
Kendisine
yönelik suçlamaları yanıtlamakta aciz kalan
OYÇED,
KİŞİLERİ
VE KURUMLARI
HANGİ
HAKLA VE NE YÜZLE SUÇLUYOR?
Coşkun Büktel
OYÇED'in, 6 Mart 2007 tarihli
"Kamuoyuna" başlıklı basın
açıklamasını
satır satır alıntılayarak cevaplayacağımızı ana sayfamızda ilan
etmiştik.
Sözümüzü tutuyoruz. Aşağıda koyu harflerle verdiğimiz "dar"
bölümler, OYÇED'in açıklamasıdır. Diğer bölümler, bizim
cevaplarımız.
Son iki yıldır,
İstanbul Büyükşehir Tiyatrolarında gizli kapaklı, oldubittiye
getirilmeye çalışılan uygulamalar, bu ülkenin yazar ve çevirmenleri
olarak bizi, tepkimizi göstermeye zorluyor.
Oysa eski başkanınız Özdemir
Nutku'nun; 30 kişilik resmi DT toplantısında, Coşkun Büktel'in
"Theope" adlı
eserine çalıntı iftirasında bulunması ve bu iftiranın önce kendi
itirafı sonra da toplantının CD kaydı ile belgelenmiş olması
(Bakınız:
"Özdemir Nutku skandalı") bile, sizi "tepki göstermeye
zorluyor" olmamıştı. Türkiye'nin en meşhur tiyatro profesörü ve
sizin başkanınız olan o şahsın, (sırf eleştirilerinden hoşlanmadığı
için) bir yazara yaptığı böylesine iğrenç bir haksızlık bile
"bu ülkenin yazar ve çevirmenleri olarak"
sizin adalet duygunuzu şahlandıramamıştı.
Aklınızca, tarafsız (sessiz)
kalmayı yeğlemiştiniz. Toplumsal yasalar, sessiz kalmak hakkınızı
tanıyor. Ama ortada belgelenmiş bir haksızlık varsa,
bu haksızlığın bir suçlusu ve mağduru varsa, üstelik bu haksızlık
sizin kapınızın önünde (uğraş alanınız dahilinde) yapılmışsa; sessiz
kalmak,suçu ve suçluyu pasif biçimde desteklemek anlamına gelir.
Vicdanın ve aklın tüm yasaları, suçun bu biçimde
desteklenmesini lanetler. Ve bir yazardan, "vicdanın ve aklın
yasalarına" fanatik biçimde bağlı (hatta "bağımlı") olması, adalet
duygusuna aşırı "hassasiyet" ölçüsünde sahip bulunması, beklenir.
Aslında, kapısının
önünde işlenen böyle bir haksızlık karşısında, değil yazar olmak
iddiasındaki kişiler, herhangi bir özrü bulunmayan sıradan
vatandaşlar bile, görmezden gelmeyi içine sindiremez. Ama nasıl bir
mideniz varmış ki, sizler OYÇED olarak, tam kadro olarak, bir tek
fire vermeden, bir yazara yapılan bu iğrenç haksızlığı görmezden
gelebilmeyi sindirebildiniz. Sessiz kalabilmeyi kendinize
yakıştırabildiniz. Sonra da kalkıp hiç utanmadan, "yüksek
kaliteli sanat"tan, "özgürlük"ten, "özerklik"ten,
"çağdaş uygarlık"tan, "kaliteli tiyatro"dan söz
edebildiniz.
Önce, Şehir
Tiyatrolarının bütçesi azaltılıp “Katma Bütçe”den alınarak,
belediyenin “Genel Bütçesi”ne aktarıldı. Böylece, göreceli de olsa,
özerk yapısı, ekonomik güdülemeyle tamamen ortadan kaldırıldı.
“Katma bütçeden”
alınarak “genel bütçeye” aktarılmak ne demektir? Ne getirir? Ne
götürür? Ben bu konuda bir yazı yazacak olsam, konuyu derinlemesine
araştırırdım ve konuyla ilgili iddialarımı açıkladığımda mutlaka
somut örnekler, kanıtlar ve belgeler gösterirdim ve yazdıklarımı
herkesin anlayıp iddialarımı onaylamasını sağlardım. OYÇED bir yazar
örgütü olduğuna göre, yani OYÇED üyelerinin yazmayı bildiklerini
varsaymamız gerektiğine göre ve OYÇED’in “Kamuoyuna” başlıklı
yazısındaki bu bütçe iddialarından ben bile bir şey anlamadığıma
göre, OYÇED bu bildiriden hangi kamuoyunun ne anlamasını bekliyor
olabilir?
İki ihtimal var: 1.
Bütçe iddiaları hakkında, aslında kendileri de hiçbir şey bilmiyor
ve daha önce okudukları iddiaları hiçbir şey anlamadan papağan gibi
tekrarlıyorlar. 2. Bütçe konusunun aslını biliyor ama konunun içinde
deşifre etmek istemedikleri bazı yönler (olgular) bulunduğu için
belirsiz konuşmayı tercih ediyor, insanların hiçbir şey anlamadan
kendilerine inanmalarını bekliyor, AKP’ye karşı verilen demeçleri
insanların anlamaya ve “sorgulamaya” gerek duymadan benimseyeceğine
(yani her zaman dediğim gibi, insanların, körlüğüne, sağırlığına,
ahmaklığına) güveniyorlar. Güvenlerinde tamamen haksız oldukları
söylenemez.
Bununla yetinilmedi, sanatın gerçek sahipleri olan sanatçılara ve
sanatbilimcilere danışılmadan, Belediye Meclisine, “Genel Sanat
Yönetmeni”nin yetkilerini ve kadrosunu ortadan kaldıran bir
yönetmelik sunuldu. Bu yönetmelikle, kendine özgü kuralları,
sanatsal, estetik gerekleri olan ve yönetimi uzmanlık gerektiren
tiyatro kurumunun, bir sanat kurumu olmaktan çıkarılıp, belediyenin
herhangi bir müdürlüğüne dönüştürülmek istendiği açıktır.
Açık olması için,
sizin o yönetmeliği “açıkça” açıklamanız, virgülüne dokunmadan
yayınlamanız gerekirdi. Bunu yapamadığınıza göre, (hiç kimse
yapmadığına göre) hiçbir şey açık değildir. Açıklık ve şeffaflık,
OYÇED’in (Ku Klux Klan) asla tercihi olmadı.
İBŞT’nin sanat
kurumu olmasının önündeki tek (ya da en önemli engel)
“belediyenin herhangi bir müdürlüğüne dönüştürülmek” istenmesi
değildir. En büyük engel, sırf cüzdanlarında sanatçı kimliği
taşıdıkları için, “biz memur sanatçı değil, sanatçıyız” diyen
kişilerin; beğenmedikleri “memur sanatçı” sıfatına bile layık
olmamaları, yani “memur sanatçı” değil, aslında ancak “memur”
olmalarıdır. Asla yalanlanamamış koca koca eleştiri kitaplarımızla
ve internet yazılarımızla iki kere iki dört gibi kanıtladığımız
üzere, bu ülkenin tiyatrosunda, ne sanatçılar sanatçı, ne
profesörler profesör, ne yazarlar, yazardır. Asıl sorun, güneşe
bakamayan yarasalar misali, hakikati görmekten kaçınan insanların;
sırf kimlik kartı sayesinde kendilerini sanatçı sayması, sırf unvanı
sayesinde kendilerini profesör sanması, sırf bir yazar örgütüne
dahil oldukları için kendilerini yazar sanması; hakikat sevgisine ve
cesaretine ve adalet duygusuna sahip olmadan da, sanatçı, profesör
ve yazar olunabileceği kuruntusuna kapılmasıdır.
İstanbul Şehir Tiyatrolarının seyirci sıkıntısı yokken, biletler
yeterince ucuzken ve bu haliyle bile özel tiyatrolarla haksız bir
rekabet içindeyken, Belediye Başkanı, seçim yatırımı olarak, işe
tiyatro biletlerini 6 YTL ve 4 YTL’den 1 YTL’ye ve 50 YKR’ye
indirmekle başladı. Bu indirimin belli bir süre için yapılmış
olması, halkı kaliteli tiyatroyla kolay buluşturma amacını
taşımadığı, seçmeni tiyatroyla “avlamak” anlamına geldiği açıktır.
Belediye başkanı
Kadir Topbaş bilet fiyatlarını yükseltse, onu halkın kültürle (!)
olan bağını kesmeye çalışıyor, diye suçlayacaktınız. Bilet
fiyatlarını indirdiğinde ise, “seçmeni tiyatroyla avlamak” gibi
insan zekâsına hakaret sayılacak bir suçlama icat ediyorsunuz. Bu
nedenle, AKP karşısında bile dökülüyor, gülünç düşüyor, zerre kadar
inandırıcı olamıyorsunuz. Akıl, mantık, sağduyu, vicdan, namus gibi
kavramların pabucunu dama atmışsınız. Köhnemiş yapılar gibi ancak
birbirinize dayanarak ayakta durabiliyor, ancak klan halinde var
olabiliyor, halkın menfaatlerini hiç umursamadan, Ku Klux Klan’ın
menfaatleri neyi gerektiriyorsa onu söylüyorsunuz.
Bu girişimin
yanında, geleneksel devlet desteğinin de kesilmesiyle haksız rekabet
körüklenmiş, özel tiyatroları “bitirme operasyonu” uygulanmaya
başlamıştır. Daha sonra sıranın İstanbul Şehir Tiyatrolarına
geleceği şimdiden görülmektedir.
Kamu tiyatrolarının
ucuz bilet satması, özel tiyatroları “bitirecekse”, bir an önce
bitsinler! Devletten nemalanamamak, özel tiyatroları “bitirecekse”,
bir an önce bitsinler! Bu saydığınız etmenler, gerçek bir tiyatroyu
bitirmeye yetmez. Bu saydığınız etmenler, ancak, tiyatro görünümü
altında devletten cep harçlığı alarak geçinmeye çalışan beleşçi
“cingözleri” bitirir. Bir an önce bitsinler.
Öte yandan,
bilet fiyatlarının bu ani ve aşırı indirimi, telif haklarını bilet
fiyatları üzerinden alan oyun yazarları ve çevirmenlerini zarara
uğratmıştır.
Gerçek bir yazarın
yukarıdaki satırları değil yazması, kusma hissi duymadan okuması
bile mümkün değildir. “Theope” gerçek bir oyunsa, Coşkun Büktel
gerçek bir yazarsa, sizler yazar filan değilsiniz ve asla
olamayacaksınız.
Bu indirimi bir
kutlamayla (!) medyaya duyuran Belediye Başkanı, itirazlar üzerine,
yazar ve çevirmenlerin zarara uğratılmayacağını, telif haklarını
eskiden geçerli olan bilet fiyatları üzerinden alacaklarını
kamuoyuna basın yayın organları aracılığıyla duyurmuş, bu konuda
halkın huzurunda söz vermiştir.
Ancak daha sonra, “1 YTL’yi beğenmiyorlarsa, 2 YTL üzerinden
ödensin” diyerek sözünden dönmüş, onur kırıcı biçimde sadaka
veriyormuş havası yaratmıştır.
Benim niye onurum
kırılmıyor? Çünkü benim Kadir Topbaş’la ilişkim olmuyor. Çünkü Kadir
Topbaş, ülkemizdeki klasik politikacı tipolojisine uygun olarak,
ancak sadaka vereceği, dilenci gibi davranabileceği “tiyatrocularla”
ilişki kuruyor. Benim de o tiyatrocularla “eleştirmek” dışında
hiçbir ilişkim olmuyor. Biliyorum, “kârlı” bir tercih değil. Ama
“kârlı” tercihler, işte öyle onur kırıcı sonuçlar yaratıyor. Hiçbir
belediye başkanı, bir "yazarın" onurunu kıracak güce ve yetkiye
sahip değildir. Ama biz
“Oyçed Yazarı Olmaktan ―Hâlâ― Utanmayan Bir
Gönüllü Aranıyor!” başlıklı yazımızda ne demiştik?
“İki türlü yazar var” demiştik: “Biri yazar, diğeri OYÇED
yazarı.” Öyleyse tekrar edelim: Hiçbir belediye başkanı, bir
“yazarın” onurunu kıracak güce ve yetkiye sahip değildir.
Yazarlarla, OYÇED yazarlarını kimse karıştırmamalı.
Hayatlarını
yüksek kaliteli sanat yapıtlarıyla buluşarak aydınlanmamıza ve
çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmamıza adayan oyun yazarları ve
çevirmenleri bu tutumu hak etmemektedir.
Bu tutumu hak
etmeyenler, bu tutuma maruz kalmalarına yol açacak işlere/ilişkilere
girmeyen “yazarlar”dır. Hakikat sevgisine ve cesaretine ve adalet
duygusuna sahip olmadan da yazar olunabileceği kuruntusuna kapılan
OYÇED’li klan üyeleri ise, her tutumu hak etmiştir. (Bakınız:
“OYÇED
skandalı”.)
Kamu adına
İstanbul’u yöneten Belediye Başkanı, oyun yazarlarından ve
çevirmenlerinden derhal özür dileyerek bu çağdışı uygulamalara son
vermelidir.
Komiksiniz. Dua
edin ki, Kadir Topbaş
"çağdışı
uygulamalara" son vermeye niyetli değil. Yoksa ilk iş
olarak o "çağdışı" oyunlarınızın Şehir Tiyatroları'ndaki varlığına
son vermesi gerekirdi.
Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneğine üye olan yazar ve
çevirmenler olarak, siyasi iktidar ve ona bağlı yerel yönetim
temsilcilerinin, ellerini sanatın üzerinden çekmelerini, sanatı ve
sanatçıları özgür, sanat kurumlarını ise özerk bırakmalarını
bekliyoruz!.. Bu bir lütuf değildir, görevleridir!..
“Gölge etmesinler, başka ihsan istemiyoruz!..”
İstiyorsunuz ama
neyi isteyip neyi istemediğinizden haberiniz yok: Belediye Başkanı
Kadir Topbaş’dan neler istediğinizi hatırlatalım: Oyunlarınızın
sahnelenebilmesi için, Topbaş’ın halka karşı sorumlu olduğu belediye
bütçesinden, her ay, bilmem kaç bin kişilik Şehir Tiyatrosu
personeline düzenli maaş ödemesini istiyorsunuz. Topbaş’ın sorumlu
olduğu bütçeyle, tüm sahnelerin ısınmasını istiyorsunuz. Ucuz bilet
sayesinde dolu oynayan "incelik ve estetik özürlü" oyunlarınızın
telif hakları, pahalı bilet satılmış gibi, pahalı bilet fiyatı
üzerinden ödensin istiyorsunuz. Güvenlik istiyorsunuz. Konfor
istiyorsunuz. Ulaşım kolaylığı istiyorsunuz. Daha aklıma gelmeyen
bir sürü şey istiyorsunuz. Ondan sonra da, hiç utanmadan, “gölge
etmeyin başka ihsan istemez” diyorsunuz. Asıl gölge edenin kendiniz
olduğunu fark etmiyorsunuz. “Sanat” dediğiniz "incelik ve estetik
özürlü" zırvalarınızı halka zorla dayatarak, halkın vergilerine
gölge ediyorsunuz.
Ben belediye
başkanı olsam ve halka seyrettirmek için elimde sizin oyun diye
yazdığınız zırvalardan başka alternatif olmasa; vatan haini durumuna
düşmemek için tiyatroları derhal kapatır, bütün bu masrafları halkın
sırtından çekip alıverirdim. O zaman görürdünüz, belediye başkanı
gölge etmeyince neler olacağını.
OYUN YAZARLARI VE ÇEVİRMENLERİ DERNEĞİ YÖNETİM KURULU
Hakikate sırt
çevirenler, (bir yazarın en önemli hassasiyeti olan) adalet duygusu
nedir bilmeyenler, belgelenmiş bir iftirayla mücadele etmek yerine
müfteriyi baş tacı edenler, maddi menfaatlerinden bir adım ötesini
göremeyenler; büyüyüp yazar olmuşlar da, bir araya gelip klan
kurmuşlar da, yönetim kurulları bile olmuş…
Bu ülkede kimlerin
yazar olduğuna, sadece “kimlerin” yazar olduğuna bakmak bile;
(Örneğin bakınız:
"Çığ Aslında Nedir Neyi Sarsıyor?")
insanın ülkeden umut kesmesine fazlasıyla yetebilir.
Coşkun Büktel / 13 Mart 2007
Not:
OYÇED’in
cevaplaması gereken ve hâlâ cevaplamadığı soruları,
“Ne Âlâ
Memleket” başlıklı yazımızın sonundaki “GÜNCELLEME”
bölümünde bulabilirsiniz.
Özdemir Nutku ve OYÇED skandalı'nın tarihçesini
kavramak için, (Büktel tersini tercih ettiği halde, çoğu
coskunbuktel.com'dan başka hiçbir yerde yayınlanmamış) aşağıdaki
yazılara bir göz atmanız yeterlidir:
(Eskiden yeniye
doğru tarih sırasıyla)
ÖZDEMİR NUTKU YALAN SÖYLEMEDİYSE BELGE
GÖSTERMELİDİR
Coşkun BÜKTEL / Eylül 2005
COŞKUN BÜKTEL’E YANIT
Özdemir NUTKU / Eylül 2005
“THEOPE” ÜZERİNE ÖZDEMİR NUTKU’YA YANIT
Şahin ERGÜNEY / Ekim 2005
ÖZDEMİR NUTKU İNSANLARIN YÜZÜNE NASIL
BAKABİLİYOR?
Coşkun BÜKTEL - 5 Temmuz 2006
İNSANLAR ÖZDEMİR NUTKU'NUN YÜZÜNE NASIL
BAKABİLİYOR?
Coşkun BÜKTEL - 19
Temmuz 2006
İNSANLAR BİRBİRLERİNİN (VE ÇOCUKLARININ)
YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYORLAR?
Salih COŞKUN
- 3 Ağustos 2006
PINTER, BRECHT, NÂZIM VE DİĞERLERİNE HAKARET
ETMEYİN!
Coşkun BÜKTEL - 16 Ağustos 2006
OYÇED YAZARI OLMAKTAN
(HÂLÂ) UTANMAYAN BİR GÖNÜLLÜ ARANIYOR
Coşkun BÜKTEL - 9 Eylül 2006
Hangisi daha gizli bir örgüttür? OYÇED Mİ, KU
KLUX KLAN MI?
Coşkun BÜKTEL - 28 Kasım 2006
NE ÂLÂ MEMLEKET
Coşkun BÜKTEL - 24 Aralık 2006
OYÇED NE HAKLA
AÇIKLAMA BEKLİYOR?
Coşkun BÜKTEL - 16 Şubat 2007
OYÇED KİŞİLERİ VE
KURUMLARI HANGİ HAKLA VE NE YÜZLE SUÇLUYOR?
Coşkun BÜKTEL - 13 Mart 2007
OYÇED'İN YÜZLEŞME
ÇAĞRISI ÜZERİNE
Coşkun BÜKTEL - 19 Mart 2007
UTANMA EŞİĞİ
Coşkun BÜKTEL - 24 Mart 2007
OYÇED'İN ONURDAN ANLADIĞI
Coşkun BÜKTEL - 28 Mart 2007
"Yaşasın Sansür" skandalı 1
(Coşkun Büktel)
"A. Ertuğrul Timur'a Aşağıdaki Jeep'i
Veriyoruz"
(Hilmi Bulunmaz)
"Timur, Nasreddin Hoca'ya Karşı"
(Hilmi Bulunmaz)
"Ben sana 'Tiyatrocu olamazsın'
demedim" (Feridun Çetinkaya)
"Süt Banyosu" (Link yazısı)
(Coşkun Büktel)
"Yaşasın Sansür" skandalı 2
(Coşkun Büktel)
"OYÇED Ancak Cerahat Olarak Fışkırabilir"
|