
Özdemir Nutku Skandalı OYÇED
skandalına dönüşüyor
PINTER, BRECHT, NÂZIM
VE DİĞERLERİNE
HAKARET ETMEYİN!
Onlar Sizin Meslektaşınız değildi.
Coşkun Büktel
Büktel,
Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği OYÇED’in
“Ölüme Değil Yaşama, Savaşa Değil
Barışa
Adanmış Kalemlerimizle İsrail’i
Protesto Ediyoruz!”
başlıklı bildirisini yorumluyor /
eleştiriyor.
Aşağıda tam metnini aktardığımız
OYÇED bildirisi kısa paragraflara,
Büktel’in
yorum ve eleştirileri ise uzun paragraflara dizilmiştir.
İsrail
ordusu, Lübnan topraklarını işgal ediyor, Lübnan halkını çoluk çocuk
demeden, asker-sivil ayrımı yapmadan bombalıyor! Bu vahşice saldırı
ve ölümler karşısında, batılı emperyalist ülkeler hiçbir şey
yapmıyor. Bir kere daha, tarihsel ikiyüzlülüklerini olanca
çıplaklığıyla sergiliyorlar.
Peki siz, başkanınız Özdemir
Nutku’nun, 30 kişilik resmi Devlet Tiyatrosu toplantısında açıkça,
belgelenmiş olarak, yalan söylemesi ve yalana başvurarak Coşkun
Büktel’in “Theope” adlı oyununu engellemeye çalışması gibi bir
haksızlık karşısında ne yapıyorsunuz? Haksızlığı, Batılı emperyalist
ülkeler gibi yalnızca seyretmekle yetiniyor musunuz?
Hayır, yetinmiyorsunuz.
Haksızlığın kanıtları, CD ile ve Nutku’nun itirafı ile somut biçimde
belgelenmişken, Nutku, söylediği yalanı kendi kalemiyle de
tekrarlamışken, siz tüm somut kanıtlara ve haksızlığa aldırmayarak,
Nutku’yu derneğinize başkan seçiyorsunuz. Siz Batılı emperyalist
ülkelerinkinden çok daha vahim bir tutum sergiliyorsunuz. Haksızlığı
onlar gibi seyrederek (pasif biçimde) değil, haksızlığa katılarak
(aktif biçimde) destekliyorsunuz. Bu durumda sizlerin başkalarını
ikiyüzlülükle suçlamaya ne kadar hakkınız olabilir?
Umarım, bana, şuna benzer bir
cevap vermeye kalkışmazsınız: Biz, değerli vaktimizi ve ilgimizi
küçük haksızlıklara ayıramayız. Biz büyük haksızlıklarla meşgulüz.
Senin küçük sorunların bize vız gelir.
Sakın bana bu mealde bir cevap
vermeye kalkışmayın! Çünkü bu cevap şu anlama gelir:
Biz, herhangi bir çocuğa iki
tokat atıp onun horoz şekerini elinden alabilecek tıynette insanlar
olabiliriz, horoz şekeri kadar küçük meselelerde duyarsız
davranabiliriz; ama, çocukların toplu katliamını protesto edecek
kadar da babayiğidiz.
Ne yazık ki, ahlak bakımından
kendi kapısının önünü (hatta evinin içini) süpürmekten aciz
insanların, başkalarını ahlaksızlıkla suçlaması, bu konuda hiçbir
bedeli olmayan samimiyetsiz hamasete başvurması, onları babayiğit
yapmaya yetmediği gibi Lübnanlı çocukların kurtuluşuna da katkı
sağlamaz.
Bu savaş
iki İsrail askeri kaçırıldı diye çıkmadı. ABD emperyalizmi ve onun
Ortadoğu’daki maşası İsrail siyonizmi, insani ve siyasi coğrafyayı
kendi çıkarları doğrultusunda yeniden biçimleme projesini uygulamaya
koydu. İsrail emperyalizminin Lübnan’a açtığı savaşın sebebi budur.
Evet ama bu kirli savaş, eğer
durdurulabilirse, sizler gibi, haksızlığa “özünde” karşı olmayan
kişilerin samimiyetsiz hamasetleri sayesinde durdurulmuş olmayacak.
ABD
emperyalizmi, kokuşmuşluğunu örtbas edebilmek, ömrünü uzatmak
amacıyla Ortadoğu’da yıllardır sürdürdüğü vahşeti, bu kez İsrail
eliyle Lübnan’da yürütüyor. 2.Dünya Savaşının mazlum Musevilerinin
kurdukları İsrail devleti, bu kez Hitler’in rolünü benimsemiş
durumdadır. AB ülkeleri ise bu kanlı girişimlere seyirci kalmanın ve
denge politikaları gözetmenin peşindeler.
Sözünü ettiğiniz o denge
politikaları; tıpkı sizlerin denge politikanıza benziyor: Kanıtlı
belgeli ve kendi yazısıyla itiraf edilmiş yalanına rağmen, Özdemir
Nutku’dan yaptığı haksızlığın hesabını sormayarak denge politikası
izlemek; AB ülkelerinin haksızlığa seyirci kalarak denge
politikası izlemesi kadar iğrenç.
Ama sizler, (ondan hesap sormak
bir yana) haksızlığı seyretmekle bile yetinmeyerek, yalanı ve
haksızlığı belgelenmiş kişiyi (Nutku’yu) başınıza başkan seçtiniz.
Böylelikle, denge politikasını, bir menfaat politikasına da
dönüştürdünüz. Amaçlarınızın (yalansız insanların yalansız
yöntemleriyle savunulabilecek) temiz şeyler olmadığını gösterdiniz.
Kuşkusuz
ki Hizbullah terörü aklanılası bir olgu olamaz. Ancak terörizm durup
dururken boy veren bir olgu da değildir; terör ile karşı terör
birbirilerini besleyen iki insanlık düşmanı unsurdur. Ve terörizmin
kökü baskı, zulüm politikaları ile kurutulamaz. Demokratik çözüm
yolları her zaman mevcuttur. Ne yazık ki emperyalizm “demokrasi”
sözcüğünü sadece kendi dirimsel çıkarları adına kullanmak için her
türlü çarpıtma yolunu; bu arada sanatı ve kültürü de, bir politik
vasıta olarak ustalıkla değerlendirmektedir.
Bu sözleri telaffuz etmek
kolaydır. Bu sözleri Bush da, Blair de, Hitler de kolayca telaffuz
edebilir. Ama bu sözlerin gerektirdiği “onurlu duruşu”
sergileyebilmek, kolay değildir. Haksızlığa, en küçük hücrelerinizle
bile karşı olmayı, bir çocuğun horoz şekerinin çalınmasına bile
tahammül edemeyen bir vicdana sahip olmayı gerektirir.
Sizler ise, bırakın horoz şekeri
çalınan çocuğun haklarını, kendinizi görevli kıldığınız tiyatro
yazarlığının hakları konusunda bile, daha ilk adımda,
duyarsızlığınızı kanıtladınız. Derneğinizin kuruluş amacı güya oyun
yazarlarının (yani güya “tüm” oyun yazarlarının) haklarını savunmak
olduğu halde; eleştirilerinden hoşlanmadığı bir oyun yazarını
engellemek için gıyabında yalan söylemek dahil her yöntemi
kullanabildiği belgelenmiş birini, kendinize başkan seçtiniz. Eğer
sizler “tüm” oyun yazarlarının haklarıyla ilgili değil de, yalnızca
kendi camianızdaki oyun yazarlarının haklarıyla ilgilenirseniz (ki
Büktel’in uğradığı haksızlıkla ilgilenmediğinize göre, şu anda
manzara budur) unutmayın, o zaman, sizin OYÇED’iniz, bir “sivil”
toplum kuruluşu olmaktan çok, bir menfaat çetesi olmaya aday
demektir. Ben uyarı görevimi yaparak, hamaseti bırakıp, önce
burnunuzun dibindeki haksızlığa müdahale etmenizi öneriyorum.
Bugünkü konjonktürde, İsrail’in
katliamlarına karşı hamasi laflar etmenin hiçbir bedeli yoktur. Ama
Özdemir Nutku’nun haksızlığına karşı çıkmanın bedeli “vardır”. O
nedenle, haksızlık konusunda üstünüze düşen en küçük bedeli bile
ödemeye yanaşmazken, en yakın görevden bile kaytarırken; katliama
uğramış Lübnanlı masum çocuklar üzerinden ve emin mesafeden hamaset
yaparak, sicilinizdeki lekeyi temizlemiş olamazsınız. Bu yöntemle
ancak, ikiyüzlülük konusunda başkalarını suçlamak hakkını kaybetmiş
olursunuz.
Küresel
kapitalizm, “bilimçağı” gibi onurlu adlar verilmek istenen çağımızı
en ağır ikiyüzlülük çağı haline getirmiş bulunuyor. Demokrasi
kavramı, insan hakları kavramı, özgürlük kavramı, hiçbir zaman bu
kadar kirletilmemiş, bu kadar kana bulanıp tam tersine
çevrilmemişti. Dolayısıyla ABD ve İsrail yönetimlerine faşist
dememiz asla bir öfke taşkınlığı değil, gereği gibi mücadele
edebilmek için artık daha fazla utangaçlık göstermeksizin yapılması
zorunlu somut tespittir. Bunu anlamamız için, ABD’nin utanmasızca
gündeme aldığını da belli ettiği „harita değişikliği“ için bizzat
ülkemize saldırmasını mı beklemek gerek? O zaman biraz geç kalınmış
olmayacak mıdır?
Bu satırlara ulaşmasını ve bu
satırları okumasını umabileceğiniz herkes, bu konularda zaten sizden
çok daha fazlasını biliyor. Siz, kulaktan dolma bilgilerle
papağanlık ve çok bilmişlik edeceğinize, bu konuda imzaya açılmış
bildirileri imzalamakla yetinseniz, çok daha yararlı bir iş yapmış
olursunuz.
Şu satırları yazdığım an
itibariyle, (16 Ağustos 2006, saat, 20. 35.) www.tiyatroevi.com adlı
site tarafından hazırlanmış, (Lübnan katliamı konusunda İsrailli
yazarları duyarlı olmaya çağıran) “Türk
Tiyatroculardan İsrail Sahne Sanatçıları Birliği'ne”
başlıklı bildirideki 164 imza
arasında, örneğin, OYÇED’in yönetim kurulunda yer alan imzaların hiçbirini
göremedim. Hamaset yapacağınıza neden önce herkesin imzaladığı
bildirileri imzalamıyorsunuz?
Herkes sizin gibi yaparsa, yani
başkasının bildirisini imzalamaya tenezzül etmeyip kendi bildirisini
yazmaya kalkarsa, hiçbiri yeterli sayıda imzayla desteklenmemiş,
birbirinin aynı bildiriler çöplüğü kaplamaz mı ortalığı? Bu
çöplükteki desteksiz bildiriler, sahiplerinin propagandasına yararlı
olsa da, Lübnanlı çocuklara yararlı olabilir mi? Herkes star gibi
yalnızca bildiri yazmaya heveslenir de, kimse figüran gibi bildiri
imzalamaya tenezzül etmezse, bu durum, o bildirilerin, zaten pek
zayıf olan yararlı olma ihtimalini, tümüyle yok etmez mi? Yoksa asıl
önemli olan Lübnanlı çocukların ölüyor olması değil de, sizin
kompleksleriniz mi?
OYÇED’in Özdemir Nutku
başkanlığındaki yönetim kurulunu, (Hasan Erkek, Dersu Yavuz Altun,
Cengiz Özek, Bilgesu Erenus, Haşmet Zeybek, Fikret Terzi.) önce,
Lübnan’la ilgili ulaşabildikleri, imzaya açılmış tüm bildirileri
imzalamaya veya imzalamıyorlarsa eleştirmeye çağırıyorum.
Değerli
meslektaşımız Bertolt Brecht, “Faşizme karşı gereği gibi mücadele
yoksa faşizm, suratını gizleyebilir,” diye yazmıştı.
Faşizm, Brecht'ten
yukarıdaki alıntıyı yaparak da suratını gizleyebilir. Brecht, sırf eleştirilerinden
hoşlanmadıkları için bir oyun yazarını yalan dahil her yönteme
başvurarak engellemeyi meşru sayanların meslektaşı değildi. Brecht’i
rahat bırakın! Ve onun dediklerini papağan gibi tekrarlamak yerine,
tatbik edin! Önce, evinizin içini temizleyin!
Coşkun Büktel’e yapılan
haksızlığı onaylar ve o haksızlığın suçlusunu evinize alıp onu
kendinize başkan yapar; böylelikle ona yeni bir apolet takarak, onun suçunu gizlemeye kalkar
ve onun suçuna ortak olursanız; Brecht’ten “faşizm
suratını gizleyebilir” gibi alıntılar yapmak, Brecht’i meslektaşınız
saymak hakkına sahip olamazsınız. Size bugüne dek yönelttiğim
eleştirileri, herhangi bir çağdaşı yazar Brecht’e yöneltebilir
miydi? Eğer yöneltse, Brecht sizin gibi sessiz kalabilir miydi? Siz
kim, Brecht kim?
Gerçekten
de, örneğin ABD’nin ve örneğin İsrail’in kendi toplumlarında yapısal
muhalefet yükselmediği için, her iki devlet kendi içinde göstermelik
bir demokrasiyi yürütebiliyor diye buna aldanmak büyük hata olur.
Her faşist liderin mutlaka Hitler gibi badem bıyığının da olması
gerekmiyor. İşte, Filistin’de ve Lübnan’daki direniş İsrail
yönetiminin en faşist suratını açığa döküverdi. Aynen Irak’taki
direnişin de ABD iktidar çetesinin tüm dünyaya ilan ettiği savaş
içindeki kanlı faşist yüzünü çırılçıplak ortaya serdiği gibi.
Ama ne yazık ki, o lafları
telaffuz etmek, ya da badem bıyık bırakmamak da, demokrat olmanın
garantisi değildir. Haksızlığa “özünde” karşı olmayan herkes,
“özünde” antidemokrattır. Haksızlığa “özünde” karşı olmayanların
hamasi laflarına, (sırf burunları ile dudakları arası çıplak diye)
aldanmak, büyük hata olur. Sizlerin kendi görev alanınızda,
burunlarınızın dibinde yaşanan, belgelenmiş haksızlığa karşı
takındığınız tavır, gerçek “antidemokratik” yüzünüzü çırılçıplak
ortaya koymuştur. Coşkun Büktel, sizlere karşı tek başına da olsa, altmış kişilik
derneğinizin o çırılçıplak yakalanmış antidemokratik yüzünü
hamasetle peçelemenize izin vermeyecek.
Merkezi
İngiltere’de olan Uluslararası PEN Yazarlar Örgütü hâlâ kılını
kıpırdatmazken, yine bir başka değerli meslektaşımız tiyatro yazarı
Herold Pinter’in, Nobel Ödülü vesilesiyle ABD’nin savaşına karşı
yaptığı unutulmaz uyarıcı konuşma, insanlığın belleğine kazınmış
olmalı.
Evet kazınmıştır. O yüzden Harold
Pinter da sizin meslektaşınız olamaz. Pinter’a hakaret etmeyin!
Bizler de
mesleğimizin hem kendi toplumumuza, hem de tüm insanlığa karşı bize
yüklediği sorumluluk gereği, İsrail hükümetinin ve ordusunun,
kendisini besleyip ortaya süren ABD’nin maşası olarak Lübnan ve
Filistin’de, çocuk, kadın, sivil insan demeyip pervasızca yürüttüğü
faşist vahşete karşı, insanlığını yitirmemiş herkesin vicdanı adına
sesimizi yükseltmeyi görev biliyoruz. Bu konuda muhalif İsrail halkı
ve İsrailli sanatçılarla da gönülden dayanışma içindeyiz. Ve İsrail
yönetimine, bir an için kendi halkının geçmişini anımsamasını
öneriyoruz.
Siz hiç kimseye hiçbir şey
önerebilecek konumda değilsiniz. Siz önce burnunuzun altındaki
pisliği temizleyin!
Aslında bu
korkunç sürecin, tüm insanlık için bir ölüm kalım meselesi
yaratmakta olduğunu görmemek için de kör olmak gerekir. Nazım
Hikmet’in, geçmişte Japon Balıkçısı için yazdığı dizelerin
sonuncusunu, şimdi de Lübnan’da, Irak’ta, Filistin’de pervasızca
öldürülen insanlar için, hem de artık tüm insanlığın bizzat kendi
kaderi için bir kez daha haykırmak istiyoruz.
-Ey
insanlar nerdesiniz!
İnsanlar, yapabilecekleri şeyi
yapmış, gidip Tayyip’e veya Baykal’a veya Mehmet Ağar’a oy
vermişler. Onların da oy verenler adına ne yaptığı malum. Sizler
nasıl başınıza Özdemir Nutku’yu seçiyorsanız, onlar da başlarına
Tayyip Erdoğan’ı seçiyor. Eminim ki aynı hatalar, Lübnan, İsrail,
ABD, İngiltere, Fransa, vb. yerlerde de yapılıyor. Ve hataları
düzeltmek, hatalar sayesinde iktidar olanlara düşüyor. Olan masum
insanlara (örneğin, o hatalı seçimlerde hiçbir kusuru bulunmayan
çocuklara) oluyor. Masumları savunmak da, sizler gibi “özünde”
haksızlığa karşı olmayanlara kalıyor. Trajikomik!...
“Ey insanlar nerdesiniz!”miş…
Sanki cephede tarumar olan Lübnanlı çocukların yanından
sesleniyorlar!... Onlar, orada, ya sizler neredesiniz?... Utanın
biraz! Utanın da, kendiniz gitmeye yanaşmıyorsanız, başkalarının
çocuklarına niye Lübnan'da değilsiniz anlamına gelebilecek sorular
sormaya kalkmayın!
Nâzım, bedel ödemiş bir insan
olarak “Ey insanlar nerdesiniz!” sorusunu sorma hakkına sahipti. Siz
ise Özdemir Nutku’dan hesap sormanın bedelini bile ödemeye
yanaşmıyorsunuz. ya da Nutku’dan hesap sormak için dengeleri kolluyor; haksızlığa
gördüğünüz yerde ve gördüğünüz anda derhal karşı çıkmak yerine,
(dünyayı kirleten çoğu politikacılar gibi) “münasip
zamanı” bekliyorsunuz. O münasip zamana dek haksızlığı görmezden
geliyor; yapılan tüm uyarılara ise sağır kulağı veriyorsunuz. Bu
durumda hangi hakla, insanlara nerede olduklarını sorabiliyorsunuz?
Sizler neredesiniz? Ege ya da Akdeniz sahillerinin sıcak kumsallarından kaç
gün önce döndünüz?
Oyun Yazarları ve çevirmenleri olarak, ölüme değil
yaşama, savaşa değil barışa adanmış kalemlerimizle, her türlü
şiddete, savaşa ve saldırgan politikalara karşı, dünyanın,
insanlığın bugününü ve yarınını korumaya ve savunmaya devam
edeceğiz!
Demek, her türlü şiddete karşı, ha?..
Gasp da şiddettir değil mi? Ve Ortadoğu’daki şiddet de, Filistin
topraklarının, İsrail tarafından gasp edilmesi ve Amerika’nın buna
destek olmasıyla (ve diğerlerinin de sessiz kalmasıyla) başladı.
Aynen, Coşkun Büktel’in oyununun gasp edilmesinde ve buna destek
olunup sessiz kalınmasında olduğu gibi… Büktel’in de oyunu, bir
yalanla, elinden alınmaya, başkasına mal edilerek gasp edilmeye
çalışılmadı mı? “Bu oyun senin değil” denmedi mi? Ve siz, bunu yapan
İsrail’i (Ö. Nutku’yu) başkan seçmediniz mi?
Siz en basit haksızlıklara,
burnunuzun dibindekilere, bizzat sorumlu olduklarınıza bile karşı
çıkmıyor, destek oluyorsanız; kalemleriniz (onlarla ne yazarsanız yazın)
barış gibi, yaşam gibi yüce değerlere değil; ancak en basit
menfaatlerinize adanmış demektir.
Biz
buradayız!
Evet, gerçekten, buradasınız.
Öyleyse niye oradaymış gibi hamaset yapıyorsunuz?
Pöh!...
Coşkun Büktel /
16 Ağustos 2006
BU YAZIYA
GELEN TEPKİLER:
(Link) Hilmi
Bulunmaz,
"Özdemir Nutku ve Yoldaşlarının Lübnan
Değerlendirmesi"
Not:
OYÇED’in
cevaplaması gereken ve hâlâ cevaplamadığı soruları,
“Ne Âlâ
Memleket” başlıklı yazımızın sonundaki “GÜNCELLEME”
bölümünde bulabilirsiniz.
(GÜNCELLEME
1 Ağustos 2008: Özdemir Nutku
iftirası'ndan üç yıl sonra −12 Temmuz 2008−
iftiranın yer aldığı DT koordinasyon
toplantısının iftirayla ilgili bölümünün
video kaydı
nihayet yayınlanabilmiş ve ortaya çıkan
CD
görüntüleri; o görüntüleri görmeden önce Şahin
Ergüney'in hafızasına dayanarak anlattığı iftira
olayını, iftiranın kendisiyle ilgili olmayan
bazı önemsiz ayrıntılarda −örneğin, toplantıda
Ergüney'e müdahale eden kişilerin sayısı
hakkında− Ergüney'in hafızasını kelimesi
kelimesine doğruluyor olmasa da; "meselenin
özünde", Ergüney'in Nutku'ya yönelik iftira
suçlamasının tamamen, yüzde yüz, kesinkes, en
küçük kuşkuya yer bırakmayacak biçimde,
"gerçeği" yansıttığını belgelemiş ve
iftirayı güneş kadar apaçık ve net görülebilen bir hakikat haline
getirmiştir. O
CD
görüntülerini −hakikati− ortaya çıkaran da zaten Şahin
Ergüney'den başkası değildir.
Ne var ki, DT
mensubu Ergüney; önce genel müdür Mine Acar'dan,
daha sonra da genel müdür Lemi Bilgin'den izin
alamadığı için, −ortaya çıktığı günden beri
isteyen herkese bizim zaten göstermekte
olduğumuz−
CD
kaydını internette yayınlamamıza uzun süre izin
verememiştir. Sonunda, baskılarımızla
yıldırdığımız iftira savunucusu isimsiz
sapıklar, güneşi yalanlarla sıvayabileceklerine
güvenerek,
CD
kaydını; kimseden izin almaya
gerek duymaksızın ve iftirayı örtbas etmeye
yönelik her türlü yalanla −"Canbaza bak!" diyen
dikkat çelici, hareketli yazılarla− görüntüleri kirleterek ve
görüntülere her türlü montaj hilesini tatbik ederek, yayınlayınca
−Bakınız:
"Yamalı Bohça"−
aynı
CD
kaydını bizim de −tabii ki, montajsız,
katkısız, hilesiz olarak− "çıplak
görüntülerle", "çıplak gerçek"
halinde, yayınlayabilmemiz mümkün hale
gelmiştir. −Bakınız:
"Nihayet!!!"−
CB)
Özdemir Nutku ve OYÇED skandalı'nın tarihçesini
kavramak için, (Büktel tersini tercih ettiği halde, çoğu
coskunbuktel.com'dan başka hiçbir yerde yayınlanmamış) aşağıdaki
yazılara bir göz atmanız yeterlidir:
(Eskiden yeniye
doğru tarih sırasıyla)
ÖZDEMİR NUTKU YALAN SÖYLEMEDİYSE BELGE
GÖSTERMELİDİR
Coşkun BÜKTEL / Eylül 2005
COŞKUN BÜKTEL’E YANIT
Özdemir NUTKU / Eylül 2005
“THEOPE” ÜZERİNE ÖZDEMİR NUTKU’YA YANIT
Şahin ERGÜNEY / Ekim 2005
ÖZDEMİR NUTKU İNSANLARIN YÜZÜNE NASIL
BAKABİLİYOR?
Coşkun BÜKTEL - 5 Temmuz 2006
İNSANLAR ÖZDEMİR NUTKU'NUN YÜZÜNE NASIL
BAKABİLİYOR?
Coşkun BÜKTEL - 19
Temmuz 2006
İNSANLAR BİRBİRLERİNİN (VE ÇOCUKLARININ)
YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYORLAR?
Salih COŞKUN
- 3 Ağustos 2006
PINTER, BRECHT, NÂZIM VE DİĞERLERİNE HAKARET
ETMEYİN!
Coşkun BÜKTEL - 16 Ağustos 2006
OYÇED YAZARI OLMAKTAN
(HÂLÂ) UTANMAYAN BİR GÖNÜLLÜ ARANIYOR
Coşkun BÜKTEL - 9 Eylül 2006
Hangisi daha gizli bir örgüttür? OYÇED Mİ, KU
KLUX KLAN MI?
Coşkun BÜKTEL - 28 Kasım 2006
NE ÂLÂ MEMLEKET
Coşkun BÜKTEL - 24 Aralık 2006
OYÇED NE HAKLA
AÇIKLAMA BEKLİYOR?
Coşkun BÜKTEL - 16 Şubat 2007
OYÇED KİŞİLERİ VE
KURUMLARI HANGİ HAKLA VE NE YÜZLE SUÇLUYOR?
Coşkun BÜKTEL - 13 Mart 2007
OYÇED'İN YÜZLEŞME
ÇAĞRISI ÜZERİNE
Coşkun BÜKTEL - 19 Mart 2007
UTANMA EŞİĞİ
Coşkun BÜKTEL - 24 Mart 2007
OYÇED'İN ONURDAN ANLADIĞI
Coşkun BÜKTEL - 28 Mart 2007
"Yaşasın Sansür" skandalı 1
(Coşkun Büktel)
"A. Ertuğrul Timur'a Aşağıdaki Jeep'i
Veriyoruz"
(Hilmi Bulunmaz)
"Timur, Nasreddin Hoca'ya Karşı"
(Hilmi Bulunmaz)
"Ben sana 'Tiyatrocu olamazsın'
demedim" (Feridun Çetinkaya)
"Süt Banyosu" (Link yazısı)
(Coşkun Büktel)
"Yaşasın Sansür" skandalı 2
(Coşkun Büktel)
"OYÇED Ancak Cerahat Olarak Fışkırabilir"
|