Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

UNCUOĞLU BÜKTEL MEKTUPLAŞMASI

 

GÜNCELLEME 2 Temmuz 2008:

Yaşam Kaya'nın Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'a karşı, 8 ay sonra (1 Temmuz 2008) yayınladığı "Shakespeare ve Türk Tiyatrosu Polemiği İçin Büktel’e  ve Bulunmaz’a Yanıtımdır" başlıklı savunma yazısını...

...ve Büktel'in o savunma yazısı üzerine yazdığı "Sekiz Ay Önce İnsan, Sekiz Ay Sonra Kurt" başlıklı kısa "ön yorum" yazısını...

...ve konuyla ilgili Neslihan Uncuoğlu'na gönderdiği son mektubu...

 

...bu sayfanın altına, kırmızı majeskül harflerle, GÜNCELLEME 2 Temmuz 2008 ara başlıklı ayrı bir bölüm halinde ekledik.

 

 

 
 
Neslihan Ece             Uncuoğlu                                                                   
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Coşkun Büktel

 

 

 

 

NESLİHAN ECE UNCUOĞLU / COŞKUN BÜKTEL

MEKTUPLAŞMASI

YA DA

CEVAP İÇERMEYEN BİR CEVAP TEŞEBBÜSÜ

 

 

Bu mektuplaşma, Neslihan Ece Uncuoğlu'nun, Yaşam Kaya ile yaptığı "Eleştirisi Olmayan Tiyatro Hiçbir Zaman Nitelik Taşıyamaz" başlıklı röportajı ile benim bu röportaja yönelik olarak yazdığım "Yaşam Kaya, 'İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni' olmakla övünüyor" başlıklı eleştiri yazım hakkındadır.

Dolayısıyla aşağıdaki mektupların içerdiği konuları daha iyi kavramak bakımından, yukarıda linklerini verdiğimiz o iki yazının okunması yararlı olacaktır. CB

 

 

NESLİHAN ECE UNCUOĞLU

29 Mart 2008 (09:50:04)

 

öncelikle kendimi tanıtıyım, ben yeditepe üniversitesi gazetecilik bölümü 2. sınıf ogrencisiyim. epey gecikmiş bir cevap hakkımı kullanmak için size mail atıyorum. Kendi sitenizde 7 aralık tarihli bir yazınızda ismim geçiyor. konuyu kısaca hatırlatıyım ki neden bahsettigimi bilin. yaşam kaya ile yaptığım bir röportaj uzerine bir yazı yazmışsınız. yaşam kaya ile ilgili probleminiz yada sorunuz nedir bilmiyorum çunku sizi hiç onu ise fazla tanımıyorum. kendisini editoru oldugu siteden buldm maille röp. teklifimi kabul etti ve konuştuk. Ben bir gazeteci adayı olarak, bilgilerin dogrulugunu araştırmam gerekirdi ki şuan goruorum olumcul hataların altında imzam bulunuyor.( sozler eden kişiyi baglar ama bir gazeteci yanlış bilgilerin yayınına izin veren olmamalıdır) ustelik hiç tanımadıgım insanlar tarafından ve de haksız yere eleştiriliyorum. Ama biri bana ingilterede yazıyorum diyorsa bunu inanmak vede yazmak durumundayım. tiyatro tarihiyle ilgili verdiği hatalı bilgiler tamamen bnm gozden kaçırmış oldugum ve yeni gordugum için(yazınızı) çok uzgunum. ama sizin de yazarken bnden ogrenci belkide ogretim gorevlisi die bahsetmeniz eleştirdiginiz kişi ve de eleştiri konunuzla bagdasmıyor. keşke o sitede mail adresim var, ordan bana ulaşıp bu hataları duzeltmemi ve genç bir insana abi nasihatıyla yaklaşsaydınız. bu röportaj yaşam kayanın teklifiyle o sitye onun vasıtasıyla konuldu. bn o site için değil okulda odevim için yaptım. ve sadece o sitede (bnm onayım ve haberim dogrultusunda) yayınlandı. suan çok şaşkınım, ama çok iyi dersler cıkardıgımı bilmenizi isterim.

 

 

COŞKUN BÜKTEL

29 Mart 2008 (15:33:21)
 

Neslihan, merhaba!

keşke kendi yaptığı hatalar için Yaşam Kaya da sizin kadar utansa ve üzülseydi. Sizin üzülmenize gerek yok. Ben sizin öğrenci olduğunuzu bile bilmiyor, sizin öğretim görevlisi olabileceğinizi de düşünüyordum. Hataları düzeltmek, bence, esas olarak, İngiltere'de eleştiri yazan ilk Türk olmakla övünen Kaya'ya düşerdi. O düzeltme yapmayı kendine yediremedi ve tükürdüğünü yalamamak için Shakespeare'i 200 yıl erken doğmuş gibi göstermeyi bile tercih etti. Hatadan dönmenin, tükürdüğünü yalamak pahasına bile olsa, erdem olduğunu bile öğrenememiş bir insan üzülmezken, sizin üzülmeniz çok da gerekli değil.

Evet, Özdemir Nutku'nun şahsıma yönelik CD kaydıyla saptanmış iftirasını (Bakınız: 'Özdemir Nutku skandalı') görmezden geldikleri için tüm internet yayıncılarına karşı mücadele veriyorum. Bu iftira yandaşı insanların karakter ve kültür zaaflarını kanıtlayan her belgeyi okurlar için aydınlatıcı buluyorum. Bu arada, genç ve hassas bir insanı kırabileceğimi fark etmediğim için, kendimi de suçluyorum. Kavgamda haklı olmak genç ve deneyimsiz bir insanı kırmayı bağışlatmaz, biliyorum! Ama dedim ya, sizi tanımıyordum. Yine de, istemeyerek verdiğim zarar nedeniyle, sizden özür diliyorum! Çıkardığınız dersler konusunda ise bir kez daha hataya düşmemenizi umuyor ve diliyorum.

Hoşçakalın!

Not: Bu yazışmamızın yayınlanması talebindeyseniz, lütfen, yazınızın imlasını yayınlanmak üzere tekrar gözden geçirip bana yeniden gönderin! Tüm cevap yazılarını hiçbir koşul öne sürmeden yayınlamak gibi bir ilkem var ama sizin yazınızı daha derli toplu bir görünümle yayınlamak isterim..

 

 

N.E.U

29 Mart 2008 (15:42:39)

Cevap verdiğiniz için tsk ederim.. bu kadar cabuk donuş beklemiyordum. aksam yaşam kaya ile de konuştm olaylardan neden haberdar edilmedğimle ilgili. haklı olarak kendinin doğru soyledigini tekrar dile getirdi. ben bu konuda bilgin, yetkili değilim. oyuzden pztesi gunu konuda soz sahibi olabilcek, tiyatro bolumu hocalarıyla konuşup size eger yaşamın verdiği bilgilerde bi yanlışlk varsa tam cevap metniyle imlası duzgun bi şekilde mail atarım. sizde yayınlarsınız. çunku yazılarda bnimde suçlu oldugum izlenimi çıkıyor ki röportaj yapıyorsanız kişinin soylediklerini aynen aktarmanız gerekir. bunun duzeltilmesini isteyebilirm sizden kendi adıma. gerisi ikiniz arasında olan bişeydir bni baglamaz. pztesi size cvp mailimi atarım.
saygılarımla...

 

 

C.B

30 Mart 2008 (01:15:17)
 

Neslihan, merhaba!

Tiyatro bölümü hocalarına elbette danış ama, ben onlara da pek güvenmediğimden, Shakespeare'in yaşadığı yüzyıl ve Türk tiyatrosunun başlangıç tarihi konusunda, kolayca ulaşılabilecek bilgileri aktarayım sana:

Shakespeare, yeryüzündeki kaynakların hepsinde, 1564-1616 yılları arasında yaşamış gösterilir. Ama Shakespeare hakkında, Van gölü canavarı ya da uçan daire benzeri bazı ilginç iddialar da yok değildir. Bunların en ciddisi (hakkında kitaplar yazılmış olanı), Shakespeare'in eserlerinin aslında Shakespeare tarafından değil, Francis Bacon (1561-1626) tarafından yazılmış olduğudur. Bir başka iddia ise, o eserleri Shakespeare'in değil, 29 yaşında bir meyhane kavgasında öldürülmüş olan Christopher Marlowe'un (1564-1593) yazmış olduğudur. Shakespeare diye birinin hiç yaşamadığını söyleyenler de vardır. Ama Yaşam Kaya'nın yaptığı gibi, Shakespeare'in 14. Yüzyıl'da yaşadığını söyleyen hiç kimse yoktur. (Böyle bir şeyi ancak, yazdığı eleştirilerin ustalık ve sağlamlığıyla övünemediğinden, İngiltere'de tiyatro eleştirisi yazan ilk Türk olmakla övünecek zekâda biri söyleyebilir.)

Türk tiyatrosunun başlangıç tarihine gelince, kesinlikle, 1907'den öncelere gider. Biz, Şinasi'nin 'Şair Evlenmesi' oyununu 1859'da yazdığını ortaokulda öğrenmiştik. Metin And daha eski oyunlar da buldu. Yani Türk tiyatrosunun yaşı genel kabule göre 150 civarındadır. Daha yaşlı olduğunu söyleyenler de vardır. Ama hiçkimse, Yaşam Kaya'nın yaptığı gibi, Türk tiyatrosunun 100 yaşında olduğunu söylemez.

Bana atılan iftirayı görmezden gelenlerin düzeyini sergilediği için, bu hataları sergilemek zorundaydım.

Şimdi verdiğim bilgileri test edebilir daha sonra da o bilgilerle herhangi bir tiyatro hocasını test edebilirsin. Sana kolaylıklar diliyorum.

Hoşçakal!

 

 

N.E.U

30 Mart 2008 (05:06:32)

 

dünkü yazışmalarımız üzerine yayınlamanız için yeniden bir cevap yazısı yazdım. ekte word belgesi olarak yolluyorum.ilginiz için tsk ederim. ii çalışmalar diliyorum...

Cevap hakkımı kullanıyorum

Sayın Büktel,

03.12.2007 tarihli “Gör Dediği” başlıklı yazınıza cevaben bu yazıyı yazmaya karar verdim. Öncelikle kendimi tanıtayım; Yeditepe Üniversitesi  İletişim fakültesi gazetecilik bölümü 2. Sınıf öğrencisiyim, kişiler hakkında isim kullanarak eleştiri yapılacağı zaman en azından o kişi hakkında doğru bilgi edinilmesinin önemli olacağı kanaatindeyim.  İlgili yazıda Kasım ayı içerisinde (tarihini maalesef hatırlamıyorum) yaptığım bir röportajdan alıntılar yapılmış ve ismim kullanılmıştır.  Ödev çalışması olarak yaptığım röportajın konusunu ve röportaj yapacağım kişiyi kendim belirledim. Bu çalışmam okulun herhangi bir yayınında kullanılmadı. Sizin alıntı yaptığınız sitede benim onayımla röportaj yaptığım kişinin teklifiyle yayınlandı. İngiliz ve Türk tiyatro tarihi ve kişinin kendiyle ilgili söylediği bazı cümlelerden alıntılar yapmış ve doğru olduğunu düşündüğünüz şahsi fikirlerinizi yazmışsınız.  Ben de kendi fikirlerimi paylaşmak isterim. Eğer ben Türk ve İngiliz Tiyatrosuyla ilgili araştırma haberi yapmış olsaydım eleştirilmeyi hak ederdim. Çünkü bir gazeteci doğru ve güvenilir haber yazmakla sorumlu ve bunu tek kaynaktan değil birkaç kaynaktan teyit etmelidir. Ama ben bir röportaj yaptım ve söylenenleri olduğu gibi aktarmakla sorumluyum çünkü röportaj kişinin fikirlerini yansıtır. Röportaj da verilen bilgilerin doğruluğunu tartışabilecek kişi sizin de takdir edebileceğiniz gibi ben değilim. Ben gazetecilik eğitimi alıyorum. Konuyu tiyatro eğitimi almış ustaların tartışmasına bırakıyorum.  Cevabımı gazetecilik mesleğinin saygınlığına ve güvenirliğine gölge düşürmemek adına yazıyorum.

Neslihan Ece Uncuoğlu

 

 

C.B

30 Mart 2008 (12:00:36)

 

Neslihan, merhaba!

Seni nasıl eleştirdiğimi görmek için yazımı tekrar okudum. Seni yazımın yalnızca ilk cümlesinde eleştirmişim ki, o cümle şudur:  "Yeditepe Üniversitesi gazetecilik bölümü öğrencisi (belki de öğretim görevlisi) Neslihan Ece Uncuoğlu, bir tiyatro eleştirmeni ile röportaj yapmaya karar vermiş ve bula bula Yaşam Kaya'yı bulmuş."

Yaşam Kaya, Shakespeare'in yaşadığı Yüzyıl'ı iki yüz yıl hatayla, yalnızca 150 yıllık geçmişi bulunan Türk tiyatrosunun başlangıç tarihini ise 50 yıl hatayla bildiğine göre, eleştirmen filan değildir ve senin röportaj yapmak için bula bula Yaşam Kaya'yı bulmuş olman büyük hata değilse bile büyük bir talihsizliktir.

Son yazın ilk yazına hiç benzemiyor. Ben ilk yazıyı yazan insanı kırdığım için, hatalı olmadığım halde özür dilemiştim. Kendi hatalarını zaten gören o insanın hatalarını görmezden gelmiştim. Ama şimdi karşımda, o ilk mektubu yazan insandan eser yok. Kendi hatalarını da, Yaşam Kaya'nın hatalarını da görmezden gelen ve benim açıkladığım ansiklopedik bilgilerin "kendi şahsi fikrim" olduğunu ileri sürerek o hataları meşru göstermeye çalışan birisi var şimdi karşımda.

Ben, gerçekleri öğrendikleri halde, insanları o gerçekler hakkında bile bile dezenforme etmeye çalışan kişileri bağışlayamam. Onları çok sert eleştiririm. Sen o ilk mektubu yazarken gerçekten samimi idiysen, yani yalnızca "bula bula Yaşam Kaya'yı bulmuş" cümlesinden o kadar incindiysen, sana tavsiyem, bu konuyu burada kapatmamızdır. Yine de cevap hakkını kullanmak istiyorsan, cevabını aynen yayımlarım. Ama o cevaba vereceğim cevaptan sonra incinecek çok daha fazla nedenin olacak ve bu kez incinmekle saçmalamış olmayacaksın. Tam tersine, incinmezsen saçmalamış olacaksın. Bu ifadeleri bir tehdit olarak değil, ilk mektubun yazarı olan o kırılgan insanı koruma çabası olarak değerlendireceğini umuyorum. Karar senin. Ne dersen onu yapacağım.

Umarım, sen son mektuptaki değil, en azından, ilk mektuptaki insansındır.

 

 

N.E.U

30 Mart 2008 (12:34:18)

 

ilk mail ilk okuduğum an hissettiğim ilk sinir haliyle yazıldı. 2.si isteginz uzerine yayınlanması için imlasına dikkat edilerek yazıldı. bnm amacım siz haklısınız yaşam haksız demek değildi. çunku sizde shakespeare'nin yaşamış olup olmadığıyla ilgili spekulasyonlar var dediniz. yani zaten net bir dogru sudur diyebilcegimiz bir bilgi yok. ama sizn verdiginiz tarihler tum interner sitelerinde var. ben yaşamla olan probleminize girmek o polemigi dewam ettircek bi adım atmak istemedigm için ismini kullanmadım. bnm amacım gazetecilikle ilgili bilinmesi gereken ve benimle ilgili bilinmesi gereknlerin bilinmesiydi. ilk mailimi duzeltip ikinci mailimden eklemeler yaparak tekrar bi metin hazırladım. bakarsanız sevinirm.

Cevap hakkımı kullanıyorum

Sayın Büktel,

03.12.2007 tarihli “Gör Dediği” başlıklı yazınıza cevaben bu yazıyı yazmaya karar verdim. Öncelikle kendimi tanıtayım; Yeditepe Üniversitesi  İletişim fakültesi gazetecilik bölümü 2. Sınıf öğrencisiyim, kişiler hakkında isim kullanarak eleştiri yapılacağı zaman en azından o kişi hakkında doğru bilgi edinilmesinin önemli olacağı kanaatindeyim. Gelelim asıl meseleye Yaşam Kaya ile ilgili probleminiz ya da sorunuz nedir bilmiyorum çünkü sizi hiç onu ise fazla tanımıyorum. Kendisini editörü olduğu www.tiyatronline.com sitesi aracılığıyla buldum. Mail ile röportaj teklifimi kabul etti ve konuştuk. Röportaj Yaşam Kaya’nın teklifiyle ve onun vasıtasıyla o siteye konuldu. Ben o site için değil okul ödevim için yaptım. Ve sadece o sitede (benim onayım ve haberim doğrultusunda) yayınlandı.

Ben bir gazeteci adayı olarak, bilgilerin doğruluğunu araştırmam gerekirdi ki şuan yazmış olduğunuz eleştiriden sonra yaptığım araştırmalar sonucunda tiyatro tarihiyle ilgili bazı hataların altında imzam bulunduğunu fark ettim. Gerçi şunu göz ardı etmememiz gerekiyor, röportajda sorulara verilen cevapları değiştiremeyiz ve olduğu gibi yayınlamak durumundayız. Sözler eden kişiyi bağlar ama bir gazeteci yanlış bilgilerin yayınına izin veren olmamalıdır. Yazınızı yeni gördüğüm için çok üzgünüm. Ama sizin de yazarken benden öğrenci belki de öğretim görevlisi diye bahsetmeniz eleştirdiğiniz kişi ve eleştiri konunuzla bağdaşmıyor.  Keşke o sitede olan mail adresim ile bana ulaşsaydınız ve bu hataları düzeltmemi ve genç bir insana ağabey nasihati ile yaklaşsaydınız. Şuan çok şaşkınım, ama çok iyi dersler çıkardığımı bilmenizi isterim. Son olarak, ben gazetecilik eğitimi alıyorum, konuyu tartışmayı konun uzmanlarına bırakmayı doğru buluyorum. Ben cevap hakkımı gazetecilik mesleğinin saygınlığına ve onuruna gölge düşürmemek adına kullandım.

 

 

C.B

31 Mart 2008

(Bu son cevap yazısı özel olarak Uncuoğlu'na gönderilmemiş, kamuoyuna açık olarak yazılıp, ilk kez bu sayfada yayınlanmıştır.)

 

Sayın Uncuoğlu;

Doğru dersler çıkarabilmeniz için mektubunuzu cümle cümle cevaplıyorum:

Sayın Büktel,

03.12.2007 tarihli “Gör Dediği” başlıklı yazınıza cevaben bu yazıyı yazmaya karar verdim. Öncelikle kendimi tanıtayım; Yeditepe Üniversitesi  İletişim fakültesi gazetecilik bölümü 2. Sınıf öğrencisiyim, kişiler hakkında isim kullanarak eleştiri yapılacağı zaman en azından o kişi hakkında doğru bilgi edinilmesinin önemli olacağı kanaatindeyim.


Sayın Uncuoğlu, siz ya da Yaşam Kaya, yaptığınız röportajın profesyonel bir röportaj zannedilmesi için, onu profesyonel bir sitede yayınlamış ve kendiniz hakkında "Neslihan Ece Uncuoğlu, Yeditepe Üniversitesi/ Gazetecilik Bölümü" açıklamasını yeterli görmüşsünüz. Daha fazlasının bilinmesini istememişsiniz. İsteseydiniz, kendiniz hakkında daha fazla bilgi verirdiniz. Vermemişsiniz. Peki ben ne yapmışım? Verdiğiniz o sınırlı bilgiye dayanarak, yazımda sizin bir öğrenci ya da öğretim görevlisi olabileceğinizi belirtmişim. Yaptığınız röportajda "gazetecilik bölümü 2. Sınıf öğrencisi" olduğunuzu belirtmeye kendiniz gerek duymadığınıza göre, ben, yalnızca, size "bula bula Yaşam Kaya'yı bulmuş" eleştirisini yöneltebilmek için, sizin kim olduğunuzu neden araştırmak zorunda olayım? Siz "Neslihan Ece Uncuoğlu, Yeditepe Üniversitesi/ Gazetecilik Bölümü" şeklindeki açıklamanızı yeterli bulurken, ben o açıklamayla yetinmeyip bir de "gazetecilik bölümü 2. Sınıf öğrencisi" olduğunuzu keşfetmeye neden çalışayım? Sırf size "bula bula Yaşam Kaya'yı bulmuş" diyebilmek için mi?

Benim getirdiğim o eleştiride kim olduğunuz önemli değil ki!... Kimi bulduğunuz önemli... Benim eleştirime karşı mantıklı ve tutarlı bir cevap verebilmeniz için, Yaşam Kaya'yı bulmakla hata etmediğinizi, onun bilgili ve yanılmaz bir eleştirmen olduğunu, benim gösterdiğim (ilk mektubunuzdaki haklı tanımlamayla söylersek) "olumcul hataların" aslında hata olmadığını kanıtlayabilmeniz gerek. Böyle bir şey yapabiliyor musunuz? Hayır. Hiç kimse böyle bir şey yapamaz. Hiç kimse Shakespeare'in 14. Yüzyıl'da yaşadığını kanıtlayamaz. Shakespeare'in kimliği konusunda uçan daire ya da Van gölü canavarı benzeri spekülasyonlar var ama, 14. Yüzyıl'da yaşadığına dair spekülasyon bile yok. Asıl Shakespeare olduğu çok dar bir çevrede iddia edilen tüm yazarlar (Francis Bacon, Christopher Marlove ya da Ben Johnson) Shakespeare'in çağdaşıdırlar. Yani Shakespeare eserleri, her kim yazmış olursa olsun, Kraliçe 1. Elizabeth (1533-1603) dönemindeki İngiliz rönesansının, yani 16. Yüzyıl'ın ürünleridir. Bu konuda hiçbir spekülasyon yoktur. Bu tartışmalı bir konu değildir. Bunlar benim "doğruluğuna inandığım şahsi fikirlerim" değil, konuyla ilgili her kitabın kaydettiği "ansiklopedik", sıradan bilgilerdir. Bunları bilmek, hele "İngiltere'de eleştiri yazan ilk ve tek Türk" olmakla övünen biri için, Atatürk'ün 1881'de Selanik'te doğduğunu bilmek kadar sıradan bir iştir. Atatürk'ün 17. Yüzyıl'da yaşadığını söyleyen biri nasıl tarihçi olamazsa, Shakespeare'in 14. Yüzyıl'da yaşadığını söyleyen biri de tiyatro eleştirmeni olamaz. Bunu, aslında "gazetecilik bölümü 2. Sınıf öğrencisi" bir gazeteci adayının bile bilmesi gerekir. Ama sizin bilmemeniz şaşırtıcı değil. Çünkü yayınlanması için özenerek yazdığınız son mektubunuz bile kanıtlıyor ki, siz, meslek seçtiğiniz gazeteciliği dahi umursamamaktasınız. Bırakın (bir gazetecinin en önemli enstrümanı olan) Türkçe'ye egemen olmayı, Türkçe'nin imla kurallarını öğrenmeyi dahi savsaklamaktasınız. Tıpkı Yaşam Kaya'nın Shakespeare'i öğrenmeyi dahi savsakladığı gibi...         

Bir gazeteci olarak Yaşam Kaya'nın yanlışlarını elbette kelimesi kelimesine onun söylediği gibi (yani yanlış olarak) yazmak zorundaydınız. Ama (yine bir gazeteci olarak) okurlarınızı o yanlışlar konusunda uyarmak, okurlarınızın o  yanlışlarla dezenforme edilmesine engel olmak, okurlarınızı o yanlışlardan korumak da zorundaydınız. Acemiliğiniz ya da yetersizliğiniz yüzünden o "olumcul hataları" fark etmediğiniz için, okurlarınızı yanlışlardan koruyamadınız. Yaşam Kaya'nın "olumcul hataları" fark etmemiş olmanızı, Yeditepe Üniversitesi'ndeki eğitim kadrosunun zaafı sayarak bağışlayabilirim/bağışlamıştım.

Ama (sırf Yaşam Kaya'nın "olumcul hataları" mazur göstermek uğruna) benim anlattığım ve test etmenizi istediğim tüm olgulara rağmen, o olguların kesinliğine gölge düşürmeye kalkışarak, tartışılmaz olguları "tartışmalı konularmış" gibi sunarak, doğrusunu artık öğrendiğiniz halde yanlışları hâlâ inatla savunarak, sitemin okurlarını dezenforme etmenize izin veremem. Yaşam Kaya'yı eleştirmen yerine koyup onunla röportaj yapan ve o röportajı "Neslihan Ece Uncuoğlu, Yeditepe Üniversitesi/ Gazetecilik Bölümü" şeklindeki bir sıfatla profesyonel bir sitede yayınlamaya razı olan herkes (ister Orianna Fallaci kadar tanınmış bir gazeteci olsun, ister "gazetecilik bölümü 2. Sınıf öğrencisi" olsun) bence, en azından, "bula bula Yaşam Kaya'yı bulmuş" eleştirisini hak eder.

Çünkü "ingiltere'de eleştiri yazan ilk ve tek Türk" olmakla övündüğü halde, Shakespeare'in bırakın doğum ve ölüm tarihini, yaşadığı Yüzyılı bile bilmeyen, kendi ülkesinin en az yüz elli yıllık tarihini yüz yıllık zanneden bir zekâ; tiyatromuzun zaten yerlerde sürünen kültürel donanım, yaratıcılık, bilimsellik ve sanatsal heyecan düzeyini daha da derinlere batırmasın diye, teşhir edilmelidir. Ben yalnızca bu teşhiri yaptım ve sizin için de yalnızca "bula bula Yaşam Kaya'yı bulmuş" dedim. Bu, biraz derin düşünürseniz, bana teşekkür etmenizi gerektirebilir ama "kişiler hakkında isim kullanarak eleştiri yapılacağı zaman en azından o kişi hakkında doğru bilgi edinilmesinin önemli olacağı kanaatindeyim" biçiminde, (sanki ben sizin hakkınızda yanlış bilgi edinmiş ya da yanlış bilgi vermişim gibi) saptırıcı bir cümle kurarak bana akıl öğretmeye kalkışmanızı kesinlikle gerektirmez.

Gelelim asıl meseleye Yaşam Kaya ile ilgili probleminiz ya da sorunuz nedir bilmiyorum çünkü sizi hiç onu ise fazla tanımıyorum.

Kimliğim ya da kişiliğimle ilgili hatalı bir değerlendirmede bulunmadığınız sürece, beni tanımak zorunda değilsiniz. Öyle hatalı bir değerlendirme yapmamış olmanıza sevindim. Ama aynı hatayı ben de yapmadığım halde, sanki yapmışım gibi yanlış cümleler kuruyorsunuz. Ben, sizi tanımıyor olmamdan (ve herhangi başka bir nedenden de) kaynaklanan herhangi bir hata yapmış değilim.

Kendisini editörü olduğu www.tiyatronline.com sitesi aracılığıyla buldum. Mail ile röportaj teklifimi kabul etti ve konuştuk. Röportaj Yaşam Kaya’nın teklifiyle ve onun vasıtasıyla o siteye konuldu. Ben o site için değil okul ödevim için yaptım. Ve sadece o sitede (benim onayım ve haberim doğrultusunda) yayınlandı.

Yazımda sizi eleştiren tek cümlem, "Yeditepe Üniversitesi gazetecilik bölümü öğrencisi (belki de öğretim görevlisi) Neslihan Ece Uncuoğlu, bir tiyatro eleştirmeni ile röportaj yapmaya karar vermiş ve bula bula Yaşam Kaya'yı bulmuş."tan ibaret olmasaydı ve sizi çok daha sert eleştirmiş bile olsaydım; yukarıda açıkladığınız şeyler, beni yine de size karşı haksız bir konuma sokmaya yetmezdi. Onları, şimdi değil, röportajınızın giriş bölümünde açıklamalıydınız. Ama yapamadınız ya da Yaşam Kaya yapamadı. Çünkü kendisiyle yapılmış olan röportaj, bir öğrencinin "okul ödevi" olarak görülsün istemedi. Kendini gazetecilere röportaj veren büyük eleştirmen olarak göstermek için, sonuçta sizi kendi yanlışlarının mağduru haline getirdi. Yanlış kişiye kızıyor, yanlış adrese "cevap" yazıyorsunuz.

Ben bir gazeteci adayı olarak, bilgilerin doğruluğunu araştırmam gerekirdi ki şuan yazmış olduğunuz eleştiriden sonra yaptığım araştırmalar sonucunda tiyatro tarihiyle ilgili bazı hataların altında imzam bulunduğunu fark ettim.

Son mektubunuzda, "bazı hataların altında imzam bulunduğunu fark ettim." diyorsunuz ama, ilk mektubunuzda "şuan goruorum olumcul hataların altında imzam bulunuyor." demeyi tercih etmiştiniz ve o hataları "ölümcül" bulmakta yerden göğe haklıydınız. (Sizden sırf bu nedenle özür dilemiştim.) Benim açıkladığım olguları (yani işin aslını) öğrenmenizden sonra, mantık, "ölümcül" sıfatını pekiştirmenizi gerektirdiği halde; acaba mantığı bir yana itip, hataları "bazı hatalar" biçiminde önemsizleştirmeyi neden tercih ettiniz? Bu soruya masum ve inandırıcı bir cevap bulamıyorum.

Gerçi şunu göz ardı etmememiz gerekiyor, röportajda sorulara verilen cevapları değiştiremeyiz ve olduğu gibi yayınlamak durumundayız. Sözler eden kişiyi bağlar ama bir gazeteci yanlış bilgilerin yayınına izin veren olmamalıdır.

Bu konudaki açıklamamı tekrarla vurgulamakta yarar görüyorum:

Bir gazeteci olarak Yaşam Kaya'nın yanlışlarını elbette kelimesi kelimesine onun söylediği gibi (yani yanlış olarak) yazmak zorundaydınız. Ama (yine bir gazeteci olarak) okurlarınızı o yanlışlar konusunda uyarmak, okurlarınızın o  yanlışlarla dezenforme edilmesine engel olmak, okurlarınızı o yanlışlardan korumak da zorundaydınız.

Yazınızı yeni gördüğüm için çok üzgünüm. Ama sizin de yazarken benden öğrenci belki de öğretim görevlisi diye bahsetmeniz eleştirdiğiniz kişi ve eleştiri konunuzla bağdaşmıyor.

Sizin hakkınızda yalnızca bir tek eleştirel cümle kurdum. Kendinizi "Neslihan Ece Uncuoğlu, Yeditepe Üniversitesi/ Gazetecilik Bölümü" olarak yoruma açık biçimde tanımladığınız için, ben de yoruma açık biçimde, "Yeditepe Üniversitesi gazetecilik bölümü öğrencisi (belki de öğretim görevlisi) Neslihan Ece Uncuoğlu, bir tiyatro eleştirmeni ile röportaj yapmaya karar vermiş ve bula bula Yaşam Kaya'yı bulmuş." dedim. Bunun neresi yanlış? Kendiniz kendinizi eksik tanıtmakta bir takım yararlar görmüşsünüz, ama eleştiri gelince, yaptığım eleştirinin "doğruluğunu/yanlışlığını" tartışmak yerine, "benim kim olduğumu niye araştırmadınız?" diyerek saçma sapan bir başka tartışma açıyorsunuz. Sizi eleştirmek için sizin kim olduğunuzu bilmek zorunda değildim, öğrendikten sonra da hata yapmış olduğumu düşünmedim/düşünmüyorum.

Benim eleştirdiğim konu siz değildiniz, Yaşam Kaya'ydı. Kaya, bugünlerde sık rastladığım fıkra zekalı bir sürü başka insan gibi, tükürdüğünü yalamaktansa düzeltme yapmamayı tercih etti. Yani adeta şöyle demiş oldu: Dünya ne derse desin, bana vız gelir, Shakespeare 16. Yüzyıl'da değil, 14. Yüzyıl'da yaşamıştır! 14 işte, 14!... Çatlasanız da patlasanız da 14!... Türk tiyatrosu da 150 değil, 100 yaşındadır. Shakespeare için 16, Türk tiyatrosu için 150 diyenler halt etmiş, o onların kendi şahsi fikridir.

Siz bu komikliğe çanak tutmak (alet olmak) gafletini gösterdiğiniz ve bu komikliği örtbas etmeye de kalkıştığınız için çok daha sert eleştirilmeyi hak ettiniz. 

Keşke o sitede olan mail adresim ile bana ulaşsaydınız ve bu hataları düzeltmemi ve genç bir insana ağabey nasihati ile yaklaşsaydınız.

Asıl keşke şu: Keşke Yaşam Kaya kendisine doğruları gösterdiğimde komplekse kapılıp yanlışta inat etmeseydi ve düzeltme yapıp bana teşekkür etseydi. Kendini de sizi de kurtarmış olurdu. Tekrarlıyorum: Yanlış kişiye kızıyor, yanlış adrese "cevap" yazıyorsunuz.

Şuan çok şaşkınım, ama çok iyi dersler çıkardığımı bilmenizi isterim.

İlk mektubunuzda "olumcul hatalar" dediğiniz hatalara, son mektubunuzda "bazı hatalar" dediğinize göre, öğrendiklerinizden "çok iyi dersler" çıkardığınıza inanmak hiç kolay değil. Bence hâlâ "çok şaşkın"sınız.

Son olarak, ben gazetecilik eğitimi alıyorum, konuyu tartışmayı konun uzmanlarına bırakmayı doğru buluyorum. Ben cevap hakkımı gazetecilik mesleğinin saygınlığına ve onuruna gölge düşürmemek adına kullandım.

Ortada tartışılacak bir "uzmanlık" konusu olmadığı gibi, senin cevap vermeni gerektiren bir durum da yoktu. Benim tek cümlelik eleştirime cevap vermiş de değilsin zaten. Cevap hakkı tanımak ve sansür düşmanı olmak konusunda fanatik bir duyarlılığa sahip olduğum için, cevap hakkı kullandın. Seni koruma çabamda başarılı olup da cevap hakkı kullanmaktan seni vazgeçirebilseydim, "gazetecilik mesleğinin saygınlığına ve onuruna" daha az gölge düşürmüş olurdun. Yine de üzülme, senin hataların mesleğin (şu an zaten hiç parlak olmayan) "saygınlığına ve onuruna" fazla zarar veremez. (Mesleğin ne halde olduğunu görmek için, bak: Feridun Çetinkaya, "...Ama Beni İktidar Yapan Müdahale İyidir")

 

N.E.U

2 Nisan 2008 (02:25:29)

bu kadar kötü niyetli olduğuınuzu bilmiyordum.. bunu da yayınlayın hadi, tiyatroyu ve dogruluğu savunan biri olarak cok bilen biri olarak yayınlayın. siz maille yazışmalarımı ve bilerek kısaca yazmak için yaptıgım hataları bana indirgicek kadar ucuz insansınız. guya iyi biri gibi bana yaklaşıp benim onayım olmadan "karsıklıklı mailleşmemizi" yayınladınız...

 

C.B

2 Nisan 2008

Bir kere size yaklaşan ben değilim. Ben yalnızca sizin maillerinizi cevapladım. Size "iyi biri gibi" yaklaşmadım, tam tersine, "Ben, gerçekleri öğrendikleri halde, insanları o gerçekler hakkında bile bile dezenforme etmeye çalışan kişileri bağışlayamam. Onları çok sert eleştiririm." diyerek sizi önceden uyardım.

Ben bir yayıncıyım ve sizinle "karsıklıklı mailleşmeyi" isteyen taraf ben değilim. Dolayısıyla, benimle mailleşmeye başlamadan önce benden sizin sırdaşınız olacağıma dair herhangi bir söz almış değildiniz. Yazışmalarımızın aramızda kalmasını istiyorduysanız, bunu önceden belirtmeniz gerekiyordu. Benim kişiliğim hakkında "ucuz" gibi bir sıfat kullanmadan önce de, beni daha iyi tanımanız, örneğin, benim "aramızda kalsın" diye başlayan konuşmaları dinlemediğimi öğrenmeniz gerekirdi. Bu ilkemi, "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları" (Dramatik Yayınlar, 1998) adlı kitabımın önsözünde gerekçeleriyle açıklamıştım:

"Oysa benim, tüm dostlarımın çok iyi bildiği, bir başka ilkem de şuydu: 'Aramızda kalsın' diye başlayan konuşmaları asla dinlemem."

("Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", 1998. Sayfa 11.)

Yani yazışmamızın aramızda kalmasını önceden talep etseydiniz, alacağınız cevap "hayır" olurdu. Kısacası, ben sizin dostunuz ya da sırdaşınız olmadığıma göre, bana yazılan mesajları ne yapacağıma karar vermek yetkisi tümüyle benimdi. İlk kararım, okurların bu yazışmayı bilmekle herhangi bir yarar sağlamayacakları yönünde oldu. Ayrıca kırılgan zannettiğim bir insanı daha fazla kırılmaktan, üzülmekten korumak istedim. Ama siz kırılgan filan değilsiniz. Siz yalnızca altına imza attığınız "ölümcül hataları" mazur göstermek peşindesiniz. O "ölümcül hatalar" nedeniyle utanıyor ya da üzülüyor da değilsiniz. Bütün amacınız, altında imzanız bulunan Yaşam Kaya hatalarını tartışılabilir şeylermiş gibi, net olmayan spekülasyonlarmış gibi göstererek, hem kendinizi hem Kaya'yı temize çıkarmak. Ama ben buna izin veremem. Buna izin vermek, okurların dezenforme edilmesine izin vermek anlamına gelir.

Madem ki yazışmamızın okurlara ulaşmasını istediniz, o zaman, okurların doğru değerlendirmesi için, yazışmamızı "kısmen" değil, "tümüyle", tüm gelişmeleriyle öğrenmesini tercih ettim. Merak etmeyin, bilerek kısaca yazmak için yaptıgınız hataları (benim anlayışla karşılayacağıma güvendiğinize göre) okurların da anlayışla karşılayacağına güvenebilirsiniz. Bu yazışmamızda sizi kaygılandırması gereken en son şey, o bilerek kısaca yazmak için yaptıgınız hatalar... Siz asıl, konu dışında bırakmayı tercih ettiğiniz hatalarınıza üzülün!

Birbirimize tamamen yabancı olduğumuza göre, benim görmemde sakınca bulmadığınız bilerek kısaca yazmak için yaptıgınız hataları başka yabancıların görmesinde ne sakınca olabilir? Kaldı ki, özenerek yazdığınız ve yayınlanmasını talep ettiğiniz yazılarınızı da yayınladım. (Özendiğiniz ve özenmediğiniz yazılar arasında ne kadar fark olduğunu bütün okurlar gördü.)

Sizin asıl hatanız, bilerek kısaca yazmak için yaptıgınız hatalar değil, öncelikle Yaşam Kaya'nın "ölümcül hatalarının" altına bir gazeteci olarak imza atmış olmanız, sonra da o "ölümcül hataları" mazur göstermek için "bazı hatalar" haline getirmiş olmanızdır ve benim bu hatalarınızla hiç ilgim yoktur. Siz bu hataları, benim adımı duymanızdan çok önce yaptınız.

Ben, sizin cevap hakkınızı son satırına kadar tanımaya mecburum ama; o hatalarınızı aklayacak biçimde yayın yaparak okurlarımı sizin hatırınız için dezenforme etmeye mecbur değilim.

Siz hakaret ettiniz diye size hakaret edecek de değilim! Tam tersine, sizin için en iyisini diliyorum: Olanlardan sahiden de "çok iyi dersler" çıkarmanızı diliyorum.

Hoşçakalın!

 

N.E.U

2 Nisan 2008 (10.24.54)

sizin hakkınızda herhangi bir yazı okumama gerek yok. Siz ucuz polemiklerle, ona buna sataşarak güya bişiler yapmaya çalışan basit birisiniz. Sizinle bundan sonra muhattap olmak istemiyorum. Birileri size sus demediği için geçip ona buna sallıyorsunuz. Malesef ülkemizde en kolay yapılan iş bu. Ona buna sataş reklam yap, adın konuşulsun. Sizi sizin yolladığınız kaynaktan değil okurlarınız bir de google'da aratıp baksın, adınız polemik yaratan, destursuz, hiç bir yazılı ve görsel basında yazıları yayınlanmadığı için kendi adına aldığı sitede ona buna sallayan eleştirmen, tiyatro yazarı olarak geçiyor. Eminim bu konunun ehli isimler sizi kaale almıyorlardır. Ben bir ''saçmalık'' yapıp sizi kaale aldım. üzgünüm.. Benimle yazışamlarınızı yayınlayacak kadar konunuz ve de isim kalmadı sanırım. Zaten kimse kaale alıp size cevap yazmıyor.. Devam edin...

 

 

ÜÇ AY SONRA:

GÜNCELLEME 2 Temmuz 2008

 

Yaşam Kaya'nın 8 ay gecikmeli savunma yazısının tam metnini aşağıya aktarıyoruz. İnanan inanır. (Kaya'nın yazısının sonunda, bizim yazıya ilişkin bir yorumumuzu ve yine yazıya ilişkin olarak Neslihan Uncuoğlu'na gönderdiğimiz mektubu, okuyabilirsiniz CB):

 

Shakespeare ve Türk Tiyatrosu Polemiği İçin Büktel’e  ve Bulunmaz’a Yanıtımdır

 

YAŞAM KAYA

 

Büktel ve Bulunmaz sizlere kısa ve öz biçimde cevap yazacağım. Bu yazıyı yazmamın en büyük nedeni şudur: Üzerime atılan iftiraların genç tiyatro severler tarafından yanlış anlaşılmış olması ve TiyatrO Oyun sitesinin gösterdiği onurlu davranıştır.

 

Yeditepe  Üniversitesi’nden genç bir kız benle röportaj yapmıştı aylar önce. Röportaj yayınlandı. Ve yapılan söyleşide bir takım konular eksik kaldı. Öncelikle Sayın Uncuoğlu’ nun bir kayıt cihazı olmadığı için röportaj esnasında bir takım konular eksik yazılmıştır. Röportaj yayınlanmadan önce röportajı okumama rağmen, maalesef bir takım konuşmalar eksik kalmıştır.

 

Shakespeare 1400’lü yıllarda yaşamıştır, lafını asla ve asla söylemedim.

 

“…İngilizler, 1400’lü yıllarda Shakespeare’ in çıkışı dünyayı sarsmıştır…” 

 

Görüldüğü gibi cümle düşüktür. Ben burada “İngilizler 1400’lü yıllardan başlayarak asıl olarak Shakespeare’in çıkışı ile dünyayı sarsmıştır” dedim. Fakat Uncuoğlu’nun hatası yüzünden sözüm yanlış anlaşılmıştır.

 

“…fakat Türk tiyatrosu daha 100 yıllık bir süreci kapsar. İlk başlangıcı Şinasi’nin Şair Evlenmesi’dir…”

 

Bu cümlede de eksik bir yazım vardır. Ben “Türk Tiyatrosu daha 100 küsür yıllık bir süreci kapsar, bu başlangıçta Şinasi’nin Şair Evlenmesi’dir…” dedim. Bu söylediğim de eksik yazılmıştır.

 

Sayın Uncuoğlu, röportaj yayınlandıktan 2 ay sonra Büktel’in ve Bulunmaz’ın yazılarına cevap vermek istemiştir. Bana konu ile ilgili soru sorduğunda, röportaj için asla cevap verme, bırak yayınlandığı gibi kalsın, dedim. Bunu söylememin nedenine gelince; Uncuoğlu genç bir arkadaş. İçinde çok güzel niyetler barındırıyor. Bu durumu gölgelemek istemedim. Uncuoğlu’nun şevkini kırmak istemedim.

 

  Röportaj yayınlanmadan önce röportajı bir dostumun ofisinde acele ile okudum. Eksik yazılan bölümleri göremedim. O zamanlar ciddi bir sağlık sorunum da vardı. Bu sebepten kaynaklı bana yapılan eleştirileri de nerdeyse 2 ay sonra okuyabildim. 20 gün gibi bir süre ciddi bir rahatsızlıkla savaştım. Bu konuda detaylı bilgi veremem.

 

Uncuoğlu beni dinlemeyip aylar sonra Büktel’le yazıştı. Bu konuda otorite onlar değil, söylemime rağmen Uncuoğlu, Büktel’i ciddiye alıp konu ile ile ilgili abuksabuk mailleşmelere maruz kaldı. Ben Uncuoğlu’na bi’şey diyemem. Genç arkadaş tiyatro dünyasına çok uzak. Fakat çok iyi niyetli ve ilerisi için ışık veren birisi. Bu hatası yüzünden polemik büyüdü de büyüdü. Eksik yazımlardan dolayı o’nu da suçlamak istemedim. Genç bir insanın heyecanını kırmak benim gibi birisine yakışmazdı.

 

Büktel ile Bulunmaz ellerine kozu geçirdiler ya, her yerde “Kara cahil, bilgisiz, kültürsüz Yaşam KAYA” naraları atmaya başladılar. İngiltere’de Leeds Üniversitesi’nden ve Lyn Gardner’dan geçici süre Sanat Eleştirmenliği eğitimi aldığım zaman tanıdığım bir hoca da bu tartışmaya dahil oldu. Konu ile ilgili Büktel’e cevap yazdı. Rahatsızlığım yüzünden bu yazıyı da yayınlandıktan belli bir süre sonra öğrendim.

 

Düzeysiz ve seviyesiz tartışmaları yüzünden konu ile ilgili bu küfürbaz ikiliye cevap yazmadım. Bana edilen küfürler yüzünden kaç defa mahkemeye gitmeye karar verdim. Ama düzeysiz bu iki zat’ı ciddiye alıp mahkemeye gitmek demek onların yücelmesi anlamına gelirdi.

 

Son dönem içinde yaşadığım olay budur. Ayrıca “Londra Olay Gazetesi” mahalli bir gazete değildir. İngiltere’de yaşayan Türklere hem Türkçe hem de İngilizce basılmaktadır. Ülke sınırları içindeki bütün şehirlere de yollanmaktadır. Ayrıca gazete Kıbrıs’ta da yayın yapmaktadır (Kuzey ve Güney dahil) İngiltere’ nin daha bir çok gazetesinde yazılarım yayınlanmıştır bu dönem içinde. Ama Türkiye’de bunu söylemeye artık gereksinim duymuyorum.

 

Sabah Gazetesi de dahil olmak üzere bir çok medya kurumunda yazılarım yayınlanıyor. Tiyatro eleştirmenliğimin yanında psikolog ve özel eğitim danışmanıyım. Kimselerin beni enine boyuna irdelemesine de gerek yok. Beşiktaş merkezde yaşıyorum.  Gizli kapaklı hiçbir işim olmamıştır bugüne dek. Bunu da tüm kamu oyuna buradan bildiriyorum.

 

Büktel ve Bulunmaz bana attığınız iftiralara cevabım budur. TiyatrO Oyun’u yürüttüğü mücadelede sonuna dek destekliyorum. Büktel gibi Amerikalıların kurduğu bir kanala senaryo yazarak sosyalist mücadele yürütmüyorum. Ey Bulunmaz, karşı çıktığın, yüzlerce kez küfrettiğin Amerikan medyasına senaryo yazan Büktel’i desteklemeye devam et bakalım…

 

Yaşam Kaya / 1 Temmuz 2008

 

 

Sekiz Ay Önce İnsan, Sekiz Ay Sonra Kurt

COŞKUN BÜKTEL 

 

Yaşam Kaya, tiyatral cehaletinin vahametini ayan beyan ortaya koyan Shakespeare ve Türk tiyatrosu ile ilgili ifadeleri hakkında, o ifadelerin yayınlanmasından 8 ay sonra savunma yapmaya karar vermiş. Yaşam Kaya'nın ancak (adı bile çalıntı olan) hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org adlı korsan sitede (Burak Caney'in sitesinde) yayınlayabildiği (yukarıda tam metnini sunduğumuz) savunma yazısında, bütün suç, röportajı yapmış olan Neslihan Uncuoğlu'na yükleniyor. Kaya, sekiz aylık gecikmesini iki bahaneye bağlamaya çalışıyor:

BAHANE 1: "Bu yazıyı yazmamın en büyük nedeni şudur: Üzerime atılan iftiraların genç tiyatro severler tarafından yanlış anlaşılmış olması ve TiyatrO Oyun sitesinin gösterdiği onurlu davranıştır."

Adı bile çalıntı olan ve imzasız yazılarla insanlara apaçık iftiralar atan Burak Caney sitesinin "onurlu davranış"ından söz etmesi dahi, tek başına, Yaşam Kaya'nın kalitesini ortaya koymak bakımından gayet yeterli bir veridir ama biz yine de konudan sapmayalım ve Kaya'nın öne sürdüğü bahaneleri cevaplayalım:

Bir insan Shakespeare'in 14. Yüzyıl'da yaşadığını söylerse, insanların onu doğru anlaması nasıl mümkün olabilir? Kaya, 14. Yüzyıl dediği halde, sekiz ay boyunca insanların onu doğru anlayacağını zannetmiş ve ancak sekiz ay sonra "genç tiyatro severler tarafından" yanlış anlaşıldığını fark ederek 14. Yüzyıl konusunda düzeltme yapmaya karar vermiş. Peki 14 rakamını sekiz ay sonra düzeltmeye çalıştığına göre, hâlâ kalkıp Bulunmaz ve Büktel'in kendisine  iftira attığını hangi hakla, hangi mantıkla, hangi kanıtla söyleyebiliyor? Hiçbir kanıtla... Kanıt göstermeye gerek yok ki... Yaşam Kaya, nasılsa hela gibi çift "oo"lu korsan siteyi izleyen kitle, Büktel ve Bulunmaz aleyhine söylenmiş her sözü yalamadan yutar, diye düşünüyor. Eh, ne diyelim: Yutan yutar, tabii... Kaya için kaç kişi yutsa kârdır. Kaya çok kurnaz(!)

Yaşam Kaya, 14. Yüzyıl konusunda bütün suçu Neslihan Uncuoğlu'na yükledikten sonra, bu yüklemeyi neden sekiz ay önce yapmadığını şöyle açıklıyor:

BAHANE 2: Uncuoğlu genç bir arkadaş. İçinde çok güzel niyetler barındırıyor. Bu durumu gölgelemek istemedim. Uncuoğlu’nun şevkini kırmak istemedim. 

Yani Kaya, sekiz ay önce, Neslihan Uncuoğlu'nu rencide etmemek için, hatanın kendisinde değil de Neslihan Uncuoğlu'nda olduğunu açıklamak istememiş. Uncuoğlu'na acımış ve suçun kendi üstünde kalmasına razı olmuş. Peki ama Yaşam Kaya, sekiz ay önce rencide etmek istemediği, acıdığı Uncuoğlu'na, bugün neden acımıyor? Kaya'nın "genç bir arkadaş" olarak tanımladığı Uncuoğlu, aradan geçen sekiz ayda, artık acınması gerekmeyecek kadar ihtiyarlamış olabilir mi? Kaya, sekiz ay önce insan gibi davranıp bir genç kızı sakınmak adına hatayı kendi üstüne aldığı halde, bugün transformasyona uğrayıp kurtlaşmış ve kendini aklamak uğruna bütün suçu o genç kızın üstüne atıyor. Bu ihtimal geçerli olabilir mi? Bizce olamaz.

Bizce, Kaya'nın sekiz ay gecikmeli savunmasının iler tutar yanı yok. Kaya, hela gibi çift "oo"lu korsan sitede, bir takım isimsiz insanların CD kaydı ve kendi itirafıyla belgeli olduğu halde Özdemir Nutku iftirasını bile, "Çığ" denen abukluğu bile aklamaya kalkıştıklarını görünce, o korsan sitenin her şeye inanmaya hazır bir kitleye sahip bulunduğunu fark etmiş ve "bu sitede Özdemir Nutku ile Tuncer Cücenoğlu bile aklanabiliyorsa ben niye aklanmayayım? Bu furyadan yararlanarak ben de arada gusul aptesti alıp şu Shakespeare kamburundan niye kurtulmayayım?" diye bir kurnazlık teşebbüsünde bulunmuş. O korsan sitede, sekiz ay sonra tüm suçu Neslihan Uncuoğlu'na yıkan bir açıklama yayınlamış.

Neslihan Uncuoğlu'nun yazıyı google'da fark etmesini önlemek için olmalı, bizim Kaya, yazısında bir kez bile Neslihan adını kullanmamış. Neslihan Uncuoğlu'dan sürekli olarak "Sayın Uncuoğlu" diye söz etmiş. Hangi Uncuoğlu? Belli değil. İnsan önce söz ettiği kişinin adını ve soyadını "Neslihan Uncuoğlu" olarak verir ancak ondan sonra "Sayın Uncuoğlu" diye devam eder. Yaşam Kaya bu kadarını bile düşünebilmekten aciz mi? Belki gerçekten o kadar acizdir. Belki gerçekten Neslihan Uncuoğlu'ndan saklanmaya çalışmıyordur. Hatta belki bu yeni hamleyi Uncuoğlu'yla anlaşarak, işbirliği halinde kotarmışlardır. Ama ben, Yaşam Kaya'nın o kadar yazma özürlü olmasını imkansız bulmadığım halde, yazısında bir kez bile Neslihan adını kullanmamasını, Yaşam Kaya'nın beceriksizliğine, yazma özürlü oluşuna değil, Uncuoğlu'ndan saklanmaya çalışmasına bağlıyorum. Yani Kaya'nın kendi çapındaki bir "küçük kurnazlığı" olarak değerlendiriyorum.

Yaşam Kaya gibiler bu zekâlarla eleştirmen olacak da, Türk tiyatrosu gelişecek, ha!... Büktel'e karşı olunca apaçık iftiraya bile inanmaya hazır embesillere güvenerek yazı yazılacak da, o yazının tiyatro sanatına katkısı olacak, ha!... Ölme eşeğim ölme!... 

Yaşam Kaya'nın yukarıda aktardığım yazısını okuyunca, Neslihan Uncuoğlu'na bugün (2 Temmuz 2008) cevabını hâlâ beklemekte olduğum şu mesajı gönderdim:

Neslihan hanım, merhaba!

 

Yaşam Kaya, 8 ay sonra bana cevap vererek kendini aklamaya kalktı. Ve bütün suçu size yıktı. Yaşam Kaya'nın aşağıdaki ifadelerini onaylıyorsanız, demek oluyor ki, tüm yazışmamız boyunca, ilk günden son güne kadar, bana yalan söylemişsiniz.

 

Siz mi yalancısınız, Kaya mı?

 

Kaya'nın sizinle ilgili söylediklerini aşağıya aktarıyorum. En sona da, Kaya'nın yazısının yer aldığı internet sayfasının linkini ekliyorum: 

 

 "Yeditepe  Üniversitesi’nden genç bir kız benle röportaj yapmıştı aylar önce. Röportaj yayınlandı. Ve yapılan söyleşide bir takım konular eksik kaldı. Öncelikle Sayın Uncuoğlu’ nun bir kayıt cihazı olmadığı için röportaj esnasında bir takım konular eksik yazılmıştır. Röportaj yayınlanmadan önce röportajı okumama rağmen, maalesef bir takım konuşmalar eksik kalmıştır.

 

Shakespeare 1400’lü yıllarda yaşamıştır, lafını asla ve asla söylemedim.

 

“…İngilizler, 1400’lü yıllarda Shakespeare’ in çıkışı dünyayı sarsmıştır…” 

 

Görüldüğü gibi cümle düşüktür. Ben burada “İngilizler 1400’lü yıllardan başlayarak asıl olarak Shakespeare’in çıkışı ile dünyayı sarsmıştır” dedim. Fakat Uncuoğlu’nun hatası yüzünden sözüm yanlış anlaşılmıştır.

 

“…fakat Türk tiyatrosu daha 100 yıllık bir süreci kapsar. İlk başlangıcı Şinasi’nin Şair Evlenmesi’dir…”

 

Bu cümlede de eksik bir yazım vardır. Ben “Türk Tiyatrosu daha 100 küsür yıllık bir süreci kapsar, bu başlangıçta Şinasi’nin Şair Evlenmesi’dir…” dedim. Bu söylediğim de eksik yazılmıştır.

 

Sayın Uncuoğlu, röportaj yayınlandıktan 2 ay sonra Büktel’in ve Bulunmaz’ın yazılarına cevap vermek istemiştir. Bana konu ile ilgili soru sorduğunda, röportaj için asla cevap verme, bırak yayınlandığı gibi kalsın, dedim. Bunu söylememin nedenine gelince; Uncuoğlu genç bir arkadaş. İçinde çok güzel niyetler barındırıyor. Bu durumu gölgelemek istemedim. Uncuoğlu’nun şevkini kırmak istemedim.

 

  Röportaj yayınlanmadan önce röportajı bir dostumun ofisinde acele ile okudum. Eksik yazılan bölümleri göremedim. O zamanlar ciddi bir sağlık sorunum da vardı. Bu sebepten kaynaklı bana yapılan eleştirileri de nerdeyse 2 ay sonra okuyabildim. 20 gün gibi bir süre ciddi bir rahatsızlıkla savaştım. Bu konuda detaylı bilgi veremem.

 

Uncuoğlu beni dinlemeyip aylar sonra Büktel’le yazıştı. Bu konuda otorite onlar değil, söylemime rağmen Uncuoğlu, Büktel’i ciddiye alıp konu ile ile ilgili abuksabuk mailleşmelere maruz kaldı. Ben Uncuoğlu’na bi’şey diyemem. Genç arkadaş tiyatro dünyasına çok uzak. Fakat çok iyi niyetli ve ilerisi için ışık veren birisi. Bu hatası yüzünden polemik büyüdü de büyüdü. Eksik yazımlardan dolayı o’nu da suçlamak istemedim. Genç bir insanın heyecanını kırmak benim gibi birisine yakışmazdı."

 

 

Kaya'nın yukarıda söyledikleri doğruysa, sizin bana gönderdiğiniz, örneğin, 29 Mart 2008 tarihli şu sözler külliyen yalan demektir:

 

aksam yaşam kaya ile de konuştm olaylardan neden haberdar edilmedğimle ilgili. haklı olarak kendinin doğru soyledigini tekrar dile getirdi. ben bu konuda bilgin, yetkili değilim. oyuzden pztesi gunu konuda soz sahibi olabilcek, tiyatro bolumu hocalarıyla konuşup size eger yaşamın verdiği bilgilerde bi yanlışlk varsa tam cevap metniyle imlası duzgun bi şekilde mail atarım. sizde yayınlarsınız. çunku yazılarda bnimde suçlu oldugum izlenimi çıkıyor ki röportaj yapıyorsanız kişinin soylediklerini aynen aktarmanız gerekir. 

 

 

Kaya'nın yazısının tamamını şu linkten okuyabilirsiniz:

 

http://www.tiyatrooyun.org/haber/haber_detay.asp?haberID=615

 

Umarım, Kaya'nın mı sizin mi yalancı olduğu konusunda beni ve kamuoyunu bilgilendirirsiniz.

 

Hoşçakalın!

 

Coşkun Büktel / 2 Temmuz 2008

 

Neslihan Uncuoğlu'nun yukarıdaki mektubuma cevabını bekliyorum. Uncuoğlu'nun tutumu belli olduktan sonra, Kaya'nın cevabını (Büktel yöntemiyle) cümle cümle değerlendirerek, ayrıca cevaplayacağım.

Coşkun Büktel / 2 Temmuz 2008

 

GÜNCELLEME 8 Nisan 2009

Uncuoğlu'ndan herhangi bir cevap gelmedi. O nedenle, kamuoyu Kaya'nın mı, Uncuoğlu'nun mu yalan söylediğini öğrenemeyecek. Çünkü, ya "röportaj yapıyorsanız kişinin söylediklerini aynen aktarmanız gerekir." diyen Uncuoğlu, Kaya'nın söylediklerini aynen aktardı (ki bu durumda "yanlış aktardı" diyen Yaşam Kaya yalan söylüyor); ya da Yaşam Kaya sekiz ay sonra da olsa, nihayet doğruyu söyledi (ki, bu durumda şu varsayım geçerlidir: Neslihan Uncuoğlu, Kaya'nın dediklerini yanlış aktarmakla kalmadı, benimle yazışmalarında bu yanlışını benden saklayarak beni ve dolayısıyla benim okurlarımı Kaya hakkında dezenforme etti. Uncuoğlu sustuğuna göre, hangisinin yalancı olduğuna okurların vicdanları karar verecek.

Biz yalnızca bir tespitte daha bulunarak, okurların karar almasını biraz daha kolaylaştırmakla yetineceğiz:

Yaşam Kaya, kendi sitesinde değil de, tiyatrom.com'da yayınladığı söz konusu röportajından, okurları yanıltacak şu cahilce dezonformatif cümlelerin çıkarılmasını hâlâ sağlayamamıştır:

İngilizler, 1400’lü yıllarda Shakespeare’ in çıkışı dünyayı sarsmıştır. İngiliz tiyatrosu 400 yıllık bir tarihe sahiptir fakat Türk tiyatrosu daha 100 yıllık bir süreci kapsar.

(Kaynak: tiyatrom.com, "Yaşam Kaya ile Söyleşi")
 

Yukarıda aktardığımız cahilce yanlışları diğer vandalların yaptığı gibi, yani kedi pisliğini örter gibi, bugün bile hâlâ silip yok etmediği için, Yaşam Kaya'yı tebrik ederiz. Böyle davranmakla, sitesinin ciddiyet ve güvenirliğini bir anlamda vurguladığı gibi; sitesinin o sayfasına verdiğimiz linkler yüzünden bizim okurlar tarafından yalancı gibi algılanma ihtimalimizi de bertaraf etmiş olmaktadır. Hatanın silinmemesi, güzel!

Ama daha da güzeli yapılabilir. Büktel ve Bulunmaz örnek alınabilir. Hata silinmemekle birlikte, hatanın okurları dezenforme etmesinin önüne geçilebilir. Hata içeren cümlelerin yanına bir güncelleme notu eklenerek, o cümlelerin hatalı olduğu konusunda okurlar uyarılır ve hatanın doğrusu neyse  belirtilebilir.

Yaşam Kaya, okurları dezenforme etmeye devam etmek pahasına bunu yapmadığına ve o yanlışlara hâlâ sahip çıktığına; ve Uncuoğlu'nun ise suçlamalar karşısında sessizlik hakkını kullandığına bakılırsa; yalancının hangisi olduğuna karar vermek pek kolay değil. Ama ikisinden biri kesinlikle yalancı ve kendilerini değil de beni (yani yanlışı açığa vurarak dezenformasyona engel olmaya çalışan Büktel'i) suçladıkları için, her ikisi de suçlu.