
ORÇUN MASATÇI'YA 2. CEVAP
Coşkun Büktel
Masatçı'nın yazısını, tek
kelime atlamadan ve imlasına müdahale etmeden cümle cümle aktarıp,
bir kez daha, cevaplıyorum. Tartışmanın önceki yazılarına ulaşmak
için, metnin sonundaki linkleri kullanabilirsiniz. CB
merhaba;
yazdığınız yazı da çeşitli hakeret unsurları lduğunu hatırlatmak
isterim öncelikle
Yine soyut bir suçlama, yine somut belge yok...
Sözünü ettiğiniz o "çeşitli hakaret unsurları"nı somut olarak
ortaya koymadığınız sürece, ben bu suçlamaya somut cevap veremem ki:
Ancak konuyu tartışmaktan yan çizdiğinizi söyleyebilirim.
okuyup okumadığımızı sorgulamak için bizimle
yüz yüze bir tartışma yapabi,lmeniz gerekmektedir.
Ben okuyup okumadığınızı sorgulamadım ki... Ben
aynen şöyle dedim:
"Demek
yalnızca üç tane site biliyormuşsunuz. Ama
bir tek hela
gibi çift 'oo'lu tiyatrooyun.org'u biliyor olsanız da, iftira
karargâhı gibi çalışan bir siteye ödül vermemeliydiniz. Bunlar çok
çocukça bahaneler... Bence siz,
'iftirayı destekleriz, tepki
alırsak, bir kıtır atar işin içinden çıkarız'
tarzında çocuksu kurnazlıkların belirlediği zekâlarla halka tiyatro
götürmek yerine, önceliği, oturup bol bol okumaya, kültürel
birikiminizi ve kişiliğinizi geliştirmeye vermeli; iftira
yandaşlığını reddetmedikçe halka yalan ya da samimiyetsizlikten
başka bir şey veremeyeceğinizi anlamalı, halkın daha iyisini hak
ettiğine inanmalısınız."
(Kaynak: Büktel,
"Orçun
Masatçı'ya Cevap".)
Siz, belki
benden çok daha fazla okuyorsunuzdur. Ama okuduğum kadarı benim,
tiyatromuzda hüküm süren somut vandalizm ve
iftirayla mücadele
edebilmeme, onları somut belgelerle teşhir edebilmeme, vandalizmin
karşı tepki olarak bana yönelttiği tüm iftiralarla başa çıkabilmeme,
maruz kaldığım tüm suçlamaları etkili ve inandırıcı biçimde
cevaplayabilmeme yetiyor.
Peki sizin okuduğunuz kadarı, sizin, size
yönelik suçlamaları etkili ve inandırıcı biçimde cevaplayabilmenize
yetiyor mu? Siz, örneğin,
iftiracı Özdemir Nutku'nun yandaşlığını
yapmak, buluşmaya davet ettiğiniz bir tiyatrocuyu sizi
eleştirmesinden sonra "defolun!" diyerek kovmak, kendisiyle
görüşmediğiniz ünlü insanların isimlerini buluşma programınıza
koymak, iftira karargâhı gibi çalışan hela gibi çift "oo"lu sitenin
dostu olmak, etik kaygıyı bir küçük burjuva hastalığı sayıyormuş
gibi davranmak gibi suçlamaları (karşılık verdiğiniz yazımda da yer
alan bu suçlamaları) inandırıcı biçimde cevaplamayı (hatta
bırakın inandırıcılığı, yalnızca "cevaplamayı") başarabiliyor
musunuz? Örneğin, benim
"Orçun Masatçı'ya Cevap" başlıklı
o yazıma karşı yazdığınız bu tepki metni, benim yazımda yer alan o
suçlamalara cevap içeriyor mu? Hayır. İçermiyor. Siz, size yönelik
suçlamalarımın hiçbirini, doyurucu ve inandırıcı biçimde
cevaplayamıyorsunuz. O konulara girmiyorsunuz. Özellikle
Özdemir Nutku
iftirası konusunda Türk tiyatrosunun oynamakta olduğu
"tıp" oyununu, ağzınızı bıçak açmadan sürdürmeye devam ediyorsunuz.
O nedenle, cevap diye yazdığınız bu metin, aslında cevap filan
değil, yalnızca bir tepkiden ibaret. Cevapsız bir tepkiden ibaret...
İşte bu nedenle, benden fazla okuyor olsanız bile,
okuduğunuz kadarının size yetmediğini, sizi yeterince
olgunlaştırmadığını, size bir cevap metni yazma yeterliliği bile
kazandırmadığını düşünüyorum. O yüzden, benden fazla okumuş olsanız
bile, okuduklarınızın size yetmediğini düşünüyor, bol bol okumaya
öncelik tanımanızı o nedenle öneriyorum.
bir yazıya günlerce sonra ve yine bana göre
doğru lmayan biçimde cevap yazmanız sizin iyi bir demogog lduğunuzu
göstermez.
Bir yazıya ne zaman cevap vereceğim ya da cevap
verip vermeyeceğim, tümüyle benim inisiyatifimde bulunan bir
konudur. Siz beni eleştirecekseniz, benim cevabımın kaç gün sonra
verildiğini eleştirmek yerine, cevabımdaki (eğer bulabilirseniz) tutarsızlıkları
eleştirmeliydiniz. Ben, bana yönelik suçlamalara (tıpkı bu yazımda
da olduğu gibi) tutarlı, belgeli, inandırıcı ve "eksiksiz" cevap
veririm. Bu konuda bir "üstad" olduğumu iddia edebilirim/ettim. Bu
cevap tarzım, size göre "doğru olmayan biçimde cevap" yazmak
ise; size göre doğru olan biçimde cevap yazmak, (tıpkı bu yazınızda
da olduğu gibi) cevaplamak yerine suçlamaları cevapsız bırakmak ve yalnızca karşı tarafı
dayanaksız biçimde suçlamakla yetinmek anlamına geliyor olmalı.
Benim suçlamaları, eksiksiz olarak, cümle cümle
ve belgelere, somut kanıtlara dayanarak, bilimsel bir titizlikle
(yani size göre "doğru olmayan biçimde") cevaplayışım, benim
"iyi bir demagog" olduğumu göstermez "miş". Yani, sizce,
benim bir demagog olduğum kesin de, kesin olmayan, tartışma konusu
olan tek şey şu: Büktel "iyi bir demagog" mudur, "kötü bir demagog"
mu? Peki benim demagog olduğumu kesin bir veri olarak kabul edip, bu
kesin veriye dayanarak "iyi demagog", "kötü demagog" tartışması
açmaya sizin ne hakkınız var? Hiçbir kanıta dayanmaksızın, hiçbir
belge göstermeksizin, benim
demagog olduğumu söyleyecek kadar insan haklarına aldırmaz olduğunuz
halde; benim somut kanıtlara dayanarak yaptığım bazı tanımları
hakaret sayıyorsunuz.
Hakaret, bir insana "demagog" ya da "kalleş
orospu çocuğu" demek değildir. Bunlar, yalnızca kelimelerdir.
Kullanılmasınlar diye değil, kullanılsınlar diye türetilmiş ve
sözlüklere alınmışlardır. Kelimeler masumdur. Tıpkı dinamit kadar
masum... Dinamiti ve kelimeleri yararlı (ya da haklı) olarak da,
zararlı (ya da haksız) olarak da kullanmak mümkündür. "Demagog" ya
da "kalleş orospu çocuğu" kelimelerini haklı olarak kullandığınızda,
yani hak edenlere yönelttiğinizde, o kelimeleri sözlükteki anlamına
uygun olarak kullanmış, dilbilimin o kelimeleri türetme amacına
uygun davranmış, o kelimelerin işaret ettiği yanlışlıkları teşhir
etmiş, böylelikle halkın bilinçlenmesine katkıda bulunmuş olursunuz.
Peki o kelimeler ne zaman hakaret olur? Haksız
kullanıldıklarında... Hak etmeyen birine yöneltildiklerinde...
Örneğin, biz, takma isim ardına saklanarak
bizim dansöz kıyafetli
fotomontaj resimlerimizi yayınlayan
Burak
Caney'i "kalleş orospu çocuğu" diye nitelerken,
kelimelerin hakkını vermekten, kelimeleri en isabetli biçimde
kullanmış olmaktan başka bir şey yapmıyor; tiyatro dünyamıza
musallat olmuş (bugün artık kimsenin, kendisinin bile, bulaşmak
istemediği) bir tiyatral vebaya (vahametini vurgulayan bir dille)
dikkat çekmiş ve bu konuda halkı bilinçlendirmiş oluyorduk.
Peki siz beni "demagog" diye nitelediğinizde,
bu sözcüğü doğru ve haklı mı kullanmış oluyorsunuz, yoksa
yalnızca iftira mı ediyorsunuz? "Demagog"un tanımına bakarak
araştıralım:
Yabancı bir sözcük olduğu için, "demagog"un en
doğru ve net tanımını yabancı bir sözlükte bulabileceğimizi
düşünüyorum. (Türkçe sözlük, "demagog"a, "halk avcısı" gibi yuvarlak
bir tanım veriyor.) O nedenle, Oxford sözlüğüne bakıyor, daha net
bir tanım arıyoruz:
Demagogue: Political leader who tries to
get people's support by using emotional and often unreasonable
argument.
(Kaynak: Oxford Advanced Learner's
Dictionary of Current English, third edition 1989, fourth imression
1990.)
Oxford sözlüğün tanımını şöyle çevirebiliriz:
Demagog: insanların desteğini duygusal
ve pek çok zaman da akla aykırı tezlerle kazanmaya çalışan politik
lider.
Ben bir lider ya da politik lider olmadığım
için, insanların desteğini kazanmaya çalışmam. Somut hakikat dışında
hiçbir şeyi önemsemediğim için, insanların desteğini değil daha çok
nefretini kazanmaktayım; örneğin, tüm Türk tiyatrosunun inatçı bir
sessizlikle karşıladığı
Özdemir Nutku iftirasını
sorgulamayı, Hilmi Bulunmaz ve Feridun Çetinkaya ile birlikte
yapayalnız kalmak pahasına sürdürmekteyim. O nedenle, demagojik enstrümanlara
(duygusallığa,
"vıdı vıdı"ya ve hamasete) değil, (bu yazımda
da görüldüğü üzere) somut belge ve kanıtlara dayanırım. Taraftar kazanmaya
asla çalışmam, karşımdaki cephe genişlemesin diye hakikati ya da
hakikatin bir bölümünü kendime saklamaya asla kalkışmam; ben, yalnızca haklı olmaya,
yalan ve iftirayı bertaraf etmeye çalışırım; yalnız benim bildiğim
bazı nahoş hakikati kitlelere ulaştırmaya çalışırım. Ve bu da,
genellikle, kitlelerin hoşuna gitmez.
Kitleler, alıştıkları ve hayatları boyunca biat
ettikleri değerlerin örselenmesinden, o değerlerin birer yalandan
ibaret olduğuna ilişkin hakikati öğrenmekten hoşlanmazlar. O kadar
hoşlanmazlar ki, hakikatin belgelerini görmemek için gözlerini
yumar, hakikati itiraf etmemek için "tıp" oynar; hakikati ısrarla
savunan ve gündemden kaldırmaya razı olmayan insanlara karşı ise
nefret duyarlar. Bütün bunları bile bile, halkın nefret ettiği
hakikati ısrarla gündemde tutan insanlara, deli denebilir, reel
politikten anlamıyor denebilir, Don Kişot denebilir, kendini
kahraman sanıyor denebilir... Bunlar, doğru ya da uygun tanımlar
olmasa bile, gerçekle tamamen ilgisiz saptamalar değildir. Ama
halkın nefret ettiği hakikati ısrarla gündemde tutan insanlara
"demagog" demek, gerçeğin tam tersini söylemektir. O insanlara
düpedüz iftira etmek, o insanlar hakkında halkı dezenforme etmektir.
Halk o insanlar hakkında dezenforme edilmeye dünden razı olduğu
için, bu gibi iftiralar, halka sıcak da gelebilir. Ama bir iftiranın
halk desteğine sahip olması, yalnızca iftiracıların demagog olduğunu
kanıtlar. Ve herkesin bildiği üzere,
Özdemir Nutku skandalında iftiracı
taraf biz değiliz. Demagog da biz değiliz.
Demek ki, bana demagog diyen birinin, bu
sözcüğü doğru ve haklı kullandığını belgelemesi olanaksızdır. Siz de
zaten belgelemeye filan kalkmıyorsunuz. Çamuru atıp, Coşkun
temizlemeye uğraşşın dermiş gibi davranıyorsunuz. Beyaz takım
elbisemizi çamurlamak bir saniyede mümkün olabiliyor ama çamur
temizlemek bir saniyede mümkün olmuyor.
size burada uzun uzadıya yenikapı
tiyatrosunu anlatacak değilim
Benim böyle bir talebim yok ki zaten. Önceki
yazınızda kısa olarak zaten anlatmıştınız. Şöyle demiştiniz:
"Biz tiyatro yapıyoruz;
grevlerde, sokaklarda, yıkım mahallelerinde, sahnelerde kısaca
halkın nabzının attığı her yerde estetiğimizi dile getirmeye devam
ediyoruz."
Ben de size şu cevabı vermiştim:
"Tiyatro diye
yaptığınız şeyleri görmedim; edindiğim izlenim bana umut vermiyor
olsa bile, heyecan ve enerjinizin boşa tükenmiş olmamasını, halka
yararlı olmayı başarmanızı, içtenlikle dilerim."
sizinle böyle bir polemiğe girmeye de
vaktim yok.
Keşke bana "demagog" diye çamur atmaya da
vaktiniz olmasaydı. Ama herhalde, çamur atmak fazla vaktinizi
almıyor.
ama en azından incelemenizi bu oluşumun neler yaptığını
kurulduğundan bu yana araştırmanızı sizin bana kendinizi
araştırmanızı salık verdiğiniz gibi salık veririm.
Ben insanların benim biyografimi incelemeye
mecbur olduklarını sanmıyorum. Biyografimi incelemeyi, yalnızca,
beni sokaklara davet edenlere salık veriyorum. Size de biyografimi
incelemenizi, durup dururken salık vermiş değilim. Sokak tiyatrosu
yapmakla övündüğünüz ve bana
"Sizi de sokaklara bekleriz!"
dediğiniz için, ben de size dedim ki:
"Bu, benim
fildişi kulede yaşadığımı ima eden bir eleştiriyse, diyebileceğim
tek şey şu olabilir: Bir an önce biyografimi okuyun ve benim
sokaklarla ilişkim hakkında fikir sahibi olun!"
Yani benim size biyografimi okumanızı salık
vermemin bir nedeni, haklı bir gerekçesi "vardır".
Peki, sizin bana Yenikapı tiyatrosunu
incelememi "bu oluşumun neler yaptığını kurulduğundan bu yana"
araştırmamı salık vermenizin böyle bir haklı gerekçesi var
mı? Tiyatronuz hakkında araştırma yaparak değil, ancak tiyatronuzu
"seyrederek" bilgi sahibi olabilirim. Ülkemizde seyretmediğim ve
tümünü asla seyredemeyeceğim yüzlerce tiyatro var. Sizinkine öncelik
vermek için bir neden göremiyorum. Şu tartışmamızda gösterdiğiniz
performans beni tiyatronuz hakkında umutlu kılmıyor. Ama yine de,
yanılmış olmamı ve daha önce de söylediğim gibi, "heyecan
ve enerjinizin boşa tükenmiş olmamasını, halka yararlı olmayı
başarmanızı, içtenlikle dilerim."
Fırsatını yakalarsam,
tiyatronuzu mutlaka seyredeceğim.
halka en azından arka sıradakiler gibi bir
dizi götürmediğimiz açıktır.
Coşkun Büktel'le tartışıyorsanız, Coşkun
Büktel'i imza atmadığı değil, imza attığı eserlerle değerlendirmeniz
daha tutarlı bir davranış olurdu. Gerçi ben senaryosunun tümünden
sorumlu olmadığım için
"Arka Sıradakiler"e imza atmıyorum
ama, "Arka
Sıradakiler"e katkıda bulunduğumu saklıyor ya da
"Arka
Sıradakiler"den utanıyor da değilim.
"Arka
Sıradakiler" benim,
"Kurtlar Vadisi"nin panzehiri olmasına çalıştığım bir dizi.
"Kurtlar vadisi"nin yaydığı feodal (lümpen ve maço) değerlere karşı,
benim, RTÜK koşullarında da olsa, daha demokrat ve medeni değerleri
öne sürmesine gayret ettiğim bir dizi. "Kurtlar Vadisi"nin halka
verdiği zararı, Theope'yle veya sokak tiyatrosuyla telafi
edemezsiniz. "Kurtlar Vadisi"ne ancak "Kurtlar Vadisi" çapında bir
karşılık vermelisiniz.
"Arka Sıradakiler", izlenme
oranlarıyla, "Kurtlar Vadisi"nin panzehiri olmaya her gün biraz daha
fazla yaklaşıyor. (İkinci sezondaki ilk bölümüyle, Pazar gününün tüm
programları arasında birinci olduğunu daha önce duyurmuştum.) Daha
çok Hamdi Alkan'ın yönetmenlik başarısıyla yakalanabilmiş olan bu
izlenme oranı sayesinde, "Kurtlar Vadisi"nin yarattığı feodal
(lümpen ve maço) kirliliğe cevap verebilme olanağı bulmak, beni, bu
işin neredeyse maddi kazancı ölçüsünde, mutlu ediyor.
Sokakta yaptığınız tiyatroda, umarım diyemesem
de, dilerim, benim
"Arka Sıradakiler"e RTÜK
koşullarında yaptığım katkılardaki kadar yaratıcı ve halka yararlı
olabilmeyi başarmışsınızdır.
bu yüzden biz üretimlerimizi bir çk
festivalde ve sokakta halkla paylaşmaktan mutluyuz.
Buna sevindim. Mutlu olmamanız gibi bir amacım
yok.
üretimleri izlemeden eleştiri yapmakta belki
de selim kalıçtan kalmış alışkanlık olabilir.
Ben Yenikapı Tiyatrosu'na yönelik herhangi bir
eleştiri yapmadım. Üretimlerinizi görmediğimi de kendim belirttim.
Sizin internet yazılarına yansıyan kişiliğinizdeki olumsuzluklar
nedeniyle tiyatronuzdan umutlu olmadığımı söyledim. Bu sizin
tiyatronuza değil, Orçun Masatçı'nın suçladığım bazı tutumlarına
yönelik bir eleştiridir. O nedenle, siz, bana Yenikapı Tiyatrosu'nu
anlatmak yerine; tiyatronuzdan umut kesmeme yol açan suçlamalarımı
(örneğin, iftiracı Özdemir Nutku'nun yandaşlığını yapmak, buluşmaya
davet ettiğiniz bir tiyatrocuyu sizi eleştirmesinden sonra
"defolun!" diyerek kovmak, kendisiyle görüşmediğiniz ünlü insanların
isimlerini buluşma programınıza koymak, iftira karargâhı gibi
çalışan hela gibi çift "oo"lu sitenin dostu olmak gibi
suçlamalarımı) cevaplamalıydınız. Bana bir tepki yazısıyla değil,
bir "cevap" yazısıyla karşı çıkmalıydınız.
istediğiniz yerde istediğiniz şekilde
görüntüye alınacak bir tartışmaya açığım ama bundan sonra
yazdıklarınıza cevap vermeyeceğim.
Bundan önce yazdıklarıma cevap vermiş gibi
konuşmayın!
Sizi,
Özdemir Nutku iftirasına en azından
pasif destek veriyor olmakla suçladım. Yazınızda cevap yok. Sizin,
M.
Vejdi Koçak'ı önce davet edip sonra "Defol!" diye
bağırarak kovacak kadar ilkel olabileceğinize inandığımı söyledim.
Yazınızda cevap yok. Sizi etik olmamakla, etik kaygıyı bir küçük
burjuva hastalığı sayıyormuş gibi davranmakla suçladım. Yazınızda
cevap yok. Sizi, iftiranın karargâhı gibi çalışan, hela gibi çift
"oo"lu tiyatrooyun.org'un dostluğunu aylardır (bugün, 11 Eylül 2008,
itibariyle bile) kabul ediyor görünmekle suçladım. Yazınızda cevap
yok. Sizi, Ömer Uğur'la görüşmediğiniz halde, Ömer Uğur'un adını
"görüştüğünüz" katılımcılar listesine koyarak "kullanmakla"
suçladım. Yazınızda Ömer Uğur'un adı bile geçmiyor.
Süleyman Demirel, 1970'lerde, gazeteciler
arasında, bir özelliğiyle oldukça sivrilmişti: Gazeteciler ne
sorarsa sorsun, sayın Demirel, bildiği (hazırladığı) cevabı verirdi.
Yani "bildiğini okurdu". Gazeteciler onu konuşturamaz, onun bazı
gerçekleri telaffuz etmesini "öldür allah" başaramazlardı. Öyle ki,
ben o zamanlar, sayın Demirel'in Amerika'da okuduğu su mühendisliği
mektebinde yalnızca "hidroloji" değil, "demagoji" dersleri de
verildiğini sanırdım. Demirel'in "bana sağcılar da adam öldürdü
dedirtemezsiniz" lafı o günlerden kalmadır.
Gazeteciler Demirel'e "sağcılar da adam
öldürdü" dedirtemediler. Ben de size ve tüm Türk tiyatrosuna
"Özdemir Nutku da
iftira attı" dedirtemiyorum. Ama bu durum, katil
sağcıları ve
iftiracı Nutku'yu aklamaya yeterli mi?
Yazımda yer alan suçlamalar konusunda ağzınızı
bıçak açmadığı halde, kalkmış bana diyorsunuz ki, "bundan sonra
yazdıklarınıza cevap vermeyeceğim." Bundan önce yazdıklarıma
cevap verdiniz mi ki?...
bu durumu lütfen cevap vermiyor
veya veremiyor şeklinde algılamazsanız da sevinirim.
Ben nasıl algıladığımı söylemeyeyim. Okurlar
nasıl algılayacaklarına kendileri karar versinler.
en az 15 gün önceden haber vermek kaydıyla
hangi ilde hangi şekilde istiyrsanız buyrun siz davet edin.
kameraların önünde tartışalım.
Bu teklifinize cevabımı, yazınızı yayınladığım
gün, altına eklediğim editör notlarından birinde vermiştim. Aynı
cevabı yeterli görüyorum:
"Davetini kabul etmediğimiz Masatçı'nın,
'teklifini' seve seve kabul ediyoruz. Hilmi Bulunmaz'ın kamerası
önünde, bu Pazar dahil, istediği herhangi bir Pazar günü görüşmeye
hazırız. Bizim vaktimiz çok olduğundan, Masatçı'nın arayıp tarih
belirlemesini bekleyeceğiz."
programın duyurusuna ilişkin yaptığınız
eleştirilere kısmen katılıyorum.
Ben programla ilgili olarak genel bir etik
noksanlığından söz etmekle birlikte, sizi yalnızca "Ömer Uğur
konusu"nda kesin bir dil kullanarak eleştirdim. Yazınızda
Ömer Uğur'un adı bile geçmiyor. Oysa ondan kamuoyu önünde özür
dilemeliydiniz.
bunlar sizin dediğiniz gibi öyle
bir plan çerçevesinde olmadıysa da böyle algıladıysanız da bu bizi
de bağlayan bir durumdur.
Ben bir "plan"dan söz etmedim. Ben bir
"etik" noksanlığından söz ettim ve bu etik eleştirim, yalnızca
programınıza dayanıyor değildi. Daha da çok,
"Özdemir Nutku
iftirasını (en azından "pasif" olarak) desteklemekten
utanmayışınıza dayanıyordu.
M.
Vejdi Koçak'ın (bütün bu nedenler yüzünden) bana oldukça
inandırıcı gelen suçlamalarına dayanıyordu. Koçak'a cevap vermeye
de, kamu önünde "Defol!" diyerek aşağıladığınız Koçak'tan "kamu
önünde" özür dilemeye (tıpkı
iftiracı Özdemir Nutku'nun da
iftira
ettiği Büktel'den özür dilemeye yanaşmamış olduğu gibi) yanaşmamış
olmanıza dayanıyordu.
o yüzden 3. türkiye tiyatro buluşmasında
bunlara dikkat ederiz.
Yazdığın en mantıklı cümle, bu! Bence, size
karşı bir sürü mesai harcayarak yazdığım bu iki yazıyı önyargısız
okuyup değerlendirmeye de dikkat etmelisiniz. Çünkü okurlar öyle
değerlendirecekler (umarım).
hazır yeri gelmişken, herhangi bir etkinliğe
katılmanız için değil ya da kovacak bir misafirimiz olarak kendinizi
algılamadan sinop'taki nükleer ve termik santral karşıtı
festivalimize gelebilirsiniz
Benim ya da
M.
Vejdi Koçak'ın kendimizi kovulacak bir misafir olarak
algılamıyor olmamız önemli değil ki... Siz Koçak'ı, kendini
kovulacak bir misafir olarak algıladığı için mi kovdunuz? Koçak
kendini kovulacak bir misafir olarak algılamadığı halde, onu yine de
kovduğunuza göre; onu kovmanızla ilgili tiyatrodunyasi.com sitesinde
çıkmış, kovmayı meşru göstermeye çalışan
Burak
Caney (ya da Metin Şenocak, ya da Nurgül Darendeli, ya da
Osman Akkuyu, ya da herhangi başka bir takma isim) tarafından
yazılmış, Koçak hakkında sizin yerinize karar veren (ve
Koçak'ın, "Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz tarafından oraya
gönderilmiş" olduğunu ve "festivali sabote etmeye kalktıkları
için defolmaları" istendiğini belirten)
iğrenç yorumlara karşı çıkmadığınıza göre; kamu önünde
aşağıladığınız Koçak'tan kamu önünde hâlâ özür dilemediğinize göre;
yani bize ters gelen davranışlarınız konusunda ("3. türkiye tiyatro buluşmasında
bunlara dikkat ederiz." gibi genel ve belirsiz bir ifadenin
dışında) henüz açık bir pişmanlık belirtisi göstermediğinize göre;
"Sinop'taki nükleer ve termik santral karşıtı festivalinize" sizin
"gelebilirsiniz" garantinize güvenerek değil, ancak Sinoplulara
güvenerek gelebilirdik. Ama ne yazık ki, koşullar Hilmi'nin de benim
de gelmemize elverişli değil. O nedenle, sizler dahil, katılan
herkese başarı dileklerimizi göndermekten başka bir şey yapamıyoruz.
Festival afişini ve duyurusunu Hilmi yayınladı bile...
heralde nükleer karşıtısınızdır.
İyi ki, hatırlattın: Bu konuda yazılmış "Bu Yaz
Kar Yağacak" başlıklı bir senaryom var. Bir yıl kadar önce
Greenpeace yetkililerine desteklemeleri için verdim. Okuyup
beğendiklerini söylediler ve bir toplantı yaptık. Senaryoya bir
sponsor bulacaklardı. Biz sizi ararız dediler ama bir yıldır
aramadılar. Ben onları aradığımda, ulaşılamaz oldular. Yani daha
önce, haklarında, "burada para dönmediği ve herkes gönüllü olduğu
için, bu insanlar bozulmuş olamazlar" biçiminde aşırı iyimser
düşündüğüm Greenpeace'in ne kadar "temiz" olduğu konusunda, bir
yıldır, artık fena halde endişeliyim. Galiba ortada bayağı bir "para
var".
ya da
dikmen vadisinde düzenleyeceğimiz festivale de gelebilirsiniz
gecekndu yıkımlarına da karşınızıdr mutlaka o da olmadı izmir de
kadifekale şenliğine gelebilirisiniz. hem oyunlarımızı izleyerek
karar vermiş olursunuz.
Ben şahsen önce davet edilip de sonradan
"defol!" denilerek kovulmayı göze alamadığımdan, ev sahipliğini
sizin yaptığınız herhangi bir etkinliğe, en azından "bir süre"
katılamam. Sizin yaptığınız herhangi bir davete icabet ederek,
konuklarınıza karşı (henüz özürünü dilemediğiniz) olumsuz tavrınızı
destekler bir konuma düşemem.
Ama bizim konuklarımıza karşı sicilimiz
tertemiz olduğu için, siz bizle görüşmeyi ne zaman isterseniz,
sizinle görüşmeye hazırız.
daha önce de söyledim söylemeye devam
edeceğim ben de biraz sivri dilli bi insanımdır usta diyor ki
'herkes yaptıkları kadar vardır' (k. marks)
Sivri dilli olmak önemli değil! Önemli olan,
sivri dille "vıdı
vıdı" yapmak yerine; somut kanıtlara, belgelere dayanarak
konuşmak ve örneğin, suçlular ne kadar ünlü ve güçlü olursa olsun,
iftira
gibi bir insanlık suçu karşısında susmamak... Siz susuyorsunuz. O
yüzden ancak sustuğunuz kadar varsınız.
COŞKUN BÜKTEL / 11 Eylül 2008
Büktel / Masatçı tartışması
"KOÇAK'LARIN
YAZISINA GÖSTERİLEN TEPKİLER"
ve
"TEPKİLERİN
BİRİNE COŞKUN BÜKTEL'DEN CEVAP"
ve
"ORÇUN
MASATÇI'NIN BÜKTEL'E CEVABI"
hepsi
Süheyla Koçak
ve
M. Vejdi Koçak'ın
aşağıdaki başlığı taşıyan
yazısının bulunduğu sayfada:
2. "TİYATRO BULUŞMASI"NIN
ARDINDAN
***
Afyonkarahisar
Belediyesi Şehir Tiyatrosu yönetmeni
Ali Çakalgöz
"TÜRKİYE TİYATROLAR
BİRLİĞİ'NDEN AYRILDIĞIMIZI TÜM TİYATRO DOSTLARINA
BİLDİRİYORUZ!"
***
Coşkun Büktel
ORÇUN
MASATÇI'YA CEVAP
***
Orçun Masatçı
ORÇUN
MASATÇI'NIN 2. CEVABI
***
Coşkun Büktel
ORÇUN
MASATÇI'YA 2. CEVAP
***
Orçun Masatçı
GÜZELBAHÇE'YE DAİR KAMUOYUNA AÇIKLAMA
***
Alpdoğan Esenoğlu
"DEFOLUN" DEMEDİ
***
Antakya
Belediyesi Şehir Tiyatrosu yönetmeni
M. Vejdi Koçak
"Alpdoğan ESENOĞLU VE 2.
TİYATRO BULUŞMASI'NA KATILANLARA"
|