Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

 
 
 

 

Özdemir Nutku Skandalı OYÇED skandalına dönüşüyor

 

PINTER, BRECHT, NÂZIM

VE DİĞERLERİNE

HAKARET ETMEYİN!

 

Onlar Sizin Meslektaşınız değildi.

 

 

  Coşkun Büktel

 

 

 

 

 

 

 

Büktel, Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği OYÇED’in

“Ölüme Değil Yaşama, Savaşa Değil Barışa

Adanmış Kalemlerimizle İsrail’i Protesto Ediyoruz!”

başlıklı bildirisini yorumluyor / eleştiriyor.

 

Aşağıda tam metnini aktardığımız OYÇED bildirisi kısa paragraflara,

Büktel’in yorum ve eleştirileri ise uzun paragraflara dizilmiştir. 

 

 

 

 

 

İsrail ordusu, Lübnan topraklarını işgal ediyor, Lübnan halkını çoluk çocuk demeden, asker-sivil ayrımı yapmadan bombalıyor! Bu vahşice saldırı ve ölümler karşısında, batılı emperyalist ülkeler hiçbir şey yapmıyor. Bir kere daha, tarihsel ikiyüzlülüklerini olanca çıplaklığıyla sergiliyorlar.

 

Peki siz, başkanınız Özdemir Nutku’nun, 30 kişilik resmi Devlet Tiyatrosu toplantısında açıkça, belgelenmiş olarak, yalan söylemesi ve yalana başvurarak Coşkun Büktel’in “Theope” adlı oyununu engellemeye çalışması gibi bir haksızlık karşısında ne yapıyorsunuz? Haksızlığı, Batılı emperyalist ülkeler gibi yalnızca seyretmekle yetiniyor musunuz?

 

Hayır, yetinmiyorsunuz. Haksızlığın kanıtları, CD ile ve Nutku’nun itirafı ile somut biçimde belgelenmişken, Nutku, söylediği yalanı kendi kalemiyle de tekrarlamışken, siz tüm somut kanıtlara ve haksızlığa aldırmayarak, Nutku’yu derneğinize başkan seçiyorsunuz. Siz Batılı emperyalist ülkelerinkinden çok daha vahim bir tutum sergiliyorsunuz. Haksızlığı onlar gibi seyrederek (pasif biçimde) değil, haksızlığa katılarak (aktif biçimde) destekliyorsunuz. Bu durumda sizlerin başkalarını ikiyüzlülükle suçlamaya ne kadar hakkınız olabilir?

 

Umarım, bana, şuna benzer bir cevap vermeye kalkışmazsınız: Biz, değerli vaktimizi ve ilgimizi küçük haksızlıklara ayıramayız. Biz büyük haksızlıklarla meşgulüz. Senin küçük sorunların bize vız gelir.

 

Sakın bana bu mealde bir cevap vermeye kalkışmayın! Çünkü bu cevap şu anlama gelir:

 

Biz, herhangi bir çocuğa iki tokat atıp onun horoz şekerini elinden alabilecek tıynette insanlar olabiliriz, horoz şekeri kadar küçük meselelerde duyarsız davranabiliriz; ama, çocukların toplu katliamını protesto edecek kadar da babayiğidiz.

 

Ne yazık ki, ahlak bakımından kendi kapısının önünü (hatta evinin içini) süpürmekten aciz insanların, başkalarını ahlaksızlıkla suçlaması, bu konuda hiçbir bedeli olmayan samimiyetsiz hamasete başvurması, onları babayiğit yapmaya yetmediği gibi Lübnanlı çocukların kurtuluşuna da katkı sağlamaz.

 

Bu savaş iki İsrail askeri kaçırıldı diye çıkmadı. ABD emperyalizmi ve onun Ortadoğu’daki maşası İsrail siyonizmi, insani ve siyasi coğrafyayı kendi çıkarları doğrultusunda yeniden biçimleme projesini uygulamaya koydu. İsrail emperyalizminin Lübnan’a açtığı savaşın sebebi budur.

 

Evet ama bu kirli savaş, eğer durdurulabilirse, sizler gibi, haksızlığa “özünde” karşı olmayan kişilerin samimiyetsiz hamasetleri sayesinde durdurulmuş olmayacak.

ABD emperyalizmi, kokuşmuşluğunu örtbas edebilmek, ömrünü uzatmak amacıyla Ortadoğu’da yıllardır sürdürdüğü vahşeti, bu kez İsrail eliyle Lübnan’da yürütüyor. 2.Dünya Savaşının mazlum Musevilerinin kurdukları İsrail devleti, bu kez  Hitler’in rolünü benimsemiş durumdadır. AB ülkeleri ise bu kanlı girişimlere seyirci kalmanın ve denge politikaları gözetmenin peşindeler.

Sözünü ettiğiniz o denge politikaları; tıpkı sizlerin denge politikanıza benziyor: Kanıtlı belgeli ve kendi yazısıyla itiraf edilmiş yalanına rağmen, Özdemir Nutku’dan yaptığı haksızlığın hesabını sormayarak denge politikası izlemek; AB ülkelerinin haksızlığa seyirci kalarak denge politikası izlemesi kadar iğrenç.

Ama sizler, (ondan hesap sormak bir yana) haksızlığı seyretmekle bile yetinmeyerek, yalanı ve haksızlığı belgelenmiş kişiyi (Nutku’yu) başınıza  başkan seçtiniz. Böylelikle, denge politikasını, bir menfaat politikasına da dönüştürdünüz. Amaçlarınızın (yalansız insanların yalansız yöntemleriyle savunulabilecek) temiz şeyler olmadığını gösterdiniz.

Kuşkusuz ki Hizbullah terörü aklanılası bir olgu olamaz. Ancak terörizm durup dururken boy veren bir olgu da değildir; terör ile karşı terör birbirilerini besleyen iki insanlık düşmanı unsurdur. Ve terörizmin kökü baskı, zulüm politikaları ile kurutulamaz. Demokratik çözüm yolları her zaman mevcuttur. Ne yazık ki  emperyalizm “demokrasi” sözcüğünü sadece kendi dirimsel çıkarları adına kullanmak için her türlü çarpıtma yolunu; bu arada sanatı ve kültürü de, bir politik vasıta olarak ustalıkla değerlendirmektedir.

Bu sözleri telaffuz etmek kolaydır. Bu sözleri Bush da, Blair de, Hitler de kolayca telaffuz edebilir. Ama bu sözlerin gerektirdiği “onurlu duruşu” sergileyebilmek, kolay değildir. Haksızlığa, en küçük hücrelerinizle bile karşı olmayı, bir çocuğun horoz şekerinin çalınmasına bile tahammül edemeyen bir vicdana sahip olmayı gerektirir.

Sizler ise, bırakın horoz şekeri çalınan çocuğun haklarını, kendinizi görevli kıldığınız tiyatro yazarlığının hakları konusunda bile, daha ilk adımda, duyarsızlığınızı kanıtladınız. Derneğinizin kuruluş amacı güya oyun yazarlarının (yani güya “tüm” oyun yazarlarının) haklarını savunmak olduğu halde; eleştirilerinden hoşlanmadığı bir oyun yazarını engellemek için gıyabında yalan söylemek dahil her yöntemi kullanabildiği belgelenmiş birini, kendinize başkan seçtiniz. Eğer sizler “tüm” oyun yazarlarının haklarıyla ilgili değil de, yalnızca kendi camianızdaki oyun yazarlarının haklarıyla ilgilenirseniz (ki Büktel’in uğradığı haksızlıkla ilgilenmediğinize göre, şu anda manzara budur) unutmayın, o zaman, sizin OYÇED’iniz, bir “sivil” toplum kuruluşu olmaktan çok, bir menfaat çetesi olmaya aday demektir. Ben uyarı görevimi yaparak, hamaseti bırakıp, önce burnunuzun dibindeki haksızlığa müdahale etmenizi öneriyorum.

Bugünkü konjonktürde, İsrail’in katliamlarına karşı hamasi laflar etmenin hiçbir bedeli yoktur. Ama Özdemir Nutku’nun haksızlığına karşı çıkmanın bedeli “vardır”. O nedenle, haksızlık konusunda üstünüze düşen en küçük bedeli bile ödemeye yanaşmazken, en yakın görevden bile kaytarırken; katliama uğramış Lübnanlı masum çocuklar üzerinden ve emin mesafeden hamaset yaparak, sicilinizdeki lekeyi temizlemiş olamazsınız. Bu yöntemle ancak, ikiyüzlülük konusunda başkalarını suçlamak hakkını kaybetmiş olursunuz.

Küresel kapitalizm, “bilimçağı” gibi onurlu adlar verilmek istenen çağımızı en ağır ikiyüzlülük çağı haline getirmiş bulunuyor. Demokrasi kavramı, insan hakları kavramı, özgürlük kavramı, hiçbir zaman bu kadar kirletilmemiş, bu kadar kana bulanıp tam tersine çevrilmemişti. Dolayısıyla ABD ve İsrail yönetimlerine faşist dememiz asla bir öfke taşkınlığı değil, gereği gibi mücadele edebilmek için artık daha fazla utangaçlık göstermeksizin yapılması zorunlu somut tespittir. Bunu anlamamız için, ABD’nin utanmasızca gündeme aldığını da belli ettiği „harita değişikliği“ için bizzat ülkemize saldırmasını mı beklemek gerek? O zaman biraz geç kalınmış olmayacak mıdır?

Bu satırlara ulaşmasını ve bu satırları okumasını umabileceğiniz herkes, bu konularda zaten sizden çok daha fazlasını biliyor. Siz, kulaktan dolma bilgilerle papağanlık ve çok bilmişlik edeceğinize, bu konuda imzaya açılmış bildirileri imzalamakla yetinseniz, çok daha yararlı bir iş yapmış olursunuz.  

Şu satırları yazdığım an itibariyle, (16 Ağustos 2006, saat, 20. 35.) www.tiyatroevi.com adlı site tarafından hazırlanmış, (Lübnan katliamı konusunda İsrailli yazarları duyarlı olmaya çağıran)  “Türk Tiyatroculardan İsrail Sahne Sanatçıları Birliği'ne” başlıklı bildirideki 164 imza arasında, örneğin, OYÇED’in yönetim kurulunda yer alan imzaların hiçbirini göremedim. Hamaset yapacağınıza neden önce herkesin imzaladığı bildirileri imzalamıyorsunuz?

Herkes sizin gibi yaparsa, yani başkasının bildirisini imzalamaya tenezzül etmeyip kendi bildirisini yazmaya kalkarsa, hiçbiri yeterli sayıda imzayla desteklenmemiş, birbirinin aynı bildiriler çöplüğü kaplamaz mı ortalığı? Bu çöplükteki desteksiz bildiriler, sahiplerinin propagandasına yararlı olsa da, Lübnanlı çocuklara yararlı olabilir mi? Herkes star gibi yalnızca bildiri yazmaya heveslenir de, kimse figüran gibi bildiri imzalamaya tenezzül etmezse, bu durum, o bildirilerin, zaten pek zayıf olan yararlı olma ihtimalini, tümüyle yok etmez mi? Yoksa asıl önemli olan Lübnanlı çocukların ölüyor olması değil de, sizin kompleksleriniz mi?  

OYÇED’in Özdemir Nutku başkanlığındaki yönetim kurulunu, (Hasan Erkek, Dersu Yavuz Altun, Cengiz Özek, Bilgesu Erenus, Haşmet Zeybek, Fikret Terzi.) önce, Lübnan’la ilgili ulaşabildikleri, imzaya açılmış tüm bildirileri imzalamaya veya imzalamıyorlarsa eleştirmeye çağırıyorum.

Değerli meslektaşımız Bertolt Brecht, “Faşizme karşı gereği gibi mücadele yoksa faşizm, suratını gizleyebilir,” diye yazmıştı.

Faşizm, Brecht'ten yukarıdaki alıntıyı yaparak da suratını gizleyebilir. Brecht, sırf eleştirilerinden hoşlanmadıkları için bir oyun yazarını yalan dahil her yönteme başvurarak engellemeyi meşru sayanların meslektaşı değildi. Brecht’i rahat bırakın! Ve onun dediklerini papağan gibi tekrarlamak yerine, tatbik edin! Önce, evinizin içini temizleyin!

Coşkun Büktel’e yapılan haksızlığı onaylar ve o haksızlığın suçlusunu evinize alıp onu kendinize başkan yapar; böylelikle ona yeni bir apolet takarak, onun suçunu gizlemeye kalkar ve onun suçuna ortak olursanız; Brecht’ten “faşizm suratını gizleyebilir” gibi alıntılar yapmak, Brecht’i meslektaşınız saymak hakkına sahip olamazsınız. Size bugüne dek yönelttiğim eleştirileri, herhangi bir çağdaşı yazar Brecht’e yöneltebilir miydi? Eğer yöneltse, Brecht sizin gibi sessiz kalabilir miydi? Siz kim, Brecht kim?

Gerçekten de, örneğin ABD’nin ve örneğin İsrail’in kendi toplumlarında yapısal muhalefet yükselmediği için, her iki devlet kendi içinde göstermelik bir demokrasiyi yürütebiliyor diye buna aldanmak büyük hata olur. Her faşist liderin mutlaka Hitler gibi badem bıyığının da olması gerekmiyor. İşte, Filistin’de ve Lübnan’daki direniş İsrail yönetiminin en faşist suratını açığa döküverdi. Aynen Irak’taki direnişin de ABD iktidar çetesinin tüm dünyaya ilan ettiği savaş içindeki kanlı faşist yüzünü çırılçıplak ortaya serdiği gibi.

Ama ne yazık ki, o lafları telaffuz etmek, ya da badem bıyık bırakmamak da, demokrat olmanın garantisi değildir. Haksızlığa “özünde” karşı olmayan herkes, “özünde” antidemokrattır. Haksızlığa “özünde” karşı olmayanların hamasi laflarına, (sırf burunları ile dudakları arası çıplak diye) aldanmak, büyük hata olur. Sizlerin kendi görev alanınızda, burunlarınızın dibinde yaşanan, belgelenmiş haksızlığa karşı takındığınız tavır, gerçek “antidemokratik” yüzünüzü çırılçıplak ortaya koymuştur. Coşkun Büktel, sizlere karşı tek başına da olsa, altmış kişilik derneğinizin o çırılçıplak yakalanmış antidemokratik yüzünü hamasetle peçelemenize izin vermeyecek.

Merkezi İngiltere’de olan Uluslararası PEN Yazarlar Örgütü hâlâ kılını kıpırdatmazken, yine bir başka değerli meslektaşımız tiyatro yazarı Herold Pinter’in, Nobel Ödülü vesilesiyle ABD’nin savaşına karşı yaptığı unutulmaz uyarıcı konuşma, insanlığın belleğine kazınmış olmalı.

Evet kazınmıştır. O yüzden Harold Pinter da sizin meslektaşınız olamaz. Pinter’a hakaret etmeyin!

Bizler de mesleğimizin hem kendi toplumumuza, hem de tüm insanlığa karşı bize yüklediği sorumluluk gereği, İsrail hükümetinin ve ordusunun, kendisini besleyip ortaya süren ABD’nin maşası olarak Lübnan ve Filistin’de, çocuk, kadın, sivil insan demeyip pervasızca yürüttüğü faşist vahşete karşı, insanlığını yitirmemiş herkesin vicdanı adına sesimizi yükseltmeyi görev biliyoruz. Bu konuda muhalif İsrail halkı ve İsrailli sanatçılarla da gönülden dayanışma içindeyiz. Ve İsrail yönetimine, bir an için kendi halkının geçmişini anımsamasını öneriyoruz.

Siz hiç kimseye hiçbir şey önerebilecek konumda değilsiniz. Siz önce burnunuzun altındaki pisliği temizleyin!

Aslında bu korkunç sürecin, tüm insanlık için bir ölüm kalım meselesi yaratmakta olduğunu görmemek için de kör olmak gerekir. Nazım Hikmet’in, geçmişte Japon Balıkçısı için yazdığı dizelerin sonuncusunu, şimdi de Lübnan’da, Irak’ta, Filistin’de pervasızca öldürülen insanlar için, hem de artık tüm insanlığın bizzat kendi kaderi için bir kez daha haykırmak istiyoruz.

-Ey insanlar nerdesiniz!

İnsanlar, yapabilecekleri şeyi yapmış, gidip Tayyip’e veya Baykal’a veya Mehmet Ağar’a oy vermişler. Onların da oy verenler adına ne yaptığı malum. Sizler nasıl başınıza Özdemir Nutku’yu seçiyorsanız, onlar da başlarına Tayyip Erdoğan’ı seçiyor. Eminim ki aynı hatalar, Lübnan, İsrail, ABD, İngiltere, Fransa, vb. yerlerde de yapılıyor. Ve hataları düzeltmek, hatalar sayesinde iktidar olanlara düşüyor. Olan masum insanlara (örneğin, o hatalı seçimlerde hiçbir kusuru bulunmayan çocuklara) oluyor. Masumları savunmak da, sizler gibi  “özünde” haksızlığa karşı olmayanlara kalıyor. Trajikomik!...

“Ey insanlar nerdesiniz!”miş… Sanki cephede tarumar olan Lübnanlı çocukların yanından sesleniyorlar!... Onlar, orada, ya sizler neredesiniz?... Utanın biraz! Utanın da, kendiniz gitmeye yanaşmıyorsanız, başkalarının çocuklarına niye Lübnan'da değilsiniz anlamına gelebilecek sorular sormaya kalkmayın!

Nâzım, bedel ödemiş bir insan olarak “Ey insanlar nerdesiniz!” sorusunu sorma hakkına sahipti. Siz ise Özdemir Nutku’dan hesap sormanın bedelini bile ödemeye yanaşmıyorsunuz. ya da Nutku’dan hesap sormak için dengeleri kolluyor; haksızlığa gördüğünüz yerde ve gördüğünüz anda derhal karşı çıkmak yerine, (dünyayı kirleten çoğu politikacılar gibi) “münasip zamanı” bekliyorsunuz. O münasip zamana dek haksızlığı görmezden geliyor; yapılan tüm uyarılara ise sağır kulağı veriyorsunuz. Bu durumda hangi hakla, insanlara nerede olduklarını sorabiliyorsunuz? Sizler neredesiniz? Ege ya da Akdeniz sahillerinin sıcak kumsallarından kaç gün önce döndünüz? 

Oyun Yazarları ve çevirmenleri olarak, ölüme değil yaşama, savaşa değil barışa adanmış kalemlerimizle, her türlü şiddete, savaşa ve saldırgan politikalara karşı, dünyanın, insanlığın bugününü ve yarınını korumaya ve savunmaya devam edeceğiz!

Demek, her türlü şiddete karşı, ha?.. Gasp da şiddettir değil mi? Ve Ortadoğu’daki şiddet de, Filistin topraklarının, İsrail tarafından gasp edilmesi ve Amerika’nın buna destek olmasıyla (ve diğerlerinin de sessiz kalmasıyla) başladı. Aynen, Coşkun Büktel’in oyununun gasp edilmesinde ve buna destek olunup sessiz kalınmasında olduğu gibi… Büktel’in de oyunu, bir yalanla, elinden alınmaya, başkasına mal edilerek gasp edilmeye çalışılmadı mı? “Bu oyun senin değil” denmedi mi? Ve siz, bunu yapan İsrail’i (Ö. Nutku’yu) başkan seçmediniz mi?

Siz en basit haksızlıklara, burnunuzun dibindekilere, bizzat sorumlu olduklarınıza bile karşı çıkmıyor, destek oluyorsanız; kalemleriniz (onlarla ne yazarsanız yazın) barış gibi, yaşam gibi yüce değerlere değil; ancak en basit menfaatlerinize adanmış demektir.

Biz buradayız!

Evet, gerçekten, buradasınız. Öyleyse niye oradaymış gibi hamaset yapıyorsunuz?

Pöh!...

Coşkun Büktel / 16 Ağustos 2006

 

 

BU YAZIYA GELEN TEPKİLER:

(Link) Hilmi Bulunmaz, "Özdemir Nutku ve Yoldaşlarının Lübnan Değerlendirmesi"

 

Not:

OYÇED’in cevaplaması gereken ve hâlâ cevaplamadığı soruları, “Ne Âlâ Memleket” başlıklı yazımızın sonundaki “GÜNCELLEME” bölümünde bulabilirsiniz.   

 

(GÜNCELLEME 1 Ağustos 2008: Özdemir Nutku iftirası'ndan üç yıl sonra −12 Temmuz 2008− iftiranın yer aldığı DT koordinasyon toplantısının iftirayla ilgili bölümünün video kaydı nihayet yayınlanabilmiş ve ortaya çıkan CD görüntüleri; o görüntüleri görmeden önce Şahin Ergüney'in hafızasına dayanarak anlattığı iftira olayını, iftiranın kendisiyle ilgili olmayan bazı önemsiz ayrıntılarda −örneğin, toplantıda Ergüney'e müdahale eden kişilerin sayısı hakkında− Ergüney'in hafızasını kelimesi kelimesine doğruluyor olmasa da; "meselenin özünde", Ergüney'in Nutku'ya yönelik iftira suçlamasının tamamen, yüzde yüz, kesinkes, en küçük kuşkuya yer bırakmayacak biçimde, "gerçeği" yansıttığını belgelemiş ve iftirayı güneş kadar apaçık ve net görülebilen bir hakikat haline getirmiştir. O CD görüntülerini −hakikati− ortaya çıkaran da zaten Şahin Ergüney'den başkası değildir.

 

Ne var ki, DT mensubu Ergüney; önce genel müdür Mine Acar'dan, daha sonra da genel müdür Lemi Bilgin'den izin alamadığı için, −ortaya çıktığı günden beri isteyen herkese bizim zaten göstermekte olduğumuz− CD kaydını internette yayınlamamıza uzun süre izin verememiştir. Sonunda, baskılarımızla yıldırdığımız iftira savunucusu isimsiz sapıklar, güneşi yalanlarla sıvayabileceklerine güvenerek, CD kaydını; kimseden izin almaya gerek duymaksızın ve iftirayı örtbas etmeye yönelik her türlü yalanla −"Canbaza bak!" diyen dikkat çelici, hareketli yazılarla− görüntüleri kirleterek ve görüntülere her türlü montaj hilesini tatbik ederek, yayınlayınca −Bakınız: "Yamalı Bohça"− aynı CD kaydını bizim de −tabii ki, montajsız, katkısız, hilesiz olarak− "çıplak görüntülerle", "çıplak gerçek" halinde, yayınlayabilmemiz mümkün hale gelmiştir. −Bakınız: "Nihayet!!!"− CB)

 

Özdemir Nutku ve OYÇED skandalı'nın tarihçesini kavramak için, (Büktel tersini tercih ettiği halde, çoğu coskunbuktel.com'dan başka hiçbir yerde yayınlanmamış) aşağıdaki yazılara bir göz atmanız yeterlidir:

(Eskiden yeniye doğru tarih sırasıyla)

 

 

ÖZDEMİR NUTKU YALAN SÖYLEMEDİYSE BELGE GÖSTERMELİDİR

Coşkun BÜKTEL / Eylül 2005

 

COŞKUN BÜKTEL’E YANIT

Özdemir NUTKU / Eylül 2005

 

“THEOPE” ÜZERİNE ÖZDEMİR NUTKU’YA YANIT 

Şahin ERGÜNEY / Ekim 2005

 

ÖZDEMİR NUTKU İNSANLARIN YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYOR?

Coşkun BÜKTEL - 5 Temmuz 2006

 

İNSANLAR ÖZDEMİR NUTKU'NUN YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYOR?                             Coşkun BÜKTEL - 19 Temmuz 2006

 

İNSANLAR BİRBİRLERİNİN (VE ÇOCUKLARININ)  YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYORLAR?

Salih COŞKUN - 3 Ağustos 2006 

 

PINTER, BRECHT, NÂZIM VE DİĞERLERİNE HAKARET ETMEYİN!  

Coşkun BÜKTEL - 16 Ağustos 2006

            

OYÇED YAZARI OLMAKTAN (HÂLÂ) UTANMAYAN BİR GÖNÜLLÜ ARANIYOR  

Coşkun BÜKTEL - 9 Eylül 2006

 

Hangisi daha gizli bir örgüttür? OYÇED Mİ, KU KLUX KLAN MI?

Coşkun BÜKTEL - 28 Kasım 2006

 

NE ÂLÂ MEMLEKET

Coşkun BÜKTEL - 24 Aralık 2006

 

OYÇED NE HAKLA AÇIKLAMA BEKLİYOR?  

Coşkun BÜKTEL - 16 Şubat 2007

 

OYÇED KİŞİLERİ VE KURUMLARI HANGİ HAKLA VE NE YÜZLE SUÇLUYOR?  

Coşkun BÜKTEL - 13 Mart 2007

 

OYÇED'İN YÜZLEŞME ÇAĞRISI ÜZERİNE 

Coşkun BÜKTEL - 19 Mart 2007

 

UTANMA EŞİĞİ 

Coşkun BÜKTEL - 24 Mart 2007

 

OYÇED'İN ONURDAN ANLADIĞI

Coşkun BÜKTEL - 28 Mart 2007

 

"Yaşasın Sansür" skandalı 1 (Coşkun Büktel)

 

 "A. Ertuğrul Timur'a Aşağıdaki Jeep'i Veriyoruz" (Hilmi Bulunmaz)

 

"Timur, Nasreddin Hoca'ya Karşı" (Hilmi Bulunmaz)

 

"Ben sana 'Tiyatrocu olamazsın' demedim" (Feridun Çetinkaya)

 

"Süt Banyosu" (Link yazısı) (Coşkun Büktel)

 

"Yaşasın Sansür" skandalı 2 (Coşkun Büktel)

 

"OYÇED Ancak Cerahat Olarak Fışkırabilir"