Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

A. ERTUĞRUL TİMUR MESELESİ VE

"YAŞASIN SANSÜR" SKANDALININ 2. PERDESİ

 

 

 

COŞKUN BÜKTEL,

 

TİMUR'UN ATAK'A, BULUNMAZ'A VE BÜKTEL'E CEVAPLARINI

DEĞERLENDİRİYOR

 

 

 

Hiçbir şeyden çekmedi kurduğu yanlış ittifaklardan çektiği kadar



Kimlerin gazına geldiği hakkında bir tahminimiz var ama kesin bilgimiz yok. Timur, bir süredir, kendisinin sansürcü olduğunu "kendisinin ağzından" belgeleyen eski yazılarını ve eski yazılarımızı yeniden yayınlamamıza çok kızgın... Bir zamanlar kendisinin bizden esirgediği cevap hakkını fazlasıyla kullanarak, eski yazılarımıza karşı çarşaf çarşaf cevaplar gönderiyor ve biz de yayınlıyorduk. Bu cevap yazılarında, asıl söylemesi gereken şey, sansürcü olmadığıydı. Ama yaptığımız kaynaklı/belgeli yayınlar bunu söyleyebilmesini imkânsız kıldığı için; Timur, savunmayı saldırı yöntemiyle yürütmeye karar verdi ve Bulunmaz ile Büktel'in mafya olduğunu ve Timur'a zarar vermek için Trabzon'dan adam getirttiğini bile söyleyebilecek kadar şuursuzlaştı. Kısa sürede farkettik ki: Timur, hangi birini düzelteceğimizi bilemediğimiz, kanıtsız / belgesiz iftiralarla dolu çarşaf çarşaf cevap(!) yazılarıyla, bizim yıllar önce yazılmış kanıtlı belgeli yazılarımızı cevaplıyormuş gibi yaparken, aslında, yalnızca sitelerimizi bloke etmeye çalışıyor ya da sırf bize duyduğu öfkenin depreşmesi nedeniyle, sitelerimizi bloke etmeye çalışanların aleti olmaya tenezzül ediyordu. Yaptığımız sansür karşıtı yayınlardan ve "sıfır sansür" (SS) sloganımızdan rahatsız olan ve yakın geçmişte takma isim ve isimlerle bize karşı iftira kampanyaları düzenlemiş olan "ilerici demokrat" çevreler, bu kez de, Timur'un adını kullanarak sitelerimizi bloke etmeye, özellikle, "Özdemir Nutku skandalı"nı, "Talât Halman skandalı"nı, "Ölüleri Gömün skandalı"nı, gündemden düşürmeye uğraşıyorlardı. Bunu anlamıştık ama bu kanıtlayabileceğimiz bir olgu olmadığı için, bunu öne sürerek, Timur'un cevap hakkı diye gönderdiği asılsız ispatsız iftiraları yayınlamaktan vazgeçemezdik.

Ben, yayınımı yalnızca benim yayınladığım yazılara cevap niteliği taşıyanlarla sınırlarken, Hilmi Bulunmaz, Timur imzasıyla gelen her şeyi yayınlıyordu. Ama Timur ve ardındakilerin amacı cevap vermek değil, bağcıyı dövmek ("Sıfır sansür" ilkesini geçersiz kılmak) olduğu için, asla tatmin olmuyorlar ve bu defa da Hilmi'nin başka yazılar girip Timur yazılarını gündemin alt sıralarına düşürdüğünü söyleyerek, Bulunmaz'ın yayın gündemini belirlemeye çalışıyorlardı. Bu amaçla, (kan ter içinde "sıfır sansür" ilkesini uygulamaya çalışan) bizleri "sinsi sansürcü" diye niteleyecek kadar işi azıtanlar da vardı. Üstelik bunlar, mecbur kalmadıkça karşı düşünceye yer verme alışkanlığı olmayan, maçı tek kale oynamaktan zerre kadar utanmayan kişilerdi; bizi "sinsi sansürcü" diye nitelemekle demek istiyorlardı ki: "Evet, biz sansürcü alçaklar olabiliriz ama siz de sansürcüsünüz!"

"Sinsi sansürcü" olarak suçlanan Bulunmaz ve Büktel, bu "açık ve mert"(!) sansürcüler tarafından sitelerinin bloke edilmesine, yaptıkları sansür karşıtı yayınların bu Burak Caneyvari yöntemlerle engellenip sansür edilmesine, elbette ki göz yumamazdı. Ama bu engelleme nasıl engellenecekti? Bulunmaz ve Büktel'in, "eski yazılarımıza zamanında cevap verseydiniz, bir buçuk yıl gecikmeli cevaplarınızı yayınlamıyoruz." diyerek kolayca işin içinden çıkmaları mümkündü. Ama bu, Büktel ve Bulunmaz tarafından Türkiye'nin entelektüel ortamına dayatılmaya çalışılan "sıfır sansür" standardını örseleyecek; "açık, mert ve azılı" sansürcülere tek kale maç yapar gibi tek yanlı, sansürlü yayın yapmanın mazeretlerinden / bahanelerinden birini yaratacaktı. Bulunmaz ve Büktel, "sıfır sansür" ilkesini örseleyecek bu yaklaşımı benimsemediler.

Sonunda, gönderdiği son cevap yazısındaki açık ve somut iftiralarından yalnızca birini cevaplayarak, Timur'un cevap yazısını, ancak, içerdiği o iftirayı belgelediğinde veya o iftira için özür dilediğinde yayınlayacağımızı ilan ettik. Tam beklediğimiz üzere, tarihleri boyunca tüm uyarılarımıza aldırmadan tek kale maç yapar gibi tek yanlı yayın yapmakta olan "açık, mert ve azılı" sansürcüler, iftira için özür istememizin "şartlı sansür" ya da "sinsi sansür" olduğunu öne sürerek, iftirayı sansür için bahane diye kullandığımızı anlatmaya çalıştılar. Gerçi bahane bile olsa, iftira sansür için "iyi bir bahaneydi" ama biz iftirayı bile yayınlamak ve teşhir etmekten yanaydık. Ne var ki, "açık, mert, azılı" sansürcüler ekip halinde çalıştıkları ve sürekli iftira ürettikleri için, Timur imzasıyla üretilen her iftirayı temizlememiz olanaksızdı. Yine de, bir yerden başlamak gerekiyordu.

Bütün bu gelişmeler yaşandığı sırada, Timur'un sansürcülüğüne tanıklık eden bir diğer mağdurun, Mehmet Atak'ın, yazısı geldi ve dün akşam yayınladık. (Bakınız: "Birkaç anekdot")Timur, bu sabah, bize değilse de, Atak'a, öfkeden uzak, gayet insani bir yazıyla cevap verdi ve Atak'tan özür diledi. (Bakınız: "Sayın Mehmet Atak'a Yanıt") Gerçi Timur'un Atak'ı mağdur eden uygulama hakkında yaptığı açıklama yine hiç tatmin edici değildi ama hiç değilse yalan kokmuyordu.

Timur'un yeniden "insana" dönüşmesi, Hilmi'yi de, beni de sevindirdi. Timur'dan gelen bu defaki cevap yazısı, sırf sitelerimizi bloke etmek için yazılmış asılsız ispatsız, deli saçması saldırılardan ibaret bir yazı değil, üzüntü ve pişmanlık ifade eden ve konu dışına sapmayan gerçek bir "cevap" yazısıydı. Üstelik, Timur, bu cevabı Atak'a ulaştırmamızı özellikle istiyordu. Bu cevabı yayınlamamız, ancak, Timur'a koyduğumuz özür şartını kaldırmamızla mümkündü ve Timur'un Atak'tan dilediği özürü yeterli bularak şimdilik özür şartını kaldırmaya ve hem Büktel ve Bulunmaz'a iftiralar içeren önceki cevabını, hem de Atak'a cevabını yayınlamaya karar verdik.

Ama şimdi Timur, bu açıklamamıza da cevap vermek isterse, bu kez, mafya olduğumuza ve ona zarar vermek üzere Trabzon'dan adam getirttiğimize dair iftirasını (öyle iki şahitle filan değil, bizim Özdemir Nutku iftirasını kanıtlayan delillerimiz kadar) inandırıcı delillerle belgelemek, ya da "bizi tatmin edecek ifadelerle", özür dilemek zorundadır.

Timur, eğer, "ne onu, ne bunu yaparım; ben kanıtlamacılık, belgelemecilik, kaynak göstermecilik, alıntıcılık saplantısı bulunmayan, bilimsel "edayı" yeterli sayan bir entelektüelim; kanıtmış, belgeymiş gibi şeylerle uğraşamam; cevap hakkı diye sadece iftira atarım; siz iftiraları yayınlamak ve temizlemeye uğraşmak zorundasınız" mantığıyla cevap yazmaya devam ederse, yazdığı cevabın yayın gündemimizi bloke etmesine izin vermeyeceğimizi bilmek zorundadır. O tür "çöpleri", belge saydığımız için yok etmeyeceğimizi ama www.hilmibulunmaz.blogspot.com sitesindeki ilgili kutuya atacağımızı şimdiden bildiriyoruz.

Belge içeren herhangi bir suçlamayı ise, elbette ki, ana sayfalarımızda yayınlayacağız. Ve çöp kutusuna attığımız her yazı için, ana sayfamızda tek cümlelik bir link yayınlayacağız. Ama Timur'un ardında bulunduğunu varsaydığımız ekip, bu link sözümüzü bile istismar etmeye kalkıp, kısa kısa onlarca cevap yazısı göndererek, yayınımızı bir başka biçimde bloke etmeye kalkarsa, (bizi "sinsi sansürcü" diye niteleyerek kışkırtmaya çalışan "açık, mert, yani azılı" sansürcülere yayınlarımızı sansür ettirmemek adına) çöp kutusuna atacağımız çöplerin duyurularıyla ana sayfamızı işgal etmekten de vazgeçebiliriz. Özetle, azılı sansürcüler istismara kalkışmazsa, bize gönderilen en iğrenç cevap yazıları bile, ana sayfadan duyurularak bir tıkla ulaşılabilir ve okunaklı bir mizanpajla okunabilir olacak. Onlara tek cevabımız, onları yok etmek değil, çöp kutumuza atmak olacak.

Çöp muamelesi yaptığımız yazılar içinde kanıt ve belge içerenler var mı diye, bazı değerli yazıları oraya atmakla acaba haksızlık etmiş olabilir miyiz diye endişe eden okurlar, arada bir çöp kutularını kontrol ederek bizi denetleyip, bizden hesap sorabilecekler.

Timur'un Atak'a cevabına ve "çöpe attığımız" diğer cevaplarına ulaşmak için, lütfen...
 

TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

 2009:GÜNCELLEME 7 Mart 2009:

Timur, Atak'tan özür diledi ama Timur'un ardındaki "hınk deyiciler", Timur'dan çok Timurcu bir tavırla, (Atak'ın isim isim sıraladığı 20'den fazla tiyatrocunun tanıklığını kurnazca bir ahmaklıkla görmezden gelerek) Mehmet Atak'tan ve Atak'ın anekdotunu (en sıradan geri zekâlının bile kavrayabileceği nedenlerle) sansür suçlaması olarak değerlendirdiği için Hilmi Bulunmaz'dan, hesap sormaya kalkıyorlar. Laf canbazı olduklarını sanan bu kifayetsiz hokkabazlar, Atak'ın 23 tiyatrocu tanık (Aslı Öngören, Ümran İnceoğlu, Ayça Telırmak, Celile Toyon, Rozet Hubeş, Bennu Yıldırımlar, Bensu Orhunöz, Zihni Göktay, Berrin Akdeniz, Betül Kızılok, Esin Umulu, Candan Sabuncu, Eftal Gülbudak, Ayşe Emel Mesci, Murat Bavli, Fırat Tanış, Sevin Okyay, Serdar Orçin, Eray Kahya, Hale Akınlı, Mazlum Kiper, Sevinç Erbulak, Semah Tuğsel) sıraladıktan sonra kurduğu cümle ("Timur düzeltmeyi yayınlamadı ve projenin Sibel Arslan Yeşilay'ın tasarımı olduğu yönünde yanlış bir belge bırakmayı tercih etti.") sanki ciddi bir sansür suçlaması içermiyormuş gibi bir hava yaratmaya kalkışıyor; ve isimleri  verilmiş 23 tanığı görmezden gelerek, o tanıklardan hiç söz etmeyerek, (çamuru altına, iki kere ikiyi beşe, karpuzu peştemala dönüştürmeyi bile mümkün kılacağına inandıkları) mugalata (laf salatası) yöntemiyle önemli ayrıntıları görmezden gelip, zurnanın zırt dediği yeri es geçip, kıldan tüyden alakasız şeylerle dikkatleri dağıtarak, güneşi (hatta "Özdemir Nutku skandalı"nı) bile örtbas edebileceklerini sandıkları gibi; sansürcü Timur'un bu yeni sansürünü bile (hatta Timur'un özür dilemiş olmasına rağmen) örtbas edebileceklerine güveniyor; okurların zekâsına açıkça küfretmekten çekinmiyorlar. Bu hokkabazların hiçbir kanıt, belge, kaynak, alıntı içermeyen, entelektüel taklidi bir "edadan" ibaret son hilekarlıklarını, hak ettikleri yere, "Timur'un çöplüğü" bölümüne koymak yerine, ana sayfasına koyarak, okurların dezenformasyonuna katkıda bulunduğu ve beni bu satırlara mesai harcamak zorunda bıraktığı için, Hilmi Bulunmaz'ı kınıyorum.

Bakınız: www.tiyatroyun.blogspot.com

 

2. GÜNCELLEME 9 Mart 2009:

BÜKTEL'İN EDİTÖR NOTU:

Ertuğrul Timur,
"Hiçbir şeyden çekmedi kurduğu yanlış ittifaklardan çektiği kadar" başlıklı yazıma, önce yem olarak, gerçekten kendisinin yazdığı, kendi naif zekâsının ürünü kurnazlıklarla dolu olmasına rağmen, nispeten insani bir cevap yazısı gönderdi. Hilmi'ye dedim ki, "Bu yalnızca bir yem, bunu değerli sayıp ana sayfamızda yayınlarsak, Timur'a zarar vermek için mafyavari usullerle Trabzon'dan adam getirttiğimize dair iftirası için kanıt göstermesi veya özür dilemesi şartını otomatikman kaldırmış olacağız. O zaman, 'sıfır sansür' ilkemizden nefret eden ekip, Timur imzasının ardında yeniden devreye girecek ve bizi laf salatasından ibaret tartışmalarla sonsuza dek oyalamak imkânını bulacak. O nedenle, cevabın ikinci bölümünü bekleyelim. Bekledik. Cevabın ikinci bölümü geldi ve haklı olduğum ortaya çıktı. Güneş gibi apaçık "Özdemir Nutku skandalı"nı örtbas etmeye çalışan ve başaramayan ekip, skandalı bu defa da kahkahalarla örtbas etmeye çalışıyor. Tek tek adları sıralanmış, 23 şahidi görmezden gelenler, okurlarımıza iki şahidin, "Nutku itirafıyla desteklenmiş ve sahihliğine asla itiraz edilememiş" video görüntülerinden daha önemli bir kanıt sayılması gerektiği mavalını umutsuzca yutturmaya çalışıyorlar.

Timur'un iki bölümlük cevabını,
"Hiçbir şeyden çekmedi kurduğu yanlış ittifaklardan çektiği kadar" başlıklı yazımda yer alan

"Ama şimdi Timur, bu açıklamamıza da cevap vermek isterse, bu kez, mafya olduğumuza ve ona zarar vermek üzere Trabzon'dan adam getirttiğimize dair iftirasını (öyle iki şahitle filan değil, bizim Özdemir Nutku iftirasını kanıtlayan delillerimiz kadar) inandırıcı delillerle belgelemek, ya da "bizi tatmin edecek ifadelerle", özür dilemek zorundadır."

şartımıza uymadığı için,
"Timur'un Çöp Kutusu" bölümünde yayınlıyoruz. Lütfen, TIKLAYINIZ!

 

 

Hâlâ anlamak istemeyen geri  zekâlılar için bir daha:

 

YAKLAŞIK BİR BUÇUK YIL ÖNCE  (9 ARALIK 2007) A. ERTUĞRUL TİMUR (sonradan silip yok ederek sansürlediği ama uluslararası archive.org'dan silip yok edemediği) ŞU SÖZLERLE, YAZARI KİM OLURSA OLSUN İÇİNDE BÜKTEL VE BULUNMAZ ADININ GEÇTİĞİ HİÇBİR YAZIYI YAYINLAMAYACAĞINI AÇIKÇA İLAN ETTİ:

(...) Eğer sizi ve bulanık beyinlerinizin öfkesini, sevgili destekçiniz Hilmi beyin küfürlerini, bayağılıklarını tiyatro dünyasından uzak tutmak sansürcülükse bir kere daha yazıyorum "Evet ben sansürcüyüm!"

(...) Ama tiyatrom'da ne Hilmi Bulunmaz'ın, Ne Coşkun Büktel'in yeri yok tiyatrom'u o seviyeye düşürmem hiç kusura bakmayın. Haa cevap hakkı mı? Siz aylardır sitenizde atmadığınız başlık bırakmadınız ben cevap hakkı falan kullanma gereği duymadım, siz yine sitenizde yazın rahatlayın ille de burada cevap hakkı diyorsanız aynen Mustafa Demirkanlı'nın geçmişte söylediği gibi gidin yasal süreçten geçin cevap hakkı alın gelin!

 (...) tiyatrom son kez bu sayfalarda Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel adlarını sayfalarında geçirdi
bundan sonra sadece onların cevaplarına sansür değil onların adının geçtiği her satıra, her habere, her olaya sansür uyguluyoruz herkesin haberi ola! Tiyatrom'un bir seviyesi var, Kediyle köpekle maymunla yazarlık-yayıncılık yapanlarla; yada arzın merkezine theope yi koyup üzerine bağdaş kurup oturanlarla oyalanamayız, tiyatrom'un seviyesini o kadar da düşüremeyiz.

 (...) Ama ben Ertuğrul Timur olarak da, Tiyatrom.com sahibi ve editörü olarak da
"Ben sıkı bir sansürcü olarak" bundan sonra asla ve asla tek bir satırla bile Hilmi Bulunmaz, Coşkun Büktel ve Burak Caney adlarını bu sitede geçirmeyeceğim sizlerin de bu kişilere yada onlarla ilgili konulara ilişkin yazılarınıza asla link yada yer vermeyeceğim buradan kamuoyu önünde ilan ediyorum lütfen bu konuda bundan sonra teklifte bile bulunmayınız.

(KAYNAK: Ertuğrul Timur, yukarıdaki  ifadeleri içeren "Kirlenen internet değil, bu o insanların kendi beyin ve söz kirliliği" başlıklı yazısını sitesinin arşivinden silip yok ederek sansür ettiği için, Hilmi Bulunmaz, söz konusu yazıyı, archive.org adlı uluslararası sitede arayıp buldu ve yayınladı. Timur'un yazısının tamamını okumak için, lütfen TIKLAYINIZ!)

Büktel ve Bulunmaz adını, sitesinde yazı yayınlamak isteyecek "tüm" yazarlara yasaklayan ve bu yasaklamasından sonra, bizden "3. Abdülhamid" lâkabını bileğinin hakkıyla kazanmış olan A. Ertuğrul Timur;    (tiyatrom'un da desteklediği korsan sitede bize hakaret kastıyla yayınlanmış pornografik fotomontajların failleri olan isimsiz sapıklara "orospu çocuğu" dememiz ve diğer bazı sert eleştirilerimiz yüzünden) bizi seviyesiz olmakla suçluyor ve bizi sansürleme gerekçesi olarak, (o pornografik fotoğraflarımızı yayınlayan hela gibi çift "oo"lu korsan siteyi desteklemiş olmasını unutarak) "Tiyatrom'un bir seviyesi var" diyor.

Oysa Tiyatrom, yalnızca sansür ve pornografi destekçisi değildi. Daha kötüsü de vardı: Tehditçileri de destekliyordu. Ve biz bunu yalnızca iftira gibi söyleyip geçmiyoruz; her zamanki gibi, onların yapmadığını yapıyor, "belgeliyoruz":

İşte "seviyeli sansürcü" ve "seviyeli tehditçi" Timur'un seviyeli yayıncılığına, artık  tiyatrom'dan silinip yok edilmiş küçük bir örnek (İyi ki, Bulunmaz ve Büktel, hiçbir şeyi silmiyor):

TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

A. Ertuğrul Timur, bugün (16 Mart 2009) bana bir açık mektup göndermiş.

Coşkun Büktel

Timur'un hiçbir yazısını yok etmedik, etmiyoruz. Biz de, (tıpkı bizden ve "sıfır sansür" ilkemizden nefret ettikleri için 3. Abdülhamid lakaplı sansürcü Timur'u destekleyen sansürcü sitelerin yaptığı gibi) Timur'un "yazılarını"(!) ayrı bir bölümde yayınlıyor; ama sansürcü sitelerden farklı olarak, yayınladığımız Timur iftiraları hakkında okurları uyarmak amacıyla, o iftira bölümüne, "Timur'un Çöp Kutusu" adını veriyoruz.

Aşağıda bir kez daha alıntıladığımız şartımızı yerine getirmediği sürece (yani ona zarar vermek için "mafyatik yöntemlerle Trabzon'dan adam getirttiğimiz iftirası" için belge göstermediği veya bizi tatmin edecek ifadelerle özür dilemediği sürece) Timur'un yazılarına çöp muamelesi yapmaya ve onları yalnızca  "Timur'un Çöp Kutusu"nda yayınlamaya devam edeceğiz. Timur'un "çöpleri" arasında, okurları kandırabilme ihtimali bulunan herhangi bir iftiraya rastlarsak, cevap veririz. Ama Timur'un onlarca sayfalık hacma ulaşan "çöplerindeki" her iftirayı cevaplamak zorunda değiliz. Timur'un iftira kuyusuna attığı her taşı ille de çıkarmaya çalışmak pek akılcı bir çaba olmazdı. Azılı sansürcülerin bize yönelttiği "sinsi sansürcü" iftirasına nasıl gülüp geçiyor ve aldırmıyorsak; herkesin her şeyi görmekte olduğuna inanarak, kafatasının içinde beyin yerine pirzola bulunmadıkça herhangi bir insanın o salak iftiraya kanacağını nasıl düşünmüyorsak; şu an itibariyle Timur'un ipe sapa gelmez iddia ve iftiralarını cevaplamak için mesai harcamaya gerek olduğunu da aynen öyle düşünmüyor ve unutmuş numarası yapan Timur'a şartımızı bir kez daha anımsatmayı yeterli buluyoruz:

"Ama şimdi Timur, bu açıklamamıza da cevap vermek isterse, bu kez, mafya olduğumuza ve ona zarar vermek üzere Trabzon'dan adam getirttiğimize dair iftirasını (öyle iki şahitle filan değil, bizim Özdemir Nutku iftirasını kanıtlayan delillerimiz kadar) inandırıcı delillerle belgelemek, ya da "bizi tatmin edecek ifadelerle", özür dilemek zorundadır."

(Kaynak: Büktel, "Hiçbir şeyden çekmedi kurduğu yanlış ittifaklardan çektiği kadar")

NOT: Bizim "yalnızlığımıza" güvenerek, bize seyirciler önünde tartışma önerisi getirmiş olan iftiracı Timur, çöpe attığımız yazılarından birinde, Hilmi Bulunmaz'ın korkup o öneriyi reddettiğini söylüyor. Yani yine iftira atıyor:

Bulunmaz, öneriyi reddetmedi. Hem kendisi hem de benim adıma, Timur'a kameradan verdiği cevapta (Bakınız: Bulunmaz, "8 Mart 2009 tarihli konuşma") bir karşı öneri getirdi: Timur'a, seyirci önünde ve tribün gürültüsü altında değil: kamera karşısında ve "teke tek" tartışalım, dedi. İster benimle, ister Büktel'le tartışabilirsin, dedi. Benimle tartışırsan orada Büktel olmaz, Büktel'le tartışırsan orada ben olmam; tartıştığımız mekanda, kamera başında durması için bile üçüncü bir kişi olmaz, dedi.

Ama İATP-G ve Mustafa Demirkanlı tarafından bugünlerde adeta bayrak yapılan, Demirkanlı tarafından "efsane yayıncı" olarak tanımlanan Timur; arkasında birileri bulunmadıkça benim ya da Hilmi'nin karşısına çıkmaya cesaret edemediği için, öneriyi asıl kendisi reddetmiş olduğu halde; "Hilmi'nin korkup öneriyi reddettiğini" açıklamayı tercih etti.

Hey gidi, İATP-G!... Hey gidi "koca" Boğaziçi Üniversitesi!...

 

GÜNCELLEME 16 Mart 2009:

Timur, bu yazımın aşağıdaki "NOT" bölümündeki açıklamalarıma karşı, "Kanıtlamazsan şerefsizsin" başlıklı bir cevap yazısını derhal yazmış ve Mustafa Demirkanlı da derhal basmış. Timur, eğer kanıtlarsam, o durumda  hangi alçağın "şerefsiz" olacağını belirtmeyi unutmuş. Kanıtlamak için, bunu belirtmesini bekliyorum.

 

2. GÜNCELLEME

16 Mart 2009:

Timur, aşağıdaki net soruma "net olmayan bir yanıt" gönderdi. Timur'un net olmayan yanıtını yine "Timur'un çöp kutusunda" yayınlıyoruz. Timur'un bundan sonraki sataşmalarını, (artık şeref ve haysiyetten bile bahsetse) yine çöp olarak yayınlayacak, ama (Timur aşağıda açıkladığımız Trabzon iftirasıyla ilgili şartımızı yerine  getirinceye kadar) bu çöplerin duyurularıyla ana sayfamızın  gündemini bir daha işgal etmeyeceğiz.

 

 

ARŞİVDEN
tiyatrom.com'un sansürlediği yazı

 

YALANI YALANLA ÖRTMEK

    

Hilmi Bulunmaz

3 Ağustos 2007

 

 

Mustafa Demirkanlı ve (Büktel'in yazılarını "feryat" olarak yorumlayan) A. Ertuğrul Timur adlı iki sansürcüye, Richter ölçeğiyle 7.4 şiddetinde bir şamar niteliğindeki bu Hilmi Bulunmaz yazısı; tiyatrom.com'un sahibi Ertuğrul Timur'un sansürü terk edip tövbekar olmaya çalıştığı dönemde bile tiyatrom.com'da yer bulamadı.

 

Vandalların hangi gerçekleri görmenizi istemediğini merak ediyorsanız...

 

KAÇIRMAYIN!

 

ARŞİVDEN  

 

TİMUR VE İATP-G NE DEMİŞ? BİZ NE DEMİŞİZ?

CUMHURİYET PORTAL VE BERNARD SHAW NE DEMİŞ?

 

GÜNCELLEME 5 Mart 2009: Metnin altında

 

 

YAKLAŞIK BİR BUÇUK YIL ÖNCE (9 ARALIK 2007) A. ERTUĞRUL TİMUR DEMİŞ Kİ:

(...) Eğer sizi ve bulanık beyinlerinizin öfkesini, sevgili destekçiniz Hilmi beyin küfürlerini, bayağılıklarını tiyatro dünyasından uzak tutmak sansürcülükse bir kere daha yazıyorum "Evet ben sansürcüyüm!"

(...). Ama tiyatrom'da ne Hilmi Bulunmaz'ın, Ne Coşkun Büktel'in yeri yok tiyatrom'u o seviyeye düşürmem hiç kusura bakmayın. Haa cevap hakkı mı? Siz aylardır sitenizde atmadığınız başlık bırakmadınız ben cevap hakkı falan kullanma gereği duymadım, siz yine sitenizde yazın rahatlayın ille de burada cevap hakkı diyorsanız aynen Mustafa Demirkanlı'nın geçmişte söylediği gibi gidin yasal süreçten geçin cevap hakkı alın gelin!

 (...) tiyatrom son kez bu sayfalarda Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel adlarını sayfalarında geçirdi bundan sonra sadece onların cevaplarına sansür değil onların adının geçtiği her satıra, her habere, her olaya sansür uyguluyoruz herkesin haberi ola! Tiyatrom'un bir seviyesi var, Kediyle köpekle maymunla yazarlık-yayıncılık yapanlarla; yada arzın merkezine theope yi koyup üzerine bağdaş kurup oturanlarla oyalanamayız, tiyatrom'un seviyesini o kadar da düşüremeyiz.

 (...) Ama ben Ertuğrul Timur olarak da, Tiyatrom.com sahibi ve editörü olarak da
"Ben sıkı bir sansürcü olarak" bundan sonra asla ve asla tek bir satırla bile Hilmi Bulunmaz, Coşkun Büktel ve Burak Caney adlarını bu sitede geçirmeyeceğim sizlerin de bu kişilere yada onlarla ilgili konulara ilişkin yazılarınıza asla link yada yer vermeyeceğim buradan kamuoyu önünde ilan ediyorum lütfen bu konuda bundan sonra teklifte bile bulunmayınız.

(KAYNAK: Ertuğrul Timur, yukarıdaki  ifadeleri içeren "Kirlenen internet değil, bu o insanların kendi beyin ve söz kirliliği" başlıklı yazısını sitesinin arşivinden silip yok ederek sansür ettiği için, Hilmi Bulunmaz, söz konusu yazıyı, archive.org adlı uluslararası sitede arayıp buldu ve yayınladı. Timur'un yazısının tamamını okumak için, lütfen TIKLAYINIZ!)

 

YALNIZCA İKİ GÜN ÖNCE (3 MART 2009) İATP-G DEMİŞ Kİ:

(...) Ertuğrul Timur’un temelsiz ve haksız bir şekilde sansür suçlamasının muhatabı kılınmasını ve tiyatroya yapıcı katkılarının görmezden gelinmesini kabul etmiyor ve bu konuda taraf olduğumuzu açıklama gereği duyuyoruz.

(KAYNAK: Bakınız: İATP-G, "Tiyatrom ve Ertuğrul Timur’a Dönük Tarafgir / Lekeleyici Yaklaşım Yapıcı Emeğe Saygısızlıktır".)

 

YAKLAŞIK BİR BUÇUK YIL ÖNCE (10 ARALIK 2007) BİZ DEMİŞTİK Kİ:

(...) Bu ülkede, hakikati hakim kılmak için, değil yalnızca halkı, ilerici demokrat aydın ve sanatçıları bile, tiyatrocuları bile (hatta hukukçuları bile) hâlâ aydınlatmamız gerekiyor. Sansürlü ve sansürcü kafalar, ilerici demokratlar arasında bile hâlâ büyük bir çoğunluk oluşturuyor. Herkes kendi faşizmini (kendi yaptığı sansürü) kutsuyor, yalnızca karşı tarafın sansürünü lanetliyor. Beğenmediği görüşleri okurlara "teşhir ederek" eleştirmeye hiç kimse yanaşmıyor. Herkes, beğenmediği görüşleri okurlardan saklayarak (o görüşleri sansür ederek) yalnızca lanetlemekle yetiniyor. Hele bizzat kendisine (şahsına) karşı olan görüşleri okurların dikkatine sunabilecek kadar, onları tahrif etmeden aktarabilecek kadar, o görüşlere link verebilecek kadar (ama kurnazlık edip sitenin genel adresine değil, bizzat söz konusu görüşlerin yer aldığı sayfanın adresine link verebilecek kadar) kendine güvenli, demokrat insanlar, ne yazık ki, "ilerici demokratlar" arasından bile çıkmıyor. Hiç kimse tartıştığı insanı demokrasiye layık bulmuyor, herkes tartıştığı insanı "sansüre" layık buluyor. (Bakınız: "Günümüzün Abdülhamid'i") Bu, elbette, sansüre layık bulunanları değil, sansüre layık bulanları aşağılayan bir durum.

(KAYNAK: Bakınız:Büktel, "Gazeteci Mehmet Bakır, Yazdıkları Beğenilmediği İçin Hapiste")

 

İKİ GÜN ÖNCE (3 MART 2009) CUMHURİYET PORTAL'DA ÇIKAN "ENGİN ÇEBER DAVASINDA BİR SKANDAL DAHA" BAŞLIKLI BİR HABERDE DENİYOR Kİ:

Engin Çeber'in önce karakolda daha sonra ise Metris Cezaevi'nde gördüğü işkenceler sonucu ölümüyle ilgili dava dosyasına giren belgeler yeni bir skandalı daha ortaya çıkarttı. Buna göre, kamera kayıtları silinerek, deliller yok edilmiş.

(KAYNAK: Bakınız: Cumhuriyet Portal, "Engin Çeber davasında bir skandal daha")

YAKLAŞIK YÜZ YIL KADAR ÖNCE İSE BERNARD SHAW DEMİŞTİ Kİ:

"Katletme, sansürün ekstrem biçimidir." 

("Assassination is the extreme form of censorship.") 

(KAYNAK: Shaw, "The Shewing-up of Blanco Posnet" adlı oyununun Önsöz'ü.)

GÜNCELLEME 5 Mart 2009:

Ertuğrul Timur, Büktel'in sansürle ilgili eski bir yazısından bir parçayı da içeren kolaj yazısına karşı bir cevap yazısı yazmış. "Sıfır Sansür" kuralımız gereğince, sansürcülerin bile sansürlenmesine karşı olduğumuz için, "bir buçuk yıl önceki yazıya cevap vermek şimdi mi aklına geldi?" diye sormaksızın, Timur'un (Büktel'in nasılsa cevap vermediğine güvenerek yazdığı) saçma sapan kışkırtmalarla dolu cevabını da elbette yayınlayacağız. Ama önce, cevap mesajının başında yer alan şu iftira için Timur'un özür dilemesini bekleyeceğiz:

SAYIN BULUNMAZ 10 DAKİKA KADAR ÖNCE COŞKUN BÜKTEL'İN BANA İTHAFEN YAZDIĞINI SAVLADIĞINIZ BİR YAZISINI GİRDİNİZ AMA BEN YANITINI YAZANA DEK GERİ KALDIRMIŞSINIZ

HAYIRLAR OLA HİÇ BİR ŞEY SİLMEME GELENEĞİNİZİ Mİ SONA ERDİRDİNİZ YOKSA

KENDİ SEÇİP KOYDUKLARINIZI MI SANSÜRLEMEYE BAŞLADINIZ?,

HER NEYSE 10 DAKİKADA OLSA YER VERDİĞİNİZ REYTİNG AVCISI COŞKUN BÜKTEL'E YANITIM SİTENİZDE YAYINLANMALIDIR

BİLGİNİZE 

 

Hilmi Bulunmaz, Coşkun Büktel'in Timur'a ithafen yazdığını savlayan hiçbir ifade yazmadı/yayınlamadı. Timur, bu iftirayı cevap hakkı elde etmek için uydurmuş. Oysa bu iftiraya hiç gerek yoktu. Biz cevap hakkını hiçbir bahaneyle engellemezdik.

Biz bugüne dek, kendi ismiyle yazan hiç kimsenin cevap hakkını engellemedik. Kendi ismiyle yazmayan alçak hilekarları ise, zaten adamdan saymadığımız için, muhatap almadık, görmezden geldik. İftirası için özür diler dilemez, Timur'un yazısını o özürün altına ekleyeceğiz.

Yapılmayan şeyler kanıtlanamayacağı için, biz öyle bir ithaf belirtmediğimizi kanıtlamak zorunda değiliz. Ama Timur madem ki yaptığımızı iddia ediyor, yaptığımızı kanıtlamak zorunda. Çünkü evrensel bir hukuk ilkesi diyor ki: suçu ispat yükü, iddia sahibine düşer.

HB ve CB

 

ARŞİVDEN

"Yaşasın Sansür" skandalı

Büktel'in eserleri için, repertuar kurulunda değilse de, "bir başka aşamada takılmıştır" diyerek, "Theope'yi sınavda "takılan" başarısız öğrencilere benzeten "kurnaz" Timur; "Theope"nin, Türkiye'de mümkün en geniş konsensüsle onaylanmış, en çarpıcı övgülerle karşılanmış bir oyun olduğunu görmezden gelerek, o "naif" zekasıyla, "Theope"nin "şaibeli" bir oyun olduğu propagandasını yapıyor. Yani yalanını (yanlışını) teşhir etmemizden sonra (üç hafta gecikmeli olarak) "güya" özür dilerken ve "güya" düzeltme yaparken bile; gerçeği bildiği halde, kasıtlı olarak, açıkça yalan söyleyip, okurlarını dezenforme ediyor, zehirliyor. Ve bütün bunlara rağmen, kendisine "sansürcü" dememize kızıyor. Bütün bunlara rağmen sansürcü olmadığını, "Yaşasın Sansür" diye başlık atarken ironi yaptığını sanıyor.

(Kaynak: Coşkun Büktel, "Yaşasın Sansür" skandalı 2.)

 

 

Coşkun Büktel / 13 Ağustos 2007

 

"Yaşasın Sansür" skandalı 1

 

tiyatrom.com okurları mı gerçekten ahmak, yoksa

Timur mu onları ahmak sanıyor?

 

***

 

Coşkun Büktel / 7 Eylül 2007

 

  "Yaşasın Sansür" skandalı 2   

 

"Yaşasın Sansür" diye başlık atan sansürcü Timur'un özürü de suçu kadar vahim.

"KURNAZ" KAMİKAZE

"Yaşasın Sansür" diyenlere karşı Büktel ve Bulunmaz'ın yazdığı "tüm" yazıların linklerini içeren sayfaya ulaşmak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

 GÜNCELLEME 25 Şubat 2009:

Timur'un "Çok Önemli Bir Rica" başlıklı özür yazısının linkini ve Çetinkaya'nın bu özüre cevabi "Not"unu, aşağıdaki listeye ekledik.

FERİDUN ÇETİNKAYA İLE

A. ERTUĞRUL TİMUR'UN

SANSÜR TARTIŞMASI

 

Feridun Çetinkaya / A. Ertuğrul Timur

ÇETİNKAYA (19 Şubat 2009): İATP-G "Bazı" İnsan Hakları İhlallerine Karşı

TİMUR (19 Şubat 2009): Sansürcü Suçlamasına Karşı Ertuğrul Timur’dan Açıklama

TİMUR (20 Şubat 2009): TİYATROM Sadece Küfüre, Sövgüye, Hakarete Özgürlük Tanımadı

ÇETİNKAYA (24 Şubat 2009): “İATP-G ‘Bazı’ İnsan Hakları İhlallerine Karşı” Başlıklı Yazımı Çarpıtma Girişimlerine Karşı Zorunlu Bir Açıklama

TİMUR (25 Şubat 2009): Çok Önemli Bir Rica

ÇETİNKAYA (24 Şubat 2009) NOT:

Eski Tiyatrom.com sitesi editörü A. Ertuğrul Timur, bu yazım üzerine hemen bir açıklama yaptı. A. Ertuğrul Timur, eleştirdiğim açıklamasında kullandığı “Feridun Çetinkaya penis büyütücü satıyor” ifadesine yazısında empati kurmam için, örnek vermek amacıyla yer verdiğini söylüyor ve maksadını aştığını kendisinin de kabul ettiği bu ifadeyi kullandığı için benden özür diliyor. Timur ayrıca, söz konusu ifadeyi içeren açıklamasını yayımlayan internet sitesi yetkililerinden de yazısındaki bu ifadeyi çıkarmalarını rica ediyor. Sonuçta, Timur’un hatasını kabul edip bu ifadesinin yol açabileceği yanlış anlamaları önemseyerek böyle bir düzeltme yapmış olmasını çok değerli ve önemli buluyorum.

A. Ertuğrul Timur’un söz konusu açıklamasını okumak için bkz. Çok önemli bir rica

(Feridun Çetinkaya / 25.02.2009)

 

 

"ARTIK BU İHANETİN DÜRÜLÜP KENARA ATILMASI VE BU İHANETE YAŞAM HAKKI VERİLMEMESİ İÇİN SİZLERİ DE BİR KEZ DAHA DEĞERLENDİRME YAPMAYA DAVET EDİYORUZ"

İATP-G;

Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz ve Feridun Çetinkaya'ya "yaşam hakkı verilmemesi" ve "dürülüp kenara atılması" için tetikçiler arıyor! 

TIKLAYINIZ!

 

GÜNCELLEME NOTU: Başlığımızdaki "tetikçiler" sözcüğünün yerinde, "Ogün Samastlar" diye  bir kavram kullanmıştık. Oysa,yayından yalnızca dakikalar sonra yaptığımız bir internet araştırmasında, adaletin Ogün Samast hakkında (bizim sandığımızın tersine olarak) henüz kesin hüküm vermediğini ve dolayısıyla Samast'ın hâlâ "zanlı" konumunda bulunduğunu fark ettik. Samast, wickipedia'da da halen "zanlı" olarak anılmakta...

İnsanların kişilik haklarına saygılı olduğumuz için, Samast'ı henüz kesinleşmemiş bir suçla suçlayarak haksızlık etmiş olmamak adına, başlığımızda gerekli düzeltmeyi yaptık. 15 Nisan 2009.

CB