
ORÇUN MASATÇI'YA CEVAP
Coşkun Büktel
Bilindiği üzere, Güzelbahçe
"Tiyatro Buluşması"na katılmış bazı tiyatrocuların buluşmada
yaşanmış yanlışlıkları eleştiren yazılarını yayınlamıştık. (Bakınız:
Süheyla Koçak ve M. Vejdi Koçak,
"2.
Tiyatro Buluşması'nın ardından" ve Ali Çakalgöz,
"Türkiye
Tiyatrolar Birliği'nden Ayrıldığımızı tüm tiyatro dostlarına
bildiriyoruz.") Bu yazılar bizden önce başka sitelerde de
yayınlanmıştı. Süheyla Koçak ile Vejdi Koçak'ın yazısı, yayınlandığı
tiyatrodunyasi.com sitesinde olumlu ve olumsuz bazı yorumlar
eklenerek eleştirildi. Koçak'lar ve Çakalgöz olumsuz yorumlara karşı
ikinci yazılarını yazdılar (Yukarıda mavi harflerle linklerini
verdiğimiz ilk yazılarının altına bu ikinci yazılarını da ekledik). Koçak'ların
ilk yazısına
gelen olumsuz yorumlardan biri, iftira üslubundan derhal tanıdığımız
üzere,
Burak Caney'in
yorumuydu.
Burak Caney
takma adlı sapık, bu kez, Metin
Şenocak adıyla iftira atıyor ve buluşmayı eleştiren insanların,
buluşmaya, ortamı provoke etmeleri için Coşkun Büktel ve Hilmi
Bulunmaz tarafından gönderildiklerini söylüyordu.
Burak Caney
daha sonra aynı yorum sayfasında, aynı yorumu farklı versiyonlarıyla
(yine ne idiği belirsiz) farklı isimlerle tekrarladı. Anlaşılan oydu
ki, bu kahpece iftirayı yaymak için
Burak Caney,
çorap değiştirdiğinden daha fazla isim değiştirmeye karar vermişti. Ben bu iftirayı
kısa bir yazıyla ve hak ettiği sertlikle cevapladım.
"Tiyatro
Buluşması"nın sözcüsü Orçun Masatçı da, sitemize
gönderdiği bir yazıyla beni cevapladı.
(Yukarıdaki özette bahsi geçen
tüm yazıların metinlerini, Koçak'ların
"2. Tiyatro Buluşması'nın ardından"
başlıklı yazısının altına kronolojik sırayla ve bölümler
halinde yerleştirdik. Başlığı tıklayarak tümüne ulaşabilirsiniz.)
Şimdi bu yazımızda, Masatçı'nın
bize gönderdiği o cevap yazısını, tek kelime kısaltmaksızın, koyu
harflerle, bir kez daha yayınlayacak ve cümle cümle cevaplayacağız. Masatçı
diyor ki:
Yazınızda bana göre önemli bir
şeye cevap verme gereği duydum.
Ömer Uğur konusu... Aslında
sizin bu yaptığınız halkın kafasını karıştırmak ve bilgilerin içini
boşaltmaktır.
İnsanları ne kadar kolay
suçluyorsun! Ben hayatım boyunca yazılarımın tümünde kafa
karışıklığını engellemeye, bilimsel yöntemlerle, kanıt ve belgeyle,
içi boş bilgilerin aslını göstermeye (örneğin, Türk tiyatrosunun
duayeni sayılan
Özdemir Nutku’nun bir
iftiracı
olduğunu belgeleyip, insan malzememizin yetersizliği ve tiyatromuzun
niçin gelişemediği konusunda, halkın kafa karışıklığını giderecek
bir bilimsel dürüstlüğü dayatmaya) çalıştım ve bunu başarabilmek
için, daima (Oğuz Atay’ın defalarca tekrarladığım bir deyişiyle)
“açıkça, mertçe, Türkçe” yazmaya uğraştım. Kanıtım, kitaplarım ve
yazılarımdır. Su kadar şeffaf, berrak, açık ve anlaşılırdırlar.
Ama sen şimdi beni “Ömer Uğur
konusu” dediğin şey yüzünden “halkın kafasını karıştırmak ve
bilgilerin içini boşaltmak”la suçlayabiliyorsun! Peki kanıt?
Kanıt ne? Desene kanıta ne gerek var? Salla gitsin!
Ben sizin Güzelbahçe
"Tiyatro Buluşması"na katılacağını ilan ettiğiniz, programınızın ilk
versiyonunda "katılımcı" olarak gösterdiğiniz “Ömer Uğur konusu”nda
ne demişim? Adını vererek aynen şunu demişim:
“Ömer Uğur bana,
Güzelbahçe "Tiyatro Buluşması"ndan haberi bile olmadığını söyledi.”
Peki sen benim bu gayet net, şeffaf,
açık ve anlaşılır cümlemi yalanlayabiliyor musun? "Büktel yalan
söylüyor, Ömer Uğur'un davetimizden haberi vardı" diyebiliyor musun? Hayır,
diyemiyorsun. Ne diyorsun? "ona
ulaşmakla görevlendirdiğimiz arkadaş ulaşamamıştır"
diyorsun. Ömer Uğur’a
ulaşamadığını belirtiyorsun. Ben "Ömer'in haberi yok" diyorum, sen
"ulaşamadık" diyorsun. Yani farklı bir cümle kurarak benim dediğim
şeyin aynını söylüyorsun. Ama buna rağmen, sanki benim iddiamı
yalanlamış veya geçersiz kılmışsın gibi, beni, "halkın kafasını karıştırmak ve
bilgilerin içini boşaltmak"la suçluyorsun.
Şimdi,
"vıdı vıdı"yı bırakıp
belgeyle konuşalım. Ömer Uğur'a ulaşamadığın halde, "sahne tozu" ve
"facebook"ta, "Orçun Masatçı" ve "Orçun" imzalarıyla, 2 ve 3 Ağustos
2008'de yayınladığın şu buluşma programında neler yazdığına bir
bakalım; programın tam metnini aynen aktarıyorum; isteyenler tümünü
inceleyebilir; ama ben, bu tartışmayla ilgili dikkat çekmek istediğim satırları
sarıya boyadım):
*2. TÜRKİYE
TİYATRO BULUŞMASI
22-25 AĞUSTOS - GÜZLBAHÇE / İZMİR*
sevgili dostlar buradaki
topluluklar festivalimize başvurmuş ve festival
komitesi tarafından festivale çağrılmıştır.
**
*katılım bilgisi*
buluşma 4 gün sürecektir. 4 gün boyunca katılımcılar buluşma
alanındaki
çadırlarda kalacaktır.
buluşmanın yapıldığı her gün
kahvaltı - öğle yemeği ve akşam yemeği
verilecektir.
buluşma sırasında her gün 2 söyleşi ve 2 oyun oynanacak sabah
tiyatroların
tartışma platfornu yaratılacak ve 2. ile 3. günle temel tiyatro
çalışmaları
hayata geçecektir. programla iligili ayrıntılı biligleri aşağıdaki
kesinleşmemiş programdan edinebilirsiniz.
etkinlik yapacak kurumlar ve konuklar birliğimizin misafiri olarak
ücretsiz
konaklatılacaktır. etkinliğin dışında temsilci olarak kurumlardan
katılanlardan ücretsiz olarak misafir edilecektir. bu konudaki
kontanja
kurum temsilceliriyle kurduğumuz diyaloglarda kendilerine
iletilmiştir.
bunun dışında etkinliğe kişisel katılmak isteyen sevgili dostlarımız
kalmak
için yanlarında çadır getirmek durumundadırlar. ayrıca yemek için de
günlük
7.5 ytl katkı payı alınmaktadır.
söyleşiler kamp alanındaki söyleşi meydanında olacaktır. oyunlardan
19.00 da
olanı kamp oyun alanında sahnelenecek 21.30 da olanı ise İzmir'in 2
büyük
açıkhava tiyatrosu olan Güzelbahçe Açıkhava Tiyatrosunda
sergilenecektir.
oyunlar ücretsiz olarak oynanacaktır. kalma ve yemek dışındaki tüm
etkinliklere dileyen herkes herhangi bir ücret ödemeden katılım
gösterebilecektir.
kamp alanı güzelbahçe 2. limanı halk plajında olacaktır. Denize
sıfır alanda
yapılacak buluşmada etkinliklerin dışında konuklarımız denizden
yararlanabileceklerdir.
tuvalet ve duş sorunu Güzelbahçe Belediyesince getirelecek seyyar
tuvalet ve
duşlarla çözülecektir.
kamp alanında buluşma komitesinden bağımsız herhangi bir standın
açılmasına
izin verilmeyecektir. böyle bir amacı olan topluluklar komiteyle
ilişkiye
geçebilirler.
kamp alanında herhangi bir derginin, gazetenin, bildirinin
dağıtılması veya
satılmasıda kamp komitesinin sorumluluğundadır.
kamp alanında sigara, su vb. ihtiyaçlar için bir büfe açılacaktır.
kafanıza takılan
herhangi bir soru için mail atabilir ya da 0 538 956 73 85
numaralı telefonla irtibat kurabilirsiniz.
*katılımcılar
Ankara
Ekin Tiyatrosu
Ankara
TAKSAV
Ankara Troya
sanat
Ankara
Yenimahalle Belediye Tiyatrosu
Antakya
Belediyesi Şehir Tiyatrosu
Antalya
Akdeniz Tiyatro
Afyon belediyesi
Şehir Tiyatrosu
Bartın Sanat
Tiyatrosu
Bartın Bölge
Tiyatrosu
Sinop sanat
Giresun belediye
tiyatrosu
Tiyatro 657
İstanbul Tiyatro
simurg
İstanbul tiyatro
imge
İstanbul
Alternatif Sanat Oyuncuları
İstanbul
alternatif sanat oyuncuları
Manisa
Belediyesi Şehir Tiyatrosu
Manisa AFSEM
Manisa Celal
Bayar Üniversitesi iktisat oyuncuları
İzmir Balçova
Belediye Tiyatrosu
İzmir Atatürkçü
düşünce derneği Bornova şubesi tiyatro topluluğu
İzmir Gümüldür
belediye tiyatrosu
İzmir Menemen
Belediye Tiyatrosu
İzmir Halk
Tiyatrosu
İzmir Güzelbahçe
Belediyesi Halk Tiyatrosu
İzmir Tiyatroevi
İzmir Yenikapı
Tiyatrosu
Kızıltepe
Belediye Tiyatrosu
Kızıltepe
Tiyatro Kolektifi
Şırnak İdil Halk
Eğitim Tiyatro Topluluğu
Prof. Dr.
Özdemir Nutku
Tuğrul Keskin
(Şair)
Turgay Tanülkü
(Devlet Tiyatrosu Oyuncusu)
Yener Aksu
(uluslararası ankara tiyatro festivali komite başkanı)
Ömer Uğur
(Eve
Dönüş Filmi ve Cesaretin var mı aşka dizisi yönetmeni)
İnanç Su (yazar)
Aykan Erden
(Yazar)
*katılım için
görüşmelerimizin devam ettiği kurumlar
İstanbul
Mimikomedi Oyuncuları
Dokuz Eylül
Üniversitesi Eylül Ateşi Tiyatrosu
İzmir Bademler
Köy Tiyatrosu
Muğla Duvar
Sahnesi
Ankara
Özgür Tiyatro
İzmir Balıklıova
Amaçlar Derneği Tiyatrosu
Marmaris Komedi
Tiyatrosu
Fikret Hakan
(yönetmen, oyuncu)
Muzaffer İzgü
(yazar)
Prof. Dr.
Ayşegül Yüksel
Prof. Dr. Hasan
Erkek
Halim Yazıcı
(şair)
Sezai Sarıoğlu
(şair)
Pelin Batu
(oyuncu)
Derya Köroğlu
(müzisyen)
Temel Demirer
(yazar)
Sibel Özbudun
(yazar - akademisyen)
Metin Uca
(yazar)
Hülya Savaş
(İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürü)
Doğan Yağcı (DT
Yönetmeni)
Oğuzhan
Müftüoğlu (yazar)
Tiyatro kamp
alanında 5 sokak 30 çadır olamsı gündemderi. bu çadırların her
birne tiyatro tarihinden tiyatro insanlarının isimleri verilecektir.
sokaklara ve çadırlara verilen isimler buluşma komitesi tarafından 8
ağustosta açıklanacaktır.
Buluşma komitesi
geçtiğimiz yıl Ürkmezde yapılan buluşmada olduğu gibi bu
yılda buluşmanın yapılacağı günlere isimler vermiştir geçtiğimiz yıl
Haldun
Taner, Vasıf Öngören, Bertold Brecht ve Charlie Chaplin'in isimleri
yer
almıştır.
bu yıl
buluşmanın ilk günü Fikret Hakan günü, 2. günü Kemal Sunal, 3. Günü
Bahri Beyat ve 4. günü de Suna Pekuysal günü olarak
kararlaştırılmıştır.
*kesinleşmemiş
program taslağı*
FİKRET HAKAN
GÜNÜ
Saat: 10.00 -
12.00 arasında konukların karşılanması ve kamp alanına
getirilmesi
saat: 13.00
Açılış - konuşmalar
Türkiye
Tiyatrolar Birliği adına Orçun Masatçı
Güzelbahçe
Belediye Başkanı Ertan Avkıran
İzmir Büyükşehir
Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu
Balçova Belediye
Başkanı Mehmet Ali Çalkaya
ve konuşma metni
hazırlamış bölge birliklerinin ve yazarların konuşmaları
saat: 15.30 -
öğle yemeği
saat: 17.00
söyleşi 'Genç oyuncuların ve yazarların günümüz tiyatrosuna
etkisi'
İnanç Su (yazar)
, Çağatay Özçelik (İzmir DT Oyuncusu) , Türker Alpugan
(Manisa Belediyesi Şehir Tiyatrosu), Esin Açıl (Yenikapı Tiyatrosu)
saat: 19.00 oyun
'sıradan bir gün' İZMİR YENİKAPI TİYATROSU yazanlar : Dario
Fo , France Rame Yöneten : Orçun Masatçı
saat: 20.30
akşam yemeği
saat: 21.30 oyun
'insanlar uyanıyor' BALÇOVA BELEDİYE TİYATROSU Yazılar :
Anton Çehov , Aziz Nesin Uyarlayan-Yöneten : Orçun Masatçı
saat: 24.00
günün eleştirisi ve tiyatroların kendini tanıtması
KEMAL SUNAL GÜNÜ
10.00 Kahvaltı
11.00 Tiyatrolar
Birliği tartışma toplantısı
12.30 Atölye -
Turgay Tanülkü
14.00 söyleşi
'yerel yönetimlerin tiyatro ile ilşkisi'
Turgay Tanülkü
(Manisa Belediyesi Şehir Tiyatrosu) , Ali Çakalgöz
(Afyonkarahisar Belediyesi Şehir Tiyatrosu) , Mustafa Vejdi Koçak
(Antakya
Belediyesi Şehir Tiyatrosu) , Zafer Gecegörür (Bartın Bölge
Tiyatrosu) ,
Erhan Didar (Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu)
16.00 öğle
yemeği
17.00 söyleşi
'geçtiğimiz bir yıl içinde toplumcu tiyatronun gündeme
müdehalesi'
Mehmet Esatoğlu
(Tiyatro Simurg) , Zafer Gecegörür (Bartın Bölge Tiyatrosu)
, Orçun Masatçı (Balçova Belediye Tiyatrosu) Bülent Unsur
(Yenimahalle
Belediye Tiyatrosu), Uğur Güdük (Kızıltepe Tiyatro Kolektifi) ,
Hamit Demir
(İzmir Tiyatroevi)
19.00 oyun 'bir
delinin hatıra defteri' Yazan : N.Gogol Yöneten : Erdal
Çoban GÜMÜLDÜR BELEDİYE TİYATROSU
20.30 akşam
ymeği
21.30 oyun
'Karmakarışık' AFYONKARAHİSAR BELEDİYE TİYATROSU Yazan : Ray
Cooney Yöneten : Ali Çakalgöz
23.00 günün
eleştirisi
24.00 şiir
dinletisi Tuğrul Keskin , Halim Yazıcı , Sezai Sarıoğlu , Aykan
Erden
BAHRİ BEYAT GÜNÜ
10.00 Kahvaltı
11.00 Tiyatrolar
Birliği tartışma toplantısı
12.30 Atölye -
Zafer Gcegörür
14.00 söyleşi
'televizyonun halkın üstündeki etkisi'
Ömer Uğur
(Yönetmen) Pelin Batu (oyuncu) Metin Uca(sunucu-yazar) Turgay
Tanülkü (yönetmen) Özge Bostanbaş (oyuncu)
16.00 öğle
yemeği
17.00 söyleşi
'tiyatro da eğitim'
Prof Dr. Özdemir
Nutku , Prof Dr. Ayşegül Yüksel , Orçun Masatçı , Turgay
Tanülkü , Zafer Gecegörür
19.00 oyun
'maviydi bisikletim' BARTIN SANAT TİYATROSU yazan : Dinçer Sümer
Yöneten : Zafer Gecegörür
20.30 Yemek
21.30 oyun 'yaz
ki bahar olsun' TİYATRO SİMURG
23.00 günün
eleştirisi
24.00 tiyatro
film gösterimleri
SUNA PEKUYSAL
GÜNÜ
10.00 Kahvaltı
11.00 sonuç
bildirgesi toplantısı
14.00 söyleşi
'festivallerin halk üstündeki etkisi ve tiyatro kurumlarına
faydaları'
Yener Aksu
(ankara uluslararası tiyatro festival komitesi başkanı) Hülya
Savaş (İzmir Devlet Tiyatrosu müdürü) Doğan Yağcı (DT Yönetmeni)
16.00 yemek
17.00 söyleşi
'tiyatronun seyirciyle ilişkisi'
Emrah Koyuncu
(Kızıltepe Belediye Tiyatrosu) , Erhan Kaya (Almanya Mühlecker
Tiyatrosu) , Ankara Troya Sanat Temsilcisi , Nurten Baydemir
(İstanbul
Tiyatro İmge) , Timur Özçıngırak (Güzelbahçe Belediyesi Halk
Tiyatrosu) ,
Hamit Demir (İzmir Tiyatroevi)
19.00 oyun 'düş
, resim ve unutulmuş zamanlar' KIZILTEPE BELEDİYE TİYATROSU
Yazan-Yöneten : Emrah Koyuncu
20.30 yemek
21.30 oyun
'tiyatro sporu' MENEMEN BELEDİYE TİYATROSU Uygulayan : Metin
Güler
23.00. son
toplantı eleştiriler dilekler
sevgili dostlar
sorularınız için ;
2. TÜRKİYE
TİYATRO BULUŞMASI KOMİTESİ
Timur Özöıngırak
(komite eş başkanı - Güzelbahçe belediyesi halk tiyatrosu)
Esin Açıl
(Komite eş başkanı - izmir yenikapı tiyatrosu)
Nazlı Masatçı
(komite üyesi - İzmir yenikapı tiyatrosu)
Özge Bostanbaş
(komite üyesi - izmir yenikapı tiyatrosu)
Burak Ergül
(komite üyesi - Balçova belediye tiyatrosu)
Volkan Korhan
(komite üyesi - Urla Halk Tiyatrosu)
Gözde Güldiken
(komite üyesi - izmir yenikapı tiyatrosu)
Yeliz Yılmaz
(komite üyesi - İzmir yenikapı tiyatrosu)
Mehmet Asığ
(komite üyesi - izmir yenikapı tiyatrosu)
Candan Gürses
(komite üyesi - Balçova Belediye Tiyatrosu)
Ümit Demirtaş
(internet tanıtım sorumlusu - Balçova Belediye tiyatrosu -
www.tiyatrobulusmasi.com yapımcısı)
Yukarıdaki programın
"kesinleşmemiş" olduğunu, en başta, "başlıkta" belirtmeniz
gerekirken, bir çuval lafın arasına sıkıştırmışsınız.
Ama diyelim ki, bütün o
kalabalığın arasında programın "kesinleşmemiş" olduğunu fark
etmek, okuyanların mecburiyetidir. Şimdi şu "kesinleşmemiş"
programa bir göz atalım. Görülüyor ki, katılımcıları, iki kategoriye
ayırmışsınız. Yukarıda sarıya boyayarak dikkat çektiğim bu iki
kategori şöyle:
1.
katılımcılar 2.
katılım
için görüşmelerimizin devam ettiği kurumlar
Bu iki kategori ne anlama
geliyor? Mantığa başvurarak cevaplayalım: "Bazı isimlerle görüştük,
bazı isimlerle görüşmelerimiz devam ediyor" anlamına geliyor.
"Görüşmelerimizin devam ettiği" isimlerin katılacağı
henüz belli olmadığı için, kesinleşmiş bir etkinlik programı
yapamıyoruz. Ama bazı isimlerle görüşüp katılmalarını kesinleştirmiş
olduğumuz için, o kesinleşmiş şahısları
"katılımcılar" diye tanımlıyoruz. İşte o "katılımcılar"a
güvenerek, bu etkinliğe kalkışıyor ve böyle bir "program taslağı"
yayınlıyoruz. Görüştüğümüz o kesinleşmiş isimler ("katılımcılar")
olmasa, zaten değil program tasarlamaya, buluşma düzenlemeye bile
kalkışamazdık.
Bu durumda, 1. kategorideki
isimler ile 2. kategorideki isimler arasında ne fark var? 1.
kategoridekilerle görüşmemiz bittiği için, onları "katılımcılar"
diye tanımlıyoruz. 2. kategoridekilerle görüşmelerimiz bitmediği
için, onları "katılım
için görüşmelerimizin devam ettiği kurumlar" diye tanımlıyoruz("kurumlar"
diyoruz ama, her iki kategoride de, yalnızca "kurumlar"
değil, kişiler de var.)
Demek
ki, programı "kesinleşmemiş program" olarak tanımlamanızın
nedeni, 2. kategoridekiler... 2. kategoridekilerle
"görüşmelerimizin devam ettiği"ni belirtmeniz, 1.
kategorideki "katılımcılar"la görüşmelerinizin bittiği (ya da
en azından "görüştüğünüz" anlamına geliyor. Oysa Ömer Uğur,
Güzelbahçe buluşmasından haberi bile olmadığını söylüyor. Yani
onunla görüşmemişsiniz.
Peki siz Ömer Uğur'u hangi
kategoriye koymuşsunuz? Görüştükleriniz arasına mı, görüşmeye devam
ettikleriniz arasına mı? 1. kategoriye mi, 2. kategoriye mi? Cevap: 1. kategoriye, yani görüşmenizin bittiği
"katılımcılar" arasına... Peki Ömer Uğur'la görüşülmüş mü?
Hayır, Ömer Uğur'a "ulaşılamamıştır". Peki Ömer Uğur'la
görüşülmediği halde, ona sormaksızın, onun adını, görüştüğünüz
"katılımcılar" arasına koymak, bırakın Ömer Uğur'un kişilik
haklarına yapılmış vandalca saldırıyı (o böyle şeylere aldırmayacak
yüce gönüllü, çelebi bir adamdır) ama etkinliğe katılmayı düşünecek
tiyatrocu ve seyircileri aldatmak değil midir? Ömer'in (ve tabii
başkalarının da) adını "kullanarak" tiyatrocuların, seyircilerin ve
başka ünlülerin buluşmaya katılmasını (hileli yoldan, yalan beyanla) teşvik etmeye,
sağlama almaya çalışmak değil midir?
Ömer Uğur’la görüşmediğiniz halde,
yayınladığınız "kesinleşmemiş" programda, sanki Ömer Uğur’la
görüşmüş gibi, onu "katılımcılar" arasında göstermişsiniz. Yani halka yalan söylemişsiniz.
Yani “Ömer Uğur konusu”nda
halka doğruyu söylemiş olan "ben’im", halka yalan söylemiş olan
ise "sensin". Ama bu iki kere iki dört kadar kesin ve kendi yazdığınız
metinle belgeleyebildiğim gerçeğe rağmen; belgelere ve somut
gerçekliğe hiç aldırmadan,
rahatça diyorsun ki: “Ömer Uğur konusu... Aslında sizin bu
yaptığınız halkın kafasını karıştırmak ve bilgilerin içini
boşaltmaktır.”
Halka yalan beyanda bulunan sen,
halka her zaman gerçekleri söyleyen Coşkun Büktel'i, "halkın
kafasını karıştırmak"la suçluyorsun.
Somut gerçekliği hiç takmadan, somut belgelere
aldırmadan, yukarıdaki gibi kanıtsız, belgesiz, boş laflarla
vıdı vıdı
etmek, iftira atmak kolaydır. Ama iş, somut gerçekliğe, bilimselliğe
gelince, çuvallamak da kaçınılmazdır. Ben buna benzer asılsız
suçlamalarla o kadar çok karşılaştım ki, bu tür asılsız suçlamaları
belgeyle ve bilimsellikle boşa çıkarmakta artık bir üstad haline
geldiğimi iddia edebilirim. O nedenle, son yıllarda bu tür asılsız
suçlamaları bana ancak ve yalnızca, takma isim ardına saklanmış
sapıklar yöneltebiliyordu. (Çünkü onlara cevap vermiyordum.)
Tabii, o sapıklar (takma isim
arkasına saklanmış olmanın, yüzüne tükürülme tehlikesinden uzak
olmanın güveniyle) bu tür suçlamaları apaçık iftira boyutuna
vardırmaktan bile çekinmiyorlardı. Biliyorsundur:
Burak Caney
takma adıyla başladılar, birçok sapık bu imzayı zaman zaman
kullandı.
Burak Caney
adı fazlasıyla kirlendiği için, bu adı, artık
Burak Caney
bile terk etti. Artık çorap değiştirir gibi takma isim değiştirerek,
pek çok takma isim kullanarak, attığı iftiraların pek çok destekçisi varmış gibi bir izlenim
yaratmaya çalışıyor. Bu takma isimlerle salgılanan iftiraların kaç
kişiyi inandırabildiğini bilmiyorum. Ama
Burak Caney'e
göre hava hoş: Kaybedeceği bir şey yok. Kaç kişi inansa kârdır, diye
bakıyor. Senin yazın Burak Caney'in üslubunu andırıyor ama onunki
kadar "düpedüz", apaçık iftira içermiyor. Burak Caney olsa, bana
örneğin, şöyle bir cevap verirdi:
“ŞOK!!! Ömer Uğur, Coşkun
Büktel’i yalanladı!... Uğur’a telefon açıp sorduk, bize dedi ki:
‘Güzelbahçe Tiyatro Buluşması’ndan hiç haberim olmaz olur mu?
Masatçı beni davet etti ama, sınavlarım yüzünden gelemedim.’
Demek ki, Coşkun düpedüz yalan söylüyor. Hadi bakalım, Coşkun
Büktel, bu apaçık yalanın yakalandıktan sonra görelim bakalım, şimdi
nasıl kıvıracaksın? Hadi cevap ver! Ama cevap veremezsin! Çünkü
verilebilecek bir cevabın yok!”
Burak Caney'in
üslubu budur.
Burak
Caney budur! Takma isimle yazdığından, suratına tükürülme
ihtimali bulunmadığından, apaçık iftira eder ve sizi iftirayı
temizlemeye davet eder. Diyelim, üşenmediniz, oturup cevap yazdınız
ve hakikati belgelediniz.
Burak Caney
için fark etmez! Onun kaybedeceği bir şey yoktur. İnsan değil de
sapık olduğu için, vicdan azabı çekmek, utanmak gibi dertleri
yoktur. Derhal yeni bir iftira atar ve “Hadi buna da cevap ver” der.
O nedenle, Burak Caney’lere cevap verilmez. İsmini saklayarak, takma
isim ardına saklanarak insanları suçlayan sapıklara, aklı başında
insanlar inanmaz, güvenmez ve böyle kirli unsurlarla iş birliğine
girmez.
Sen, neyse ki,
Burak Caney kadar
iğrenç davranmıyorsun. Gerçek isminle karşıma çıktığın için, gerçeği
Burak Caney kadar çarpıtamıyorsun. İnsanların yüzüne tükürmesinden
çekiniyorsun. Sen yalnızca, belirsiz, belgesiz, muğlak laflarla,
“Ömer Uğur konusu“nda Coşkun Büktel’i "kafa karıştırmak"la suçlayarak,
asıl kendin "kafa
karıştırmaya, mızrağı çuvala saklamaya, “Ömer Uğur konusu“nda
halka söylediğin “çuvala sığmayacak kadar apaçık ve net yalanı”) örtbas etmeye çalışıyorsun: “Ömer Uğur konusu...
Aslında sizin bu yaptığınız halkın kafasını karıştırmak ve
bilgilerin içini boşaltmaktır.”
Boş konuşmayı ("vıdı vıdı"yı)
bırakıp, belgeyi incelemeye devam edersek,
kim kafa karıştırıyor, kim bilgilerin içini boşaltıyor, net olarak
görürüz:
Biz Pelin Batu, Ömer Uğur, Yener Aksu ve Metin Uca gibi
dostlarımızın isimlerini kesinleşmemiş programda veriyoruz.
Evet ama, o "kesinleşmemiş program"da,
bazı isimlerle "görüşmelerinizin devam ettiğini" söylerken,
bazı isimlerle görüşmelerinizin bittiğini belirtmiş oluyorsunuz.
Görüşmelerinizin bittiği kişileri "katılımcılar" diye
tanımlıyorsunuz. Evet, Pelin Batu ile Metin Uca'ya,
"görüşmelerinizin devam ettiği" isimler kategorisinde yer
vermişsiniz. Onların etkinliğe katılmamasından sorumlu
tutulmayabilirsiniz. Ama Ömer Uğur ile Yener Aksu, "katılımcılar"
arasında görünüyor. Yani programı okuyanlar, Uğur ve Aksu ile
"görüştüğünüzü" ve onaylarını aldığınızı anlıyor. Peki, Uğur ve Aksu
ile görüştünüz mü?
Ben "halkın kafasını karıştırma-mak" için adil
davranıp yazımda sizin Yener Aksu ile "görüşmüş" olduğunuzu da
belirttim. Yazımın konumuzla ilgili paragrafını aşağıya aktarayım
ki, benim ne dediğim, bir kez daha hatırlansın ve iyice anlaşılsın.
Paragrafın Yener Aksu'yla ilgili bölümünü kırmızıya boyadım.:
Ömer Uğur bana, Güzelbahçe "Tiyatro
Buluşması"ndan haberi bile olmadığını söyledi. Acaba,
"Türkiye Tiyatrolar Birliği"nin
halkı kandırıp etkinliklere çekmek için oltaya takılmış yem gibi
kullandığı tanınmış isimlerin kaç tanesinin olaydan haberi vardı?
Bilmiyorum. Kesin bildiğim şu ki, Ömer'in haberi yoktu.
Kesin bildiğim bir şey daha var, adaletli
olmak için onu da söylemeliyim; Yener Aksu'yla da konuştuk: Onun
olaydan haberi varmış ve etkinlikleri destekliyormuş; etkinliklere
yalnızca eşinin ölümü nedeniyle katılamamış. Peki ya Fikret
Hakan? Ya Pelin Batu? Ya Ayşegül Yüksel? Ya katılacağı ilan edilip
de etkinliklere katılmayan diğer tanınmış isimler?... Bilmiyorum.
Ama aşağıdaki yorumcular ve son olarak da Mehmet Esatoğlu,
yazdıkları yazılarda, katılmayanların neden katılmadığına değinmeye
yanaşmadığına göre, bu konuda temiz olmadıkları tahmin edilebilir.
En azından Ömer Uğur konusunda temiz olmadıklarını kesin biliyoruz.
Evet, diğerleriyle görüşüp görüşmediğinizi
"bilmediğimi" yazmışım, Ömer Uğur'la ise "görüşmediğinizi" kesin
bildiğimi söylemiş ama, gerçeği ("Tüm" gerçeği) söylemiş olmak
adına, Yener Aksu'yla "görüştüğünüzü" de kesin bildiğimi eklemiş;
amacım birilerini kasten karalamak değil de, bildiğim "tüm" gerçeği
kamuoyuyla paylaşmak olduğu için, Yener Aksu'nun sizin lehinize bana
yaptığı "özel" açıklamayı da, göz ardı etmemiş, halktan
gizlememişim. Buna rağmen, halka yalan beyan verenler tarafından,
"iftira"cı Özdemir Nutku'yu (en azından "pasif" biçimde)
destekleyenler tarafından, "halkın
kafasını karıştırmak ve bilgilerin içini boşaltmak"la
suçlanabiliyorum.
Birlik sizinle çeşitli
sebeplerden bağlantı kuramadı ve Hilmi Bulunmaz'ı da aradığımız
malumunuzdur.
Ben dünyanın en kolay ulaşılır
adamıyım. Telefon numaram, internet sitemin iletişim sayfasında
yazılı (0 212 531 84 94). Günde bir-iki saat koşmaya çıkmak dışında,
genellikle daima evde masa başındayımdır. Sekreterim ya da
telesekreterim yoktur. Telefonlarıma daima kendim çıkarım. Telefona
çıkmamak gibi bir alışkanlığım, bırakın alışkanlığı, telefona bir
kez bile çıkmamışlığım yoktur. Kimseden kaçmadığım için, arayan
numarayı gösterme yeteneğine sahip yeni model bir telefon cihazı
almaya bile gerek duymadım. PTT'nin 1988'de verdiği o ilkel ama
sağlam ev telefonunu hâlâ kullanmaktayım. Oğluma aldım ama kendime cep
telefonu bile almıyorum. Bunları sırf okurlara somut bilgi olarak
veriyorum. Yoksa bana ulaşmayışınızdan yakınıyor değilim. Sonuçta,
sizin kime ulaşıp kime ulaşmayacağınıza karar vermek hakkı yalnızca
size aittir.
O telefonda Bulunmaz bize geleceğini söyleseydi biz
onun ismini de hatta sizin de gelebileceğinizi söyleseydi sizin
isminizi de telefon teması kurmadan karşımızdakine güvenle
yazacaktık. Ömer Uğur'la ilgili durum da böyle bir durumdur; ona
ulaşmakla görevlendirdiğimiz arkadaş ulaşamamıştır.
Hilmi benim yakın arkadaşım
olduğuna göre, ismimi kullanmanız konusunda benim adıma size izin vermenin insani bir tutum
olmadığını bilecek asgari olgunlukta bir insandır. Ama Hilmi bu
olgunluğu göstermeyip de, benim adıma size "Onu 'elde bir' sayın,
ben onu mutlaka getiririm, yazın ismini gitsin!" deseydi bile; insan
haklarına duyarlı olması gereken sanatçılar olarak, sizlerin, benim
adımı, benimle görüşmeden (hele de "katılımcılar" arasına)
asla yazmamanız gerekirdi. Tıpkı, Ömer'le görüşmeden, Ömer'in de
adını (hele de "katılımcılar" arasına) yazmamanız gerektiği
gibi... Sırf Ömer'in kişilik hakkını çiğnememek adına değil, daha da
çok, okurların kandırılmamak hakkını çiğnememek adına...
Ben size daha
kaç kişiye ulaşmadığımızı da söyleyeyim: Pelin Batu ve Haluk ışık...
Pelin Batu'yu zaten "görüşmeye
devam ettiklerimiz" kategorisine koyduğunuz için, Haluk Işık'ın adı
ise yukarıda aktardığımız ilk programda zaten yer almadığı için, benim
yazımda size onlarla ilgili herhangi bir suçlama yöneltilmiş
değildir. Ben sizi yalnızca kesin bildiğim bir konuda ("Ömer Uğur
konusu"nda) suçladım. O konuda beni zaten yalanlayamıyor ama
yine de "halkın
kafasını karıştırmak ve bilgilerin içini boşaltmak"la
suçluyorsunuz. Siz, sizi zaten suçlamadığım konularda masum
olduğunuzu gereksiz yere kanıtlamaya çalışmak yerine; asıl sizi
suçladığım konuda masum olduğunuzu belgelemeye çalışmalı ve
böylelikle bana yönelik suçlamanızı ("Aslında sizin bu yaptığınız
halkın kafasını karıştırmak ve bilgilerin içini boşaltmaktır.")
kanıtlamalıydınız.
Bu dostlarımızın dışında programda adı geçen herkesle bağlantı
sağlanmıştır. Ayşegül Yüksel'in adı çadırkentimizdeki sokaklardan
birine verilmiş ve bu durum bile önceden kendisinden izin alarak
gerçekleştirilmiştir. Fikret Hakan'a gelince onunla da buluşmadan
önce defalarca konuşulmuş ama onunla ilgili çeşitli uyuşmazlıklar
ortaya çıkmıştır. Bu durum özel olduğundan da açıklamak niyetinde
değiliz.
Görüştüğünüz ünlülerin buluşmaya
hangi gerekçelerle katılmadıkları tartışmamızın dışındadır. Merak da
etmiyorum. Hangi buluşmaya katılıp hangi buluşmaya katılmayacakları
kendilerinin bileceği iştir. Ben sizin, ünlülere bel bağlamanızı ve
görüşmediğiniz ünlülerin adlarını bile programınızda kullanmanızı
eleştiriyor, bunu etik bulmadığımı belirtiyorum. Ama
Özdemir Nutku
iftirasına (en azından "pasif") destek vermenizden de anladığım
kadarıyla, etik sizin zaten umurunuzda değil. Etik konusunu bir
küçük burjuva zayıflığı olarak değerlendiriyor ve devrimci mücadelede,
yalan, iftira, dezenformasyon, kaba kuvvet, baskı, yıldırma gibi her
türlü etik dışı enstrümandan yararlanma hakkını (madem ki faşistler
bu "enstrümanlardan" yararlanarak mevzi kazanıyor, biz
mevzi kaybetmeye neden razı olalım
mantığıyla) kendinizde görüyor olabilir ve bu yüzden kendinizi, (her
hal ü kârda hakikati savunmaktan yana olan) Büktel'den daha zeki ve
daha "gerçekçi" buluyor olabilirsiniz. Ama ben şu kadarını
söyleyeyim ki, hayatını hakikate adamış Büktel'e etik olmayan dezenformatif suçlamalar
yöneltmek, hele de onu "halkın
kafasını karıştırmak ve bilgilerin içini boşaltmak"la suçlamak,
fırtınaya karşı tükürmekten farksızdır ve kendinizi ve savunduğunuz
değerleri kirletmekten başka sonuç vermeyeceği için, asla "gerçekçi" değildir.
Etik dışı dezenformatif
enstrümanları devlet baskısına (örneğin, işkenceci polise) karşı
kullandığınızda, insanlar sizi anlayabilir. Ama bu
etik olmayan enstrümanları, devlet baskısına karşı değil de, halka karşı,
hakikati savunan insanlara karşı, sizi eleştiren insanlara karşı kullandığınızda, o insanları değil,
ancak kendinizi ve savunduğunuz değerleri kirletirsiniz.
Dedektifleriniz diğer insanlarla olan bağlantılarımızı da
bu şekilde araştırabilir. Söylediğimizin aksi çıkmayacaktır.
Yukarıda da dediğim gibi: Fikret
Hakan'la ya da diğerleriyle neden anlaşamadığınızı merak etmiyorum.
Bizim dedektiflerimiz bulunduğunu söylerken, Oğuz Atay'ın deyişiyle,
"açıkça, mertçe, Türkçe" konuşmuş olmuyor, dumanlı havayı seven kurt
misali, belirsiz imalarda bulunuyor, bizi imalarla suçluyor, "halkın kafasını karıştırmaya"
çalışıyorsunuz. Ama sizi böyle etik dışı davranışlarınız yüzünden
kınamak, boşuna!... (Nedenini yukarıda açıkladım.) Uzaktan izleyerek
de olsa, bende bıraktığınız izlenim odur ki, siz, etik
denen kavramı zaten küçümsüyor, etik kavramını gereksiz bir ayak
bağı, bir zayıflık olarak görüyorsunuz. Umarım, bu izlenimim bir
yanılgıdır. Umarım, yanılıyorumdur.
Yanıldığımı kanıtlamanızı çok isterdim. Örneğin,
Özdemir Nutku
iftirasına karşı kesin, cesur, etkili bir etik tavır
koyarak, etik konusunda aldırmaz olmadığınızı kolayca
kanıtlayabilirsiniz. Ama elbette, ne yapacağınızı benden
öğrenecek değilsiniz: İftira konusunda sessiz kalmayı, herkesin
yaptığı gibi, sessizlik hakkınızı kullanmaya devam etmeyi de
seçebilirsiniz. Ama o takdirde, hiç değilse, iftiraya karşı bedel
ödemeyi göze alarak mücadele eden Coşkun Büktel'e "halkın
kafasını karıştırmak ve bilgilerin içini boşaltmak" gibi
haksız, sorumsuz ve absürd suçlamalar yöneltmekten uzak durun!
Kaldı ki biz bu isimleri
kesinleşmemiş programda yayınladık.
Evet ama o "kesinleşmemiş
program"ın görüşmesi kesinleşmiş ve görüşmesi kesinleşmemiş
isimleri içeren iki kategorisi vardı. Ömer Uğur, görüştükleriniz
kategorisindeydi ve (sizin de benim yazımdan sonra itiraf ettiğiniz
üzere) gerçekte değil Ömer'le görüşmek, ona ulaşamamıştınız bile.
Onları aramızda görmek
istediğimizi yaptığımız programın kamuoyunda tartışılmaya açılmasına
vesile olmak istedik.
Sizin ne istediğiniz onları
bağlamaz. Görüşmediğiniz, onayını almadığınız kişilerin isimlerini
(ister kesinleşmiş, ister kesinleşmemiş olsun) programda
"kullanmanız" etik değil.
Benzetmek gibi olmasın ama uyanık
organizatörlerin sık başvurduğu bir yöntemdir: Diyelim ki,
uluslararası olduğunu iddia ettiğim büyük bir organizasyon
yapıyorum. Kesinleşmemiş programımla, diyelim ki, Robert De Niro, Al
Pacino, Meryl Streep ve Dustin Hoffman gibi uluslararası isimlerin
de yaptığım organizasyona katılacağını duyuruyor, büyük bir
sansasyon yaratmaya çalışıyorum. Bu yöntemle halkın ilgisini
çektikten sonra, yaptığım organizasyona, hiç değilse, diyelim ki,
Müşfik Kenter, Nuri Bilge Ceylan, Türkan Şoray ya da Şener Şen'in
katılacağını umuyorum. (Onların böyle bir tufaya gelmeleri
düşünülemez elbette ama örnek olsun diye söylüyorum.) Bunu da
başaramayınca, sonradan, bu başarısızlığımı kamuoyuna yansıtmaya,
ilan ettiğim isimlerin ne yazık ki gelemeyeceklerini halka açıkça
açıklamaya gerek duymaksızın; yalnızca, yayınladığım ikinci
(kesinleşmiş) programda, yerli yabancı tüm o starların adlarını
listeden sessizce çıkarmakla yetiniyor ve çıkardığım starların
yerine, programımı (herhangi bir gerçek isimle çakışmasın diye,
atarak söylüyorum) Hüsamettin Kurşungöz, Cenabettin Yarıngel ve
Nizamettin Asdöper gibi (belki çok daha değerli ama) çok daha az
tanınan isimlerden oluşma bir listeye "indirgiyorum". Ne dersiniz;
bu davranışımı, etik ya da insani olarak nitelemek, sizce mümkün mü?
Sonrasında ise eğer maillerimize dikkat
ederseniz ve eleştirilerinizi karalamak üstünden yapmazsanız
kesinleşmiş programda ne Ömer Uğur'un ne de Pelin Batu'nun
isimlerini göremezsiniz.
Kesinleşmiş programda Pelin Batu
ile Ömer Uğur'un isimleri yok ama gelmeyen başka ünlülerin isimleri
var. İlle sizi karalamak gibi bir amacım olsaydı, onların
gelmeyişlerini bahane ederek, sizi karalamaya çalışabilirdim.
Kesinleşmiş programınızda isimleri yer aldığı halde buluşmaya
katılmayan kişilerin (Fikret Hakan, Turgay Tanülkü, Özdemir Nutku,
Haluk Işık, vb) buluşmaya katılmayışları nedeniyle sizi
eleştirebilirdim. Ama bunu yapmadım. Çünkü onlarla konuşup
konuşmadığınızı, konuştuysanız ne konuştuğunuzu bilmiyordum.
Belki size gelmeyeceklerini söyledikleri halde siz onların
isimlerinizi kullanmıştınız, belki de onlar geleceklerini
söyledikleri halde son dakikada gelmemiş ya da gelememişlerdi.
Detektiflerimiz bulunmadığı için tüm bu belkileri kesinleştirmemiz
mümkün değildi. O nedenle, ben sizi yalnızca kesinleştirebildiğim,
kesin bildiğim "Ömer Uğur konusu"nda suçladım.
Yani durum düzeltilmiştir.
Üstelik kesinleşmiş program basın açıklaması ile kamuoyuna
duyurulmuştur.
Durum düzeltilmemiştir. Çünkü
insanlar ünlü isimlerle dolu ilk programınızı okuduktan sonra, o ilk
programla aynı başlığı taşıyan ikinci programı okumak (ya da en
azından "dikkatle okumak") gereğini duymamışlardır. Evet siz,
birinci programdaki isimlerle haftalarca dikkat çekmeye çalıştıktan
sonra, yayınladığınız ikinci programda (İkinci program metnini
görmek için, o metni tiyatronline.com'dan aynen aktararak
eleştiren Hilmi Bulunmaz'ın şu yazısına bakınız:
"İftiranın
Simgesi Özdemir Nutku, 'Tiyatro Buluşması'nda") o
isimlerin bazılarını çıkardınız. Bu size, "kesinleşmiş programı
sonunda yayınladığımıza göre günah bizden gitti, biz masumuz" demek
şansını veriyor sanıyorsanız, aldanıyorsunuz. Siz o kesinleşmiş
programı halkın kafasını netleştirmek için yayınlıyor olsaydınız,
şunları yapardınız:
1) Hangi programın kesinleşmiş,
hangisinin kesinleşmemiş olduğunu, yalnızca metnin içinde değil,
metnin daha "başlığında" belirtirdiniz. Oysa siz, yalnızca birinci
programın "kesinleşmemiş" olduğunu ve yalnızca "metnin
içinde" belirtmekle yetindiniz. 2. programın "kesinleşmiş
program" olduğunu
ise, (tanınmış isimlerle dolu daha önceki programın
"kesinleşmemiş" olduğunu okurlara hatırlatmasın diye) ne metnin içinde, ne de metnin başlığında, "belirtmediniz".
Böylece, yayınladığınız ikinci programın "kesinleşmiş" (yani
birinciden "farklı", birinciden daha "cılız") bir program olduğunu
halkın fark etmesini engellediniz (en azından "zora soktunuz".).
2) Geleceğini ilan
ettiğiniz hangi ünlülerin gelmeyeceğini, hem ayrı bir duyuruyla, hem
de "kesinleşmiş" (başlığında da "kesinleşmiş" yazan) bir programın
daha ilk paragrafında, tek tek belirterek, "şunlar, şunlar, şunlar,
maalesef gelemiyor" diyerek, halkı aydınlatırdınız. Gerek bile
duymadınız.
3) Geleceklerini ilan ettiğiniz
halde gelmeyecekleri anlaşılan isimler için halka ya o isimlerin
özürlerini ya da onlar adına kendi özürlerinizi ulaştırırdınız.
Gerek bile duymadınız.
Bütün bunları yapmadığınıza göre,
"Yani durum düzeltilmiştir." gibi bir cümle kurmaya hakkınız
olamaz.
Siz çıkarlarınızı nedense
şeffaflıkta, halkı aydınlatmakta değil; (tıpkı
Özdemir Nutku
iftirasını da gizlediğiniz gibi) gerçekleri halktan
gizlemekte, halkı dezenforme etmekte görüyorsunuz. Halkın bilme
hakkı adına şu yukarıda üç maddede sıraladığım açıklamaları bile
yapmıyorsanız, halkın bilme hakkını tanımıyorsanız, halkı o kadarına
bile layık bulmuyorsanız, kimin menfati adına tiyatro yaptığınızı
merak ediyorum.
Hazır yazmışken bir şeyi daha
belirtelim:
Hazır yazmışken keşke asıl
Özdemir Nutku
iftirası hakkında ne düşündüğünüzü belirtseydiniz. Hazır
yazmışken, genç ve dinamik insanlar olarak belgelenmiş iftira
konusunda bütün Türk tiyatrosunun "tıp" oyunundaymış gibi ağzını
bıçak açmamasına isyan etseydiniz ve iftiraya karşı "açıkça, mertçe,
Türkçe, netçe" konuşacak kadar cesur olabilseydiniz.
Bizim Burak Caney denen kimliğini dahi bilmediğimiz
insanla hiçbir ilişkimiz yoktur.
Burak Caney'i
lanetlemeye yanaşmasanız bile, en azından onunla ilişkili görünmeyi
reddetmeniz güzel de, bunu açıklamak için oldukça geç kaldınız.
Artık
Burak Caney'in
bile Burak Caney'le hiçbir ilişkisi kalmadı. Çorap değiştirir gibi
isim değiştiriyor. Önemli olan, Burak Caney'le ilişkinizin
olmadığını söylemek değil, önemli olan, onun savunduğu ya da örtbas
etmeye çalıştığı şeye (iftiraya)
karşı durmak. Oysa siz,
iftiraya karşı durmak bir yana,
iftiranın
genel karargahı gibi çalışan, hela kapısı gibi çift "oo"lu
tiyatrooyun.org adlı Burak Caney sitesine, "Türkiye Tiyatrolar
Birliği" olarak ödül bile verdiniz.
tiyatrooyun.org'un sitesinden
tiyatro buluşması çıkması ise bizimle ilgili değildir. O, o siteyi
kuranların yönlendirdiği bir durumdur. Bizim sitemize kim ne
yönlendirmiş takip edemeyiz.
İyi de, sizin bu yönlendirmeden
herhangi bir şikayetiniz yok ki... Kendi sitenizin
(www.tiyatrobulusmasi.com) "banner"i altındaki "dost siteler"
düğmesine tıklandığında, şu an (7 Eylül 2008 Pazar, 18.30)
itibariyle bile, dost saydığınız sekiz siteden birinin
tiyatrooyun.org olduğu görülüyor. Bizim sitemizde böyle bir şey
yayınlanabilir mi? Diyelim ki, bizden bağımsız olarak biri böyle bir
ibare yayınladı; o ibare orada aylarca kalabilir mi? Diyelim ki
ibareyi (teknik olarak ya da "silmeme" ilkemiz gereğince) silemedik;
bu konuda halkı aydınlatmıyor, hela gibi çift "oo"lu bu sitenin
dostu filan olmadığımızı halka anlatmıyor olmamız düşünülebilir mi?
Düşünülemez. Biz, hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun'un dostu gibi
görünmeye tahammül edemez, derhal cıngar çıkarırız. Ama siz,
aylardır, iftira karargâhı gibi çalışan hela gibi çift "oo"lu
sitenin dostu göründüğünüz halde, bu konuda, değil cıngar, çıt
çıkarmış değilsiniz. Zaten o siteye ödül verdikten sonra ne yüzle
çıt çıkarabilirsiniz ki?
Sizin sitenize de yarın içeriği ahlak
dışı başka siteler kendi ismi altında yönlendirme yapabilir.
Olabilir. Ama biz, böyle bir
durumu sineye çekmeyiz. "N'apalım, olsun varsın" demeyiz.
Önleyemiyorsak, en azından "derhal" açıklama yapar ve bu durumun
sorumlusu olmadığımız konusunda halka hesap veririz.
Bu
durumdan siz mi suçlu olacaksınız?
Evet, susarsak, durumu açıklamaz,
halka hesap vermezsek, "biz" suçlu oluruz.
Burak Caney,
tiyatrooyun.org'u benim siteme de yönlendirmişti. Ama yönlendirmenin
benim sayfama varmasından önce, okurlar, "Dandik yazarın sitesine
girmek üzeresiniz" yazılı bir uyarıyı(!) okumak zorundaydı.
Burak Caney
bu bağlantıyı sırf sizin sitenizi aklamak uğruna, yalnızca birkaç
saat sürdürmüş, ama o birkaç saatlik bağlantı için bile, kendince
"uyarı levhası" koyarak, bize karşı kötü niyetini belli etmeyi
unutmamıştı.
Oysa siz, tiyatrooyun.org
adresini haftalarca kendi adresiniz gibi kullandınız.
Biz daha önce defalarca açıkladık
ama yeri gelmişken bir kez daha açıklayalım. Biz Erkan Yücel
internet ödüllerini internette yayın yapan ve bildiğimiz bütün
tiyatro sitelerine verdik.
Demek yalnızca üç tane site
biliyormuşsunuz. Ama bir tek hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org'u
biliyor olsanız da, iftira karargâhı gibi çalışan bir siteye ödül
vermemeliydiniz. Bunlar çok çocukça bahaneler... Bence siz, "iftirayı
destekleriz, tepki alırsak, bir kıtır atar işin içinden çıkarız"
tarzında çocuksu kurnazlıkların belirlediği zekâlarla halka tiyatro
götürmek yerine, önceliği, oturup bol bol okumaya, kültürel
birikiminizi ve kişiliğinizi geliştirmeye vermeli; iftira
yandaşlığını reddetmedikçe halka yalan ya da samimiyetsizlikten
başka bir şey veremeyeceğinizi anlamalı, halkın daha iyisini hak
ettiğine inanmalısınız.
Bu vesileyle şunu da
belirtelim: Özdemir Nutku etkinliğe katılmamış değildir.
Yani katılmış mıdır? Özdemir
Nutku'yu savunmak niye size düşüyor? Bir de savunabilseniz...
Etkinlik
günü aynı zamanda GSF'nin sınavları olduğu gündür, o gün Nutku
telefonla arayarak durumu anlatmış ve bir başarı mesajı
göndermiştir.
Peki "o gün", yani "etkinlik
günü", sizi arayıp da bunu söylediğinde, siz Nutku'ya şunları
soramadınız mı:
"Hocam,
bugüne kadar aklınız neredeydi? Ancak sınav günü belli olan sınav
tarihi olur mu? Öğrencilerin sınav tarihini en az bir hafta
(bazen de bir ay) önce bilmeleri ve sınava ona göre hazırlanmaları
gerekmez mi? Sizin de en az bir hafta önce bilmeniz gereken bu tarih çakışmasını neden ancak bugün haber veriyorsunuz? Daha önce
söyleseydiniz, katılacağınız açık oturumun tarihini ya da saatini
değiştirir, sizin halkın karşısına çıkmanızı sağlayabilirdik! Yoksa
Hilmi Bulunmaz
'Özdemir Nutku insan içine rahatça çıkabilecek mi?'
diye sorarak şüphesini belirtirken haklı mıydı? Yoksa insan içine
çıkmaya gerçekten çekiniyor musunuz?"
...diye soramadınız mı? Belli ki
soramamışsınız? Belli ki bu soruları sorabilmek için gerekli
donanımdan yoksunsunuz. Karşımdaki cepheyi genişletmekten
çekinmeksizin açıkça belirteyim de üzülmeyin: Yalnızca siz değil, o
donanımdan "tüm" Türk tiyatrosu yoksun. O yüzden, üç yıldır, hiç
kimse, Özdemir Nutku'ya
"iftira"yı bile soramıyor.
Bu durum program yapılırken de böyle anlatılmıştır.
Halkın kafası karışmasın diye,
yukarıdaki cümlenizi "açıkça, mertçe, Türkçe"ye çevirerek
netleştirelim: "Bu durum, yani Nutku'nun gelmeyeceği, halka ancak
son dakikada, Nutku'nun katılması gereken program esnasında,
anlatılmıştır."
İran'dan gelen misafirlerimizle bağlantıyı ise Azerbaycan'lı
dostumuz Rasim Aşın sağlamıştır. Ama o dönem Gürcistan'da bir
savaşın patlak vermesi, Aşın'ın ifadeleriyle, ilişkileri ve
yolculukları zora sokmuştur. Öyle ki Aşın'ın ekibinden 3 kişi geri
dönmek durumunda kalmıştır.
Birlik yürümeye devam edecektir.
Size
"iftira"ya
karşı da yürüyün!" demeye hakkım yok; ama en azından,
"iftira"
yandaşı olmayın, iftiraya karşı mücadele verenleri desteklemeseniz
bile, haksız ve
dayanaksız suçlamalarla onları yıpratmaya ve iftiracıyı meşru kılmaya ve
böylelikle iftirayı örtbas etmeye kalkışmayın!" demeye hakkım var.
Biz tiyatro yapıyoruz;
grevlerde, sokaklarda, yıkım mahallelerinde, sahnelerde kısaca
halkın nabzının attığı her yerde estetiğimizi dile getirmeye devam
ediyoruz.
Tiyatro diye yaptığınız şeyleri
görmedim; edindiğim izlenim bana umut vermiyor olsa bile, heyecan ve
enerjinizin boşa tükenmiş olmamasını, halka yararlı olmayı
başarmanızı, içtenlikle dilerim.
Sizi de sokaklara bekleriz!
Bu, benim fildişi kulede
yaşadığımı ima eden bir eleştiriyse, diyebileceğim tek şey şu
olabilir: Bir an önce biyografimi okuyun ve benim sokaklarla ilişkim
hakkında fikir sahibi olun!
Yok, bu, eğer bir davetse,
reddetmek zorundayım: Çünkü, sezgilerim bana
M.
Vejdi Koçak'a inanmamı söylüyor: Siz, davet ettiğiniz
insanları "Defolun!" diye bağırarak kovabilecek bir ilkelliğe
gerçekten sahip olabilirsiniz gibi geliyor bana.
COŞKUN BÜKTEL / 8 Eylül 2008
Büktel / Masatçı tartışması
"KOÇAK'LARIN
YAZISINA GÖSTERİLEN TEPKİLER"
ve
"TEPKİLERİN
BİRİNE COŞKUN BÜKTEL'DEN CEVAP"
ve
"ORÇUN
MASATÇI'NIN BÜKTEL'E CEVABI"
hepsi
Süheyla Koçak
ve
M. Vejdi Koçak'ın
aşağıdaki başlığı taşıyan
yazısının bulunduğu sayfada:
2. "TİYATRO BULUŞMASI"NIN
ARDINDAN
***
Afyonkarahisar
Belediyesi Şehir Tiyatrosu yönetmeni
Ali Çakalgöz
"TÜRKİYE TİYATROLAR
BİRLİĞİ'NDEN AYRILDIĞIMIZI TÜM TİYATRO DOSTLARINA
BİLDİRİYORUZ!"
***
Coşkun Büktel
ORÇUN
MASATÇI'YA CEVAP
***
Orçun Masatçı
ORÇUN
MASATÇI'NIN 2. CEVABI
***
Coşkun Büktel
ORÇUN
MASATÇI'YA 2. CEVAP
***
Orçun Masatçı
GÜZELBAHÇE'YE DAİR KAMUOYUNA AÇIKLAMA
***
Alpdoğan Esenoğlu
"DEFOLUN" DEMEDİ
***
Antakya
Belediyesi Şehir Tiyatrosu yönetmeni
M. Vejdi Koçak
"Alpdoğan ESENOĞLU VE 2.
TİYATRO BULUŞMASI'NA KATILANLARA"
|