Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

"ÖLÜLERİ GÖMÜN" SKANDALI: 8
 
samanyoluhaber.com'da

FİRUZAN TERCAN OLAYINA DAİR

BÜKTEL YORUMUNA SANSÜR

 

Coşkun Büktel

 

 

Dinci basın, DT yönetimine ve özellikle, yolsuzluk içinde olduğunu iddia ettikleri (bu iddialara dayanarak kültür bakanları tarafından iki kez görevden alınıp, mahkeme tarafından beraat ettirilerek iki kez göreve iade edilmiş) DT genel müdürü Lemi Bilgin'e çok karşı... Fırsat buldukça, DT'deki "yolsuzlukları" haber yapıyor ve o yolsuzluklarla ilgili olarak DT genel müdürü Lemi Bilgin'i suçluyorlar.

Bilindiği üzere, DT genel müdürü Lemi Bilgin'e ve Lemi Bilgin gibi tiyatro sanatına düşman bir vandalı görevde tuttuğu için kültür bakanı Ertuğrul Günay'a ben de karşıyım. (Bakınız: "Ölüleri Gömün skandalı".)

Lemi Bilgin, dinci basının dayanaksız, akıl dışı, partizan suçlamalarından beraat edebilir ve onlar sayesinde, uzaklaştırıldığı makamına her defasında, mağdur kahraman olarak, daha güçlü bir imaj kazanmış olarak, yeniden dönebilir.

Ama Lemi Bilgin ve Ertuğrul Günay, "Ölüleri Gömün skandalı"ndan asla beraat edemeyecekler. Çünkü ben, Bilgin ve Günay'ı dinci basın gibi çarpık niyetlerle, çürük kanıtlarla ve sakat bir mantıkla suçluyor değilim; ben onları, tiyatro sanatı adına, tiyatral ve bilimsel kanıtlara dayanarak suçluyor ve mahkemede değil, yazılarıma ulaşabilen şanslı azınlığın vicdanında mahkum ediyorum.

Lemi Bilgin ve Ertuğrul Günay, dinci basının suçlamalarından aklanabilirler ama "Ölüleri Gömün skandalı"ndan asla aklanamayacaklar. Bilgin ve Günay, "Ölüleri Gömün skandalı"nın lekesini, (Gorbaçov lekesi kadar silinmez ama Gorbaçov lekesinden çok daha utanç verici bir "defo" olarak) ebediyen alınlarında taşıyacaklar.

Dinci basının DT'ye yönelik son saldırısı, 7 Temmuz 2008'de, Abdullah Abdülkadiroğlu imzasıyla, samanyoluhaber.com'da yayınlanan "Devlet Kurumu mu Aile Şirketi mi?" başlıklı bir haber/yazı oldu. Orijinal sayfasına link verdiğimiz bu haber/yazıyı yorumlamaya geçmeden önce, yazının tam metnini (ne olur ne olmaz diyerek) aşağıya da aktarıyoruz:

 

DEVLET KURUMU MU AİLE ŞİRKETİ Mİ?

Öyle bir devlet kurumu ki anneler, teyzeler, çocuklar, yeğenler… Bakın neler yaşanıyor neler.


Her ne kadar inkar etseler de Devlet Tiyatrolarındaki dost akraba çoluk çocuk yapılanması artık kabuğa sığmaz hale geldi. Neredeyse aile kurumuna dönüşen Devlet Tiyatrolarında yaşanan son skandal bu kadar da olmaz dedirtti. Genel Müdür Lemi Bilgin’i çok zor durumda bırakacak olay bir Başdramaturg’un çocukları ve yeğenleri yüzünden yaşandı.

Kurum içinde isyan çıkmasına sebep olan olayı kapatmak için adı geçen Başdramaturg emekliliğini istemek zorunda kaldı. İşte bir devlet kurumunun nasıl aile şirketine dönüştürüldüğünün acı ispatı olan olayın ayrıntıları:

Olaylar Devlet Tiyatrolarında Başdramaturg olarak görev yapan Firuzan Tercan’ın iki oğlu yüzünden başlıyor.

Firuzan Tercan’ın bir oğlu Mert Karabey “Odalar” adında bir oyun yazıyor.

Firuzan Tercan’ın bir oğlu daha var. İkinci oğul Muhammed Ulaş da ‘Sarı saçlar mavi gözler’ adında bir çocuk oyunu yazıyor. Hatta bu oyun İstanbul DT’de de sahneleniyor.

Bitti mi ? Hayır.

Devlet Tiyatroları adeta aile kurumuna döndü diye boşuna demiyoruz.

Bu kez de Firuzan Tercan’ın yeğenleri çıkıyor sahneye.

Yeğenler Gül Ebru Turna ve Boğaç Babür Turna; Mevlana’yı konu alan “Bersisa” adlı bir oyun yazıyor.

İşin en ilginç yanı da Devlet Tiyatrolarında oyunların baştan sona Başdramaturg’un bilgisi dahilinde olması.

Firuzan Tercan’ın oğulları ve yeğenlerinin yazdığı oyunlara onay verecek kişi de yine Firuzan Tercan’ın kendisi. Çünkü Başdramaturg o.

İşleyiş gereği dramaturglardan geçen oyun Başdramaturg’un kontrolünde Edebi Kurula sevk ediliyor. Başdramaturg da aynı zamanda Edebi Kurul’a giriyor.

Yani çocukların ve yeğenlerin yazdıkları oyuna onay verecek kişi bizzat Başdramaturg olan kendi anneleri.

Firuzan Tercan; bizzat kendisinin onay verdiği oyunlar Edebi Kurul’a geldiğinde enteresan bir şekilde toplantılardan çıkıyor. Tabii hiçbir şey gizli kalmıyor. Ve oyunlar edebi kuruldan onay aldıktan sonra bu kişilerin Firuzan Tercan’ın oğulları ve yeğenleri olduğu ortaya çıkıyor.

Sonra ortalık karışıyor. Kıyamet kopuyor. Kurum adeta birbirine giriyor. Olay Dramaturglar arasında krize neden oluyor.

İşte can alıcı soru.

Bir kişinin yazdığı oyunun oynanması yazara ne kazandırıyor ?

Devlet Tiyatroları’nda oyunu oynanan yazar gişe gelirinden direkt % 40 alıyor. Kıyamet bunun için kopuyor. Tamamen duygusal yani.

Genel Müdür Lemi Bilgin, bunlardan haberi olmasına rağmen Firuzan Tercan’ın oğulları ve yeğenlerinin oyunlarına müdahale etmemekle suçlanıyor.

Skandalın büyümemesi ve kurum dışına sızmaması için hemen Firuzan Tercan’ın yeğenleri Edebi Kurul’a dilekçe veriyor ve ‘teyzemizi yıpratmak istemiyoruz’ diyerek oyunlarını geri çekiyor.

Fakat tiyatrodaki rahatsızlık dinmeyince geriye tek bir çare kalıyor. Olayın, zaten soruşturmalardan başı dertte olan idareyi etkilememesi için Firuzan Tercan 15 Ağustos’tan geçerli olmak üzere emeklilik dilekçesi veriyor, rapor alıp kurumdan ayrılıyor.

Özellikle kurumdaki dramaturgların ayağa kalktığı olay bu şekilde bastırılıyor ve Firuzan Tercan’ın emekli edilmesiyle kapatılıyor.

Baştan itibaren Firuzan Tercan’ın oğulları ve yeğenleriyle ilgili durumu bilmesine rağmen müdahale etmeyen Genel Müdür Lemi Bilgin bu sebeple çok zor günler geçiriyor.

Bu olay Devlet Tiyatrosunu karıştırdığı gibi tiyatroyu temsil eden sivil toplum örgütlerinde de gündeme geldi. Fakat şarap partilerinde tiyatronun sorunlarını çözmeye çalışan ve hükümeti devirme organizasyonlarında başı çeken DETİS ve TOBAV’dan konuyla ilgili çıt çıkmadı.

Sürekli Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a görevlerini hatırlatan bildiriler yayınlayan DETİS ve TOBAV nedense tiyatroda yaşanan ve dramaturgları ayağa kaldıran bu olayı görmezden gelmeyi tercih etti.

Geçen hafta Devlet Tiyatrolarında usta bir rejisör olan Ensar Kılıç iki tane memurun saldırısına uğradı. Genel müdürün iki bürokratının bu çirkinliğe imza atması karşısında nedense ne TOBAV’dan ne de DETİS’ten çıt çıkmadı.

Ama aynı TOBAV Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan şahıslarla ilgili protesto bildirisi yayınladı ve hükümeti yaylım ateşine tuttu.

Asli görevlerinin hükümete muhalefet mi yoksa Devlet Tiyatrosu sanatçılarının haklarını savunmak mı olduğu şaibeli hale gelen bu sivil toplum örgütlerinin neye hizmet ettiği sorgulanır hale geldi.
 

07.Temmuz.2008 12:45:43

 

Yukarıdaki yazıyı okuduğumda, yazıyı yazdıran mantığın çarpıklığını teşhir etmek konusunda bana acil görev düştüğünü hissettim. Çünkü, yazının altına eklenmiş çeşitli yorumların hiçbiri, benim gördüğüm çarpıklığa değinmiyordu. Görünüşe bakılırsa, Tercan, oğullarının (ya da yeğenlerinin) oyunlarını, haberde iddia edildiği üzere, gerçekten repertuara aldırmışsa, bu onun suçlu sayılması için yeterliydi. Hilmi Bulunmaz bile böyle düşünüyordu. (Bakınız: Hilmi Bulunmaz, "İddialar doğruysa; Bilgin hemen istifa etmeli!")

Oysa benim bakış açım çok farklıydı. Ben, tiyatro metinleri eleştirilirken, dramatik gerekçelerin esas alınmasından yanaydım. Dramatik olarak sağlam bir metin, değil Firuzan Tercan'ın oğlu tarafından, Lemi Bilgin tarafından bile yazılmış olsa, DT repertuarına alınabilmeli; daha sağlam ve daha uygun başka metinler bulunmadığı takdirde, derhal programa konup sahnelenebilmeliydi. Bir oyun, öncelikle, dramatik gerekçelerle kabul ya da ret edilmeliydi. Asıl torpil, yazarı kim olursa olsun, dramatik bakımdan sakat bir oyunu DT repertuarına almak olabilirdi ancak. (Örneğin, Tuncer Cücenoğlu'nun "Çığ" adlı oyununu DT repertuarına alanlar, yani başta Özdemir Nutku olmak üzere, o zamanın tüm repertuar kurulu üyeleri; ya "Çığ" daki mantık hatalarını gördükleri halde Cücenoğlu'na torpil yaparak mesleki haysiyetlerinin hafifliğini ya da "Çığ"daki mantık hatalarını göremeyerek mesleki donanımlarının yetersizliğini kanıtlamışlardı. Bakınız: Büktel, "Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?")

Oyun metinlerinin, dramatik özelliklerine bakmak gereği duyulmaksızın, dramatik nedenler dışındaki nedenlerle eleştirilmesi, ve "özellikle", bunun hiç kimseyi rahatsız etmeyen normal bir tutum olarak tiyatro çevresinde kabul görmesi, beni fazlasıyla rahatsız etti. Dramatik kriterler kimsenin umurunda değildi, kimse o kriterlere bir bakmayı aklına bile getirmiyordu. Ama bu ülkede tiyatro, birilerinin ekmek kapısı, başka birilerinin ise güç gösterme alanı olmaktan öteye gidip bir "sanat" haline gelecekse, dramatik kriterin en önemli kriter sayılması zorunluydu.

Firuzan Tercan benim annem olsaydı ve ona bu saldırılar "Theope"yi repertuara aldırdığı gerekçesiyle yapılıyor olsaydı; ben oyunumu "geriye çekmek" yerine, tam tersine, saldıranların dramatik yetersizliğini belgeleyen kesin bir kanıt olarak, onu "ileriye sürerdim". (Ama tabii, bugün itibariyle, saldıranlar Tercan'a "Theope"yi desteklediği için saldırıyor olsaydı, dramatik olarak tam bir dangalak olduklarını, hatta benim parmağımı kıpırdatmama bile gerek kalmadan, kendi kendilerine kanıtlamış olurlardı.)

Sanıyorum ki, Tercan'ın (en azından yeğenleri) birer "Theope" yazmış olmadıkları ve yazdıkları oyunlarla teyzelerini gururlandırmak yerine ancak "yıpratabileceklerini" anladıkları için, "Edebi Kurul’a dilekçe veriyor ve ‘teyzemizi yıpratmak istemiyoruz’ diyerek oyunlarını geri çekiyor"lar. Ama dediğim gibi, bu yalnızca bir sanı ve benim sanılarım, kesin suçlama anlamına gelmez. Ben, söz konusu oyun metinlerini okumadan, o metinlerin sahiplerine karşı, Abdullah Abdülkadiroğlu'nun yaptığı gibi, kesin suçlamalar içeren bir yazı yazamam. Ben ancak Abdullah Abdülkadiroğlu'nun metnini okuyabildiğim için, ancak Abdülkadiroğlu'nu kesin biçimde suçlayabilir, onun eleştiri mantığını çarpık bulduğumu açıklayarak onu eleştirebilirim.

Peki Abdülkadiroğlu, benim bu eleştirimi kaldırabilir mi? Hayır. kaldıramaz/kaldıramadı.

Abdülkadiroğlu'nun yazısını okuduktan sonra, yazıya eklenmiş yorumlara bir yorum da ben ekledim. Eklediğim yorumu aşağıya aynen aktarıyorum:       

 

COŞKUN BÜKTEL'İN DEĞERLENDİRMESİ

Böyle eleştiri olmaz!

Ya oğullar ve yeğenlerin yazdığı oyunlar harikulade metinlerse?... Sırf Firuzan Tercan'ın yakınları tarafından yazıldılar diye harikulade oyun metinleri eleştirilebilir mi?

Ben, buradaki eleştirinin haklı olduğuna vicdanen inanıyor, oğullar ve yeğenlerin yazdığı oyunların berbat şeyler olacağını sanıyorum. Ama bu konuda bir eleştiri yazacak olsam, eleştirimi sanılarıma dayandırmaz, söz konusu metinlere dayandırırdım. O metinleri, sırf Tercan'ın yakınları tarafından yazıldıkları için, okuyup incelemeden eleştirmeye kalkmazdım. Tercan'ın yakınlarının harikulade oyunlar yazmaya ve bunların DT'de oynanmasını talep etmeye hakları yok mu? Var. Öyleyse sorun ne? Sorun ancak o oyunların berbat metinler oldukları halde DT'ye kabul edilmesi ve Tercan'ın da bu berbat metinlere destek vermiş olması olabilir ancak. Ama ne yazık ki, eleştirinin yazarı, oyun metinlerini incelemeye gerek duymadan, onları sırf Tercan'ın yakınları tarafından yazılmış olmakla suçluyor. Bu fazlasıyla basit bir eleştiri mantığı. Eleştirinin kriterlerini bu yönde değiştirme teşebbüslerine sıcak bakmamalıyız. Bir oyun metni, kimin tarafından yazıldığıyla değil, ancak içerdiği dramatik erdemler ya da hatalarla yargılanmalı.

Tercan'ın yakınları tarafından yazılmadıkları halde, tanınmış oyun yazarları veya tiyatrocular tarafından (Örneğin, Tuncer Cücenoğlu veya Kenan Işık tarafından) yazıldıkları halde, asla oynanmaması gereken pek çok kötü oyun var ki, DT'de hiçbir itiraza uğramadan oynanabiliyor. (Örneğin, Cücenoğlu'nun "Çığ" ve Işık'ın "Bebek Uykusu"... Bu oyunlar hakkında Coşkun Büktel'in eleştirilerine bakılmalı.)

Tiyatroda oynanan bir oyun ancak oynanmayı hak eden bir metin değilse eleştirilebilir. Hak eden bir metin değilse, kim yazmış olursa olursa olsun, oynanmamalıdır. Hak eden bir metinse, kim yazmışsa yazsın oynanmalıdır. Eğer oyun metinlerinin oynanmasındaki terslikten söz edeceksek, yazarının kim olduğunu değil, metnin ne olduğuna öncelik ve ağırlık vermeliyiz. Bir metni tiyatral olarak değerlendirebilmek yeterliğine sahip değilsek, bu konulara hiç karışmamalıyız.

COŞKUN BÜKTEL

 

Dün akşam (8 Temmuz 2008) yazıp, yukarıda tam metnini aktardığım, (en küçük bir hakaret bile içermeyen) kısa yorumuma, ilgili diğer yorumlar arasında yer verilmedi. Beni kimin sansür ettiğini kesin bilmeme olanak yok. Ama yazının köşe yazarı, madem ki yazısının yoruma açılmasına izin vermiş, gönderilen hiçbir yorumun sansür edilmeyeceğini garanti altına almalıydı, diye düşünüyorum.

Yukarıdaki "masum" yorumumun bile, üstelik demokrat, ılımlı ve haksever tanınmaya çalışan bir çevrenin (Samanyolcuların) sitesince dahi sansür edilmesi, bir kez daha gösteriyor ki; yazılarımda insanları asıl rahatsız eden ve onları sansüre mecbur kılan şey, bazılarının iddia ettiğinin tersine, yazılarımdaki hakaretler değil, yazılarımdaki "inandırma gücü"dür.

 

Coşkun Büktel / 9 Temmuz 2008

 

"ÖLÜLERİ GÖMÜN" SKANDALI:

 

Yazıların tümü Coşkun Büktel tarafından yazılmış ve tarih sırasıyla sıralanmıştır.

 

1. Neler Olmuştu?

2. Devlet Tiyatrosu "Evet" dedi, Şehir Tiyatrosu "Hayır" diyor

3. Büktel'in dilekçesi ve Şehir Tiyatrosu'nun "cevabı"(!)

4. 2003 Yılındaki bir röportajda neler demiştim?

5. Skandal konusunda Mustafa Demirkanlı'nın iftiralarını Hilmi Bulunmaz nasıl yanıtladı?

6. 2007 Yılındaki Vatan gazetesi röportajında neler dedim (demiş oldum)?

7. KÜltür Bakanı Ertuğrul Günay, DT Genel Müdürü Lemi Bilgin'i Derhal Görevden Almalıdır

 

8. Firuzan Tercan Olayına dair Büktel Yorumuna Sansür

 

9. "Ölüleri Gömün" bir kez daha DT sezon programında