
YAHYA
KEMAL SANSÜRÜ SKANDALI
Coşkun Büktel
Bu sayfada, "Yahya Kemal sansürü skandalı"na dair yazdığımız link
yazılarını topladık. Yazıları, kronolojik olarak sıralıyoruz.
GÜNAHLARI NEDENİYLE
TANRI TARAFINDAN YERLE YEKSAN EDİLEN SODOM VE GOMORA BİLE TÜRK
TİYATROSU'NUN BATTIĞI KADAR İĞRENÇ BİR REZİLLİLİĞE BATMIŞ OLAMAZ
Türkiye'de her şey olunur, rezil olunmaz."
Murathan Mungan
Türkiye'nin en meşhur tiyatro profesörünün (Özdemir
Nutku), önünü kesmek için
bir yazara (Coşkun
Büktel) çeşitli
yalanlarla iftira attığı; profesörün savunma yazısındaki yalanlarla
ve
CD kaydıyla
güneş gibi apaçık
belgeleniyor; Türk tiyatrosunda
"tık" yok.
Hiç kimse iftiracı profesöre "gık" diyemiyor
ama; iftiraya uğrayan yazara ve o yazarı aforoz etmeyen Feridun
Çetinkaya ve Hilmi Bulunmaz'a karşı,
saldırının,
hakaretin,
iftiranın,
tehditin
bini bir para... Hiç kimse iftiracı profesöre gık diyemiyor ama,
iftiraya uğrayan yazarı aforoz etmek için, çeşitli anketler ve imza
kampanyaları bile düzenleniyor. Alternatif olmak iddiasındaki
gruplar ve yayıncılar bile, iktidarca beslenen iftiracı profesöre
karşı süt dökmüş kedi kadar tepkisizken, hatta iftirayı örtbas
çabasına bile yeltenip, iftira mağdurunu her alanda sansür etmişken;
iftira mağduru yazarı, sırf, alçaklık saydığı bu sansür ve
tepkisizliğe karşı sessiz kalamadığı, tepki verdiği ve tepkisiz
kalanları ahlaksızlıkla, sanatsızlıkla suçladığı için; yepyeni ve
daha da alçakça bir saldırı ve iftira bombardımanına tutuyorlar.
Öte yandan, Muhsin Ertuğrul sahnesini
yıktırmamak için "termosunu alıp" gece nöbeti tutacağını açıklamış
olan sosyalist(!) ve şair(!)bir tiyatrocu(!) ise, kendisine
lütfedilen genel sanat yönetmenliği koltuğu karşılığında, hayatı
boyunca savunduğu tüm değerlere tekmeyi basıp, kendini ve
değerlerini paçavra durumuna düşürmeye, müstakil Muhsin Ertuğrul
Sahnesi'nin ise, kat karşılığında, arazi rantçılarına peşkeş
çekilmesine razı oluyor.
Sosyalist(!) şair(!) tiyatrocu(!) yani bizim
"Kazmacıbaşı"
dediğimiz Orhan Alkaya, zor da olsa, pişkinlikle de olsa, utanmazca
da olsa, savunma yapabilecek, bir şeyler söyleyebilecek durumda...
"Fikrimi değiştirdim. Artık AKP'ye inanıyor, Kadir Topbaş'a
güveniyor, müstakil Muhsin Ertuğrul sahnesinin matah bir değer
olduğunu söylerken yanıldığımı itiraf ediyorum" diyebilir.
Türkçe'nin, bizim tarafımızdan "Mimesis dili" olarak tanımlanan,
kıvırmaya müsait, kaypak ve muğlak bir lehçesiyle, bu anlama da
gelecek
bazı açıklamalar
yaptı zaten.
Ama Özdemir Nutku, belgelenen iftirası için
hiçbir savunma yapamaz.
İftiranın CD'si
ortaya çıkmadan önce Nutku,
"Coşkun Büktel'e Yanıt"
başlıklı bir yazıyla, kendini
savunmaya ve Büktel'in gönlünü almaya çalıştı. Ama o yazıda kendini
savunmak için "yaptığını" söylediği şeyleri yapmadığı, "dediğini"
söylediği şeyleri demediği, daha sonra ortaya çıkan
CD kaydıyla
belgelenince, Nutku suspus oldu ve üç yıldır ne
iftirasını
kanıtlayabiliyor ne de
iftirası
için özür dileyebiliyor.
Alkaya savunma yapabilir. Utanmazlığa vurup
"fikir değiştirdim, o yüzden yıkıyorum", diyebilir. Zaten Mimesis
lehçesiyle "kıvırma payı" bırakarak, buna yakın şeyler söylüyor.
Mimesis dili bu tür utanmazlıklar için biçilmiş kaftan... Bir şeyi
"temkinli" söylüyorsunuz, tepki gelince, ben öyle demek istememiştim
diyerek kıvırıveriyorsunuz.
Ama Özdemir Nutku, "fikir değiştirdim, o yüzden
iftira atıp yalan söylüyorum. Dürüstlüğün matah bir değer olduğuna
artık inanmıyorum. Bu konuda tutucu olmayı bıraktım. Artık
gerektiğinde iftira da atarım, yalan da söylerim" diyemez. Bu kadar
utanmazca bir mesajı Mimesis diliyle bile vermeye cesaret edemez.
Utanmaz olmak başka, utanmazlığını ilan etmek başka...
Özdemir Nutku'nun suçu çok daha vahim, sabit ve
"inkâr edilemez" nitelikte olduğu halde, kimse Özdemir Nutku
iftirasını kınayamıyor. Ama Orhan Alkaya, hakikat mücadelesi veren
Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz tarafından kınandığı gibi, onun
fikir değiştirip AKP dümen suyuna girmiş olmasına daha çok kızan AKP
karşıtı geniş bir çevre tarafından da kınanabiliyor.
Yani hakikat kimselerin umurunda değil. Herkes
birbirini herhangi bir camianın "adamı" olması nedeniyle övüyor veya
kınıyor. Hakikat önemli olsaydı, herkesin, Orhan Alkaya'dan önce,
suçu çok daha "açık", "sabit" ve "inkâr edilemez" nitelikte olan
Özdemir Nutku'yu kınaması gerekirdi. Ama "suçun niteliği" kimseyi
ilgilendirmiyor. Nitelik değil nicelik belirleyici oluyor. Sanat
gibi bir alanda niteliğin önemsenmesi gerekirken, herkes niceliği
asıl kriter sayıyor.
Kısacası, Türk tiyatrosunda, aslında, hiç kimse
Orhan Alkaya'dan daha tutarlı veya daha masum değil... Alkaya'nın
suçu, sahnelerin yıkılması gibi daha geniş "nicel" sonuçlar
yarattığı için, Alkaya kınanabiliyor; ama Nutku'nun çok daha
gayrıahlaki nitelikteki suçu, Büktel'den başkasına zarar vermediği
için, "sanatçılar"(!) tarafından, üstelik de bir sanat camiasınının
"tümü" tarafından bile, görmezden gelinebiliyor.
Sodom ve Gomora'da bile, tanrı tarafından afet
dışına çıkması ve kurtulması istenen bazı iyi insanlar vardı; Türk
tiyatrosunda ise, ilaç için bile adam yok.
Orhan Alkaya'nın eski suçlarından daha vahim
olmayan, ama yenilik olarak, Alkaya'yla birlikte çevresindekilerin
ve nemalandırdıklarının da ne kadar çürüdüğünü kanıtlayan son sansür
skandalını
Nedim Saban
ortaya çıkarmış ve Alkaya, yaptığı sansürden utanmak yerine,
utanmazlığı ele alıp, skandalı ortaya çıkaran Saban'ı yalancılıkla
suçlamıştı. Saban şimdi sansürün belgelerini ortaya koyuyor ve
Alkaya bu kez ne yapıyor sizce? Utanıyor mu? Saban'a yalancı
demekle iftiracı durumuna düştüğü için üzülüyor mu? Rezil olduğuna
yanıyor mu? Ne gezer! Alkaya, sansür
meselesi önemli değilmiş de, üzerinde durulması gereken asıl mesele,
Saban'ın, sansür belgesini nereden ele geçirdiğiymiş gibi
bir hava yaratıyor. Sızıntının kaynağını araştıracağını söylüyor.
Peki ya sansür? Peki ya Saban'a attığın iftira? Aman canım ne önemi
var? İftira'yı pirimiz Özdemir Nutku bile atıyor. İftira tiyatral
inancımızın vecibelerinden biri olmuş durumda. Camiamız yalan ve
iftira konusunda tutucu davranmayı bıraktı. İftira konusunda, geniş,
esnek ve yapıcı bir tutum içindeyiz. Saban'ın da bizden farklı bir
konumda olduğunu düşünmüyoruz. Nutku Büktel'e iftira atınca Saban'ın
bir itirazı oldu mu? Şimdi ne yüzle bizim iftiramıza karşı çıkabilir
ki?
Ama Saban, çok sert çıkamasa da, karşı
"çıkıyor". Saban'ın yazısını, Hilmi Bulunmaz'ın
sunuşuyla okumak için, lütfen...
TIKLAYINIZ!
***
Feridun
Çetinkaya
("Kazmacıbaşı"
Orhan Alkaya'nın ve yalancı tanıklarının yalan ve iftiralarını,
"Özdemir Nutku iftirası"
kadar "net" biçimde belgelenmiş
hale getirip; değil yalnızca
Alkaya
ve yalancı tanıklarını,
Alkaya'nın o çok şirret
milli yalakasını
bile suspus etmiş olan)
İBŞT mensubu
Rıfkı Demirelli'nin
içeriden yaptığı "eleştirel çıkışı" değerlendiriyor:
"Türkiye tiyatrosunun insan malzemesindeki
bayağılık ve çiğliğin ulaştığı vahim boyuta dair tarihi bir tanıklık
daha"
"Kendi Gök Kubbemiz" oyununda çalışmış bir
İBŞT mensubu olan Rıfkı Demirelli, "Kendi Gök Kubbemiz" skandalında,
"Kazmacıbaşı"
Orhan Alkaya ve "tanıkları" tarafından söylenen yalanları, gözle
görülür, açık, somut, net ve kuşkusuz olarak belgeledi. Rıfkı
Demirelli'nin ender bir dürüstlük ve (bu ülkede dürüstlük cesaret
gerektirdiğine göre) aynı zamanda ender bir cesaret örneği
göstererek açıkladığı belgeler kesinlikle kanıtlıyor ki:
Skandalı ilk ortaya çıkaran
Nedim Saban'a
karşı yazdığı cevap yazısında
"Kazmacıbaşı"
Orhan Alkaya'nın kurduğu şu ilk
cümle, "külliyen" yalandır:
"Nedim Saban, 'Şehir
Tiyatroları’nda Yeni Bir Sansür Hikayesi' başlıklı yazısında,
başlıktan başlayarak, külliyen yalan söylemektedir."
Gelin görün ki,
Nedim Saban'ın
yalan söylemediği, asıl yalanı
"Kazmacıbaşı"
Orhan Alkaya'nın söylediği ve
Alkaya'nın Saban'a iftira ettiği belgelendiği halde; Orhan Alkaya
da, tıpkı
iftiracı Nutku
gibi rezil olmuyor; iftiracı
Nutku'nun da üye yapıldığı
ödül jürisine
üye yapılıyor.
Daha da iğrenci,
böyle bir jüriye
hiç kimse itiraz etmiyor;
bu jürinin
verdiği ödülü Genco Erkal bile kabul ediyor, iftiracıların elinden
ödül almayı Genco Erkal'ın bile midesi kaldırabiliyor.
Murathan Mungan'ın her zaman tekrarladığım
sözüne uygun olarak, "Türkiye'de her şey olunuyor, rezil olunmuyor."
Rıfkı Demirelli'nin
"Neden
Fırtına Koptu ve Neden -Kendi Gök Kubbemiz- Çatırdadı?"
başlıklı yazısını, Feridun Çetinkaya'nın sunumu ve özenli
mizanpajıyla okumak için, lütfen...
TIKLAYINIZ!
***
ACABA
UTANMAK İÇİN DAHA NE BEKLİYORLAR?
Bu skandala son nokta, ancak, skandalı
örtbas etmek amacıyla halka zerkettikleri yalanlar için,
utanma eşiği özürlü
Orhan Alkaya eşiğini aşıp özür dilediğinde konmuş olacak.
İşte Toron
Karacaoğlu'nun, skandalı örtbas etmek için, yaşına başına bakmadan
yalan söylemeyi göze alarak, "hiç okumadım" dediği Yahya Kemal
dörtlüğünü okurken çekilmiş video görüntüsü
Lütfen...
TIKLAYINIZ!
|