Merhaba, sayın Nutku!
Bendeniz, Macaristan Başbakanı Ferenc Gyurcsany... Sanırım beni
tanımıyor, hakkımda pek fazla şey bilmiyorsunuz. Muhtemeldir ki, son
günlerde ülkemde patlayan halk ayaklanmalarından önce adımı bile
duymamıştınız. Ve yine muhtemeldir ki, protokol kuralları dışında,
sıradan bir vatandaş gibi, adi postayla gönderdiğim bu mektubu, size
yapılmış bir şaka zannedeceksiniz. Olsun! Böyle düşünmeniz, aslında
daha çok işime gelir. Bütün bunlar keşke bir şaka olabilseydi ve
olanlardan bir şakaymış gibi söz etmek mümkün olabilseydi. Ama ne
yazık ki, bütün dünyanın ekranlarda izlediği üzere, halka yalan
söylediğimi itiraf ettiğim günden beri, halktan aldığım tepkiler,
her şeyin bir şaka olduğunu varsayarak kendimi kandırmama izin
vermeyecek kadar sert oldu. Budapeşte sokaklarında yaşanan şiddet ve
protesto eylemleri, psikolojimi bozup, huzurumu ve uykularımı fena
halde kaçırdı.
Yalanımı itiraf ettiğim (ya da aslında ağzımdan kaçırdığım) günden
beri, bir gece olsun huzurlu bir uykuya kavuşabilmek için vicdanımı
rahatlatmaya ve kendimi masum hissetmeye öylesine ihtiyacım var
ki... Kendimi biraz daha masum hissedebilmek için de, sizin gibi
"suçuyla barışık", "rahat" bir insanla dertleşmeyi uygun buldum. Sizin inanılmaz
"rahatlığınıza" ne kadar imrendiğimi bilemezsiniz. Bir yazara iftira
edip suçüstü yakalandığınız halde, yalan söylediğiniz CD ile
belgelendiği halde, hiçbir yaptırımla karşılaşmamış; hatta bırakın
yaptırımla karşılaşmayı, ülkenizin tiyatro yazarları ve çevirmenleri
("aydınları") tarafından kurulan OYÇED adlı derneğe başkan seçilmiş,
yani yalanınızın ve iftiranızın ödüllendirilmesini bile
başarmışsınız. İnsan sizin maceranızı hatırlayınca, vicdan
azabı gibi kavramları komik bulmaya ve rahatlamaya o kadar
yaklaşıyor ki!...
David Copperfield adlı sihirbazın insanları seyircilerin gözleri
önünde yok edip sonra tekrar ortaya çıkarmasına bile akıl
erdirebilmiş zeki bir insan olduğum halde, sizin, belgelenmiş yalan
ve iftiralarınıza rağmen OYÇED başkanı seçilmenizi bir türlü
havsalam almıyor. Bunu nasıl başardığınızı çok merak ediyorum. Bir
de tabii, geceleri nasıl uyuyabildiğinizi... O kadar rahat olabilmek
ve uyuyabilmek için hangi hapları aldığınızı bilmek isterdim. Ben,
Aspirin, Apranax, Novalgin ya da Vermidon, hepsini denedim. Hiçbiri
kâr etmiyor. Ne dersiniz? Yatmadan önce Diazem almamı tavsiye eder
misiniz? Dostlarım fazla sert olur diyorlar, ama tabii, siz daha iyi
bilirsiniz.
Sizin hakkınızda bu kadar ayrıntılı bilgiye sahip olmama herhalde
hayret ettiniz. Lütfen açıklamama izin verin: Evet, sizi gayet iyi
tanıyor ve uzaktan da olsa, iki yıldır, ilgi ve merakla izliyorum.
Açıklaması gayet basit: Kültür danışmanlarım arasında, Türk
tiyatrosuyla yakından ilgilenen İmre Nosack adlı Türkolog bir dostum
var. (Bu mektubu Türkçe’ye o çevirdi.) İmre’nin 27 yaşındaki güzel
baldızı, altı yıldır, Recai Baltutanlar adında bir Türk
tiyatrocusuyla evli. Recai Baltutanlar, 35 yaşında ve yedi yıldır
Budapeşte’de yaşıyor. İmre, beni, bacanağı Recai Bey’le, Başbakan
olmamdan çok önce tanıştırmıştı. Dolayısıyla, Recai Baltutanlar da,
İmre gibi, uzun yıllardan beri benim tavla arkadaşımdır. (Recai Bey
çalışmak zorunda olmadığından, yani Macaristan’da çalışmadan
yaşadığından, ben ne zaman yoğun işlerim arasında boş vakit bulup
tavla oynamak istesem, zaman problemi bulunmayan Recai Bey’i
çağırıyorum.) Recai Baltutanlar’ın bütün Türkiye’ye yayılmış geniş
bir aileye mensup olduğu herhalde malumunuzdur. Sizin de
Baltutanlar’a karşı sıcak bir ilgi ve sevgi beslediğinizi ve
Baltutanlar’ın ülkenizde her yöreye kök salmış geniş ailesiyle her
konuda işbirliği ve dayanışma içinde olduğunuzu Recai’den biliyorum.
Uzun zamandır Macaristan’da yaşadığı ve Türkiye’deki hiçbir tiyatral
prodüksiyonda görev almadığı halde, 35 yaşındaki genç dostum
Baltutanlar’ın, İstanbul (…) yatrosu’ndan hesabına yatırılan maaşını
bankamatik marifetiyle, burada, Budapeşte’de, tıkır tıkır aldığına
uzun yıllardan beri tanık olduğum için; ülkenizde sanatçılara ne
denli büyük önem ve prim verildiğini yakından bilmekteyim. Biz, ne
yazık ki, sanatsal algılamamız ülke olarak yeterince gelişmediği
için, (samimi konuşmak gerekirse, sanatsal konularda az gelişmiş
olduğumuz için) bir takım önyargıları hâlâ aşamıyor ve ülkemizin
yalnızca çalışan ve üreten sanatçılarına ve onların emeklilerine
maaş ödeyebiliyor, diğerlerini ise, maalesef ihmal ediyoruz. O
nedenle aslında “diğerleri” (yani sayın Baltutanlar gibileri),
Macaristan’da yok zaten. İnanır mısınız, biz sizinki gibi bir sistem
kurabilsek ve çalışmayan sanatçılarımıza maaş ödeyebilsek,
Macaristan’daki bütün Macarların tiyatroculuğa heves edip tiyatrocu
olması işten değildir.
Her neyse, hakkınızda merak ettiğim bir başka konu da, şu Coşkun
Büktel denen meczupla ters düşmeye neden gerek duyduğunuz... Öyle
manyakların önünü kesmek için yalan olmayan bir bahane uydurmak
yerine, somut ve apaçık bir yalan söylemeyi neden tercih
ettiğiniz... Yalan olduğu kolayca kanıtlanabilecek türden bir yalanı
tercih etmenizdeki hesabın ne olduğunu bir türlü anlamıyorum.
Öğrendiğime göre, Devlet Tiyatronuzun otuz kişilik resmi bir (…)
İşgüzarın biri kalkıp, toplantıdakilere hitaben, Coşkun Büktel’in
“Theope”
adlı (…) 15 yıl önce DT repertuarına alındığı halde, 15 yıldır niye
sahnelenmediğini (…)
On beş yıldır “sallamış” oyalamışsınız”; basit bir bahaneyle, yine
sallasaydınız ya!... Kalkıp da, “Fransa’da 16. yüzyılda yazılmış bir
başka Theope’nin bulunduğunu” söylemeye niye gerek duyduğunuzu,
dediğim gibi, anlayamıyorum. Profesör unvanınızın böyle bir yalana
inandırıcılık kazandıracağını ve yalanınızın kapalı kapılar
dahilinde kalacağını hesaplamış olmalısınız. Nitekim, toplantıdaki
tiyatrocuların hiçbiri, bu açıklamanıza karşı çıkmamış. Toplantıdaki
herkes, Profesör Özdemir Nutku söylediğine göre, ikinci bir
Theope’nin varlığına ve Coşkun Büktel denen meczubun Theope’sinin
çalıntı olduğuna kolayca inanmış. Demek ki, aslında, Türk
tiyatrosu’nda herkes Theope’nin Coşkun Büktel tarafından
yazılmadığına inanmaya hazırmış. Demek ki bu alçak heriften herkes
nefret ediyor ve herkes onu engellemek için yalan dahil her yöntemi
meşru ve mazur görüyor.
Herkesin hırsız olmasını dilediği Büktel denen o alçağın hırsız
olmayışı ne kadar kötü... Baltutanlar’ın dediğine göre, Büktel'in
açığını bulmak imkânsızmış; o namussuz
herif, bırakın hırsızlık yapmayı, bir tek beyaz yalan bile söylemiyormuş.
Kendini ne sanıyor o meczup? Peygamber mi? Öyle hilkat garibesi
dinozorların burnunu sürtmek gerektiğini ben de kabul ediyorum! Öyle
arkaik yaratıkların rol modeli ya da kanaat önderi olarak toplumda
yer edinmesine, toplumu zehirlemesine asla izin vermemek gerekir. O
tür bozgunculara karşı stratejik bir silah olarak dezenformasyon
yöntemi (yani bildiğimiz “yalan”) elbette kullanılmalıdır. Ama
dostum, acemice değil, çok dikkatle, usturuplu biçimde
kullanılmalıdır.
Anladığım kadarıyla, tiyatro piyasanızda herkes, onun eleştiri
yazılarına ya maruz kaldığı, ya da maruz kalacağından korktuğu için,
Büktel denen o "narsist meczuptan" nefret ediyor. Ve yine anladığım
kadarıyla, herifin yazdığı “Theope” adlı oyunda kusur bulabilmek
sizin gibi tiyatro profesörleri için bile mümkün olamıyor.
(Baksanıza, siz bile,
"Coşkun Büktel'e Yanıt" başlıklı
cevap yazınızda herifin suyuna gitmek, önceki yalanı örtbas
etmek ve herifi yumuşatmak için yeni yalanlar uydurmak, Theope'yi ve
Büktel'in yeteneklerini övmek zorunda kalmışsınız.) Eh, madem ki
adamın eseri ve saygınlığı leke tutmuyor, bu
durumda, bir tek çare kaldığını ben de kabul ediyorum. O eserin ve
dolayısıyla o saygınlığın Büktel'e ait olmadığına dair bir söylenti
yaymak fena bir buluş sayılmaz. Tiyatronuzda
madem ki herkes Coşkun Büktel’in “Theope yazarı” değil de, “Theope
hırsızı” olmasını canı gönülden diliyor; onlara, inanmayı en çok
istedikleri yalanı söylemeniz, kuşkusuz çok kurnazca bir hamle olmuş...
Ama yine de, bu hamleye dayanak olarak uydurduğunuz senaryoyu
(yalanı) teknik olarak çok başarılı bulduğumu
söyleyemeyeceğim. Fikir güzel, ama uygulama çok hatalı.
Bence yalan, asla sizinki kadar kesin, açık ve somut olmamalı; bazı
belirsizlikler içine sarılıp sarmalanmalı ki, işler sarpa sarar ve
itiraz gelirse, kıvırmak ve o belirsiz alana sığınmak mümkün
olabilsin. Oysa siz, sevgili dostum, somut olarak 16. yüzyılda
Fransa’da yazılmış ikinci bir Theope’den bahsetmekle, yer ve zamanı
sabitlemiş ve kendinize manevra alanı bırakmamışsınız. Daha sonra
Büktel’e karşı yazdığınız cevap yazınızda, 16. yüzyıl yerine, bu kez
17. yüzyıl demeniz ise, tam bir gaflet!... Tam bir felaket!...
Mezhep beraberliğimizin hatırına sığınarak size şu küçük eleştiriyi
ya da tavsiyeyi (nasıl kabul ederseniz) yöneltmeme, lütfen izin
veriniz: Hafızanız yalanınızı hatırlayamayacak kadar kötüyse, asla
yalan söylememelisiniz.
(…) o namussuz herifin, sizlere karşı, sadece kalemini kullanarak,
(üstelik yalana bile başvurmadan) bu derece nefret kazanmayı nasıl
başarabildiğini de aklım almıyor. Sizlerde böylesine derin (size
ihtiyatı elden bıraktırıp apaçık yalanları bile göze aldırabilecek
kadar) derin ve yaygın bir nefret yaratmak için, bu herifin neler
yazmış olacağını bir türlü gözümde canlandıramıyorum. Baltutanlar’a,
"Bu herif neler yazıyor ki?" diye sordum. O da Büktel’e çok kızıyor
ama, neler yazdığını bilmiyormuş. Ne var ki, hakkında söylenen pek
çok şey duymuş.
(…) peki ama OYÇED için demediğini bırakmadığı halde, hepsi de eli
kalem tutan onca üyenizden nasıl olur da bir tek adam bile çıkıp şu
herife (…)
(…) valla ben bu konularda çok toyum. Yalan söylediğimi bir kişi
dahi bilse, rahatsız oluyorum. Elimde olmadan yüzüm kızarıyor.
Yüzümün bu aşırı hassasiyetini gidermek ve yüzüme bir kösele
kalitesi kazandırmak için, aylarca köpüksüz tıraş oldum, jiletle
sakallarımı ters aldım. Ama nafile! Yüzümün kızarmasını
önleyemiyorum ve bu durumdan bir poker oyuncusu kadar sıkıntı
duyuyorum. O yüzden size ve ülkenize ne kadar
gıpta ettiğimi anlatamam. Ülkenizde insanların yalan yüzünden
utanması, yüzünün kızarması gerekmiyor. Ülkenizde yalanı, bırakın cezalandırmayı,
bir de ödüllendiriyorlar. Hem de, politikacılar ya da cahil halk kitlesi değil, bizzat
aydınlar, yazarlar, sanatçılar ödüllendiriyor. Aydınlar bile (hem de
“ilerici demokrat” aydınlar bile) yalanı baş tacı ediyor! Ülkenizin
kıymetini bilin! Tam bir yeryüzü cenneti!... Öyle bir ülkeyi
yönetmek kim bilir ne kadar kolay ve keyifli oluyordur. Burada
maalesef, o aşamaların henüz çok uzağındayız. Yalan söyledim diye
bana neler yaptıklarını gördünüz! Ülkeyi ateşe verdi barbar
herifler!...
Recai Baltutanlar, coskunbuktel.com’u çok fazla kişi okumadığı ve
diğer tiyatro sitelerinin hiçbiri okurlarına bir tiyatro
profesörünün belgelenmiş yalanıyla ilgili hakikati duyurmaya
yanaşmadığı, yani (inanılır gibi değil ama) istisnasız “tüm” bir
tiyatro camiası yalanı ve yalancıyı savunup sahiplendiği için; sizin
yalanınızın en fazla birkaç bin kişi tarafından öğrenildiğini; bu
yüzden de sizin ve sizi OYÇED’de baş tacı eden yazar ve
çevirmenlerin çok rahat olduklarını, sanki hiçbir şey olmamış gibi
yüzleri hiç kızarmadan, sanatsal üretimlerine devam ettiklerini
söylüyor. Sanatçılarınızın, sanatsal üretimle böylesi bir pişkinliği
nasıl bağdaştırabildiklerini bir türlü hayal edemiyorum. (O sanatsal
üretimlerin ne kadar sanatsal olabildiğini görmek isterdim.) Merak
ediyorum, sizin ülkenizdeki aydınların belgelenen bir yalandan
utanabilmesi ya da sadece rahatsız olabilmesi için, o yalanı en az
kaç kişinin öğrenmesi gerekir? On bin mi? Yüz bin mi? Milyon mu?
Sizin "Utanma
Eşiği"niz nedir? Yalanınızı kaç kişi fark ederse utanırsınız? Hiç utandığınız oldu
mu?
(…) Bir yazara karşı kasten söylenmiş yalanınız (iftiranız) ortaya
çıktığı halde, yani bir yazara haksızlık ettiğiniz belgelendiği
halde, yazar haklarını savunmak üzere kurulmuş bir yazar örgütünün
başına getiriliyor (…) insanların yüzüne bakabiliyor, tükürük
banyosu yapmadan sokakta gezebiliyor, (…)
(…) ne âlâ memleket!
(...)
Üyeleri pek "sivil" olmasa da, OYÇED'i Avrupa Birliği'ne bir "sivil
toplum kuruluşu" olarak lanse etmeyi başaracağınıza inanıyorum.
Duyduğuma göre Büktel, OYÇED'i
"Ku Klux Klan"a benzetiyormuş. Her
neyse, Büktel'in ne dediğini kaç kişi biliyor ki!... Çoğunluğun
inandığı yalanlar, azınlığın bildiği hakikatlerden çok daha
etkilidir. Avrupa fonlarını OYÇED'e akıtmak için bir Avrupa ziyareti
yapmak gereğini hissederseniz, geçerken lütfen bize de uğramayı
ihmal etmeyin!
Bu mektubu "saygılarımla" diye bitirmek komik olacak.
En içten hayranlığımla!
Dostunuz,
Ferenc Gyurcsany
Coşkun Büktel / Aralık 2006
GÜNCELLEME:
Bu yazının yayınlanmasından yalnızca bir gün sonra (25 Aralık 2006)
OYÇED'den tiyatro sitelerine (tiyatrodergisi.com.tr, tiyatroevi.com,
tiyatronline.com) gönderilen (neredeyse bir buçuk ay gecikmeli) bir
haber metniyle, OYÇED genel kurulunun 11 Kasım 2006'da yapıldığı ve
genel kurul seçimleri sonunda, Bilgesu Erenus'un OYÇED başkanı
seçildiği, nihayet açıklandı.
"OYÇED skandalı"nda yeni bir
aşamaya işaret eden haberde, nedense, eski başkan Özdemir Nutku'nun
adı bile geçmiyordu. Seçim yapıldığından bile bahsedilmeyen daha
önceki bir başka haber gibi (Bakınız:
"Hangisi
Daha Gizli Bir Örgüttür: Oyçed mi, Ku Klux Klan mı?"
başlıklı yazımız) bu haber de, bir takım soruları yine cevapsız
bırakıyordu:
1. Nutku adaylıktan kendi isteğiyle mi çekilmişti?
2. Üyeler tarafından ikna edilerek aday olmaması mı sağlanmıştı?
3. Yoksa aday olmuş ve üyelerin oylarıyla başkanlıktan düşürülüp
tasfiye mi edilmişti?
4. OYÇED, Nutku'yu göstermelik olarak "başından" attıktan sonra yine
sahiplenmeye devam mı edecekti?
5. Yoksa Nutku'yu sahiplenmiyor ve Nutku'nun bir yazarı yalana da
başvurarak engellemeye çalışmasını kınıyor ve Nutku'yu başkanlıktan
o nedenle mi düşürüyordu?
6. Yarın kalkıp Nutku'ya (örneğin Danışma Kurulu'nda) onursal bir
sıfat verilebilir miydi?
(GÜNCELLEME, 14 eKİM 2007: Tam
tahmin ettiğim gibi oldu, OYÇED bir süre sonra, Nutku'yu Onur(!)
Kurulu üyeliğine seçti. Bakınız:
"OYÇED'in Onurdan Anladığı")
7. Kongre sonucunda OYÇED'ten istifalar olmuş muydu? Olmuşsa
kimlerdi?
8. OYÇED üyeleri, başlangıçta ve bugün, tam olarak kaç kişiydi?
9. Üyelerin tam listesi neden yayınlanmıyordu?
10. Kongrenin ne zaman ve nerede yapılacağı niçin kamuoyuna önceden
duyurulmamıştı?
11. Kongrenin seçim sonuçları kamuoyundan bir buçuk ay boyunca niçin
gizlenmişti?
12. Kongreye gözlemci muhabirler çağrılmış mıydı? Çağrılmadıysa,
niçin çağrılmamıştı?
OYÇED kongresinin haber metnini yayınlayan siteler, ülkemizde
okurları eşek yerine koyan sansürcü geleneğe sahip çıktıkları için,
cevapsız kalan bütün bu soruları OYÇED'e soramıyor, Ku Klux Klan
gibi gizlenmekte ısrar eden "sivil" toplum kuruluşu OYÇED'in
gönderdiği metni sorgusuz sualsiz yayınlamakla yetiniyorlar.
(Bakınız:
"Hangisi Daha Gizli Bir Örgüttür: Oyçed mi, Ku Klux Klan mı?"
başlıklı yazımız.)
OYÇED kongresine yönelik yorumlarımızı ve taleplerimizi daha geniş
bir yazıyla daha sonra açıklamak üzere, söz konusu kongre haberini,
tiyatroevi.com'dan (elbette ki) "aynen" aktarıyoruz:
Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği (OYÇED) Genel
Kurulu, 11 Kasım 2006’da Arama Tiyatrosu’nda gerçekleştirildi.
14 Temmuz 2006’da kurulan OYÇED’in ilk genel kurulunda, oyun
yazarlığının ve çevirmenliğinin sorunları, derneğin amacı,
ilkeleri, yapması beklenen etkinlikler üyeleri tarafından
tartışıldı. Tüzüğündeki bazı maddeler değiştirilerek derneğin
daha demokratik ve işler hale gelmesinin temelleri atıldı.
Kabul edilen tüzüğe göre, üyeler üst üste iki dönemden fazla yönetim
kurulunda yer alamayacak, yönetim kurulundaki görev dağılımı ise
genel kurulun iradesi dogrultusunda saptanacak.
Yapılan tüzük değişikliğiyle genç yazarların ve çevirmenlerin
derneğe daha kolay üye olmasının da önü açılmış oldu. Buna göre, en
az bir oyun yazan, uyarlayan ya da çeviren herkes OYÇED’e üye olmak
üzere başvurabilecek. Başvurular, yedi kişilik dernek yönetim kurulu
tarafından karara bağlanacak.
Barış havası içinde yapılan demokratik seçimlerin sonucunda, yönetim
kuruluna şu isimler seçildi. Bilgesu Erenus (Başkan), Doç. Dr. Hasan
Erkek (2.Başkan), Fikret Terzi (Genel Sekreter), Cengiz Özek
(Sayman), Dersu Yavuz Altun (Üye), Nilbanu Engindeniz (Üye), Yard.
Doç. Dr. Erbil Göktaş (Üye).
Denetleme Kuruluna ise, Tarık Günersel, Bilgin Adalı ve Yeşim Özsoy
Gülan seçildi.
Genel Kurulda, İstanbul dışındaki kentler için temsilciliklerin
seçimi de yapıldı. Buna göre, Prof. Dr. Murat Tuncay İzmir, Erhan
Gökgücü Ankara, Doç. Dr. Nurhan Tekerek Bursa, Doç. Dr. Hasan Erkek
Eskişehir, Yard. Doç. Dr. Nil Ünlü Aycıl Isparta, Yard. Doç. Dr.
Erbil Göktaş Kocaeli, İnci Gürbüzatik Muğla temsilciliklerine
seçildiler.
OYÇED’in yeni Yönetim Kurulu, oyun yazarları ve
çevirmenlerinin haklarının korunması, genç oyun yazarı ve
çevirmenlerinin yetişmesi, oyun yazarlığı ve çevirmenliğinin
kalitesinin arttırılması konusunda bir dizi etkinlik yapmayı
planlıyor. OYÇED Yönetim Kurulunun hedefleri arasında, oyun
yazarlığına ve çevirmenliğine büyük katkılarda bulunmuş olan
yazar, çevirmen ve biliminsanlarının yer alacağı OYÇED
Danışma Kurulu oluşturmak da var. OYÇED’in merkezi
İstanbul’da bulunuyor.
Not:
OYÇED’in
cevaplaması gereken ve hâlâ cevaplamadığı soruları,
“Ne Âlâ
Memleket” başlıklı yazımızın sonundaki “GÜNCELLEME”
bölümünde bulabilirsiniz.
Özdemir Nutku ve OYÇED skandalı'nın tarihçesini
kavramak için, (Büktel tersini tercih ettiği halde, çoğu
coskunbuktel.com'dan başka hiçbir yerde yayınlanmamış) aşağıdaki
yazılara bir göz atmanız yeterlidir:
(Eskiden yeniye
doğru tarih sırasıyla)
ÖZDEMİR NUTKU YALAN SÖYLEMEDİYSE BELGE
GÖSTERMELİDİR
Coşkun BÜKTEL / Eylül 2005
COŞKUN BÜKTEL’E YANIT
Özdemir NUTKU / Eylül 2005
“THEOPE” ÜZERİNE ÖZDEMİR NUTKU’YA YANIT
Şahin ERGÜNEY / Ekim 2005
ÖZDEMİR NUTKU İNSANLARIN YÜZÜNE NASIL
BAKABİLİYOR?
Coşkun BÜKTEL - 5 Temmuz 2006
İNSANLAR ÖZDEMİR NUTKU'NUN YÜZÜNE NASIL
BAKABİLİYOR?
Coşkun BÜKTEL - 19
Temmuz 2006
İNSANLAR BİRBİRLERİNİN (VE ÇOCUKLARININ)
YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYORLAR?
Salih COŞKUN
- 3 Ağustos 2006
PINTER, BRECHT, NÂZIM VE DİĞERLERİNE HAKARET
ETMEYİN!
Coşkun BÜKTEL - 16 Ağustos 2006
OYÇED YAZARI OLMAKTAN
(HÂLÂ) UTANMAYAN BİR GÖNÜLLÜ ARANIYOR
Coşkun BÜKTEL - 9 Eylül 2006
Hangisi daha gizli bir örgüttür? OYÇED Mİ, KU
KLUX KLAN MI?
Coşkun BÜKTEL - 28 Kasım 2006
NE ÂLÂ MEMLEKET
Coşkun BÜKTEL - 24 Aralık 2006
OYÇED NE HAKLA
AÇIKLAMA BEKLİYOR?
Coşkun BÜKTEL - 16 Şubat 2007
OYÇED KİŞİLERİ VE
KURUMLARI HANGİ HAKLA VE NE YÜZLE SUÇLUYOR?
Coşkun BÜKTEL - 13 Mart 2007
OYÇED'İN YÜZLEŞME
ÇAĞRISI ÜZERİNE
Coşkun BÜKTEL - 19 Mart 2007
UTANMA EŞİĞİ
Coşkun BÜKTEL - 24 Mart 2007
OYÇED'İN ONURDAN ANLADIĞI
Coşkun BÜKTEL - 28 Mart 2007
"Yaşasın
Sansür" skandalı 1
(Coşkun Büktel)
"A.
Ertuğrul Timur'a Aşağıdaki Jeep'i Veriyoruz"
(Hilmi Bulunmaz)
"Timur, Nasreddin Hoca'ya Karşı"
(Hilmi Bulunmaz)
"Ben
sana 'Tiyatrocu olamazsın' demedim" (Feridun
Çetinkaya)
"Süt
Banyosu" (Link yazısı)
(Coşkun Büktel)
"Yaşasın
Sansür" skandalı 2
(Coşkun Büktel)
"OYÇED Ancak Cerahat Olarak Fışkırabilir"