![]() |
| Anasayfa | Polemik | İnceleme | Büktel Hakkında | İlkemiz | Büktel'in Gör Dediği | Arşiv | İletişim |
|
BÜKTEL'DEN KISA KISA
1 ● İnsanları, ismimi ve isimlerini vermeden suçlayacak kadar alçak değilim.
2 ● Sansür, bir zihin kanseridir.
3 ● Haklılar değil, suçlular güçlü.
4 ●
"Linççilere karşı çıkamadığınız,
yalnızlığı göze
5 ●
Mizah
otoriteye karşı değil de, (otoritenin iftira dahil her
6 ●
Takma isimli sapık linççiler,
siyasetçiler gibi bizim de karikatüre tahammül edemediğimizi iddia
ediyorlar. Sapıkların "karikatür"(!) dediği şeyleri sansür etmek
yerine yayınlayabildiğimize göre, her zamanki gibi yalan
söylüyorlar. Ayrıca, siyasilerin karikatürlerini, altına kendi isimlerini
yazan, kendi imzalarını atan, eserini gerekirse mahkemede göğsünü
gere gere savunan yaratıcı ve cesur sanatçılar yapıyor. İlgili
sayfamızda bir örneğini gördüğünüz, bize yönelik "pislikleri" ise,
suçunun farkında olduğu için lağım sıçanları gibi saklanmak zorunda
olan, takma isimli ya da ismi meçhul, sapık orospu çocukları
yapıyor. Eh, mizah ile "pislik" arasında da bir fark oluyor,
tabii... BAKINIZ:
http://www.facebook.com/notes/coskun-buk
7 ●
Demirkanlı'ya ne zaman vurulsa, Burak
Caney bağırıyor. Burak
8 ● Dostlarımız ne kadar pasif, düşmanlarımız ne kadar aktif olursa olsun...
9 ● Aaah, ah!... Şimdi, Kültür Bakanlığı'nca beslenen DT'nin reklamla besleyerek üstümüze saldığı linççilerin hukuksal ve sapıksal saldırılarını püskürtmeye çalışmakla uğraşmak yerine; İbsen'in "Yaban Ördeği"yle Çehov'un "Martı"sı arasındaki akrabalık üzerine tiyatral bir inceleme yazmak vardı, anasını satayım!
10 ● Hani Sonbahar sabahının körüdür, okul çantanızı taşıyarak mahmur adımlarla yürüdüğünüz sokaklar bomboştur, içinden yeni çıktığınız yatağın sıcaklığına alışmış, (ince siyah "podyanızın" içindeki) narin gövdeniz sabah serinliğini algılamaktayken, kulaklarınıza bir yerlerden dem çeken güvercinlerin sesleri gelmektedir ya... Merak ederim; o güvercinler de bir tür horoz mudurlar? Yalnızca sabahın ilk ışıklarını selamlamak için mi dem çekerler yoksa biz mi onları yalnızca sabahın körü sessizliğinde duyarız?
11 ● Türkçe'de "göte göt" dendiği gibi; karşı tarafın görüşlerini okurlardan saklayarak tek yanlı yayın yapıp, sansür ettikleri insanları "suç belgesinin kaynağına link vermeksizin" suçlayan, sansürcü, iftiracı ve linççi alçaklara da, kısaca ve tek kelimeyle (tek kavramla) "orospu çocuğu" denir. (Bu kavramın orospularla ve çocuklarıyla ilgisi, imambayıldının imamla ilgisi kadardır.)
12 ●
Nâzım ödeneklerinizse, maaş güvencenizse,
13 ● Size naçizane tavsiyem: Diyalog kurduğunuz kişinin, cinsiyetini, ülkesini, tahsilini, özgeçmişini, vb. nasıl hesaba katıyorsanız; onlardan bile daha önemli olarak, linççi olup olmadığını da hesaba katın! Linççiler ayrı bir ırktır.
14 ● Muhaliflerini karşı fikirle susturamayıp sansürle susturmaya tenezzül edenler, her şey olabilirler ama, zeki, güçlü, adil ve haklı olamazlar. (Evet, güçlü görünebilirler ama güçlü de değillerdir.)
15 ● Baykal'ı beğeniyor ama sevmiyorum. Kılıçdaroğlu'nu seviyor ama beğenmiyorum.
16 ● SANATSAL ANAYASA Sanatçılar, kimseden talep beklemezler. Satış garantisi istemezler. Yarattıkları şeye talep yok diye şikayet etmezler. Talep yok diye, yaratmaktan vazgeçmezler. Yaratmak için kimseden izin istemedikleri gibi, yarattıkları şeyi umursamaya da kimseyi mecbur bilmezler. Umursanmak isterler, ama, umursanmak için tedbir almayı, eserini varolan talebe uygun biçimde tasarlamayı veya talebe göre “revizyon” yapmayı, reddederler. Bir sanatçı, kendi doğrusu neyse, ne yapması gerektiğine inanıyorsa, “onu” yapar. Yapması gerektiği gibi yapar. Ödünsüz yapar. Toplumcu bile olsa, (topluma ille karşı çıkmayı marifet saymaz ama) toplumun nabzına göre şerbet vermeyi utanç sayar. Toplum tarafından onaylanmayı (hatta) alkışlanmayı ister ama, gerekiyorsa (gerektiğine inanıyorsa) toplum tarafından lanetlenmeyi göze alır. Topluma söylemeye gerçekten değer bir sözü olan sanatçı, “politik davranmaya” tenezzül etmeden, toplumun tepkisinin ne olacağına kafa yormadan; söylemek zorunda olduğu şeyi “dosdoğru” söyler. Söylemekle yetinmeyerek, ortaya bir laf atıp kenara çekilmeyerek, sözünü piç gibi terk etmeyerek, sözünün eri olur. Karşı çıkan, hesap soran herkese karşı, göğsünü gere gere, sözünü savunur. Sözünü sakınmaz; ortam uygun mu, toplum buna hazır mı, birileri bana kızar mı? diye sormaz. Kazanç ya da kayıp hesaplaması yapmaz. Piyasayı kollamaz.
17 ●
İktidar alanlarını yetenekleriyle değil de örneğin "yalamayla" ele
geçirmiş olanlar, o alanı yetenekleriyle değil, ancak sansürle
koruyabilirler:
http://www.ykykultur.com.tr/dergi/?makal
18 ● Hava kirliliğinden rahatsız değilseniz, ölüsünüz demektir. Gürültü kirliliğinden rahatsız değilseniz akut halde kalın kafalısınız demektir. Ama daha akut bir durum yine de vardır: Gürültü kirliliğini müzik sanmanız.
19 ●
BANA GÖRE: DEVLET HASTANESİ = İş
yapmaya niyeti/hevesi/nefesi olmayan, doğduğuna pişman, bezgin
"memurlar"...
20
●
POLİTİKA KÜLTÜRÜMÜZ SİDİK YARIŞI;
MOTOSİKLET KÜLTÜRÜMÜZ OSURMA YARIŞI
21 ● "Evet" dersen kırk katır, "hayır" dersen kırk satır: Buyrun referanduma!
22 ● Referandum sürecinde birbirlerini demokrat olmamakla suçlarken "Evet"çiler de "Hayır"cılar da haklı. Her iki tarafın da sansürcü olması ve karşı tarafın fikrini anlaşılır biçimde ve kaynak göstererek kendi kitlesine açıklamaya yanaşmaması bile, bence, tek başına yeterli kanıt. O yüzden diyorum, "Evet" dersen kırk satır, "Hayır" dersen kırk katır, diye...
23 ● BİR AYDIN TANIMI: İşinize geldiği, hoşunuza gittiği ya da sırf yaygın kabul gördüğü için önünüze servis edilen bir habere gözü kapalı inanmak yerine; zahmeti göze alıp somut belgeleri arıyor ve işinize gelmese de, hoşunuza gitmese de, pek çok düşman kazandırsa da, ancak somut belgelere inanıyor ve inancınız doğrultusunda davranmayı göze alıyorsanız, siz bir "aydınsınız".
24 ● Eylül, hüzün demektir. Eylül'de mutluysan, hep mutlusun demektir.
25 ● "Tanrılar suçluysa, suç bir 'erdem' sayılır, Menoikeus. Tanrılar suçluysa, suçsuz olmak günahtır, ağır bir küstahlıktır. Suçlu tanrıların yönettiği bir evrende asıl suç, suçsuz olmaktır." (KAYNAK: "Theope", Dramatik Yayınlar, 1993. Sayfa 52.)
26 ● Konfüçyusçu Laz'ın çocuğu olmaz.
27
●
"sizin ülkenizdeki aydınların
belgelenen bir yalandan utanabilmesi
28 ● Tiyatronuzda madem ki herkes Coşkun Büktel’in “Theope yazarı” değil de, “Theope hırsızı” olmasını canı gönülden diliyor; onlara, inanmayı en çok istedikleri yalanı söylemeniz, kuşkusuz çok kurnazca bir hamle olmuş...
29
●
Bence
yalan, asla sizinki kadar kesin, açık ve somut olmamalı; bazı
belirsizlikler içine sarılıp sarmalanmalı ki, işler sarpa sarar ve
30 ● Fazıl Say'ın (eğer varsa) müzik dehasının, ellerinde başlayıp ellerinde bittiğine inanıyorum.
31 ● Doğuştan körlerin nostaljisi var mıdır acaba? Otuz yıl önce dinlediği bir şarkıyı yeniden dinlerken, otuz yıl öncesini gözlerinde canlandırmaya kalkışmasına gerek kalır mı? Aynı karanlık, aynı müzik... Bu, her şeyin otuz yıl öncesiyle aynı olması anlamına gelmeye yeter mi?
32 ● Sizin gibiler tarafından yapılan tiyatronun, (bırakın seyirciye, Cumhuriyet'e, Filistinli çocuklara filan yararlı olmasını) size, yani "kendinize" bile bir hayrı olmamış. Sizin bunca yıl yaptığınız tiyatronun, ne denli zekâdan ve ahlaktan uzak bir samimiyetsizlik olduğu, bizzat sizin zekânıza, kültürünüze ve karakterinize herhangi bir yarar sağlamamış olmasıyla sabittir. Sizin devlet desteğiyle yaptığınız tiyatronun sizin bütçenizden başka hiçbir şeye yararı yok.
33 ● Devletin sizin gibiler tarafından yapılan tiyatroyu halkın vergileriyle desteklemesi gerektiği ve bunun bir uygarlık göstergesi olacağı ne zaman iddia edilse, uygarlığın, ormanda bir çapulcu sürüsüne rastlayan bakire bir genç kız misali, ağır bir tecavüze uğradığını hissediyorum.
34 ● Devletin halktan aldığı vergilerle "Çığ"ı ve "Çığ"ı destekleyenleri desteklemesi, halkın içme suyuna kanalizasyon akıtması kadar vahim bir yanlış. Bence sizin gibiler tarafından yapılan tiyatronun desteklenmesi, sanatın desteklenmesi anlamına gelmiyor; tam tersine, halkın sömürülmesi/zehirlenmesi anlamına geliyor. Halka ihanet anlamına geliyor.
35 ● "Önce Ekmekler Bozuldu" sonra insanlar; artık yalnızca besinler değil, insanlar da GDO'lu...
36 ● Kentlerimizin eski güzelliklerini ahmakça aşırı bir nüfus artışı yüzünden kaybettiğimizi ("nerde çokluk orda bokluk") düşündükçe insanın ahmakça aşırı Malthusçu olası geliyor.
37 ● Yani insanların karısını/kocasını ve çocuklarını aldatmasını olağan sayıyorsunuz. "İnsani olan hiçbir şey yabancım değildir" ama yalan ve aldatmayla empati kurarak yalan ve aldatmayı destekleyemem. Kimseyi aldatmadıkları sürece, insanların cinsel tercihleriyle ilgilenmem. Baykal, kimseyi aldatmadan yapıyor olsaydı, on tane zenci erkekle group sex yaparken yakalanmış bile olsa, "kime ne?" diyerek onu savunabilirdim. Ama eşini ve çocuklarını aldatan bir insanın beni yani halkı aldatmayacağını garanti edemem ve onu savunamam. Aldatan insanlar hele de toplum önderliğine soyunmuşlarsa, tüm toplumu aldatmış sayılırlar. İkisi için de üzgünüm. Ama onları destekleyerek yalan ve aldatmaya prim veremem. Linç edilmelerine elbette karşıyım ama masum sayılarak toplumsal rollerini hiçbir şey olmamış gibi sürdürmelerine de karşıyım. Zaten linç edildikleri de yok. Yalnızca toplumsal rollerini kaybetmek ve aldattıkları yakınlarıyla yüzleşmek zorunda kaldılar o kadar. Bu kadarına da katlanmak zorundalar.
38 ●
"LIPOSUCTION": Bazı sağlık klinikleri, ameliyat
masasında yağlarınızı alırken bonus olarak vicdanınızı da alıp sizi
tüm "fazlalıklarınızdan" kurtarıyormuş. Bu kliniklerin ne kadar
revaçta olduğunu anlamak için, vicdanları alınmış gibi davranan
iftiracı linççilerin listesine bakmak yeterli:
http://coskunbuktel.com/lincimzacilari.h
39 ● Yetenek insanı en fazla marifetli maymun yapar, insanı sanatçı yapan kişiliğidir. Yalana ve sahtekarlığa tenezzül etmeyen dürüst ve tutarlı bir kişiliğin (bir başka deyişle: "sağlam bir omurgan") yoksa dik duramaz, "sanatçı duruşu" dedikleri şeye sahip olamaz, o duruşu ancak marifetli (ya da marifetsiz) bir maymun gibi taklit etmekle yetinirsin.
40 ● Türk tiyatrosunda iki tane Türkçe var: 1) İftiracı linçbazların "küfür" dediği "açıkça, mertçe Türkçe". 2) İftiracı linçbazların itibar ettiği kaypak ve muğlak Mimesisçe.
41 ●
İnsanlık onuru iftirayı (Bkz:
http://www.coskunbuktel.com/buktelgerize
42 ● Sıcak döşeğindeki Tayyip Erdoğan, kar altındaki Tekel işçilerine bir ay mühlet verdi. "Hele bir ay daha bokunuz donsun da pazarlık gücünüz kırılsın" der gibi gayrı insani bu tutuma, sendika niye itiraz etmiyor? Tayyip bir ay mühlet verdi diye, işçiler de Tayyip'e bir ay mühlet vermeli mi? Ya Tayyip on yıl mühlet verseydi?... İşçilerin kar altında ne kadar "bekleyeceğine" Tayyip Erdoğan mı karar verecek?
43 ● Efendiler, yazar, ressam, müzisyen, mimar, oyuncu, yönetmen, vb. olabilirsiniz ama ezilenler karşısında ezeni, iftirayla gerçek karşısında iftirayı destekliyor hatta yalnızca tarafsız kalıyor iseniz, sanatçı sayılamazsınız; en iyi ihtimalle, bir "marifetli maymun" sayılabilir; çok büyük bir ihtimalle ise, sadece maymun sayılmayı hak edersiniz.
44 ● Bazen öyle anlarım oluyor ki, araba alarmını düdük gibi sırf zevk ya da gösteriş için çalan ahmak ya da alçakları dürbünlü tüfekle avlamak için kentte safariye çıkmak fikri, bana fena halde cazip görünüyor.
45 ● Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kanserli mahkum Güler Zere'yi affetti. Peki Zere de (kendisini kanser eden hapishane koşullarını hazırlamış devletin baş sorumlusu) Gül'ü affetti mi?
46 ●
Hiç ihtimal vermiyorum ama, eğer bir
gün ben de ölürsem, en çok yanacağım şeylerden biri, Hadjidakis'in
"Noble Dame" şarkısını bir daha dinleyememek olacak.
http://www.coskunbuktel.com/hadjidakisno 47 ● Parodi, önemli ve yararlı bir sanatsal yöntemdir. Ama mükemmelin parodisini yapmaya kalktığınızda, yaptığınız şeyin zirzopluktan öteye geçememesi en yakın ihtimaldir 48 ● Hava kirliliğine uyanan Türkiye gürültü kirliliğine neden bir türlü uyanamıyor? Gürültüden rahatsız olan duyarlı insanımız mı yok? Büktel tanımı: Gürültü, desibeli yüksek sesler değil; duymak istemeyip de duymak zorunda bırakıldığımız yüksek ya da alçak tüm seslerdir. Duymak istemediğimiz bir anda duymak zorunda bırakı...lıyorsak, karşı binadan gelen o çok sevdiğimiz 5. Senfoni bile gürültüdür 49 ● Bir kadınla öpüşürken yakalanan Can Dündar'ı "Herkes yapıyor! Hepimiz Can Dündar'ız" diye savunmak iğrenç bir ahlaksızlık veya feci bir moronluk... Dündar'ı benim gözümde aklayacak tek beyan şu olabilir: "Karımı aldatmadım. Anlaşmamız böyle. O ve ben özgürüz. Karımın da sevgilisi var." Bu açık ve mert beyan, tasvip etm...esem bile, bence, bir insanın güvenini suistimal ederek aldatmış olmaktan (yalandan) bin kat iyidir. 50 ● 1980'lere kadar sinema dünyası daha çok sinema filmi üretiyordu; 1980'lerden sonra, giderek daha çok, sinema filmi adı altında bilgisayar oyunları üretir oldu. Özetle söylersek: Bilgisayar icad oldu, sinema bozuldu. 51 ● "Aforoz edilmiş bir yazar olduğum benim paranoyam mı?"Başbakan'ın davetine çağrılmamış bir yazarım. Biri ikinci baskısını yapmış ve İBŞT'de ve Lefkoşa Şehir Tiyatrosu'nda sahnelenmiş Theope, bir diğeri yalnız Türkçe'si değil İngilizce çevirisi de piyasada bulunan Fiyasko olmak üzere, tam yedi kitap yayınlamış olmama rağmen, Yapı Kredi Yayınları'nın üçüncü baskısını yaptığı iki koca ciltlik "Edebiyatçılar Ansiklopedisi"nde ve Varlık Yayınları'nın "Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü"nde, adına asla yer verilmeyen bir yazarım. Theope adlı oyunu en ünlü tiyatrocular tarafından olağanüstü övgülerle yüceltildiği halde, bugüne dek hiçbir kurum ya da kuruluştan ödül almamış bir yazarım. DT'nin kapalı kapıları ardında, en kıdemli tiyatro profesörlerimizden biri (Özdemir Nutku) tarafından, 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope adlı (aslında var olmayan) eski bir Fransız oyunundan çalıntı yaptığıma ilişkin CD belgeli somut bir iftiraya maruz kalmış bir yazarım. Bir sürü oyunu DT'de defalarca sahnelenmiş bir yazarın (Memet Baydur) "Benim bütün oyunlarımdan daha iyi" dediği bir oyunun (Theope) yazarı olmama rağmen DT'de asla sahnelenmemiş bir yazarım. Hiçbir dergi ya da gazeteden asla yazma teklifi almamış, başvurduğu istisnasız her dergi ya da gazetede eleştiri yazıları sansür edilmeye çalışılmış bir yazarım. Özel ya da resmi kurumlar tarafından yurtdışı gezilerine asla davet edilmemiş bir yazarım. Birinci romanı Fiyasko 5000 adet sattığı ve İngilizcesi'de 1500 adet basıldığı halde, okuyan herkesin çok beğendiği ikinci romanı İkinci Geliş'i yayınlayacak uygun bir yayınevini dört yıldır bulamayan bir yazarım. Aleyhinde 1.100 imzanın toplandığı bir yazarım. Herhalde, bir ulusun sağcı/solcu, ilerici/gerici, dindar/ateist, devlet destekli ya da desteksiz, sponsorlu ya da sponsorsuz "tüm" renklerdeki "tüm" entelektüelleri(?) tarafından tam bir "konsensüsle" lanetlenip aforoz edildiğini iddia ettiğinde abarttığı söylenemeyecek, yeryüzündeki pek az yazardan biriyim. Peki sizce kendimi nasıl hissediyorum? Mağdur mu, gururlu mu? 52 ● Üç generalin AKP tarafından açığa alınması, BDP'yle "platonik aşk" yaşadığı iddia edilen CHP tarafından lanetlenirken; BDP tarafından desteklenmiş. Anlaşılan BDP, CHP'yle "platonik aşk" yaşarken, AKP'yle yaşadığı "pragmatik aşka" son vermek niyetinde değil. 53 ● HİPNETOR (Bir Büktel fıkrası) Bir tiyatro kokteylinde, "İngilizce'yi Hipnozla 7 Günde Öğrenin" programına katılmış ve 7 günde İngilizce öğrenmiş biriyle tanıştım. "What is your name?" diye sordum adama. Bön bön yüzüme baktı. "Soruyu anlamadınız mı?" diye sordum. "Galiba İngilizce bir şey sordunuz, di mi?" diye karşılık verdi. "Evet," dedim, "İngilizce konuşalım diye basit bir şey sordum." "Maalesef, burada İngilizce konuşamam, Coşkun Bey!" dedi. "Nasıl yani? Burası kalabalık diye utanıyor musunuz?" "Yok canım ben çok sosyal bir insanımdır Coşkun Bey, kalabalığı severim." "E, öyleyse niye burda İngilizce konuşamıyorsunuz?" "Şey! İngilizce'yi hipnozla öğrendiğimden, İngilizce konuşabilmek için hipnoza girmem gerek. Ama hipnetorum burda değil." "Hipnetor mu? O kim?" "Kurs hocamız. Bizi hipnoza sokan... Kendine 'hipnetor' diyor." "Anlıyorum... Hocanız kendine gerçekten zengin çağrışımları olan bir isim seçmiş." dedim ve daha fazla samimi olma tehlikesini bertaraf etmek için, kalabalık arasında bir tanıdığımı görmüş gibi yaparak adamın yanından hızla uzaklaştım. 54 ● Sansür, Büktel karşısında vandalların mecburi istikametidir. 55 ● Bizce sansür, örtbas çabası içindeki suçlu zihinlerin ürettiği bir tümör, bir düşünce kanseri olduğu için, acizlik ve adiliktir. 56 ● 57 ● 58 ● ("Tragedya" sözcüğünü yazmayı bilmediği için, bir yazısında 6 kez "tragetya" yazmış olan "oyun yazarı" Savaş Aykılıç'la yaşanan polemikte, Aykılıç'ın lafı saptırıp konuyu değiştirme çabasına cevap) SAVAŞ AYKILIÇ: Sen gerçekten Çoşkun Büktel misin
COŞKUN BÜKTEL: İki ihtimal var: 1) Ya ben gerçekten
Coşkun Büktel'im; 2) ya da ben gerçekte Coşkun Büktel
değilim.
59 ● Ben ancak maddi sefalete dayanıklıyım ve bununla övünüyorum; karşımdaki linççi vandallar ise ancak manevi sefalete dayanıklılar ama bununla övünemezler.
60 ● Sanırım, benim asıl sanat hayatım, öldükten ve zararsız hale geldikten sonra başlayacak.
61● Kafka, böcek olan Samsa'yı değil, sırf biçim değiştirdiği için oğullarının özde hâlâ oğulları olduğunu unutan anne ve babayı aşağılamaktadır. Bence "Değişim"de asıl böcek olan, Samsa değil, annesiyle babasıdır.
62● Anlaşılan %50 AKP'yi kesmemiş, %92 istiyor: Salim Uslu'nun "aktif" siyasetini eğer tüm AKP milletvekilleri benimserse, AKP gelecek seçimlerde %92'ye ulaşabilir. Yada daha kolayı var: Salim Uslu kürsüden itekaka adam atmak yerine, yeterince muhalifi ite kaka meclisten atsın, %92 sağlansın. "Olmaz öyle şey, o zaman herkes Salim Uslu'yu kınar" demeyin! Mesela AKP kınamaz bence... Abartıyor muyum? İnşallah!...Bu, AKP'yi uyaran iyi niyetli, yaratıcı bir "espriydı". Ahmet Hakan yazsa 100 RT alırdı. Ben yazınca, çıt çıkmadı. Tek çıt sizsiniz.
63 ● Madem daha çok iş sahası açarak istihdam yaratılamıyor; mesai saatlerini arttırmak yerine, daha çok istihdam sağlamak üzere, azaltmak gerek.
64 ● Samimiyet, bir taktik olamaz; ama finalde, en kurnazca taktikten daha etkilidir.
65 ● TİYATROMUZ / TİYATROCULAR RÜŞTÜNÜ NE ZAMAN İSPAT EDER? ÖZDEMİR NUTKU İFTİRASIYLA YÜZLEŞİP GEREKLİ TEPKİYİ VERDİĞİ ZAMAN
66 ● İnsanların insanlara "efendim" diye hitap etmesi bana nazik değil, "anakronik" bir davranış gibi görünüyor; kölelik kalkalı yüz yıl geçti.
67 ● Bir yalanın yalan, bir iftiranın iftira olduğu, kişilere göre değişmez. Ama bir hakaretin hakaret olduğu kişilere göre değişir. "Yeter ki hakaret içermesin", "yeter ki edebe aykırı olmasın", "yeter ki insanları rencide etmesin"... Evet, bu bahanelerden herhangi biri, en azılı sansürcülere bile sınırsız bir sansürleme özgürlüğü sağlamaya yeter.
68 ● Okurlara vesayet etmeye kalkışan azılı sansürcülerin ordu vesayetine karşı olması, zavallıcasına komik...
69 ● Herkes kendi düzeyinden (yalnız "okurlara" karşı) sorumlu. Kimseyi düzey bahanesiyle sansürlemeyin!
70 ● Sansürleme nedeni diye bir şey yoktur. Sansürleme "bahanesi" vardır.
71 ● Sansüre hiçbir bahane tanımaksızın şiddetle karşı çıkmayanların demokrasiden söz etmesi, Hitler'in keman çalmasından daha fazla anlam taşımaz.
72 ● Takma isimli şahısları RT etmeden önce çok iyi düşünün! Sizi gaza getirip suç işletiyor olabilir. O, takma isimle yırtar, siz yırtamazsınız.
73 ● Mystic River çoktandır tadını özlediğimiz, "film gibi film" denecek ender yapımlardan... Eastwood, "bilgisayar oyunu" değil, sinema yapıyor.
74 ● (...) Odamızı bir düşün / odamız ne kadar dardı / penceresi karanlık bir duvara bakardı / içinde "günaydın" denilemezdi
75 ● Şiirle sözcükler bir mucizedir / şiirle gökyüzü kristal bir kadehtir / ve şiirle tanrının şampanyasıdır deniz / şiirsiz / hepimiz dikdörtgeniz
76 ● Şiir gerekir elbet şiir gerekir / "düşünen maddenin" ihanetinin / kefaretidir şiir / bu yüzden hep yokuş çıkar ve çarmıha gerilir
77 ● (...) Bir sözcüğe sımsıkı sarılarak ölmeler / Zindanları ürperten sevdaların iklimi / Sevdaların birer silah sayıldığı mevsimler (...)
78 ● Artık bir fahişenin / külotlu çorap giymiş bacaklarıdır doğa / şiirle soyulmazsa / saman gibi gelir okşayan avcunuza
79 ● Tarihi boyunca zekâ yetmezliğinden mustarip Türk tiyatrosu, "Theope"yi harcayacak kadar hovardaca ve kendinden memnun yaşıyor yetmezliğini.
80 ● HAKİKAT MENFAATLERİNİZLE ÇATIŞTIĞINDA, HAKİKATİ MENFAATLERİNİZE DEĞİL, MENFAATLERİNİZİ HAKİKATE UYARLAMAYA ÇALIŞIN!
81 ● Kitap yakan Hitler tek vandal değil; kitapları yok etmenin daha "medenice" yöntemlerini icat etmiş kravatlı vandallar "misyonu" sürdürüyor.
82 ● HAKİKAT İLE MENFAATİNİZ TERS DÜŞMEDİĞİ SÜRECE İNSAN OLMANIZ KOLAY; AMA TERS DÜŞTÜĞÜ NOKTADA HÂLÂ İNSAN KALABİLMENİZ, HİÇ KOLAY DEĞİL.
83 ● Kariyer uğruna bazı insanlar ameliyat masasına yatıp yağlarını aldırırken, bazıları bonus olarak vicdanlarını da aldırıyor olmalı.
84 ● Tacize, şiddete, tecavüze hatta cinayete maruz kalan kızlar her ülkede görülebilir ama ancak bu ülkede tacizin faili yerine mağduru kınanır.
85 ● Siyasette başarılı olmanın en temel ilkesi yanlış ata oynamamaktır ve hakikat, siyasette hemen daima "yanlış at"tır.
86 ● Bence insanın değeri, sözünün değeri kadardır.
87 ● Sanırım yazarlarımız Oğuz Atay'ı daha çok o maksatlı absürdizmi nedeniyle seviyor. Kendi abukluklarını meşru kılan bir şey sanıyorlar onu.
88 ● Lokumcu'nun ölümünü protesto eden gençler bir aydır içeride ve bu kimseyi rahatsız etmiyor. Herkes mi Murat Belge oldu?
89 ● Üç türlü sanatçı var: 1: Sanatçı, 2: "Marifetli maymun", 3: "Maymun".
90 ● Sanatsal samimiyete ancak hayattan alacaklı olanların sanatında rastlayabilirsiniz; hayattan verdiğinin fazlasını almışların sanatında değil
91 ● Belirli bir partiyi övmekle mükellef angaje bir yazar olsaydım, tüm yaratıcılığıma rağmen ben bile ahmak durumuna düşmekten kurtulamazdım.
92 ● 1100 TİYATROCUNUN(?) İFTİRAYA OY VERDİĞİ (http://coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm) YERDE AKP'NİN SEÇİM KAYBETMESİ ÇOK BÜYÜK SÜRPRİZ OLUR
93 ● KEŞİF VE İCATLARIN YARARLARI: Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu. Sinema icat oldu, tiyatro bozuldu.
94 ● Duymak istemediğimiz bir anda duymak zorunda bırakılıyorsak, karşı binadan gelen o çok sevdiğimiz 5. Senfoni bile gürültüdür
95 ● Büktel tanımı: Gürültü, desibeli yüksek sesler değil; duymak istemeyip de duymak zorunda bırakıldığımız yüksek ya da alçak tüm seslerdir.
96 ● Hava kirliliğine uyanan Türkiye gürültü kirliliğine neden bir türlü uyanamıyor? Gürültüden rahatsız olan duyarlı insanımız mı yok?
97 ● Makyavel, bir İsmail Dümbüllü olsa, kavuğunu Mustafa'ya verirdi.
98 ● Bu zamanda en az ne söylendiği kadar kimin söylediğine bakın! Etraf provakatör dolu! Hele takma isim ardına saklananlara çok ihtiyatla yaklaşın!
99 ● Hiçbir canlıdan doğasına aykırı davranmasını beklemeyin! Kuşa "uçma", balığa "yüzme", Mustafa Demirkanlı'ya "yalan söyleme", denemez.
100 ●Markaların sahtesini yapmaları pek umurumda değil, ama tevazunun sahtesini yapmaları kötü
101 ● Theope'yi aforoz edenlece AKM'de sanat diye yapılan ve bizim her zaman ağır eleştirdiğimiz şeyler gerçekten sanat olsaydı, halk AKM'nin çürümesine asla izin vermezdi.
102 ● TÜRK TİYATROSUNDA SAATİN KAÇ OLDUĞUNU "ANLAMAK" İSTEYENLERİN MECBURİ İSTİKAMETİ: http://www.coskunbuktel.com/
103 ● İnsanları yargısız olarak Silivri'nin gözden uzak köşelerinde çürütüyorlar ama AKM'yi yargısız olarak "hepimizin gözleri önünde" çürütüyorlar.
104 ● İşler "iyiyken" iyi insan olabilmek kolaydır; önemli olan, zor zamanda, dar geçitte de iyi insan kalabilmek.
105 ● Özü sözü bir olmayanlar, gerçek sanat yapamazlar; çünkü sanatın en olmazsa olmazı, samimiyettir.
106 ● Kadının kendi bedenini özgürce kullanmasını öldürme nedeni sayan bir töreye inanmış geniş bir nüfusla bir arada yaşamanın ürkütücü hafifliği...
107 ● Sansürün gerekçesi olmaz, ancak "bahanesi" olur: tiyatrofanzini.blogspot.com/2011/11/mimesi…
108 ● Herkes yalana karşı; ama söylemeye değil, kendisine söylenmesine karşı...
109 ● Sanırım, benim asıl sanat hayatım, öldükten ve zararsız hale geldikten sonra başlayacak.
110 ● Bence asıl böcek olan Samsa değil (sırf metamorfoz geçirip dış görümü değiştiği için oğullarının oğulları olduğunu unutan) annesiyle babasıdır.
111 ● Madem daha çok iş sahası açarak istihdam yaratılamıyor; mesai saatlerini arttırmak yerine, daha çok istihdam sağlamak üzere, azaltmak gerek.
112 ● Ülkenin kalkınması için daha çok çalışmak gerekiyorsa, işçileri daha çok çalıştırmak yerine, daha çok işçi çalıştırın; işsizleri çalıştırın!
113 ● İnsanları kaplayan "nasır tabakasını" delerek, duyarlı bölgeye, "insani olana" varmaya çalışıyorum. Bunun için dili bazen incecik bir iğne gibi kullanmam yeterli oluyor ama bazen de asfalt delen matkaplar gerekiyor.
114 ● Samimiyet, bir taktik olamaz (taktik olduğu anda samimiyet olmaktan çıkar) ama finalde, en kurnazca taktikten daha etkilidir.
115 ● TİYATROMUZ / TİYATROCULAR RÜŞTÜNÜ NE ZAMAN İSPAT EDER? ÖZDEMİR NUTKU İFTİRASIYLA YÜZLEŞİP GEREKLİ TEPKİYİ VERDİĞİ ZAMAN.
116 ● "Bizim tiyatromuzda bir çok kötülük cezasız kalabilir ama hiçbir iyilik cezasız kalmaz." Büktel, SHAKESPEARE'SİZ HERİFLER, 1998.
117 ● Yazarlara ve yayın piyasamıza dair yazdığım son eleştirilerin hemen ardından twitter'daki follower listemden seri halde eksilmeler başladı. Bana yakışır!
118 ● Türk diline vakit ayırıp imla öğrenecek kadar bile yatırım yapmayan insanlar gazete, senaryo, roman yazarı olabiliyor.
119 ● "Yeter ki hakaret içermesin", "yeter ki edebe aykırı olmasın", "yeter ki insanları, rencide etmesin"... Evet, bu bahanelerden herhangi biri en azılı sansürcülere bile sınırsız bir sansürleme özgürlüğü sağlamaya yeter.
120 ● Sansürcü Mimesis'te, kimlerin ve ne kadar sansür edildiği bile açıklanmıyor. Yani anlayacağınız, bütün linççi sitelerde okurlar yalnızca tek yanlı beyin yıkama işlemine tabi tutuluyor.
121 ● Okurların "bilme hakkını" tanımayan Mimesis kendine "okurlara vesayet etme hakkı" tanıyor; eşyanın tabiatına uygun...
122 ● Okurlara vesayet etmeye kalkışan azılı sansürcülerin ordu vesayetine karşı olması zavallıcasına komik...
123 ● Herkes kendi düzeyinden (yalnız "okurlara" karşı) sorumlu. Kimseyi düzey bahanesiyle sansürlemeyin!
124 ● Sansürleme nedeni diye bir şey yoktur. Sansürleme "bahanesi" vardır.
125 ● Sansüre hiçbir bahane tanımaksızın şiddetle karşı çıkmayanların demokrasiden söz etmesi, Hitler'in keman çalmasından daha fazla anlam taşımaz
126 ● Bizce sansür, örtbas çabası içindeki suçlu zihinlerin ürettiği bir tümör, bir düşünce kanseri olduğu için, acizlik ve adiliktir.
127 ● Odamızı bir düşün / odamız ne kadar dardı / penceresi karanlık bir duvara bakardı / içinde "günaydın" denilemezdi
128 ● Şiirle sözcükler bir mucizedir / şiirle gökyüzü kristal birkadehtir / ve şiirle tanrının şampanyasıdır deniz / şiirsiz / hepimiz dikdörtgeniz
129 ● Şiir gerekir elbet şiir gerekir / "düşünen maddenin" ihanetinin / kefaretidir şiir / bu yüzden hep yokuş çıkar ve çarmıha gerilir
130 ● Bir sözcüğe sımsıkı sarılarak ölmeler / Zindanları ürperten sevdaların iklimi / Sevdaların birer silah sayıldığı mevsimler
131 ● Artık bir fahişenin / külotlu çorap giymiş bacaklarıdır doğa / şiirle soyulmazsa / saman gibi gelir okşayan avcunuza
132 ● Tarihi boyunca zekâ yetmezliğinden mustarip Türk tiyatrosu, "Theope"yi harcayacak kadar hovardaca ve kendinden memnun yaşıyor yetmezliğini...
133 ● HAKİKAT MENFAATLERİNİZLE ÇATIŞTIĞINDA, HAKİKATİ MENFAATLERİNİZE DEĞİL, MENFAATLERİNİZİ HAKİKATE UYARLAMAYA ÇALIŞIN!
134 ● BÜKTEL'İN SANATSAL ANAYASASI: http://www.facebook.com/note.php?created&¬e_id=10150756279915711
135 ● İstanbul'a iki İstanbul eklediğinizde, iki Boğaziçi, iki Marmara körfezi, iki Terkos gölü de ekleyecek misiniz? Yoksa yalnızca...
136 ● Sanatsal samimiyete ancak hayattan alacaklı olanların sanatında rastlayabilirsiniz; hayattan verdiğinin fazlasını almışların sanatında değil...
137 ● Açık ismiyle yazanların yazdıklarıyla, takma isim ardına saklanarak yazanların yazdıklarının kıymeti harbiyesi bir olur mu hiç?
138 ● Belirli bir partiyi övmekle mükellef angaje bir yazar olsaydım, tüm yaratıcılığıma rağmen ben bile ahmak durumuna düşmekten kurtulamazdım.
139 ● 1100 TİYATROCUNUN(?) İFTİRAYA OY VERDİĞİ (http://coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm) YERDE AKP'NİN SEÇİM KAYBETMESİ ÇOK BÜYÜK SÜRPRİZ OLUR
140 ● AKP iç bölgelerimizin de sahillerin eğitim düzeyine çıkmasını mı, yoksa sahillerin de iç bölgelerimizin eğitim düzeyine inmesini mi ister?
141 ● Sanırım yazarlarımız Oğuz Atay'ı daha çok o maksatlı absürdizmi nedeniyle seviyor. Kendi abukluklarını meşru kılan bir şey sanıyorlar onu.
142 ● Ülkemde kadınların erkekler tarafından namus gerekçesiyle öldürülmesine engel olamamak, bana kendimi fena halde namussuz hissettiriyor.
143 ● Bence insanın değeri, sözünün değeri kadardır.
144 ● Siyasette başarılı olmanın en temel ilkesi yanlış ata oynamamaktır ve hakikat, siyasette hemen daima "yanlış at"tır.
145 ● Tacize, şiddete, tecavüze hatta cinayete maruz kalan kızlar her ülkede görülebilir ama ancak bu ülkede tacizin faili yerine mağduru kınanır.
146 ● Kariyer uğruna bazı insanlar ameliyat masasına yatıp yağlarını aldırırken, bazıları bonus olarak vicdanlarını da aldırıyor olmalı.
147 ● Bugün artık sinema filmi diye çekilen şeylerin bir çoğu, aslında film olmaktan çok bilgisayar oyunu (game).
148 ● HAKİKAT İLE MENFAATİNİZ TERS DÜŞMEDİĞİ SÜRECE İNSAN OLMANIZ KOLAY; AMA TERS DÜŞTÜĞÜ NOKTADA HÂLÂ İNSAN KALABİLMENİZ, HİÇ KOLAY DEĞİL.
149 ● Kitap yakan Hitler tek vandal değil; kitapları yok etmenin daha "medenice" yöntemlerini icat etmiş kravatlı vandallar "misyonu" sürdürüyor.
150 ● Theope'm 2 baskı yaptı. İlk romanım "Fiyasko" 5000 sattı ve İngilizce'si de yayınlandı. 2. romanım "İkinci Geliş"i 6 yıldır yayınlatamıyorum...
151 ● Yayıncılar at hırsızlarınınkinden farklı bir sanatsal duyarlığa sahip olsalardı, ikinci romanım "İkinci Geliş" 6 yıldır basılamıyor olmazdı. 152 ●153 ● AKP, direkt olarak ranta çeviremediği değerleri, önce parka, DT reklam kulesine, vb çeviriyor. Sonra parkları, kuleleri, vb. ranta çeviriyor. AKM'Yİ DE ÖNCE HARABEYE ÇEVİRDİLER; ŞİMDİ BAKALIM BU HARABEYİ NASIL RANTA ÇEVİRECEKLER!
154 ● Paul Auster'a, "Gelsen ne olur, gelmesen ne olur?" demek, "Gazetecileri yıllarca yargısız hapsetsek ne olur, etmesek ne olur?" demektir.
155 ● Keşke teknoloji ilerledikçe ahlak da ilerliyor olsaydı. Ne yazık ki, aralarında adeta ters orantı var.
156 ● Hiçbir canlıdan doğasına aykırı davranmasını beklemeyin! Kuşa "uçma", balığa "yüzme", Mustafa Demirkanlı'ya "yalan söyleme", denemez.
157 ● Saklayacak hiçbir defom bulunmadığı için, kendimi sansürle korumak, sansür siperi ardına sığınmak / saklanmak zorunda değilim.
158 ● Fransız (ya da sansürcü) değilim; benim facebook sayfalarımda sapıkların açık veya takma isimle bana iftira hatta küfür etmesi bile serbest...
159 ● Markaların sahtesini yapmaları pek umurumda değil, ama tevazunun sahtesini yapmaları kötü...
160 ● TÜRK TİYATROSUNDA SAATİN KAÇ OLDUĞUNU "ANLAMAK" İSTEYENLERİN MECBURİ İSTİKAMETİ: http://www.coskunbuktel.com/
161
● İnsanları
yargısız olarak Silivri'nin gözden uzak köşelerinde
çürütüyorlar ama AKM'yi yargısız olarak "hepimizin
gözleri önünde" çürütüyorlar.
162 ● TÜRKİYE'DE İNSANLAR HAKİKATTEN YANA DEĞİL; "KABİLEDEN" YANALAR...
163 ● Özü sözü bir olmayanlar, gerçek sanat yapamazlar; çünkü sanatın en olmazsa olmazı, samimiyettir.
164 ● Kadının kendi bedenini özgürce kullanmasını öldürme nedeni sayan bir töreye inanmış geniş bir nüfusla bir arada yaşamanın ürkütücü hafifliği...
165 ● Sanırım, benim asıl sanat hayatım, öldükten ve zararsız hale geldikten sonra başlayacak.
166 ● Bence asıl böcek olan Samsa değil, annesiyle babasıdır.
167 ● Ülkenin kalkınması için daha çok çalışmak gerekiyorsa, işçileri daha çok çalıştırmak yerine, daha çok işçi çalıştırın; işsizleri çalıştırın!
168 ● Samimiyet, bir taktik olamaz; ama finalde, en kurnazca taktikten daha etkilidir.
169 ● TİYATROMUZ / TİYATROCULAR RÜŞTÜNÜ NE ZAMAN İSPAT EDER? ÖZDEMİR NUTKU İFTİRASIYLA YÜZLEŞİP GEREKLİ TEPKİYİ VERDİĞİ ZAMAN...
170 ● İnsanların insanlara "efendim" diye hitap etmesi bana nazik değil, "anakronik" bir davranış gibi görünüyor; kölelik kalkalı yüz yıl geçti.
171 ● Türk diline vakit ayırıp imla öğrenecek kadar bile yatırım yapmayan insanlar gazete, senaryo, roman yazarı olabiliyor
172 ● Mimesis'te tartışma değil, ancak tek kale maç yapılıyor. Bütün linççi sitelerde okurlar yalnızca tek yanlı beyin yıkama işlemine tabi tutuluyor. Okurların "bilme hakkını" tanımayan Mimesis, güya askeri vesayete karşı çıkarken, kendine "okurlara vesayet etme hakkı" tanıyor; eşyanın tabiatına uygun...
173 ● Sansüre hiçbir bahane tanımaksızın şiddetle karşı çıkmayanların demokrasiden söz etmesi, Hitler'in keman çalmasından dahafazla anlam taşımaz.
174 ● BÜKTEL'E YÖNELİK YALAN, İFTİRA, SANSÜR, SAHTEKÂRLIK, FOTOMONTAJ... BUNLARIN HEPSİ BİRDEN YALNIZCA MUSTAFA DEMİRKANLI İLE BURAK CANEY'DE VAR.
175 ● "Anne, tam doldur şu bardağı, ya!" "Dudak payı bıraktım, oğlum" "Ne dudak payı, be! Bu kadar dudak payı mı olur? Ben Angelina Jolie miyim?"
176 ● Tarihi boyunca zekâ yetmezliğinden mustarip Türk tiyatrosu, "Theope"yi harcayacak kadar hovardaca ve kendinden memnun yaşıyor yetmezliğini.
177 ●
178 ●
179 ● HE WHO WATCHES LIFE THROUGH THE MEDIA WINDOW, MISSES IT. (Hayata medya penceresinden bakan, onu ıskalar):
http://www.facebook.com/photo.php?fbid=10150370684799521&set=a.425400859520.186970.186322554520&type=1&theater
180
●
Ahırdaki inekle, okuldaki inek arasında ne fark var?
Biri "otobur"dur, diğeri "notobur"...
184
●
Keşke teknoloji ilerledikçe ahlak da ilerliyor olsaydı.
Ne yazık ki, aralarında adeta ters orantı var.
186 ● Hiçbir canlıdan doğasına aykırı davranmasını beklemeyin! Kuşa "uçma", balığa "yüzme", iftiracı alçaklara "yalan söyleme", denemez.
187 ● Saklayacak hiçbir defom bulunmadığı için, kendimi sansürle korumak, sansür siperi ardına sığınmak / saklanmak zorunda değilim.
188 ● Markaların sahtesini yapmaları pek umurumda değil, ama samimiyet ve tevazunun sahtesini yapmaları kötü...
189 ● TÜRK TİYATROSUNDA SAATİN KAÇ OLDUĞUNU "ANLAMAK" İSTEYENLERİN MECBURİ İSTİKAMETİ: coskunbuktel.com
192 ● İşler "iyiyken" iyi insan olabilmek kolaydır; önemli olan, zor zamanda, dar geçitte de iyi insan kalabilmek.
193 ● TÜRKİYE'DE İNSANLAR HAKİKATTEN YANA DEĞİL; "KABİLEDEN" YANALAR...
194 ● Özü sözü bir olmayanlar, gerçek sanat yapamazlar; çünkü sanatın en olmazsa olmazı, samimiyettir.
195 ● Kadının kendi bedenini özgürce kullanmasını öldürme nedeni sayan bir töreye inanmış geniş bir nüfusla bir arada yaşamanın ürkütücü hafifliği
196 ● Sansürün gerekçesi olmaz, ancak "bahanesi" olur:
197 ● Herkes yalana karşı; ama söylemeye değil, kendisine söylenmesine karşı...
198 ● Sanırım, benim asıl sanat hayatım, ölerek zararsız hale gelmemden sonra başlayacak.
199 ● Şiir, yoğun kriz yaşantılarından süzülmemişse, parmak hesabı ya da kelime tombalasından ibaret kalır.
200 ● Hırsızların kibri kadar nefret uyandırıcı hiçbir şey tanımıyorum!
201 ● Bilmemek konfordur; bilmek ise sorumlu olmak demektir. "Bile bile" sorumsuz (kayıtsız) olmak, ahlaksızlıktır.
202 ● HE WHO WATCHES LIFE THROUGH THE MEDIA WINDOW, MISSES IT. (Hayata medya penceresinden bakan, onu ıskalar.)
203 ● Ahırdaki inekle, okuldaki inek arasında ne fark var? Biri "otobur"dur, diğeri "notobur"...
204
●
AKP, direkt olarak ranta çeviremediği değerleri, önce
parka, DT reklam kulesine, vb çeviriyor. Sonra parkları,
kuleleri, vb. ranta çeviriyor. AKM'Yİ DE ÖNCE HARABEYE
ÇEVİRDİLER; ŞİMDİ BAKALIM BU HARABEYİ NASIL RANTA
ÇEVİRECEKLER!
205
●
206 ● "Paul Auster"a, "Gelsen ne olur, gelmesen ne olur?" demek, "Gazetecileri yıllarca yargısız hapsetsek ne olur, etmesek ne olur?" demektir.
207
●
Keşke teknoloji ilerledikçe ahlak da ilerliyor olsaydı.
Ne yazık ki, aralarında adeta ters orantı var.
209 ● Camiye gitmeyenler onbinlerce cami için hiç yakınmadan vergi ödüyorsa, tiyatroya gitmeyenler de, beş-on tane tiyatro için vergi ödeyebilir.
210 ● Türkiye enteresan bir yer: Belgeli iftiracılar, tiyatro yıkıcılar, eser hırsızları, linç kampanyacıları medyada çeteleşip halkı rehin almış.
211 ● Tiksindiğiniz yalanlardan değil, hoşlandığınız yalanlardan korkun; çünkü o yalanlar karşısında gardınız düşük, aldanma ihtimaliniz yüksektir
212 ● Bilmemek konfordur; bilmek ise sorumlu olmak demektir.
213 ● Sevgili kadınlar, sapık erkeklerin insanlaşmasını beklemeyin; doğru erkek seçmekte uzmanlaşmayı deneyin!
216 ● Hırsızların kibri kadar nefret uyandırıcı hiçbir şey tanımıyorum!
217 ● HE WHO WATCHES LIFE THROUGH THE MEDIA WINDOW, MISSES IT. (Hayata medya penceresinden bakan, onu ıskalar):
218 ● Ahırdaki inekle, okuldaki inek arasında ne fark var? Biri "otobur"dur, diğeri "notobur"...
218 ● İNSANIN KENDİNE KARŞI OLAN FİKİRLERDEN KENDİNİ SANSÜRLE KORUMAYA ÇALIŞMASI NE KADAR ACIKLI!
220 ●
221 ● "İkinci Geliş"in yazarı olmanın en kötü yanı "İkinci Geliş"in okuru olamamak... Bu yüzden diğer insanları öyle kıskanıyorum ki!...
222
●
Sırf sizden daha zeki
oldukları için insanları "Çağrılmayan Yakup" diye alay
ederek kapınızdan kovuyorsanız; belediye (ya da devlet)
isterse hiç karışmasın ve maaşlarınızı üç kat
arttırsın... Zekâlarınızı arttıramayacağı için,
yapacağınız tiyatro yine ancak "zekânıza göre" olacak,
sizin zekânızdaki ahbap çavuşlarca övülerek medya
marifetiyle halka ilaç niyetine ("bak bu tiyatro çok
yararlı bir şeydir, tadını beğenmesen bile yut onu, iyi
gelecek" denerek) yutturulmaya çalışılacaktır. Zekânızı
arttıramazsınız ama ahlâkınızı arttırabilir ya da
bozmayabilirdiniz.
|
© coskunbuktel.com