Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

"Yaşasın Sansür" skandalı: 2      

Önce bunu okuyun: "Yaşasın Sansür" skandalı 1

 

 

"Yaşasın Sansür" diye başlık atan sansürcü Timur'un özürü de suçu kadar vahim.

 

 

"KURNAZ" KAMİKAZE

 

 

Coşkun Büktel

 

"Bende Özdemir Nutku'nun yerinde olsam aynı şeyi yapardım" diyerek iftirayı sahiplenen sansürcü Timur'un, Nutku'yu savunmak için ürettiği mazeretlere cevaplarımız

 

 

 

 

 

 

               "benim bu polemikleri yada Coşkun Büktelin yazılarını yayınlamak gibi bir sorunluluğum yoktur Size göre bu sansürcülükse evet ben Coşkun Büktel'in kişisel hazımsızlıklarının beyin bulanıklıklarının ve çekişmelerinin sansürcüsüyüm."
 

A. ERTUĞRUL TİMUR
(Kaynak: A. Ertuğrul Timur, "Bu Konunun Her Üç Muhatabına")

 

 

 

DÜZELTME : Bir süre önce yazdığım yazıda Sayın Coşkun Büktel'e ait Theope adlı eserin ve yaptığı çevirinin DT repertuar kurulundan geçmediğini yazmıştım. Sayın Coşkun Büktel'in her iki eseri de repertuar kurulundan çok uzun süre önce geçmiş olup repertuar kurulunda değil bir başka aşamada takılmıştır. Bu yanlış (yalan değil yanlış) bilgiyi düzeltir yanlış bilgilendirmeden dolayı Sayın Coşkun Büktel ve okurlarımdan özür dilerim. Teknik olarak kurul adı ve aşaması yanlış olup yazımdaki diğer bahis konuları geçerliliğini korumaktadır.

 

A. ERTUĞRUL TİMUR
(Kaynak: A. Ertuğrul Timur, TÜRKİYE'DE EĞİTİME YATIRIM EN AHMAKÇA YATIRIM GİBİ GÖRÜNÜYOR

 

                                      Not: Timur'un yukarıdaki özür metni, kimse görmesin diye, üstte linkini verdiğimiz alakasız yazının en dibine saklanmıştır.

 

GÜNCELLEME 14 Mayıs 2008:

Sansürcü Timur, 3. Abdülhamid lâkabının hakkını vererek,

dilediği o özürü daha sonra silip yok etmiş. )

 

 

 

 

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan, olayın Rusya'da geçtiğini bile anlamadan "Savaş ve Barış" hakkında ahkam kesmeye kalkan, A. Ertuğrul Timur, şimdi kalkmış diyor ki:

 

"Özür dilerim, olay Prusya'da değil, Rusya'da geçiyormuş. Bu yanlış (yalan değil yanlış) bilgiyi düzeltir yanlış bilgilendirmeden dolayı Sayın Tolstoy ve okurlarımdan özür dilerim. Teknik olarak ülke adı yanlış olup yazımdaki diğer bahis konuları geçerliliğini korumaktadır."

 

Yahu, sansürcü kardeşim, diğer bahis konularının geçerliliğini koruması nasıl mümkün olabilir? Sen "Savaş ve Barış"ta olayın Rusya'da geçtiğini bile anlamamışsan, "Savaş ve Barış"a ilişkin söylediğin şeylerin nasıl olur da bir geçerliliği (en küçük bir kıymeti harbiyesi) bulunabilir?

 

Sansürcü Timur, sanki basit bir imla yanlışı, "teknik" bir hata yapmış gibi (yani "ha Prusya, ha Rusya, arada bir tek harf farkı var! N'olmuş yani?" der gibi) bir havaya girerek, okurları bir kez daha ve bu kez, kesinlikle bile bile (kasten) dezenforme etmeye (aldatmaya) çalışıyor.

 

Sansürcü Timur'un okurları dezenforme etmekte (aldatmakta) sakınca görmediği, sırf, şu özür ve düzeltme yazısıyla bile, somut olarak, apaçık kanıtlanabilir bir gerçektir. Biz Timur'un yalanını (yanlışını) onun "Yaşasın Sansür" başlıklı yazısını yayınladığımızda, o yazı için ana sayfamızda yaptığımız, 6 Ağustos 2007 tarihli şu anonsla teşhir etmiştik:

 

A. Ertuğrul Timur, tiyatrom.com adlı sitesinde,

 

"Yazar Coşkun Büktel'in Devlet Tiyatroları repertuar kurulundan geçemeyen  çeviri ve eseri için bıkmadan usanmadan yürüttüğü bireysel  sataşmalarından oluşan haber ve polemiklerini,  hakaret ve küfürlere varan yazışmaları yayımlamayı reddetmekteyiz. Bu bireysel kör dövüşünü ve seviyesi düşük yazışmaları yayınlamamızı siz de sansür sayıyorsanız Coşkun Büktel kişisel sitesinde yada Hilmi Bulunmaz'ın Tiyatroyun sitesinde okuyabilirsiniz."

 

...diyerek, önce, sitesinin okurlarını Büktel'in eseri ("Theope") ve çevirisi ("Ölüleri Gömün") hakkında dezenforme ediyor, ardından, aldattığı okurlara bir de anket uygulayarak, onları kendi antidemokratik, sansürcü amaçları doğrultusunda yönlendiriyor.

 

Yıllardır Büktel'e karşı uygulanan sansür çabalarına rağmen Büktel'in yazılarına ulaşabilmiş şanslı azınlığın gayet iyi bildiği üzere, Büktel'in eseri ("Theope") ve çevirisi ("Ölüleri Gömün"), Timur'un iddia ettiği gibi "Devlet Tiyatroları repertuar kurulundan geçemeyen" değil, tam tersine, "geçebilmiş" eserlerdir. "Theope", taa 17 yıl önce (1990'da), "Ölüleri Gömün" ise, taa 8 yıl önce, DT repertuar kurulundan "geçmişlerdir".

 

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan A. Ertuğrul Timur, dezenforme ettiği zavallı okurlara "Bu kısıtlamayı nasıl karşılıyorsunuz?" sorusunu sorarak; aldattığı okurları, sansürü onaylatmanın mekanizması/manivelası olarak "kullanmış"; antidemokratik sansürcü tutumuna, kandırılmış kitleleri alet etmiştir. Halka zararlı bir unsur olduğunu defalarca kanıtlamış olan sansürcü Timur'dan fena halde hesap soracağız. Sabredin! 

 

6 Ağustos tarihli yukarıdaki anonstan sonra, Timur, yalanını (yanlışını) düzeltmemiştir. Kendisini 13 Ağustos 2007 tarihli yazımızla (Bakınız: "Yaşasın Sansür" skandalı 1") bir kez daha uyardığımız halde, Timur, duyarlılık göstermemiş, yine düzeltme yapmamış; daha sonra, Hilmi Bulunmaz, iddialarını ispat ederse kendisine gıcır gıcır bir Jeep vermeyi kamuoyu önünde açıkça taahhüt ettiği halde (Bakınız: "A. Ertuğrul Timur'a Aşağıdaki Jeep'i Veriyoruz".) Timur yine aldırmamış, düzeltme yapmak için tam üç hafta bekleyerek okurlarını üç hafta daha dezenforme etmiştir. Üç hafta sonra (27 Ağustos 2007) düzeltme yaptığında ise, ana sayfada yaptığı yanlışı, ana sayfada düzeltmek yerine, (yeni bir düzeltmeye muhtaç) düzeltmesini, hiç kimse görmesin ve görenler de ne olduğunu anlamasın diye, konuyla alakasız bir yazının (TÜRKİYE'DE EĞİTİME YATIRIM EN AHMAKÇA YATIRIM GİBİ GÖRÜNÜYOR) dibine saklamayı tercih etmiştir. (Timur'un bu saftirik kurnazlığını eleştiren gayet yaratıcı ve eğlenceli Hilmi Bulunmaz yazısı için, tıklayınız: "Timur, Nasreddin Hoca'ya Karşı".)

 

Kısacası, Timur'un yaptığı düzeltme ve özür, onun suçu kadar vahim kötü alışkanlıklarını bir kez daha sergilemekten başka hiçbir sonuç vermemiştir.

 

Timur'un özür dileyerek düzeltmek zorunda kaldığı şey, evet, başlangıçta, (onun Büktel'i suçladığı konu hakkında hiçbir araştırma yapmadığını kanıtlayan) vahim bir "yanlıştı". Evet, vahimdi, ama yine de bir "yanlışlıktan" ibaretti. Ortada bir "yalan" yoktu. "Yalan" kadar vahim bir suç yoktu. Timur'unki yalnızca vahim bir "yanlışlıktı". Evet, başlangıçta, (ne kadar vahim olursa olsun) yalnızca bir "yanlışlık" söz konusuydu. Timur bizim uyarımızdan sonra bu yanlışlığı derhal ve hiçbir "kurnazlığa" tevessül etmeden düzeltmeliydi.

 

Ama Timur bizim uyarımızı görmezden gelmeyi tercih ettiği anda, o (zaten vahim) "yanlışlık", artık bile bile sürdürülen, "kasıtlı", vahim bir "yalan" haline geldi. Timur, üç hafta boyunca kendisini sıkıştırmamıza (onun deyimiyle "işkence" etmemize) rağmen, düzeltme yapmayı ve özür dilemeyi reddederek yalanı örtbas edebileceğini sandı. Bu örtbas çabasıyla yalanın vahametini artırdı. Ama üç hafta sonra, Coşkun Irmak'ın "Yazar Yalnız yazar" başlıklı yazısıyla konuyu bir kez daha gündeme getirip Timur'u eleştirdiği 27 Ağustos 2007 tarihinde, yalanı örtbas etmenin mümkün olmadığı, nihayet, Timur'un kafasına dank etti. Ve Timur, üç hafta direndikten sonra, hakikati üç hafta boyunca bile bile, "kasten", okurlarından gizledikten sonra, nihayet düzeltme yapıp özür diledi ama, özürü de, yukarıda somut kanıtlarıyla teşhir ettiğimiz üzere, suçu kadar vahim oldu.

 

 

"Bende Özdemir Nutku'nun yerinde olsam aynı şeyi yapardım" diyerek iftirayı sahiplenen sansürcü Timur'un, Nutku'yu savunmak için ürettiği mazeretlere cevaplarımız

 

Ben de, başkaları da, olayın aslını bin kere yazdık. (Bakınız: "Özdemir Nutku skandalı".) Ama Timur, yazdıklarımızı okumaya gerek duymuyor. Sanırım şöyle oluyor: Yazdıklarımızdan rahatsız olan ama yazdıklarımızı açıkça isimlerini vererek yalanlamaya asla cesaret edememiş vandallar, bize açıkça karşı çıkamadıklarından, sağda solda dedikodu yaparak, konuyu bilmeyen insanları aleyhimizde "dolduruyorlar". Kendileri olayın aslını bildikleri ve o saçma iddialarla Büktel'in karşısına çıkmayacak kadar uyanık oldukları için, o saçma iddialarla bana karşı "doldurdukları" piyonları (kendini nasıl bir ateşe attığının farkında olmayan "kamikazeleri") kışkırtıp üstüme salıyorlar. İşte Timur da vandalların dolduruşuna gelen o "kurnaz" kamikazelerden biri.

 

O kadar kurnaz ki, daha Türkçe'nin imlasını bile kavrayamamış olduğu halde, kendini yazar (hatta Hürriyet gazetesi yazarı) olarak takdim edebiliyor. "İnanmak gerekirse kendisi Hürriyet yazarıymış" biçiminde bir cümle kurduğumuz için de bize kızıyor.(Bakınız: A. Ertuğrul Timur, "Theope konusu ve tiyatrom.com'un sansürcülüğü meselesi") Biz, Hürriyet yazarı olmanın matah bir şey olduğunu sanmıyoruz ama bir Hürriyet yazarının en azından de'leri, da'ları, soru takılarını ne zaman ayrı ve ne zaman bitişik yazacağını bilmesi gerektiğini sanıyoruz. Yoksa o kadarı bile gerekmiyor mu?)

 

Daha önce yazdığım hiçbir şeyi okumamış bile olsa, "Özdemir Nutku skandalı" dosyasındaki yazıların yalnızca ilkini okumuş bile olsa ve bu okuyan kişi yedi yaşında bir çocuk bile olsa; o çocuğun, "Theope" adlı Coşkun Büktel oyununun, DT repertuarından geçmediğini sanması imkânsızdır. Çünkü daha önce yüzlerce kez yazmış olmama rağmen, ilgili herkesin zaten biliyor olmasına rağmen, ben, "Özdemir Nutku skandalı" hakkındaki ilk yazımda da ("Özdemir Nutku Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir"), "Theope"nin 1990 yılında DT repertuarına alındığını, iki kez tekrarlamış, vurgulamıştım. İşte somut kanıt (ilgili ifadeleri koyulaştırıp altını çizdim):

 

Şahin Ergüney, insanları son derece  heyecanlandıran “Theope” gibi bir yerli oyun yazılmışken, 1990 yılında DT repertuarına alındığı halde bu oyunun 15 yıldır programa konmamış olmasını, DT sahnesine çıkarılmamasını, Türk tiyatrosu için önemli bir kayıp, yazara ve seyirciye ise büyük bir haksızlık olarak değerlendiriyordu.

(...)

Bu haklı soru, rahmetli Tarık Buğra başkanlığındaki Edebi Kurul’un “Theope”yi repertuara aldığı 1990 yılından beri, o çatının altında büyük bir ihtimalle, ilk kez soruluyordu.

 

(Kaynak: Coşkun Büktel, "Özdemir Nutku Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir", Berfin-Bahar, Eylül 2005, sayfa 42.)

 

Yukarıda sunduğumuz belge, somut olarak kanıtlıyor ki, "Theope"nin DT repertuarına kabul edilmediğini sanan A. Ertuğrul Timur, "Özdemir Nutku skandalı" hakkında yazı yazmaya kalkışmadan önce, skandal hakkında herhangi bir araştırma yapmaya gerek duymamış, skandal dosyasındaki ilk yazıyı bile okumamıştır. Ya da eğer okuduysa, Woody Allen fıkrasındaki adamdan bile (hızlı okuma kurslarına katılan, sonunda "Savaş ve Barış"ı on dakikada okuyup bitirecek kadar hızlanan, ama "Savaş ve Barış"ta olayın Rusya'da geçtiği dışında hiçbir şey anlamamış olan adamdan bile) "daha hızlı" okumuş. O adam, hiç değilse, olayın Rusya'da geçtiğini anlamış. Timur ise, olayın koordinasyon toplantısında geçtiğini bile, "Theope"nin repertuar kurulundan yıllar önce geçtiğini bile, anlayamamış.

 

Büktel'in eserleri için, repertuar kurulunda değilse de, "bir başka aşamada takılmıştır" diyerek, "Theope'yi sınavda "takılan" başarısız öğrencilere benzeten "kurnaz" Timur; "Theope"nin, Türkiye'de mümkün en geniş konsensüsle onaylanmış, en çarpıcı övgülerle karşılanmış bir oyun olduğunu görmezden gelerek, o "naif" zekasıyla, "Theope"nin "şaibeli" bir oyun olduğu propagandasını yapıyor. Yani yalanını (yanlışını) teşhir etmemizden sonra (üç hafta gecikmeli olarak) "güya" özür dilerken ve "güya" düzeltme yaparken bile; gerçeği bildiği halde, kasıtlı olarak, açıkça yalan söyleyip, okurlarını dezenforme ediyor, zehirliyor. Ve bütün bunlara rağmen, kendisine "sansürcü" dememize kızıyor. Bütün bunlara rağmen sansürcü olmadığını, "Yaşasın Sansür" diye başlık atarken ironi yaptığını sanıyor.

 

Oysa, rahatça söyleyebiliriz ki: Eğer Timur bile sansürcü değilse, yeryüzünde sansür diye bir şey hiç var olmamıştır. Eğer Timur bile sansürcü değilse, Hitler ve Mussolini de halk düşmanı değildir. Timur bile sansürcü değilse, Hitler ve Mussolini de, sütten (ya da Timur gibi "Süt Banyosu"ndan) çıkmış ak kaşıklardır. Evet, apaçık somut kanıtlar değil de, inkâr geçerliyse, hiç kimse Hitler ve Mussolini'nin halk düşmanı olduğunu söyleyemez. Çünkü eğer sorabilseydiniz, Hitler ve Mussolini de, tıpkı Timur gibi, apaçık somut kanıtlara hiç aldırmaksızın, apaçık somut kanıtları inkâr ederek, halk düşmanı olmadıklarını söylerdi size. Tıpkı Timur'un, apaçık somut kanıtları inkâr ederek, sansürcü (ve "yalancı") olmadığını söylediği gibi.

 

Kendini ve okurları aldatmakta böylesine kararlı birine, "Özdemir Nutku skandalı"nın apaçık belgelerini göstermeye kalkmanın yararı var mı? Bu kafanın, bu zekanın, belgeleri görerek, beyninde betonlaşmış önyargıları kırabilmesinin oluru var mı? Hiç sanmıyoruz. Ama Timur'un önyargılarını kırmak için değilse de, Timur'un dezenforme ederek, zehirleyerek, aldatıp eşek yerine koyarak, sansürü onaylattığı 1005 anket imzacısını ve Timur'a körü körüne inanan tüm masum gençleri aydınlatmak uğruna, (henüz Türkçe'nin imlasını bile kavrayamamış olan) Timur'un seviyesine aldırmadan, onun hakkındaki gerçekleri ortaya koymak zorundayız. Bu uğurda mesai harcamaktan kaçınamayız. Yani, "daha Türkçe bile bilmeyen bir garibanla polemiğe girmenin gereksiz olduğunu" düşünen dostlarımızla aynı fikirde değiliz. Timur, Türkçe bilmiyor olabilir ama elinde, onu, 1005 kişiyi (belki de daha fazlasını) zehirleyebilme gücüne sahip kılan, sıkıştığında dezenformasyon amaçlı olarak da kullandığı bir site var. Ve sansür ile dezenformasyona karşı çıkmak, benim 1990 tarihli ilk eleştiri yazımdan (Bakınız, "Theope'yi Anlamak ya da Bir Eleştirinin Yarısına Yanıt", "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", Dramatik Yayınlar, 1998. Sayfa 25) bu yana, "sürekli misyonum" olmuştur.

 

Timur sadece, vandallardan duyduğu (kulağına doldurduğu) yalanlara güvenerek, Büktel'le polemiğe girmeye kalkmış. Ama biz onun yalanını (yanlışını) somut biçimde kanıtlamış olmamıza ve onu özür dilemek zorunda bırakmamıza rağmen, Timur (fıkra lazları gibi hâlâ inat ederek) diyor ki: "yazımdaki diğer bahis konuları geçerliliğini korumaktadır."

 

Soralım o zaman kendisine: Büktel'in oyunu ve çevirisi DT repertuar kurulundan hiçbir aşamada "takılmaksızın" yıllar önce ("Theope" 17 yıl önce, "Ölüleri Gömün" 8 yıl önce)  "geçtiğine" ve şu an hâlâ repertuarda bulunduğuna göre; konuyla bir nebze ilgilenmiş olan herkesin bildiği bu sıradan hakikati bile bilmeyen, konu hakkında en küçük bir araştırma yapmayı gereksinmediği apaçık görülen sansürcü Timur'un, konu hakkında yazdığı şu aşağıdaki ifadeler, nasıl olup da hâlâ geçerliliğini koruyabilir?

Şahin Ergüney aktarımı :

"....şimdi efendim bir de, bir dikkatini çekmek istiyorum. Hiç bir şeyle itham etmiyorum. Fransızca'da 16.yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun var. Özellikle Fransız filolojisinden ve Fransız dilini bilenler onu biraz şey etmeliler yani, bir bakmalılar. Aradaki benzerliği görmek için. Teşekkür ederim..."

Özdemir Nutku'nun konuşma kayıtlarından Şahin Ergüney tarafından birebir yazıya alıntılanmış kaynak: http://www.tiyatrokeyfi.com/gorusler/theope.html  

Özdemir Nutku'nun kendi yazısından :

“Benim hiçbir iddiam olmadı. Size olayı nakleden Şahin Ergüney eksik nakletmiş. Bazan eski belgeleri karıştırırken 17. yy.da yaşamış ikinci sınıf bir yazarın "Theope" adlı bir oyunu olduğunu öğrendiğimi söyledim. Üstelik hiçbir imada bulunmadan. Metni görmedim, yalnızca adına eski bir belgede rastladım. Metni görseydim bile, Fransızca bilmediğim için oyunu okuma olanağı bulamayacaktım.“

Kaynak : http://www.tiyatrokeyfi.com/gorusler/nutku.html  

Bu iki alıntıdan da benim anladığım burada KESİN BİR SUÇLAMA KESİN BİR İTHAM OLMADIĞIDIR. Fransızca bilenler ona bir bakmalıdır, incelemelidir şeklinde yaklaşım var. Bundan daha doğal ne olabilir?

Böyle bir kurulun başında bende olsam ve adı aynı olan bir eser bilinç altımda (hafıza yanılgısıyla da olsa) belirmişse böyle bir şey vardı, araştırmak incelemek aradaki benzerliklere bakmak lazım bu dili bilen arkadaşlar bir bakmalılar derdim.

Kurul başkanının bir eser özgün mü değil mi inceletme araştırtma bunun incelenmesini diğer kurul üyelerine önermek en doğal hakkıdır. Böyle bir eser var ben okudum birebir aynı yada kısmen aynı, bu alıntıdır, bu çalıntıdır inanmayan alsın o eseri okusun gibi bir itham yada suçlama yok ki…

 Ne var bunda büyütecek anlamış değilim.

           Ben bugün size Yüzde yüz kendi eserim olan, her satırı tamamen özgün ve bana ait olan   ama adı "antigone" olan bir oyunumu takdim etsem siz zaten antigone isminde bir oyun var bakalım ne kadar ondan alıntı yada aynı eserimi kendisinin diye sunuyor bu şahıs,  yoksa tamamen farklı bir şey mi yazmış diye bir ön sorgulamayla eseri okuma yada araştırma yada araştırtma gereği duymaz mısınız?

          Yada vaktiniz yoksa bir kurul başkanı olarak şunu bir araştırın bakalım, bir okuyun bakalım arada benzerlik var mı görelim demez miydiniz? Ha buradaki fark ne? Örnek verdiğim Antigone çok tanınmış bir oyun Theope ise var mıydı yok muydu emin bile değil, ama bilinç altında öyle bir oyun hatırlar gibi ve bir kurul başkanı da bilinç altında da olsa yanılma payı büyük de olsa en ufak bir kuşkuya yer bırakmamak ve eğer böyle bir eser varsa ve gerçekten alıntıysa bunu DT repertuarına almakla töhmet altında kalmamak için gayet doğal bir şekilde en ufak bir kuşku da duymuş olsa bunu bir araştırın diyecektir, demelidir de.

Tekrar söylüyorum kesin bir itham göremedim ben bu sözlerde, kesin bir suçlama göremedim. Yok eğer var diyorsanız o zaman açın davanızı ve kesin ithamla alıntılıcılıkla, çalıntıcılıkla suçlandığınız için dava edin. Sakız gibi uzatıp durmak ve başkaları da o kadar üstünde durmadı diye herkesi suçlamak size hiçbir şey kazandırmaz.

(Kaynak: A. Ertuğrul Timur, THEOPE KONUSU VE TİYATROM.COM’UN SANSÜRCÜLÜĞÜ MESELESİ)

 

Timur zannediyor ki, olay DT'nin 7 üyeli repertuar kurulunda (ya da "edebi heyetinde") geçmekte... Üyeler, repertuara alınması için DT'ye önerilen yeni oyun metinlerini önlerine almış tek tek değerlendiriyorlar. Bunlar, henüz yeni önerilen oyun metinleri olduğu için, öyle Antigone gibi tanınmış, bilinen metinler değil. Kurul üyelerinden biri bu tanınmamış metinlerden birini gösterip "Bakın, ben bunu okudum, çok iyi bir oyun, adı Theope, bunu mutlaka repertuara almalıyız" diyor. Fakat, Özdemir Nutku, itiraz ediyor ve "bir dakika, ben on altıncı Yüzyıl'da Fransa'da yazılmış 'Theope' adlı bir oyun hatırlar gibiyim. Fransızca bilenler bu konuyu bir araştırsınlar da çalıntı bir eseri DT repertuarına almış olmak gibi bir töhmet altına girmeyelim" diye diğer altı üyeyi uyarıyor.

 

Olay, Timur'un zannettiği gibi, DT repertuar kurulunda geçiyor olsaydı ve "Theope", Timur'un zannettiği gibi, o kurula henüz yeni önerilmiş, henüz repertuara girmemiş, tanınmayan, bilinmeyen bir oyun olsaydı; Nutku'nun tepkisini masum bulmak, evet, belki mümkün olabilirdi.

 

Ama olay, 2005 yılında, yani "Theope"nin hakkında gerekli araştırmalar yapılıp DT edebi kurulunca uygun görülerek DT repertuarına alındığı 1990 yılından on beş yıl sonra ve DT repertuar kurulunda değil, DT'nin yılda bir yapılan (otuzdan fazla temsilci ve yönetici sanatçının katıldığı) "geniş" koordinasyon toplantılarından birinde" geçiyor. Peki bu neyi mi değiştirir? Şunları:

 

Olayın geçtiği 2005 yılında, "Theope" Timur'un zannettiği gibi, tanınmayan, bilinmeyen, DT repertuarına yeni önerilmiş bir oyun değildir. Evet, fırıncılar, kuaförler ve Timur bilmiyor olabilir ama, tiyatroyla ilgilenen herkes biliyordu ki, "Theope", 2005 yılında, şu aşamaları geride bırakmıştır: 1990 yılında hem DT hem de İstanbul Şehir Tiyatrosu "Theope"yi repertuarına almıştır. Yine 1990 yılında, "Theope" İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun Harbiye Muhsin Ertuğrul sahnesinde Ali Taygun rejisiyle sahnelenmiş, bu sahneleme dolayısıyla pek çok tartışmalara yol açmıştır. 1993'te, "Theope" kitap olarak 5400 adet basılmış, bu 5400 adet, amatör olarak dağıtıldığı halde, 2000 yılında tükenmiştir. Bana söylendiğine göre "Theope" hakkında Özdemir Nutku'nun başkan olduğu okulda bile bir sürü inceleme yapılmış, tez hazırlanmıştır. 1997'de Lefkoşa Belediye Tiyatrosu tarafından ve daha öncesi ve sonrasında bir takım amatör tiyatrolar tarafından oynanmış olan "Theope", bugüne dek hiçbir esere nasip olmamış ölçüde yüceltici övgülerle karşılanmış, fanatik okurlar kazanmıştır. Kısacası, "Theope", olayın geçtiği tarihte, tiyatro sanatçılarımızın en saygın Türk oyunlarından biri olarak "tanıdığı", "bildiği" bir oyundur. Peki bu neyi mi değiştirir? Şunları:

 

Özdemir Nutku, Fransa'da 16. Yüzyıl'da yazılmış "Theope" adlı bir başka oyunla ya da o oyunun belgesiyle gerçekten karşılaşsa ne yapardı? Derhal bir yazı yazar, "Theope"nin "Türk dilinde yazılmış en iyi oyun" olduğunu söyleyerek şişinen ve (Özdemir Nutku dahil) pek çok akademisyeni, pek çok eleştirmeni, pek çok yazar ve yönetmeni, "isim vererek" kıyasıya eleştiren Coşkun Büktel'e derhal haddini bildirirdi. Diyelim ki, rastladığı belge Fransızca ve Nutku Fransızca bilmediği için diğer Theope'nin Büktel'in "Theope"sine gerçekten benzeyip benzemediğini bilmiyor. Bu durumda ne yapardı? Fransızca bilen onlarca öğrencisinden birine, ya da Fransızca bilen onlarca akademisyen dostlarından birine, o diğer Theope'yi araştırmasını derhal rica ediverir ve (eleştirileriyle herkesi kum torbası döver gibi hiçbir sıyrık almadan dövmekte olan) Büktel belasına yine haddini bildirirdi. Bunu yapmak için (Büktel'e haddini bildirmek için) koordinasyon toplantısında bir sanatçının çıkıp "Theope"nin DT'de sahnelenmesini talep etmesini beklemezdi.

 

Diyelim ki, Nutku, Büktel'in eleştirilerine hiç aldırmıyor, Büktel'i hiç önemsemiyor, o nedenle, öteki "Theope"nin belgesini de önemsemedi; Büktel'i önemsemediği için, eleştirileri yüzünden Büktel'i cezalandırmayı aklından bile geçirmedi. Yüksek kişiliği yüzünden, Büktel gibi seviyesiz biriyle uğraşmaya tenezzül etmeyerek, sessiz kaldı. Bu tezi kabul edebilir miyiz? Hayır, bir gıdım zekamız varsa kabul edemeyiz. Çünkü kabul ettiğimiz zaman, sorarlar adama: Peki yüksek karakterli Nutku, eline geçen belgeye rağmen, belgeyi Büktel'e karşı kullanmaya tenezzül etmeyerek sessiz kaldıysa, koordinasyon toplantısında neden sessiz kalamadı? Büktel'i kapalı kapılar ardında gizlice (alçak karakterliler gibi "sinsice") engellemeye çalışmak yerine; belgeyi niçin bulur bulmaz açıklayarak, Büktel'e açıkça, mertçe, yüksek karakterlice, cephe almadı?

 

Timur diyor ki:

 

Kaldı ki bana göre bunda suç teşkil edecek boyut yada aylar sonra hala haber değeri taşıyacak vahim bir durum da yoktur. Ben böyle bir eseri hatırlıyor gibiyim araştırılmasında yarar var denmiştir. Yanılıyor yanlış hatırlıyor, karıştırıyor olabilir zaten bu nedenle de kesin bir yargıda bulunmuyor hatırlıyor gibiyim, araştırılmasında yarar var gibi bir ifade kullanıyor.

 

(Kaynak: A. Ertuğrul Timur, THEOPE KONUSU VE TİYATROM.COM’UN SANSÜRCÜLÜĞÜ MESELESİ)

 

Timur'un zannettiği (daha doğrusu, zannettirmeye çalıştığı gibi) Nutku, "hatırlar gibiyim" tarzında, kendinden emin olmayan, gayrı bilimsel, gayrı ciddi bir ifade kullanmış değildir. Timur, apaçık belgelere rağmen, CD kaydına ve Nutku'nun itirafına rağmen, kanıtları bir yana bırakıp, uyduruyor. Nutku'ya mazeret üretmek için, ona söylemediği şeyleri söyletiyor/yakıştırıyor. "Hatırlar gibiyim" tarzında gayrı ciddi ifadeler kullanması Timur'a yakışabilir ama; Özdemir Nutku gibi bir profesör, DT koordinasyon toplantısındaki otuzu aşkın temsilci ve yönetici sanatçının önünde, bir oyunun sahnelenmesi talebine karşı çıktığında, "hatırlar gibiyim" tarzında gayrı ciddi bir üslupla konuşamaz/konuşmamıştır. Nutku'nun o toplantıda ne dediği, üzerinde yorum yapılabilecek belirsiz/bulanık bir konu değildir. Nutku'nun söyledikleri, CD kaydıyla belgelenmiş olarak, kelimesi kelimesine, apaçık meydandadır. Nutku, Timur'un saptırma gayretiyle iddia ettiği üzere, "hatırlar gibiyim" tarzında bir ifade kullanmamıştır. Şahin Ergüney tarafından ifade edilen "Theope"nin DT'de sahnelenmesi talebine karşı, Özdemir Nutku, kelimesi kelimesine şunları söylemiştir:

 

"....şimdi efendim bir de, bir dikkatini çekmek istiyorum. Hiç bir şeyle itham etmiyorum. Fransızca'da 16.yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun var. Özellikle Fransız filolojisinden ve Fransız dilini bilenler onu biraz şey etmeliler yani, bir bakmalılar. Aradaki benzerliği görmek için. Teşekkür ederim..."

 

(Toplantının CD'sinden aktaran Şahin Ergüney, "Theope Üzerine Özdemir Nutku'ya Yanıt")

 

Yukarıda (bir kez daha) aktardığımız (CD kaydıyla "belgeli") sözlerinden anlaşılacağı üzere, Nutku, "hatırlar gibi" filan değildir. Kesindir: Yer ve zaman belirtmekte, (daha sonra Büktel'e karşı yazdığı "Coşkun Büktel'e Yanıt" başlıklı savunma yazısında) diğer "Theope"nin yazarını "ikinci sınıf" diye nitelemektedir. Yani gayet profesörce, otoriter ve bilimsel bir tavırla, açık ve kesin bir dille ve soğukkanlılıkla, düpedüz yalan söylemektedir. Yalan söylediği için, toplantının CD'sinde, Fransa'daki "Theope" için 16. yüzyıl tarihini verdiği görüldüğü (duyulduğu) halde, Nutku, sonradan bu yalanını unutmuş, Büktel'e karşı yazdığı savunma yazısında ("Coşkun Büktel'e Yanıt") tarihi 17. Yüzyıl olarak vermiştir. Bu tarih tutarsızlığı, Timur'un yazısında alıntıladığı ve bizim de yukarıda aktardığımız, ifadelerde de açıkça görülebilmektedir. Nutku'nun "Coşkun Büktel'e Yanıt"da Büktel'i yumuşatmak için söylediği her şeyin yalan olduğu (sonradan Şahin Ergüney'in ortaya çıkardığı toplantı CD'si sayesinde) kesinlikle belgelenmiştir. Ortaya çıkan CD;  toplantıda söylediği yalanı örtbas etmek için Nutku'nun, savunma yazısında ("Coşkun Büktel'e Yanıt") bir dizi yalana daha başvurduğunu iki kere iki dört gibi kanıtlamıştır. (Bakınız: Ergüney, "Theope Üzerine Özdemir Nutku'ya Yanıt")

 

İnsanın "Özdemir Nutku skandalı" hakkında yazı yazdığı halde, bunca tutarsızlığı görememesi ve Nutku'nun yalan söylediğini anlamaması için, herhalde ya fıkra lazı olması ya da adının A. Ertuğrul Timur olması gerekiyor. Çünkü yeryüzünde Timur'dan başka hiçbir zeka (Nutku'nun kendisi bile) o CD ortaya çıktıktan sonra, "Özdemir Nutku skandalı"ndaki somut kanıt ve belgelere karşı çıkmaya, Özdemir Nutku'nun iftirasını Büktel'e karşı savunmaya ("Bende Özdemir Nutku'nun yerinde olsam aynı şeyi yapardım" diyerek, sazan ya da kamikaze gibi kendini ateşe atmaya) yeltenmemiştir. Timur, Nutku'nun iftirasını, Nutku'dan destek görmüş, Nutku'ya en yakın akademik kişilerin bile savunmaya kalkmamış olmasına dahi uyanamayacak kadar "Allahlık" bir kamikazedir.

 

Özdemir Nutku'ya çok daha yakın oldukları ve de'leri, da'ları ve soru takılarını ne zaman ayırıp ne zaman birleştireceklerini bilecek kadar yazar oldukları ve Büktel'den sık sık fırça da yedikleri halde; orta zekalı bir sürü tiyatrocu, tarih önünde yutkunup susmuş ve oturmuşken; bizim "kurnaz" Timur, kamikaze gibi kendini ateşe atarak, onlar adına, Özdemir Nutku'yu savunmaya kalkıyor. Ve bakın bu savunma azmini ne kadar ileri vardırıyor:  

BENDE ÖZDEMİR NUTKUNUN YERİNDE OLSAM AYNISINI YAPARDIM !

Aynı şüpheyi bende duysam bunu isterdim.  Bir kurulun iç toplantısında olumlu olumsuz görüşlerin; eğer bir kuşku varsa kuşkuların dile getirilmesi kadar doğal ne olabilir? Yanlış olan bir şüphenin dile getirilmesi değil bu araştırma yapılıp neticesi kesin alınmadan (Bu eser kesinlikle özgündür yada kopyadır yargısına varılmadan) kurulun iç konuşmasının dışarıya yansıtılmasıdır. Böylece kurul içindeki bir kuşkunun dile getirilmesi yada doğal bir araştırılma istemi kamuoyuna bu eserle ilgili şaibeli bir eser izlenimi vermiştir. Özdemir Nutkunun hiç bir kesin belgeye dayanmasa dahi bilinç altı yanılsamayla olsa dahi en ufak bir şüphe duyduğu eserin incelenmesini talep etmesi kurul üyesi yada başkanı olarak hakkıdır.

ESERE ASIL ZARAR VEREN ŞAHİN ERGÜNEY'DİR : Ortada bir suç var ise bu Özdemir Nutkunun duyduğu kuşku değil, kurulun içindeki konuşmalarda geçmiş bir şüpheyi  henüz kesin bir araştırma ve neticeye bağlamadan, eserle ilgili kurulda alınmış bir resmi kopyadır yada değildir gibi bir karar yokken, kurulda geçen bir ara konuşmayı  kamuoyuna yansıtan Şahin Ergüney'in yaptığıdır. Bu konu kamuoyuna yansıdıktan sonra artık sadece kurulun bir üyesinin duyduğu şüphe olmaktan çıkıp eser üzerinde şaibeli bakılan bir eser damgası oluşmasına neden olmuştur.

Edebi kurul bir mahkeme değildir. Orada eserler yada yazarlar yargılanıp özgün yada kopya, yazar suçlu yada suçsuz ne bunun yargılaması yapılır ne de mahkeme heyetine (kurul üyelerine) kesin deliller sunulur. Dolaysıyla da Coşkun Büktel'in sanki eseri ve kendisi yargılanmış, mahkum edilmiş, haksız yere afaroz edilmiş, yalancı şahitlikler yapılıp, sahte deliller sunulmuş gibi bir hava yaratması da anlamsızdır.

Çıkış nedeni mesnetsiz olunca doğal olarak bu konuda yapılan hiç bir polemiğinde bana göre fazlaca değeri kalmamaktadır.

(...)

Devlet Tiyatroları gibi resmi bir kurumda repertuar kurulu oyun seçerken bilinç altında hiç bir şüphe kalmamalı endişeye yer bırakmamalıdır. Aksi halde kopya bir eseri DT repertuarına alma ihtimali mümkündür ve bu da kurulu töhmet altında bırakacaktır. Bu nedenledir ki Sayın Özdemir Nutku yada kuruldaki herhangi bir üye kurula sunulan bir oyunla ilgili kırıntı kuşku dahi duymuşsa bunun araştırılmasını istemek en doğal durumdur.

(Kaynak: A. Ertuğrul Timur, THEOPE KONUSU VE TİYATROM.COM’UN SANSÜRCÜLÜĞÜ MESELESİ)

 

Büktel'in eleştiri yazıları için "çıkış nedeni mesnetsiz" diyen "kurnaz" kamikazenin çıkış nedeni hem mesnetsiz, hem de kötü niyetli. Mesnetsiz, çünkü Timur; 17 yıl önce, dramaturglar ve edebi kurul üyeleri tarafından yeterince araştırılıp DT repertuarına alınmaya layık görülmüş olan "Theope" adlı oyunumun "şaibeli bakılan bir eser damgası" taşıdığını iddia ediyor. Oysa, Timur gibi okuma özürlü üç beş vandal dışında, tiyatroyla ilgilenen tüm insanlar, "Theope"nin Türk diline onur kazandıran olağanüstü bir yapıt olduğunu biliyor ve bunu ifade ediyorlar. (Bakınız: "Theope")

 

"Theope"nin değeri, (eleştirilerim nedeniyle benden nefret eden) Özdemir Nutku dahil, Mustafa Demirkanlı dahil, (ama Timur gibi okuma özürlüler hariç) tiyatroyla ilgili tüm insanlar tarafından zaten teslim edilmiş. En seçkin sanatçı ve entelektüeller "Theope"yi olağanüstü övgülerle yüceltmişler. Can Gürzap "Theope"yi DT'de sahnelemek istemiş, reddetmişim. İzmit Şehir Tiyatrosu, Işıl Kasapoğlu döneminde "Theope"yi Şakir Gürzumar rejisiyle sahnelemek istemiş, reddetmişim. Kemal Başar, "Theope"yi DT'de sahnelemek istediğini belirtmiş, oralı bile olmamışım. Bütün bunları yazmış okurlara aktarmışım. Bu durumda, benim, "Theope"nin değeri konusunda herhangi bir (Timur'un deyişiyle) "hazımsızlığa" ya da "beyin bulanıklığına" kapılmama gerek olmadığını (okuma özürlü) sansürcü Timur'dan başka herkes biliyor. Ama Timur ne bunları biliyor, ne de Özdemir Nutku'nun "Theope"yi hangi toplantıda, hangi nedenle ve hangi yalanlarla engellemeye kalkıştığını biliyor.

 

Şaibe damgası taşıyan, "Theope" değildir. Asıl şaibeliler, asıl damgalılar kim midir? Asıl damgalılar, "Theope"ye şaibe bulaştırmaya çalışanlardır. Asıl damgalılar, acıklı ve nafile bir gayretle, hâlâ, "Theope"nin "şaibeli" bir eser olduğu yolunda kamuoyunu dezenforme etmeye çabalayan Timur gibi kurnazlardır. Asıl damgalılar, Özdemir Nutku gibi, "Theope"ye şaibe bulaştırmaya çalışırken işler sarpa sarınca ("Coşkun Büktel'e Yanıt" başlıklı bir savunma yazısı yazıp) Theope'yi "özgün" ve "başarılı" bulduklarını söyleyerek "yanmasın diye kazı çevirmeye" çalışanlardır. Asıl damgalılar, Özdemir Nutku gibi iftiracı vandallar ve kulaktan "dolma" yalanlarla "doldurulduktan" sonra, o vandalların iftirasını savunmaya kalkışan "kurnaz" kamikazelerdir. Evet, asıl damgalılar, "Theope"yi damgalamaya çalışırken kendilerini damgalayanlardır. Ve alınlarına kendi elleriyle kazıdıkları o damgadan kurtulamayacak; kurnazlığı terk etmedikleri, beni bile tatmin edecek kadar samimi ve yeterli ifadelerle özür dilemedikleri sürece, kıyamete kadar "damgalı" kalacaklardır.

 

Timur, tüm "kurnazlığına" rağmen, alnına kendi elleriyle kazıdığı damgayı fark edecek kadar ileri bir evrim aşamasından henüz çok uzaktır; o nedenle, bu saatten sonra bile hâlâ utanmayabiliyor ve "Teknik olarak kurul adı ve aşaması yanlış olup yazımdaki diğer bahis konuları geçerliliğini korumaktadır." gibi kurnazca "pişkin" bir cümle kurabiliyor.

 

Böylesi yalanlarla (yanlışlarla) okurları dezenforme edip zehirleyen Timur; daha çıkış noktasında yalan ya da yanlışa battığını belgeleyerek kendisini uyardığımızda, ne yapıyor? Belgelediğimiz asıl geçekleri okurlarına aktarıyor mu? Timur'un yalanlarıyla zehirlenmiş okurlara bizim sunduğumuz panzehiri ulaştırıyor mu? Yalanlara karşı bizim belgelediğimiz gerçekleri yayınlıyor mu? Hayır. Yayınlamıyor. O gerçekleri de iki yıldır görmezden geldiği diğer gerçekler gibi görmezden geliyor. Büktel tarafından teşhir edilmiş tüm skandalları fasa fiso sayan vandalların aklına uyarak, Türk tiyatrosunun en çarpıcı gerçeklerini sitesinin okurlarından iki yıldır gizlediği gibi, hâlâ daha gizliyor.

 

Nasıl gizliyor? Düzeltme yaparken bile gizliyor. Düzeltme yaparken bile (fıkra lazları gibi "inadım inat" dercesine) okurları dezenforme etmeyi, aldatmayı, zehirlemeyi hâlâ sürdürüyor. "Kurnazlık" sandığı o ilkel ve iğrenç Demirkanlı yöntemlerini hâlâ elden bırakmıyor. Ve Özdemir Nutku uğruna kamikaze gibi kendini ve adını ateşe attığı için bir an bile pişman olmadan, tüm belge ve kanıtlara aldırmaksızın, hâlâ daha inatla, "yazımdaki diğer bahis konuları geçerliliğini korumaktadır" ya da "Bende Özdemir Nutku'nun yerinde olsam aynı şeyi yapardım" ya da "Yaşasın Sansür" diyor.

 

Umalım ki: Tarih, Timur'un taksiratını affetsin!

 

 

Coşkun Büktel / 7 Eylül 2007

 

 

 

 

GÜNCELLEME (8 Eylül 2007):

 

"Yaşasın Sansür" skandalı dizisinin ikincisi olan bu yazı, A. Ertuğrul Timur tarafından kendi sitesine de (tiyatrom.com) aktarılmıştır. (GÜNCELLEME 22 HAZİRAN 2008: Sansürcü Timur, kendisinden bekleneceği üzere, daha sonra bu yazımızı sitesinden silip çıkarmıştır.) Buna sevindik. Ne var ki Timur, iktibas etiğine aldırmamış, aktarmayı hangi siteden yaptığını belirtmemiş, yazıyı sanki biz kendisine yayınlaması için göndermişiz gibi yayınlamıştır. Yazılarımızı hiçbir siteye göndermiyoruz. Kendi sitemizi kurduğumuzdan beri hiçbir siteden yazılarımızı yayınlamasını talep etmedik/etmiyoruz. Ancak her zaman şunu dedik/diyoruz: Yazılarımız (tahrif edilmemek ve kaynak gösterilmek kaydıyla) tüm siteler tarafından yayınlanabilir.

 

Timur, "Kurnaz Kamikaze" başlıklı yazımızı yayınladığı tiyatrom.com sayfasının sonuna, editör olarak, şu yorumları eklemiştir (Timur'un, THEOPE KONUSU VE TİYATROM.COM’UN SANSÜRCÜLÜĞÜ MESELESİ başlıklı yazısıyla bu polemiği kendisinin başlattığını unutmuş olduğuna dikkat edilsin.):

 

Tiyatrom'un notu : Bu konuda süren yazışmalar sırasında konuya Sayın Hilmi Bulunmaz, Sayın Mustafa Demirkanlı da dahil olmuş, gerek önceden süregelen gerginliklerin devamı gerek bu son yazışmalar sırası oluşan gerginlik nedeniyle yazışma içerikleri bizim arzulamadığımız sertliklerde ve dilde nüksetmiştir. Kullanılan dil ve üslup nedeniyle artan ve daha da artacağı muhtemel gerginlikteki ve onaylamadığımız düzeydeki bu yazışmalara bilindiği gibi tiyatrom olarak yer vermeyi reddettik. Fakat okumayı dileyen, okuma gereği duyan  herkes Sayın Hilmi Bulunmaz ve Sayın Mustafa Demirkanlı (ve tabi Sayın Coşkun Büktel'in) tüm yazışmalarını (Bize ilişkin tüm eleştiriler de dahil) www.coskunbuktel.com dan ana sayfa üzerinden erişebilir.

Bu yazıya yanıt verilmeyecektir. Vereceğim tek yanıt Savaş ve Barış üzerine yada nerede geçtiği üzerine bugüne dek hiç bir açıklamam olmamıştır, Sayın Büktel örnekleme amacıyla kullanmıştır.

Konuyla ilgili kişisel görüşlerimizi "biz kendi üslubumuzla" yazdık sayın Büktel'de "kendi üslubuyla" yanıtını verdi.

Theope'nin üzerindeki karar mercilerinden biri olmadığımız gibi  bu polemiklerin doğmasında da sorumluluğumuz olmadığından, doğrudan dahil olmadığımız bu konuya  daha fazla taraf yada malzeme olmayı düşünmüyoruz. Ancak Theope ile ilgili (bundan sonrasında)  polemik değil haber niteliğinde gelişmeler olursa ve Sayın Büktel lütfedip iletirse elbette yer alacaktır.

(Kaynak: tiyatrom.com'daki "Kurnaz Kamikaze" sayfası: http://www.tiyatrom.com/coskun_buktel_yanit.htm)

 

 

Günümüzün Abdülhamid'i         Ertuğrul Timur ferman buyuruyor ki:

(GÜNCELLEME VE BİR LİNK, yazının sonunda)

Coşkun Büktel / 12 Aralık 2007

"Seviyeli" sansürcü A. Ertuğrul Timur’un, Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel'e kızgınlığı, giderek öyle bir noktaya vardı ki (Bakınız: "Aracılık ettiği 'penis büyütücü ilanlar' hakkında uyarımıza Timur'un 2. yanıtı") sonunda, aşağıda aktardığımız sözlerinden anlaşılacağı üzere, Timur, "Bulunmaz" ve "Büktel" adını yalnızca kendisine değil, sitesinde yazı yazacak tüm yazarlara yasak etti. Sanki yazarların emeğine telif ödüyormuş gibi, sanki yazarların sırtından kazandığı reklam gelirini yazarlarla paylaşıyormuş gibi, içinde "Bulunmaz" ya da "Büktel" adının geçtiği hiçbir yazıyı yayınlamayacağını ilan ederek, bütün yazarlara çeki düzen vermeye, bütün yazarları “hizaya sokmaya”, onlara ne yazacaklarını değilse de, ne yazamayacaklarını dikte etmeye girişti. Sultan Abdülhamid'in, içinde "burun" sözcüğü geçen her yazıyı yasakladığı, "Sarayburnu" sözcüğüne bile sansür koyduğu gibi; Timur da yazarlara, "Büktel" ve "Bulunmaz" kelimelerini yasakladı. Artık, tiyatrom.com’da, yalnızca, günümüzün Abdülhamid'i Timur’un sıkıyönetim kurallarına itaat eden yazarlar, "Büktel" ve "Bulunmaz" sözcüklerini zinhar ağızlarına almayanlar, yazı yayınlayabilecek. Diğerleri hiç kusura bakmasın!

İşte günümüzün Abdülhamid'i Timur'un, "Bulunmaz" ve "Büktel"e ilişkin sansür fermanı:

“Ama ben Ertuğrul Timur olarak da, Tiyatrom.com sahibi ve editörü olarak da ‘Ben sıkı bir sansürcü olarak’ bundan sonra asla ve asla tek bir satırla bile Hilmi Bulunmaz, Coşkun Büktel ve Burak Caney adlarını bu sitede geçirmeyeceğim sizlerin de bu kişilere yada onlarla ilgili konulara ilişkin yazılarınıza asla link yada yer vermeyeceğim buradan kamuoyu önünde ilan ediyorum lütfen bu konuda bundan sonra teklifte bile bulunmayınız."

(Kaynak: A. Ertuğrul Timur; KİRLENEN İNTERNET DEĞİL, BU ONLARIN KENDİ KİRLİLİĞİ... )

GÜNCELLEME (13 Aralık) VE BİR LİNK: Hilmi Bulunmaz, bu küçük yazımıza link verirken yazdığı anonsta, A. Ertuğrul Timur'u "3. Abdülhamid" olarak vaftiz etmiş. Buluş çok hoşuma gitti. Bulunmaz'ın anonsunu okumak için, lütfen  TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

"Yaşasın Sansür" skandalı

(Eskiden yeniye doğru tarih sırasıyla)

 

 

 

"Yaşasın Sansür" (A. Ertuğrul Timur)

 

"Yaşasın Sansür" skandalı 1 (Coşkun Büktel)

 

"Yaşasın Sansür" skandalı 2 (Coşkun Büktel)

 

 "A. Ertuğrul Timur'a Aşağıdaki Jeep'i Veriyoruz" (Hilmi Bulunmaz)

 

"Timur, Nasreddin Hoca'ya Karşı" (Hilmi Bulunmaz)

 

"Timur'un Sansür Suçları" (Coşkun Büktel)

 

"Ben sana 'Tiyatrocu olamazsın' demedim" (Feridun Çetinkaya)

 

"Lağımda yüzen Timur kendini süt banyosunda sanıyor" (Coşkun Büktel)

 

"Sansürcülerin bile sansürlenmesine karşıyım" (Coşkun Büktel)

 

"Sansürcü Timur'dan Yeni Vukuat" (Coşkun Büktel)

 

"Timur'un Akılsız ve Ahlaksız İttifakları" (Coşkun Büktel)

 

"Gerçekleri görmezden gelme alışkanlığının kör ettikleri" (Coşkun Büktel)

 

"SkyTV'deki konuşmamla ilgili olarak 3. Abdülhamid'in suçlamalarına cevaplar" (Coşkun Büktel)

 

"Üçüncü Abdülhamid" (Hilmi Bulunmaz)