Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

"ÖLÜLERİ GÖMÜN" SKANDALI: 7

 

 
Eğer demokrat bir bakansa, eğer
tiyatro sanatına küfredilmesine karşıysa
 
 
 
KÜLTÜR BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY,
 
DT GENEL MÜDÜRÜ LEMİ BİLGİN'İ
DERHAL GÖREVDEN ALMALIDIR  

 

 

Coşkun Büktel

 

  

 

Tiyatrocular hatırlar: Kültür bakanları bugüne dek ne zaman bir DT genel müdürünü görevden almışsa, görevden almanın "asıl" gerekçesi, daima haksız, kişisel ve antidemokratik olmuştur. Bu haksız, kişisel, antidemokratik "asıl" gerekçeler (Örneğin: "Demek, kayınçomun kardeşini DT kadrosuna almazsın, ha?!!", "Demek, benim önerdiğim oyunu programa koymazsın,     ha?!!", "Demek o oyunu benim istediğim yönetmene vermezsin, ha?!!" biçiminde ilkel ifadelerle özetlenebilecek "asıl" nedenler) bakanlar tarafından daima gizlenmiş olsalar da; bakanlar görünüşü kurtarmak için kamuoyuna antidemokratik "asıl" gerekçeler yerine, hemen daima "sureti haktan" görünen birtakım bürokratik bahaneler ("Başarısızdır", "usulsüz işler yapmıştır", "DT'yi zarara uğratmıştır", vb) sunmuş olsalar da; antidemokratik "asıl" gerekçeler, hiçbir zaman kamuoyundan saklanamamış; gerekçe olarak "uydurulan" bahaneler ise, hemen daima, mahkeme duvarına toslayarak un ufak olmuşlardır.

 

Uydurma bahanelerle görevlerinden alınan "mağdur" genel müdürler, bakanlığa karşı açtıkları davaları daima kazanmışlar, mahkemeler tarafından görevlerine geri gönderilmişler ve dönüşü muhteşem olan "mağrur" demokrasi kahramanları olarak, halkın ve medyanın alkışları arasında, makam koltuklarına yeniden kurulmuşlardır. Bu durumun, benim hatırladığım, tek istisnası, eski kültür bakanlarından Fikri Sağlar zamanında yaşanmıştır. Bakan Sağlar, görevden aldığı genel müdür Bozkurt Kuruç'un kendisine karşı mahkeme kazanmasını hazmedemeyerek, mahkeme kararına uymak ve Kuruç'u makamına tekrar iade etmek yerine; mahkeme kararını antidemokratik biçimde çiğneyerek, Kuruç'u "geçici görevle" Antalya'ya göndermiş ve yerine önce Yücel Erten'i, daha sonra da Tamer Levent'i oturtmuştur. (Biz, her zamanki gibi, bu tür antidemokratik tasarruflara o zamanlar da karşı çıkmıştık. Bakınız: Büktel, "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", Dramatik Yayınlar, 1998. Sayfa 426.)

 

Kültür bakanlarının haksız, kişisel ve antidemokratik gerekçelerle ve o gerekçeleri gizlemeye yarayan birtakım uydurma bahanelerle, DT genel müdürlerini görevden almalarına ne kadar karşıysam; genel müdürlerin, tiyatral yetersizliklerini (sanatsal liyakatten yoksun olduklarını) kanıtlayan birtakım yanlış uygulamalarda bulunmalarına rağmen, bu yanlışların bedelini ödemeksizin makam koltuklarında kalabilmelerine de o kadar karşıyım. Tiyatrodan anlamayan, başka hiçbir iş elinden gelmediği için adamını bulup devlete kapılanarak mecburen tiyatrocu olmuş olan, ama aslında sahnede yürüyebilmekten başka hiçbir "marifeti" bulunmayan ("Marifet" ile "yetenek" arasında varsaydığım fark için, "Madde 64" başlıklı yazımın dipnotuna bakılabilir) kısacası, sanatsal liyakatsizliği sanatsal tercihleriyle somut biçimde kanıtlanmış olan bir genel müdürün, buna rağmen koltuğunda kalabilmesi, kuşkusuz ki, halkın menfaatlerine de, demokrasiye de ters bir durumdur. DT genel müdürlüğü koltuğu, liyakat yoksunluğu belgelenmiş bir şahıs tarafından işgal ediliyorsa, kültür bakanının bu işgale seyirci kalmasını, ayrı bir liyakatsizlik olarak değerlendirmek zorundayız. Genel müdürler, ancak ve yalnızca bakanın kişisel kaprislerine ters düştükleri zaman değil; asıl,  "tiyatro sanatının gereklerine ters düştükleri zaman" görevden alınmalıdırlar.

 

Ama ülkemizde genel müdürler, nedense, daima, (onların demokrasi kahramanı haline gelmesi sonucunu veren) antidemokratik, kişisel (ya da partizan) gerekçelerle görevden alınıyorlar. Bugüne dek, herhangi bir kültür bakanının, herhangi bir genel müdürü, tiyatral gerekçelerle (sanatsal liyakatsizlik nedeniyle) görevden aldığına hiç tanık olmadım. Bu kez, işte buna tanık olmak istiyor, bunu talep ediyor ve kültür bakanı Ertuğrul Günay'ı  bunun için göreve çağırıyorum: Sayın Günay, vergi ödeyenlerin haklarını savunmak adına, tiyatral liyakatsizliği iki kere iki dört gibi kanıtlanabilir ve çıplak gözle görülebilir hale gelmiş olan Lemi Bilgin'i derhal görevden almalıdır, diyorum. Ve bu sitenin okurları gayet iyi biliyorlar ki, ben bir şeyi "diyorsam", o şeyi somut belge ve kanıtlarla "gerekçelendirebiliyorum" demektir.

 

DT genel müdürlüğünden antidemokratik gerekçelerle ve uydurma bahanelerle iki defa uzaklaştırılmış ve her iki defasında da, mahkeme kazanarak ve haklı olarak, "bir demokrasi şampiyonu gibi" alkışlar arasında makamına geri dönmüş olan halihazırdaki DT genel müdürü Lemi Bilgin, oturduğu koltuğun gerektirdiği sanatsal liyakate sahip değildir ve daha liyakatli bir sanatçıya yer açmak üzere, görevinden istifa etmeli ya da (halkın menfaatlerini savunmak üzere halkın seçtiği) kültür bakanı Ertuğrul Günay tarafından, (bu kez somut, iki kere iki dört gibi kanıtlanabilir, haklı ve demokratik gerekçelerle) halkın ve tiyatro sanatının yararı adına, görevden alınmalıdır. Bu yazı, bu talebin dayanaklarını somut belgelerle ortaya koyacaktır.

 

*****

 

Bu sitenin "yabancısı" olan ve yazının devamını okumak ve "tüm derinliğiyle" kavramak isteyen okurların, aşağıdaki üç paragrafta başlıklarını, künyelerini ve ilgili linklerini verdiğimiz üç oyunu okumuş olmaları şart değilse de; ilgili linkleri tıklayarak, o oyunlar hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlayacak yazılara ulaşmaları ve o yazıları okumuş olmaları şarttır:

 

THEOPE (Yazan: Coşkun Büktel. Çitlembik Yayınları, 2. basım, Nisan 2007.)

"Theope" hakkında bilginiz ya da "Theope"yi okumak imkanınız yoksa, en azından başlığa tıklayarak, "Theope"nin künye sayfasına ulaşmalı ve "Theope"nin ne denli önemli ve iyi bir oyun olduğuna ilişkin tanıklıklara bir göz atmalısınız.

 

ÖLÜLERİ GÖMÜN (Yazan: Irvin Shaw. Çeviren: Coşkun Büktel. Büktel'in "Eleştiren Oyunlar" başlığıyla yayınladığı oyun antolojisi içindeki oyunlardan biridir. Dramatik Yayınlar, 1998.) "Ölüleri Gömün" hakkında bilginiz ya da "Ölüleri Gömün"ü okumak imkanınız yoksa, en azından başlığa tıklayarak, "Türkiye Cumhuriyeti'nin Devlet Tiyatrosu 'Evet' Dedi, Fazilet Partisi'nin Şehir Tiyatrosu 'Hayır' Diyor" başlıklı yazımıza ulaşmalı ve "Ölüleri Gömün"ün ne denli önemli ve iyi bir oyun olduğuna ilişkin tanıklıkları okumalısınız.

 

ÇIĞ (Yazan: Tuncer Cücenoğlu. Mitos-Boyut Yayınları, Mayıs 2002.) "Çığ" hakkında bilginiz ya da "Çığ"ı okumak imkanınız yoksa, mutlaka ama mutlaka başlığa tıklayarak, "Çığ"ın ne denli mantık hatalarıyla dolu, ilkel ve bayağı bir oyun olduğuna ilişkin metinden çıkarılmış iki kere iki dört kadar kesin kanıtların sergilendiği "Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?" başlıklı yazımızı okumalısınız.

 

Yukarıda başlıklarını sıraladığımız üç oyun hakkında artık kendinizi yeterince donanımlı hissediyorsanız, şimdi yazının devamını okuyabilirsiniz.

 

*****

 

Lemi Bilgin'in mahkeme kararıyla göreve döneceği tarihten (27 Mayıs 2007) on gün kadar önce, (yani Mine Acar'ın henüz hâlâ DT genel müdür koltuğunu işgal etmekte olduğu bir dönemde) bir gece vakti, DT sanatçısı yönetmen Şakir Gürzumar beni telefonla aradı. Mine Acar'la konuştuğunu ve "Ölüleri Gömün"ü, İstanbul'da, AKM'nin Büyük Sahnesi'nde yapmak üzere Acar'ı ikna ettiğini anlattı. Şakir'in bana söylediğine göre, Acar, "Çok fazla sert bir oyun değil mi?" diye itiraz eder gibi olmuş; ama Şakir, "Zaten sert olduğu için yapmak istiyorum" diye cevap verince, Acar da fazla itiraz etmeden kabul etmiş. 

 

*****

 

Burada da bir flash-back yapmamız yararlı olacak:

 

Şakir'le 1990'ların başında, DT'nin Bozkurt Kuruç döneminde tanışmış, "Theope"nin sahnelenmesi konusunda birlikte kafa yormuş daha sonra, birlikte, Kuruç'u makamında ziyaret ederek, Kuruç'a "Theope" projemizi anlatmış, "Theope"yi Şakir Gürzumar rejisiyle Ankara Büyük Sahne'de sahnelemeyi talep etmiştik. Kuruç bize güler yüz göstermiş, "peki" demiş, Kreon'u Cüneyt Gökçer'in oynamasını önermiş ama bir müddet sonra her ne olduysa, projeden vazgeçmişti. (Ayrıntılar için, bakınız: Büktel, "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", sayfa 445-446.)

 

Şakir, daha sonraki yıllarda, 1998 ya da '99 olabilir, bir kez daha beni aramış, İzmit Şehir Tiyatrosu genel sanat yönetmeni Işıl Kasapoğlu'nu ikna ettiğini ve "Theope"yi İzmit Şehir Tiyatrosu'nda sahneleyeceğini söylemişti. Ne yazık ki, bu kez de ben kabul etmemiştim. Çünkü "Theope"nin, önce, "hakkı verilerek", Ankara Büyük Sahne'de DT tarafından sahnelenmesini istiyordum. Ne yazık ki, 1990'da DT repertuarına alındığından beri, gelmiş geçmiş DT genel müdürlerinin tümü (yapacakları daha önemli işler varmış gibi) "Theope"yle ilgilenmedikleri için, "Theope" projemiz hâlâ tiyatrosever bir DT genel müdürünü bekliyor. Ve bu bekleyiş boyunca "Theope", Hilmi Bulunmaz'ın deyişiyle "Türkiye'de oyun okunmaz yargısını kıran oyun" olarak işlev görmesinin yanında; 1990'dan bu yana gelmiş geçmiş (ve gelecek) tüm DT genel müdürlerinin ya da vekil genel müdürlerinin (Bozkurt Kuruç, Tamer Levent, Yücel Erten, Lemi Bilgin, Mine Acar) vandalizmle akrabalığını test eden bir turnusol kağıdı olarak da işlev görüyor.

 

"Theope" ve Coşkun Büktel, gelmiş geçmiş "tüm" DT genel müdürleri tarafından, sanki gizli bir vandal konsensüsü uyarınca, aforoz edildiği için; Lemi Bilgin'i bu gizli konsensüse dahil olmakla suçlamak, artık bir klişeyi tekrarlamaktan fazla bir anlam ifade etmeyecek. O nedenle, ben bu yazımda, Lemi Bilgin'i en büyük suçuyla (Türk dilinde yazılmış en iyi oyunu aforoz etmek gibi ahlaki bir suçla) suçlamak yerine; vandalizmin yeni bir aşamasına işaret eden bir başka suçla, bürokratik bir suçla, "devlette devamlılık esastır" kuralını, "geçerli hiçbir gerekçe göstermeksizin" keyfi biçimde ihlal etmek suçuyla suçlamayı yeğleyeceğim. (Burada önemle belirtmeliyim ki, benim indimde asıl suç devlette devamlılık esasının ihlal edilmesi değil, bu ihlalin "geçerli hiçbir gerekçe göstermeksizin" yapılmasıdır. Bahane değil de, "geçerli bir gerekçe" gösterilebiliyor ve hesabı verilebiliyorsa, bence, devletteki pek çok saçmalığın devamlılığı ihlal edilebilir/edilmelidir) Devlette devamlığın ihlali suçunun vahametini kanıtladıktan sonra, Bilgin'in tiyatral liyakatsizliğini iki kere iki dört gibi kanıtlayacak bir başka tercih yanlışlığına da dikkat çekeceğim.

 

*****

 

Şakir'in bu kez de "Ölüleri Gömün" projesiyle karşıma çıkması, ne yazık ki, beni yine onun kadar heyecanlandırmamıştı. Çünkü Lemi Bilgin'in (adını şimdiden unuttuğum Koç soyadlı) eski kültür bakanı tarafından, (antidemokratik "asıl" gerekçeleri örten) uydurma bahanelerle görevden alınmış olmasına karşı olduğum için; antidemokratik yöntemlerle boşaltılmış bir makam koltuğuna oturmayı kendine yakıştırabilmiş/içine sindirebilmiş olan Mine Acar'a da karşıydım ve Acar genel müdür olduğu sürece DT'ye hiçbir öneride bulunmayacaktım. Şakir'e bunu söyledim:

 

"Ben Mine Acar'a bugüne dek hiçbir şey önermedim, bugünden sonra da önermiş olmak istemiyorum."

 

"Sen önermiş olmayacaksın ki, öneriyi ben yaptım."

 

"Fark etmez, aynı şey!... Mine'nin zaten on günü kaldı. Bugüne dek 'Ölüleri Gömün' aklına bile gelmemiş, on gün kala mı 'Ölüleri Gömün'ü onaylıyor? On gün bekle, on gün sonra önerini Lemi Bilgin'e yaparsın."

 

"Coşkun, ben bugüne dek, bu oyunu Lemi'ye kaç defa önerdim. Adam kabul etmiyor."

 

"Kabul etmiyorsa yine kabul etmez. Sen yarın provaya başlasan bile, Lemi gelir gelmez oyunu kaldırıverir."

 

"Hayır, ağbi yapamaz! Ben öyle bir kadro kurucam ki... çok ayıp olur. Panoya kastı asıldıktan sonra bir oyunu kaldırmak, rezillik olur. Yapamaz."

 

"Yapma Şakir, niye yapamasın?! Bugüne dek neler yaptılar!"

 

"Ağbi, durup dururken bir oyun kaldırılabilir mi? Bir sebep göstermesi gerekir. 'Ölüleri Gömün' gibi bir oyunu hangi gerekçeyle kaldıracak? Rezil olurlar."

 

"Hiçbir şey olmazlar. Oyunu kaldırmak için sağlam bir gerekçe bulamasalar bile, bir bahane uydurmak Lemi için hiç de zor olmaz."

 

"Hayır, ağbi, Lemi demokrat adamdır, öyle şey yapmaz. Asılmış bir oyunu durup dururken kaldırmak hainlik olur."

 

"Valla DT'yi sen daha iyi tanıyorsun ama, ben yine de senin kadar iyimser olamıyorum."

 

"Coşkun, gel şu oyunu bir an önce asalım, ağbi! Başka şansımız yok. Lemi'yi beklersek, kesinlikle kabul etmiyceğini biliyorum. Bu oyunu insanlara ulaştırmamız gerek. Her yanımızda savaşlar var, kan gövdeyi götürüyor! Bu oyunun tam zamanı! Büyük olay olucak. Müthiş şeyler düşünüyorum: Sahnede askeri cipler olucak. Ölü askerleri, yalnızca o ciplerin far ışıklarıyla aydınlatıcam. O dramatik konuşmaları farların ışığında yapacaklar."

 

"Vay, be!.. Gerçekten güzel buluş!.. Valla bravo, Şakir!.. Irvin Shaw da yan kulislerden yatay gelen çiğ ışıklar istiyor zaten. Ama ciplerin far ışıklarını akıl edememiş. Aklına gelseydi, eminim bu fikre balıklama atlar, metne yazardı."

 

Şakir, beni heyecanlandırmayı başarmıştı. Tasarladığı başka şeyleri de anlattı ve o gece, o minval üzere, telefonda bir saat kadar heyecanla konuştuk. Sonunda, şu karara vardım: Madem ki, gelecek olan genel müdür "Ölüleri Gömün"ü defalarca reddetmiş, öyleyse, "Ölüleri Gömün"ü programa koymak (panoya asmak) şerefini, onu onaylayan ilk genel müdüre (Mine Acar'a) vermekte fazla bir sakınca yok. Gitmesine on gün kala Acar'ın bu onayı vermesi, sırf Bilgin'i rahatsız etmek amacıyla, sırf Büktel'i onun başına bela ederek Bilgin'e bir "son dakika golü" atabilmek amacıyla alınmış taktik bir karar olabilirdi; ama bizim işimiz, Acar'ın niyetini okumak değil, "Ölüleri Gömün"ü insanlara ulaştırmaktı ve o sırada elimizdeki tek şans, (asıl niyeti ne olursa olsun) Mine Acar'ın "Ölüleri Gömün"e onay vermiş olmasıydı. Şakir, on gün sonra gelecek olan Lemi Bilgin'in "Ölüleri Gömün"ü defalarca reddettiğini söylüyordu.

 

"Eğer herhangi bir nedenle, 'Ölüleri Gömün'ün Mine Acar döneminde programa konmasına (panoya asılmasına) niçin izin verdiğimi açıklamak durumunda kalırsam, Lemi'nin bu oyunu defalarca reddettiğini söyleyebilir miyim?" diye sordum Şakir'e.

 

"Mine'den önceki tüm genel müdürlerin reddettiğini söyleyebilirsin. Böylece Lemi'nin de reddettiğini söylemiş olursun."

 

"Şakir, benim sitemin etiketinde ne yazıyor: 'İnsanları, ismimi ve isimlerini vermeden suçlayacak kadar alçak değilim.' Ben kimseyi ismini saklayarak suçlayamam."

 

"Ağbi, gözünü seveyim, bu adam yarın öbür gün benim genel müdürüm olacak. Beni onunla papaz etme!"

 

"Öyleyse, kabul etmiyorum. 'Ölüleri Gömün'ün Mine Acar döneminde asılmasını ancak, Lemi Bilgin'in bu oyunu defalarca reddetmiş olması yüzünden kabul edebilirim. Ama Lemi'nin bu oyunu defalarca reddettiğini gerektiğinde açıklayamayacaksam, oyunun şimdi, Mine'nin döneminde asılmasını kabul edemem."

 

"Öyleyse, sen bu gece biraz düşün, yarın tekrar konuşalım."

 

"Benim düşünmeme gerek yok. Ben elli yıldır bunları düşünüyorum. Elli yıl düşünerek ulaştığım ilkelere göre davranıyorum."

 

"Öyleyse ben düşüneyim. Yarın seni tekrar ararım."

 

"Lemi'nin 'Ölüleri Gömün'ü reddettiğini gerektiğinde açıklayamıycaksam, oyunun şimdi asılmasını kesinlikle kabul etmem."

 

"Tamam, tamam! Yarın seni arıyorum."

 

Şakir, ertesi gece beni aradı ve öne sürdüğüm şartı kabul ettiğini bildirdi. İşler onun tahmin ettiği gibi giderse, yani oyun Mine döneminde asılıp Lemi döneminde kaldırılmazsa, hiçbir problem çıkmazsa, ben de ona problem çıkarmayacağıma, Lemi'nin oyunu defalarca reddettiğine ilişkin herhangi bir açıklama yapmayacağıma söz verdim. (Benim amacım, Şakir ile Lemi'yi papaz etmek değil, oyunun seyirciye ulaşmasıydı.) Ama işler, Şakir'in tahmin ettiği gibi değil, tastamam benim tahmin ettiğim gibi gelişti.

 

*****

 

Şakir, bana anlattığına göre, altı ölü askeri ve onların kadın yakınlarını oynayacak genç ve yetenekli insanları bulabilmek için, seçmeler düzenlemiş. 500 kadar genç oyuncu, bu seçmelere katılmışlar. Sonunda seçmeler tamamlanmış ve oyunun Mine Acar onaylı kadrosu AKM'deki DT panosuna asılmış. Şakir oyuncularla birkaç toplantı ve okuma provası yaptıktan sonra, sezon tatili başladığı için, çalışmalara ara verilmiş.

 

27 Mayıs 2007'de mahkeme kararıyla görevine döner dönmez, Lemi Bilgin'in ilk yaptığı şey (tam tahmin ettiğim gibi) "Ölüleri Gömün"ü panodan kaldırmak oldu. DT'nin emekli sahne amiri Ediz Baysal'dan öğrendiğime göre, Lemi Bilgin göreve geldiğinde, İstanbul DT'nin panosunda yeni asılmış ve henüz seyirci karşısına çıkmamış yalnızca iki oyun vardı: Yücel Erten'in yönettiği "Savaş İkinci Perdede Çıkacak" ve Şakir Gürzumar'ın yönettiği "Ölüleri Gömün"...

 

Bilgin geldi ve "bence", sırf Coşkun Büktel'in eleştirilerinden (Örneğin, bakınız: "2003 Yılındaki Bir Röportajda Neler Demiştim") hoşlanmadığı için, tamamen keyfi, antidemokratik ve kişisel bir kararla, sırf "canı öyle istediği için", "Ölüleri Gömün"ü kaldırıverdi. (Bu benim yorumum ve ortada daha mantıklı bir "karşı yorum" yok.) Bilgin, sırf "canı öyle istediği için", "Ölüleri Gömün" gibi savaş karşıtı müthiş bir oyunun, Türk insanına ulaşmasını engelledi. Bir bürokrat olarak, kendisi gibilerin varlık nedeni (velinimeti) olan devletin, devlette devamlılık esastır prensibini ipine bile takmadan çiğneyiverdi.

 

Benimle röportaj yapan Vatan gazetesi muhabiri Zeynep Bakır'a burada anlattığım her şeyi anlatmış ve bunları mutlaka yazmasını rica etmiştim. Bakır, bütün bunları yazacağını ama önce Lemi Bilgin'e konu hakkında ne düşündüğünü soracağını söylemişti. Röportaj iki ay boyunca yayınlanmayınca, Bakır'ı arayıp "neler oluyor?" diye sormuştum. Bakır da bana, Lemi Bilgin'i aradığını, görüşme isteğini sekreterine ilettiğini, Bilgin'den cevap beklediğini söylemişti. Ben de, tecrübelerime dayanarak, insanları Büktel hakkında (Büktel'in lehinde ya da aleyhinde konuşturmanın kolay kolay mümkün olmadığını bildiğimden —çünkü insanlar ya Büktel'den ya vandallardan korkuyor) Bakır'a, Bilgin'in ağzından bu konuda laf alamayacağını, hele konunun ne olduğunu önceden sekreterine bildirdiyse, Lemi Bilgin'e asla ulaşamayacağını söylemiştim. Bakır da bana, merak etmeyin, ben ulaşırım, tarzında bir cevap vermişti. Sonunda, röportaj, Bilgin'in katkısı (açıklaması) olmadan çıktı. Vatan gazetesinin en mahir ve deneyimli muhabirlerinden Zeynep Bakır, Bilgin'e ulaşamamıştı. (Bakınız: "Vatan röportajı")

 

"Ölüleri Gömün"ü iptal ederek devlette devamlılık esasını ihlal eden ama bu ihlal konusunda gerekçe açıklamaya, hesap vermeye gerek görmeyen Bilgin'in, bu suçunu "örtmek" için nasıl bir "kılıf" bulduğunu, nasıl bir bahane uydurduğunu bilemiyoruz. Bazı duyumlarımız var ama, bahane olarak bile o kadar salakça şeyler ki ("Paramız yok" gibi... "Ölüleri Gömün AKM'nin büyük sahnesine uygun değil" gibi...) tartışmaya bile gerek duymuyoruz. Ama Bilgin, Zeynep Bakır'ın karşısına çıkıp bu salakça bahaneleri telaffuz edebilseydi, o bahaneleri genel müdürlüğün resmi gerekçesi olarak önümüze koyabilseydi; o zaman elbette tartışır, gerçeklerle yüz yüze gelmesini sağlayarak Bilgin'e mutlaka haddini bildirirdik.

 

Ama ne yazık ki, devlet beslemesi insanlar, tıpkı kendilerine karşı antidemokratik kararlar alan bakanları taklit ediyor ve kendileri de, tıpkı onları mağdur eden bakanlar gibi, aldıkları antidemokratik, antitiyatral, vicdan dışı, akıl dışı, keyfi ve gayrı ahlaki kararları tartışmaya asla yanaşmayarak, hiçbir uyarıya kulak asmayarak, şark sultanları gibi hüküm sürmekte, DT'yi Lemi Baba'nın çiftliği gibi yönetmekte, ısrar ediyorlar. Kurallarını takmadıkları devletin imkânlarını har vurup harman savuruyor, ya da çarçur ediyorlar.

 

*****

 

Lemi Bilgin'in tiyatral liyakatten yoksun olduğunu iki kere iki dört gibi kanıtlayan bir başka örnek, "Çığ"dır. Lemi Bilgin'in bu yeni döneminde, Tuncer Cücenoğlu'nun yazdığı "Çığ" adlı oyun ikinci kez olarak DT programına alınmıştır. Önceki yıllarda Bursa DT'de sahnelenmiş olan "Çığ", bu sezon da, Ankara'da sahnelenecektir. Provalara başlanmıştır.

 

Bu sitenin okurları, Rusya'yı bile sarstığı söylenen "Çığ"ın aslında ne kadar ilkel ve bayağı bir metin olduğunu gayet iyi biliyor. Bu sitenin en çok okunmuş olan yazısı (bir yılda 1000 kadar kişi okudu ve bu rakam hız kesmeden tırmanmaya devam ediyor) "Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?" başlıklı yazımızdır. Bilindiği üzere biz bu yazımızda, Cücenoğlu'nun Rusya'yı sarstığı söylenen "Çığ" adlı oyunu hakkında bir metin incelemesi yapıyor ve "Çığ" metninden çıkardığımız somut örneklerle, oyundaki mantık hatalarını ve bayağılıkları belgeliyoruz. "Çığ"ın ne denli amatörce ve sakat kurulduğunu iki kere iki dört gibi sağlam ve "somut" örneklerle belgeledikten sonra, bu oyuna destek sunmuş, bu oyunu yurt dışına lanse etmiş, bu oyunu övmüş olan herkesi (Hülya Nutku, Nurhan Tekerek, Hasan Erkek, Tanju Cılızoğlu, Üstün Akmen, Müjdat Gezen, Kemal Başar, Cüneyt Çalışkur, Erhan Gökgücü, Ayşe Emel Mesci) teşhir ediyor, fena halde utandırıyoruz. (Daha önce de söylediğimiz gibi: Adını verdiğimiz şahısların utandığını görmedik, yalnızca utanmaz olmadıklarını varsayıyoruz.)

 

"Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?"la utandırdığımız kişiler (yukarıdaki paragrafta adlarını verdiğimiz "Çığ" seviciler) yazıda sunduğumuz ("Çığ" sevicilerin zekâsı hakkında kuşku yaratan) belgeler karşısında, gıkını çıkaramamıştır. Kısacası,  "Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?", "Çığ"ın değil DT'ye, amatör kümeye bile layık olmadığını iki kere iki dört gibi kanıtlayan, itiraz edilemez, tartışılamaz bir belgedir. Ama on beş sanatçının övgü dolu demeçlerle yücelttiği (Bakınız: "Skandal 2") ve önemine, değerine hiç kimsenin itiraz edemediği  "Ölüleri Gömün" kadar mükemmel bir oyunu keyfi biçimde kaldıran antidemokratik zihniyet, yayınladığımız itiraz edilemez/edilememiş belgeye ("Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?") rağmen, "Çığ"ı DT sahnelerine, hem de ikinci kez getirerek, tiyatro sanatına açıkça küfür ve halka ihanet ediyor.

 

Bu küstahlığı nasıl yapabiliyor? Bu gücü nereden alıyor? Devletten... Devletin kendisine lütfettiği makamın, hakikati bir tekmede çöpe atıp şarlatanlığı vitrine koymak gücünü kendine bağışlamış olmasından... Arkalarında devlet gücü olmadığında, bir sokak kedisi kadar bile hayatta/ayakta kalabilme yeteneği bulunmayan insanlar, sırf devlete kapılandıkları için, kendilerinde yalanı baş tacı edip hakikati bastıracak gücü bulabiliyorlar. Devletin kurallarına aldırmaksızın devlet olanaklarını çarçur ederken, kendilerini hiç kimseyle tartışmak ve hiç kimseye hesap vermek zorunda hissetmiyorlar.      

 

Umarız ki, (bize öteden beri dürüst bir insan izlenimi vermiş olan) yeni kültür bakanımız Ertuğrul Günay, danışman kadrosunu seçerken, gerekli sağduyu ve özeni göstermiş olsun. Umarız ki sayın Günay, çevresini, Büktel'den ve bu tür yazılardan nefret edecek ve Günay'ın dikkatini bu tür yazılara çekmeyi asla tercih etmeyecek devlet beslemeleriyle doldurmamış olsun. Umarız ki, sayın Günay, aslında bizzat kendisi, o tür devlet beslemelerinden biri olmamış olsun.

 

Sayın Günay'ı göreve çağırıyor ve bu çağrıya ulaşmasını sağlayacak dürüst ve donanımlı insanlardan bir kadro kurmamış olması, bu yüzden bu yazıya ulaşamaması ve Lemi Bilgin'den (ya da benden) bu yazıda teşhir edilen hakikatlerin hesabını sormaması halinde; bu durumu, bu yazıyı bile bile görmezden gelmesi kadar vahim bir devlet zafiyeti olarak değerlendireceğimizi belirtiyoruz.

 

Türkiye Cumhuriyeti kültür bakanlığının, Türk tiyatrosuna, düşman kazanmaktan korkmaksızın, "gerçek, yetkin, dürüst ve inandırıcı" eleştiri getirebilen tek siteyi (tüm diğer sitelerin aforozuna rağmen) keşfedebilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bakanlığımız, hakikati değil Çin'de, coskunbuktel.com'da bile olsa, bulabilmeli ve gereğini yapabilmelidir.

 

Ertuğrul Günay döneminde, bakanlığımızın artık çaresiz olmadığına inanmak istiyor ve bekliyoruz.

 

 

Coşkun Büktel / 18 Ekim 2007

 

 

 

GÜNCELLEME (13 Mayıs 2008)

 

Savaşa karşı yeryüzünde yazılmış en gerçekçi ve en etkili oyunu ("Ölüleri Gömün"ü); üstelik, devlette devamlılık prensibini ayakları altında çiğnemeyi göze alarak, prova aşamasında iptal edip yasaklamış olan Lemi Bilgin; bugün kalkmış, hiç utanmadan, "savaş karşıtı" mesajlar vererek, insanların zekâlarıyla alay ediyor.

 

LEMİ BİLGİN, AŞAĞIDAKİ SÖZLERİ HANGİ HAKLA, HANGİ YÜZLE SÖYLÜYOR:

 

"Kültür ve sanatın en önemli yanı barışa katkıda bulunmasıdır. Çünkü sanatla uğraşan, sanatla bir arada olan insanlar problemlerini daha kolay halledebilirler. Antik dönemde bile insanlar savaşırlardı ama tiyatro festivallerinde savaşlara ara verilerdi. Bu festivallerden sonra da savaşlara devam edemezlerdi. Umuyorum bu kültürel ve sanatsal faaliyetler dünya barışına katkı sağlayacaktır."

(Lemi Bilgin'in 9. Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali çerçevesinde yaptığı konuşma. Haberin kaynağını görmek için, TIKLAYINIZ!)

 

DT genel müdürü Lemi Bilgin'in yarattığı ve Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın göz yumduğu "Ölüleri Gömün" skandalını bir kez daha hatırlamak ve (herhalde Murathan Mungan'ın  "Türkiye'de her şey olunur rezil olunmaz" özlü sözüne güvenerek) "pişkinliği ve devlet olanaklarını har vurup harman savurmayı meslek edinmiş" skandal faillerine hatırlatmak gerekiyor.

 

 

 

"ÖLÜLERİ GÖMÜN" SKANDALI:

 

Yazıların tümü Coşkun Büktel tarafından yazılmış ve tarih sırasıyla sıralanmıştır.

 

1. Neler Olmuştu?

2. Devlet Tiyatrosu "Evet" dedi, Şehir Tiyatrosu "Hayır" diyor

3. Büktel'in dilekçesi ve Şehir Tiyatrosu'nun "cevabı"(!)

4. 2003 Yılındaki bir röportajda neler demiştim?

5. Skandal konusunda Mustafa Demirkanlı'nın iftiralarını Hilmi Bulunmaz nasıl yanıtladı?

6. 2007 Yılındaki Vatan gazetesi röportajında neler dedim (demiş oldum)?

7. KÜltür Bakanı Ertuğrul Günay, DT Genel Müdürü Lemi Bilgin'i Derhal Görevden Almalıdır

 

8. Firuzan Tercan Olayına dair Büktel Yorumuna Sansür

 

9. "Ölüleri Gömün" bir kez daha DT sezon programında

 

10. Ölüleri Gömün / İlk Temsilden Sonra Sıcağı Sıcağına

 

11. Yaşam Kaya'nın "Ölüleri Gömün" eleştirisinin eleştirisi

 

12. Büktel ile DT arasındaki "Ölüleri Gömün" sözleşmesi