Hoşçakal!
N.E.U
30 Mart
2008 (05:06:32)
dünkü yazışmalarımız
üzerine yayınlamanız için yeniden bir cevap yazısı yazdım.
ekte word belgesi olarak yolluyorum.ilginiz için tsk ederim.
ii çalışmalar diliyorum...
Cevap hakkımı
kullanıyorum
Sayın Büktel,
03.12.2007 tarihli
“Gör Dediği” başlıklı yazınıza cevaben bu yazıyı yazmaya
karar verdim. Öncelikle kendimi tanıtayım; Yeditepe
Üniversitesi İletişim fakültesi gazetecilik bölümü 2. Sınıf
öğrencisiyim, kişiler hakkında isim kullanarak eleştiri
yapılacağı zaman en azından o kişi hakkında doğru bilgi
edinilmesinin önemli olacağı kanaatindeyim. İlgili yazıda
Kasım ayı içerisinde (tarihini maalesef hatırlamıyorum)
yaptığım bir röportajdan alıntılar yapılmış ve ismim
kullanılmıştır. Ödev çalışması olarak yaptığım röportajın
konusunu ve röportaj yapacağım kişiyi kendim belirledim. Bu
çalışmam okulun herhangi bir yayınında kullanılmadı. Sizin
alıntı yaptığınız sitede benim onayımla röportaj yaptığım
kişinin teklifiyle yayınlandı. İngiliz ve Türk tiyatro
tarihi ve kişinin kendiyle ilgili söylediği bazı cümlelerden
alıntılar yapmış ve doğru olduğunu düşündüğünüz şahsi
fikirlerinizi yazmışsınız. Ben de kendi fikirlerimi
paylaşmak isterim. Eğer ben Türk ve İngiliz Tiyatrosuyla
ilgili araştırma haberi yapmış olsaydım eleştirilmeyi hak
ederdim. Çünkü bir gazeteci doğru ve güvenilir haber
yazmakla sorumlu ve bunu tek kaynaktan değil birkaç
kaynaktan teyit etmelidir. Ama ben bir röportaj yaptım ve
söylenenleri olduğu gibi aktarmakla sorumluyum çünkü
röportaj kişinin fikirlerini yansıtır. Röportaj da verilen
bilgilerin doğruluğunu tartışabilecek kişi sizin de takdir
edebileceğiniz gibi ben değilim. Ben gazetecilik eğitimi
alıyorum. Konuyu tiyatro eğitimi almış ustaların
tartışmasına bırakıyorum. Cevabımı gazetecilik mesleğinin
saygınlığına ve güvenirliğine gölge düşürmemek adına
yazıyorum.
Neslihan Ece Uncuoğlu
C.B
30 Mart 2008 (12:00:36)
Seni nasıl eleştirdiğimi görmek
için yazımı tekrar okudum. Seni yazımın yalnızca ilk
cümlesinde eleştirmişim ki, o cümle şudur: "Yeditepe
Üniversitesi gazetecilik bölümü öğrencisi (belki de
öğretim görevlisi) Neslihan Ece Uncuoğlu, bir tiyatro
eleştirmeni ile röportaj yapmaya karar vermiş ve bula
bula Yaşam Kaya'yı bulmuş."
Yaşam Kaya, Shakespeare'in yaşadığı
Yüzyıl'ı iki yüz yıl hatayla, yalnızca 150 yıllık
geçmişi bulunan Türk tiyatrosunun başlangıç tarihini ise
50 yıl hatayla bildiğine göre, eleştirmen filan değildir
ve senin röportaj yapmak için bula bula Yaşam Kaya'yı
bulmuş olman büyük hata değilse bile büyük bir
talihsizliktir.
Son yazın ilk yazına hiç
benzemiyor. Ben ilk yazıyı yazan insanı kırdığım için,
hatalı olmadığım halde özür dilemiştim. Kendi hatalarını
zaten gören o insanın hatalarını görmezden gelmiştim.
Ama şimdi karşımda, o ilk mektubu yazan insandan eser
yok. Kendi hatalarını da, Yaşam Kaya'nın hatalarını da
görmezden gelen ve benim açıkladığım ansiklopedik
bilgilerin "kendi şahsi fikrim" olduğunu ileri sürerek o
hataları meşru göstermeye çalışan birisi var şimdi
karşımda.
Ben, gerçekleri öğrendikleri halde,
insanları o gerçekler hakkında bile bile dezenforme
etmeye çalışan kişileri bağışlayamam. Onları çok sert
eleştiririm. Sen o ilk mektubu yazarken gerçekten samimi
idiysen, yani yalnızca "bula bula Yaşam Kaya'yı bulmuş"
cümlesinden o kadar incindiysen, sana tavsiyem, bu
konuyu burada kapatmamızdır. Yine de cevap hakkını
kullanmak istiyorsan, cevabını aynen yayımlarım. Ama o
cevaba vereceğim cevaptan sonra incinecek çok daha fazla
nedenin olacak ve bu kez incinmekle saçmalamış
olmayacaksın. Tam tersine, incinmezsen saçmalamış
olacaksın. Bu ifadeleri bir tehdit olarak değil, ilk
mektubun yazarı olan o kırılgan insanı koruma çabası
olarak değerlendireceğini umuyorum. Karar senin. Ne
dersen onu yapacağım.
Umarım, sen son mektuptaki değil,
en azından, ilk mektuptaki insansındır.
N.E.U
30 Mart
2008 (12:34:18)
ilk mail ilk
okuduğum an hissettiğim ilk sinir haliyle yazıldı.
2.si
isteginz uzerine yayınlanması için imlasına dikkat
edilerek yazıldı. bnm amacım siz haklısınız yaşam haksız
demek değildi. çunku sizde shakespeare'nin yaşamış olup
olmadığıyla ilgili spekulasyonlar var dediniz. yani
zaten net bir dogru sudur diyebilcegimiz bir bilgi yok.
ama sizn verdiginiz tarihler tum interner sitelerinde
var. ben yaşamla olan probleminize girmek o polemigi
dewam ettircek bi adım atmak istemedigm için ismini
kullanmadım. bnm amacım gazetecilikle ilgili bilinmesi
gereken ve benimle ilgili bilinmesi gereknlerin
bilinmesiydi. ilk mailimi duzeltip ikinci mailimden
eklemeler yaparak tekrar bi metin hazırladım. bakarsanız
sevinirm.
Cevap hakkımı kullanıyorum
Sayın Büktel,
03.12.2007
tarihli “Gör Dediği” başlıklı yazınıza cevaben bu yazıyı
yazmaya karar verdim. Öncelikle kendimi tanıtayım;
Yeditepe Üniversitesi İletişim fakültesi gazetecilik
bölümü 2. Sınıf öğrencisiyim, kişiler hakkında isim
kullanarak eleştiri yapılacağı zaman en azından o kişi
hakkında doğru bilgi edinilmesinin önemli olacağı
kanaatindeyim.
Gelelim asıl meseleye Yaşam
Kaya ile ilgili probleminiz ya da sorunuz nedir
bilmiyorum çünkü sizi hiç onu ise fazla tanımıyorum.
Kendisini editörü olduğu www.tiyatronline.com sitesi
aracılığıyla buldum. Mail ile röportaj teklifimi kabul
etti ve konuştuk. Röportaj Yaşam Kaya’nın teklifiyle ve
onun vasıtasıyla o siteye konuldu. Ben o site için değil
okul ödevim için yaptım. Ve sadece o sitede (benim
onayım ve haberim doğrultusunda) yayınlandı.
Ben bir gazeteci adayı olarak, bilgilerin doğruluğunu
araştırmam gerekirdi ki şuan yazmış olduğunuz
eleştiriden sonra yaptığım araştırmalar sonucunda
tiyatro tarihiyle ilgili bazı hataların altında imzam
bulunduğunu fark ettim. Gerçi şunu göz ardı etmememiz
gerekiyor, röportajda sorulara verilen cevapları
değiştiremeyiz ve olduğu gibi yayınlamak durumundayız.
Sözler eden kişiyi bağlar ama bir gazeteci yanlış
bilgilerin yayınına izin veren olmamalıdır. Yazınızı
yeni gördüğüm için çok üzgünüm. Ama sizin de yazarken
benden öğrenci belki de öğretim görevlisi diye
bahsetmeniz eleştirdiğiniz kişi ve eleştiri konunuzla
bağdaşmıyor. Keşke o sitede olan mail adresim ile bana
ulaşsaydınız ve bu hataları düzeltmemi ve genç bir
insana ağabey nasihati ile yaklaşsaydınız. Şuan çok
şaşkınım, ama çok iyi dersler çıkardığımı bilmenizi
isterim. Son olarak, ben gazetecilik eğitimi alıyorum,
konuyu tartışmayı konun uzmanlarına bırakmayı doğru
buluyorum. Ben cevap hakkımı gazetecilik mesleğinin
saygınlığına ve onuruna gölge düşürmemek adına
kullandım.
C.B
31 Mart 2008
(Bu son cevap yazısı özel olarak Uncuoğlu'na
gönderilmemiş, kamuoyuna açık olarak yazılıp, ilk kez bu
sayfada yayınlanmıştır.)
Sayın Uncuoğlu;
Doğru dersler çıkarabilmeniz için
mektubunuzu cümle cümle cevaplıyorum:
Sayın Büktel,
03.12.2007
tarihli “Gör Dediği” başlıklı yazınıza cevaben bu yazıyı
yazmaya karar verdim. Öncelikle kendimi tanıtayım;
Yeditepe Üniversitesi İletişim fakültesi gazetecilik
bölümü 2. Sınıf öğrencisiyim, kişiler hakkında isim
kullanarak eleştiri yapılacağı zaman en azından o kişi
hakkında doğru bilgi edinilmesinin önemli olacağı
kanaatindeyim.
Sayın Uncuoğlu, siz ya da Yaşam
Kaya, yaptığınız röportajın profesyonel bir röportaj
zannedilmesi için, onu profesyonel bir sitede yayınlamış
ve kendiniz hakkında "Neslihan Ece Uncuoğlu, Yeditepe
Üniversitesi/ Gazetecilik Bölümü" açıklamasını
yeterli görmüşsünüz.
Daha fazlasının
bilinmesini istememişsiniz. İsteseydiniz, kendiniz
hakkında daha fazla bilgi verirdiniz. Vermemişsiniz.
Peki ben ne yapmışım? Verdiğiniz o sınırlı bilgiye
dayanarak, yazımda sizin bir öğrenci ya da öğretim
görevlisi olabileceğinizi belirtmişim. Yaptığınız
röportajda "gazetecilik
bölümü 2. Sınıf öğrencisi"
olduğunuzu belirtmeye kendiniz gerek duymadığınıza göre, ben, yalnızca,
size "bula bula Yaşam Kaya'yı bulmuş"
eleştirisini yöneltebilmek için, sizin kim olduğunuzu
neden araştırmak zorunda olayım? Siz "Neslihan Ece
Uncuoğlu, Yeditepe Üniversitesi/ Gazetecilik Bölümü"
şeklindeki açıklamanızı yeterli bulurken, ben o
açıklamayla yetinmeyip bir de "gazetecilik
bölümü 2. Sınıf öğrencisi"
olduğunuzu keşfetmeye neden çalışayım? Sırf
size "bula bula Yaşam Kaya'yı bulmuş"
diyebilmek için mi?
Benim getirdiğim o eleştiride kim olduğunuz önemli değil ki!... Kimi
bulduğunuz önemli... Benim eleştirime karşı mantıklı ve
tutarlı bir cevap verebilmeniz için, Yaşam Kaya'yı
bulmakla hata etmediğinizi, onun bilgili ve yanılmaz bir
eleştirmen olduğunu, benim gösterdiğim (ilk
mektubunuzdaki haklı tanımlamayla söylersek)
"olumcul
hataların" aslında hata olmadığını kanıtlayabilmeniz gerek. Böyle bir şey yapabiliyor
musunuz? Hayır. Hiç kimse böyle bir şey yapamaz. Hiç
kimse Shakespeare'in 14. Yüzyıl'da yaşadığını
kanıtlayamaz. Shakespeare'in kimliği konusunda uçan
daire ya da Van gölü canavarı benzeri spekülasyonlar var
ama, 14. Yüzyıl'da yaşadığına dair spekülasyon bile yok.
Asıl Shakespeare olduğu çok dar bir çevrede iddia edilen
tüm yazarlar (Francis Bacon, Christopher Marlove ya da
Ben Johnson) Shakespeare'in çağdaşıdırlar. Yani
Shakespeare eserleri, her kim yazmış olursa olsun,
Kraliçe 1. Elizabeth (1533-1603) dönemindeki İngiliz
rönesansının, yani 16. Yüzyıl'ın ürünleridir. Bu konuda
hiçbir spekülasyon yoktur. Bu tartışmalı bir konu
değildir. Bunlar benim "doğruluğuna inandığım şahsi
fikirlerim" değil, konuyla ilgili her kitabın kaydettiği
"ansiklopedik", sıradan bilgilerdir. Bunları bilmek,
hele
"İngiltere'de eleştiri yazan ilk ve tek Türk"
olmakla övünen biri için, Atatürk'ün 1881'de Selanik'te doğduğunu bilmek kadar sıradan bir
iştir. Atatürk'ün 17. Yüzyıl'da yaşadığını söyleyen biri
nasıl tarihçi olamazsa, Shakespeare'in 14. Yüzyıl'da
yaşadığını söyleyen biri de tiyatro eleştirmeni olamaz.
Bunu, aslında
"gazetecilik bölümü 2. Sınıf öğrencisi"
bir gazeteci adayının bile bilmesi gerekir. Ama sizin bilmemeniz şaşırtıcı
değil. Çünkü yayınlanması için özenerek yazdığınız son
mektubunuz bile kanıtlıyor ki, siz, meslek seçtiğiniz
gazeteciliği dahi umursamamaktasınız. Bırakın (bir
gazetecinin en önemli enstrümanı olan) Türkçe'ye egemen
olmayı, Türkçe'nin imla kurallarını öğrenmeyi dahi
savsaklamaktasınız. Tıpkı Yaşam Kaya'nın Shakespeare'i
öğrenmeyi dahi savsakladığı gibi...
Bir gazeteci olarak Yaşam Kaya'nın
yanlışlarını elbette kelimesi kelimesine onun söylediği
gibi (yani yanlış olarak) yazmak zorundaydınız. Ama
(yine bir gazeteci olarak) okurlarınızı o yanlışlar
konusunda uyarmak, okurlarınızın o yanlışlarla
dezenforme edilmesine engel olmak, okurlarınızı o
yanlışlardan korumak da zorundaydınız. Acemiliğiniz ya
da yetersizliğiniz yüzünden
o "olumcul
hataları" fark etmediğiniz için, okurlarınızı yanlışlardan koruyamadınız.
Yaşam Kaya'nın
"olumcul
hatalarını" fark etmemiş olmanızı, Yeditepe Üniversitesi'ndeki eğitim kadrosunun
zaafı sayarak bağışlayabilirim/bağışlamıştım.
Ama (sırf Yaşam Kaya'nın
"olumcul
hatalarını" mazur göstermek uğruna) benim anlattığım ve test etmenizi istediğim
tüm olgulara rağmen, o olguların kesinliğine gölge
düşürmeye kalkışarak, tartışılmaz olguları "tartışmalı
konularmış" gibi sunarak, doğrusunu artık öğrendiğiniz
halde yanlışları hâlâ inatla savunarak, sitemin
okurlarını dezenforme etmenize izin veremem. Yaşam
Kaya'yı eleştirmen yerine koyup onunla röportaj yapan ve
o röportajı
"Neslihan Ece Uncuoğlu, Yeditepe Üniversitesi/
Gazetecilik Bölümü" şeklindeki bir sıfatla profesyonel bir sitede yayınlamaya razı olan herkes
(ister Orianna Fallaci kadar tanınmış bir gazeteci
olsun, ister
"gazetecilik bölümü 2. Sınıf öğrencisi"
olsun)
bence, en azından, "bula bula Yaşam
Kaya'yı bulmuş" eleştirisini hak eder.
Çünkü "ingiltere'de eleştiri yazan
ilk ve tek Türk" olmakla övündüğü halde, Shakespeare'in
bırakın doğum ve ölüm tarihini, yaşadığı Yüzyılı bile
bilmeyen, kendi ülkesinin en az yüz elli yıllık tarihini
yüz yıllık zanneden bir zekâ; tiyatromuzun zaten
yerlerde sürünen kültürel donanım, yaratıcılık,
bilimsellik ve sanatsal heyecan düzeyini daha da
derinlere batırmasın diye, teşhir edilmelidir. Ben
yalnızca bu teşhiri yaptım ve sizin için de yalnızca
"bula bula Yaşam Kaya'yı bulmuş" dedim. Bu, biraz derin
düşünürseniz, bana teşekkür etmenizi gerektirebilir ama
"kişiler hakkında
isim kullanarak eleştiri yapılacağı zaman en azından o
kişi hakkında doğru bilgi edinilmesinin önemli olacağı
kanaatindeyim"
biçiminde, (sanki ben sizin hakkınızda yanlış bilgi
edinmiş ya da yanlış bilgi vermişim gibi) saptırıcı bir
cümle kurarak bana akıl öğretmeye kalkışmanızı
kesinlikle gerektirmez.
Gelelim asıl meseleye Yaşam Kaya ile
ilgili probleminiz ya da sorunuz nedir bilmiyorum çünkü sizi
hiç onu ise fazla tanımıyorum.
Kimliğim ya da kişiliğimle ilgili
hatalı bir değerlendirmede bulunmadığınız sürece, beni
tanımak zorunda değilsiniz. Öyle hatalı bir değerlendirme
yapmamış olmanıza sevindim. Ama aynı hatayı ben de
yapmadığım halde, sanki yapmışım gibi yanlış cümleler
kuruyorsunuz. Ben, sizi tanımıyor olmamdan (ve herhangi
başka bir nedenden de) kaynaklanan herhangi bir hata yapmış
değilim.
Kendisini editörü
olduğu www.tiyatronline.com sitesi aracılığıyla buldum. Mail
ile röportaj teklifimi kabul etti ve konuştuk. Röportaj
Yaşam Kaya’nın teklifiyle ve onun vasıtasıyla o siteye
konuldu. Ben o site için değil okul ödevim için yaptım. Ve
sadece o sitede (benim onayım ve haberim doğrultusunda)
yayınlandı.
Yazımda sizi eleştiren tek cümlem,
"Yeditepe Üniversitesi gazetecilik bölümü öğrencisi
(belki de öğretim görevlisi) Neslihan Ece Uncuoğlu, bir
tiyatro eleştirmeni ile röportaj yapmaya karar vermiş ve
bula bula Yaşam Kaya'yı bulmuş."tan ibaret
olmasaydı ve sizi çok daha sert eleştirmiş bile olsaydım;
yukarıda açıkladığınız şeyler, beni yine de size karşı
haksız bir konuma sokmaya yetmezdi. Onları, şimdi değil,
röportajınızın giriş bölümünde açıklamalıydınız. Ama
yapamadınız ya da Yaşam Kaya yapamadı. Çünkü kendisiyle
yapılmış olan röportaj, bir öğrencinin "okul ödevi" olarak
görülsün istemedi. Kendini gazetecilere röportaj veren büyük eleştirmen
olarak göstermek için, sonuçta sizi kendi yanlışlarının
mağduru haline getirdi. Yanlış kişiye kızıyor, yanlış adrese
"cevap" yazıyorsunuz.
Ben bir gazeteci adayı olarak, bilgilerin doğruluğunu
araştırmam gerekirdi ki şuan yazmış olduğunuz eleştiriden
sonra yaptığım araştırmalar sonucunda tiyatro tarihiyle
ilgili bazı hataların altında imzam bulunduğunu fark ettim.
Son mektubunuzda,
"bazı hataların altında imzam bulunduğunu fark ettim."
diyorsunuz ama, ilk mektubunuzda
"şuan goruorum
olumcul hataların altında imzam bulunuyor."
demeyi tercih etmiştiniz ve o hataları "ölümcül"
bulmakta yerden göğe haklıydınız. (Sizden sırf bu nedenle
özür dilemiştim.) Benim açıkladığım olguları (yani işin
aslını) öğrenmenizden sonra, mantık, "ölümcül" sıfatını
pekiştirmenizi gerektirdiği halde; acaba mantığı bir yana
itip, hataları "bazı hatalar" biçiminde önemsizleştirmeyi
neden tercih ettiniz? Bu soruya masum ve inandırıcı bir
cevap bulamıyorum.
Gerçi şunu göz ardı etmememiz gerekiyor, röportajda
sorulara verilen cevapları değiştiremeyiz ve olduğu gibi
yayınlamak durumundayız. Sözler eden kişiyi bağlar ama bir
gazeteci yanlış bilgilerin yayınına izin veren olmamalıdır.
Bu konudaki açıklamamı
tekrarla vurgulamakta yarar görüyorum:
Bir gazeteci olarak Yaşam Kaya'nın
yanlışlarını elbette kelimesi kelimesine onun söylediği gibi
(yani yanlış olarak) yazmak zorundaydınız. Ama (yine bir
gazeteci olarak) okurlarınızı o yanlışlar konusunda uyarmak,
okurlarınızın o yanlışlarla dezenforme edilmesine
engel olmak, okurlarınızı o yanlışlardan korumak da
zorundaydınız.
Yazınızı yeni gördüğüm için çok üzgünüm. Ama sizin de
yazarken benden öğrenci belki de öğretim görevlisi diye
bahsetmeniz eleştirdiğiniz kişi ve eleştiri konunuzla
bağdaşmıyor.
Sizin hakkınızda yalnızca bir tek
eleştirel cümle kurdum. Kendinizi "Neslihan Ece Uncuoğlu,
Yeditepe Üniversitesi/ Gazetecilik Bölümü" olarak yoruma
açık biçimde tanımladığınız için, ben de yoruma açık
biçimde, "Yeditepe Üniversitesi gazetecilik bölümü
öğrencisi (belki de öğretim görevlisi) Neslihan Ece
Uncuoğlu, bir tiyatro eleştirmeni ile röportaj yapmaya karar
vermiş ve bula bula Yaşam Kaya'yı bulmuş." dedim.
Bunun neresi yanlış? Kendiniz kendinizi eksik tanıtmakta bir
takım yararlar görmüşsünüz, ama eleştiri gelince, yaptığım
eleştirinin "doğruluğunu/yanlışlığını" tartışmak yerine,
"benim kim olduğumu niye araştırmadınız?" diyerek saçma
sapan bir başka tartışma açıyorsunuz. Sizi eleştirmek için
sizin kim olduğunuzu bilmek zorunda değildim, öğrendikten
sonra da hata yapmış olduğumu düşünmedim/düşünmüyorum.
Benim eleştirdiğim konu siz değildiniz,
Yaşam Kaya'ydı. Kaya, bugünlerde sık rastladığım fıkra
zekalı bir sürü başka insan gibi, tükürdüğünü yalamaktansa
düzeltme yapmamayı tercih etti. Yani adeta şöyle demiş oldu:
Dünya ne derse desin, bana vız gelir, Shakespeare 16.
Yüzyıl'da değil, 14. Yüzyıl'da yaşamıştır! 14 işte, 14!...
Çatlasanız da patlasanız da 14!... Türk tiyatrosu da 150
değil, 100 yaşındadır. Shakespeare için 16, Türk tiyatrosu
için 150 diyenler halt etmiş, o onların kendi şahsi
fikridir.
Siz bu komikliğe çanak tutmak (alet
olmak) gafletini gösterdiğiniz ve bu komikliği örtbas etmeye
de kalkıştığınız için çok daha sert eleştirilmeyi hak
ettiniz.
Keşke o sitede olan mail adresim ile bana ulaşsaydınız
ve bu hataları düzeltmemi ve genç bir insana ağabey nasihati
ile yaklaşsaydınız.
Asıl keşke şu: Keşke
Yaşam Kaya kendisine doğruları gösterdiğimde komplekse
kapılıp yanlışta inat etmeseydi ve düzeltme yapıp bana
teşekkür etseydi. Kendini de sizi de kurtarmış olurdu.
Tekrarlıyorum: Yanlış kişiye
kızıyor, yanlış adrese "cevap" yazıyorsunuz.
Şuan çok şaşkınım, ama çok iyi dersler çıkardığımı
bilmenizi isterim.
İlk mektubunuzda
"olumcul
hatalar" dediğiniz hatalara, son mektubunuzda "bazı
hatalar" dediğinize göre, öğrendiklerinizden "çok iyi dersler" çıkardığınıza
inanmak hiç kolay değil. Bence hâlâ "çok şaşkın"sınız.
Son olarak, ben gazetecilik eğitimi alıyorum, konuyu
tartışmayı konun uzmanlarına bırakmayı doğru buluyorum. Ben
cevap hakkımı gazetecilik mesleğinin saygınlığına ve onuruna
gölge düşürmemek adına kullandım.
Ortada tartışılacak bir
"uzmanlık" konusu olmadığı gibi, senin cevap vermeni gerektiren
bir durum da yoktu. Benim tek cümlelik eleştirime cevap vermiş
de değilsin zaten. Cevap hakkı tanımak ve sansür düşmanı olmak
konusunda fanatik bir duyarlılığa sahip olduğum için, cevap
hakkı kullandın. Seni koruma çabamda başarılı olup da cevap
hakkı kullanmaktan seni vazgeçirebilseydim,
"gazetecilik mesleğinin
saygınlığına ve onuruna" daha az gölge düşürmüş
olurdun. Yine de üzülme, senin hataların mesleğin (şu an
zaten hiç parlak olmayan) "saygınlığına
ve onuruna" fazla zarar veremez. (Mesleğin ne halde
olduğunu görmek için, bak: Feridun Çetinkaya,
"...Ama Beni
İktidar Yapan Müdahale İyidir")
N.E.U
2 Nisan
2008 (02:25:29)
bu kadar kötü
niyetli olduğuınuzu bilmiyordum.. bunu da yayınlayın
hadi, tiyatroyu ve dogruluğu savunan biri olarak cok
bilen biri olarak yayınlayın. siz maille yazışmalarımı
ve bilerek kısaca yazmak için yaptıgım hataları bana
indirgicek kadar ucuz insansınız. guya iyi biri gibi
bana yaklaşıp benim onayım olmadan "karsıklıklı
mailleşmemizi" yayınladınız...
C.B
2 Nisan 2008
Bir kere size yaklaşan ben değilim.
Ben yalnızca sizin maillerinizi cevapladım. Size "iyi
biri gibi" yaklaşmadım, tam tersine, "Ben, gerçekleri
öğrendikleri halde, insanları o gerçekler hakkında bile
bile dezenforme etmeye çalışan kişileri bağışlayamam.
Onları çok sert eleştiririm." diyerek sizi önceden
uyardım.
Ben bir yayıncıyım ve sizinle
"karsıklıklı mailleşmeyi"
isteyen taraf ben değilim. Dolayısıyla, benimle
mailleşmeye başlamadan önce benden sizin sırdaşınız
olacağıma dair herhangi bir söz almış değildiniz.
Yazışmalarımızın aramızda kalmasını istiyorduysanız,
bunu önceden belirtmeniz gerekiyordu. Benim kişiliğim
hakkında "ucuz" gibi bir sıfat kullanmadan önce de, beni
daha iyi tanımanız, örneğin, benim "aramızda kalsın"
diye başlayan konuşmaları dinlemediğimi öğrenmeniz
gerekirdi. Bu ilkemi,
"Türk Tiyatrosundan İnsan
Manzaraları" (Dramatik Yayınlar, 1998) adlı
kitabımın önsözünde gerekçeleriyle açıklamıştım:
"Oysa benim, tüm
dostlarımın çok iyi bildiği, bir başka ilkem de şuydu:
'Aramızda kalsın' diye başlayan konuşmaları asla
dinlemem."
("Türk Tiyatrosundan
İnsan Manzaraları", 1998. Sayfa 11.)
Yani yazışmamızın aramızda
kalmasını önceden talep etseydiniz, alacağınız cevap
"hayır" olurdu. Kısacası, ben sizin dostunuz ya da
sırdaşınız olmadığıma göre, bana yazılan mesajları ne
yapacağıma karar vermek yetkisi tümüyle benimdi. İlk
kararım, okurların bu yazışmayı bilmekle herhangi bir
yarar sağlamayacakları yönünde oldu. Ayrıca kırılgan
zannettiğim bir insanı daha fazla kırılmaktan,
üzülmekten korumak istedim. Ama siz kırılgan filan
değilsiniz. Siz yalnızca altına imza attığınız "ölümcül
hataları" mazur göstermek peşindesiniz. O "ölümcül
hatalar" nedeniyle utanıyor ya da üzülüyor da
değilsiniz. Bütün amacınız, altında imzanız bulunan
Yaşam Kaya hatalarını tartışılabilir şeylermiş gibi, net
olmayan spekülasyonlarmış gibi göstererek, hem kendinizi
hem Kaya'yı temize çıkarmak. Ama ben buna izin veremem.
Buna izin vermek, okurların dezenforme edilmesine izin
vermek anlamına gelir.
Madem ki yazışmamızın okurlara
ulaşmasını istediniz, o zaman, okurların doğru
değerlendirmesi için, yazışmamızı "kısmen" değil,
"tümüyle", tüm gelişmeleriyle öğrenmesini tercih ettim.
Merak etmeyin,
bilerek kısaca
yazmak için yaptıgınız hataları
(benim anlayışla karşılayacağıma
güvendiğinize göre) okurların da anlayışla
karşılayacağına güvenebilirsiniz. Bu yazışmamızda sizi
kaygılandırması gereken en son şey, o
bilerek kısaca
yazmak için yaptıgınız hatalar...
Siz asıl, konu dışında bırakmayı
tercih ettiğiniz hatalarınıza üzülün!
Birbirimize tamamen yabancı
olduğumuza göre, benim görmemde sakınca bulmadığınız
bilerek
kısaca yazmak için yaptıgınız hataları
başka yabancıların görmesinde ne sakınca olabilir? Kaldı
ki, özenerek yazdığınız ve yayınlanmasını talep
ettiğiniz yazılarınızı da yayınladım. (Özendiğiniz ve
özenmediğiniz yazılar arasında ne kadar fark olduğunu
bütün okurlar gördü.)
Sizin asıl hatanız,
bilerek kısaca
yazmak için yaptıgınız hatalar
değil, öncelikle Yaşam Kaya'nın "ölümcül
hatalarının" altına bir gazeteci olarak imza
atmış olmanız, sonra da o "ölümcül
hataları" mazur göstermek için "bazı
hatalar" haline getirmiş olmanızdır ve benim bu
hatalarınızla hiç ilgim yoktur. Siz bu hataları, benim
adımı duymanızdan çok önce yaptınız.
Ben, sizin cevap hakkınızı son
satırına kadar tanımaya mecburum ama; o hatalarınızı
aklayacak biçimde yayın yaparak okurlarımı sizin
hatırınız için dezenforme etmeye mecbur değilim.
Siz hakaret ettiniz diye size
hakaret edecek de değilim! Tam tersine, sizin için en iyisini diliyorum: Olanlardan sahiden de "çok
iyi dersler" çıkarmanızı diliyorum.
Hoşçakalın!
N.E.U
2 Nisan
2008 (10.24.54)
sizin hakkınızda
herhangi bir yazı okumama gerek yok. Siz ucuz
polemiklerle, ona buna sataşarak güya bişiler yapmaya
çalışan basit birisiniz. Sizinle bundan sonra muhattap
olmak istemiyorum. Birileri size sus demediği için geçip
ona buna sallıyorsunuz. Malesef ülkemizde en kolay
yapılan iş bu. Ona buna sataş reklam yap, adın
konuşulsun. Sizi sizin yolladığınız kaynaktan değil
okurlarınız bir de google'da aratıp baksın, adınız
polemik yaratan, destursuz, hiç bir yazılı ve görsel
basında yazıları yayınlanmadığı için kendi adına aldığı
sitede ona buna sallayan eleştirmen, tiyatro yazarı
olarak geçiyor. Eminim bu konunun ehli isimler sizi
kaale almıyorlardır. Ben bir ''saçmalık'' yapıp sizi
kaale aldım. üzgünüm.. Benimle yazışamlarınızı
yayınlayacak kadar konunuz ve de isim kalmadı sanırım.
Zaten kimse kaale alıp size cevap yazmıyor.. Devam
edin...
ÜÇ AY SONRA:
GÜNCELLEME 2 Temmuz
2008
Yaşam Kaya'nın 8 ay gecikmeli savunma
yazısının tam metnini aşağıya aktarıyoruz. İnanan inanır.
(Kaya'nın yazısının sonunda, bizim yazıya ilişkin bir
yorumumuzu ve yine yazıya ilişkin olarak Neslihan
Uncuoğlu'na gönderdiğimiz mektubu, okuyabilirsiniz CB):
Shakespeare ve Türk
Tiyatrosu Polemiği İçin Büktel’e ve Bulunmaz’a Yanıtımdır
YAŞAM KAYA
Büktel ve Bulunmaz sizlere
kısa ve öz biçimde cevap yazacağım. Bu yazıyı yazmamın en
büyük nedeni şudur: Üzerime atılan iftiraların genç tiyatro
severler tarafından yanlış anlaşılmış olması ve TiyatrO Oyun
sitesinin gösterdiği onurlu davranıştır.
Yeditepe Üniversitesi’nden
genç bir kız benle röportaj yapmıştı aylar önce. Röportaj
yayınlandı. Ve yapılan söyleşide bir takım konular eksik
kaldı. Öncelikle Sayın Uncuoğlu’ nun bir kayıt cihazı
olmadığı için röportaj esnasında bir takım konular eksik
yazılmıştır. Röportaj yayınlanmadan önce röportajı okumama
rağmen, maalesef bir takım konuşmalar eksik kalmıştır.
Shakespeare 1400’lü yıllarda
yaşamıştır, lafını asla ve asla söylemedim.
“…İngilizler,
1400’lü yıllarda Shakespeare’ in çıkışı dünyayı
sarsmıştır…”
Görüldüğü gibi cümle düşüktür.
Ben burada “İngilizler 1400’lü yıllardan başlayarak asıl
olarak Shakespeare’in çıkışı ile dünyayı sarsmıştır”
dedim. Fakat Uncuoğlu’nun hatası yüzünden sözüm yanlış
anlaşılmıştır.
“…fakat Türk tiyatrosu daha 100 yıllık bir
süreci kapsar. İlk başlangıcı Şinasi’nin Şair
Evlenmesi’dir…”
Bu cümlede de eksik bir yazım
vardır. Ben “Türk Tiyatrosu daha 100 küsür yıllık bir
süreci kapsar, bu başlangıçta Şinasi’nin Şair
Evlenmesi’dir…” dedim. Bu söylediğim de eksik
yazılmıştır.
Sayın Uncuoğlu, röportaj
yayınlandıktan 2 ay sonra Büktel’in ve Bulunmaz’ın
yazılarına cevap vermek istemiştir. Bana konu ile ilgili
soru sorduğunda, röportaj için asla cevap verme, bırak
yayınlandığı gibi kalsın, dedim. Bunu söylememin nedenine
gelince; Uncuoğlu genç bir arkadaş. İçinde çok güzel
niyetler barındırıyor. Bu durumu gölgelemek istemedim.
Uncuoğlu’nun şevkini kırmak istemedim.
Röportaj yayınlanmadan önce
röportajı bir dostumun ofisinde acele ile okudum. Eksik
yazılan bölümleri göremedim. O zamanlar ciddi bir sağlık
sorunum da vardı. Bu sebepten kaynaklı bana yapılan
eleştirileri de nerdeyse 2 ay sonra okuyabildim. 20 gün gibi
bir süre ciddi bir rahatsızlıkla savaştım. Bu konuda detaylı
bilgi veremem.
Uncuoğlu beni dinlemeyip aylar
sonra Büktel’le yazıştı. Bu konuda otorite onlar değil,
söylemime rağmen Uncuoğlu, Büktel’i ciddiye alıp konu ile
ile ilgili abuksabuk mailleşmelere maruz kaldı. Ben
Uncuoğlu’na bi’şey diyemem. Genç arkadaş tiyatro dünyasına
çok uzak. Fakat çok iyi niyetli ve ilerisi için ışık veren
birisi. Bu hatası yüzünden polemik büyüdü de büyüdü. Eksik
yazımlardan dolayı o’nu da suçlamak istemedim. Genç bir
insanın heyecanını kırmak benim gibi birisine yakışmazdı.
Büktel ile Bulunmaz ellerine
kozu geçirdiler ya, her yerde “Kara cahil, bilgisiz,
kültürsüz Yaşam KAYA” naraları atmaya başladılar.
İngiltere’de Leeds Üniversitesi’nden ve Lyn Gardner’dan
geçici süre Sanat Eleştirmenliği eğitimi aldığım zaman
tanıdığım bir hoca da bu tartışmaya dahil oldu. Konu ile
ilgili Büktel’e cevap yazdı. Rahatsızlığım yüzünden bu
yazıyı da yayınlandıktan belli bir süre sonra öğrendim.
Düzeysiz ve seviyesiz
tartışmaları yüzünden konu ile ilgili bu küfürbaz ikiliye
cevap yazmadım. Bana edilen küfürler yüzünden kaç defa
mahkemeye gitmeye karar verdim. Ama düzeysiz bu iki zat’ı
ciddiye alıp mahkemeye gitmek demek onların yücelmesi
anlamına gelirdi.
Son dönem içinde yaşadığım
olay budur. Ayrıca “Londra Olay Gazetesi” mahalli bir gazete
değildir. İngiltere’de yaşayan Türklere hem Türkçe hem de
İngilizce basılmaktadır. Ülke sınırları içindeki bütün
şehirlere de yollanmaktadır. Ayrıca gazete Kıbrıs’ta da
yayın yapmaktadır (Kuzey ve Güney dahil) İngiltere’ nin daha
bir çok gazetesinde yazılarım yayınlanmıştır bu dönem
içinde. Ama Türkiye’de bunu söylemeye artık gereksinim
duymuyorum.
Sabah Gazetesi de dahil olmak
üzere bir çok medya kurumunda yazılarım yayınlanıyor.
Tiyatro eleştirmenliğimin yanında psikolog ve özel eğitim
danışmanıyım. Kimselerin beni enine boyuna irdelemesine de
gerek yok. Beşiktaş merkezde yaşıyorum. Gizli kapaklı
hiçbir işim olmamıştır bugüne dek. Bunu da tüm kamu oyuna
buradan bildiriyorum.
Büktel ve Bulunmaz bana
attığınız iftiralara cevabım budur. TiyatrO Oyun’u yürüttüğü
mücadelede sonuna dek destekliyorum. Büktel gibi
Amerikalıların kurduğu bir kanala senaryo yazarak sosyalist
mücadele yürütmüyorum. Ey Bulunmaz, karşı çıktığın, yüzlerce
kez küfrettiğin Amerikan medyasına senaryo yazan Büktel’i
desteklemeye devam et bakalım…
Yaşam Kaya / 1 Temmuz 2008
Sekiz Ay Önce İnsan,
Sekiz Ay Sonra Kurt
COŞKUN BÜKTEL
Yaşam Kaya, tiyatral cehaletinin
vahametini ayan beyan ortaya koyan Shakespeare ve Türk
tiyatrosu ile ilgili ifadeleri hakkında, o ifadelerin
yayınlanmasından 8 ay sonra savunma yapmaya karar vermiş.
Yaşam Kaya'nın ancak (adı bile çalıntı olan) hela gibi çift
"oo"lu tiyatrooyun.org adlı korsan sitede (Burak
Caney'in sitesinde) yayınlayabildiği (yukarıda
tam metnini sunduğumuz) savunma yazısında, bütün suç,
röportajı yapmış olan Neslihan Uncuoğlu'na yükleniyor. Kaya,
sekiz aylık gecikmesini iki bahaneye bağlamaya çalışıyor:
BAHANE 1: "Bu
yazıyı yazmamın en büyük nedeni şudur: Üzerime atılan
iftiraların genç tiyatro severler tarafından yanlış
anlaşılmış olması ve TiyatrO Oyun sitesinin gösterdiği
onurlu davranıştır."
Adı bile çalıntı olan ve imzasız
yazılarla insanlara apaçık iftiralar atan
Burak Caney sitesinin "onurlu davranış"ından
söz etmesi dahi, tek başına, Yaşam Kaya'nın kalitesini
ortaya koymak bakımından gayet yeterli bir veridir ama biz
yine de konudan sapmayalım ve Kaya'nın öne sürdüğü
bahaneleri cevaplayalım:
Bir insan Shakespeare'in 14. Yüzyıl'da
yaşadığını söylerse, insanların onu doğru anlaması nasıl
mümkün olabilir? Kaya, 14. Yüzyıl dediği halde, sekiz ay
boyunca insanların onu doğru anlayacağını zannetmiş ve ancak
sekiz ay sonra "genç
tiyatro severler tarafından"
yanlış anlaşıldığını fark ederek 14. Yüzyıl konusunda
düzeltme yapmaya karar vermiş. Peki 14 rakamını sekiz ay
sonra düzeltmeye çalıştığına göre, hâlâ kalkıp Bulunmaz ve
Büktel'in kendisine iftira attığını hangi hakla, hangi
mantıkla, hangi kanıtla söyleyebiliyor? Hiçbir kanıtla...
Kanıt göstermeye gerek yok ki... Yaşam Kaya, nasılsa hela
gibi çift "oo"lu korsan siteyi izleyen kitle, Büktel ve
Bulunmaz aleyhine söylenmiş her sözü yalamadan yutar, diye
düşünüyor. Eh, ne diyelim: Yutan yutar, tabii... Kaya için
kaç kişi yutsa kârdır. Kaya çok kurnaz(!)
Yaşam Kaya, 14. Yüzyıl konusunda bütün
suçu Neslihan Uncuoğlu'na yükledikten sonra, bu yüklemeyi neden
sekiz ay önce yapmadığını şöyle açıklıyor:
BAHANE 2:
Uncuoğlu genç bir arkadaş.
İçinde çok güzel niyetler barındırıyor. Bu durumu gölgelemek
istemedim. Uncuoğlu’nun şevkini kırmak istemedim.
Yani Kaya, sekiz ay önce, Neslihan
Uncuoğlu'nu rencide etmemek için, hatanın kendisinde değil
de Neslihan Uncuoğlu'nda olduğunu açıklamak istememiş.
Uncuoğlu'na acımış ve suçun kendi üstünde kalmasına razı
olmuş. Peki ama Yaşam Kaya, sekiz ay önce rencide etmek
istemediği, acıdığı Uncuoğlu'na, bugün neden acımıyor?
Kaya'nın "genç bir
arkadaş" olarak tanımladığı Uncuoğlu,
aradan geçen sekiz ayda, artık acınması gerekmeyecek kadar
ihtiyarlamış olabilir mi? Kaya, sekiz ay önce insan gibi
davranıp bir genç kızı sakınmak adına hatayı kendi üstüne
aldığı halde, bugün transformasyona uğrayıp kurtlaşmış ve
kendini aklamak uğruna bütün suçu o genç kızın üstüne
atıyor. Bu ihtimal geçerli olabilir mi? Bizce olamaz.
Bizce, Kaya'nın sekiz ay gecikmeli
savunmasının iler tutar yanı yok. Kaya, hela gibi çift
"oo"lu korsan sitede, bir takım isimsiz insanların CD kaydı
ve kendi itirafıyla belgeli olduğu halde
Özdemir Nutku iftirasını bile,
"Çığ"
denen abukluğu bile aklamaya kalkıştıklarını görünce, o
korsan sitenin her şeye inanmaya hazır bir kitleye sahip
bulunduğunu fark etmiş ve "bu sitede Özdemir Nutku ile
Tuncer Cücenoğlu bile aklanabiliyorsa ben niye aklanmayayım?
Bu furyadan yararlanarak ben de arada gusul aptesti alıp şu
Shakespeare kamburundan niye kurtulmayayım?" diye bir
kurnazlık teşebbüsünde bulunmuş. O korsan sitede, sekiz ay
sonra tüm suçu Neslihan Uncuoğlu'na yıkan bir açıklama
yayınlamış.
Neslihan Uncuoğlu'nun yazıyı google'da
fark etmesini önlemek için olmalı, bizim Kaya, yazısında bir
kez bile Neslihan adını kullanmamış. Neslihan Uncuoğlu'dan
sürekli olarak "Sayın Uncuoğlu" diye söz etmiş. Hangi
Uncuoğlu? Belli değil. İnsan önce söz ettiği kişinin adını
ve soyadını "Neslihan Uncuoğlu" olarak verir ancak ondan
sonra "Sayın Uncuoğlu" diye devam eder. Yaşam Kaya bu
kadarını bile düşünebilmekten aciz mi? Belki gerçekten o
kadar acizdir. Belki gerçekten Neslihan Uncuoğlu'ndan
saklanmaya çalışmıyordur. Hatta belki bu yeni hamleyi
Uncuoğlu'yla anlaşarak, işbirliği halinde kotarmışlardır.
Ama ben, Yaşam Kaya'nın o kadar yazma özürlü olmasını
imkansız bulmadığım halde, yazısında bir kez bile Neslihan
adını kullanmamasını, Yaşam Kaya'nın beceriksizliğine, yazma
özürlü oluşuna değil, Uncuoğlu'ndan saklanmaya çalışmasına
bağlıyorum. Yani Kaya'nın kendi çapındaki bir "küçük
kurnazlığı" olarak değerlendiriyorum.
Yaşam Kaya gibiler bu zekâlarla
eleştirmen olacak da, Türk tiyatrosu gelişecek, ha!...
Büktel'e karşı olunca apaçık iftiraya bile inanmaya hazır
embesillere güvenerek yazı yazılacak da, o yazının tiyatro
sanatına katkısı olacak, ha!... Ölme
eşeğim ölme!...
Yaşam Kaya'nın yukarıda aktardığım
yazısını okuyunca, Neslihan Uncuoğlu'na bugün (2 Temmuz
2008) cevabını hâlâ beklemekte olduğum şu mesajı gönderdim:
Neslihan hanım,
merhaba!
Yaşam Kaya, 8 ay sonra
bana cevap vererek kendini aklamaya kalktı. Ve bütün
suçu size yıktı. Yaşam Kaya'nın aşağıdaki
ifadelerini onaylıyorsanız, demek oluyor ki, tüm
yazışmamız boyunca, ilk günden son güne kadar, bana
yalan söylemişsiniz.
Siz mi yalancısınız,
Kaya mı?
Kaya'nın sizinle
ilgili söylediklerini aşağıya aktarıyorum. En sona
da, Kaya'nın yazısının yer aldığı internet
sayfasının linkini ekliyorum:
"Yeditepe
Üniversitesi’nden genç bir kız benle röportaj
yapmıştı aylar önce. Röportaj yayınlandı. Ve yapılan
söyleşide bir takım konular eksik kaldı. Öncelikle
Sayın Uncuoğlu’ nun bir kayıt cihazı olmadığı için
röportaj esnasında bir takım konular eksik
yazılmıştır. Röportaj yayınlanmadan önce röportajı
okumama rağmen, maalesef bir takım konuşmalar eksik
kalmıştır.
Shakespeare 1400’lü yıllarda yaşamıştır,
lafını asla ve asla söylemedim.
“…İngilizler,
1400’lü yıllarda Shakespeare’ in çıkışı dünyayı
sarsmıştır…”
Görüldüğü gibi cümle
düşüktür. Ben burada “İngilizler 1400’lü
yıllardan başlayarak asıl olarak Shakespeare’in
çıkışı ile dünyayı sarsmıştır” dedim. Fakat
Uncuoğlu’nun hatası yüzünden sözüm yanlış
anlaşılmıştır.
“…fakat Türk tiyatrosu daha 100
yıllık bir süreci kapsar. İlk başlangıcı Şinasi’nin
Şair Evlenmesi’dir…”
Bu cümlede de eksik
bir yazım vardır. Ben “Türk Tiyatrosu daha 100
küsür yıllık bir süreci kapsar, bu başlangıçta
Şinasi’nin Şair Evlenmesi’dir…” dedim. Bu
söylediğim de eksik yazılmıştır.
Sayın Uncuoğlu,
röportaj yayınlandıktan 2 ay sonra Büktel’in ve
Bulunmaz’ın yazılarına cevap vermek istemiştir. Bana
konu ile ilgili soru sorduğunda, röportaj için asla
cevap verme, bırak yayınlandığı gibi kalsın, dedim.
Bunu söylememin nedenine gelince; Uncuoğlu genç bir
arkadaş. İçinde çok güzel niyetler barındırıyor. Bu
durumu gölgelemek istemedim. Uncuoğlu’nun şevkini
kırmak istemedim.
Röportaj
yayınlanmadan önce röportajı bir dostumun ofisinde
acele ile okudum. Eksik yazılan bölümleri göremedim.
O zamanlar ciddi bir sağlık sorunum da vardı. Bu
sebepten kaynaklı bana yapılan eleştirileri de
nerdeyse 2 ay sonra okuyabildim. 20 gün gibi bir
süre ciddi bir rahatsızlıkla savaştım. Bu konuda
detaylı bilgi veremem.
Uncuoğlu beni
dinlemeyip aylar sonra Büktel’le yazıştı. Bu konuda
otorite onlar değil, söylemime rağmen Uncuoğlu,
Büktel’i ciddiye alıp konu ile ile ilgili abuksabuk
mailleşmelere maruz kaldı. Ben Uncuoğlu’na bi’şey
diyemem. Genç arkadaş tiyatro dünyasına çok uzak.
Fakat çok iyi niyetli ve ilerisi için ışık veren
birisi. Bu hatası yüzünden polemik büyüdü de büyüdü.
Eksik yazımlardan dolayı o’nu da suçlamak istemedim.
Genç bir insanın heyecanını kırmak benim gibi
birisine yakışmazdı."
Kaya'nın yukarıda
söyledikleri doğruysa, sizin bana gönderdiğiniz,
örneğin, 29 Mart 2008 tarihli şu sözler külliyen
yalan demektir:
aksam
yaşam kaya ile de konuştm olaylardan neden haberdar
edilmedğimle ilgili. haklı olarak kendinin doğru
soyledigini tekrar dile getirdi. ben bu konuda
bilgin, yetkili değilim. oyuzden pztesi gunu konuda
soz sahibi olabilcek, tiyatro bolumu hocalarıyla
konuşup size eger yaşamın verdiği bilgilerde bi
yanlışlk varsa tam cevap metniyle imlası duzgun bi
şekilde mail atarım. sizde yayınlarsınız. çunku
yazılarda bnimde suçlu oldugum izlenimi çıkıyor ki
röportaj yapıyorsanız kişinin soylediklerini aynen
aktarmanız gerekir.
Kaya'nın yazısının
tamamını şu linkten okuyabilirsiniz:
http://www.tiyatrooyun.org/haber/haber_detay.asp?haberID=615
Umarım, Kaya'nın mı sizin
mi yalancı olduğu konusunda beni ve kamuoyunu
bilgilendirirsiniz.
Hoşçakalın!
Coşkun Büktel / 2 Temmuz 2008
Neslihan Uncuoğlu'nun yukarıdaki
mektubuma cevabını bekliyorum. Uncuoğlu'nun tutumu belli
olduktan sonra, Kaya'nın cevabını (Büktel yöntemiyle)
cümle cümle değerlendirerek, ayrıca cevaplayacağım.
Coşkun Büktel / 2
Temmuz 2008
GÜNCELLEME
8 Nisan 2009
Uncuoğlu'ndan herhangi bir cevap
gelmedi. O nedenle, kamuoyu Kaya'nın mı, Uncuoğlu'nun mu
yalan söylediğini öğrenemeyecek. Çünkü, ya "röportaj
yapıyorsanız kişinin söylediklerini aynen
aktarmanız gerekir." diyen
Uncuoğlu, Kaya'nın söylediklerini aynen aktardı
(ki bu durumda "yanlış aktardı" diyen Yaşam Kaya yalan
söylüyor); ya da Yaşam Kaya sekiz ay sonra da olsa,
nihayet doğruyu söyledi (ki, bu durumda şu varsayım
geçerlidir: Neslihan Uncuoğlu, Kaya'nın dediklerini
yanlış aktarmakla kalmadı, benimle yazışmalarında bu
yanlışını benden saklayarak beni ve dolayısıyla benim
okurlarımı Kaya hakkında dezenforme etti. Uncuoğlu
sustuğuna göre, hangisinin yalancı olduğuna okurların
vicdanları karar verecek.
Biz yalnızca bir tespitte daha
bulunarak, okurların karar almasını biraz daha
kolaylaştırmakla yetineceğiz:
Yaşam Kaya, kendi sitesinde değil
de, tiyatrom.com'da yayınladığı söz konusu
röportajından, okurları yanıltacak şu cahilce
dezonformatif cümlelerin çıkarılmasını hâlâ
sağlayamamıştır:
İngilizler, 1400’lü yıllarda
Shakespeare’ in çıkışı dünyayı sarsmıştır. İngiliz
tiyatrosu 400 yıllık bir tarihe sahiptir fakat Türk
tiyatrosu daha 100 yıllık bir süreci kapsar.
(Kaynak: tiyatrom.com,
"Yaşam Kaya ile Söyleşi")
Yukarıda aktardığımız cahilce
yanlışları diğer vandalların yaptığı gibi, yani kedi
pisliğini örter gibi, bugün bile hâlâ silip yok etmediği
için, Yaşam Kaya'yı tebrik ederiz. Böyle davranmakla,
sitesinin ciddiyet ve güvenirliğini bir anlamda
vurguladığı gibi; sitesinin o sayfasına verdiğimiz
linkler yüzünden bizim okurlar tarafından yalancı gibi
algılanma ihtimalimizi de bertaraf etmiş olmaktadır.
Hatanın silinmemesi, güzel!
Ama daha da güzeli yapılabilir.
Büktel ve Bulunmaz örnek alınabilir. Hata silinmemekle
birlikte, hatanın okurları dezenforme etmesinin önüne
geçilebilir. Hata içeren cümlelerin yanına bir
güncelleme notu eklenerek, o cümlelerin hatalı olduğu
konusunda okurlar uyarılır ve hatanın doğrusu neyse
belirtilebilir.
Yaşam Kaya, okurları dezenforme
etmeye devam etmek pahasına bunu yapmadığına ve o
yanlışlara hâlâ sahip çıktığına; ve Uncuoğlu'nun ise
suçlamalar karşısında sessizlik hakkını kullandığına
bakılırsa; yalancının hangisi olduğuna karar vermek pek
kolay değil. Ama ikisinden biri kesinlikle yalancı ve
kendilerini değil de beni (yani yanlışı açığa vurarak
dezenformasyona engel olmaya çalışan Büktel'i)
suçladıkları için, her ikisi de suçlu.