Dinci basın, DT yönetimine ve özellikle,
yolsuzluk içinde olduğunu iddia ettikleri (bu iddialara dayanarak
kültür bakanları tarafından iki kez görevden alınıp, mahkeme
tarafından beraat ettirilerek iki kez göreve iade edilmiş) DT genel
müdürü Lemi Bilgin'e çok karşı... Fırsat buldukça, DT'deki
"yolsuzlukları" haber yapıyor ve o yolsuzluklarla ilgili olarak DT
genel müdürü Lemi Bilgin'i suçluyorlar.
Bilindiği üzere, DT genel müdürü Lemi Bilgin'e
ve Lemi Bilgin gibi tiyatro sanatına düşman bir vandalı görevde
tuttuğu için kültür bakanı Ertuğrul Günay'a ben de karşıyım.
(Bakınız:
"Ölüleri Gömün skandalı".)
Lemi Bilgin, dinci basının dayanaksız, akıl
dışı, partizan suçlamalarından beraat edebilir ve onlar sayesinde,
uzaklaştırıldığı makamına her defasında, mağdur kahraman olarak,
daha güçlü bir imaj kazanmış olarak, yeniden dönebilir.
Ama Lemi Bilgin ve Ertuğrul Günay,
"Ölüleri
Gömün skandalı"ndan asla beraat edemeyecekler. Çünkü ben,
Bilgin ve Günay'ı dinci basın gibi çarpık niyetlerle, çürük
kanıtlarla ve sakat bir mantıkla suçluyor değilim; ben onları,
tiyatro sanatı adına, tiyatral ve bilimsel kanıtlara dayanarak
suçluyor ve mahkemede değil, yazılarıma ulaşabilen şanslı azınlığın
vicdanında mahkum ediyorum.
Lemi Bilgin ve Ertuğrul Günay, dinci basının
suçlamalarından aklanabilirler ama
"Ölüleri
Gömün skandalı"ndan asla aklanamayacaklar. Bilgin ve
Günay,
"Ölüleri Gömün skandalı"nın lekesini, (Gorbaçov lekesi
kadar silinmez ama Gorbaçov lekesinden çok daha utanç verici bir
"defo" olarak) ebediyen alınlarında taşıyacaklar.
Dinci basının DT'ye yönelik son saldırısı, 7
Temmuz 2008'de, Abdullah Abdülkadiroğlu imzasıyla,
samanyoluhaber.com'da yayınlanan
"Devlet Kurumu mu Aile Şirketi mi?"
başlıklı bir haber/yazı oldu. Orijinal sayfasına link verdiğimiz bu
haber/yazıyı yorumlamaya geçmeden önce, yazının tam metnini (ne olur
ne olmaz diyerek) aşağıya da aktarıyoruz:
DEVLET
KURUMU MU AİLE ŞİRKETİ Mİ?
Öyle bir
devlet kurumu ki anneler, teyzeler, çocuklar, yeğenler… Bakın neler
yaşanıyor neler.
Her ne kadar inkar etseler de Devlet
Tiyatrolarındaki
eş dost akraba çoluk çocuk yapılanması artık kabuğa
sığmaz hale geldi. Neredeyse aile kurumuna dönüşen Devlet
Tiyatrolarında yaşanan son skandal bu kadar da olmaz dedirtti. Genel
Müdür Lemi Bilgin’i çok zor durumda bırakacak olay bir
Başdramaturg’un çocukları ve yeğenleri yüzünden yaşandı.
Kurum içinde isyan çıkmasına sebep olan olayı kapatmak için adı
geçen Başdramaturg emekliliğini istemek zorunda kaldı. İşte bir
devlet kurumunun nasıl aile şirketine dönüştürüldüğünün acı ispatı
olan olayın ayrıntıları:
Olaylar Devlet Tiyatrolarında Başdramaturg olarak görev yapan
Firuzan Tercan’ın iki oğlu yüzünden başlıyor.
Firuzan Tercan’ın bir oğlu Mert Karabey “Odalar” adında bir oyun
yazıyor.
Firuzan Tercan’ın bir oğlu daha var. İkinci oğul Muhammed Ulaş da
‘Sarı saçlar mavi gözler’ adında bir çocuk oyunu yazıyor. Hatta bu
oyun İstanbul DT’de de sahneleniyor.
Bitti mi ? Hayır.
Devlet Tiyatroları adeta aile kurumuna döndü diye boşuna demiyoruz.
Bu kez de Firuzan Tercan’ın yeğenleri çıkıyor sahneye.
Yeğenler Gül Ebru Turna ve Boğaç Babür Turna; Mevlana’yı konu alan
“Bersisa” adlı bir oyun yazıyor.
İşin en ilginç yanı da Devlet Tiyatrolarında oyunların baştan sona
Başdramaturg’un bilgisi dahilinde olması.
Firuzan Tercan’ın oğulları ve yeğenlerinin yazdığı oyunlara onay
verecek kişi de yine Firuzan Tercan’ın kendisi. Çünkü Başdramaturg
o.
İşleyiş gereği dramaturglardan geçen oyun Başdramaturg’un
kontrolünde Edebi Kurula sevk ediliyor. Başdramaturg da aynı zamanda
Edebi Kurul’a giriyor.
Yani çocukların ve yeğenlerin yazdıkları oyuna onay verecek kişi
bizzat Başdramaturg olan kendi anneleri.
Firuzan Tercan; bizzat kendisinin onay verdiği oyunlar Edebi Kurul’a
geldiğinde enteresan bir şekilde toplantılardan çıkıyor. Tabii
hiçbir şey gizli kalmıyor. Ve oyunlar edebi kuruldan onay aldıktan
sonra bu kişilerin Firuzan Tercan’ın oğulları ve yeğenleri olduğu
ortaya çıkıyor.
Sonra ortalık karışıyor. Kıyamet kopuyor. Kurum adeta birbirine
giriyor. Olay Dramaturglar arasında krize neden oluyor.
İşte can alıcı soru.
Bir kişinin yazdığı oyunun oynanması yazara ne kazandırıyor ?
Devlet Tiyatroları’nda oyunu oynanan yazar gişe gelirinden direkt %
40 alıyor. Kıyamet bunun için kopuyor. Tamamen duygusal yani.
Genel Müdür Lemi Bilgin, bunlardan haberi olmasına rağmen Firuzan
Tercan’ın oğulları ve yeğenlerinin oyunlarına müdahale etmemekle
suçlanıyor.
Skandalın büyümemesi ve kurum dışına sızmaması için hemen Firuzan
Tercan’ın yeğenleri Edebi Kurul’a dilekçe veriyor ve ‘teyzemizi
yıpratmak istemiyoruz’ diyerek oyunlarını geri çekiyor.
Fakat tiyatrodaki rahatsızlık dinmeyince geriye tek bir çare
kalıyor. Olayın, zaten soruşturmalardan başı dertte olan idareyi
etkilememesi için Firuzan Tercan 15 Ağustos’tan geçerli olmak üzere
emeklilik dilekçesi veriyor, rapor alıp kurumdan ayrılıyor.
Özellikle kurumdaki dramaturgların ayağa kalktığı olay bu şekilde
bastırılıyor ve Firuzan Tercan’ın emekli edilmesiyle kapatılıyor.
Baştan itibaren Firuzan Tercan’ın oğulları ve yeğenleriyle ilgili
durumu bilmesine rağmen müdahale etmeyen Genel Müdür Lemi Bilgin bu
sebeple çok zor günler geçiriyor.
Bu olay Devlet Tiyatrosunu karıştırdığı gibi tiyatroyu temsil eden
sivil toplum örgütlerinde de gündeme geldi. Fakat şarap partilerinde
tiyatronun sorunlarını çözmeye çalışan ve hükümeti devirme
organizasyonlarında başı çeken DETİS ve TOBAV’dan konuyla ilgili çıt
çıkmadı.
Sürekli Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a görevlerini
hatırlatan bildiriler yayınlayan DETİS ve TOBAV nedense tiyatroda
yaşanan ve dramaturgları ayağa kaldıran bu olayı görmezden gelmeyi
tercih etti.
Geçen hafta Devlet Tiyatrolarında usta bir rejisör olan Ensar Kılıç
iki tane memurun saldırısına uğradı. Genel müdürün iki bürokratının
bu çirkinliğe imza atması karşısında nedense ne TOBAV’dan ne de
DETİS’ten çıt çıkmadı.
Ama aynı TOBAV Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan
şahıslarla ilgili protesto bildirisi yayınladı ve hükümeti yaylım
ateşine tuttu.
Asli görevlerinin hükümete muhalefet mi yoksa Devlet Tiyatrosu
sanatçılarının haklarını savunmak mı olduğu şaibeli hale gelen bu
sivil toplum örgütlerinin neye hizmet ettiği sorgulanır hale geldi.
07.Temmuz.2008 12:45:43
Yukarıdaki yazıyı okuduğumda, yazıyı yazdıran
mantığın çarpıklığını teşhir etmek konusunda bana acil görev
düştüğünü hissettim. Çünkü, yazının altına eklenmiş çeşitli
yorumların hiçbiri, benim gördüğüm çarpıklığa değinmiyordu. Görünüşe
bakılırsa, Tercan, oğullarının (ya da yeğenlerinin) oyunlarını,
haberde iddia edildiği üzere, gerçekten repertuara aldırmışsa, bu
onun suçlu sayılması için yeterliydi. Hilmi Bulunmaz bile böyle
düşünüyordu. (Bakınız: Hilmi Bulunmaz,
"İddialar doğruysa; Bilgin hemen istifa
etmeli!")
Oysa benim bakış açım çok farklıydı. Ben,
tiyatro metinleri eleştirilirken, dramatik gerekçelerin esas
alınmasından yanaydım. Dramatik olarak sağlam bir metin, değil
Firuzan Tercan'ın oğlu tarafından, Lemi Bilgin tarafından bile
yazılmış olsa, DT repertuarına alınabilmeli; daha sağlam ve daha
uygun başka metinler bulunmadığı takdirde, derhal programa konup
sahnelenebilmeliydi. Bir oyun, öncelikle, dramatik gerekçelerle
kabul ya da ret edilmeliydi. Asıl torpil, yazarı kim olursa olsun,
dramatik bakımdan sakat bir oyunu DT repertuarına almak olabilirdi
ancak. (Örneğin, Tuncer Cücenoğlu'nun "Çığ" adlı oyununu DT
repertuarına alanlar, yani başta Özdemir Nutku olmak üzere, o
zamanın tüm repertuar kurulu üyeleri; ya "Çığ" daki mantık
hatalarını gördükleri halde Cücenoğlu'na torpil yaparak mesleki
haysiyetlerinin hafifliğini ya da "Çığ"daki mantık hatalarını
göremeyerek mesleki donanımlarının yetersizliğini kanıtlamışlardı.
Bakınız: Büktel,
"Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?")
Oyun metinlerinin, dramatik özelliklerine
bakmak gereği duyulmaksızın, dramatik nedenler dışındaki nedenlerle
eleştirilmesi, ve "özellikle", bunun hiç kimseyi rahatsız etmeyen
normal bir tutum olarak tiyatro çevresinde kabul görmesi, beni
fazlasıyla rahatsız etti. Dramatik kriterler kimsenin umurunda
değildi, kimse o kriterlere bir bakmayı aklına bile getirmiyordu.
Ama bu ülkede tiyatro, birilerinin ekmek kapısı, başka birilerinin
ise güç gösterme alanı olmaktan öteye gidip bir "sanat" haline
gelecekse, dramatik kriterin en önemli kriter sayılması zorunluydu.
Firuzan Tercan benim annem olsaydı ve ona bu
saldırılar "Theope"yi repertuara aldırdığı gerekçesiyle yapılıyor
olsaydı; ben oyunumu "geriye çekmek" yerine, tam tersine,
saldıranların dramatik yetersizliğini belgeleyen kesin bir kanıt
olarak, onu "ileriye sürerdim". (Ama tabii, bugün itibariyle,
saldıranlar Tercan'a "Theope"yi desteklediği için saldırıyor
olsaydı, dramatik olarak tam bir dangalak olduklarını, hatta benim
parmağımı kıpırdatmama bile gerek kalmadan, kendi kendilerine
kanıtlamış olurlardı.)
Sanıyorum ki, Tercan'ın (en azından yeğenleri)
birer "Theope" yazmış olmadıkları ve yazdıkları oyunlarla
teyzelerini gururlandırmak yerine ancak "yıpratabileceklerini"
anladıkları için,
"Edebi Kurul’a
dilekçe veriyor ve ‘teyzemizi yıpratmak istemiyoruz’ diyerek
oyunlarını geri çekiyor"lar.
Ama dediğim gibi, bu yalnızca bir sanı ve benim sanılarım, kesin
suçlama anlamına gelmez. Ben, söz konusu oyun metinlerini okumadan,
o metinlerin sahiplerine
karşı, Abdullah Abdülkadiroğlu'nun
yaptığı gibi, kesin suçlamalar içeren bir yazı yazamam. Ben ancak
Abdullah
Abdülkadiroğlu'nun metnini okuyabildiğim için, ancak
Abdülkadiroğlu'nu kesin biçimde suçlayabilir, onun
eleştiri mantığını çarpık bulduğumu açıklayarak onu eleştirebilirim.
Peki Abdülkadiroğlu, benim bu eleştirimi
kaldırabilir mi? Hayır. kaldıramaz/kaldıramadı.
Abdülkadiroğlu'nun yazısını okuduktan sonra,
yazıya eklenmiş yorumlara bir yorum da ben ekledim. Eklediğim yorumu
aşağıya aynen aktarıyorum:
COŞKUN BÜKTEL'İN
DEĞERLENDİRMESİ
Böyle eleştiri olmaz!
Ya oğullar ve
yeğenlerin yazdığı oyunlar harikulade metinlerse?... Sırf Firuzan
Tercan'ın yakınları tarafından yazıldılar diye harikulade oyun
metinleri eleştirilebilir mi?
Ben, buradaki
eleştirinin haklı olduğuna vicdanen inanıyor, oğullar ve yeğenlerin
yazdığı oyunların berbat şeyler olacağını sanıyorum. Ama bu konuda
bir eleştiri yazacak olsam, eleştirimi sanılarıma dayandırmaz, söz
konusu metinlere dayandırırdım. O metinleri, sırf Tercan'ın
yakınları tarafından yazıldıkları için, okuyup incelemeden
eleştirmeye kalkmazdım. Tercan'ın yakınlarının harikulade oyunlar
yazmaya ve bunların DT'de oynanmasını talep etmeye hakları yok mu?
Var. Öyleyse sorun ne? Sorun ancak o oyunların berbat metinler
oldukları halde DT'ye kabul edilmesi ve Tercan'ın da bu berbat
metinlere destek vermiş olması olabilir ancak. Ama ne yazık ki,
eleştirinin yazarı, oyun metinlerini incelemeye gerek duymadan,
onları sırf Tercan'ın yakınları tarafından yazılmış olmakla
suçluyor. Bu fazlasıyla basit bir eleştiri mantığı. Eleştirinin
kriterlerini bu yönde değiştirme teşebbüslerine sıcak bakmamalıyız.
Bir oyun metni, kimin tarafından yazıldığıyla değil, ancak içerdiği
dramatik erdemler ya da hatalarla yargılanmalı.
Tercan'ın yakınları
tarafından yazılmadıkları halde, tanınmış oyun yazarları veya
tiyatrocular tarafından (Örneğin, Tuncer Cücenoğlu veya Kenan Işık
tarafından) yazıldıkları halde, asla oynanmaması gereken pek çok
kötü oyun var ki, DT'de hiçbir itiraza uğramadan oynanabiliyor.
(Örneğin, Cücenoğlu'nun "Çığ" ve Işık'ın "Bebek Uykusu"... Bu
oyunlar hakkında Coşkun Büktel'in eleştirilerine bakılmalı.)
Tiyatroda oynanan bir
oyun ancak oynanmayı hak eden bir metin değilse eleştirilebilir. Hak
eden bir metin değilse, kim yazmış olursa olursa olsun,
oynanmamalıdır. Hak eden bir metinse, kim yazmışsa yazsın
oynanmalıdır. Eğer oyun metinlerinin oynanmasındaki terslikten söz
edeceksek, yazarının kim olduğunu değil, metnin ne olduğuna öncelik
ve ağırlık vermeliyiz. Bir metni tiyatral olarak değerlendirebilmek
yeterliğine sahip değilsek, bu konulara hiç karışmamalıyız.
COŞKUN BÜKTEL
Dün akşam (8 Temmuz 2008) yazıp, yukarıda tam
metnini aktardığım, (en küçük bir hakaret bile içermeyen) kısa
yorumuma, ilgili diğer yorumlar arasında yer verilmedi. Beni kimin
sansür ettiğini kesin bilmeme olanak yok. Ama yazının köşe yazarı,
madem ki yazısının yoruma açılmasına izin vermiş, gönderilen hiçbir
yorumun sansür edilmeyeceğini garanti altına almalıydı, diye
düşünüyorum.
Yukarıdaki "masum" yorumumun bile, üstelik
demokrat, ılımlı ve haksever tanınmaya çalışan bir çevrenin
(Samanyolcuların) sitesince dahi sansür edilmesi, bir kez daha
gösteriyor ki; yazılarımda insanları asıl rahatsız eden ve onları
sansüre mecbur kılan şey, bazılarının iddia ettiğinin tersine,
yazılarımdaki hakaretler değil, yazılarımdaki "inandırma gücü"dür.
Coşkun Büktel / 9 Temmuz 2008
"ÖLÜLERİ
GÖMÜN" SKANDALI:
Yazıların tümü Coşkun Büktel tarafından yazılmış ve tarih sırasıyla
sıralanmıştır.
1.
Neler Olmuştu?
2.
Devlet Tiyatrosu "Evet" dedi, Şehir Tiyatrosu
"Hayır" diyor
3.
Büktel'in dilekçesi ve Şehir Tiyatrosu'nun
"cevabı"(!)
4.
2003 Yılındaki bir röportajda neler demiştim?
5.
Skandal konusunda Mustafa Demirkanlı'nın
iftiralarını Hilmi Bulunmaz nasıl yanıtladı?
6.
2007 Yılındaki Vatan gazetesi röportajında
neler dedim (demiş oldum)?
7.
KÜltür Bakanı Ertuğrul Günay, DT Genel Müdürü Lemi Bilgin'i Derhal
Görevden Almalıdır
8.
Firuzan
Tercan Olayına dair Büktel Yorumuna Sansür
9.
"Ölüleri Gömün" bir kez daha DT sezon programında