Katkılarından dolayı Büktel'e
teşekkür.
İki dünya var; doğru dünya, yanlış dünya…
Eğer siz doğruysanız; size karşı çıkanlar
yanlıştır…
Tiyatro dünyası da iki tane; doğru ve
yanlış…
İnsanlar, niyetlerinden bağımsız olarak,
içinde bulundukları durumun / sınıfın
iradesiyle düşünce oluştururlar:
Egemenlerden yana tiyatro yapanlar çanak
yalar, egemenlere karşı çıkanlar çanak
kırar. Unutmayalım; niyetten bağımsız
olarak!...
Çanak, salt sahneye çıkan tiyatro esnafına
tutulmaz. Egemenlerin sömürülerini gizleyen
her türden gizem oluşturucusuna da tutulur.
Örnekse Tiyatro… Tiyatro… dergisi sahibi
Mustafa Demirkanlı'ya da çanak tutulur.
Kimler tarafından?...
T.C. Turizm ve Kültür Bakanlığı tarafından,
Efes Pilsen tarafından, AKBANK tarafından,
İsviçre Hastanesi tarafından… Liste uzar da
uzar!...
Peki, Mustafa Demirkanlı bu çanağı hak etmek
için ne yapar?...
Her türlü pespayeliği, entrikayı,
yalancılığı, şantajı… yapar!...
Neden yapar?...
Egemenlerin çanağını yalamaya razı
olduğundan yapar!...
***
Genellemeyi bir yana bırakıp, somut duruma
gelelim:
Mustafa Demirkanlı, Coşkun Büktel hakkında
bir yazı (daha!) yazdı:
"Coşkun
Büktel Bulaşma, İşine Bak!"
Bir manga komutanı edasıyla yazan Demirkanlı,
elinden gelse Büktel'e; "Hazır Ol"
çekecek!...
Büktel'in kendisine yanıt vermeyeceğini
bildiğinden, ikide bir sırnaşan Demirkanlı,
Büktel'in aşağıya aldığımız sözlerine
güveniyor:
Bir insanın, yalnızca, "Burak Caney'i
ait olduğu yere, sanal mezarlığa gömdük"
cümlesini (bir sürü karşı kanıta rağmen)
yeterli kanıt sayarak ve kanıta muhtaç bu
salakça kanıta dayanarak; o cümleyi kurmuş
olan insanı (Hilmi Bulunmaz'ı) "hacker"
olmakla suçlaması için, belki hukuk nedir
bilmeyen bir salak olması yetebilirdi; ama
Bulunmaz'ı "hacker" sayan o salağın,
Bulunmaz'la arkadaş olan (dürüstlüğüyle
maruf) Coşkun Büktel'in de "hacker" olduğunu
ilan edebilmesi için, yalnızca salak olması
yetmezdi; Mustafa Demirkanlı kadar
insanlıktan nasipsiz, ahlaksız, yalancı,
pespaye ve alçak olması da
gerekirdi/gerekti.
Demirkanlı, umarım sözünü tutar ve
bundan böyle (ismimi vererek ya da vermeden
veya kendisi başka bir isim ardına
gizlenerek veya örneğin, hacklenmeden
kurtulduğu halde aylardır bir tek yazı
yazmayan ve aslında söyleyecek bir şeyi
kalmadığı için "hacklendim" numarasına
yatmış olan, kimliği belirsiz, sanal şahıs
Burak Caney'i tekrar devreye sokarak) bana
sataşmaya kalkışmaz. Ama eğer kalkışırsa,
Demirkanlı'ya cevap vermek için bir şartım
var: Önce, belgelediğim tüm yalanları için
("tekrar okuyunca yanlış anlaşılabileceğimi
anladım, aslında şöyle demek istemiştim"
tarzında önemsizleştirme gayretine girmeden)
açıkça/mertçe/Türkçe/netçe, hesap verecek ya
da özür dileyecek. Ve bundan böyle Büktel
hakkında herhangi bir suçlama yaparsa, o
suçlamayı, kanıta muhtaç kanıtlarla, salakça
iddialarla değil, Büktel'in kendi
ifadeleriyle "somut" olarak, direkt kaynak
göstererek, kanıtlayacak. Böyle yapmazsa,
bundan böyle, (Burak Caney'i asla
cevaplamadığım gibi) artık Demirkanlı'yı da
cevaplamayacağım.
Ben hayatımı, onun yalnızca birkaç
saniyede uydurduğu kasıtlı yalanları
çürütmek için, günlerce kanıt belge
toplamakla, bu kanıtları mantıklı ve tutarlı
bir kompozisyon içinde okurlara sunmak için
kılı kırka yarmakla, daha fazla harcamak
zorunda değilim.
Büktel/Demirkanlı
Polemiği'ndeki yazılara
rağmen Demirkanlı'nın ne mal olduğunu hâlâ
anlamayanlar kaldıysa, zaten anlamak
istemiyorlar demektir.
(Bakınız: Coşkun Büktel,
“DEMİRKANLI'YA
—BİR KEZ DAHA— SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP”)
Büktel, Demirkanlı'ya yanıt yazmayacağı sözü
verdi. Demirkanlı, 24 Nisan 2007'de, yani
taa altı ay önce, Büktel'in verdiği o söze
güveniyor…
Peki, ben, Hilmi Bulunmaz, kamuoyuna,
Demirkanlı'ya karşı yazmayacağım, ona yanıt
vermeyeceğim sözü verdim mi?
Vermedim!...
Ne sözü verdim?...
Yalanlarını sürdürdükçe, Demirkanlı'yı
sıçtığı yere dek kovalayacağım sözünü
verdim. Demirkanlı bu sözümü unutmasın ve
sıkı dursun!...
Demirkanlı, neden aylarca sonra yeni
yalanlarla örülmüş yeni yazı(lar)
yazıyor?...
Demirkanlı, eski yalanlarının izinin
silindiğini sandığından, Büktel'in altı ay
önce yazdığı yazıya, şimdi (yani altı ay
sonra) "yanıt" veriyor.
Ne mi söylüyor?...
Her zaman söylediğini söylüyor: Yalan
söylüyor!... Yani, Burak Caney'in söylediği
her şeyi söylüyor!... Burak Caney’in
ağzından konuşuyor. Buna karşın, Burak Caney
olmadığını iddia ediyor!...
***
İmdi, daha önce de uyguladığımız bir yazma
biçimiyle (örnekse
"Yalanı yalanla
örtmek"), Demirkanlı'yı
cümle cümle irdeleyelim:
Demirkanlı diyor ki:
Coşkun Büktel, sürekli kendisiyle çelişerek,
gölgesiyle kavga eder gibi herkesle kavga
ederken, durup durup bana da sataşıyor.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Coşkun Büktel, kendisiyle değil, yalanlarla
çelişiyor. Gölgesiyle kavga etmiyor;
yalancılarla kavga ediyor. Demirkanlı da
yalancı olduğundan, onunla da kavga ediyor.
Bunu, niyetten bağımsız yapıyor. Bunu,
gerçeklerden yana olduğundan yapıyor. Elinde
değil. İstese de karşıtını yapamaz. Nasıl
ki, Demirkanlı, niyetten bağımsız olarak
çanak yalıyorsa, Büktel de niyetten bağımsız
olarak hareket ediyor: Yani gerçekleri
savunuyor…
Büktel’in Demirkanlı’ya sataştığı, yalnızca
Demirkanlı’nın hüsnükuruntusudur. Büktel, 24
Nisan 2007 tarihli yukarıda linkini
verdiğimiz son yazısından beri,
Demirkanlı’ya karşı asla yeni bir yazı
yazmadı. Yalnızca, kendisine mailler
göndererek sataşan Demirkanlı’nın maillerine
onu son kez muhatap alarak, art arta iki kez
maille yanıt yazdı. Büktel, bu mailleşmeyi,
daha sonra, (yanıt hakkı isteyen
Demirkanlı’nın talebi üstüne) sitesinde
yayınladı. (Bakınız: Mustafa Demirkanlı,
“Kıvırtma Coşkun!”) Büktel, o
zamandan beri Demirkanlı’nın maillerini
açmadan siliyor. Demirkanlı’ya karşı eski
yazdıklarını yeterli bulan Büktel, onun ad
vererek yada ad vermeden düzenlediği
saldırılara karşı, Demirkanlı’yla yeniden
muhatap olmaksızın, yazdığı eski yazılardan
bazı bölümleri tekrar gündeme getirmekle
yetiniyor. Ama görüldüğü üzere, bu kadarı
bile Demirkanlı’yı çıldırtmaya yetiyor ve
Demirkanlı, eskiden yanıtlayamadığı Büktel
yazılarını, (artık delillerin karardığına,
insanların unuttuğuna güvenerek) yeni yalan
kampanyalarıyla altı ay sonra yanıtlamaya
kalkıyor.
Demirkanlı diyor ki:
Artık, ne kendisini ne de arkadaşını (tiyatroyun
bloğu sahibi) muhatap almıyorum, almayacağım
da, ancak ima yollu da olsa Burak Caney
denen bir başka sorunlu adamı benim
yönlendirdiğimi ima edince aşağıdaki mail'i
yayımlaması için 30 Ekim'in ilk saatlerinde
gönderdim. Yayımlamadı, iyi de yaptı, en
azından bir daha "yanıt hakkım da yanıt
hakkım" diye taciz etmeye kalkışmaz.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Demirkanlı'nın dilini eşek arısı sokmuş.
Adını anmadığı kişi benim. Ben; Hilmi
Bulunmaz. Zaten, yanıt yazmamın
nedenlerinden biri de bu. Kendi kendine
gelin güvey olan Demirkanlı, bizleri (Büktel
ile Bulunmaz) muhatap almayacağını
belirtiyor. Alsa ne olur, almasa ne olur?...
Biz de kendisini değil, yalanlarını muhatap
alıyoruz. Niyetten bağımsız olarak!...
Egemenlere karşıt bir dünya görüşüne sahip
olduğumuzdan, çanak yalayanların yalanlarını
yüzlerine vurmak için, mutlaka, ama mutlaka,
onları muhatap alıyoruz!...
Büktel, yıllardır, Demirkanlı’nın
düzinelerle yalan ve tahrifatını
belgeledikten sonra, altı ay önce, ona artık
yanıt yazmayacağını açıkladı. Demirkanlı’nın
gönderdiği iki özel maile art arda yanıt
verdikten sonra, maillerini de açmaktan
vazgeçti. Ama buna rağmen, Büktel’e sülük
gibi yapışan Demirkanlı, “Artık, ne
kendisini ne de arkadaşını (tiyatroyun bloğu
sahibi) muhatap almıyorum, almayacağım da”
diyebiliyor. Demirkanlı’nın ruh halini
anlamak için ruh doktoru olmaya gerek yok.
Demirkanlı diyor ki:
Aşağıda da belirttiğim gibi, Burak Caney
mahlaslı kişinin genel tavrına katılmıyorum,
Coşkun Büktel'i eleştirmem için ise böyle
birine hiç ama hiç gereksinmem yok, sadece
bunu görmesi için, mail'de de belirttiğim
iki konudaki görüşlerimi aktardım. Yazımın
sonuna da "Hamdi Mümkün" senaryosunu ve
Caney'in eleştirisini ekledim. Bu gerçekten
son olsun Büktel ve arkadaşı kendi işlerine
baksınlar, benim onların saçmalıklarıyla
ilgilenecek ne zamanım ne de niyetim var.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Bu açıklamalar iyi güzel de, onlara niye
inanalım? Yalanları onlarca defa belgelenmiş
tescilli bir yalancı, “Coşkun Büktel'i
eleştirmem için ise böyle birine hiç ama hiç
gereksinmem yok” diyor. O “yok”
deyince, gereksinme yok oluyor mu?
Demirkanlı, Büktel’e ve bana karşı yazdığı
H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel
(2 VE SON) başlığını
taşıyan yazısında, ikimizi de Türk
tabiplerine emanet etmişti. Büktel de, ona
karşı son yazısında Demirkanlı’nın bu sözünü
tutmasını istemiş ve şunları söylemişti:
Demirkanlı, umarım
sözünü tutar ve bundan böyle (ismimi vererek
ya da vermeden veya kendisi başka bir isim
ardına gizlenerek veya örneğin, hacklenmeden
kurtulduğu halde aylardır bir tek yazı
yazmayan ve aslında söyleyecek bir şeyi
kalmadığı için "hacklendim" numarasına
yatmış olan, kimliği belirsiz, sanal şahıs
Burak Caney'i tekrar devreye sokarak) bana
sataşmaya kalkışmaz. Ama eğer kalkışırsa,
Demirkanlı'ya cevap vermek için bir şartım
var: Önce, belgelediğim tüm yalanları için
("tekrar okuyunca yanlış anlaşılabileceğimi
anladım, aslında şöyle demek istemiştim"
tarzında önemsizleştirme gayretine girmeden)
açıkça/mertçe/Türkçe/netçe, hesap verecek ya
da özür dileyecek. Ve bundan böyle Büktel
hakkında herhangi bir suçlama yaparsa, o
suçlamayı, kanıta muhtaç kanıtlarla, salakça
iddialarla değil, Büktel'in kendi
ifadeleriyle "somut" olarak, direkt kaynak
göstererek, kanıtlayacak. Böyle yapmazsa,
bundan böyle, (Burak Caney'i asla
cevaplamadığım gibi) artık Demirkanlı'yı da
cevaplamayacağım.
Ama Demirkanlı, sözünü
tutamadı. Ad vererek yada ad vermeden
yazmaya devam etti. (Bakınız:
“Büktel/Demirkanlı/Bulunmaz
polemikleri”)
Demek ki, Demirkanlı, sözünü tutamıyor. Bizi
Türk tabiplerine emanet ettiğini söylemek
onu rahatlatamıyor. Sözünü çiğniyor. Peki
sözünü çiğnerken, yani bize karşı yeni
yalanlar sergilerken, Demirkanlı’nın sözünü
çiğnediğini saklamaya, bir başka adın
gölgesi ardına sığınmaya “gereksinmesi”
yok muydu? Vardı. En azından, Burak Caney
denen “yok insan”ın Bulunmaz ve Büktel’in
değirmenine su taşımaktan başka işe
yaramadığına nihayet ayıldığında, bir kez
daha kendi adıyla ortaya çıkıp, Caney’e
“gereksinmesi” olmadığını söylemeye
“gereksinmesi” yok muydu? Vardı...
Egemenler ne derse onu yapmak zorunda
Demirkanlı. Çanak yalatanların niyetinden
bağımsız bir niyete sahip olamaz Demirkanlı…
Burak Caney denilen "yokinsan"ın genel
tavrına katılmak istemese de, aynı çanağı
yalayan dünya görüşüne tutsak olduğundan,
aynı görüşleri, hemen hemen aynı söylemle
dile getiriyor. Bunu bilmek, okurlara yeter
kanısındayız…
Demirkanlı diyor ki:
Coşkun,
Artık, edepsizliği bir kenara bırak. Ne sana
bir daha mail'le bile olsa yazmak
niyetindeydim ne de senin abuk subuk
iddialarını, çamur atmalarını okumaya
niyetliydim ve de okumuyordum. Şu sanal adam
ortaya çıktığından beri bana da durmadan
mail'ler gönderip duruyor, bakmadan
siliyorum.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Edepten bahsedene bakın!... Bilmeyen de
Sultanahmet Camii imamı yada Meryem Ana
Kilisesi papazı sanacak!... Şu sanal adam
denilen Burak Caney, hangi yayıncının
cini?... İddialar “abuk sabuk” demekle,
“abuk sabuk” olmuyor. Biz, hiçbir şeye “abuk
sabuk” deyip geçmiyoruz. Kanıtlıyoruz.
Belgeliyoruz. Örneğin somut yalanlarını
diğer tahrifatlarından ayırıp, Demirkanlı’ya
kendi kelimeleriyle, kelimesi kelimesine
alıntılayarak, hatırlatıyor ve kanıtlamasını
istiyoruz. Kanıtlarsa alçak olduğumuzu kabul
edeceğimizi ve kendisine her yalan için bir
Limousine vereceğimizi açıklıyoruz.
Demirkanlı, (Limousine dışında) aynı yöntemi
uygulayabiliyor mu? Hayır, o yalnızca
“işkembeden sallama” yöntemini uyguluyor.
Ona “abuk”, buna “sabuk” demekle bir şey
söylemiş gibi, konuşmuş gibi olduğunu
sanıyor. Büktel’i ve beni, kanıt, belge ve
bilimselliğin geçerli olmadığı, laf salatası
düzeyine çekmeye çalışıyor...
Demirkanlı diyor ki:
Ancak, öğleden sonra bir arkadaşımın ikazı
ile sitene, arkadaşının sitesine ve Burak
Caney denen adamın sitesine baktım ve yarım
günümü harcattınız bana.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Biz harcatmışız! Harcamasaydın salak! Herif
meyhanede içmiş faturayı bize kesiyor. Bizim
Demirkanlı’ya bir şey yaptırabilme, herhangi
bir yaptırım uygulama niyetimiz ve umudumuz
olsaydı, ona yalanları yüzünden vicdan azabı
duyması, pişman olması için yaptırım
uygulardık. Görünmez adam değil, “adam”
olması için yaptırım uygulardık. Ağzına
geleni tartmaksızın salgılamaması,
işkembeden sallamaması için yaptırım
uygulardık...
Demirkanlı gününü sanal alemde harcamayıp,
Savaş ve Barış ayarında bir roman
mı yazacaktı? Sahi, şimdiye dek herhangi bir
ciddi işe imza mı attı Mustafa Demirkanlı?...
Demirkanlı’nın tek yaptığı, Orhan Alkaya,
Ahmet Levendoğlu, Ali Taygun, Üstün Akmen
gibi losyon kokulu beyefendiler sayesinde,
dergisine AKBANK, DT ve İBŞT’den reklam
almak. Bütün gün kuyruk sallayarak
egemenlerin peşinde koşup, sonunda
uzatılacak çanağı yalamak için, egemenlerin
gerisini yalamak...
Asıl “abuk sabuk” olan şey, Demirkanlı’nın
çanak yalamaya yarım saat ara verip sitemize
girdi diye, bize hesap çıkarmaya
kalkmasıdır...
Demirkanlı diyor ki:
24 Nisan'da yazdığın saçma sapan yazıyı
tekrar gündeme getirerek, arkadaşınla
paslaşarak abuk sabuk sitelerinizin (senin,
arkadaşının ve Burak Caney'in)
rezilliklerini bana mı yıkmak istiyorsun.
Seni ve arkadaşını muhatap almadığım için,
acısını benden mi çıkartmak istiyorsunuz?
Böyleyse, terbiyesizlik ediyorsunuz.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Öyle değil! Yani asıl terbiyesizliği sen
ediyorsun. Büktel’e mailleri gönderen ve
(ikisi hariç) yanıt alamayan, sensin!
Büktel’e karşı yazdığın son iki yazıya
(“Hay Allah”,
“Vekalet
Dönemi”) yanıt alamayan, sensin!
Büktel sana karşı yeni bir yazı yazmaya
gerek duymaksızın eski yazılarından bazı
alıntıları “Unutmamakta Yarar Var”
başlığıyla gündeme getirmekten başka bir şey
yapmıyor. Bu durumda “Seni ve arkadaşını
muhatap almadığım için, acısını benden mi
çıkartmak istiyorsunuz?” gibi bir cümle
kurman, manyaklıkla kolayca
ilişkilendirilebilecek bir tutum. Ama biz
bunun, manyaklık olmadığını, “kurnazlık”
olduğunu biliyoruz. Sen “bile bile” yalan
söylüyorsun! Senin yalanlarının daha çok
okunacağına, bizim teşhir ettiğimiz
gerçekleri bilenlerin azınlıkta ve etkisiz
kalacağına güveniyorsun. Vicdanın olmadığı
için yalan söylemekte sakınca görmüyor,
yaygın yalanların az bilinen hakikate baskın
çıkacağına inanıyorsun. O nedenle, çok
mecbur kalmadıkça, hakikati sitene
sokmuyorsun. O nedenle sansürcüsün. Ama
yanlış hesap yapıyorsun. Azınlıktaki
hakikatin gücüne sırt çevirip yaygın
yalanlara sırtını dayamakla çok büyük hata
ediyorsun! Hayır, sen manyak değilsin, çanak
yalamak uğruna, manyak rolüne soyunarak ucuz
entrikalar düzenleyen bir zavallısın!...
Demirkanlı diyor ki:
Ben kimseden destek istemem, söyleyeceğimi
söylerim, söyledim de zaten. Doğru dürüst
bir tartışmanın içinde her zaman olurum,
oldum da, ama ölüm döşeğindeki insanlara
küfreden, dizi çevirdi diye insanlara
hakaret eden ama Theope'yi övdüğü için
(Cihan Ünal örneği), yani işine geldiği için
öne çıkaran insanlarla benim yapacağım çok
bir şey yok gerek de yok, sizin
oportünizminizle uğraşamam.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Gene kanıtsız ispatsız, üstelik yalan
olduğunu daha önce Büktel’in de benim de
belgelediğim “laflar”... (Bakınız:
Büktel/Demirkanlı/Bulunmaz
polemikleri”) İnsanlar nasılsa
bizi okumuyor. O nedenle, yalan söylemekte
özgür olduğunu düşünüyorsun. Hakikati bilen
az sayıda insandan utanmıyorsun. Büktel’in
dediği gibi, (Bakınız,
“Utanma Eşiği”)
yalanların Hürriyet’in ana sayfasında teşhir
edilmedikçe, yalanlarından utanmayı gereksiz
bir toyluk zannediyorsun. O nedenle
işkembeden rahatça sallıyorsun. Bu
yazıların, bugün az kişi tarafından okunuyor
olsalar da, hakikatin gücünü taşıdıkları
için, kalıcı olacağını, yarın oğlun
tarafından da okunacağını hesaplayamıyorsun.
Gelecek kuşakların bu yazılardaki
hakikatlere ulaşacağına ve seni lanetle
anacağına aldırmıyorsun. “Ar zamanı değil,
kâr zamanı” felsefesini benimsemiş her alçak
gibi, geleceğe inanmıyor, günü kurtarmaya
bakıyor, gözünü bugünün avantasından,
önündeki çanaktan ayıramıyorsun...
Kimseden destek istemene (maşallah) gerek
kalmamış. Tüm egemen tiyatro esnafı yanında.
Doğru dürüst tartışmayı bırak, en sıradan
tartışmanın bile içerisinde olabilecek denli
berrak bir beyne sahip değilsin. Sıkıyı
görünce, (sonunu hesaplayamadan)
karşındakileri Türk tabiplerine emanet
etmekten daha zekice bir yöntem geliştirmiş
değilsin. Bütün yapabildiğin, tabiplere
emanet ettiğin adam yanıt vermiyor diye onu
maillerinle ve yeni yazılarınla yanıt
vermeye zorlamaktan ve yine başarısız olunca
onu muhatap almadığını söylemekten ibaret.
Çok zavallısın! Ama bu yazıları nasılsa
sansür edeceğine, bu yazılardaki hakikatleri
çok az kişinin okuyacağına ve ne kadar
zavallı olduğunu çok az kişinin anlayacağına
güveniyorsun.
Büktel/Demirkanlı/Bulunmaz
Polemiği’ndeki yazılar, tartışma
kültürüne ve zekâsına ne denli sahip
olduğunu kanıtlıyor!!!
Demirkanlı diyor ki:
Sen kimsin ki, seninle başka isim üzerinden
didişeyim. Sen kimsin ki, seninle ne ortak
paydam var ki didişeyim.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Büktel’in kim olduğu, kanıt gerektirmeyecek
kadar belli. Kitapları, biyografisi,
karakteri ve mücadelesi ortada. Onunla neden
didiştiğin de
“Büktel/Demirkanlı/Bulunmaz
polemikleri”nde apaçık görülüyor.
Demirkanlı diyor ki:
Sen gerçekten hastalıklı bir insansın
Coşkun, adam gitmiş Gölge Tiyatro'ya kendi
girmiş yazısını, sen Gölge Tiyatro'ya
demediğini bırakmamışsın.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
E peki, Gölge Tiyatro, Burak Caney’i
sahiplendiği için Büktel’den onca fırçayı
yedikten sonra niye susmuş? (Bakınız:
“Burak Caney
sayfası”) Hatalarını anlamışlar
herhalde, değil mi? Burak Caney’i sahiplenen
Gölge Tiyatro’yu savunmak neden sana
düşüyor? Sen Burak Caney misin? Onlar salak
mı? Yoksa
coskunbuktel.com’u
öneriyor ama Büktel’i muhatap almıyorlar mı?
Burak Caney tarafından savunularak zaten
yeterince boka battıktan sonra Gölge
Tiyatro’nun bir de senin savunmana ihtiyacı
var mı?...
Demirkanlı diyor ki:
Sonra yazısını kaldırmışlar, bu sefer dönüp
bana saldırmışsın. Hasta mısın sen Coşkun?
Benimle ne alıp veremediğin var?
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Büktel sana saldırmadı. Saldırsa, karnın
ağrır, kan işerdin. Büktel, yalnızca, eski
yazılarından bazı bölümleri insanların
unutmamasında yarar olacağını düşünerek,
yeniden yayımladı. Büktel’in eski yazılarına
bile tahammül edemiyorsun, bir de senin gibi
sözünü çiğneyip sana yanıt yazmaya kalksa,
herhalde onu yine tabiplere emanet etmekten
başka çare bulamazdın.
Demirkanlı diyor ki:
Ne istiyorsun benden? Eğer, abuk sabuk
yazılarını yayımlamamı istiyorsan, söyledim,
bir daha söyleyeyim:
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Büktel, 8 Eylül 2007’de (Yani iki ay önce)
ne yazmıştı:
Kendi sitemizi
kurduğumuzdan beri (Not: Yani iki
yıla yakın süredir) hiçbir siteden
yazılarımızı yayınlamasını talep
etmedik/etmiyoruz. Ancak her zaman şunu
dedik/diyoruz: Yazılarımız (tahrif edilmemek
ve kaynak gösterilmek kaydıyla) tüm siteler
tarafından yayınlanabilir.
(Kaynak: Coşkun Büktel,
"Kurnaz
Kamikaze")
İnsanda biraz utanma
olur, yahu! Büktel sitesini kurduğundan
beri, senden (ya da bir başka siteden) bırak
yazılarının yayınlanmasını (onu senden zaten
beş yıldır istemiyor) cevap hakkı bile
istedi mi ki? İstediyse belge göster. Herif
senin maillerini bile okumadan siliyor,
senin maillerine verdiği son cevapta sana
“yağlı kara” diyor, üstüme bulaşma diyor,
sen hâlâ kalkmış, Büktel’in cevap
veremeyeceğine güvenerek “abuk sabuk
yazılarını yayımlamamı istiyorsan”
diyebiliyorsun. İnsanın, çanak yalayanlardan
bile olsa, bir gıdım utanma, bir gıdım onur
beklemesi, çok mu aşırı bir beklentidir,
yahu? Bu kadar çürümeyi nasıl başardın? O
çanaklardan bunca yıl köpek maması yemiş
bile olsan, bu kadar alçaklık fazla yahu!...
Demirkanlı diyor ki:
Yayımlamayacağım. Senin abukluklarınla
uğraşamam.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Evet, evet, o çanaklarda köpek maması bile
olsa, bu kadar çürümüşlük, gıda
zehirlenmesiyle açıklanabilir bir şey
değil...
Bir düşünün, Coşkun Büktel denen herif,
“Theope” gibi mucizevi bir oyun yazmış, bu
kültür çölünde bir vaha yaratmış, kimse
“aferin!” demediği gibi, gizli açık her
türlü yalan, iftira ve alçaklığa da maruz
kalıyor. Hiçbir ülkenin tiyatrosunda bu
kadar apaçık ve bu kadar “toptan” bir
kepazelik görülmemiştir...
Demirkanlı diyor ki:
Şu aşağıdaki yazını mı yayımlamamı
istiyorsun, bunu yayımlamıyorum diye mi
sansürcü oluyorum?
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Sanki her şeyi yayınlamış gibi, sanki
belgelenmiş skandalları fasa fiso saymamış
gibi, sanki bir tek o yazıyı yayınlamamış
gibi… Hem sansürcü, hem de sansürcü sıfatına
karşı çıkıyor. Faşistlerin komünizm yanında
mutlaka faşizme de karşı çıkmayı
unutmadıkları gibi, o da Büktel’i
sansürlerken, sansüre karşı çıkmayı da
unutmuyor...
Demirkanlı diyor ki:
"Eğer demokrat bir bakansa, eğer tiyatro
sanatına küfredilmesine karşıysa…
KÜLTÜR BAKANI
ERTUĞRUL GÜNAY, DT GENEL
MÜDÜRÜ LEMİ BİLGİN'İ DERHAL
GÖREVDEN ALMALIDIR"
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Coşkun Büktel'in yazdıklarını yayımlamamak,
Büktel'in eksi hanesine yazılmaz;
yayıncıların eksi hanesine yazılır. Sade
suya tirit yazılarla doldurulan siteleri
kimse ciddiye almıyor artık!...
Ben de, Ertuğrul Günay'ın "bir şey"
yapabileceğine inanmıyorum. Ne var ki, bu
durumun tescil edilmesi için bile, o
mektubun yayımlanmasından yanayım.
Yayımladım da… Benim hiçbir şey beklemediğim
kapitalist Ertuğrul Günay'dan, Mustafa
Demirkanlı çok şey bekleyebilir. Devlet
Tiyatroları reklamlarının, Tiyatro… Tiyatro…
dergisinde yayımlanmasını bekleyebilir.
Devlet Tiyatroları'nda kapitalist imge
üretenlerin yazı yazmasını bekleyebilir.
Devlet Tiyatroları memurlarının yemek
ısmarlamasını bekleyebilir… Liste uzar da
uzar!... Ama Büktel, Günay’dan kişisel çıkar
beklemediği için, ona Demirkanlı gibi
yaltaklanmıyor. Her zamanki gibi gerçekçi
davranıyor ve yazısında Günay’ın çevresini
“devlet beslemelerinin” (ya da Demirkanlı
gibi “Devlet Tiyatrosu beslemelerinin”)
sarmış olması hatta bizzat Ertuğrul Günay’ın
da bir “devlet beslemesi” olması ihtimalini
göz ardı etmiyor. (Bakınız: “Büktel,
“Madde 64”)
Demirkanlı diyor ki:
Sen, bu yazıyı yazarken utanmadın mı?
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
İnsanın Büktel gibi bir “adama” “Sen, bu
yazıyı yazarken utanmadın mı?” diye
sorabilmesi için kaç çanak köpek maması
yalamış olması gerekir acaba?
Demirkanlı diyor ki:
Yıllardır birçok yazarın kapalı kapılar
ardında yaptığını, sen açık açık yapınca mı
dürüst oluyorsun?
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
İnsanın kültür bakanını açık açık göreve
çağırabilmesi ve yapılan kepazeliklerin
hesabını sorması için, dürüst olmak, elbette
gerekir ama, dürüstlük yetmez. İnsanın
“Theope” gibi bir oyun yazmış,
“Ölüleri Gömün”
gibi bir çeviri yapmış olması ve bu
çevirinin DT panosuna asılmış ve oyuncu
seçmeleri yapılıp okuma provalarına
başlanmışken, hiçbir mantıklı (hatta
mantıksız) gerekçe açıklanmaksızın (tastamam
Büktel’in önceden tahmin ettiği kadar
alçakça ve düşmanca bir tutumla) iptal
edilmiş olması da gerekir.
Demirkanlı köpek maması yediği için,
önündeki çanaktan gözünü alamadığı için,
gerçeklerin çoğunu bile bile göz ardı
ederek, çok okunan sitesinin okurlarını,
Aziz Nesin’in iyimser bir tahminle % 60
olarak belirttiği kalabalık arasına sokuyor.
Demirkanlı diyor ki:
Çevirin sahnelenmedi diye bir siyasiye
şikayet ediyorsun bir tiyatro insanını. Çok
ayıp, çok ayıp Coşkun.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Hayatı köpek maması yalamakla geçtiği için,
Demirkanlı, sahibinin köpeği gibi düşünür
hale gelmiş. Dergisine DT reklamlarını veren
sahibi Lemi Bilgin’in keyfi bir tutumla
hiçbir açıklama yapmaksızın, savaş karşıtı,
ülke yararına, harikulade bir oyunu
“devlette devamlılık esastır” kuralını da
çiğneyerek çöpe atmasında, onun yerine “Çığ”
denen çöpü (Bakınız:
“Çığ Aslında
Nedir, Neyi Sarsıyor?”) sahneye
(hem de ikinci kez) çıkarmasında hiç sakınca
görmüyor. Utanmayı vandal sahibi Lemi
Bilgin’den beklemek yerine, harikulade
çevirisi (ve oyunu) yıllardır çöpe atılan
Büktel’den bekliyor. Tabii bu utanmazlığın,
bu alçaklığın, bu haysiyetsizliğin ödülünü,
DT genel müdürü Lemi Bilgin’in Demirkanlı’ya
verdiği sayfa sayfa (çanak çanak)
reklamlarla fazlasıyla alıyor...
Demirkanlı diyor ki:
Burak Caney denen sanal kişinin, senin Hamdi
Mümkün senaryon üzerine yaptığı eleştiriyi
de okudum, Burak Caney denen kişinin –daha
önce de söyledim arkadaşın'ın eski bir
tanıdığı olduğunu sanıyorum- yaptığı
saçmalıkları onaylamıyorum.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Burak Caney (!), "yokinsan" olduğundan,
yazdıkları da "yok hükmünde" bizim için.
Kim Burak
Caney'i sahiplenirse, o Burak Caney'dir.
Gölge Tiyatro'nun şefi Hamit Demir, Burak
Caney'dir. Mustafa Demirkanlı, Burak
Caney'dir. Hamdi Mümkün senaryosu denilen
bir şey, hiçbir yerde yayımlanmadı. Ne var
ki,
Bigglook adlı sitede, tretman
(yani film öyküsü) olarak yayımlandı.
(Coşkun Büktel ile röportaj yapılan
Bigglook sitesinde -link
verdiğimiz- ilgili sayfanın sağ yanındaki "HAMDİ
MÜMKÜN" etiketine tık'layarak tretmanı
okuyabilirsiniz.) Burak Caney gibi, diğer
Burak Caney'ler de (Hamit Demir, Mustafa
Demirkanlı) sazan gibi atladı bu pişmemiş
aşa. Büktel açıkladı: Ne zaman ki,
kaybedecek prestiji olan birisi, bir tek
kişi, koca Türk tiyatrosunda bir tek kişi,
Caney’in mantıksızlık iddialarını ciddiye
alır ve Büktel’den o salakça iddiaların
hesabını sorar, Büktel de söz verdiği üzere,
iddiaları o kişinin şahsında cevaplar. Koca
Türk tiyatrosunda, Caney’in iddialarını
üstlenecek senden başka salağın çıkmaması,
okurlar için yeterince aydınlatıcı değil mi?
Büktel’in seni muhatap almayacağını bilmesen
o salakça iddialara güvenerek sen de kendi
adınla ortaya çıkamazdın ya!...
Demirkanlı diyor ki:
Ancak, üşenmeden onun eleştirisini ve senin
senaryonu okuduktan sonra söylediklerine
olduğu gibi katılıyorum.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Katlıyorsun da, onca yalanının belgelenmiş
olmasından sonra, kaybedecek bir prestijin
yok ki? Oysa Büktel, önceden şartını koymuş.
Karşısında sanal ya da banal adamlar
istemiyor. Kaldı ki, sözünü çiğneyip seni
zaten muhatap alamaz.
Koca Türk tiyatrosunda doğru dürüst bir adam
bulmak o kadar zor mu, yahu? Adam, on kişi
bulun demiyor. Bir tek kişi istiyor. Koskoca
Türk tiyatrosunda bir tek kişi. Caney’in
iddialarını açıkça sahiplenmeye bir tek kişi
bile yanaşmıyorsa, Büktel o iddiaları kimin
için yanıtlayacak? Senin için mi? Bir “yok
insan” için mi? Git işine! Çok istiyorsan,
bul bir adam! Koca dergi sahibisin. Bir sürü
yazarın yönetim kurulu üyen var. Onların bu
işe yanaşmaması, seni hâlâ ayıltamıyor
mu?...
Demirkanlı sadece Burak Caney değil. Aynı
zamanda skandallar kralı Prof. Dr. Özdemir
Nutku, "Çığ" yazarı Tuncer Cücenoğlu… Kimi
destekliyorsa, kime katılıyorsa, kimin
safında yer alıyorsa o…
Demirkanlı diyor ki:
Evet, mantık hatalarıyla dolu bir metin,
oysa sen Tuncer Cücenoğlu'nun benzer
hatalarını skandal boyutunda ele aldın ve
her fırsatta saldırdın. Sanal biri de olsa
getirdiği eleştiriler doğru,
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Ama ne yazık ki, bunu söyleyen kişi “eğri”.
Bunu söyleyen kişi yalan söylemeyi iptila
haline getirmiş biri. Rastlantıya bak: Koca
Türkiye’de o salakça iddialara “doğru” diyen
yalnızca iki kişi var: Biri zaten
cevaplanmayacağı garantisine sahip, diğeri
ise zaten “yok”...
Demirkanlı diyor ki:
senin metnin de en az Tuncer'in metni kadar
sakat.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Öyleyse niye bir tek kişi çıkıp bunu
Büktel’in yüzüne haykırmıyor!...
Demirkanlı diyor ki:
Tuncer, en azından yönetmenin müdahalelerine
izin verir, dramaturglara izin verir, sen
onlara da izin vermezsin.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
O
Theope
yazarı… O kadar fark olsun artık...
Bu saatten sonra, Burak Caney de sanal kişi
olmaktan çıktı. Önemli olan kişinin
görüşlerinin sahiplenilmesi. Bu saatten
sonra; Hamit Demir, Mustafa Demirkanlı ve
her kim ki, Burak Caney'e destek vermiş, o
Burak Caney'dir. Mustafa Demirkanlı, artık
benim için Burak Caney'dir!...
Demirkanlı diyor ki:
Bu iki konuyu neden yazdım biliyor
musun? Ben sana –değer görüp de bir şey
söyleyecek olsam, elim kalem tutuyor
söylerim, yukarıda söylediğim gibi, benim
kimseye ihtiyacım yok.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Demirkanlı'nın gerçeklere de ihtiyacı
yok!...
Demirkanlı diyor ki:
Terbiyesizliği bırak, işine bak. Benim
seninle ve arkadaşınla uğraşacak zamanım
yok, gereği de yok. Beni suçlayacaksan kendi
deyiminle- açıkça, mertçe, Türkçe suçla,
imalar yaparak, okurların kafasını
karıştırarak değil.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Büktel o satırları altı ay önce yazmıştı.
Okurların kafası altı ay önce karışmadıysa
merak etme bugün de karışmaz. Zamanın yoksa,
Büktel’in sana yaptığı gibi yap! Büktel’i
bir daha muhatap alma! Ona karşı yazı
yazmakla uğraşma!...
Terbiye dersi verene bakın: Şantajcı,
iftiracı, yalancı, Özdemir Nutku savunucusu,
Burak Caney’in ruh ikizi Demirkanlı, bizimle
uğraşmadığı zamanlarda neler yapıyor? Bayağı
merak ediyorum. Okey mi oynuyor (gerçi taş
çalacağı için onunla okey de oynamazlar ya)
yoksa Savaş ve Barış düzeyinde bir roman mı
yazıyor?... Bütün gün de çanak yalayarak
vakit geçmez ki…
Demirkanlı diyor ki:
Ben zamanımı oturduğun yerden uydurduklarına
cevap vermek için harcayamam.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Büktel'in hiçbir tezini çürütemeyen
Demirkanlı, Büktel’i Büktel’den çaldığı
satırlarla yanıtlamaya çalışıyor. Büktel
altı ay önce ne demişti:
Ben hayatımı, onun yalnızca birkaç
saniyede uydurduğu kasıtlı yalanları
çürütmek için, günlerce kanıt belge
toplamakla, bu kanıtları mantıklı ve tutarlı
bir kompozisyon içinde okurlara sunmak için
kılı kırka yarmakla, daha fazla harcamak
zorunda değilim.
Demirkanlı ise, altı ay sonra kalkmış,
“Ben zamanımı oturduğun yerden
uydurduklarına cevap vermek için
harcayamam.” diyor.
Acıklı. Çok acıklı!...
Demirkanlı'yı diyor ki:
Bu yazı "Unutmamakta yarar var!" yazına
yanıt için yazılmıştır, ister yayımlarsın
ister yayımlamazsın, keyfiyet senin,
umurumda da değil.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Büktel, altı ay önce senin yazılarına artık
yanıt vermeyeceğini açıkladı ve bu sözünü
çiğnemedi. Seni muhatap alıp sana yanıt
yazmadı. O zamandan beri senin yalnızca iki
mailini yanıtlayan Büktel, daha sonra Burak
Caney’in ve senin maillerini de açmadan
silmeye başladı. İnternet uzmanı olduğuna
göre bunu bal gibi biliyorsun ve bile bile
hâlâ mail gönderiyor üstüne de “umurumda
değilsin” yazıları yazıyorsun. O ise, sana
“umurumda değilsin” bile demiyor...
Halin acıklı! Çok acıklı!...
Demirkanlı diyor ki:
Bana sataşmadığın sürece de seni muhatap
almayacağımı bilmeni isterim, senin canın
sıkılır, yapacak iş bulamayıp, bana
sataşırsan
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Yahu altı aydır sana karşı oturup yeni bir
yazı mı yazmış ki, altı ay içinde yazdığın
iki yazıya
(“Hay Allah!”,
“Vekalet
Dönemi”) yanıt mı yazmış ki,
şimdi kalkıp sana sataşsın? Adam senin gibi
mi?... Herif, taa altı ay önce,
“Demirkanlı’ya –bir kez daha- son olmasını
umduğum cevap” başlıklı bir yazı
yazdı. Altı aydır bir daha yazdı mı ki,
sataşmaktan bahsediyorsun. Ne kadar arsızsın
yahu! O sana sataşma diyeceğine, sen ona
sataşma diyorsun! Bana bak, arada bir taze
meyve, marul, domates, ebegümeci filan gibi
sağlıklı şeyler de ye!... Köpek maması, seni
mahvetmiş.
Demirkanlı diyor ki:
yanıtını veririm, bunun ötesinde
benim için yoksun Coşkun, arkadaşını zaten
–ne yazar olarak ne de tiyatro insanı
olarak- muhatap almıyorum, almayacağım da.
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Biz bu "benim için yoksun"
edebiyatını Demirkanlı'dan daha önce de
duyduk. 18 Nisan 2007'de,
"H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (2 ve son)"
başlıklı yazısında Demirkanlı diyordu ki:
"Benim için artık bu kişiler yoktur.
Onlar; Hilmi Bulunmaz-Coşkun Büktel ikilisi
bizlere öldükten sonra arkamızdan ya da
yaşarken küfretmeye devam edebilir,
dilediklerince. Ama ben görmeyeceğim, çünkü
artık asla bu lanetlilerin sitelerinde işim
olmayacak."
Ama bu lafları ettiği tarihten bu yana,
Demirkanlı Büktel'e defalarca mail yolladığı
gibi (yalnızca ikisine yanıt almıştır)
Büktel'e karşı iki de yazı yazdı
("Hay Allah!",
"Vekalet
Dönemi"!"). Büktel ise, ne o iki
yazıya yanıt verdi, ne de altı aydır, (iki
mail yanıtı dışında) Demirkanlı'yı muhatap
alan tek satır yazı yazdı. Ama gerek
gördükçe eski yazılarından bazı bölümleri
"Unutmamakta Yarar Var!" başlıkları altında
yayımladı/yayımlıyor/yayımlamaya devam
edecek. Gel gör ki, sadece bu kadarı bile
Demirkanlı'yı çıldırtmaya yetiyor.
Bu gerçeklere ulaşamayan, yalnızca
Demirkanlı'nın yalanlarıyla beslenip kanıt
ve belgeye ihtiyaç duymayan Demirkanlı
okurları, ne yazık ki, Coşkun Büktel'in
bütün vaktini Demirkanlı'ya sataşmakla
geçirdiğini sanacak. Gerçeğin tam tersini,
gerçek olarak hafızasına kaydedip
dezenformasyon işlemine maruz kalmış olacak.
Demirkanlı'nın ve sitesinin görevi budur
işte: Dezenformasyon. Ve ne yazık ki,
dezenformasyona maruz kalanların sayısı,
gerçeklere ulaşanlardan daha fazla olacak.
Demirkanlı'nın tek güvencesi bu. Bu
güvenceye karşın, Büktel'in yeni bir şey
yazmamasına karşın, Demirkanlı, yine de
hiddetleniyor. Yarın şartlar değiştiğinde,
gerçekleri bilenlerle bilmeyenlerin oranı
tersine döndüğünde, neler olacağını
düşünün!...
"Madem Burak Caney değilsin, madem Burak
Caney’in ruh ikizi değilsin, neden bu denli
hiddetleniyorsun?" diye sorarlar adama.
Demirkanlı, iyice maneviyatını yitirmiş.
Salt tiyatro dünyasından değil, hayatın her
alanından kovulan Demirkanlı, ne yapacağını
bilemez durumda!...
Bence bütün bunlar hep o köpek maması
yüzünden. Hani çanakta verilen…
Acıklı!... Çok acıklı!...
HİLMİ BULUNMAZ /
9 Kasım 2007
Bu yazının
tiyatroyun sitesindeki orijinal sayfasını
görmek için yazının mavi renkli başlığına
tıklayabilirsiniz.