıl sanat hayatım, öldükten ve zararsız hale geldikten sonra başlayacak.

 

166 Bence asıl böcek olan Samsa değil, annesiyle babasıdır.

 

167 Ülkenin kalkınması için daha çok çalışmak gerekiyorsa, işçileri daha çok çalıştırmak yerine, daha çok işçi çalıştırın; işsizleri çalıştırın!

 

168 Samimiyet, bir taktik olamaz; ama finalde, en kurnazca taktikten daha etkilidir.

 

169 TİYATROMUZ / TİYATROCULAR RÜŞTÜNÜ NE ZAMAN İSPAT EDER? ÖZDEMİR NUTKU İFTİRASIYLA YÜZLEŞİP GEREKLİ TEPKİYİ VERDİĞİ ZAMAN...

 

170 İnsanların insanlara "efendim" diye hitap etmesi bana nazik değil, "anakronik" bir davranış gibi görünüyor; kölelik kalkalı yüz yıl geçti.

 

171 Türk diline vakit ayırıp imla öğrenecek kadar bile yatırım yapmayan insanlar gazete, senaryo, roman yazarı olabiliyor

 

172 Mimesis'te tartışma değil, ancak tek kale maç yapılıyor. Bütün linççi sitelerde okurlar yalnızca tek yanlı beyin yıkama işlemine tabi tutuluyor. Okurların "bilme hakkını" tanımayan Mimesis, güya askeri vesayete karşı çıkarken, kendine "okurlara vesayet etme hakkı" tanıyor; eşyanın tabiatına uygun...

 

173 Sansüre hiçbir bahane tanımaksızın şiddetle karşı çıkmayanların demokrasiden söz etmesi, Hitler'in keman çalmasından dahafazla anlam taşımaz.

 

174 BÜKTEL'E YÖNELİK YALAN, İFTİRA, SANSÜR, SAHTEKÂRLIK, FOTOMONTAJ... BUNLARIN HEPSİ BİRDEN YALNIZCA MUSTAFA DEMİRKANLI İLE BURAK CANEY'DE VAR.

 

175 "Anne, tam doldur şu bardağı, ya!" "Dudak payı bıraktım, oğlum" "Ne dudak payı, be! Bu kadar dudak payı mı olur? Ben Angelina Jolie miyim?"

 

176 Tarihi boyunca zekâ yetmezliğinden mustarip Türk tiyatrosu, "Theope"yi harcayacak kadar hovardaca ve kendinden memnun yaşıyor yetmezliğini.

 

177 Bana dar gelmeyecek örgütü kimler kursun / Yazalım gel seni CHP'ye deseler, dursun!

Hazin çelişki: Örgütlülüğe inancım tam olduğu halde, hayatım boyunca bir tek örgüte üye olmuş değilim. Nasıl üye olayım ki? Özdemir Nutku iftirasını 1100 kişi destekledi ve benim dışımda yalnızca 2 kişi karşı çıktı. Üç kişiyle örgüt kuramazdık. Linççilerle bir örgüt çatısı altında olacağıma ise Robinson Crusoe kadar yalnız olmayı tercih eder bunu onur sayarım.

 

178 Bilmemek konfordur; bilmek ise sorumlu olmak demektir.
"Bile bile" sorumsuz (kayıtsız) olmak ise, ahlaksızlıktır.

 

 

179 HE WHO WATCHES LIFE THROUGH THE MEDIA WINDOW, MISSES IT. (Hayata medya penceresinden bakan, onu ıskalar):

http://www.facebook.com/photo.php?fbid=10150370684799521&set=a.425400859520.186970.186322554520&type=1&theater
 

180 Ahırdaki inekle, okuldaki inek arasında ne fark var? Biri "otobur"dur, diğeri "notobur"...


181 AKP, direkt olarak ranta çeviremediği değerleri, önce daha masum başka bir şeye, (örneğin, parka, DT reklam kulesine, vb) çeviriyor. Sonra o masum şeyleri (parkları, DT kulelerini, vb.) ranta çeviriyor.
AKM'Yİ DE ÖNCE HARABEYE ÇEVİRDİLER; ŞİMDİ BAKALIM BU HARABEYİ NASIL RANTA ÇEVİRECEKLER!


182 Sosyal medyada aşka dair yazılmış cümlelere inanmak gerekirse, aşk, seksten başka her şeydir.


183 Başbakan'ın "Paul Auster"a, "Gelsen ne olur, gelmesen ne olur?" demesi, "Gazetecileri yıllarca yargısız hapsetsek ne olur, etmesek ne olur?" demektir.

 

184 Keşke teknoloji ilerledikçe ahlak da ilerliyor olsaydı. Ne yazık ki, aralarında adeta ters orantı var.


185 Bu zamanda en az ne söylendiğine baktığınız kadar, kimin söylediğine de  bakın! Etraf provakatör dolu! Hele takma isim ardına saklananların söylediklerine çok ihtiyatla yaklaşın!

 

186 Hiçbir canlıdan doğasına aykırı davranmasını beklemeyin! Kuşa "uçma", balığa "yüzme", iftiracı alçaklara "yalan söyleme", denemez.

 

187 Saklayacak hiçbir defom bulunmadığı için, kendimi sansürle korumak, sansür siperi ardına sığınmak / saklanmak zorunda değilim.

 

188 Markaların sahtesini yapmaları pek umurumda değil, ama samimiyet ve tevazunun sahtesini yapmaları kötü...

 

189 TÜRK TİYATROSUNDA SAATİN KAÇ OLDUĞUNU "ANLAMAK" İSTEYENLERİN MECBURİ İSTİKAMETİ:




190 AKP insan hayatını kesinlikle daha fazla önemsiyor: AKM'yi "gözlerimizin önünde" çürütürken, tutukluları "gözden ırak" köşelerde çürütüyor.


191 Theope'yi aforoz edenlece AKM'de sanat diye yapılan ve bizim her zaman ağır eleştirdiğimiz şeyler gerçekten sanat olsaydı, halk AKM'nin çürümesine asla izin vermezdi. Ama sanatçı kartvizitli ve maaşlı vandallar hâlâ uyanabilmiş değil. Tiyatromuz "ruhunu" çoktan kaybetti. Şimdi yalnızca "binalarını" kaybediyor. Ve ben bunu yıllar önce söylemiştim: KAYNAK: http://www.coskunbuktel.com/linkyetisinmuratkarasu.htm

 

192 İşler "iyiyken" iyi insan olabilmek kolaydır; önemli olan, zor zamanda, dar geçitte de iyi insan kalabilmek.

 

193 TÜRKİYE'DE İNSANLAR HAKİKATTEN YANA DEĞİL; "KABİLEDEN" YANALAR...

 

194 Özü sözü bir olmayanlar, gerçek sanat yapamazlar; çünkü sanatın en olmazsa olmazı, samimiyettir.

 

195 Kadının kendi bedenini özgürce kullanmasını öldürme nedeni sayan bir töreye inanmış geniş bir nüfusla bir arada yaşamanın ürkütücü hafifliği

 

196 Sansürün gerekçesi olmaz, ancak "bahanesi" olur:

 

197 Herkes yalana karşı; ama söylemeye değil, kendisine söylenmesine karşı...

 

198 Sanırım, benim asıl sanat hayatım, ölerek zararsız hale gelmemden sonra başlayacak.

 

199 Şiir, yoğun kriz yaşantılarından süzülmemişse, parmak hesabı ya da kelime tombalasından ibaret kalır.

 

200 Hırsızların kibri kadar nefret uyandırıcı hiçbir şey tanımıyorum!

 

201 Bilmemek konfordur; bilmek ise sorumlu olmak demektir. "Bile bile" sorumsuz (kayıtsız) olmak, ahlaksızlıktır.

 

202 HE WHO WATCHES LIFE THROUGH THE MEDIA WINDOW, MISSES IT. (Hayata medya penceresinden bakan, onu ıskalar.)

 

203 Ahırdaki inekle, okuldaki inek arasında ne fark var? Biri "otobur"dur, diğeri "notobur"...

 

204 AKP, direkt olarak ranta çeviremediği değerleri, önce parka, DT reklam kulesine, vb çeviriyor. Sonra parkları, kuleleri, vb. ranta çeviriyor. AKM'Yİ DE ÖNCE HARABEYE ÇEVİRDİLER; ŞİMDİ BAKALIM BU HARABEYİ NASIL RANTA ÇEVİRECEKLER!

 

205 başlığına eklenen tweetlere inanmak gerekirse, aşk, seksten başka her şeydir.

 

206 "Paul Auster"a, "Gelsen ne olur, gelmesen ne olur?" demek, "Gazetecileri yıllarca yargısız hapsetsek ne olur, etmesek ne olur?" demektir.

 

207 Keşke teknoloji ilerledikçe ahlak da ilerliyor olsaydı. Ne yazık ki, aralarında adeta ters orantı var.


208 Aya gitmek için binlerce kişinin katkısıyla füze yapmak; iki kişinin anlaşması için, milyonlarca kişinin katkısıyla bir dil yaratmak gerek; ama füzeler ayla aramızdaki mesafeyi on yıllar önce sıfırladığı halde, henüz hiçbir dil, yüz yüze bakan iki kişi arasındaki mesafeyi sıfırlayabilmiş değil.

 

209 Camiye gitmeyenler onbinlerce cami için hiç yakınmadan vergi ödüyorsa, tiyatroya gitmeyenler de, beş-on tane tiyatro için vergi ödeyebilir.

 

210 Türkiye enteresan bir yer: Belgeli iftiracılar, tiyatro yıkıcılar, eser hırsızları, linç kampanyacıları medyada çeteleşip halkı rehin almış.

 

211 Tiksindiğiniz yalanlardan değil, hoşlandığınız yalanlardan korkun; çünkü o yalanlar karşısında gardınız düşük, aldanma ihtimaliniz yüksektir

 

212 Bilmemek konfordur; bilmek ise sorumlu olmak demektir.

 

213 Sevgili kadınlar, sapık erkeklerin insanlaşmasını beklemeyin; doğru erkek seçmekte uzmanlaşmayı deneyin!

 

214 Reklam verebilme gücüne sahip bir kurumsanız, çekinmeden korsanlık yapabilirsiniz. Basın görmeyecektir.

 

215 Korsanlığa kör bakan basının sessizliğini telafi etmek için, çok konuşmak çok bağırmak zorundayız. Kimse kusura bakmasın!

 

216 Hırsızların kibri kadar nefret uyandırıcı hiçbir şey tanımıyorum!

 

217 HE WHO WATCHES LIFE THROUGH THE MEDIA WINDOW, MISSES IT. (Hayata medya penceresinden bakan, onu ıskalar):

 

218 Ahırdaki inekle, okuldaki inek arasında ne fark var? Biri "otobur"dur, diğeri "notobur"...

 

218 İNSANIN KENDİNE KARŞI OLAN FİKİRLERDEN KENDİNİ SANSÜRLE KORUMAYA ÇALIŞMASI NE KADAR ACIKLI!

 

220 COŞKUN BÜKTEL GİBİ DÜZİNELERCE TAKMA İSİMLİ KALLEŞ SAPIĞIN SALDIRI VE PROVOKASYONLARINA MARUZ KALMIŞ BİR İNSAN BİLE, "SIFIR SANSÜR" İLKESİNİ YILLARDIR UYGULAYABİLDİĞİNE VE VANDALLARLA MÜCADELESİNDE HİÇBİR BAHANEYLE SANSÜRE TENEZZÜL ETMEDİĞİNE GÖRE; SANSÜRSÜZ YAYIN YAPMAK MÜMKÜNDÜR VE HER SANSÜRCÜNÜN ÖRTBAS ETMEYE ÇALIŞTIĞI BİR SUÇU YA DA SANSÜRLE SAĞLADIĞI KİRLİ BİR MENFAATİ VARDIR.
 

 

221 "İkinci Geliş"in yazarı olmanın en kötü yanı "İkinci Geliş"in okuru olamamak... Bu yüzden diğer insanları öyle kıskanıyorum ki!...

 

222 Sırf sizden daha zeki oldukları için insanları "Çağrılmayan Yakup" diye alay ederek kapınızdan kovuyorsanız; belediye (ya da devlet) isterse hiç karışmasın ve maaşlarınızı üç kat arttırsın... Zekâlarınızı arttıramayacağı için, yapacağınız tiyatro yine ancak "zekânıza göre" olacak, sizin zekânızdaki ahbap çavuşlarca övülerek medya marifetiyle halka ilaç niyetine ("bak bu tiyatro çok yararlı bir şeydir, tadını beğenmesen bile yut onu, iyi gelecek" denerek) yutturulmaya çalışılacaktır. Zekânızı arttıramazsınız ama ahlâkınızı arttırabilir ya da bozmayabilirdiniz.


223 BENİ DEĞİL, HAKİKATİ AF0ROZ EDİYORSUNUZ!

 

 

 

 

 

© coskunbuktel.com