|
BONUS BÖLÜMÜ YAZININ
SONUNDA
Linççiler "Ölüleri Gömün"e
salakça bir küstahlıkla meydan okuyor:

YAŞAM KAYA'NIN "ÖLÜLERİ
GÖMÜN" ELEŞTİRİSİNİN ELEŞTİRİSİ
Coşkun Büktel
25 MAYIS 2010
İstanbul Tiyatro Festivali'nde Ölü Bir Oyun……
YAŞAM KAYA
İstanbul Tiyatro Festivali, ilk
günkü açılış gösterisi ile izleyenleri derinden sarsmış; bunun
neticesinde gösterimdeki oyunlar olumlu bir havada sürüp gitmişti.
Fakat ne var ki bazı durumlar bu olumlu havayı yok ediyor. Amerikalı
yazar Irwin Shaw'ın güncelliğini yitirmiş oyunu “Ölüleri Gömün”
teatral bir facia olarak festival sahnelerinde boy gösteriyor.
Bilindiği üzere,
Linççi Yaşam Kaya,
Shakespeare'in bırakın doğum tarihini, yaşadığı yüzyılı bile
bilmeden eleştiri yazan, ciddiye alınmaya değmez bir figürdür. (Bunu
belgeleyen yazımız için, bakınız:
Shakespeare'in değil doğum tarihini, hangi
yüzyılda yaşadığını bile bilmeyen; en az 150 yıllık Türk tiyatro
tarihinin 100 yıl önce, yani 1907'de başladığını sanan
Yaşam Kaya,
"İngiltere basınında yazan ilk
Türk tiyatro eleştirmeni"
olmakla övünüyor.)
Peki biz "kalitesini" zaten yıllar önce
deşifre ettiğimiz bu önemsiz
"figür" hakkında bu yazıyı yazmaya ve onu bir kez daha teşhir etmeye
neden mi gerek duyduk? İnsanlar şunu anlasın diye:
Biz
"Ölüleri Gömün"ü alkışlamamış ve beğenmediğimizi yazmış olabiliriz
(bkz).
Ama bizim kendi çıtamızdan bakarak yaptığımız o kısacık (ama yine de
kanıtlı/belgeli)
eleştiri,
Yaşam Kaya gibi tiyatro cahili
linççilere asla cesaret
vermemeli. Biz, kendi çıtamızdan bakarak, Şakir Gürzumar'ın "Ölüleri
Gömün" prodüksiyonunu beğenmiyor olabiliriz. Bu
memnuniyetsizliğimizi, o kısa (ama yine de kanıtlı/belgeli)
eleştiri yazısıyla ifade etmeyi tercih etmiş
olsak bile, gerektiğinde yüzlerce ayrıntılı ve inandırıcı gerekçeyle
de ifade edebilme yeterliliğine sahibiz. Ama bizim kendi çıtamızdan
bakarak yönelttiğimiz eleştiri,
tiyatro cahili,
iftiracı
ve linççi
vandalların (bizim "cevap"
yazılarımızı bile alçakça / utanmazca
sansür ettikleri
linççi sitelerinde)
kanıtsız, belgesiz, zekâsız, deli saçması ve uluorta yazılarla,
hiçbir dayanağı olmayan karakuşi yargılarla, "Ölüleri Gömün"ü
karalamalarına sessiz kalacağımız anlamına gelmiyor. Biz beğenmiyor
olsak da, "Ölüleri Gömün" prodüksiyonu, Yaşam Kaya gibi
tiyatro cahili,
iftiracı
ve linççi
vandalların (ısırmaya kalkışsalar bile) yutabilecekleri bir lokma
değildir. Şimdi bunu yalnızca hamaset olarak söylemekle yetinmeyip,
belgeleyelim:
Bizim
"Zırvalıklar Panayırı"
olarak nitelediğimiz Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali,
Shakespeare cahili
ve
linççi
vandal Yaşam Kaya'ya göre,
"ilk
günkü açılış gösterisi ile izleyenleri derinden sarsmış; bunun
neticesinde gösterimdeki oyunlar olumlu bir havada sürüp gitmişti". Yani
bizim Yaşam Kaya,
"Zırvalıklar Panayırı"nda, her şeyi (pek çok
seyirciye, örneğin Erbil Göktaş'a, "dolandırıldığını" düşündüren John Malkovich gösterisi
dahil, her şeyi) beğenmiş, ama nedense bir tek "Ölüleri Gömün"ü
beğenmemiş: "Fakat ne var ki bazı
durumlar bu olumlu havayı yok ediyor. Amerikalı yazar Irwin Shaw'ın
güncelliğini yitirmiş oyunu “Ölüleri Gömün” teatral bir facia olarak
festival sahnelerinde boy gösteriyor."
Görüldüğü üzere,
Shakespeare cahili
ve
linççi
vandal Yaşam Kaya yutamayacağı kadar büyük bir lokma
ısırıyor. Şimdi bakalım Kaya bu lokmayı çiğneyip yutmayı başarabiliyor mu? Yani bu
yargılarını belge ve kanıtlarla temellendirebiliyor mu?
Yoksa (tam Shakespeare'in yaşadığı Yüzyılı bile bilmeyen bir tiyatro
cahiline yakışır biçimde) yalnızca sallamakla mı yetiniyor? Ne diyordu
Kaya
"Ölüleri Gömün" için? "güncelliğini
yitirmiş"... Niye?... 1936'da yazıldığı için mi?... Olamaz, di mi?
Jan Kott'un "Çağdaşımız Shakespeare" adlı kitabının Türkiye'de ve
Türkçe olarak bile yayınlandığı günümüzde, sırf 1936'da yazılmış
diye, bir oyunu "güncelliğini
yitirmiş" olmakla suçlamak
mümkün olamaz, di mi? Gerçi Coşkun
Büktel'in DT gösterimlerinden para kazanmasını engellemeye kafayı
takmış bir vandalın ruh hali ve zekâsıyla yazdığınız zaman
saçmalamakta kendinize sınır tanımanız kolay değildir ama, biz yine
de,
Shakespeare cahili,
iftiracı
ve linççi
vandal Yaşam Kaya'nın o kadar da
kötücül ve cahil olmadığını ve
hakkında yazdığımız yazılarla
onu (asgari düzeyde de olsa) eğittimizi varsayalım.
Öyleyse, Yaşam Kaya, bu oyunu, yalnızca 1936'da yazıldığı için
"güncelliğini
yitirmiş" buluyor olamaz. Başka bir nedeni ya da
nedenleri olmalı. Bakalım neymiş o nedenler:
İlk kez 1936 yılında Amerika’da
(New York) seyirci karşısına geçen oyunda, 1930’lu yılların zombiyi
andıran insan tiplemelerini görüyoruz. O dönemin korku sinemasının
işlediği konulardan yola çıkarak, ‘Ölüleri Gömün’ fazlasıyla sinema
senaryolarına özentili bir metin diyebiliriz. Savaşta vatanları için
(!) öldüğü iddia edilen bir grup askerin gömülmeyi reddederek
dünyada kalmak istemelerini konu edinen gösteri, anlattığı yıllar
itibari ile günümüzden çok uzak.
Evet, inanılmaz ama gerçek: Kaya, (yalnızca
"Yönetmen tiyatrosu"
yapan asparagasçılar tarafından değil, aklı başında her tiyatro
ilgilisi tarafından)Shakespeare'in bile "Çağdaşımız" sayıldığı günümüzde, "Ölüleri Gömün"ü
"güncelliğini yitirmiş"
olmakla suçlarken, bu suçlamasını, "anlattığı yıllar itibari ile
günümüzden çok uzak" olmasına da bağlıyor. 1936 yılını
"çok uzak" sayan
tiyatro cahili ve
linççi
Kaya, "Ölüleri Gömün"ü "güncelliğini
yitirmiş" diye suçlamasına gerekçe olarak, bir de,
Zombi'leri gösteriyor: "1930’lu yılların
zombiyi andıran insan tiplemelerini görüyoruz. O dönemin korku
sinemasının işlediği konulardan yola çıkarak, ‘Ölüleri Gömün’
fazlasıyla sinema senaryolarına özentili bir metin diyebiliriz."
Şimdi biz işkembeden uydurulmuş bu kanıtsız/ispatsız "lafların"
neresini düzeltelim? Ne demek "1930’lu
yılların zombiyi andıran insan tiplemeleri"? 1930'lu yıllarda
insanlar zombileri mi andırıyordu? Olamaz di mi, çok saçma!... Bir
sonraki ifade biraz fikir veriyor gibi: O
dönemin korku sinemasının işlediği konulardan yola çıkarak, ‘Ölüleri
Gömün’ fazlasıyla sinema senaryolarına özentili bir metin
diyebiliriz" İyi de zombiler yalnızca 1930'lu yıllarda mı
var? Hayır. Belki de en az o yılların sinemasında var. Ve belki en
çok bugünkü sinemada var. (Bakınız: Wikipedia ansiklopedisinin
"Zombi Filmleri Listesi")
Yani hepimizin bildiği üzere, bugün yalnızca sinemada değil, sürüyle
bilgisayar oyunlarında da görünen zombiler hakkında,
"güncelliğini yitirmiş"
yargısına varmak makul bir zekâ için olanaksız. O halde Yaşam Kaya
ne demeye çalışıyor? Zombilerden yola çıkmanın
"güncelliğini yitirmiş"
suçlamasına dayanak olamadığı çok açık. Kaya'nın
"güncelliğini yitirmiş"
suçlamasının dayanaksız (ve bizce kasıtlı) bir suçlama (salakça bir
saçmalık) olduğunu gösterdikten sonra, şimdi Kaya'nın diğer
suçlamasını da, yine kaynak ve belge göstererek çürütelim:
Linççi
vandal Yaşam Kaya, (adeta, "kötü
niyetim ve cahilliğim asal karakterimdir" dercesine) diyor ki:
"O dönemin korku sinemasının işlediği konulardan yola çıkarak,
‘Ölüleri Gömün’ fazlasıyla sinema senaryolarına özentili bir metin
diyebiliriz". Neymiş? Zombilerden yola çıktığı için "Ölüleri
Gömün", "fazlasıyla sinema senaryolarına
özentili bir metin"miş. Zombilerden yola çıkmanın bir oyunu
"güncelliğini yitirmiş"
yapamayacağını, zombilerin bugün çok daha güncel olduğunu
Wikipedia ansiklopedisinin
"Zombi Filmleri Listesi"ndeki
tarihlerle belgeledikten sonra, şimdi de, "Ölüleri Gömün"ün zombi
filmlerinden yola çıkmadığını, hele de zombilerin
"sinema senaryolarına özentili bir metin"
olmadığını belgeleyelim. (Hep söylüyoruz: Geri zekâlı ve kötü
niyetli bir şoför, beyaz takım elbisenizi bir saniye içinde çamura
bulayabilir; ama çamuru temizlemek bir saniyede mümkün değildir.
İftiracı ve
linççi
vandal Yaşam Kaya'nın çalakalem
yazıp geçtiği, akıl ve mantıktan uzak, kanıtsız, belgesiz, karakuşi
suçlamalarını; biz, emek ve mesai harcayarak, kanıt ve belgelerle,
akıl, mantık, bilim ve yaratıcılıkla, birer birer çürütmeliyiz ki,
linççi
vandalları caydırmış, ve onlarla ilgili
gerçeklerden hâlâ habersiz okurları uyarıp tiyatro ortamımızda
linççi
vandallara dair doğru ve sağlıklı bir
bilinçlenme yaratmış olalım.)
Evet, itiraf edelim: "Ölüleri Gömün"de gömülmeyi reddeden ölü
askerleri zombiye benzetmek, yalnızca şekilleri görüp işin özüne
inemeyen yüzeysel zekâlar için kolayca mümkündür. Ama zombilerle
"Ölüleri Gömün" arasındaki sanatsal farkı görebilmek için yine de
çok fazla zekâ gerekmediği açıktır. Bir insan olmak (eleştirmen ya
da entelektüel olmaya hiç gerek yok) yalnızca ortaokul bitirmiş,
makul zekâlı bir insan olmak, zombi filmleriyle "Ölüleri Gömün"
arasındaki sanatsal uçurumu fark etmeye yeterlidir. Zombilerin en
esaslı özelliği nedir? Wikipedia ansiklopedisinin
"Zombi Filmleri Listesi"
sayfasında da belirtildiği ve bu yazının olası tüm okurlarının da
kolayca hatırlayacağı üzere, zombilerin "düşünemeyen" yaratıklar
olmasıdır: "Zombies are creatures usually portrayed as either a
reanimated corpse or a mindless human being." Wikipedia'nın bu
İngilizce cümlesini şöyle çevirebiliriz: "Zombiler, geleneksel
olarak, ya yeniden canlanmış cesetler ya da zihinleri olmayan
insanlar olarak tasarlanmış yaratıklardır." Türkiye'de türün
tutkunlarından olan ve korku sineması hakkında kalın kitapları
bulunan sinema yazarı Giovanni Scognamillo, bir kitabında, (korku
romanları ve film senaryolarıyla büyük bir ün kazanmış olan) Clive
Barker'dan şu alıntıyı yapıyor:
"Zombiler değişik bir tür çürümüş et" diyor Clive Barker ve
devam ediyor, "her şeyden önce beyinsiz, akılsız oluyorlar ve
akılsız olan da beni dehşete düşürür." (KAYNAK: Scognamillo,
"Canavarlar Yaratıklar Manyaklar", +1 kitap, İstanbul, Haziran
2006. Sayfa 89.)
Peki, ortaokul mezunu makul bir zekâ, "Ölüleri Gömün"de gömülmeyi
reddeden asi ve duyarlı askerlere, zombilerin en temel özelliğini,
"beyinsiz, akılsız" olma özelliğini yamayabilir mi? İnsan iyi
niyetle ve ayık kafayla, örneğin, Er DRISCOLL'u zombiye benzetebilir
mi? "Ölüleri Gömün"de gömülmeyi reddeden isyancı erlerle, geleneksel
olarak konuşmaktan bile aciz, "beyinsiz, akılsız" zombiler
arasında, (gayet yüzeysel bir şekil benzerliği dışında) herhangi bir
ilişki kurulabilir mi? Bakın bakalım, ölmüş er DRISCOLL ile
onu gömülmeye razı olması için ikna etmeye çalışan kız kardeşi
KATHERINE arasındaki şu diyalog parçası, sizde bir an için bile,
bir zombi filmi çağrışımına yol açıyor mu:
KATHERINE: Yine de geri gelmek istiyorsun. Ölümde daha
fazla anlam yok mu, Tom, yaşamdakinden daha fazla?
DRISCOLL: Belki yok. Belki yaşamakta da ölmekte de hiçbir
anlam yok, ama buna inanamayız. Ben pek çok yeri gezdim, pek çok şey
gördüm, ama her şeyi kötü yanından gördüm, açlıktan ölmemek ve
rüzgârdan koruyan yakalarımı kalkık tutabilmek için hep ağır işlerde
çalışmak zorunda kaldım, gördüğüm her şey adi, çürük ve üzücüydü,
ama ben her zaman her şeyin daha iyi olabileceğini ve bir gün daha
iyi olacağını ve her şeyin çürümüş olduğunu bilen ve daha iyi
olabileceğini bilen benim gibi adamların, her şeyi düzeltmek için
dışarı çıkıp mücadele etmek zorunda olduklarını görüyordum.
KATHERINE: Artık ölüsün. Mücadelen bitti.
DRISCOLL: Mücadele asla bitmez. Şu an insanlara söyleyecek
şeylerim var —büyük makineleri çalıştıran insanlara,
kürek kullanan insanlara, bebekleri karnı şişerek kemikleri
çürüyerek ölen insanlara. Kendi hayatlarını geride bırakarak, tüfeği
kapıp başkasının savaşını savaşmaya giden insanlara söyleyecek
şeylerim var. Önemli şeyler. Büyük şeyler. Sırf onları söyleyecek
sesim olduğu için, beni mezardan kaldırmaya ve tekrar yeryüzüne,
insanların arasına katmaya yetecek kadar büyük şeyler. Eğer tanrı
İsa'yı kaldırabilseydi....
KATHERINE: Tom! Dinini de mi kaybettin?
DRISCOLL: Bir başka din edindim. Cenneti bulutlardan çıkarıp
yeryüzüne indirmeyi ve çoğumuzun ondan birer dilim alabilmemizi
isteyen bir din. Bu, o kadar da hoşa gidecek bir cennet değil —taşı
toprağı altın caddeler yok, melekler yok, tren tarifeleri ve
kanalizasyon için üzülmek var, herkesin bu cenneti sevebileceğini de
garanti edemeyiz, ama o burada, yeryüzünün çamurunda saplı olacak ve
giriş için ölmek gibi herhangi bir ön şart olmayacak.... İster ölü
ister canlı olayım, bunu görebiliyorum ve bu benim huzur içinde
yatmamı engelliyor.
(KAYNAK: Büktel,
"Eleştiren Oyunlar",
Dramatik Yayınlar, 1998. Sayfa, 167-168.)
Tiyatro cahili ve
linççi
Yaşam Kaya'nın, böylesine toplumsal ve sanatsal içerikli bir oyunda
içeriği ve derinliği ıskalayarak, gömülmeyi reddeden ölü askerleri
zombiye benzetmesi; ve tüm dünyada ve Türkiye'de büyük saygı duyulan
"Ölüleri Gömün" metnini "fazlasıyla sinema
senaryolarına özentili bir metin" diye nitelemesi; elbette
ki, son tahlilde, "Ölüleri Gömün"ü çamurlamak yerine,
linççi
Yaşam Kaya'nın zihnindeki çamurun bir kez daha teşhir edilmesi
sonucunu yaratacaktır.
Amerika’ nın 1929 yılında
yaşadığı büyük ekonomik buhranın ince ince anlatıldığı oyunda,
Martha’nın 18 dolar için neden yaşamak gerektiğini anlattığı sahne
dışında oyunun geneli ekonomik açmazlarla dolu.
İyi de bunun nesi kötü? "Ekonomik
açmazlarla dolu" bir oyunsa, nasıl olup da, zombilerle
dolu "korku
sinemasının işlediği konulardan yola çıkarak,
‘Ölüleri Gömün’ fazlasıyla sinema senaryolarına özentili bir metin
diyebiliriz"? Zombilerle ekonomik açmazın ne alakası var? Ya
da
"güncelliğini
yitirmiş" olmakla ekonomik açmazın ne alakası var?
"Ekonomik açmaz"
bugünün de konusu/gerçeği değil mi? Zombiler bugünkü sinemanın da
güncel konusu değil mi? İftiracı bir linççinin kasıtlı yazılmış bir
eleştiri yazısında zekâ ve tutarlılık bulmak, cehennemde kartopu
bulmak kadar zordur.
6 askerin gömülmeyi
reddeden yapıları bir yana, toplumun içinde bulunduğu psikolojik ve
ekonomik yıkım askerlerin trajedilerinden daha bir ön planda.
Elbette, çünkü o askerler zombi değil. Bu oyun
da, zombilerin mitralyöz yaralarını göstermek için değil, (yani
savaşın yalnızca altı ölü askere verdiği ölümcül zararı göstermek
için değil) ama insanlığa verdiği ölümcül/trajik zararı, haksızlığı
göstermek için yazılmış evrensel bir oyun.
Durum
böyle olunca ‘savaş karşıtı’ diye pohpohlanan bir oyunun aslında o
dönem toplumunun yaşam mücadelesi olduğu ortaya çıkıyor.
Linççi Yaşam Kaya, kusur
bulamadığı oyunda kusur icat etmek için, kurallar icat etmek zorunda
kalıyor: Kurala bak: "‘Savaş karşıtı’ diye
pohpohlanan bir oyun"da, "toplumunun
yaşam mücadelesi" anlatılamaz.
Yaşam Kaya'nın bu kuralı neresinden uydurduğunu kestirebiliyoruz.
Şakir Gürzumar, ‘Ölüleri Gömün’
oyununu festivale yetiştirme telaşından olacak, oyuncuların rol
seçimlerini tespit edememiş.
Kaya acaba ne demeye çalışıyor? Kendini ifade
edebilmekten yoksun, yetersiz Türkçesi yüzünden, Yaşam Kaya'yı net
olarak anlamak ve eleştirebilmek her zaman mümkün olmuyor.
Özellikle konunun işleyişi fazlaca
kalabalık bir kadro için boğucu bir hale dönüşüyor.
Nasıl yani?
Basit ve sade
tutulan dekorun oyunun geniş konseptine uymaması,
Nasıl ve nesi uymuyor mesela?
zaten fazlaca
psikolojik gerilimi içinde barındıran oyunu daha bir anlaşılmaz hale
sürüklüyor.
Kurala bak: İçinde
"fazlaca psikolojik gerilim" barındıran
oyunlar "anlaşılmaz
hale" sürüklenir.
Yavrucuğum, gerçekten merak ediyorum:
Nerenden uyduruyorsun bu kuralları bak'im sen? Sırf alfabeyi
öğrendin diye, kanıtsız/belgesiz, linksiz biçimde aklına eseni
yazmakla eleştirmen olabileceğini kimler söyledi sana? Kanına
girmişler, zehirlemişler seni. Ben de şimdi kalkıp, sırf keyfim öyle
istiyor diye: "Açıkça mertçe Türkçe netçe yazamayan insanlara yazmak
yasaklanmalı" diye bir kural koymaya kalkışsam, evet, bu yasak, pek
çok kişinin hoşuna gidebilir; ama hoş bir şey olur mu? Olmaz. Hele
senin için, hiç hoş olmaz.
Kostüm seçimlerindeki yanlışlar, askerlerin pespaye
sahne duruşları yönetmeni çok zor bir durumla karşı karşıya
bırakıyor.
Neymiş
"kostüm seçimlerindeki yanlışlar"?...
Neymiş
"pespaye sahne duruşları"?... Bir
eleştirmen, bu yargılarını somut örneklerle belgelemeyecekse niye
eleştiri yazmaya kalkar ki?
Konunun bir türlü ilerlemeyen
dil yapısını da düşünürsek sahnede ne denli berbat bir çevirinin yer
aldığını anlarız.
"Dil yapısının ilerlemesi"
ne demektir, ya? "Dramatik
katmanların makrokinetik panasomatizmi" (Bakınız:
"Shakespearesiz Herifler", sayfa 23) gibi bir
şey mi?... Daha kendi ana dilini bile doğru dürüst sökememiş
insanların, dramatik çeviri dili konusunda hem de
"Theope"
yazarına karşı ahkam kesmeye kalkışması nasıl bir soytarılıktır,
ya?!! Tamam, ben tek başıma
1100 linççiye kafa
tutabiliyor, onları kepaze edebiliyorum ama, bunu yaparken, tıpkı bu
yazıda da olduğu gibi, kanıtlara, belgelere, bilime, bilincime,
birikimime dayanabiliyorum ben.
Peki sen, bu oyunu ve özellikle çevirisini hem
de heyecanla övmüş (Bkz),
tiyatrocu ya da yabancı dil uzmanı şu insanlara (Hamdi Alkan,
Memet Baydur, Cuma Boynukara, Metin Coşkun, Cevat Çapan, Mehmet Ege,
Selçuk Erez, Şahin Ergüney, Altan Erkekli, Özlem Ersönmez, Gürkan
Gür, Selim Gürata, İlhan Kantarcı, Nalan Örgüt, Toros Öztürk)
kafa tutarken; onların çok beğendiklerini yazılı olarak beyan
ettikleri (Bkz)
"Ölüleri Gömün" metninin çevirisi hakkında; yine kanıtsız, belgesiz,
karakuşi biçimde "sallarken"; şu "tarzancadan" öte gitmeyen dil
bilincin ve dil "becerinden" başka neye dayanıyorsun, acaba? Ama
seni eleştirmek boşuna! Seni yazar diye karşımıza çıkaran Enver
Başar'ı eleştirmek/lanetlemek gerek.
Coşkun Büktel ikili diyaloglarda psikolojik
gerilimleri anlamayarak, düz konuşma metinleri yaratıyor.
Mesela?... Hani somut örnek?
Bugünkü
çeviri programları ‘Ölüleri Gömün’ oyununu Coşkun Büktel’den daha
iyi çevirebilir.
Yani eleştirmiş mi oldun sen şimdi Coşkun
Büktel'i? Bak güzel kardeşim, böyle iddialı cümleler kurmak
kolaydır. Ben de çok kurdum böyle cümleler. Ama ben her defasında,
zoru da (yani iddialarımı kanıtlamayı da) başardım. Benim adım
Coşkun Büktel olduğu için, öyle "başardım" demekle yetinmek bana
yakışmaz. Benim adım Yaşam Kaya olmadığı için, benim okurlarım,
benden somut kanıt beklerler. Ya da ben okurlarımın, benden somut
kanıt bekleyen kül yutmaz kişiler olduklarını varsayarak yazarım.
Öyleyse, senin yaptığının tersine, ben, söylediklerimi belgelemek,
nasıl başardığımı somut örnekle de göstermek zorundayım:
Örneğin, 2008 Kasım'ında, ben de, senin bugün
yaptığın gibi, iddialı konuşarak, çeviri konusunda, Türkiye'nin ilk
Kültür Bakanı, Prof. Talât Sait Halman'a çatmış, onun Shakespeare
çevirilerini başarılı bulmadığımı açıklamıştım. Bunu açıklamak, yani
senin yaptığın gibi "yalnızca" açıklamak, kolay, (herhangi bir
nalbant da kolayca yapabilir) ama bu açıklamanın gereğini yapmak hiç
kolay değil... Böyle iddialı açıklamaların, yüksekten atmaların,
küstahlıkların gereğini yapabilmek için, adının Coşkun Büktel olması
gerek. Ya da en azından Yaşam Kaya olmaması gerek.
Ben Halman'ın çeviri yetersizliğine dair
iddiamı kanıtlamak için ne yaptım? Shakespeare'in en ünlü sonesi
olan "30. Sone"yi baştan sona çevirip, Talât Halman'ın çevirisiyle
aynı sayfada yayınlayarak, Shakespeare öyle çevirilmez böyle
çevirilir, dedim (Bkz).
Yani iddiamı bir örnekle somutlayarak, herkese kıyas olanağı
yarattım. İddiamı, herkesin anlayıp değerlendirebileceği inandırıcı
ve algılanabilir somut bir gerçek olarak ortaya koydum. (Bakınız:
"Shakespeare'in tüm
sonelerini Türkçe'ye çevirmesiyle tanınan 12 Mart'ın kültür bakanı
Talât Sait Halman, sone çevirilerinde, TAKSAV emek ödülünü hak
edecek kadar başarılı mıydı? Shakespeare'in en ünlü sonesiyle test
edip görelim"
Peki sen iddialarını somutlaştırabiliyor musun?
Hayır. Denemiyorsun bile. O zaman niye ikimize de tiyatro
eleştirmeni deniyor? Sen bütün yetersizliklerine rağmen acaba hangi
marifetlerinin yüzü suyu hürmetine, benim asla ayak basamadığım
Taraf gazetesi yazarı olabiliyor, benim yazı yayınlayamadığım
sansürcü tiyatronline sitesinde yazabiliyor, beni galalarına davet
etmeyen tiyatrolardan davet alabiliyorsun? Ahmet Altan, Ayşenil
Şamlıoğlu, Dikmen Gürün, vb. bunun cevabını/hesabını verebilirler
mi? Hayır. Ne onlar ne de sen bunun cevabını veremezsiniz.
Yanlış anlaşılmasın: Bütün bunları, şikayet
bağlamında söylüyor ve söylerken bir talebimi dile getiriyor
değilim. (Taleplerimi, arada bir yayınladığım resmi dilekçelerle
açıkça/mertçe/Türkçe dile getirmekten çekinmiyorum zaten.) Ama burada, sırf
okurların aydınlanması için kuruyorum bu cümleleri. Yaşam Kaya'nın
tüm handikaplarına rağmen sahiplenilen, Coşkun Büktel'in ise tüm
yeteneklerine rağmen aforoz edilen birer yazar olmalarını, Türk
tiyatrosundaki çürümenin önemli göstergelerinden biri olarak
okurların dikkatine sunuyor, insanları, bu enteresan olgu üzerine
derin derin düşünmeye davet ediyorum. Yoksa ben hayatımın
bu dönemdeki gidişatından gayet mutluyum. Beş parasızken bile
mutluydum. Hele şimdi, üç yıldır Türkiye'nin en büyük reytingli
dizilerinden birinde senaryo uzmanı olarak çalışmakta olduğum şu
dönemde, çok daha mutluyum. Tek mutsuzluğum, tiyatro ortamımızın,
senin gibi
linççi tarzanların tiyatro eleştirmeni
sayılabildiği bir yeteneksizler cenneti haline gelmiş olması...
Tiyatromuzda takvimin yontma taş devri son çeyreğine bile hâlâ
giremediğimizi gösteriyor olması...
Irwin Shaw'ın isim olarak sanat dünyasında
bıraktığı etki yazdığı oyunlarına da yansımış olacak ki, konuda bir
türlü oluşmayan bütünlük yönetmen tarafından görülmemiş ya da
görülmek istenmemiş.
Nesin sen? Astrolog mu? Astrologlar da senin gibi,
kanıtlamaya hiç tenezzül etmeden, (anlamı yalnızca kendilerine
malum) birtakım hikmetleri kesinlik içermeyen belirsiz bir dille,
art arda yumurtlayıp dururlar.
Shaw, savaş karşıtı felsefeden yola çıkarak
yazdığı bir diğer senaryoda da yıllar önce büyük hayal kırıklığı
yaşatmıştı. 1958 yılında yazılan ‘The Young Lions’ Alman Nazilerinin
yaptığı katliamlar üzerine kurgulanan basit bir anlatıdan
oluşuyordu.
Yahu nerenden yumurtluyorsun bütün bunları?
1. Irwin Shaw ilk romanı "Young Lions"ı 1958'de
değil, 1949'da yazdı. Roman "büyük bir hayal
kırıklığı" yaratmadı. Tam tersine, o kadar başarılı oldu ki,
Hollywood film yapma haklarını satın aldı ve Irwin Shaw, o tarihten
sonra oyun yazmayı, birkaç önemsiz istisna dışında, tamamen bırakıp
kendini roman yazmaya adadı.
2. Eğer 1958'de çekilen "Young Lions" filminden
söz ediyorsak, o senaryoyla Irwin Shaw'un hiç ilgisi yoktu
diyebiliriz. Edward Anhalt tarafından romandan uyarlanan senaryo,
Pentagon sansürü nedeniyle üç kez yeniden yazılmak zorunda kalmıştı.
Hem Irwin Shaw hem de filmin baş oyuncularından biri (Montgomery
Clift) filmin kaynak romana hiç benzemediğinden yakınmışlardı. Buna
rağmen film, üç Oscar da dahil olmak üzere pek çok ödüle aday
gösterildi. Yani filmin de "büyük bir hayal
kırıklığı" yarattığı söylenemez. Dünyanın en prestijli ve en
yaygın sinema kılavuzu "Leonard Maltin's Film Guide"da, filme dört
üzerinden üç buçuk puan verilmiş olduğunu da ekleyelim.
3. Marlon Brando'nun, saçlarını özellikle
sarartarak oynadığı Alman askeri, Nazileri sevimli gösterdiği için
eleştirilmişti. Benim de uzun yıllar önce televizyonda ve bir bahçe
sinemasında izlediğim filmde, herhangi bir katliam sahnesi yoktu.
Oysa Yaşam Kaya film için
"Alman Nazilerinin yaptığı katliamlar üzerine kurgulanan basit bir
anlatıdan oluşuyordu."
diyor. Katliamlar bir anlatıyı, hem de 700 sayfalık bir romanın
anlatısını nasıl "basit"
kılmış olabilir ki?
Hangi kurala göre "basit" kılıyor? Kaya
o kuralı neresinden çıkarıyor? Artık biliyorsunuz: Bu tür mantıklı
soruları Kaya'ya sormanın anlamı yok. (Filmle ilgili bilgiler için
tıklayınız:
imdb)
4. Bütün bunların, Shaw'un ya da Gürzumar'ın
"Ölüleri Gömün" kitabı ya da prodüksiyonunun başarısı ya da
başarısızlığıyla ne ilgisi var?
Eser, Marlon Brando sayesinde sinema dünyasında ses
getirebilmişti.
Ee, ses getirdiğini de kabul ediyorsun, o zaman
kimin "büyük bir hayal kırıklığı"ndan
söz ediyorsun ki? Kitabı Hollywood'a satma başarısı kimin? Irwin
Shaw'un... Brando,
Clift, Dean Martin gibi üç starı ve Edward Dmytryk gibi önemli bir
yönetmeni etkileyen bir "ilk kitap" yazma başarısı kimin? Irwin
Shaw'un... Gürzumar
prodüksiyonunda kusur bulmak için, Shaw'un "Young Lions"ının bile
"büyük bir hayal kırıklığı" olduğunu
anlatmaya çalışmak gibi nafile çabalara mecbur kalıyorsan, senin
çıtandan bakıldığında Şakir oldukça başarılı görünüyor demektir.
Yazarın konu seçimlerindeki evrensel duruşu
eserlerindeki işleyişe pek yansımamış.
Yazıııık!... Acep niyekine?
‘Ölüleri Gömün’ oyunu da bu
kategori içinde yer alıyor.
"Ölüleri Gömün"ün hangi kategori içinde yer aldığına dünya çoktan
karar vermiş de, biz seni hangi kategoriye sokacağımıza nasıl karar
vericez? Seni eleştirmen kategorisine sokup da yazını yayınladığı
halde benim bu cevabımı sansür edip yayınlamayacak olan tüm
yayıncılara buradan peşin peşin küfür ediyor ve seni eleştirmen diye
okuyan herkese de acıdığımı açıklıyorum. Sana ise ne zaman acımaya
kalksam, linççi olduğunu hatırlayarak vazgeçiyorum.
Musa Uzunlar, Dündar Müftüoğlu,
Civan Canova, Ömer Hüsnü Turat, Ali Fuat Çimen, Cengiz Daner, Ali
Ersin Yenar, Erdal Bilingen, M. Alp Sunaoğlu, Ekrem Tuna Öztunç,
Murat Barış Kavrukkoca, Serhan Süsler, Cenk Demirel, Can Baykan,
Burak Altay, Yasemin Atasu, Belir Yarar Altay, Gözde Okur, Fulya
Ceylan Aksütlü, Duygu Eren Tosya, Berrin Arısoy Akhasanoğlu, Ediz
Baysal, Alper Saylık, Can Güvenç, Gökhan Türkal, Bengi Heval Öz,
Ebru Kaymakçı, Seda Çavdar, Cansu Dağdelen, Yasemin Yalçınkaya,
Ahmet Taşdemir, Birol Engeler, Burak Yıldız, Mehmet Onur Büyüktopçu,
Serkan Özcan, Alper Saylık, Fatih Koşkan, Alparslan Ataman, Çağrı
Aslan, Gökhan Türkal, Can Güvenç oyunda görev alan oyuncular.
Şakir Gürzumar, kendisini aşan
bir işin altına girdiğinin farkındadır umarım.
Bunu söyleyene bak!... Bırak Gürzumar'ı (O
"Uyarca"nın yönetmenidir, başının çaresine bakar) da, sen asıl
kendini kurtarmaya bak!
Oyuncuların rol
dağılımları kesinlikle tekrar gözden geçirilmeli.
Demek alnımızdaki (Gorbaçov lekesinden daha
silinmez ve yüz kızartıcı) kapkara
linç
lekesine ve donumuzdaki boka bakmadan,
Gürzumar'a talimat da veriyoruz, ha! Bravo valla!...
Dündar Müftüoğlu
ve Ali Fuat Çimen oyunda sivrilen isimler. Işık tasarımında Yakup
Çartık son derece başarılı.
Bu kadarı yeter! Her saçmana cevap yetiştirmek
gerekmez. Ama Musa Uzunlar'ın fiziği, sesi ve oyunuyla gayet
inandırıcı çizdiği o Amerikan generalini görmezden gelerek başka
isimleri öne çıkardığına göre, o isimlerle nasıl bir hesabın
olduğunu bilmek isterdim.
Son olarak metnin militarizme
eleştirel baktığı nokta, Amerika’ nın dünyaya getirmek istediği
demokratik reformlar kadar sahte kalıyor.
Bir "nokta"nın
"sahte" kalması ne biçim bir
Türkçe'dir? Ne demektir ya?
Savaşlardan beslenen
toplum yapısı,
Toplumlar savaşlardan beslenmez, iktidardaki
militer, siyasal ya da dinsel egemenlerdir savaşlardan
beslenen...
sadece kişiler üzerinden eleştiri boyutuna taşındığı
için insanlığı ilgilendirmeyen bir noktadan ileriye gidemiyor.
Sen ister ilgilen ister ilgilenme ama,
tiyatro, tam da öyle bir şeydir: Toplumsalı, kişisel üzerinden
yansıtır. Makrokozmosu yansıtmak için, sahne üstünde bir mikrokozmos
yaratır. Öyle olmasaydı senin
"insanlığı ilgilendirmeyen bir noktadan ileriye gidemiyor"
dediğin bu oyun,
senden zeki bir sürü tiyatrocuyu
ilgilendirmiş ve onların heyecanlı
övgülerine esin vermiş olmazdı.
Oyun
İstanbul Devlet Tiyatroları’na yakışmamış.
Senin
linççi zihnindeki
"Devlet Tiyatroları"
imgesine "Ölüleri Gömün" elbette yakışmaz ama, bu oyuna yakışmayan o
çürümüş DT imgesini bunun gibi oyunlarla yıkacağız. Zaten senin
telaşın da o yüzden!
Daha keskin daha güzel
daha sert metinlerle savaş karşıtlığı pekala anlatılabilir.
Öyleyse,
"Daha keskin daha güzel daha
sert" bir tek, ("bir tek" diyorum, "bir
tek") oyunun adını neden veremiyorsun? Veremediğin halde, yani "en
keskin, en güzel, en sert" savaş karşıtı oyunla karşılaştığın halde;
neden o oyunu sanki "fazla keskin, fazla güzel, fazla sert" olduğu
için değil de; "Daha
keskin daha güzel daha sert" olmadığı
için beğenmiyormuşsun gibi sahtekârca bir tutum sergiliyorsun?
Sahtekârlık,
iftiracı
linççilerin
şanından mıdır?
Biz, bu oyunu "fazla sert" bularak engelleyen
senin gibi linççi ve sansürcü kafalara karşı
onlarca yazı yazarak
yıllarca yapayalnız mücadele ettikten sonra DT'de bu oyunun
sahnelenmesi aşamasına ulaştık. Ama şimdi bir de bakıyoruz ki,
hayatları boyunca bize çelme takarak tiyatral iktidara
yaranmaya/yamanmaya ve "duhul etmeye" çalışmış senin gibi tiyatro
kurtçukları; bu aşamaya varıldığında, arkadan dolaşarak iki puan
kapmaya kalkıyor; bu oyunu, bu kez de, "fazla sert" bulmadıklarını
söyleyerek, "Daha
keskin daha güzel daha sert" bir
oyun istiyoruz diyerek, engellemeye kalkışıyorlar. Bunca yıldır
neredeydiniz? "Daha
keskin daha güzel daha sert" oyun
talebinizi somut bir öneri haline neden
getirmediniz/getirmiyorsunuz?
Sizi gidi sahtekâr
linççiler
sizi!...
COŞKUN BÜKTEL / 26 Mayıs 2010
BONUS:
|
"coşkun
büktel denilen sahtekar herifin devlet
tiyatrosu müdürlerini arayarak
tehtitlerle kendini savunma mücadelesi
rezilliğin daniskası!!"
... demiş
Shakespeare cahili
ve
linççi Yaşam Kaya,
twitter'daki sayfasında.
twitter'da kanıt ya da belge sunmak
için yeterli alan bulunmadığından, Yaşam
Kaya, dürüstlüğüyle maruf Coşkun Büktel
hakkındaki bu "vahim" iddiasını
belgeleyememiş.
İftira ve
linç yanlısı Yaşam
Kaya, eğer hayatında bir ilki
gerçekleştirerek, yukarıdaki iddiasının
belge ve kanıtlarını herhangi bir sitede
yayınlar ya da yayıncı bulamadığı için
yayınlanmak üzere bizim sitemize
gönderirse; ben,
"coşkun
büktel denilen sahtekar herif"
olarak, sıfır sansür ilkem
doğrultusunda, söz veriyorum ki,
Kaya'nın aleyhimdeki o belgelerini
anında ve ana sayfamda yayınlayacağım.
Ama Yaşam Kaya dahil, Kaya'nın iddiasını
twitter'da okuyanlar dahil, tiyatroyla
ilgilenen hemen herkes biliyor ki, benim
(linkini aşağıda da sunduğum)
"YAŞAM KAYA'NIN 'ÖLÜLERİ
GÖMÜN' ELEŞTİRİSİNİN
ELEŞTİRİSİ" başlıklı cevap yazım
nedeniyle
İftira ve
linç yanlısı Yaşam
Kaya, bugünlerde Büktel'e çok kızgın ve
ne yazık ki Büktel karşısında, (her
zaman olduğu gibi, bugün de, öfkeden
gözü dönmüş boğa misali çaresizce ve
şuursuzca iftira atmaktan başka) elinden
bir şey gelmiyor. Bunu herkes bildiği
için, hiç kimse Yaşam Kaya'nın
iddialarını ciddiye alıp da, Kaya'dan
"coşkun
büktel denilen sahtekar herifin devlet
tiyatrosu müdürlerini arayarak 'tehtit'"
ettiğine dair herhangi bir kanıt ya da
belge göstermesini beklemiyor.
Böyle bir beklentinin bir "ham hayal"
olacağını (linççiler dahil) hemen herkes
biliyor. İnsanlar
İftira ve
linç yanlısı Yaşam
Kaya'nın twitter'da, yarın da çıkıp ,
örneğin,
"Coşkun Büktel'in annesi de zaten
kerhanede çalışıyordu"
gibi daha vahim bir iftira ortaya atması
halinde, herhalde şoka uğramazlardı ama;
Kaya'nın (ya da herhangi bir
linççinin) Büktel'e
ilişkin iftiralarını belgelemesi
durumunda, sanırım herkes şaşkınlıktan
küçük dilini yutar, felç geçirmiş gibi
dakikalarca dona kalırdı.
Kaya'da bilgi, birikim, yaratıcılık ve
zekânın kırıntısı bile bulunmadığını
defalarca
kanıtladık;
ama kendisinde eğer haysiyet denen şeyin
de kırıntısı kalmamış değilse, Kaya, şu
soruyu belge ve kanıtlarla mutlaka
yanıtlayacaktır:
"coşkun
büktel denilen sahtekar herif"
hangi
"devlet tiyatrosu müdürlerini arayarak
tehtit"
etmiş?
Kaya
"somut kanıt ve belgeye dayanan"
cevabını herhangi bir yerde yayınlar ya
da bize gönderirse, biz de anında ve ana
sayfamızdan yayınlamaya bir kez daha söz
veriyoruz!
***
"Ölüleri Gömün"ün ölülerini "zombi"
zanneden anlama özürlü Bizanslı
linççilerinkinden
farklı bir ses:
"Bursa
Haber"den
FERHUN YILMAZ'ın "Ölüleri Gömün"
eleştirisini okumak için, lütfen
TIKLAYINIZ!
|
"ÖLÜLERİ
GÖMÜN" SKANDALI:
Yazıların tümü Coşkun Büktel tarafından yazılmış ve tarih sırasıyla
sıralanmıştır.
1.
Neler Olmuştu?
2.
Devlet Tiyatrosu "Evet" dedi, Şehir Tiyatrosu
"Hayır" diyor
3.
Büktel'in dilekçesi ve Şehir Tiyatrosu'nun
"cevabı"(!)
4.
2003 Yılındaki bir röportajda neler demiştim?
5.
Skandal konusunda Mustafa Demirkanlı'nın
iftiralarını Hilmi Bulunmaz nasıl yanıtladı?
6.
2007 Yılındaki Vatan gazetesi röportajında
neler dedim (demiş oldum)?
7.
KÜltür Bakanı Ertuğrul Günay, DT Genel Müdürü Lemi Bilgin'i Derhal
Görevden Almalıdır
8.
Firuzan
Tercan Olayına dair Büktel Yorumuna Sansür
9.
"Ölüleri Gömün" bir kez daha DT sezon programında
10.
Ölüleri Gömün / İlk Temsilden Sonra Sıcağı
Sıcağına
11.
Yaşam Kaya'nın "Ölüleri Gömün" eleştirisinin
eleştirisi
12.
Büktel ile DT arasındaki "Ölüleri Gömün"
sözleşmesi
13.
"Ölüleri Gömün"e destek
olanlarla köstek olanlar isimleri ve resimleriyle aynı sayfada
EVRENSEL GAZETESİNDEN METİN
BORAN, COŞKUN BÜKTEL'İN
IRWIN SHAW'DAN ÇEVİRDİĞİ
"ÖLÜLERİ GÖMÜN" OYUNUNUN DT
SAHNELEMESİ HAKKINDA YAZDI:
TARAF GAZETESİNDEN FERHAT
ULUDERE, COŞKUN BÜKTEL'İN
IRWIN SHAW'DAN ÇEVİRDİĞİ
"ÖLÜLERİ GÖMÜN" OYUNUNUN DT
SAHNELEMESİ HAKKINDA YAZDI:
ÖZKAN ULUKÖK, COŞKUN BÜKTEL'İN
IRWIN SHAW'DAN ÇEVİRDİĞİ
"ÖLÜLERİ GÖMÜN" OYUNUNUN DT
SAHNELEMESİ HAKKINDA YAZDI:
|
Hilmi
Bulunmaz, (sureti haktan -çevirmen haklarını
savunmaktan- yana görünerek, insanlar arasına nifak
sokmaya çalışan
Mustafa Demirkanlı'nın tuzağına
düşmekten özenle sakınarak) "Ölüleri Gömün" galasını
sorguluyor ve Şakir Gürzumar'ın sözünü ettiği gayrı
insani ve gayrı ahlaki
"teamüle"
karşı çıkarak, sözde değil özde, "gerçekten", çevirmen
(insan) haklarını savunuyor ve çevirmen (insan) emeğini
yüceltiyor.
|

(...)
"Mustafa Demirkanlı, benim Türkiye Cumhuriyeti Kültür
ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü
İstanbul Devlet Tiyatroları'na değil, Coşkun Büktel'e
hesap sormamı istiyor. Kendisi öyle istiyor diye, öyle
davranacak hâlim yok. Benim karşımda, bu konuda, esas
itibariyle, muhatap olarak İstanbul Devlet Tiyatrosu
var!"
(...)
Hilmi Bulunmaz'ın
nihayet tamamladığı gala yazısını okumak için,
lütfen, tıklayınız:
"Ölüleri Gömün" oyununa "gala"
yapıldığı gün, oyuna emeği geçenler sahneye
çağrılmışken, oyunun çevirmeni Coşkun Büktel
neden sahneye çağrılmadı ki?!!
|
|