|
GÖRMEZLER ZİNCİRİNİN İLK
HALKASI TUNCER CÜCENOĞLU; SON
HALKASI İSE ÜSTÜN AKMEN

Brueghel,
"Körler Meseli" ("Parable of the Blind"), 1568.

KÖRLER
KÖRLERİ İZLİYOR!
...ve
bilgi kirliliği veba gibi yayılıyor.
Coşkun Büktel
Üstün Akmen,
Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu’nun (O.B.K.T.) sahnesinde
seyrettiği
"Kızılırmak" adlı oyun için Evrensel
gazetesindeki köşesinde bir eleştiri yazısı yazmış. (Akmen'in
yazıları için "eleştiri" nitelemesini kullanmak ne kadar mümkündür
anlamak için, bakınız: Coşkun Büktel,
"Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?")
Ben Akmen'in yazısını Evrensel gazetesinde
değil, tiyatrodunyasi.com adlı sitede gördüm. Site, Akmen'in
yazısının sonunda kaynak göstererek, yazının Evrensel gazetesinden
aktarıldığını belirtmiş ama tarih vermemiş. Akmen'in bu yazıyla,
önce Evrensel gazetesinde, daha sonra internette bilgi kirliliği
yaratmasına ve Türk sinemasının en büyük ustalarının başında gelen
senarist yönetmen Lütfi Ö. Akad'a haksızlık etmesine fena halde
canım sıkıldı.
Akmen, hiçbir araştırma yapmak gereğini
duymadan, yılda 80 tane yazmakla övündüğü, yalan yanlış, çalakalem,
sade suya tirit yazılarını (Büktel'in doğru, haklı, sağlam ve
estetik yazılarını yasaklayan) tüm dergilerde, tüm tiyatro
sitelerinde yayınlayabildiği için, geniş çaplı bir dezenformasyona
sebep olabiliyor. Bugüne dek, neredeyse bir tek virgül yanlışı bile
saptanamamış Büktel yazılarını ve o yazılardaki somut ve eleştirel
belgeleri, sırf eleştirel tutumu nedeniyle okurlardan gizleyen
tiyatro sitelerimiz, Akmen yazılarını adeta paylaşamadıkları ve
birbirlerinden aktardıkları için; Akmen, özellikle internette, geniş
bir bilgi çöplüğünün yaratılmasına büyük katkı sağlayabiliyor.
Örneğin, Türk sinema tarihinin en önemli kilometre taşlarından biri
olan ve senaryosu Lütfi Ö. Akad tarafından yazılıp, yine Akad
tarafından yönetilmiş, 1967 tarihli "Kızılırmak-Karakoyun"
adlı filmin, Yılmaz Güney tarafından sinemalaştırıldığını, en küçük
bir kuşkuya kapılmadan, söyleyebiliyor:
Ülkemizde üzerine nice Türküler yakılmış bir Türk halk masalıdır
Kızılırmak – Karakoyun... Nazım Hikmet'in, söz konusu masaldan
hareketle yazdığı senaryodan 1947 yılında Muhsin Ertuğrul
tarafından sinemaya aktarılmış, 1967 yılında Yılmaz Güney
tarafından yeniden sinemalaştırılmıştır.
(Bakınız:
Üstün Akmen,
"KIZILIRMAK - KARAKOYUN".)
Üstün Akmen'in yazısında, "Kızılırmak-Karakoyun"un
üç sinema versiyonu bulunduğu belirtiliyor. Akmen, 1946 tarihli
birinci versiyonun (Akmen 1947 diyor) yazar ve yönetmeni olarak,
Nâzım Hikmet ve Muhsin Ertuğrul'un adlarını veriyor; 1994 tarihli
üçüncü versiyonun yazar ve yönetmeni olarak, Tuncer Cücenoğlu ve
Şahin Gök'ün adlarını veriyor; ama 1967 tarihli ikinci versiyonun
yazar ve yönetmeni Lütfi Ö. Akad'ın adını vermek yerine, yalnızca, o
versiyonun başrol oyuncusu Yılmaz Güney'in adını vererek,
"1967 yılında Yılmaz Güney
tarafından yeniden sinemalaştırılmıştır."
demekle yetiniyor. Akmen'in tüm yazısında, 1967
versiyonu "Kızılırmak-Karakoyun"un gerçek "sinemalaştırıcısı"
Lütfi Ö. Akad'ın adı bile anılmıyor, esamisi okunmuyor.
Kendini dezenformasyon görevine, yani at izini
it izine karıştırarak bilgi çöplüğü yaratıp halkı zehirlemeye adamış
gibi bir görünüm sunan dergilerimiz ve tiyatro sitelerimiz ise
(örneğin, tiyatrom.com, tiyatrodergisi.com.tr, tiyatronline.com,
Evrensel gazetesi, Tiyatro Tiyatro dergisi, Evrensel Kültür dergisi,
Milliyet Sanat dergisi, vb.) Akmen yazılarına bayılıyorlar. Akmen
yazılarına balıklama atlıyorlar (sazan misali). Peki, Akmen
yazılarını "düzelten" yazılar?... Onlara ne yapıyorlar? Sormaya
gerek var mı? O tür "düzeltme" yazılarını, daima, halktan saklamayı
tercih ediyorlar.
Ya düzeltme?... Ya düzeltene teşekkür?... Hak
getire...
Bu Akmen'in ilk vukuatı değil. Akmen, 2003
yılında, Feridun Çetinkaya tarafından, aşağıya aktardığımız kısa
metinle de "düzeltilmişti:
Üstün Akmen, tiyatrom.com internet sitesindeki
Salı Yazıları isimli köşesinde yayınlanan "Titiz Bir Oyunculuk
Örneği: Günlük Müstehcen Sırlar" başlıklı yazısında, Tiyatro
Fora'nın sahnelediği Günlük Müstehcen Sırlar isimli oyunun
Türkiye'de ilk kez sahnelendiği şeklinde bir bilgi vermiştir. Ancak
Üstün Akmen'in yazısında yer alan bu bilgi doğru değildir. Günlük
Müstehcen Sırlar Türkiye'de daha önce 1994 yılında Tiyatrofil
tarafından sahnelenmiştir. Üstelik Tiyatrofil bu oyunla 1995'teki 7.
Uluslararası Tiyatro Festivali programında da yer almıştır.(Günlük
Müstehcen Sırlar'ın bu sahnelemesinde emeği geçenleri hatırlayalım:
Tiyatro Tiyatro dergisinin Aralik 1994 tarihli 44. sayisindan
aktariyorum: Sevil Kuvan’in hazırladıgı “Bu Ay Sahnedekiler” isimli
köşeden (s.14)... "Günlük Mustehcen Sırlar - Tiyatrofil, Yazan: M.
Antonio de la Parra Çeviren: Deniz Yüce, Yoneten: Ozkan Schulze
Oynayanlar: Arif Akkaya, Engin Alkan...") Daha kaliteli ve verimli
bir tiyatro ortamı istiyorsak önce bu tür konularda daha titiz ve
daha ciddi olmamız gerekir. Okuyucularımıza karşı, tiyatroseverlere
karşı daha sorumlu davranmamız gerekir, tabii bu oyunu daha önce
sahnelemek için emek vermiş tiyatro insanlarına da. Bu, tiyatroya
verdiğimiz önemi gösterir. Tiyatroyu daha da önemli bir sanat haline
getirir. Okuyucularına karşı olan sorumluluklarını yerine getirerek
bu düzeltmeyi yayınladıkları için tiyatrom.com sitesine emeği
geçenlere teşekkür ederim.
(Bakınız: Feridun Çetinkaya,
"Düzeltme")
Akmen'in, eleştirdiği(!) oyunların metnini
okumaya vakit ayırmadığını ve kendini eleştiren yazılara cevap
vermediğini biliyordum. Her nasıl olmuşsa, tiyatrom.com'da ve kendi
yazısının hemen altında yayınlanmış olan, Feridun Çetinkaya
"Düzeltme"sine, mecburen verdiği cevapta ise, Çetinkaya'ya teşekkür
etmek yerine, şöyle dediğini biliyordum:
(...) Nasıl olduysa, görmemişim. Görmeyince de,
belleğime işleyememişim. "tiyatro... tiyatro"nun piyasaya yeni
dağıtılmakta olan Haziran 2003 sayısında düzeltmeyi yayınladım.
www.tiyatrom.com sayfalarında da hiç gocunmadan bir kez daha
düzeltirim. Düzeltirim, ama böylesi bir alınganlık gösterisini hiç
mi hiç anlayamadığımı da ayrıca ifade etmek isterim. Ben sezon
içinde 80 oyun izleyen ve bu oyunların tümünü değerlendiren bir
eleştirmenim. Sadece beğendiği oyunları yazanlardan da değilim.
Küçük hataları mal bulmuş mağribi gibi abartmak kime ne kazandırır
ya da benden ne götürür, inanın anlayamadım. Okurların sağduyusuna
güveniyorum.
(Bakınız: Üstün Akmen,
"Feridun Çetinkaya'nın Serzenişlerine
Yanıttır")
Akmen'in yalnızca "serzenişlere" değil, örneğin
"Çığ Aslında
Nedir, Neyi Sarsıyor?" gibi
"eleştiri yazılarına" da cevap verebilmesi gerekirdi.
Serzenişlere düzeltmeyle karşılık vermesi güzel, ama "Küçük
hataları mal bulmuş mağribi gibi abartmak kime ne kazandırır ya da
benden ne götürür, inanın anlayamadım." gibi kindar cümleler
kurmak yerine, kendisini düzelten Çetinkaya'ya teşekkür etmeyi
tercih etseydi, sayın Akmen, o şık beyefendi kıyafetinin (uygar
görünümünün) hakkını daha iyi vermiş olurdu. Uygar olmak için
yalnızca kravat takmak ve losyon kullanmak yeterli olmuyor.
Akmen, "küçük" dediği "hatalara"
yapılan serzenişleri, "mal bulmuş mağribi gibi" gibi
ifadelerle aşağılıyor. "Büyük" hatalarını eleştirdiğimizde, örneğin,
çok "ustaca" yazıldığını belirttiği "Çığ" adlı Tuncer
Cücenoğlu oyununun, aslında yedi yaş zekasıyla yazıldığını "Çığ"
metninden çıkarılmış somut kanıtlarla belgelediğimizde ise (Bakınız:
"Çığ Aslında
Nedir, Neyi Sarsıyor?") sayın Akmen'in dilini kedi
yutuyor. "Küçük hataları" gösterince, karşılığı hakaret; büyük
hataları gösterince, karşılığı sessizlik...
Şunu hemen belirtelim: Tiyatrofil'in ya da
Lütfi Ö. Akad'ın, hiçbir araştırmaya dayanmayan, sorumsuz, çalakalem
yazılarla yok sayılmasını, biz, sayın Akmen'in yaptığı gibi
"küçük hata" olarak nitelemekten yana değiliz. Bu hatalar, birileri
düzeltmediği zaman veba gibi yayılıyor ve özellikle internette,
dezenformatif bir bilgi çöplüğü yaratıyorlar. Birisi çıkıp kötü
niyetle, kasten veya sırf araştırmaya üşendiği için, sırf cehalet ve
sorumsuzluk yüzünden, ortaya bir yanlış bilgi atıyor. Diğerleri,
tıpkı Brueghel'in tablosundaki gibi, en baştaki körden itibaren
birbirini izleyen körler gibi, o yanlışlığı izliyor, dergilerde ve
özellikle internet sitelerinde o yanlışlığı çoğaltıyorlar.
Şimdi, Lütfi Ö. Akad hakkındaki dezenformatif
bilginin asıl kaynağını ve bilgi kirliliğinin o kaynaktan nasıl veba
gibi yayıldığını göstererek, aslında Üstün Akmen'in de, bu
dezenformatif yayılmanın, bu bilgi çöplüğünün, (dikkatsiz, özensiz,
derinliksiz, inceliksiz, sorumsuz ve kaba) bir mağduru olduğunu
kanıtlayalım:
Lütfi Ö. Akad ve
"Kızılırmak-Karakoyun" hakkındaki
bilgi kirliliğini, 2000 yılında, Tuncer Cücenoğlu başlattı.
Tuncer Cücenoğlu, 2000 yılında,
"Kızılırmak" adlı bir oyun yazdı. Oyunun öyküsü daha önce üç
kez (1946,
1967, 1994)
filme çekilmiş olan "Kızılırmak-Karakoyun" masalına
dayanıyordu. 1994'te yönetmen Şahin Gök tarafından çekilen üçüncü
versiyonun senaryosunu, Nâzım Hikmet'in senaryosundan yararlanarak,
Tuncer Cücenoğlu ve Şahin Gök birlikte oluşturmuşlardı. Cücenoğlu,
bu senaryoyu en sonunda "Kızılırmak"
adlı bir oyuna dönüştürmüştü.
Cücenoğlu,
"Kızılırmak"a yazdığı, 23
Aralık 2000 tarihli önsözde, "Kızılırmak-Karakoyun"
filmlerinin ilk iki versiyonunu sinemada seyrettiğini söylüyordu.
Üçüncü versiyonun da zaten senaryosunu yazmıştı. Demek ki, Cücenoğlu'nun
konuya egemen olduğuna, önsözde verdiği somut bilgilerin doğruluğuna
güvenilebilirdi. Acaba mı?... Acaba gerçekten güvenilebilir miydi?
Üstün Akmen ya da Kemal Başar gibi,
Cücenoğlu'nu bir yazar olarak ciddiye alan, eserlerini "ustaca"
bulan tiyatrocular için, evet, Cücenoğlu'nun verdiği bilgilere
güvenilebilirdi.
Ama ben, Cücenoğlu'nun, (Akmen ve Başar gibi) araştırmayla,
belgeyle, kanıtla vakit
kaybetmekten hoşlanmayan, "iş bitirici" ve "üretken" bir
kişi
olduğunu bildiğim için, (Bakınız:
"Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?")
onun yazdığı hiçbir satırı, hiçbir zaman, test etmeden
kabullenmek yanlısı olmadım.
O nedenle, Akmen'in yazısındaki Akad'a ilişkin hatanın asıl
kaynağını keşfetmek için, Cücenoğlu'nun "Kızılırmak"
adlı oyun metnine ulaşmanın yeteceğini hissediyordum.
Bu hissime güvenerek, metni buldum ve Cücenoğlu tarafından yazılmış
önsözü okudum. Ve... Cücenoğlu hakkındaki hislerimde yanılmadığımı
gördüm.
Cücenoğlu, en iyi bildiği ve üzerinde çalıştığı konu ("Kızılırmak-Karakoyun")
hakkında bile doğru bilgilere sahip olmadığı gibi, doğrusunu merak
da etmemiş; "Kızılırmak" için çalakalem
yazdığı önsözü, yalan yanlış bilgilerle süslemişti. Örneğin, 1946'da (bir rivayete göre
de 1945'te çekilen) ilk "Kızılırmak-Karakoyun" için 1947
tarihini vermişti. Lütfi Ö. Akad'ın adını, "Ö. Lütfi Akad"
biçiminde değiştirmişti. Ama asıl önemlisi, 1967'de çekilen "Kızılırmak-Karakoyun"un,
Akad tarafından yönetildiğini belirtmiş olmasına rağmen, nedense,
senaryoyu da Akad'ın yazdığını söylemek yerine, senaryoyu Yılmaz Güney'e mal
etmeyi tercih etmişti.
Cücenoğlu, şöyle diyordu:
İlk Kızılırmak-Karakoyun, büyük Türk ve dünya şairi Nazım
Hikmet'in, söz konusu masaldan hareketle yazdığı senaryodan 1947
yılında çekilen filmdir. Filmin rejisörü Muhsin Ertuğrul'dur.
Çekilen ikinci filmin senaryosu, Türk sinemasının gelmiş
geçmiş en büyük rejisör, senarist ve aktörlerinden Yılmaz Güney
tarafından yazılmıştır.
1967 yılında gerçekleştirilen ikinci filmin rejisörü Ö. Lütfi
Akad.
(Tuncer Cücenoğlu, "Kızılırmak". Önsöz,
Karya Yayınları, 2001,
Mitos-Boyut yayınları, 2007. Yukarıdaki satırlar internette de
yayınlanmıştır. Bakınız:
idefiks.)
Görüldüğü üzere Cücenoğlu'nun Lütfi Ö. Akad'a yaptığı bu
saygısızlık, 2000 yılından bugüne dek (30 Mart 2007) hiç kimse
tarafından düzeltilmeyip, internete de sıçratılmıştı.
2001'de "Kızılırmak"ın
ilk baskısını yapan Karya Yayınları Cücenoğlu'nun
yarattığı bilgi kirliliğine müdahale etmemişti.
2002'de, oyunu Adana DT'de yöneten Kemal Başar ve ekibi bilgi
kirliliğine müdahale etmedikleri gibi, oyun broşürlerinde eğer
Cücenoğlu'nun dezenformatif malumatına yer verdilerse, bilgi
kirliliğinin yayılmasına hizmet de etmişlerdi.
Aynı durum, 2006'da oyunu sahneleyen Ordu Belediyesi Karadeniz
Tiyatrosu için de geçerliydi.
Oyunu, Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu'nda seyredip
seyrettiği prodüksiyon hakkında eleştiri(!) yazan Üstün Akmen
de, bilgi kirliliğine müdahale etmediği gibi, yazdığı yazıda
bilgi kirliliğini tekrarlayarak, önce Evrensel gazetesinin
okurlarını, sonra Tiyatro Dünyası sitesinin okurlarını
zehirlemişti.
2007'de "Kızılırmak"ın
yeni baskısını yapan Mitos-Boyut Yayınları Cücenoğlu'nun
yarattığı bilgi kirliliğine müdahale etmediği gibi, önsözdeki
dezenformatif bilgileri arka kapağa da taşımıştı. "Kızılırmak"ın,
Mitos-Boyut Yayınları versiyonunun birçok internet
sitesinde (Mitos
Boyut,
Antoloji,
Tiyatrom,
Süpermp3) tekrarlanan
arka kapak metni aynen şöyleydi:
Kızılırmak, ‘Kızılırmak-Karakoyun’ adlı Türk halk masalından
yola çıkılarak yazılmış bir oyundur. Bu masal önceki yıllarda
önce Nazım Hikmet’in daha sonra Yılmaz Güney’in senaryosu ile
sinemaya aktarılmıştır. Oyun, halk masalının öyküsü ve
dramatik yapısı geliştirilerek yeni bir yorumla sunulmaktadır.
("Kızılırmak". Arka kapak yazısı. Mitos-Boyut
yayınları, 2007.)
Şimdi sormak gerekir: Lütfi Ö. Akad usta ve onun filmi olan "Kızılırmak-Karakoyun"
hakkında, coskunbuktel.com'da söylenenler mi gerçektir? Yoksa,
Coşkun Büktel'i sansür eden dergi ve gazetelerde söylenenler mi?
Konunun aslını önemsediği ve açıkladığı için (kılı kırk yaran
özeni ve emeği için) Büktel'e teşekkür mü edilecektir, "mal
bulmuş mağribi" mi denilecektir? Yoksa konu önemsenmeyip, bilgi
kirliliğinin, yukarıda mavi harflerle linklerini verdiğim internet sayfalarından, bundan böyle daha da hızla, veba
hızıyla, yayılmasına izin mi verilecektir?
Sizce okurlar, coskunbuktel.com'daki gerçeklerden haberdar
edilmeye mi layıktır, yoksa Üstün Akmen'in "Kızılırmak"
yazısından aşağıya aktardığım şu hamasi safsatalarla uyutulmaya
mı?
Uluslararasında ünlenmiş yazarımız Tuncer Cücenoğlu’nun, “Kızılırmak
– Karakoyun”u 2000 yılında bu kere tiyatro oyunu olarak yazdığını
biliyorum. Galiba 2002 yılıydı, Adana Devlet Tiyatrosu oyunu Kemal
Başar’ın rejisiyle sahneye taşıdı. Bir durum oluşturarak toplumsal
panorama çizme ve bunu da soyutlama estetiğiyle biçimleyerek
seyirciye yansıtma tekniğinin ustası olan ve 72’den bu yana ürettiği
oyunlarla evrensele açılan kapıdan geçen Tuncer Cücenoğlu’nun
“Kızılırmak – Karakoyun”u, işte o günlerden bugünlere Rusya,
Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Fransa, Yugoslavya,
Avustralya, Makedonya, Gürcistan, Tataristan, Azerbaycan,
Bulgaristan, Romanya, Polonya, İran ve Kıbrıs gibi ülkelerde
sahnelenmekte. Şimdilerde seyirci karşısına çıktığı yer ise, Ordu
Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu’nun (O.B.K.T.) sahnesi.
(Bakınız:
Üstün Akmen,
"KIZILIRMAK - KARAKOYUN".)
İnternette, dezenforme eden, karanlık yayan,
bilinç karartan siteler de var, coskunbuktel.com gibi, emek,
araştırma, zekâ ve yaratıcılık ürünü olup, tek virgül yanlışı
gösterilemeyen, hizmet amaçlı, sağlam ve güvenilir bilgi kaynakları
da... Yapılacak şey, bilinç karartan yayınlar nedeniyle internetten
vazgeçmek değil; bu, kazalar oluyor diye uçaklardan, arabalardan
vazgeçmek kadar, tavşanın dağa küsmesi kadar, saçma olurdu. Yapılacak şey, internet denen kaygan zeminde, ayağını sağlam basmaya
çalışmak, körleri izleyen körleri izlerken, gözümüzü dört açıp,
dikkatli ve uyanık olmaktır.
Coşkun Büktel / 30 Mart 2007
Ayrıca bakınız:
Coşkun Büktel,
"Çığ" Aslında Nedir Neyi Sarsıyor?
Konjonktür değiştikçe, Mustafa Demirkanlı ile Tuncer
Cücenoğlu'nun ahlak ilkeleri de değişiyor
"Sabahattin Ali", Tuncer
Cücenoğlu'nun "Elinde Kaldı"
Körler Körleri izliyor
Cücenoğlu nihayet utandı
Tuncer Cücenoğlu, “Çığ”ın Ayıbını
Müjdat Gezen’e de Bulaştırdı
|