Demirkanlı'nın
Kirli Çamaşırları Serisi: 10
DEMİRKANLI
YALANLARINI
SÜRDÜRÜYOR
Hilmi
Bulunmaz
(Okuduğunuz
yazı, Hilmi Bulunmaz tarafından kaleme alınmış ve
www.tiyatroyun.com 'da yayınlanmış olan "Demirkanlı'nın
Kirli Çamaşırları Serisi" ana başlıklı yazı dizisinin 10 numaralı
yazısıdır. Bu yazı,
ilk kez, 31 Temmuz 2007'de, tiyatrom.com'da,
aynı gün üç-beş saat sonra, tiyatroyun.com'da yayınlanmış,
üç-beş saat sonra da sitemize tiyatrom.com'dan aktarılmıştır.
Yazının tiyatrom.com'daki sayfasını görmek için
TIKLAYINIZ!)
"Hay
Allah!" başlıklı bir
yazı yazan Demirkanlı, tüm yazılarını
olduğu gibi, bu yazısını da tamamen
yalan üzerine temellendiriyor!...
(BÜKTEL'İN
EDİTÖR NOTU: Demirkanlı'nın
tiyatrom.com'da yayınlanmış
"Hay Allah"
başlıklı yazısını, sonradan
değiştirilebilir ya da kaldırılabilir
ihtimaline, karşı sitemizde de
yayınladık. Yazının sitemizdeki
versiyonuna ulaşmak için
TIKLAYINIZ!)
Tiyatro dünyasına
bir kene gibi yapışan Mustafa Demirkanlı,
bu alanda hiçbir tiyatral becerisi
bulunmamasına karşın, sahip olduğu
tiyatrodergisi.com.tr
adlı siteyi; bir şantaj ve tehdit aleti
olarak kullanıyor…
Yalan, iftira,
çarpıtma… gibi kavramlara, birer
cankurtaran simidi gibi sarılan
Demirkanlı, tiyatro dünyasındaki
durumun, kendi lehine dönüştüğünü
sandığında, hemen klavyeye sarılıp,
sansürcülüğünü ve yalancılığını pratiğe
geçiriyor.
Gerçeğe, gerçek
tiyatroya, gerçekçilere, gerçekçi
tiyatro sanatçılarına kısacası gerçekten
yana her kim varsa ona, sırtını dönen
Demirkanlı, tıpkı kendisi gibi "hakikat
düşmanlarıyla" ittifak kuruyor…
Kerem Kurdoğlu,
Orhan Alkaya… gibi yapay aydınlarla
gemisini (Tiyatro… Tiyatro…'sunu)
yüzdürmeye çalışan Demirkanlı, denizin
bittiğini, çölün başladığını sezdiğinde
ise,
"Çığlık"ı
basıp, dilenciliğe soyunuyor …
Ertuğrul Timur,
tiyatrom.com adlı
sitenin sahibi… Başlattığı kampanyalarla
ses getiren Timur; toplumsal
yararlılıkla, sanatsal yararlılığı
birleştiren bu kampanyalarla insanların
bilinçlenmesine katkıda bulunuyor…
Şimdiye dek, Coşkun Büktel'in hiçbir
yazısına link vermeyen Timur,
birdenbire, ne değiştiyse, onlarcasına
link verme gereksinimi duydu… (Sonradan
Demirkanlı ile mi konuştu, ne yaptıysa,
verdiği link'leri kaldırıp, anlaşılması
zor bir yöntemle, Büktel'in yazılarını
özensiz ve okunamaz bir mizanpaj
düzeniyle alt-alta sıralayarak, aklı
sıra, ya da Demirkanlı'nın aklı sıra,
hem sansüre devam edip hem de sansürcü
olmadığını kanıtladı!…) Özdemir
Nutku'dan yana tavır alan Timur, bende
düş kırıklığı oluşturdu. Sormadan
edemiyorum: Bu ne perhiz (kampanyalar),
bu ne lahana turşusu (Özdemir
Nutku/iftira destekçiliği)?!...
¤¤¤¤¤
Sitesinde,
gerçeklere yer vermemek için özel bir
çaba harcayan yalancı ve sansürcü
Demirkanlı, tartışmaya ortak olup, konuk
olduğu
tiyatrom
'da;
"Hay
Allah!" başlıklı
yazısıyla, ilginçlikler sergiliyor...
Daha önce, hem de
"ana avrat söverek" iki yazı yazan
Demirkanlı'nın o küfürlü yazıları, küfür
ettiği Büktel tarafından,
www.coskunbuktel.com
'da yayımlandı. Demirkanlı'nın
alçakça ve pespaye biçimde hazırlanmış,
her satırı yalan ve iftira kokan
yazılarını gayet anlaşılır ve çok özenli
bir mizanpajla yayımlayan Büktel'in, bu
alçakça yazılara karşı yazdığı yazısı
ise, elbette ki, Demirkanlı tarafından
sansür edildi ve onun sitesinde yer
alamadı. Büktel'e yönelttiği yalan ve
küfürleri kendi sitesinde de yayınlamış
olan Demirkanlı, Büktel'den aldığı tokat
gibi cevabı ise, sitesinin okurlarından
sakladı.
Okurlarını eşek
yerine koyan Demirkanlı, okurları birer
insan olarak görmeyip, birer müşteri
olarak gördüğü için!...
Şöyle: Coşkun
Büktel'in hiçbir zaman söylemediği,
yazmadığı, uydurma bir tümce kuran
Demirkanlı, Büktel'e mal ettiği o
uydurma tümcenin üzerine, yalan / sanal
/ banal bir yazı inşa etmeye çalıştı…
Peki, Büktel'in,
hiçbir zaman söylemediği / yazmadığı o
uydurma tümce neydi?...
Hemen aktaralım:
"Bu eseri (Theope'yi – Oyun)
sahneleyecek bir yönetmen yok."
Demirkanlı, neden
insanların söylemediklerini söylemişler
gibi / yazmadıklarını yazmışlar gibi
gündeme getiriyor?...
Tam anlamıyla,
mantıksal bir yanıt veremesek de,
"alışkanlıktan" diye kestirip
atabiliriz… Başarısız insanların
başvurduğu yöntemlerden biri olan yalan,
Demirkanlı için hava/su gibi
zorunluluktur!... Büktel'in deyişiyle:
"Mecburi istikamet"tir…
"Öncesinde
konuşabilseydik, Ertuğrul'a şunu
söylerdim: 'Yapma, Coşkun Büktel'in
yaşamla arasındaki son bağı koparma, o,
sansürlendiğini sanarak yaşama
sarılıyor.' derdim, diyemedim."
Oysa, aslında,
Büktel'i defalarca sansürlemiş olan
Demirkanlı hayal görüyor ve kendisinin
bazı gerçekleri okurlardan saklayan bir
sansürcü olduğunu kimse fark etmiyor
sanarak yaşama sarılıyor… Hâlâ fark
etmeyenler de var tabii ama, son
zamanlarda Bulunmaz ve Büktel'in
yazıları sayesinde Demirkanlı'nın bir
sansürcü olduğunu fark edenlerin sayısı
giderek artıyor ve bu durum maddi
menfaatlerine dokunduğu için
Demirkanlı'yı çileden çıkarıyor. O
yüzden, son yazısında doktorlara emanet
ettiğini söylediği halde, Büktel ve
Bulunmaz'a yeni bir yazıyla yeniden
saldırmak zorunda kalıyor.
Coşkun Büktel'i
düşünerek; onun emek, enerji ve zaman
yitirmesini istemeyen Demirkanlı, Büktel
adına, kendisi düşünüyor: "…
sansürlendiğini sanarak yaşama
sarılıyor." diyor. Ancak, mürekkebi
bile kuramayan
"Vicdanlar
uyanıyor mu ne?"
başlıklı "anons" yazısında söyle
diyordu Coşkun Büktel:
"…İki yıldır,
tiyatro camiasındaki yazarları,
eleştirmenleri, tiyatro sitesi
sahiplerini, akademisyenleri; teşhir
ettiğimiz skandalları görmezden
gelmekle, okurlarından gizlemekle
suçluyoruz. Hiçbiri, bir teki bile,
tınmıyordu. Bundan şikayetçi olduğumuz
sanılmasın! Biz haklıyız ve rahatız.
Tuzumuz kuru. Onlar içine battıkları
utanca, eğer katlanabiliyorlarsa,
kıyamete kadar katlanabilirler!
Umurumuzda olmaz…" (tıkla:
coskunbuktel.com)
"Bundan yıllar
önce (Tam tarih vermediğim için
suçlanacağım Büktel tarafından,
biliyorum, ama kalkıp dergi arşivini
açıp, tarihi buraya eklemeye gerek
duymadım, isimler gerçek.) Tiyatro…
Tiyatro… Dergisi'nin bir Yayın Kurulu
toplantısında, o sırada Yayın Kurulu'nda
bulunan Kerem Kurdoğlu şu öneriyi yaptı:
'Coşkun Büktel'e bir sayfa verelim,
muhalif bir kalem, muhalif seslerin de
olması iyi olur.' dedi. Ben, hemen kabul
ettim, 'evet iyi olur' diye görüşümü
aktardım. Büktel'in dergide yazmasını
istiyordum. Yanılmıyorsam Orhan Aklaya
(Demirkanlı
'Aklaya' diyorsa, bize 'Alkaya' demek
düşmez! – Oyun)
güldü ve şu itirazını dile getirdi:
'Coşkun'un 'Theope' ve kendisi dışında
muhalif olduğu tek şey söylerseniz,
hemen kabul ederim.' dedi. Kerem'le
birbirimize baktık, o önerisini geri
aldı, ben de desteğimi."
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Bizce, Büktel,
Demirkanlı'ya o anekdot için tarih
vermedi / veremedi, diye kızmaz… Çünkü
anekdot, Büktel'in aleyhine bir anlam
içermiyor. Tam tersine, anekdotta adı
geçenlerin aleyhine bir anlam içeriyor.
Demirkanlı okurların o anekdottan ne
anladığını sanıyor acaba? Coşkun
Büktel'in kötü bir eleştirmen olduğunu
mu? Büktel'in yazılarını okumuş olan
okurların böyle sanması zaten imkansız.
Onlar bu anekdottan, Büktel'in kötü bir
eleştirmen olduğunu değil, ancak ve
ancak, Büktel hakkında negatif karara
varan o üç kişinin ahmak olduğunu anlar.
Demirkanlı, ikide bir o anekdotu
anlatarak Coşkun Büktel'i değil; ancak
Orhan Alkaya ve Kerem Kurdoğlu'nu kepaze
etmiş, kendi çukuruna onları da çekmiş
oluyor. Kendisi bugün olduğundan daha
fazla kepaze olamayacağından kaybedecek
hiçbir şeyi bulunmayan Demirkanlı, hiç
değilse Orhan Alkaya ve Kerem
Kurdoğlu'nu ahmak durumuna düşürmekten
sakınmalıydı.
Demirkanlı, Orhan
Alkaya ve Kerem Kurdoğlu'nun isimlerini
"kullanarak" (Oh olsun ikisine de!) o
anekdotla Büktel'i okumamış olanları
aldatmaya ve Büktel'i okumalarını
engellemeye (yani bir kez daha Büktel'i
sansür etmeye) çalışıyor. Büktel'in
zaten yalanlamayacağı, daha önce de
yalanlamadığı o anekdot için kaynak yada
tarih vermeyeceğini söyleyerek, gereksiz
yere açıklama yapan Demirkanlı; kaynak
göstermesi gerekli olan asıl noktada
hiçbir açıklama yapmıyor. Yani
Demirkanlı kaynak konusunda gerekmeyen
yerde açıklama yaparken, aslında,
aşağıda uyduracağı yalana zemin
hazırlıyor. Büktel yazılarını
okumadıkları için Demirkanlı'nın bu adi
taktiklerine kurban giden, Büktel'i
Demirkanlı'dan öğrenmekle yetinen saf
okurlar hala kalmışsa (Korkarım ki, bir
tanesi de Ertuğrul Timur) onlara acil
şifalar diler, her yemekten sonra en az
on sayfa Coşkun Büktel okumalarını
tavsiye ederiz.
Padişah söylemli
Kurdoğlu, Büktel için: "…muhalif
seslerin de olması iyi olur."
dediğine göre, Demirkanlı'nın patronu
olduğu derginin, daha işin başında,
"iktidarcı" olduğu, kendiliğinden ortaya
çıkmış oluyor!... Bu arada, beş saniye
önce oluşturduğu görüşünü, beş saniye
sonra iğdiş eden Demirkanlı'nın, ne
denli kararlı bir yayıncı olduğu da
kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor!...
"Coşkun için
sadece kendisi ve kendisini temsil eden
'Theope' vardır. Başka da üretimi
yoktur. Kendini eleştirmen diye tanımlar
ama eleştirisi veya eleştirdiği 'Theope'yle
ilgili kişilerin dışına çıkmaz. Örneğin,
Tuncer Cücenoğlu'nun 'Çığ' oyununu
eleştirir ve
'Çığ
Skandalı' diye
sunar. Nedir
'Çığ Sıkandalı'?
(Demirkanlı
'Sıkandalı' diyorsa, bize 'skandalı'
demek düşmez! – Oyun)
Büktel'e göre mantık
hatalarıyla dolu bir metin olması, kötü
bir metin olması. Peki neden
'Çığ Skandalı'
? Sanki, Türkçede
(Demirkanlı 'Türkçede'
diyorsa, bize 'Türkçe'de' demek düşmez!
– Oyun) yazılmış
başka bir kötü metin yokmuş, bu tekmiş
gibi. Çünkü yazarı Tuncer Cücenoğlu.
Peki Cücenoğlu ile ne alıp veremediği
var Büktel'in? Yıllardır Devlet
Tiyatroları Edebi Kurulu'nda yer aldı ve
Büktel'e göre sahnelenmesini
engelleyenlerden biri. Diğeri de Özdemir
Nutku (!), onun için
'Özdemir Nutku
Skandalı' da var
oldu ve herkes sansürlüyor!"
"Sanki Türkçede
yazılmış başka bir kötü metin yokmuş, bu
tekmiş gibi" diyor Demirkanlı.
Türkçe'de yazılmış
başka kötü metin var. Hem de çok.
Sayılamayacak denli çok. Ne var ki,
"Çığ"dan başka hiçbirinin Rusya'yı
sarstığı iddia edilmiyor. Hiçbir kötü
metin, Tuncer Cücenoğlu'nun "Çığ"ı gibi,
büyük yalanlarla, "Rusya'yı sarsan oyun"
olarak okurlara sunulmuyor!...
Demirkanlı, "Çığ"ın eleştirilmesine çok
içerlemiş!...
"Çünkü yazarı
Tuncer Cücenoğlu." Tuncer Cücenoğlu
değil de, Abdurrezzak Şimendifer
olsaydı, bu kez de: "Çünkü yazarı
Abdurrezzak Şimendifer." olacaktı.
Doğal olarak durum yine değişmeyecekti.
Rusya'yı sarstığı yalanıyla beslenen bir
Abdurrezzak Şimendifer de Büktel
tarafından deşifre edilecekti…
Demirkanlı madem
Büktel'in "Çığ
Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?"
başlıklı yazısından
rahatsız; elinden geliyorsa, Büktel'in o
yazıda "Çığ" metninden çıkardığı somut
örneklerle kanıtlanmış bir sürü mantık
hatasına karşı, Büktel'in kanıtlarına
karşı, bir şeyler yapsın! Ama Büktel'in
kanıtlarına karşı çıkmak ne mümkün! Bunu
kim yapabilmiş ki, zavallı Demirkanlı
yapabilsin!
"Çığ
Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?"
daki kanıtlara karşı çıkmak, ne
Cücenoğlu'nun, ne Demirkanlı'nın ne de o
yazıda adı verilerek suçlanmış "Çığ"
sever akademisyen, eleştirmen ve
yönetmenlerin elinden geliyor. (Kemal
Başar, Hülya Nutku, Üstün Akmen, Nurhan
Tekerek, Erhan Gökgücü, vb.) Büktel'in
kanıtlarına karşı çıkılamıyor. Büktel'e
karşı yazı yazmak zorunda kalanlar,
yalan, iftira ve meselenin aslını
saptırma çabalarından başka yöntem
bulamıyorlar. İşte aslolan bu! Meselenin
aslı bu!
Yazımızın burasında
Demirkanlı'nın tarihinden bir yaprak
sunalım:
"Feridun
Çetinkaya ve Coşkun Büktel yanıt
haklarını kullanmak isterlerse, şunu
bilmeliler ki başvuracakları yer
İstanbul Mahkemeleri'dir. Tekzip
kararını getirirler ve yanıt hakları
sayfalarımızda yer alır.
Biz, Tiyatro
Dergisi olarak, ilkel ve iğrenç olmaya
devam ediyoruz."
Demek ki,
Demirkanlı'nın Büktel'i sansürü dünkü
olay yada bir defalık bir olay değil.
Demirkanlı Büktel'i sansüre yıllar önce
başlamış. Buna rağmen, Demirkanlı
istiyor ki, kimse ona "sansürcü"
demesin. İstiyor ki, Demirkanlı'nın adi
bir sansürcü olduğunu, Büktel'in cevap
yazısını bile okurlardan sakladığını
kimse bilmesin. Herkes Demirkanlı'nın
adi bir sansürcü olduğunu bilmek yerine,
Büktel'in kendini sansürlenmiş
hissettiğini, böyle hissederek hayata
tutunduğunu sansın.
"Büktel, hayali
düşmanlar ve hayali durumlar yaratıyor"
Yani Demirkanlı'nın
kendi dergisinde yayınlanmış bir
Demirkanlı yazısından kaynak belirterek
(tıkla:
Kırk Yılda
Bir / Tiyatro...
Tiyatro... dergisi, Mayıs-Haziran 2002,
sayı 121-122 s.58) aktardığımız şu
düşmanca ve sansürcü sözler,
Demirkanlı'ya ait değil mi?
Demirkanlı'nın gözüne sokmak için
aşağıya bir kez daha aktardığımız şu
sözleri Coşkun Büktel hayalinden mi
uydurdu? Demirkanlı onları yazmadı mı?
"Feridun
Çetinkaya ve Coşkun Büktel yanıt
haklarını kullanmak isterlerse, şunu
bilmeliler ki başvuracakları yer
İstanbul Mahkemeleri'dir. Tekzip
kararını getirirler ve yanıt hakları
sayfalarımızda yer alır.
Biz, Tiyatro Dergisi olarak, ilkel ve
iğrenç olmaya devam ediyoruz."
(tıkla:
Kırk Yılda Bir
/ Tiyatro... Tiyatro...
dergisi, Mayıs-Haziran 2002, sayı
121-122 s.58)
"Büktel'e göre,
'Theope'yi sahneleyebilecek bir yönetmen
Türkiye'de yoktur. Kendi sözleri.
Dünya'da var mı bilemem, henüz oraya
sıçramadı Büktel. Muhtemelen orada da
yoktur. Ali Taygun İstanbul Şehir
Tiyatrosu'nda sahnelemeye kalktı,
anasından emdiği burnundan geldi.
Neymiş, yeteneksizmiş, anlamamış.
Kaldırttı oyunu. Şunu sormak gerek:
Madem Türk yönetmenler yeteneksiz, neden
izin verdin, öncesinde de İstanbul Şehir
Tiyatroları'na başvurdun, bilmiyordun da
o zaman mı öğrendin, öğrenmen için –
Türk yönetmenlerin yetersiz olduğunu,
senin bir oyun yazman mı gerekiyordu? –
sorularını sormak bile gereksiz. Büktel
için önemli olan, onun ne kadar
yetenekli bir yazar ve yönetmen olduğunu
görmeyenler zaten cahil."
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Büktel, hiçbir
zaman: "Theope'yi sahneleyebilecek
bir yönetmen Türkiye'de yoktur."
demedi. Yalan, kocaman bir yalan… İşte
burası çok önemli. Yukarıda, okuru bu
yalana hazırlamak için, gerekli olmayan
bir konuda kaynak göstermediği için
açıklama yapan:
"(Tam tarih
vermediğim için suçlanacağım Büktel
tarafından, biliyorum, ama kalkıp dergi
arşivini açıp, tarihi buraya eklemeye
gerek duymadım, isimler gerçek.)"
diyen Demirkanlı,
asıl bu yalana zemin hazırlamış, bu
yalanı "kaynak göstermeden" okurlara
zerketmenin kılıfını hazırlamış oluyor.
Hiçbir zaman söylenmemiş, yazılmamış
sözlerle Büktel hakkında okurları
dezenforme eden Demirkanlı, okurlara
işkencecilerden bile daha acımasız
davranıyor!... Halk için ne kadar
zararlı bir unsur olduğunu kanıtlıyor.
Türkiye'de sosyalist bir düzenin egemen
olmayışına, Demirkanlı gibi alçaklar ne
kadar dua etse azdır.
Demirkanlı, 'Theope'yi
sahneleyebilecek bir yönetmen Türkiye'de
yoktur ifadesinin Büktel'in "Kendi
sözleri" olduğunu kanıtlasın, istediğini
yapma teminatı verelim kendisine.
Örnekse, üst fiyatından, her sayı, yüzer
tane dergisini satın alalım… O kanıtlar
da biz sözümüzü tutmazsak, şerefsiziz.
Ama Büktel'e mal ettiği sözün Büktel'in
sözü olduğunu kanıtlayamazsa; Demirkanlı
şerefsizdir, yalancıdır, pespayedir,
insanlıktan nasibini almamış bir
alçaktır!...
"Başa dönüp
bitireyim, keşke yayımlamadan önce
bilebilseydim Ertuğrul'un yazısını, şunu
söylerdim: 'Yapma, elindeki son silahı
alma, Coşkun Büktel kendisinin
sansürlendiğini düşünerek ve önemli biri
olduğunu sanarak, mutlu mesut yaşıyor,
yapma, elinden alma son silahını.'
derdim."
Bu "lafları"
okurken kime acıyorsunuz? Coşkun
Büktel'e mi? Mustafa Demirkanlı'ya mı?
Okurlar arasında bu laflar yüzünden
Büktel'e acıyan varsa, Mustafa
Demirkanlı kadar acınacak durumdadır.
Gelelim,
Demirkanlı'nın en zavallı iftirasına /
yalanına:
"…
'Ölüleri
Gömün skandalı'
(Bu da yeni, onu da bir ara belki ele
alırım, ama şu kadarını söyleyeyim ki,
çevirisinin artık oynanması ve 3-5 kuruş
kazanmasına yönelik, hepsi bu)"
Demirkanlı'yı değerlendirelim:
Ortada bir gerçek
var: "Ölüleri Gömün", İstanbul Devlet
Tiyatrosu'nda Şakir Gürzumar yönetiminde
sahnelenmek üzere gündeme geliyor ve
provaların başlaması için oyuncular ve
teknik kadronun genel müdürlük
tarafından onanmış/imzalanmış listesi
DT'nin panosuna "asılıyor"… Ne var ki,
sansürcüler tarafından engellenip,
oynatılmıyor. Sol memesinin altında
lağım çukuru değil de yürek bulunan
herkesin bu engellemeye karşı çıkması
gerekiyor. Ama Demirkanlı gibi sansürcü
alçaklarda o yürek nerede? Onlar sansüre
karşı çıkmak yerine, bu olayda da,
sansürü ve sansürcüleri savunuyor.
Demirkanlı da, sansürcü olduğundan, bu
alçaklığı yapıyor
Yaşamımda gördüğüm,
para için sanatsal onurunu satmayacak
ender kişilerden biri olan Büktel,
AKBANK çanağını yalayan
sansürcü Demirkanlı tarafından, nasıl
olur da, böyle alçakça
değerlendirilir?!... "Demirkanlı'nın
Kirli Çamaşırları Serisi"nin şu anda
onuncu bölümünü yazmakta olan, artık bir
Demirkanlı uzmanı olmuş olan ben Hilmi
Bulunmaz bile, alçaklığın bu derecesini
anlamakta zorlanıyorum!!!
Hilmi
Bulunmaz / 31 Temmuz 2007
Bulunmaz'ın sitemizde
yayınlanmış diğer yazılarına ulaşmak için mavi
renkli
Hilmi
Bulunmaz
sözcüklerini tıklamanız yeterli olacaktır.
BÜKTEL/DEMİRKANLI
/BULUNMAZ POLEMİĞİ
(Eskiden yeniye
doğru tarih sırasıyla)
MUSTAFA DEMİRKANLI'YA YANIT: COŞKUN BÜKTEL'E
SANATSEVERLER DEĞİL, ANCAK SANATSAVARLAR YALANCI DİYEBİLİR
COŞKUN BÜKTEL
MUSTAFA DEMİRKANLI SİNSİ YALANLAR VE
TAHRİFLERLE OKURLARI CAYDIRMAYA ÇALIŞIYOR
önemli
COŞKUN BÜKTEL
ARTIK
SIKINTI VERMEYE BAŞLADIN COŞKUN BÜKTEL
MUSTAFA DEMİRKANLI
DEMİRKANLI'YA SON (OLMASINI UMDUĞUM) CEVAP
COŞKUN
BÜKTEL
COŞKUN
BÜKTEL'İ ANLAMAK...
MUSTAFA DEMİRKANLI
KİM DEĞİŞTİ?
COŞKUN BÜKTEL
H. HİLMİ
BULUNMAZ VE COŞKUN BÜKTEL(1)
MUSTAFA DEMİRKANLI
H. HİLMİ BULUNMAZ VE
COŞKUN
BÜKTEL(2 VE SON)
MUSTAFA DEMİRKANLI
DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI
UMDUĞUM CEVAP
COŞKUN BÜKTEL
HAY ALLAH
MUSTAFA DEMİRKANLI
DEMİRKANLI, YALANLARINI SÜRDÜRÜYOR
HİLMİ BULUNMAZ
VEKALET DÖNEMİ
MUSTAFA DEMİRKANLI
YALANI YALANLA
ÖRTMEK
HİLMİ BULUNMAZ
(Yukarıdaki başlığı taşıyan yazı,
tiyatrom.com'da yayınlanması için, 2 Ağustos 2007'nin ilk
dakikalarında ―tam olarak, saat
00.29'da― A. Ertuğrul Timur'a
gönderilmiş, henüz/hâlâ yayınlanmamıştır. Büyük ihtimalle,
Bulunmaz'ın önceki yazısı gibi, cevabıyla aynı anda yayınlanacaktır.
GÜNCELLEME: tiyatrom.com'un sahibi A.
Ertuğrul Timur, Bulunmaz'ın "Yalanı Yalanla Örtmek" yazısını sansür
etmiş, asla yayınlamamıştır.)
YALANI YALANLA ÖRTMEK
HİLMİ BULUNMAZ
KIVIRTMA COŞKUN
MUSTAFA DEMİRKANLI
SKANDAL KONUSUNDA MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN
İFTİRALARINI HİLMİ BULUNMAZ NASIL YANITLADI?
BULUNMAZ / DEMİRKANLI
COŞKUN BÜKTEL BULAŞMA, İŞİNE BAK!
MUSTAFA DEMİRKANLI
İŞ YAPAN, BULAŞIR!
HİLMİ BULUNMAZ
|