Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

 
 
 

Ferenc Gyurcsany'den Özdemir Nutku'ya mektup

 

 

NE ÂLÂ MEMLEKET!

 

 

 

(Yazının sonunda kırmızı başlıklı bir GÜNCELLEME bölümü yer almaktadır.)

 

Coşkun Büktel

 

 

 

 

 

Ön Not: Mektup yarışmasının giriş yazısında (Bakınız: "Hayati Gerçekler Üzerine Hayali Bir Mektup")  nereden ve hangi koşullarda elimize geçtiği ayrıntılı biçimde anlatılmış olan bu mektup, hatırlanacağı üzere, köpek sidiğiyle ıslanmış olduğu için, bazı satırlarında mürekkebin akması yüzünden okunamayan kelime ve cümleler içermektedir. Mektubun okunamayan o kısımlarını parantez içinde üç nokta (…) işaretiyle belirtmeyi uygun buldum. CB.                  

 

 

Merhaba, sayın Nutku!

Bendeniz, Macaristan Başbakanı Ferenc Gyurcsany...  Sanırım beni tanımıyor, hakkımda pek fazla şey bilmiyorsunuz. Muhtemeldir ki, son günlerde ülkemde patlayan halk ayaklanmalarından önce adımı bile duymamıştınız. Ve yine muhtemeldir ki, protokol kuralları dışında, sıradan bir vatandaş gibi, adi postayla gönderdiğim bu mektubu, size yapılmış bir şaka zannedeceksiniz. Olsun! Böyle düşünmeniz, aslında daha çok işime gelir. Bütün bunlar keşke bir şaka olabilseydi ve olanlardan bir şakaymış gibi söz etmek mümkün olabilseydi. Ama ne yazık ki, bütün dünyanın ekranlarda izlediği üzere, halka yalan söylediğimi itiraf ettiğim günden beri, halktan aldığım tepkiler, her şeyin bir şaka olduğunu varsayarak kendimi kandırmama izin vermeyecek kadar sert oldu. Budapeşte sokaklarında yaşanan şiddet ve protesto eylemleri, psikolojimi bozup, huzurumu ve uykularımı fena halde kaçırdı.

Yalanımı itiraf ettiğim (ya da aslında ağzımdan kaçırdığım) günden beri, bir gece olsun huzurlu bir uykuya kavuşabilmek için vicdanımı rahatlatmaya ve kendimi masum hissetmeye öylesine ihtiyacım var ki... Kendimi biraz daha masum hissedebilmek için de, sizin gibi "suçuyla barışık", "rahat" bir insanla dertleşmeyi uygun buldum. Sizin inanılmaz "rahatlığınıza" ne kadar imrendiğimi bilemezsiniz. Bir yazara iftira edip suçüstü yakalandığınız halde, yalan söylediğiniz CD ile belgelendiği halde, hiçbir yaptırımla karşılaşmamış; hatta bırakın yaptırımla karşılaşmayı, ülkenizin tiyatro yazarları ve çevirmenleri ("aydınları") tarafından kurulan OYÇED adlı derneğe başkan seçilmiş, yani yalanınızın ve iftiranızın ödüllendirilmesini bile başarmışsınız. İnsan sizin maceranızı  hatırlayınca, vicdan azabı gibi kavramları komik bulmaya ve rahatlamaya o kadar yaklaşıyor ki!...

David Copperfield adlı sihirbazın insanları seyircilerin gözleri önünde yok edip sonra tekrar ortaya çıkarmasına bile akıl erdirebilmiş zeki bir insan olduğum halde, sizin, belgelenmiş yalan ve iftiralarınıza rağmen OYÇED başkanı seçilmenizi bir türlü havsalam almıyor. Bunu nasıl başardığınızı çok merak ediyorum. Bir de tabii, geceleri nasıl uyuyabildiğinizi... O kadar rahat olabilmek ve uyuyabilmek için hangi hapları aldığınızı bilmek isterdim. Ben, Aspirin, Apranax, Novalgin ya da Vermidon, hepsini denedim. Hiçbiri kâr etmiyor. Ne dersiniz? Yatmadan önce Diazem almamı tavsiye eder misiniz? Dostlarım fazla sert olur diyorlar, ama tabii, siz daha iyi bilirsiniz.

Sizin hakkınızda bu kadar ayrıntılı bilgiye sahip olmama herhalde hayret ettiniz. Lütfen açıklamama izin verin: Evet, sizi gayet iyi tanıyor ve uzaktan da olsa, iki yıldır, ilgi ve merakla izliyorum. Açıklaması gayet basit: Kültür danışmanlarım arasında, Türk tiyatrosuyla yakından ilgilenen İmre Nosack adlı Türkolog bir dostum var. (Bu mektubu Türkçe’ye o çevirdi.) İmre’nin 27 yaşındaki güzel baldızı, altı yıldır, Recai Baltutanlar adında bir Türk tiyatrocusuyla evli. Recai Baltutanlar, 35 yaşında ve yedi yıldır Budapeşte’de yaşıyor. İmre, beni, bacanağı Recai Bey’le, Başbakan olmamdan çok önce tanıştırmıştı. Dolayısıyla, Recai Baltutanlar da, İmre gibi, uzun yıllardan beri benim tavla arkadaşımdır. (Recai Bey çalışmak zorunda olmadığından, yani Macaristan’da çalışmadan yaşadığından, ben ne zaman yoğun işlerim arasında boş vakit bulup tavla oynamak istesem, zaman problemi bulunmayan Recai Bey’i çağırıyorum.) Recai Baltutanlar’ın bütün Türkiye’ye yayılmış geniş bir aileye mensup olduğu herhalde malumunuzdur. Sizin de Baltutanlar’a karşı sıcak bir ilgi ve sevgi beslediğinizi ve Baltutanlar’ın ülkenizde her yöreye kök salmış geniş ailesiyle her konuda işbirliği ve dayanışma içinde olduğunuzu Recai’den biliyorum.

Uzun zamandır Macaristan’da yaşadığı ve Türkiye’deki hiçbir tiyatral prodüksiyonda görev almadığı halde, 35 yaşındaki genç dostum Baltutanlar’ın, İstanbul (…) yatrosu’ndan hesabına yatırılan maaşını bankamatik marifetiyle, burada, Budapeşte’de, tıkır tıkır aldığına uzun yıllardan beri tanık olduğum için; ülkenizde sanatçılara ne denli büyük önem ve prim verildiğini yakından bilmekteyim. Biz, ne yazık ki, sanatsal algılamamız ülke olarak yeterince gelişmediği için, (samimi konuşmak gerekirse, sanatsal konularda az gelişmiş olduğumuz için) bir takım önyargıları hâlâ aşamıyor ve ülkemizin yalnızca çalışan ve üreten sanatçılarına ve onların emeklilerine maaş ödeyebiliyor, diğerlerini ise, maalesef ihmal ediyoruz. O nedenle aslında  “diğerleri” (yani sayın Baltutanlar gibileri), Macaristan’da yok zaten. İnanır mısınız, biz sizinki gibi bir sistem kurabilsek ve çalışmayan sanatçılarımıza maaş ödeyebilsek, Macaristan’daki bütün Macarların tiyatroculuğa heves edip tiyatrocu olması işten değildir.

Her neyse, hakkınızda merak ettiğim bir başka konu da, şu Coşkun Büktel denen meczupla ters düşmeye neden gerek duyduğunuz... Öyle manyakların önünü kesmek için yalan olmayan bir bahane uydurmak yerine, somut ve apaçık bir yalan söylemeyi neden tercih ettiğiniz... Yalan olduğu kolayca kanıtlanabilecek türden bir yalanı tercih etmenizdeki hesabın ne olduğunu bir türlü anlamıyorum.  Öğrendiğime göre, Devlet Tiyatronuzun otuz kişilik resmi bir (…) İşgüzarın biri kalkıp, toplantıdakilere hitaben, Coşkun Büktel’in “Theope” adlı (…) 15 yıl önce DT repertuarına alındığı halde, 15 yıldır niye sahnelenmediğini (…)

On beş yıldır “sallamış” oyalamışsınız”; basit bir bahaneyle, yine sallasaydınız ya!... Kalkıp da, “Fransa’da 16. yüzyılda yazılmış bir başka Theope’nin bulunduğunu” söylemeye niye gerek duyduğunuzu, dediğim gibi, anlayamıyorum. Profesör unvanınızın böyle bir yalana inandırıcılık kazandıracağını ve yalanınızın kapalı kapılar dahilinde kalacağını hesaplamış olmalısınız.  Nitekim, toplantıdaki tiyatrocuların hiçbiri, bu açıklamanıza karşı çıkmamış. Toplantıdaki herkes, Profesör Özdemir Nutku söylediğine göre, ikinci bir Theope’nin varlığına ve Coşkun Büktel denen meczubun Theope’sinin çalıntı olduğuna kolayca inanmış. Demek ki, aslında, Türk tiyatrosu’nda herkes Theope’nin Coşkun Büktel tarafından yazılmadığına inanmaya hazırmış. Demek ki bu alçak heriften herkes nefret ediyor ve herkes onu engellemek için yalan dahil her yöntemi meşru ve mazur görüyor.

Herkesin hırsız olmasını dilediği Büktel denen o alçağın hırsız olmayışı ne kadar kötü... Baltutanlar’ın dediğine göre, Büktel'in açığını bulmak imkânsızmış; o namussuz herif, bırakın hırsızlık yapmayı, bir tek beyaz yalan bile söylemiyormuş. Kendini ne sanıyor o meczup? Peygamber mi? Öyle hilkat garibesi dinozorların burnunu sürtmek gerektiğini ben de kabul ediyorum! Öyle arkaik yaratıkların rol modeli ya da kanaat önderi olarak toplumda yer edinmesine, toplumu zehirlemesine asla izin vermemek gerekir. O tür bozgunculara karşı stratejik bir silah olarak dezenformasyon yöntemi (yani bildiğimiz “yalan”) elbette kullanılmalıdır. Ama dostum, acemice değil, çok dikkatle, usturuplu biçimde kullanılmalıdır.

Anladığım kadarıyla, tiyatro piyasanızda herkes, onun eleştiri yazılarına ya maruz kaldığı, ya da maruz kalacağından korktuğu için, Büktel denen o "narsist meczuptan" nefret ediyor. Ve yine anladığım kadarıyla, herifin yazdığı “Theope” adlı oyunda kusur bulabilmek sizin gibi tiyatro profesörleri için bile mümkün olamıyor. (Baksanıza, siz bile, "Coşkun Büktel'e Yanıt" başlıklı cevap yazınızda  herifin suyuna gitmek, önceki yalanı örtbas etmek ve herifi yumuşatmak için yeni yalanlar uydurmak, Theope'yi ve Büktel'in yeteneklerini övmek zorunda kalmışsınız.) Eh, madem ki adamın eseri ve saygınlığı leke tutmuyor, bu durumda, bir tek çare kaldığını ben de kabul ediyorum. O eserin ve dolayısıyla o saygınlığın Büktel'e ait olmadığına dair bir söylenti yaymak fena bir buluş sayılmaz. Tiyatronuzda madem ki herkes Coşkun Büktel’in “Theope yazarı” değil de, “Theope hırsızı” olmasını canı gönülden diliyor; onlara, inanmayı en çok istedikleri yalanı söylemeniz, kuşkusuz çok kurnazca bir hamle olmuş... Ama yine de, bu hamleye dayanak olarak uydurduğunuz senaryoyu (yalanı) teknik olarak çok başarılı bulduğumu söyleyemeyeceğim. Fikir güzel, ama uygulama çok hatalı.

Bence yalan, asla sizinki kadar kesin, açık ve somut olmamalı; bazı belirsizlikler içine sarılıp sarmalanmalı ki, işler sarpa sarar ve itiraz gelirse, kıvırmak ve o belirsiz alana sığınmak mümkün olabilsin. Oysa siz, sevgili dostum, somut olarak 16. yüzyılda Fransa’da yazılmış ikinci bir Theope’den bahsetmekle, yer ve zamanı sabitlemiş ve kendinize manevra alanı bırakmamışsınız. Daha sonra Büktel’e karşı yazdığınız cevap yazınızda, 16. yüzyıl yerine, bu kez 17. yüzyıl demeniz ise, tam bir gaflet!... Tam bir felaket!... Mezhep beraberliğimizin hatırına sığınarak size şu küçük eleştiriyi ya da tavsiyeyi (nasıl kabul ederseniz) yöneltmeme, lütfen izin veriniz: Hafızanız yalanınızı hatırlayamayacak kadar kötüyse, asla yalan söylememelisiniz.

(…) o namussuz herifin, sizlere karşı, sadece kalemini kullanarak, (üstelik yalana bile başvurmadan) bu derece nefret  kazanmayı nasıl başarabildiğini de aklım almıyor. Sizlerde böylesine derin (size ihtiyatı elden bıraktırıp apaçık yalanları bile göze aldırabilecek kadar) derin ve yaygın bir nefret yaratmak için, bu herifin neler yazmış olacağını bir türlü gözümde canlandıramıyorum. Baltutanlar’a, "Bu herif neler yazıyor ki?" diye sordum. O da Büktel’e çok kızıyor ama, neler yazdığını bilmiyormuş. Ne var ki, hakkında söylenen pek çok şey duymuş.

(…) peki ama OYÇED için demediğini bırakmadığı halde, hepsi de eli kalem tutan onca üyenizden nasıl olur da bir tek adam bile çıkıp şu herife (…)

(…) valla ben bu konularda çok toyum. Yalan söylediğimi bir kişi dahi bilse, rahatsız oluyorum. Elimde olmadan yüzüm kızarıyor. Yüzümün bu aşırı hassasiyetini gidermek ve yüzüme bir kösele kalitesi kazandırmak için, aylarca köpüksüz tıraş oldum, jiletle sakallarımı ters aldım. Ama nafile! Yüzümün kızarmasını önleyemiyorum ve bu durumdan bir poker oyuncusu kadar sıkıntı duyuyorum. O yüzden size ve ülkenize ne kadar gıpta ettiğimi anlatamam. Ülkenizde insanların yalan yüzünden utanması, yüzünün kızarması gerekmiyor. Ülkenizde yalanı, bırakın cezalandırmayı, bir de ödüllendiriyorlar. Hem de, politikacılar ya da cahil halk kitlesi değil, bizzat aydınlar, yazarlar, sanatçılar ödüllendiriyor. Aydınlar bile (hem de “ilerici demokrat” aydınlar bile) yalanı baş tacı ediyor! Ülkenizin kıymetini bilin! Tam bir yeryüzü cenneti!... Öyle bir ülkeyi yönetmek kim bilir ne kadar kolay ve keyifli oluyordur. Burada maalesef, o aşamaların henüz çok uzağındayız. Yalan söyledim diye bana neler yaptıklarını gördünüz! Ülkeyi ateşe verdi barbar herifler!...

Recai Baltutanlar, coskunbuktel.com’u çok fazla kişi okumadığı ve diğer tiyatro sitelerinin hiçbiri okurlarına bir tiyatro profesörünün belgelenmiş yalanıyla ilgili hakikati duyurmaya yanaşmadığı, yani (inanılır gibi değil ama) istisnasız “tüm” bir tiyatro camiası yalanı ve yalancıyı savunup sahiplendiği için; sizin yalanınızın en fazla birkaç bin kişi tarafından öğrenildiğini; bu yüzden de sizin ve sizi OYÇED’de baş tacı eden yazar ve çevirmenlerin çok rahat olduklarını, sanki hiçbir şey olmamış gibi yüzleri hiç kızarmadan, sanatsal üretimlerine devam ettiklerini söylüyor. Sanatçılarınızın, sanatsal üretimle böylesi bir pişkinliği nasıl bağdaştırabildiklerini bir türlü hayal edemiyorum. (O sanatsal üretimlerin ne kadar sanatsal olabildiğini görmek isterdim.) Merak ediyorum, sizin ülkenizdeki aydınların belgelenen bir yalandan utanabilmesi ya da sadece rahatsız olabilmesi için, o yalanı en az kaç kişinin öğrenmesi gerekir? On bin mi? Yüz bin mi? Milyon mu? Sizin "Utanma Eşiği"niz nedir? Yalanınızı kaç kişi fark ederse utanırsınız? Hiç utandığınız oldu mu?

(…) Bir yazara karşı kasten söylenmiş yalanınız (iftiranız) ortaya çıktığı halde, yani bir yazara haksızlık ettiğiniz belgelendiği halde, yazar haklarını savunmak üzere kurulmuş bir yazar örgütünün başına getiriliyor (…) insanların yüzüne bakabiliyor, tükürük banyosu yapmadan sokakta gezebiliyor, (…)

(…) ne âlâ memleket!

(...)

Üyeleri pek "sivil" olmasa da, OYÇED'i Avrupa Birliği'ne bir "sivil toplum kuruluşu" olarak lanse etmeyi başaracağınıza inanıyorum. Duyduğuma göre Büktel, OYÇED'i "Ku Klux Klan"a benzetiyormuş. Her neyse, Büktel'in ne dediğini kaç kişi biliyor ki!... Çoğunluğun inandığı yalanlar, azınlığın bildiği hakikatlerden çok daha etkilidir. Avrupa fonlarını OYÇED'e akıtmak için bir Avrupa ziyareti yapmak gereğini hissederseniz, geçerken lütfen bize de uğramayı ihmal etmeyin!

Bu mektubu "saygılarımla" diye bitirmek komik olacak.

En içten hayranlığımla!

Dostunuz,                                                                                                    Ferenc Gyurcsany

 

Coşkun Büktel / Aralık 2006

 

 

GÜNCELLEME:

Bu yazının yayınlanmasından yalnızca bir gün sonra (25 Aralık 2006) OYÇED'den tiyatro sitelerine (tiyatrodergisi.com.tr, tiyatroevi.com, tiyatronline.com) gönderilen (neredeyse bir buçuk ay gecikmeli) bir haber metniyle, OYÇED genel kurulunun 11 Kasım 2006'da yapıldığı ve genel kurul seçimleri sonunda, Bilgesu Erenus'un OYÇED başkanı seçildiği, nihayet açıklandı. "OYÇED skandalı"nda yeni bir aşamaya işaret eden haberde, nedense, eski başkan Özdemir Nutku'nun adı bile geçmiyordu. Seçim yapıldığından bile bahsedilmeyen daha önceki bir başka haber gibi  (Bakınız: "Hangisi Daha Gizli Bir Örgüttür: Oyçed mi, Ku Klux Klan mı?" başlıklı yazımız) bu haber de, bir takım soruları yine cevapsız bırakıyordu:

1. Nutku adaylıktan kendi isteğiyle mi çekilmişti?

2. Üyeler tarafından ikna edilerek aday olmaması mı sağlanmıştı?

3. Yoksa aday olmuş ve üyelerin oylarıyla başkanlıktan düşürülüp tasfiye mi edilmişti?

4. OYÇED, Nutku'yu göstermelik olarak "başından" attıktan sonra yine sahiplenmeye devam mı edecekti?

5. Yoksa Nutku'yu sahiplenmiyor ve Nutku'nun bir yazarı yalana da başvurarak engellemeye çalışmasını kınıyor ve Nutku'yu başkanlıktan o nedenle mi düşürüyordu?

6. Yarın kalkıp Nutku'ya (örneğin Danışma Kurulu'nda) onursal bir sıfat verilebilir miydi?

(GÜNCELLEME, 14 eKİM 2007: Tam tahmin ettiğim gibi oldu, OYÇED bir süre sonra, Nutku'yu Onur(!) Kurulu üyeliğine seçti. Bakınız: "OYÇED'in Onurdan Anladığı")

7. Kongre sonucunda OYÇED'ten istifalar olmuş muydu? Olmuşsa kimlerdi?

8. OYÇED üyeleri, başlangıçta ve bugün, tam olarak kaç kişiydi?

9. Üyelerin tam listesi neden yayınlanmıyordu?

10. Kongrenin ne zaman ve nerede yapılacağı niçin kamuoyuna önceden duyurulmamıştı?

11. Kongrenin seçim sonuçları kamuoyundan bir buçuk ay boyunca niçin gizlenmişti?

12. Kongreye gözlemci muhabirler çağrılmış mıydı? Çağrılmadıysa, niçin çağrılmamıştı?

OYÇED kongresinin haber metnini yayınlayan siteler, ülkemizde okurları eşek yerine koyan sansürcü geleneğe sahip çıktıkları için, cevapsız kalan bütün bu soruları OYÇED'e soramıyor, Ku Klux Klan gibi gizlenmekte ısrar eden "sivil" toplum kuruluşu OYÇED'in gönderdiği metni sorgusuz sualsiz yayınlamakla yetiniyorlar. (Bakınız: "Hangisi Daha Gizli Bir Örgüttür: Oyçed mi, Ku Klux Klan mı?" başlıklı yazımız.)

OYÇED kongresine yönelik yorumlarımızı ve taleplerimizi daha geniş bir yazıyla daha sonra açıklamak üzere, söz konusu kongre haberini, tiyatroevi.com'dan (elbette ki) "aynen" aktarıyoruz:

 

Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği (OYÇED) Genel Kurulu, 11 Kasım 2006’da Arama Tiyatrosu’nda gerçekleştirildi.

14 Temmuz 2006’da kurulan OYÇED’in ilk genel kurulunda, oyun yazarlığının ve çevirmenliğinin sorunları, derneğin amacı, ilkeleri, yapması beklenen etkinlikler üyeleri tarafından tartışıldı. Tüzüğündeki bazı maddeler değiştirilerek derneğin daha demokratik ve işler hale gelmesinin temelleri atıldı.

Kabul edilen tüzüğe göre, üyeler üst üste iki dönemden fazla yönetim kurulunda yer alamayacak, yönetim kurulundaki görev dağılımı ise genel kurulun iradesi dogrultusunda saptanacak.

Yapılan tüzük değişikliğiyle genç yazarların ve çevirmenlerin derneğe daha kolay üye olmasının da önü açılmış oldu. Buna göre, en az bir oyun yazan, uyarlayan ya da çeviren herkes OYÇED’e üye olmak üzere başvurabilecek. Başvurular, yedi kişilik dernek yönetim kurulu tarafından karara bağlanacak.

Barış havası içinde yapılan demokratik seçimlerin sonucunda, yönetim kuruluna şu isimler seçildi. Bilgesu Erenus (Başkan), Doç. Dr. Hasan Erkek (2.Başkan), Fikret Terzi (Genel Sekreter), Cengiz Özek (Sayman), Dersu Yavuz Altun (Üye), Nilbanu Engindeniz (Üye), Yard. Doç. Dr. Erbil Göktaş (Üye).

Denetleme Kuruluna ise, Tarık Günersel, Bilgin Adalı ve Yeşim Özsoy Gülan seçildi.

Genel Kurulda, İstanbul dışındaki kentler için temsilciliklerin seçimi de yapıldı. Buna göre, Prof. Dr. Murat Tuncay İzmir, Erhan Gökgücü Ankara, Doç. Dr. Nurhan Tekerek Bursa, Doç. Dr. Hasan Erkek Eskişehir, Yard. Doç. Dr. Nil Ünlü Aycıl Isparta, Yard. Doç. Dr. Erbil Göktaş Kocaeli, İnci Gürbüzatik Muğla temsilciliklerine seçildiler.

OYÇED’in yeni Yönetim Kurulu, oyun yazarları ve çevirmenlerinin haklarının korunması, genç oyun yazarı ve çevirmenlerinin yetişmesi, oyun yazarlığı ve çevirmenliğinin kalitesinin arttırılması konusunda bir dizi etkinlik yapmayı planlıyor. OYÇED Yönetim Kurulunun hedefleri arasında, oyun yazarlığına ve çevirmenliğine büyük katkılarda bulunmuş olan yazar, çevirmen ve biliminsanlarının yer alacağı OYÇED Danışma Kurulu oluşturmak da var. OYÇED’in merkezi İstanbul’da bulunuyor.

  

 

Not:

OYÇED’in cevaplaması gereken ve hâlâ cevaplamadığı soruları, “Ne Âlâ Memleket” başlıklı yazımızın sonundaki “GÜNCELLEME” bölümünde bulabilirsiniz.   

 

Özdemir Nutku ve OYÇED skandalı'nın tarihçesini kavramak için, (Büktel tersini tercih ettiği halde, çoğu coskunbuktel.com'dan başka hiçbir yerde yayınlanmamış) aşağıdaki yazılara bir göz atmanız yeterlidir:

(Eskiden yeniye doğru tarih sırasıyla)

 

 

ÖZDEMİR NUTKU YALAN SÖYLEMEDİYSE BELGE GÖSTERMELİDİR

Coşkun BÜKTEL / Eylül 2005

 

COŞKUN BÜKTEL’E YANIT

Özdemir NUTKU / Eylül 2005

 

“THEOPE” ÜZERİNE ÖZDEMİR NUTKU’YA YANIT 

Şahin ERGÜNEY / Ekim 2005

 

ÖZDEMİR NUTKU İNSANLARIN YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYOR?

Coşkun BÜKTEL - 5 Temmuz 2006

 

İNSANLAR ÖZDEMİR NUTKU'NUN YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYOR?                                   Coşkun BÜKTEL - 19 Temmuz 2006

 

İNSANLAR BİRBİRLERİNİN (VE ÇOCUKLARININ)  YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYORLAR?

Salih COŞKUN - 3 Ağustos 2006 

 

PINTER, BRECHT, NÂZIM VE DİĞERLERİNE HAKARET ETMEYİN!  

Coşkun BÜKTEL - 16 Ağustos 2006

            

OYÇED YAZARI OLMAKTAN (HÂLÂ) UTANMAYAN BİR GÖNÜLLÜ ARANIYOR  

Coşkun BÜKTEL - 9 Eylül 2006

 

Hangisi daha gizli bir örgüttür? OYÇED Mİ, KU KLUX KLAN MI?

Coşkun BÜKTEL - 28 Kasım 2006

 

NE ÂLÂ MEMLEKET

Coşkun BÜKTEL - 24 Aralık 2006

 

OYÇED NE HAKLA AÇIKLAMA BEKLİYOR?  

Coşkun BÜKTEL - 16 Şubat 2007

 

OYÇED KİŞİLERİ VE KURUMLARI HANGİ HAKLA VE NE YÜZLE SUÇLUYOR?  

Coşkun BÜKTEL - 13 Mart 2007

 

OYÇED'İN YÜZLEŞME ÇAĞRISI ÜZERİNE 

Coşkun BÜKTEL - 19 Mart 2007

 

UTANMA EŞİĞİ 

Coşkun BÜKTEL - 24 Mart 2007

 

OYÇED'İN ONURDAN ANLADIĞI

Coşkun BÜKTEL - 28 Mart 2007

 

"Yaşasın Sansür" skandalı 1 (Coşkun Büktel)

 

 "A. Ertuğrul Timur'a Aşağıdaki Jeep'i Veriyoruz" (Hilmi Bulunmaz)

 

"Timur, Nasreddin Hoca'ya Karşı" (Hilmi Bulunmaz)

 

"Ben sana 'Tiyatrocu olamazsın' demedim" (Feridun Çetinkaya)

 

"Süt Banyosu" (Link yazısı) (Coşkun Büktel)

 

"Yaşasın Sansür" skandalı 2 (Coşkun Büktel)

 

"OYÇED Ancak Cerahat Olarak Fışkırabilir"