|
"Yaşasın Sansür" skandalı:
2

"Yaşasın Sansür" diye başlık atan
sansürcü
Timur'un özürü
de suçu kadar vahim.
"KURNAZ"
KAMİKAZE
Coşkun Büktel
"Bende Özdemir Nutku'nun yerinde
olsam aynı şeyi yapardım" diyerek iftirayı sahiplenen sansürcü
Timur'un, Nutku'yu savunmak için ürettiği mazeretlere cevaplarımız
"benim bu polemikleri yada Coşkun Büktelin
yazılarını
yayınlamak gibi bir sorunluluğum yoktur Size göre bu sansürcülükse
evet ben Coşkun Büktel'in kişisel hazımsızlıklarının beyin
bulanıklıklarının ve çekişmelerinin sansürcüsüyüm."
A. ERTUĞRUL TİMUR
(Kaynak:
A. Ertuğrul Timur,
"Bu Konunun
Her Üç Muhatabına")
DÜZELTME :
Bir süre önce yazdığım yazıda Sayın Coşkun Büktel'e
ait Theope adlı eserin ve yaptığı çevirinin DT repertuar kurulundan
geçmediğini yazmıştım. Sayın Coşkun Büktel'in her iki eseri de
repertuar kurulundan çok uzun süre önce geçmiş olup repertuar
kurulunda değil bir başka aşamada takılmıştır. Bu
yanlış (yalan değil
yanlış) bilgiyi düzeltir yanlış bilgilendirmeden dolayı Sayın Coşkun
Büktel ve okurlarımdan özür dilerim. Teknik olarak kurul adı ve
aşaması yanlış olup yazımdaki diğer bahis konuları geçerliliğini
korumaktadır.
A. ERTUĞRUL TİMUR
(Kaynak:
A. Ertuğrul Timur,
TÜRKİYE'DE EĞİTİME
YATIRIM EN AHMAKÇA YATIRIM GİBİ GÖRÜNÜYOR
Not:
Timur'un yukarıdaki özür metni, kimse görmesin diye, üstte linkini verdiğimiz alakasız yazının
en
dibine saklanmıştır.
GÜNCELLEME
14 Mayıs 2008:
Timur, dilediği özürü daha sonra silip yok etmiş. )
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan, olayın
Rusya'da geçtiğini bile anlamadan "Savaş ve Barış" hakkında
ahkam kesmeye kalkan, A. Ertuğrul Timur, şimdi kalkmış diyor ki:
"Özür dilerim, olay Prusya'da değil, Rusya'da
geçiyormuş.
Bu
yanlış
(yalan değil yanlış) bilgiyi düzeltir yanlış bilgilendirmeden dolayı
Sayın Tolstoy ve okurlarımdan özür dilerim. Teknik olarak ülke adı yanlış olup yazımdaki diğer bahis konuları geçerliliğini
korumaktadır."
Yahu, sansürcü kardeşim, diğer bahis
konularının geçerliliğini koruması nasıl mümkün olabilir? Sen "Savaş
ve Barış"ta olayın Rusya'da geçtiğini bile anlamamışsan, "Savaş ve
Barış"a ilişkin söylediğin şeylerin nasıl olur da bir
geçerliliği (en küçük bir kıymeti harbiyesi) bulunabilir?
Sansürcü Timur, sanki basit bir imla yanlışı,
"teknik" bir hata yapmış gibi (yani "ha Prusya, ha Rusya,
arada bir tek harf farkı var! N'olmuş yani?" der gibi) bir havaya
girerek, okurları bir kez daha ve bu kez, kesinlikle bile bile
(kasten) dezenforme etmeye (aldatmaya) çalışıyor.
Sansürcü Timur'un okurları dezenforme etmekte
(aldatmakta) sakınca görmediği, sırf, şu özür ve düzeltme yazısıyla bile,
somut olarak, apaçık kanıtlanabilir bir gerçektir. Biz Timur'un
yalanını (yanlışını) onun
"Yaşasın Sansür" başlıklı yazısını
yayınladığımızda, o yazı için ana sayfamızda yaptığımız, 6 Ağustos
2007 tarihli şu anonsla teşhir etmiştik:
A. Ertuğrul Timur,
tiyatrom.com adlı sitesinde,
"Yazar Coşkun
Büktel'in Devlet Tiyatroları repertuar kurulundan geçemeyen çeviri
ve eseri için bıkmadan usanmadan yürüttüğü bireysel sataşmalarından
oluşan haber ve polemiklerini, hakaret ve küfürlere varan
yazışmaları yayımlamayı reddetmekteyiz. Bu bireysel kör dövüşünü
ve seviyesi düşük yazışmaları yayınlamamızı siz de sansür
sayıyorsanız Coşkun Büktel kişisel sitesinde yada Hilmi
Bulunmaz'ın Tiyatroyun sitesinde okuyabilirsiniz."
...diyerek, önce,
sitesinin okurlarını Büktel'in eseri ("Theope") ve çevirisi
("Ölüleri Gömün") hakkında dezenforme ediyor, ardından, aldattığı
okurlara bir de anket uygulayarak, onları kendi antidemokratik,
sansürcü amaçları doğrultusunda yönlendiriyor.
Yıllardır Büktel'e
karşı uygulanan sansür çabalarına rağmen Büktel'in yazılarına
ulaşabilmiş şanslı azınlığın gayet iyi bildiği üzere, Büktel'in
eseri ("Theope") ve çevirisi ("Ölüleri Gömün"), Timur'un iddia
ettiği gibi "Devlet Tiyatroları repertuar kurulundan geçemeyen"
değil, tam tersine, "geçebilmiş" eserlerdir. "Theope",
taa 17 yıl önce (1990'da), "Ölüleri Gömün" ise, taa 8 yıl önce, DT
repertuar kurulundan "geçmişlerdir".
Bilgi sahibi olmadan
fikir sahibi olan A. Ertuğrul Timur, dezenforme ettiği zavallı
okurlara "Bu
kısıtlamayı nasıl karşılıyorsunuz?" sorusunu sorarak; aldattığı
okurları, sansürü onaylatmanın mekanizması/manivelası olarak
"kullanmış"; antidemokratik sansürcü tutumuna, kandırılmış kitleleri
alet etmiştir. Halka zararlı bir unsur olduğunu defalarca kanıtlamış
olan sansürcü Timur'dan fena halde hesap soracağız. Sabredin!
6 Ağustos tarihli yukarıdaki anonstan sonra, Timur, yalanını
(yanlışını) düzeltmemiştir. Kendisini 13 Ağustos 2007 tarihli yazımızla (Bakınız:
"Yaşasın
Sansür" skandalı 1") bir kez daha uyardığımız halde,
Timur, duyarlılık
göstermemiş, yine düzeltme yapmamış; daha sonra, Hilmi
Bulunmaz, iddialarını ispat
ederse kendisine gıcır gıcır bir Jeep vermeyi kamuoyu
önünde açıkça taahhüt ettiği halde (Bakınız:
"A. Ertuğrul Timur'a Aşağıdaki Jeep'i
Veriyoruz".) Timur yine aldırmamış, düzeltme yapmak için
tam üç hafta bekleyerek okurlarını üç hafta daha dezenforme etmiştir.
Üç hafta sonra (27 Ağustos 2007) düzeltme
yaptığında ise, ana sayfada yaptığı yanlışı, ana sayfada düzeltmek
yerine, (yeni bir düzeltmeye muhtaç) düzeltmesini, hiç kimse
görmesin ve görenler de ne olduğunu anlamasın diye, konuyla alakasız bir yazının
(TÜRKİYE'DE EĞİTİME
YATIRIM EN AHMAKÇA YATIRIM GİBİ GÖRÜNÜYOR)
dibine saklamayı tercih etmiştir. (Timur'un bu saftirik kurnazlığını
eleştiren gayet yaratıcı ve eğlenceli Hilmi Bulunmaz yazısı için,
tıklayınız:
"Timur, Nasreddin Hoca'ya Karşı".)
Kısacası, Timur'un yaptığı düzeltme ve özür,
onun suçu kadar vahim kötü alışkanlıklarını bir kez daha
sergilemekten başka hiçbir sonuç vermemiştir.
Timur'un özür dileyerek düzeltmek zorunda
kaldığı şey, evet, başlangıçta, (onun Büktel'i suçladığı konu
hakkında hiçbir araştırma yapmadığını kanıtlayan) vahim bir
"yanlıştı". Evet, vahimdi, ama yine de bir "yanlışlıktan" ibaretti.
Ortada bir "yalan" yoktu. "Yalan" kadar vahim bir suç yoktu.
Timur'unki yalnızca vahim bir "yanlışlıktı". Evet, başlangıçta, (ne
kadar vahim olursa olsun) yalnızca bir "yanlışlık" söz konusuydu.
Timur bizim uyarımızdan sonra bu yanlışlığı derhal ve hiçbir
"kurnazlığa" tevessül etmeden düzeltmeliydi.
Ama Timur bizim uyarımızı görmezden gelmeyi
tercih ettiği anda, o (zaten vahim) "yanlışlık", artık bile bile
sürdürülen, "kasıtlı", vahim bir "yalan" haline geldi. Timur, üç
hafta boyunca kendisini sıkıştırmamıza (onun deyimiyle "işkence"
etmemize) rağmen, düzeltme yapmayı ve özür dilemeyi reddederek
yalanı örtbas edebileceğini sandı. Bu örtbas çabasıyla yalanın
vahametini artırdı. Ama üç hafta sonra, Coşkun Irmak'ın
"Yazar
Yalnız yazar" başlıklı yazısıyla konuyu bir kez daha
gündeme getirip Timur'u eleştirdiği 27 Ağustos 2007 tarihinde,
yalanı örtbas etmenin mümkün olmadığı, nihayet, Timur'un kafasına
dank etti. Ve Timur, üç hafta direndikten sonra, hakikati üç hafta
boyunca bile bile, "kasten", okurlarından gizledikten sonra, nihayet
düzeltme yapıp özür diledi ama, özürü de, yukarıda somut
kanıtlarıyla teşhir ettiğimiz üzere, suçu kadar vahim oldu.
"Bende Özdemir Nutku'nun yerinde
olsam aynı şeyi yapardım" diyerek iftirayı sahiplenen sansürcü
Timur'un, Nutku'yu savunmak için ürettiği mazeretlere cevaplarımız
Ben de, başkaları da, olayın aslını bin kere
yazdık. (Bakınız:
"Özdemir Nutku skandalı".)
Ama Timur, yazdıklarımızı okumaya gerek duymuyor. Sanırım şöyle
oluyor: Yazdıklarımızdan rahatsız olan ama yazdıklarımızı açıkça
isimlerini vererek yalanlamaya asla cesaret edememiş vandallar, bize
açıkça karşı çıkamadıklarından, sağda solda dedikodu yaparak, konuyu
bilmeyen insanları aleyhimizde "dolduruyorlar". Kendileri
olayın aslını bildikleri ve o saçma iddialarla Büktel'in karşısına
çıkmayacak kadar uyanık oldukları için, o saçma iddialarla bana
karşı "doldurdukları" piyonları (kendini nasıl bir ateşe attığının
farkında olmayan "kamikazeleri") kışkırtıp üstüme salıyorlar. İşte Timur da vandalların dolduruşuna gelen o
"kurnaz"
kamikazelerden biri.
O kadar kurnaz
ki, daha Türkçe'nin imlasını bile kavrayamamış olduğu halde, kendini
yazar (hatta Hürriyet gazetesi yazarı) olarak takdim edebiliyor. "İnanmak
gerekirse kendisi Hürriyet yazarıymış" biçiminde bir cümle
kurduğumuz için de bize kızıyor.(Bakınız: A. Ertuğrul
Timur,
"Theope
konusu ve tiyatrom.com'un sansürcülüğü meselesi") Biz, Hürriyet
yazarı olmanın matah bir şey olduğunu sanmıyoruz ama bir Hürriyet
yazarının en azından de'leri, da'ları, soru takılarını ne zaman ayrı
ve ne zaman bitişik yazacağını bilmesi gerektiğini sanıyoruz. Yoksa
o kadarı bile gerekmiyor mu?)
Daha önce yazdığım hiçbir
şeyi okumamış bile olsa,
"Özdemir Nutku
skandalı" dosyasındaki
yazıların yalnızca ilkini okumuş bile
olsa ve bu okuyan kişi yedi yaşında bir çocuk bile olsa; o çocuğun,
"Theope" adlı Coşkun Büktel oyununun, DT repertuarından geçmediğini
sanması imkânsızdır. Çünkü daha önce yüzlerce kez yazmış olmama
rağmen, ilgili herkesin zaten biliyor olmasına rağmen, ben,
"Özdemir Nutku
skandalı" hakkındaki ilk yazımda da ("Özdemir Nutku
Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir"), "Theope"nin 1990 yılında DT repertuarına
alındığını, iki kez tekrarlamış, vurgulamıştım. İşte somut kanıt
(ilgili ifadeleri koyulaştırıp altını çizdim):
Şahin Ergüney,
insanları son derece heyecanlandıran “Theope” gibi bir yerli oyun
yazılmışken, 1990 yılında DT repertuarına alındığı halde
bu oyunun 15 yıldır programa konmamış olmasını, DT sahnesine
çıkarılmamasını, Türk tiyatrosu için önemli bir kayıp, yazara ve
seyirciye ise büyük bir haksızlık olarak değerlendiriyordu.
(...)
Bu haklı
soru, rahmetli Tarık Buğra başkanlığındaki Edebi Kurul’un
“Theope”yi repertuara aldığı 1990 yılından beri, o çatının
altında büyük bir ihtimalle, ilk kez soruluyordu.
(Kaynak: Coşkun Büktel,
"Özdemir Nutku
Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir", Berfin-Bahar,
Eylül 2005, sayfa 42.)
Yukarıda sunduğumuz belge, somut olarak
kanıtlıyor ki, "Theope"nin DT repertuarına kabul edilmediğini sanan A. Ertuğrul Timur,
"Özdemir Nutku skandalı" hakkında
yazı yazmaya kalkışmadan önce, skandal hakkında herhangi bir
araştırma yapmaya gerek duymamış, skandal dosyasındaki ilk yazıyı
bile okumamıştır. Ya da eğer okuduysa, Woody Allen fıkrasındaki
adamdan bile (hızlı okuma kurslarına katılan, sonunda "Savaş ve
Barış"ı on dakikada okuyup bitirecek kadar hızlanan, ama "Savaş ve
Barış"ta olayın Rusya'da geçtiği dışında hiçbir şey anlamamış olan
adamdan bile) "daha hızlı" okumuş. O adam, hiç değilse, olayın
Rusya'da geçtiğini anlamış. Timur ise, olayın koordinasyon
toplantısında geçtiğini bile, "Theope"nin repertuar kurulundan
yıllar önce geçtiğini bile, anlayamamış.
Büktel'in eserleri için, repertuar kurulunda
değilse de, "bir başka aşamada takılmıştır" diyerek, "Theope'yi
sınavda "takılan" başarısız öğrencilere benzeten "kurnaz"
Timur; "Theope"nin,
Türkiye'de mümkün en geniş konsensüsle onaylanmış, en çarpıcı
övgülerle karşılanmış bir oyun olduğunu görmezden gelerek, o "naif"
zekasıyla, "Theope"nin "şaibeli" bir oyun olduğu
propagandasını yapıyor. Yani yalanını (yanlışını) teşhir etmemizden
sonra (üç hafta gecikmeli olarak) "güya" özür dilerken ve "güya"
düzeltme yaparken bile; gerçeği bildiği halde, kasıtlı olarak, açıkça yalan
söyleyip, okurlarını dezenforme ediyor, zehirliyor. Ve bütün
bunlara rağmen, kendisine "sansürcü" dememize kızıyor. Bütün bunlara
rağmen sansürcü olmadığını,
"Yaşasın Sansür" diye başlık atarken
ironi yaptığını sanıyor.
Oysa, rahatça söyleyebiliriz ki: Eğer Timur
bile sansürcü değilse, yeryüzünde sansür diye bir şey hiç var
olmamıştır. Eğer Timur bile sansürcü değilse, Hitler ve Mussolini de halk düşmanı
değildir. Timur bile sansürcü değilse, Hitler ve Mussolini de,
sütten (ya da Timur gibi
"Süt Banyosu"ndan) çıkmış ak
kaşıklardır. Evet, apaçık somut kanıtlar değil de, inkâr geçerliyse, hiç
kimse Hitler ve Mussolini'nin halk düşmanı olduğunu söyleyemez.
Çünkü eğer sorabilseydiniz, Hitler ve Mussolini de, tıpkı
Timur gibi, apaçık somut kanıtlara hiç aldırmaksızın, apaçık somut
kanıtları inkâr ederek, halk düşmanı olmadıklarını söylerdi size.
Tıpkı Timur'un, apaçık somut kanıtları inkâr ederek, sansürcü (ve
"yalancı") olmadığını söylediği gibi.
Kendini ve okurları aldatmakta böylesine
kararlı birine,
"Özdemir Nutku skandalı"nın apaçık belgelerini
göstermeye kalkmanın yararı var mı? Bu kafanın, bu zekanın,
belgeleri görerek, beyninde betonlaşmış önyargıları kırabilmesinin
oluru var mı? Hiç sanmıyoruz. Ama Timur'un önyargılarını kırmak için
değilse de, Timur'un dezenforme ederek, zehirleyerek, aldatıp eşek
yerine koyarak, sansürü onaylattığı 1005 anket imzacısını ve Timur'a
körü körüne inanan tüm masum gençleri aydınlatmak uğruna, (henüz
Türkçe'nin imlasını bile kavrayamamış olan) Timur'un seviyesine
aldırmadan, onun hakkındaki gerçekleri ortaya koymak zorundayız. Bu
uğurda mesai harcamaktan kaçınamayız. Yani, "daha Türkçe bile
bilmeyen bir garibanla polemiğe girmenin gereksiz olduğunu" düşünen
dostlarımızla aynı fikirde değiliz. Timur, Türkçe bilmiyor olabilir
ama elinde, onu, 1005 kişiyi (belki de daha fazlasını)
zehirleyebilme gücüne sahip kılan, sıkıştığında dezenformasyon
amaçlı olarak da kullandığı bir site var. Ve sansür ile
dezenformasyona karşı çıkmak, benim 1990 tarihli ilk eleştiri
yazımdan (Bakınız, "Theope'yi Anlamak ya da Bir Eleştirinin Yarısına
Yanıt", "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", Dramatik
Yayınlar, 1998. Sayfa 25) bu yana, "sürekli misyonum" olmuştur.
Timur sadece, vandallardan duyduğu (kulağına
doldurduğu) yalanlara güvenerek, Büktel'le polemiğe girmeye kalkmış.
Ama biz onun yalanını (yanlışını) somut biçimde kanıtlamış olmamıza
ve onu özür dilemek zorunda bırakmamıza rağmen, Timur (fıkra lazları
gibi hâlâ inat ederek) diyor ki: "yazımdaki diğer bahis konuları geçerliliğini
korumaktadır."
Soralım o zaman kendisine: Büktel'in oyunu ve
çevirisi DT repertuar kurulundan ―hiçbir
aşamada "takılmaksızın"―
yıllar önce ("Theope" 17 yıl önce, "Ölüleri Gömün" 8 yıl önce) "geçtiğine" ve şu an hâlâ repertuarda bulunduğuna göre;
konuyla bir nebze ilgilenmiş olan herkesin bildiği bu sıradan
hakikati bile bilmeyen, konu hakkında en küçük bir araştırma yapmayı
gereksinmediği apaçık görülen sansürcü Timur'un, konu hakkında
yazdığı şu aşağıdaki ifadeler, nasıl olup da hâlâ geçerliliğini
koruyabilir?
Şahin Ergüney aktarımı :
"....şimdi efendim bir de, bir
dikkatini çekmek istiyorum. Hiç bir şeyle itham etmiyorum.
Fransızca'da 16.yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun var.
Özellikle Fransız filolojisinden ve Fransız dilini bilenler onu
biraz şey etmeliler yani, bir bakmalılar. Aradaki benzerliği görmek
için. Teşekkür ederim..."
Özdemir Nutku'nun konuşma
kayıtlarından Şahin Ergüney tarafından birebir yazıya alıntılanmış kaynak:
http://www.tiyatrokeyfi.com/gorusler/theope.html
Özdemir Nutku'nun kendi yazısından
:
“Benim hiçbir iddiam olmadı. Size
olayı nakleden Şahin Ergüney eksik nakletmiş. Bazan eski belgeleri
karıştırırken 17. yy.da yaşamış ikinci sınıf bir yazarın "Theope"
adlı bir oyunu olduğunu öğrendiğimi söyledim. Üstelik hiçbir imada
bulunmadan. Metni görmedim, yalnızca adına eski bir belgede
rastladım. Metni görseydim bile, Fransızca bilmediğim için oyunu
okuma olanağı bulamayacaktım.“
Kaynak :
http://www.tiyatrokeyfi.com/gorusler/nutku.html
Bu iki alıntıdan da benim anladığım
burada KESİN BİR SUÇLAMA KESİN BİR İTHAM OLMADIĞIDIR.
Fransızca bilenler ona bir bakmalıdır, incelemelidir şeklinde
yaklaşım var. Bundan daha doğal ne olabilir?
Böyle bir kurulun başında bende olsam
ve adı aynı olan bir eser bilinç altımda (hafıza yanılgısıyla da
olsa) belirmişse böyle bir şey vardı, araştırmak incelemek aradaki
benzerliklere bakmak lazım bu dili bilen arkadaşlar bir bakmalılar
derdim.
Kurul başkanının bir eser özgün mü
değil mi inceletme araştırtma bunun incelenmesini diğer kurul
üyelerine önermek en doğal hakkıdır. Böyle bir eser var ben okudum
birebir aynı yada kısmen aynı, bu alıntıdır, bu çalıntıdır inanmayan
alsın o eseri okusun gibi bir itham yada suçlama yok ki…
Ne var bunda büyütecek anlamış
değilim.
Ben bugün size Yüzde yüz
kendi eserim olan, her satırı tamamen özgün ve bana ait olan ama
adı "antigone" olan bir oyunumu takdim etsem siz zaten antigone
isminde bir oyun var bakalım ne kadar ondan alıntı yada aynı eserimi
kendisinin diye sunuyor bu şahıs, yoksa tamamen farklı bir şey mi
yazmış diye bir ön sorgulamayla eseri okuma yada araştırma yada
araştırtma gereği duymaz mısınız?
Yada vaktiniz yoksa bir
kurul başkanı olarak şunu bir araştırın bakalım, bir okuyun bakalım
arada benzerlik var mı görelim demez miydiniz? Ha buradaki fark ne?
Örnek verdiğim Antigone çok tanınmış bir oyun Theope ise var mıydı
yok muydu emin bile değil, ama bilinç altında öyle bir oyun hatırlar
gibi ve bir kurul başkanı da bilinç altında da olsa yanılma payı
büyük de olsa en ufak bir kuşkuya yer bırakmamak ve eğer böyle bir
eser varsa ve gerçekten alıntıysa bunu DT repertuarına almakla
töhmet altında kalmamak için gayet doğal bir şekilde en ufak bir
kuşku da duymuş olsa bunu bir araştırın diyecektir, demelidir de.
Tekrar söylüyorum kesin bir itham
göremedim ben bu sözlerde, kesin bir suçlama göremedim. Yok eğer var
diyorsanız o zaman açın davanızı ve kesin ithamla alıntılıcılıkla,
çalıntıcılıkla suçlandığınız için dava edin. Sakız gibi uzatıp
durmak ve başkaları da o kadar üstünde durmadı diye herkesi suçlamak
size hiçbir şey kazandırmaz.
(Kaynak: A. Ertuğrul Timur,
THEOPE KONUSU VE TİYATROM.COM’UN SANSÜRCÜLÜĞÜ
MESELESİ)
Timur zannediyor ki, olay DT'nin 7 üyeli
repertuar kurulunda (ya da "edebi heyetinde") geçmekte... Üyeler,
repertuara alınması için DT'ye önerilen yeni oyun metinlerini
önlerine almış tek tek değerlendiriyorlar. Bunlar, henüz yeni
önerilen oyun metinleri olduğu için, öyle Antigone gibi tanınmış,
bilinen metinler değil. Kurul üyelerinden biri bu tanınmamış
metinlerden birini gösterip "Bakın, ben bunu okudum, çok iyi bir
oyun, adı Theope, bunu mutlaka repertuara almalıyız" diyor. Fakat,
Özdemir Nutku, itiraz ediyor ve "bir dakika, ben on altıncı
Yüzyıl'da Fransa'da yazılmış 'Theope' adlı bir oyun hatırlar
gibiyim. Fransızca bilenler bu konuyu bir araştırsınlar da çalıntı
bir eseri DT repertuarına almış olmak gibi bir töhmet altına
girmeyelim" diye diğer altı üyeyi uyarıyor.
Olay, Timur'un zannettiği gibi, DT repertuar
kurulunda geçiyor olsaydı ve "Theope", Timur'un zannettiği gibi, o
kurula henüz yeni önerilmiş, henüz repertuara girmemiş, tanınmayan,
bilinmeyen bir oyun olsaydı; Nutku'nun tepkisini masum bulmak, evet,
belki mümkün olabilirdi.
Ama olay, 2005 yılında, yani "Theope"nin
hakkında gerekli araştırmalar yapılıp DT edebi kurulunca uygun
görülerek DT repertuarına alındığı 1990 yılından on beş yıl sonra ve
DT repertuar kurulunda değil, DT'nin yılda bir yapılan (otuzdan
fazla temsilci ve yönetici sanatçının katıldığı) "geniş"
koordinasyon toplantılarından birinde" geçiyor. Peki bu neyi mi
değiştirir? Şunları:
Olayın geçtiği 2005 yılında,
"Theope" Timur'un
zannettiği gibi, tanınmayan, bilinmeyen, DT repertuarına yeni
önerilmiş bir oyun değildir. Evet, fırıncılar, kuaförler ve Timur
bilmiyor olabilir ama, tiyatroyla ilgilenen herkes biliyordu ki,
"Theope",
2005 yılında, şu aşamaları geride bırakmıştır: 1990 yılında hem DT
hem de İstanbul Şehir Tiyatrosu
"Theope"yi repertuarına almıştır.
Yine 1990 yılında, "Theope" İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun Harbiye
Muhsin Ertuğrul sahnesinde Ali Taygun rejisiyle sahnelenmiş, bu
sahneleme dolayısıyla pek çok tartışmalara yol açmıştır. 1993'te,
"Theope"
kitap olarak 5400 adet basılmış, bu 5400 adet, amatör olarak
dağıtıldığı halde, 2000 yılında tükenmiştir. Bana söylendiğine göre
"Theope" hakkında Özdemir Nutku'nun başkan olduğu okulda bile bir
sürü inceleme yapılmış, tez hazırlanmıştır. 1997'de Lefkoşa Belediye
Tiyatrosu tarafından ve daha öncesi ve sonrasında bir takım amatör
tiyatrolar tarafından oynanmış olan
"Theope", bugüne dek hiçbir
esere nasip olmamış ölçüde yüceltici övgülerle karşılanmış, fanatik
okurlar kazanmıştır. Kısacası,
"Theope", olayın geçtiği tarihte,
tiyatro sanatçılarımızın en saygın Türk oyunlarından biri olarak
"tanıdığı", "bildiği" bir oyundur. Peki bu neyi mi değiştirir?
Şunları:
Özdemir Nutku, Fransa'da 16. Yüzyıl'da yazılmış
"Theope" adlı bir başka oyunla ya da o oyunun belgesiyle gerçekten
karşılaşsa ne yapardı? Derhal bir yazı yazar, "Theope"nin "Türk
dilinde yazılmış en iyi oyun" olduğunu söyleyerek şişinen ve (Özdemir
Nutku dahil) pek çok akademisyeni, pek çok eleştirmeni, pek çok
yazar ve yönetmeni, "isim vererek" kıyasıya eleştiren Coşkun Büktel'e
derhal haddini bildirirdi. Diyelim ki, rastladığı belge Fransızca ve
Nutku Fransızca bilmediği için diğer Theope'nin Büktel'in "Theope"sine
gerçekten benzeyip benzemediğini bilmiyor. Bu durumda ne yapardı?
Fransızca bilen onlarca öğrencisinden birine, ya da Fransızca bilen
onlarca akademisyen dostlarından birine, o diğer Theope'yi
araştırmasını derhal rica ediverir ve
(eleştirileriyle herkesi kum torbası döver gibi hiçbir sıyrık
almadan dövmekte olan) Büktel belasına yine haddini bildirirdi. Bunu
yapmak için (Büktel'e haddini bildirmek için) koordinasyon
toplantısında bir sanatçının çıkıp "Theope"nin DT'de sahnelenmesini
talep etmesini beklemezdi.
Diyelim ki, Nutku, Büktel'in eleştirilerine hiç
aldırmıyor, Büktel'i hiç önemsemiyor, o nedenle, öteki "Theope"nin
belgesini de önemsemedi; Büktel'i önemsemediği için, eleştirileri
yüzünden Büktel'i cezalandırmayı aklından bile geçirmedi. Yüksek
kişiliği yüzünden, Büktel gibi seviyesiz biriyle uğraşmaya tenezzül
etmeyerek, sessiz kaldı. Bu tezi kabul edebilir miyiz? Hayır, bir
gıdım zekamız varsa kabul edemeyiz. Çünkü kabul ettiğimiz zaman,
sorarlar adama: Peki yüksek karakterli Nutku, eline geçen belgeye
rağmen, belgeyi Büktel'e karşı kullanmaya tenezzül etmeyerek sessiz
kaldıysa, koordinasyon toplantısında neden sessiz kalamadı? Büktel'i
kapalı kapılar ardında gizlice (alçak karakterliler gibi "sinsice")
engellemeye çalışmak yerine; belgeyi niçin bulur bulmaz açıklayarak,
Büktel'e açıkça, mertçe, yüksek karakterlice, cephe almadı?
Timur diyor ki:
Kaldı ki bana göre bunda suç teşkil edecek boyut yada aylar sonra
hala haber değeri taşıyacak vahim bir durum da yoktur. Ben böyle bir
eseri hatırlıyor gibiyim araştırılmasında yarar var denmiştir.
Yanılıyor yanlış hatırlıyor, karıştırıyor olabilir zaten bu nedenle
de kesin bir yargıda bulunmuyor hatırlıyor gibiyim, araştırılmasında
yarar var gibi bir ifade kullanıyor.
(Kaynak: A. Ertuğrul Timur,
THEOPE KONUSU VE TİYATROM.COM’UN SANSÜRCÜLÜĞÜ
MESELESİ)
Timur'un zannettiği (daha doğrusu,
zannettirmeye çalıştığı gibi) Nutku, "hatırlar gibiyim"
tarzında, kendinden emin olmayan, gayrı bilimsel, gayrı ciddi bir
ifade kullanmış değildir. Timur, apaçık belgelere rağmen, CD kaydına
ve Nutku'nun itirafına rağmen, kanıtları bir yana bırakıp,
uyduruyor. Nutku'ya mazeret üretmek için, ona söylemediği şeyleri
söyletiyor/yakıştırıyor. "Hatırlar gibiyim" tarzında gayrı
ciddi ifadeler kullanması Timur'a yakışabilir ama; Özdemir Nutku
gibi bir profesör, DT
koordinasyon toplantısındaki otuzu aşkın temsilci ve yönetici
sanatçının önünde, bir oyunun sahnelenmesi talebine karşı
çıktığında, "hatırlar gibiyim" tarzında gayrı ciddi bir
üslupla konuşamaz/konuşmamıştır. Nutku'nun o toplantıda ne dediği,
üzerinde yorum yapılabilecek belirsiz/bulanık bir konu değildir.
Nutku'nun söyledikleri, CD kaydıyla belgelenmiş olarak, kelimesi
kelimesine, apaçık meydandadır. Nutku, Timur'un saptırma gayretiyle
iddia ettiği üzere, "hatırlar gibiyim" tarzında bir ifade
kullanmamıştır. Şahin Ergüney tarafından ifade edilen "Theope"nin
DT'de sahnelenmesi talebine karşı, Özdemir Nutku, kelimesi
kelimesine şunları söylemiştir:
"....şimdi efendim bir de, bir
dikkatini çekmek istiyorum. Hiç bir şeyle itham etmiyorum.
Fransızca'da 16.yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun var.
Özellikle Fransız filolojisinden ve Fransız dilini bilenler onu
biraz şey etmeliler yani, bir bakmalılar. Aradaki benzerliği görmek
için. Teşekkür ederim..."
(Toplantının CD'sinden aktaran Şahin
Ergüney,
"Theope Üzerine Özdemir Nutku'ya Yanıt")
Yukarıda (bir kez daha) aktardığımız (CD
kaydıyla "belgeli") sözlerinden anlaşılacağı üzere, Nutku, "hatırlar gibi" filan değildir.
Kesindir: Yer ve zaman belirtmekte, (daha sonra Büktel'e karşı
yazdığı
"Coşkun Büktel'e Yanıt" başlıklı savunma yazısında) diğer "Theope"nin yazarını
"ikinci sınıf" diye nitelemektedir. Yani gayet profesörce, otoriter ve
bilimsel bir tavırla, açık ve kesin bir dille ve soğukkanlılıkla, düpedüz yalan
söylemektedir. Yalan söylediği için, toplantının CD'sinde,
Fransa'daki "Theope" için 16. yüzyıl tarihini verdiği görüldüğü
(duyulduğu)
halde, Nutku, sonradan bu yalanını unutmuş, Büktel'e karşı yazdığı
savunma yazısında ("Coşkun
Büktel'e Yanıt") tarihi 17. Yüzyıl olarak vermiştir. Bu tarih
tutarsızlığı, Timur'un yazısında alıntıladığı ve bizim de yukarıda
aktardığımız, ifadelerde de açıkça görülebilmektedir. Nutku'nun
"Coşkun
Büktel'e Yanıt"da Büktel'i yumuşatmak için söylediği
her şeyin yalan olduğu (sonradan Şahin Ergüney'in ortaya çıkardığı
toplantı CD'si sayesinde) kesinlikle belgelenmiştir. Ortaya çıkan
CD; toplantıda söylediği
yalanı örtbas etmek için Nutku'nun, savunma yazısında ("Coşkun
Büktel'e Yanıt") bir dizi yalana daha
başvurduğunu iki kere iki dört gibi kanıtlamıştır. (Bakınız: Ergüney,
"Theope
Üzerine Özdemir Nutku'ya Yanıt")
İnsanın
"Özdemir Nutku
skandalı" hakkında yazı
yazdığı halde, bunca tutarsızlığı
görememesi ve Nutku'nun yalan söylediğini anlamaması için, herhalde
ya fıkra lazı olması ya da adının A.
Ertuğrul Timur olması gerekiyor. Çünkü yeryüzünde Timur'dan başka
hiçbir zeka (Nutku'nun kendisi bile) o CD
ortaya çıktıktan sonra, "Özdemir
Nutku skandalı"ndaki somut kanıt ve belgelere karşı
çıkmaya, Özdemir Nutku'nun iftirasını Büktel'e karşı savunmaya ("Bende
Özdemir Nutku'nun yerinde olsam aynı şeyi yapardım" diyerek,
sazan ya da kamikaze gibi kendini ateşe atmaya) yeltenmemiştir.
Timur, Nutku'nun iftirasını, Nutku'dan destek görmüş, Nutku'ya en
yakın akademik kişilerin bile savunmaya kalkmamış olmasına dahi uyanamayacak kadar
"Allahlık" bir kamikazedir.
Özdemir Nutku'ya çok daha yakın oldukları ve
de'leri, da'ları ve soru takılarını ne zaman ayırıp ne zaman
birleştireceklerini bilecek kadar yazar oldukları ve Büktel'den sık
sık
fırça da yedikleri halde; orta zekalı bir sürü tiyatrocu, tarih
önünde yutkunup susmuş ve oturmuşken; bizim "kurnaz" Timur, kamikaze
gibi kendini ateşe atarak, onlar adına, Özdemir Nutku'yu savunmaya
kalkıyor. Ve bakın bu savunma azmini ne kadar ileri vardırıyor:
BENDE ÖZDEMİR NUTKUNUN
YERİNDE OLSAM AYNISINI YAPARDIM !
Aynı şüpheyi bende duysam
bunu isterdim. Bir kurulun iç toplantısında olumlu olumsuz
görüşlerin; eğer bir kuşku varsa kuşkuların dile getirilmesi kadar
doğal ne olabilir? Yanlış olan bir şüphenin dile getirilmesi
değil bu araştırma yapılıp neticesi kesin alınmadan (Bu eser
kesinlikle özgündür yada kopyadır yargısına varılmadan) kurulun iç
konuşmasının dışarıya yansıtılmasıdır. Böylece kurul içindeki bir
kuşkunun dile getirilmesi yada doğal bir araştırılma istemi
kamuoyuna bu eserle ilgili şaibeli bir eser izlenimi vermiştir.
Özdemir Nutkunun hiç bir kesin belgeye dayanmasa dahi bilinç altı
yanılsamayla olsa dahi en ufak bir şüphe duyduğu eserin
incelenmesini talep etmesi kurul üyesi yada başkanı olarak hakkıdır.
ESERE ASIL ZARAR VEREN
ŞAHİN ERGÜNEY'DİR : Ortada bir suç var ise bu Özdemir
Nutkunun duyduğu kuşku değil, kurulun içindeki konuşmalarda geçmiş
bir şüpheyi henüz kesin bir araştırma ve neticeye bağlamadan,
eserle ilgili kurulda alınmış bir resmi kopyadır yada değildir gibi
bir karar yokken, kurulda geçen bir ara konuşmayı kamuoyuna
yansıtan Şahin Ergüney'in yaptığıdır. Bu konu kamuoyuna yansıdıktan
sonra artık sadece kurulun bir üyesinin duyduğu şüphe olmaktan çıkıp
eser üzerinde şaibeli bakılan bir eser damgası oluşmasına neden
olmuştur.
Edebi kurul bir mahkeme
değildir. Orada eserler yada yazarlar yargılanıp özgün yada kopya,
yazar suçlu yada suçsuz ne bunun yargılaması yapılır ne de mahkeme
heyetine (kurul üyelerine) kesin deliller sunulur. Dolaysıyla da
Coşkun Büktel'in sanki eseri ve kendisi yargılanmış, mahkum edilmiş,
haksız yere afaroz edilmiş, yalancı şahitlikler yapılıp, sahte
deliller sunulmuş gibi bir hava yaratması da anlamsızdır.
Çıkış nedeni mesnetsiz
olunca doğal olarak bu konuda yapılan hiç bir polemiğinde bana göre
fazlaca değeri kalmamaktadır.
(...)
Devlet Tiyatroları gibi resmi bir kurumda
repertuar kurulu oyun seçerken bilinç altında hiç bir şüphe
kalmamalı endişeye yer bırakmamalıdır. Aksi halde kopya bir eseri DT
repertuarına alma ihtimali mümkündür ve bu da kurulu töhmet altında
bırakacaktır. Bu nedenledir ki Sayın Özdemir Nutku yada kuruldaki
herhangi bir üye kurula sunulan bir oyunla ilgili kırıntı kuşku dahi
duymuşsa bunun araştırılmasını istemek en doğal durumdur.
(Kaynak: A. Ertuğrul Timur,
THEOPE KONUSU VE TİYATROM.COM’UN SANSÜRCÜLÜĞÜ
MESELESİ)
Büktel'in eleştiri yazıları için "çıkış
nedeni mesnetsiz" diyen "kurnaz" kamikazenin çıkış nedeni
hem mesnetsiz, hem de kötü niyetli.
Mesnetsiz, çünkü Timur; 17 yıl önce, dramaturglar ve edebi kurul
üyeleri tarafından yeterince araştırılıp DT repertuarına alınmaya
layık görülmüş olan "Theope" adlı oyunumun
"şaibeli bakılan bir eser damgası" taşıdığını iddia
ediyor. Oysa, Timur gibi okuma özürlü üç
beş vandal dışında, tiyatroyla ilgilenen tüm insanlar, "Theope"nin
Türk diline onur kazandıran olağanüstü bir yapıt olduğunu biliyor ve
bunu ifade ediyorlar. (Bakınız:
"Theope")
"Theope"nin değeri, (eleştirilerim
nedeniyle benden nefret eden) Özdemir Nutku dahil, Mustafa
Demirkanlı dahil, (ama Timur gibi okuma özürlüler hariç) tiyatroyla
ilgili tüm insanlar tarafından zaten teslim edilmiş. En seçkin sanatçı ve
entelektüeller "Theope"yi olağanüstü övgülerle yüceltmişler.
Can Gürzap "Theope"yi DT'de sahnelemek istemiş, reddetmişim. İzmit
Şehir Tiyatrosu, Işıl Kasapoğlu döneminde "Theope"yi Şakir Gürzumar
rejisiyle sahnelemek istemiş, reddetmişim. Kemal Başar, "Theope"yi
DT'de
sahnelemek istediğini belirtmiş, oralı bile olmamışım. Bütün bunları yazmış okurlara
aktarmışım. Bu durumda, benim, "Theope"nin değeri konusunda herhangi
bir (Timur'un deyişiyle) "hazımsızlığa" ya da
"beyin bulanıklığına" kapılmama gerek olmadığını (okuma özürlü)
sansürcü Timur'dan başka herkes biliyor. Ama Timur ne bunları
biliyor, ne de Özdemir Nutku'nun "Theope"yi hangi toplantıda, hangi
nedenle ve hangi yalanlarla engellemeye kalkıştığını biliyor.
Şaibe damgası taşıyan, "Theope"
değildir. Asıl şaibeliler, asıl damgalılar kim midir? Asıl
damgalılar, "Theope"ye şaibe bulaştırmaya çalışanlardır.
Asıl damgalılar, acıklı ve nafile bir gayretle, hâlâ, "Theope"nin "şaibeli" bir eser olduğu yolunda
kamuoyunu dezenforme etmeye çabalayan Timur gibi kurnazlardır. Asıl
damgalılar, Özdemir Nutku gibi, "Theope"ye şaibe bulaştırmaya
çalışırken işler sarpa sarınca ("Coşkun
Büktel'e Yanıt" başlıklı bir savunma yazısı yazıp) Theope'yi
"özgün" ve "başarılı" bulduklarını söyleyerek
"yanmasın diye kazı çevirmeye" çalışanlardır. Asıl
damgalılar, Özdemir Nutku gibi iftiracı vandallar
ve kulaktan "dolma" yalanlarla "doldurulduktan" sonra,
o vandalların iftirasını savunmaya kalkışan "kurnaz" kamikazelerdir. Evet, asıl damgalılar, "Theope"yi
damgalamaya çalışırken kendilerini damgalayanlardır. Ve alınlarına
kendi elleriyle kazıdıkları o damgadan kurtulamayacak; kurnazlığı
terk etmedikleri, beni bile tatmin edecek
kadar samimi ve yeterli ifadelerle özür dilemedikleri sürece,
kıyamete kadar "damgalı" kalacaklardır.
Timur, tüm "kurnazlığına" rağmen, alnına kendi elleriyle kazıdığı
damgayı fark edecek kadar ileri bir evrim aşamasından henüz çok
uzaktır; o nedenle, bu saatten sonra bile hâlâ utanmayabiliyor ve "Teknik olarak
kurul adı ve aşaması yanlış olup yazımdaki diğer bahis konuları
geçerliliğini korumaktadır." gibi kurnazca "pişkin" bir cümle
kurabiliyor.
Böylesi yalanlarla (yanlışlarla) okurları dezenforme edip
zehirleyen Timur; daha çıkış noktasında yalan ya da yanlışa battığını
belgeleyerek kendisini uyardığımızda, ne yapıyor? Belgelediğimiz asıl
geçekleri okurlarına aktarıyor mu? Timur'un yalanlarıyla zehirlenmiş
okurlara bizim sunduğumuz panzehiri ulaştırıyor mu? Yalanlara karşı
bizim belgelediğimiz gerçekleri yayınlıyor mu? Hayır. Yayınlamıyor. O
gerçekleri de iki yıldır görmezden geldiği diğer gerçekler gibi
görmezden geliyor. Büktel tarafından teşhir edilmiş tüm skandalları fasa fiso sayan vandalların
aklına uyarak, Türk tiyatrosunun en çarpıcı gerçeklerini sitesinin
okurlarından iki yıldır gizlediği gibi, hâlâ daha gizliyor.
Nasıl gizliyor? Düzeltme yaparken bile gizliyor. Düzeltme yaparken bile
(fıkra lazları gibi "inadım inat" dercesine) okurları dezenforme
etmeyi, aldatmayı, zehirlemeyi hâlâ sürdürüyor. "Kurnazlık" sandığı
o ilkel ve iğrenç Demirkanlı yöntemlerini hâlâ
elden bırakmıyor. Ve Özdemir Nutku uğruna kamikaze gibi kendini ve
adını ateşe attığı için bir an bile pişman olmadan, tüm belge ve
kanıtlara aldırmaksızın, hâlâ daha inatla, "yazımdaki diğer bahis
konuları geçerliliğini korumaktadır" ya da "Bende Özdemir
Nutku'nun yerinde olsam aynı şeyi yapardım" ya da "Yaşasın
Sansür" diyor.
Umalım ki: Tarih, Timur'un taksiratını
affetsin!
Coşkun Büktel / 7 Eylül 2007
GÜNCELLEME
(8 Eylül 2007):
"Yaşasın Sansür"
skandalı dizisinin ikincisi olan bu yazı, A.
Ertuğrul Timur tarafından kendi sitesine de
(tiyatrom.com) aktarılmıştır. (GÜNCELLEME
22 HAZİRAN 2008: Sansürcü Timur,
kendisinden bekleneceği üzere, daha sonra bu
yazımızı sitesinden silip çıkarmıştır.) Buna sevindik. Ne
var ki Timur, iktibas etiğine aldırmamış,
aktarmayı hangi siteden yaptığını belirtmemiş,
yazıyı sanki biz kendisine yayınlaması için
göndermişiz gibi yayınlamıştır. Yazılarımızı
hiçbir siteye göndermiyoruz. Kendi sitemizi
kurduğumuzdan beri hiçbir siteden yazılarımızı
yayınlamasını talep etmedik/etmiyoruz. Ancak her
zaman şunu dedik/diyoruz: Yazılarımız (tahrif
edilmemek ve kaynak gösterilmek kaydıyla) tüm
siteler tarafından yayınlanabilir.
Timur, "Kurnaz Kamikaze"
başlıklı yazımızı yayınladığı tiyatrom.com
sayfasının sonuna, editör olarak, şu yorumları
eklemiştir (Timur'un,
THEOPE KONUSU VE TİYATROM.COM’UN SANSÜRCÜLÜĞÜ
MESELESİ
başlıklı yazısıyla bu polemiği kendisinin
başlattığını unutmuş olduğuna dikkat edilsin.):
Tiyatrom'un notu : Bu konuda süren
yazışmalar sırasında konuya Sayın Hilmi Bulunmaz, Sayın Mustafa
Demirkanlı da dahil olmuş, gerek önceden süregelen gerginliklerin
devamı gerek bu son yazışmalar sırası oluşan gerginlik nedeniyle
yazışma içerikleri bizim arzulamadığımız sertliklerde ve dilde
nüksetmiştir. Kullanılan dil ve üslup nedeniyle artan ve daha da
artacağı muhtemel gerginlikteki ve onaylamadığımız düzeydeki bu
yazışmalara bilindiği gibi tiyatrom olarak yer vermeyi reddettik.
Fakat okumayı dileyen, okuma gereği duyan herkes Sayın Hilmi
Bulunmaz ve Sayın Mustafa Demirkanlı (ve tabi Sayın Coşkun Büktel'in)
tüm yazışmalarını (Bize ilişkin tüm eleştiriler de dahil)
www.coskunbuktel.com dan
ana sayfa üzerinden erişebilir.
Bu yazıya yanıt
verilmeyecektir. Vereceğim tek yanıt Savaş ve Barış üzerine
yada nerede geçtiği üzerine bugüne dek hiç bir açıklamam olmamıştır,
Sayın Büktel örnekleme amacıyla kullanmıştır.
Konuyla ilgili kişisel görüşlerimizi "biz
kendi üslubumuzla" yazdık sayın Büktel'de "kendi üslubuyla" yanıtını
verdi.
Theope'nin üzerindeki karar mercilerinden
biri olmadığımız gibi bu polemiklerin doğmasında da sorumluluğumuz
olmadığından, doğrudan dahil olmadığımız bu konuya daha fazla taraf
yada malzeme olmayı düşünmüyoruz. Ancak Theope ile ilgili (bundan
sonrasında) polemik değil haber niteliğinde gelişmeler olursa ve
Sayın Büktel lütfedip iletirse elbette yer alacaktır.
(Kaynak: tiyatrom.com'daki "Kurnaz Kamikaze"
sayfası:
http://www.tiyatrom.com/coskun_buktel_yanit.htm)
Not:
"Yaşasın Sansür" skandalı başlıklı dosyamızın diğer
yazılarını okumak için aşağıdaki başlıkları tıklayınız:
"Yaşasın Sansür" skandalı 1
(Coşkun Büktel)
"A. Ertuğrul Timur'a Aşağıdaki Jeep'i
Veriyoruz"
(Hilmi Bulunmaz)
"Timur, Nasreddin Hoca'ya Karşı"
(Hilmi Bulunmaz)
"Ben sana 'Tiyatrocu olamazsın'
demedim" (Feridun Çetinkaya)
"Süt Banyosu" (Link yazısı)
(Coşkun Büktel)
"Yaşasın Sansür" skandalı 2
(Coşkun Büktel)
|