Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

Büktel'in aşağıdaki suçlamalarına karşı cevap hakkını Pakize Atay, "Büktel'in kalemiyle" kullandı: YİRMİLİ YAŞLARDAKİ GENÇ KIZ AKLIMCA ATTİLÂ İLHAN'A FİYAKA YAPMAK İSTEDİM

 

 

ESKİ KARISI PAKİZE ATAY (PAKİZE BARIŞTA) VE

İLETİŞİM YAYINEVİ,

 

OĞUZ ATAY'IN "GÜNLÜK"ÜNÜ KENDİ ÇIKARLARINA NASIL UYARLADILAR?

 

 

 

1977'de, 43 yaşında ölmesinden kısa süre önce Oğuz Atay'ın yazdığı (ve "sansürlü olarak" yayınlanmasından yıllar önce bizim el yazmasından aslını okumak fırsatını bulmuş olduğumuz) "Günlük"; ilk kez 1987'de, (ve ilk kezden beri hep "sansürlü" olarak) İletişim Yayınları tarafından yayınlandı. 

 

 

 

2001'de ise, Attilâ İlhan, edebiyat çevresinden dostlarının kendisine gönderdiği mektupları "Mektuplar" adlı bir kitapta toplayarak, Otopsi Yayınları arasında yayınlattı. "Mektuplar"da rahmeti Oğuz Atay'ın dul eşi Pakize Atay  (bugünkü adı: Pakize Barışta) tarafından Attilâ İlhan'a, Oğuz Atay öldükten kısa süre sonra ("Günlük" henüz yayınlanmamışken) gönderilmiş 8 adet mektup da yer alıyordu.

 

Pakize Atay'ın Attilâ İlhan'a mektuplarını okuyunca fark ettik ki, bu mektuplardaki bazı bölümler ile Oğuz Atay'ın "Günlük"ündeki bazı bölümler arasında "neredeyse tıpa tıp" benzerlikler var.

Bu benzerlikleri (aslında "aynılıkları") kaydederek en çok önemsediğimiz Türk yazarı olan Oğuz Atay'ın biyografisine ışık tutmayı, ta 2001 yılında düşünmüştük. Ama aforozlu olduğumuz için hiçbir derginin böyle "netameli" bir konuyu hele de bizim imzamızla asla yayınlamayacağını, hele de Türkiye yayıncılık piyasasının en büyük reklamverenlerinden biri olan İletişim Yayınevi'nin sansürcülüğünü yüzüne vurmaya, yakasına yapışmaya hiçbir derginin yanaşmayacağını bildiğimizden ve o sıralar internette bir sitemiz de bulunmadığından, konuyu önce erteledik, sonra da konu hatırımızdan çıktı. Birkaç gün önce, NTV yayınları arasında Sevin Okyay çevirisiyle(?) yayınlanmış Macbeth çizgi romanı üstüne Taraf gazetesindeki köşesine yazdığı iki ayrı yazıyla Pakize Barışta; ("Shakespeare'e Moruk Muamelesi Yapmak"tan başka özelliği bulunmayan kifayetsiz muhterislerin bir kez daha lanse edilmesine katkıda bulunarak bizi öfkelendirip) kendisini hatırlamamıza neden olmasaydı, bu yazı belki de hiçbir zaman yazılıp yayınlanamayacaktı. 

Pakize Barışta, (eltisi olduğunu ekşi sözlükten öğrendiğimiz ve Sabahattin Eyüboğlu'nun Macbeth'teki çeviri emeğini Müge Gürman'a maleden) Sevin Okyay'ı Taraf'taki köşesinde destekliyor. Sevin Okyay asparagas Shakespeare yönetmeni Müge Gürman'ı Radikal'deki köşesinde yüceltiyor. (Macbeth çizgi romanıyla ilgili yanlışlıkları keşfedip, konuya dikkatimizi çeken Feridun Çetinkaya'nın konuyla ilgili üç gün önce yazılmış ve —Taraf gazetesince üç gün süren oyalama taktiği sonunda reddedilen— "Sabahattin Eyüboğlu'nun Hakkı, Sabahattin Eyüboğlu'na" başlıklı yazısını mutlaka okuyunuz.) Entelektüel ve demokrat olduğu iddia edilen yayın organlarının bile dezenformasyona hizmet ettiği açıkça görülüyor. Yani boşuna değil, bizim her yerde nefret uyandırıp sansür ve aforoz edilmemiz. Kimsenin hakikatle işi kalmamış. Kulak kıllarıyla dahi ciddiyet telkin eden ve büyük idealler peşindeymiş gibi kasıntıyla gezen elit entelektüellerimiz bile, aslında yalnızca "çorbanın" peşinde...  (Ya da Hilmi Bulunmaz'ın deyişiyle "çanağın" peşinde...)

Bu yazıya Pakize Atay'ın Attilâ İlhan'a gönderdiği sekiz mektubun yalnızca bir tanesini (en önemlisini) aktardık. O mektupla benzeşen Oğuz  Atay ifadelerini de, "Günlük"ün çeşitli tarihlere ait sayfalarından bulup çıkardık.

Metinleri kronolojik olarak (Önce Oğuz Atay'ın "Günlük" parçaları, sonra Pakize Atay'ın Attilâ İlhan'a mektubu olmak üzere) sıraladık. Benzeşen satırları, her ikisinin metinlerinde kırmızı harflerle dizerek belirttik. CB

 

 

OĞUZ ATAY ("Günlük"ten parçalar)

30 Aralık 1975

 

İki gün önce "İkinci Yeni" denilen akımın çevresinde koparılan gürültü ile ilgili yazıları karıştırıyordum. Anladığıma göre yaşları, kültürleri ve dünya görüşleri gelişmeye elverişli olmayan, fakat duydukları ve sezdikleriyle gerçeküstü ya da gerçek ötesi denilebilecek şeyleri yer yer yakalamışlar; sonunda hepsi bir yana dağılmış. Neyse, bence önemli olan ülkede her çeşit akımın, atılımın iyi kötü ortaya çıkması. Meselâ bir Bulgaristan ve bugünkü Rusya için böyle bir durum söz konusu değil. Çok çeşitli ırk, din, kültür, vs. karışımı çok yönlü, belki de zengin bir olguyu çıkarıyor. Yalnız burada ihtiyatlı olmalı. Halit ("Halit Refiğ" olsa gerek. CB) v.d. gibi bundan ülke lehine bir birikim çıkarmada acele etmemeli. Batının sağlam ve köklü akımları yanında bunların yerini gücünü tayin etmek kolay değil. Mesela İkinci Yeni konusunda karşılıklı eleştiriler öyle köksüz, mantıksız ve çocukça düşüncelere dayanıyor ki. Batılı deneme ve inceleme yazarlarının kişilikleri ve güçlü yorumları (Ulam gibi) karşısında bunlar acıklı ve gülünç. Mahalle çocuklarının çekişmesine benziyor. Sonra ortaya konulan ve bu birikime dayandığı söylenen eserler −X'in (Burada sansürcü İletişim Yayınları'nın X rumuzuyla gizleyerek Atay'ın eleştirilerinden korumaya çalıştıkları kişinin "Metin Erksan" olduğu, aşağıya aktardığımız Pakize Atay metninden anlaşılıyor. CB) son televizyon filmleri (Örneğin, "Müthiş Bir Tren". CB) gibi− derinlikten yoksun, biçim soyutlamaları dolu şeyler. İşin altında neler yattığını galiba kimse sezemiyor. Taklit, yani oyun. Batılı amcalara küfretseler de, gizlice −kendilerinden gizli− onlara benzemeye çalışan felsefe filan vaziyetleri −X− çok acıklı... (Burada sansürcü İletişim Yayınları'nın X rumuzuyla gizleyerek Atay'ın eleştirilerinden esirgeyip sakınmaya çalıştıkları kişinin "Hilmi Yavuz" olduğu, aşağıya aktardığımız Pakize Atay metninden anlaşılıyor. CB)

 

30 Ocak 1976

 

Günlerimi her kitaptan 5-10 sayfa okuyarak geçiriyorum. Sinemaya bile  gitmiyorum. Televizyonda "İnsan Avcısı", Doktorlar, Üç Silahşşörler, Tatlı Sert, Dolu Dizgin... Haberler. Birkaç sayfa okuyunca kafam karışıyor. Oysa −sanki− okuyabildiğim zamanlar eskisine oranla daha iyi bir şeyler sezebiliyorum. Sürekli gücüm yok. Eski yazdıklarımı okuyorum. Çok içten, nasıl bu sürekli duyarlığı becermişim, hayret ediyorum, fakat acemice ve düzensiz buluyorum. Şimdiki aklımla daha iyisini yazardım gibi geliyor. Ama piyes olmadı işte, dün Ayşin* tekrar diyordu. Bu bakımdan kendimi aşabilecek bir sarsıntıdan yoksunum. En kötü tarafım da okurken ya da düşünürken bir kenara yazmıyorum. İnsanın geliştiği filan yok. Yalnız kusurlarına alışıyor o kadar. Sonra genel olarak da edebiyatı değerlendiremiyorum galiba. Elias Canetti*, Jean Rhys*, Jacov Lind*, Paul Bailey*, John Fowles* filan kimseyi ilgilendirmiyor. Akademik isimler ve akademik önemler var. Yalnızlığım burada da belli oluyor. Cevat* ("Cevat Çapan" olmalı. CB) tutuyor John Barth*, Kingsley Amis* filan diyor. Rhys mesela onu hiç ilgilendirmedi. Bizim yazarlar da içimi eziyor. X bir X yazmış yürekler acısı. Mantık ve köy romanı karışmış. Yılın en iyi bilmem nesi diyorlar. (Burada sansürcü İletişim Yayınları'nın X ve X rumuzlarıyla gizleyerek Atay'ın eleştirilerinden esirgeyip sakınmaya çalıştıkları kişinin "Tahsin Yücel" ve kitabının ise "Dönüşüm" olduğu, aşağıya aktardığımız Pakize Atay metninden anlaşılıyor. CB) Bir Halit var belirli konularda konuşulabilen. Ona da bazı şeylerin meselâ Finnegans Wake'in− öneminin anlatılması mümkün değil. Çünkü bazı insanlara sezgiler matematik kesinlikle söylenemedikçe iletilmesi mümkün değil. Ben de bu konuda çok yetersizim.

 

10 Mayıs 1976

Spengler her medeniyetin kendi matematiği vardır diyor. Avrupa'nın matematiği Yunanlılarınkinin uzantısı değildir; Yunanda sayı ve şekil ölçülebilen, bütünlükleri olan kavramlardır, ikisi de somuttur. Avrupa bu kavramları soyutlaştırmıştır. Acaba bizim matematiğimiz nasıldır? Daha doğrusu bizim kültürümüzün temelindeki matematik nasıl bir şeydir? Arap matematiği midir? Bizde orijinal matematikçi yoktu; ama −gene Spengler'in dediği gibi− matematik, kültürün verilerinde görülür. Bizdeki −özellikle mimari− eserlere bakarak nasıl bir matematiğimiz olduğunu keşfedilebilir mi?

(KAYNAK: Yukarıdaki 1976 tarihli parça, Oğuz Atay'ın, ilk kez İletişim Yayınları'nca 1987'de "sansürlü olarak" basılan, "GÜNLÜK"ünden alınmıştır. Bizim kaynağımız ise kitabın, yine İletişim Yayınları tarafından ve yine "sansürlü olarak", 1992'de, "GÜNLÜK ve Eylembilim" başlığıyla yayınlanmış 3. baskısıdır. Alıntıları, 218- 220- 222- 224 ve 244 numaralı sayfalardan yaptık.)

 

***

 

PAKİZE ATAY (Attilâ İlhan'a mektup)

5 Ocak 1979

 

Merhaba, günlerimi her kitaptan 5-10 sayfa okuyarak geçiriyorum. Çok düşkün olduğum sinemaya bile  gitmiyorum. Bazen dalgın dalgın televizyon seyrediyorum. Birkaç sayfa okuyunca kafam karışıyor. Oysa −sanki− okuyabildiğim zamanlar eskisine oranla daha iyi bir şeyler sezebiliyorum. Sürekli gücüm yok. En kötü tarafım da okurken ya da düşünürken bir kenara yazmıyorum. İnsanın geliştiği filan yok. Yalnız kusurlarına alışıyor o kadar. Sonra genel olarak da edebiyatı değerlendiremiyorum galiba. Elias Canetti, Jean Rhys, Jacov Lind, Paul Bailey, John Fowles filan kimseyi ilgilendirmiyor. Akademik isimler ve akademik önemler var. Yalnızlığım burada da belli oluyor. Cevat (Çapan) tutuyor John Barth, Kingsley Amis filan diyor. Rhys mesela onu hiç ilgilendirmez. Bizim yazarlar da içimi eziyor. Geçenlerde Tahsin Yücel'in iki yıl, −belki daha fazla− önce yayımladığı "Dönüşüm" adlı kitabını karıştırdım. Yürekler acısı. Mantık ve köy romanı karışmış. Bir de o zamanlar yılın en iyi bilmem nesi filan demişlerdi. Bir Halit var belli konularda konuşabilen belki. Ona da bazı şeylerin −mesela Finnegans Wake'in− önemini anlatabilmek imkansız. Çünkü bazı insanlara sezgiler matematik gerçeklerle anlatılmadıkça iletilmesi mümkün değil. Ben de bu konuda çok yetersizim.

Şu sıra elimde olan kitaplardan biri Spengler'in "Decline of the West"i. Spengler her medeniyetin kendi matematiği vardır diyor. Avrupa'nın matematiği Yunanlılarınkinin uzantısı değildir; Yunanda sayı ve şekil ölçülebilen, bütünlükleri olan kavramlardır, ikisi de somuttur. Avrupa bu kavramları soyutlaştırmıştır. Düşünüyorum, acaba bizim matematiğimiz nasıldır? Daha doğrusu bizim kültürümüzün temelindeki matematik nasıl bir şeydir? Arap matematiği midir? Bizde orijinal matematikçi yoktu; ama −gene Spengler'in dediği gibi− matematik, kültürün verilerinde görünür. Bizdeki −özellikle mimari− eserlere bakarak nasıl bir matematiğimiz olduğunu keşfedilebilir mi?

Sizi sıkıyor muyum? Bana size herşeyi yazabileceğim konusunda izin vermiştiniz. O izni kötüye mi kullanıyorum acaba? Ama kafamın içinde milyonlarca soru, milyonlarca detay savaşıp duruyor, kiminle konuşacağım? İçimde her an bir yığın vıdı vıdı.

Oyun'dan hiçbir haber yok. Unutuldu, ben de unutmuş gibi yapıyorum. Yeni bir şey yazmak, bilmem pek istek yok içimde.

Bir iki gün içinde, tatilde, Oğuz'un eski edebiyat dergilerinde, "İkinci Yeni" denilen akımın çevresinde koparılan gürültü ile ilgili yazıları karıştırıyordum. Anladığıma göre yaşları, kültürleri ve dünya görüşleri gelişmeye elverişli olmayan kimseler. Fakat duydukları ve sezdikleriyle gerçeküstü ya da gerçek ötesi denilebilecek şeyleri yer yer yakalamışlar; sonunda hepsi bir yana dağılmış. Neyse, bence önemli olan ülkede her çeşit akımın, atılımın iyi kötü ortaya çıkması. Mesela bir Bulgaristan ve bugünkü Rusya için böyle bir durum söz konusu değil. Çok çeşitli ırk, din, kültür, vs. karışımı çok yönlü, belki de zengin bir olguyu çıkarıyor. Yalnız arada ihtiyatlı olmalı değil mi? Halit v.d. gibi bundan ülke lehine bir birikim çıkarmada acele etmemeli.Batının sağlam ve köklü akımları yanında bunların yerini gücünü tayin etmek kolay değil. Mesela İkinci Yeni konusunda karşılıklı eleştiriler öyle köksüz, mantıksız ve çocukça düşüncelere dayanıyor ki. Batılı deneme ve inceleme yazarlarının kişilikleri ve güçlü yorumları (Ulam gibi) karşısında bunlar acıklı ve gülünç. Mahalle çocuklarının çekişmesine benziyor. Sonra ortaya konulan ve bu birikime dayandığı söylenen eserler −Metin'in ("Metin Erksan" olmalı. CB) son televizyon filmleri (Örneğin, "Müthiş Bir Tren". CB) gibi− derinlikten yoksun biçim soyutlamaları dolu şeyler. İşin altında neler yattığını sezmiyorlar mı? Taklit, yani oyun. Batılı amcalara küfretseler de, gizlice −kendilerinden gizli− onlara benzemeye çalışan felsefe filan vaziyetleri −Hilmi− ("Hilmi Yavuz" olmalı. CB) acıklı...

Ne kötü bir mektup. Hep şikayet sızlanmak, antipatik. Ben ukala biri miyim acaba? Öyleyse çabuk söyleyin çaresini bulmaya çalışayım. (...)

 

(KAYNAK: "Pakize Atay'dan Attilâ İlhan'a mektup". "ATTİLÂ İLHAN'A MEKTUPLAR", Otopsi  Yayınları, birinci basım, Şubat 2001. Sayfa: 16-18.

NOT: Attilâ İlhan'ın, çeşitli yazarlarca kendisine gönderilen mektupları derlediği "Mektuplar" kitabında, Pakize Atay'ın, yedi mektubu daha var.)

 

 

Pakize Atay'ın Attilâ İlhan'a mektuplarından bazı alıntılar:

(Vurgular benden. CB)

 

"İnsanın aldırmadığı bir ürünü inanmadığı sözlerle pek ilgilenmediği bir topluma satması sahtekarlık mıdır? Galiba öyle. Hüseyin Baş ve İzzet Yarar ("İzzet Yasar" olmalı. CB) da burada benimle aynı işi yapıyor." (Mektuplar, sayfa 13.)

 

"Thomas Mann okuyorum yeniden. İnceliğe ihtiyacım var. 'Budda brooks' ("Buddenbrooks" olmalı. CB) ne incelik. (Mektuplar, sayfa 14.)

 

Sahtekar mıyım nedir. (Mektuplar, sayfa 19)

 

***

 

OĞUZ ATAY'I SANSÜR EDENLERE "İKİ ÇİFT LAF" ETMEDEN KONUYU KAPATMAYALIM!

Bir de kendinizi "birikim"li demokratlar olarak lanse ediyor ve utanmadan televizyonlara çıkıp uzman entelektüel edalarında demokrasi şampiyonluğu yapıyorsunuz, di mi? Bir de hiç utanmadan Oğuz Atay'ı seviyor ve anlıyor ayaklarına yatıyorsunuz, di mi? Ama etinden, sütünden, yününden yararlandığınız Oğuz Atay'ı hiç utanmadan ve "seve seve" sansür (terbiye, "iğdiş") etmeyi, tırnaklarını sökerek onu zararsız hale getirmeyi de ihmal etmiyorsunuz, di mi? Kravatlı akbabalar sizi!! Skoç ceketli çapulcular sizi!! Medeni olmayı yabancı dil öğrenmekten ibaret sanan sansürcü manyaklar sizi!!  

Sizi sıçamayan tilkiler gibi kasım kasım kasıltan "entelekt"iniz, etiketiniz, "birikim"iniz, İstanbul efendiliğiniz, sosyalistliğiniz ve demokratlığınız, eğer sansürcülükten bile kurtaramamışsa sizi, demokrasinin yontma taş devrinden bile çıkaramamışsa sizi, daha ne boka yarar ki, ulan?!! Faydasız kilisenin papazları sizi!!

Oğuz Atay'ı sansürlemek, ha?!! Siz kendinizi ne sanıyorsunuz, ulan, steril magandalar?!! Köhnemiş yapılar gibi birbirinize ve ruhunuzu satın almış vakıflarınıza dayanıyor olmasanız, herhangi bir nedenle kabileninizin dışında kalsanız, hanginiz bir kedi kadar bile hayatta kalabilme becerisi gösterebilir, ulan?!! Cemaat damgalı "sürü tekleri" sizi!! Seri üretilmiş "bireyimsiler" sizi!!

Siz hangi yetkinliğinize dayanarak Oğuz Atay'ı sansürlemek yetkisini kendinizde bulabiliyorsunuz?!! Kibirli beslemeler sizi!! Demek sansür ve yalakalığı sanat piyasasının olmazsa olmazı kılmaya yemin ettiniz, ha? Sansüre boyun eğmeyene, yalakalık etmeyene su bile yok, ha! Oğuz Atay'ı bile hizaya getiriyorsunuz, kendinize benzetiyor, kendinize benzetemediklerinizi (örneğin Acar Burak Bengi'yi) hem aforoz ediyor, hem de çapulluyorsunuz, ha?!! Asil sırtlanlar sizi!! Ağzı gümüş kaşıklı yamyamlar sizi!! Sansürcü demokratlar, sizi!!

Ulan, Oğuz Atay'ı bile sansürledikten sonra, kalkıp hangi yüzle Ergenekoncuları beğenmiyorsunuz siz? Hastirin ordan!! Sizin Ergenekonculardan özde ne farkınız olabilir ki, ulan? Bilimsel faşistler sizi!! Kabile üyelerini esirgemek uğruna Oğuz Atay'a bile darbe vuran iki yüzlü darbe karşıtları sizi!! Samimiyet düşmanı hijyenik ahmaklar, losyonlu vandallar, rafine haramiler sizi!! 

CB / 15 Temmuz 2009  

 

 

Büktel'in yukarıdaki suçlamalarına karşı açıklama hakkını Pakize Barışta (Atay), "Büktel'in kalemiyle" kullanıyor:

 

YİRMİLİ YAŞLARDAKİ GENÇ KIZ AKLIMCA ATTİLÂ İLHAN'A FİYAKA YAPMAK İSTEDİM

 

***

 

O BENDEN 20 YIL ÖNCE SÖYLEMİŞ

NTV Yayınları genel yayın yönetmeni, gazeteci Mustafa Alp Dağıstanlı, Oğuz Atay'ı sansür ettikleri için İletişim Yayınevi'ni, taaaa 20 yıl önce, "Günlük"ün daha ilk baskısı akabinde, Nisan 1988 tarihli Gergedan dergisinde, gayet dostça ve yumuşak bir dille uyarmış. Ama İletişim kaşarları, o dilden anlamadıkları için, hiç aldırmamış ve sansürü "Günlük"ün daha sonraki baskılarında da sürdürmüşler.

Dağıstanlı'nın 20 yıl önceki uyarı yazısını bir kez daha gündeme getirmeyi hem borç sayıyor, hem de yararlı buluyoruz. Lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

 

NİHAYET!

 

 

BONUS:

Alıntı mı, çalıntı mı? Kim kimden ne çaldı, ya da ödünç aldı? Belgesel dosyamızı lütfen tıklayınız:

"ALINTI NAMUSU"