"KORHAN: (...) Bizim
piyasamızda hiç kimse
masum değil! Herkesin çıkarı birbirine bağlı.
Sen kimsenin tekerine çomak sokmuyorsun,
kimse de senin tekerine çomak sokmuyor.
Adı konmamış, kayda geçmemiş, gayrıresmi ama
tıkır tıkır işleyen bir centilmenlik anlaşması,
sessiz bir suç ortaklığı var.
Bu suç ortaklığına herkes dahil olduğu için,
kimse kimseyi açıkça, isim vererek, eleştiremiyor.
Kimse kimseyle ilişkisini bozmayı göze alamıyor.
Çünkü bu piyasadaki insanlar yetenekleri
sayesinde değil, ilişkileri sayesinde
ayakta kalabiliyor."
(Coşkun Büktel
"Shakespeare'siz
Herifler"
Dramatik Yayınlar, İstanbul 1998, sayfa
54-55)
Erbil Göktaş, genel
yayın yönetmeni olduğu Yeni Tiyatro dergisinde,
Coşkun Büktel'in Özdemir Nutku tarafından uğradığı
iftirayı hafifseyen, küçümseyen, hiçimseyen bir yazı
yayımladı. Yeni Tiyatro dergisinin üçüncü ve
dördüncü sayılarında iki bölüm halinde yayımlanan
yazı, ilgimizi çekti. Okuduk ve yanıt yazmak
istedik. Sağ olsun Erbil Göktaş, yanıt hakkının
evrensel bir hak olduğunu bildiği için, hiçbir
ikirciklenmeye girmeden yayımlayacağını söyledi. Tek
bir koşulu vardı: Hakem Kurulu'ndan geçebilirse!...
Peki Hakem Kurulu kimlerden oluşuyor: Prof. Dr.
Murat Tuncay, Prof. Dr. Hülya Nutku, Prof. Dr. Semih
Çelenk, Doç. Dr. Hasan Erkek, Doç. Dr. Sema
Göktaş...
Tiyatral ve siyasal görüşlerimiz pek uyuşmasa da
Hakem Kurulu üyelerinin, en temel insan haklarından
biri olan yanıt hakkına saygı göstereceğini
umuyoruz…
***
Gelelim Erbil Göktaş'ın yazısının ikinci bölümüne.
Yazısının başlığı bizce önemli:
"Coşkun Büktel
ve Başkalarının Merak Ettikleri 2"
"Coşkun Büktel ve Başkaları" (bu başkalarına ben de
dahilim) neyi merak ediyor? Koskocaman bir
profesörün, Devlet Tiyatroları'nın resmi
toplantısına katılan, "süzülmüş" otuz kişi
karşısında, Coşkun Büktel'e hangi cüretle iftira
attığını merak ediyor! Peki bu merakımız, Özdemir
Nutku yada çırakları tarafından tatminkar bir
açıklamayla giderilebiliyor mu? Giderilemiyor.
Gerçeklerin tiyatro sanatında egemen olması için
ömrünü yatıran Coşkun Büktel'e atılan iftira, CD ile
saptandığından; kimsenin, hiç kimsenin, koskoca
tiyatro profesörü Özdemir Nutku'nun bile karşı
çıkamadığı bir hale geldi. Peki nasıl oluyor da
Erbil Göktaş, ustasının iftirasını hafifletmek için
çaba harcıyor?...
***
Yeni Tiyatro, önemli bir boşluğu dolduruyor. İyice
yerlerde sürünen tiyatro yayıncılığında eksik duran
boşluğu saptayan Yeni Tiyatro, akademik bir dille
tiyatro sanatına yaklaşmaya çalışıyor…
Her sayısını merakla bekleyerek, tiyatral bilgiler
edinmek istediğim Yeni Tiyatro, özellikle yurtdışı
ve Anadolu tiyatro hareketine yer verdikçe, daha çok
merak edilir bir boyut kazanıyor…
Bir de nesnel olabilse!...
Özellikle Özdemir Nutku'yu bir yalvaç gibi algılayan
Yeni Tiyatro, Nutku iftiracılığının üstünü örtmek
için özel çaba harcıyor. Oysa durum çok net:
Profesör Doktor Özdemir Nutku, otuz kişinin
karşısında, hem de resmi bir kurumun düzenlediği çok
önemli bir toplantıda Coşkun Büktel'e
iftira attı. Bu iftirası
CD
kaydıyla belgelendi…
Peki, hangi resmi kurumun toplantısında Coşkun
Büktel'e
iftira attı Özdemir
Nutku?...
Devlet Tiyatroları'nın toplantısında!...
Devlet Tiyatroları nereye bağlı?...
Kültür Bakanlığı'na!...
Kültür Bakanlığı nereye bağlı?...
Hükümete!...
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin ihsan ettiği sıcak
koltuğa oturan Profesör Doktor
Özdemir Nutku,
Coşkun Büktel'in
Theope'si
oynanmasın diye iftira atıyordu…
Peki
iftiranın içeriği
ne?...
Hemen aktaralım:
Özdemir Nutku (Şahin Ergüney ve "süzülmüş"
otuz kişiye hitaben):
"....şimdi efendim bir de,
bir dikkatini çekmek istiyorum. Hiç bir şeyle itham
etmiyorum. Fransızca'da 16.yüzyılda yazılmış Theope
diye bir oyun var. Özellikle Fransız filolojisinden
ve Fransız dilini bilenler onu biraz şey etmeliler
yani, bir bakmalılar. Aradaki benzerliği görmek
için. Teşekkür ederim..."
(Bakınız:
coskunbuktel.com;
Şahin Ergüney,
"'Theope' üzerine Özdemir
Nutku'ya yanıt") (Ayrıca bakınız: Büktel,
"Nihayet".)
Dinleyenlerde kuşku yaratan yukarıdaki sözler,
hiçbir çuvala sığmayacak mızrak gibi orta yerde
duruyor…
***
İmdi, gelelim Erbil Göktaş'ın yazısına:
Erbil Göktaş diyor ki:
(Bu yazının 1. bölümü
yayınlandıktan sonra gözle görülür bir hareketlilik
yaşandı. Hilmi Bulunmaz sitesinde çektiği filmlerde
bana ve yazıya değindi. OYÇED, 30 Mart'ta
"Tiyatromuzda Yazarlık Örgütlenmeleri" başlıklı bir
panel düzenledi. Bu Panel'in tamamını dergimizin
sayfalarında okuyabilirsiniz. OYÇED Başkanı,
"Tiyatro Gazetesi"nin 6. sayısında yayınlanan
söyleşisinde "açıklamalar" yaptı. O yüzden ben
sadece "beni ilgilendirdiği kadarıyla" konulara
değineceğim.)
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
Hiç kimsenin savunmaya cesaret edemediği, iftirası
CD kaydıyla saptanmış bir iftiracıyı savunan Erbil
Göktaş'ın yazısına, kendi araçlarımızla karşı
çıktık. Yazmaktan öte konuşmayı beceren biri
olduğumdan, video çekimiyle Erbil Göktaş'ın
yayınladığı birinci bölüme eleştiri getirdim.
Dileyenler,
http://www.tiyatroyun.blog.com/ adlı
sitemizdeki videolardan izleyebilirler.
OYÇED'in, iftirası
CD
kaydıyla saptanmış Özdemir Nutku'yu önce
başkan ve ardından
Onur Kurulu Üyesi
yapmasını doğru bulmadığımdan, sürekli olarak
eleştirdim, eleştiriyorum, eleştireceğim…
Erbil Göktaş diyor ki:
Merak Edilenler 1'de yazdıklarım beni de
ilgilendiren şeylerdi. Çünkü Prof. Dr. Özdemir
Nutku'yu 25 yıldır tanıyorum. Nutku'nun bu kadar
üzerine gidilip "iftiracı" diye suçlanmasına,
"açıklama" yapıp durumu aydınlatmasına karşın bu
kadar yıpratılmasının, şu var olduğu söylenen
"zavallı Türk Tiyatrosu"nun da yıpratılması olarak
gördüğümden, bunlara vicdanım ve düşüncem
elvermediği için, ben de bildiklerimi, gördüklerimi
söyledim. "Bilim insanı" olmama karşın burada
yazdıklarım, "inceleme-araştırma" değildi ve
"makale" olarak da düşünülmemişti. Ancak, "Eleştiri
Çözümlemesi" başlığı altında yazdıklarımın tamamen
"bilim dışı" ve "bilimsellikten yoksun" olduğunu da
kimse iddia edemez, ederse de "gülünç" duruma düşer.
Ben bunları sergileyip eksik noktaları
vurguladığımda kimse kalkıp da "kendisini
aşağıladığımı" söylemesin. "Bilim dışı"
suçlamalarına karşı da 1. yazımda ileri sürdüğüm
tezleri başlık halinde sıralamak istiyorum.
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
Sayın Göktaş'ın kiminle ahbaplık yapacağına, bu
ahbaplığı ne denli sürdüreceğine karışamayız. Ne var
ki, 25 yıldır tanıdığı
Özdemir Nutku'yu,
ben de otuz yıldır tanıyorum. Ben fizik olarak
değil, düşünsel olarak tanıyorum. Hatta bazı
yapıtlarından yararlandığımı da söyleyebilirim.
Örnekse "Türkiye'de Brecht" kitabı. (Tiyatro'76
Yayınları). Devrimci bir kültür kurumu olan ve 12
Eylül Faşizmi'nin kapattığı "Tüm Halkbilimleri
Derneği" bünyesinde tiyatro yaparken, o kitaptan
esinlenip kuramsal çalışmalar yürütüyorduk. Devrimci
tiyatro kuramı oluşturup bu kuramlarla faşizme karşı
savaşım verirken benimsediğim Özdemir Nutku'yla,
şimdi Coşkun Büktel'e iftira atan Özdemir Nutku aynı
kişi değil!
Göktaş, ne yazık ki olayı saptırıyor. Özdemir Nutku'nun "'iftiracı' diye suçlanması"ndan bahsediyor. Oysa "'iftiracı' diye suçlan"mıyor. İftiracı olduğu CD kaydıyla saptanıyor. Bu saptırmayla, Göktaş, Coşkun Büktel'i, iftiracıya iftiracı dediği için suçluyor! Özdemir Nutku, bir açıklama yaptı ve kendini sütten çıkmış ak kaşık olarak gösterme çabasına girdi. Ne var ki, o zaman CD kaydının yapıldığını bilmiyordu ve dilediği gibi "açıklama" yapabiliyordu. Ne zaman ki CD kaydı ortaya çıktı, Nutku'nun sesi soluğu çıkmaz oldu. Çünkü yaptığı açıklama, açıklama değil; olayı örtme girişimiydi.
İçinde bulunduğumuz tiyatral
durumu "zavallı Türk Tiyatrosu" olarak nitelemesi,
son derecede doğru Erbil Göktaş'ın. Ah bir de
nedenlerine inebilse. Sadece saptamacılık yapmasa.
25 yıldır tanıdığı Özdemir Nutku'nun bu "zavallı
Türk Tiyatrosu" oluşumuna, iftiralarıyla yaptığı
"katkıyı" bir görebilse. İftirayı, iftiracılığı
savunmak "bilim dışı"lıktan da, "bilimsel
yoksun"luktan da öte bir şey. İftirayı, iftiracılığı
savunmak, insan olmanın erdemini ayaklar altına
almaktır. Bu savımı yüzlerce kez yineledim,
yineliyorum, yineleyeceğim. Ve yine de "gülünç"
duruma düşmeyeceğim. İftiracıyı savunmak, öncelikle
iftirayı savunanın aşağılanmasına neden olur.
İftiraya karşı savaşım verenlerin aşağılanması söz
konusu olamaz…
Erbil Göktaş diyor ki:
Tez 1: Coşkun Büktel'in "Theope" adlı oyununun
Devlet Tiyatrolarında sahnelenmemesinin sorumlusu
Prof. Dr. Özdemir Nutku değildir. Tersine, Nutku,
altını çizerek yayınladığımız açıklamasında
"Theope'nizin oynanması gerektiğini Kurul'da birkaç
kez dile getirmiştim..." diyerek bunu
belirtmektedir.
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
Antitez 1: Coşkun Büktel'in salt
"Theope"
oyununun değil, tüm tiyatral yapıtlarının
toplumsallaşamamasının tek sorumlusu değil, en büyük
sorumlusu Özdemir Nutku'dur. Tiyatrocuların duayeni
olan Özdemir Nutku'nun iki dudağı arasındaki söze,
kutsal kitap kelamı muamelesi uygulandığı
Türkiye'de, insanların salt Theope'ye değil, Coşkun
Büktel'in yaptığı her şeye kuşkuyla bakması denli
doğal bir şey olamaz. Neyse ki, Büktel, kılı kırka
yararak çalışan biri olduğundan,
CD
kaydıyla saptanan iftirayı yedi düvele
duyurmaya çalıştı da, Özdemir Nutku'nun
engellemesine karşı koyabildi. Büktel'in verdiği bu
savaşım, yalınkat bakıldığında, bireyselmiş gibi
görünse de, başka insanlara devrimci savaşım ruhu
verdiğinden (örnekse bana), Özdemir Nutku yada
herhangi bir akademisyenin de tartışılabilir
olduğunu algılamamıza neden oldu, oluyor…
Erbil’in tezi şu:
“Theope" adlı
oyununun Devlet Tiyatrolarında sahnelenmemesinin
sorumlusu Prof. Dr. Özdemir Nutku değildir.
Odur ya da değildir, tartışma konumuz o değil!
Tartışma konumuzu saptırmayalım. Tartışma konumuz
şu: Nutku Büktel’e iftira etmiş midir, etmemiş
midir? Etmemiştir diyebilen var mı? Yok! Nutku
“etmedim” diyebiliyor mu? Diyemiyor. Erbil
diyebiliyor mu? Diyemiyor. Erbil ne diyor? Theope’yi
engelleyen Nutku değildir, diyor. Yani iftirayı
inkar edemiyor. İftirayı inkar edemediği için,
konuyu daha tartışılabilir bir alana kaydırıyor.
Theope’yi Nutku engellememiştir, diyor. Yani Nutku
iftira etti ama Theope’yi engellemek için etmedi.
Buna kim inanır, kardeşim? Kaldı ki, niçin etmiş
olursa olsun,
iftira için üç
yıldır özür dilemediğine göre, adam belli ki iyi
niyetli değil; adam, belli ki, iftirayı yanlışlıkla
filan değil, bile bile, kasten etmiş. Erbil,
Nutku’nun Theope’yi engellemediğini söylemekle,
Nutku’nun iftirayı “iyi niyetle” ettiğini söylemiş
oluyor. Asıl kendisi komik oluyor! (İyi niyetli
iftira… ne kadar akademik, ne kadar bilimsel!)
Erbil’in tezi şu olmalıydı: Nutku Büktel’e iftira
etmemiştir. Var mı Erbil’in böyle bir tezi? Yok. O
zaman, yazısı tamamen, asıl konuyu örtbas etme
çabasından, bu gülünç çabadan ibaret kalıyor. Çünkü
mızrak o kadar büyük ki, hiçbir çuvala
sığdırılamıyor. Madem ki “Nutku Büktel’e iftira
etmemiştir” denilemiyor; o zaman yapılacak tek doğru
şey var: Nutku’nun Büktel’den özür dilemesini talep
etmek… Madem ki, Nutku özür dilemiyor, o zaman da
yapılacal tek doğru şey, Nutku’yu kınamak oluyor.
Ama kimse bunu yapamıyor. Kimse Nutku’yu
kınayamıyor. Nutku’yu kınamak yerine, herkes, olayın
büyütülmemesini tercih ediyor.
Ama olayın ne kadar büyütülüp ne kadar
büyütülmeyeceğine karar vermek hakkı, yalnızca bir
kişiye aittir: Bu kararı vermek hakkı, iftiraya
uğrayan Coşkun Büktel’e aittir. Kimse, iftira
edilene, iftirayı o kadar büyütmemesi gerektiğini
söylemek hakkına sahip değildir. İnsanlar ancak
kendilerinin uğradığı iftirayı büyütmemek hakkına
sahiptir. Büktel’in uğradığı iftirayı değil… İftira
eden, iftira etmeden once Büktel’le pazarlık etmiş,
“sana iftira edeceğim ama iftirayı fazla
büyütmezsin, değil mi?” diye sormuş ve Büktel’den bu
konuda onay almış değildir. İftira eden, Büktel’e
hiçbir şey sormadan özgürce(!) iftira ettiğine gore,
Büktel de iftiraya tepkisinin ne olacağına karar
vermekte tamamen özgürdür.
Erbil Göktaş diyor ki:
Tez 2: Özdemir Nutku, Türk Tiyatrosu'na, gerek
Üniversitede Bölüm kurarak, gerek çeviri, araştırma,
deneme ve başka türlerde yazarak çok büyük
hizmetlerde bulunmuştur. Bir kez "yanlış" yapmış
olsa bile, bu daha önce yaptığı "binlerce olumlu
işin" yok sayılmasını gerektirmez. Bu hem akla, hem
de vicdana sığmayacak bir şeydir. (Kaldı ki,
izlediğim CD kaydında da Nutku'nun "iftira" diye
nitelenen konuşmasının ben "kasıtlı" olduğunu
düşünmüyorum. Çünkü izlediğim CD kaydında, Şahin
Ergüney konuşmasını bitirdikten sonra Esen Çamurdan
"Theope"nin yazarının tavrı yüzünden
sahnelenmediğini söylemiş ve Nutku, "başkan" olarak
başkasına söz vermeden önce gayri ihtiyari "Theope"
diye yazılmış başka bir oyun olduğunu, Fransızca
bilenlerin buna bir bakmaları gerektiğini
söylemiştir. Tabii "aradaki benzerliği görmek için"
sözü "kasıtlı" gibi görünmesine karşın, sonuca etki
edecek bir söz olmadığından, bence "doğaçlama"
konuşma sırasında "öylesine" söylenmiş, "bir
bakılsın" anlamında söylenmiş bir söz olarak
durmaktadır.)
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
Antitez 2: Özdemir Nutku, üniversitede bölüm
kurarken, babasının hayrına mı kurdu? Karşılığını
almadı mı? Çeviri, araştırma, deneme ve başka
türlerde yazarken, kazandığı parayı kimsesizlere mi
aktardı? Bir çöpçü, nasıl ki; "Şu kadar çöp
topladım; benim her türlü iftira atma hakkım vardır"
diyemezse, Özdemir Nutku da; "Türk Tiyatrosu'na,
gerek Üniversitede Bölüm kurarak, gerek çeviri,
araştırma, deneme ve başka türlerde yazarak çok
büyük hizmetlerde bulundum; benim her türlü iftira
atma hakkım vardır" diyemez. Derse, ona karşı
çıkılır. Biz bunu yapıyoruz. Biz karşı çıkıyoruz.
Biz iftiranın değil, gerçekliğin egemen olması için
savaşım veriyoruz. Bir insan, büyük hizmetler
verebilir, binlerce insanın canını kurtarabilir, ne
var ki, örnekse hiçbir hakkı ve nedeni yokken,
komşusunu av tüfeğiyle öldürürse, yaptığı binlerce
iyilik için, o adam bağışlanamaz. Hoş Özdemir
Nutku'nun yaptığı "binlerce olumlu işin" de
tartışılmayacak bir durum olduğunu savlamak, "hem
akla, hem de vicdana sığmayacak bir şey".
Fransızca yazılmış başka bir
"Theope"
varsa, şimdiye dek niye ortaya çıkarılmadı. Devletin
tiyatral güçleri, bu denli beceriksiz ve bu denli
samimiyetsiz mi? Benim verdiğim vergilerle sıcak
koltuklarında ahkam kesenler, nasıl oluyor da rahat
rahat iftira atabiliyor, iftirayı sahiplenebiliyor,
iftiraya karşı umursamazlık içerisinde olabiliyor ve
iftirayı mazur göstermek için ona kılıflar uydurmaya
(mızrağı çuvala sığdırmaya) kalkışabiliyorlar?
Utanmıyorlar mı? Onlar adına da ben mi utanayım?..
Adam iftira için üç yıldır özür dilemiyor! Ama
Göktaş kalkmış hâlâ adamın iftirayı “gayrı
ihtiyari” olarak söylediğini kanıtlamaya
çalışıyor. Kardeşim, Nutku iftirayı “gayrı
ihtiyari” söylemiş olsaydı, kasıtlı olmasaydı,
derhal özür dilerdi. Ama Nutku, özür dilemediği
gibi, Büktel’e karşı yazdığı cevap yazısında (yeni
yalanlar da ekleyerek) iftirayı tekrarladı. Bu
durumda, Göktaş’ın “gayrı ihtiyari” gibi
mantıksız, umutsuz savunma çabaları, onu en iyi
ihtimalle, “gülünç” kılıyor.
Erbil Göktaş diyor ki:
Tez 3: Şahin Ergüney, yaptığı açıklamalarla
"gereksiz bir polemiğin" iyice alevlenmesine yol
açtığı gibi, Özdemir Nutku'yu da "töhmet" altında
bırakmıştır. (CD kaydını hakkında yazdıklarımdan
sonra izlediğim Ergüney'in, bu toplantıya ilk kez
katılmış olmasından dolayı çektiği acemiliği ve "iyi
niyetle" dile getirmek istediği sorunları
toparlayamayıp "genel olarak" söz verildiği halde
"özel"de takılıp kalması kamuoyunda oluşan
polemiklerde de "yanlış" ve "eksik" anlaşılmasına
yol açmıştır.)
Yani Ergüney'i dikkatle izledim. Güzel bir
"giriş"yapıyor, "repertuar politikası"nın
gerekliliğinden söz ediyor ama bunun nasıl olması
gerektiğini açıklayacak yerde 3 tane örneğe
takılıyor. Nutku da "başkan" olarak birkaç kez,
"genel olarak" konuşmasını istiyor. Yeni Tiyatro
Dergisi'nde yazan dostlarım aracılığıyla, Ergüney'in
"iyi niyetli" bir kişi olduğu için çok kırıldığı ve
"hakarete uğradığı"nı düşündüğü, yazımdan sonra bana
bildirilmiştir. Ben Ergüney'e hakaret etmedim,
sadece hiç tanımadığım bir kişinin söylediklerinin
bana yansıdığı kadarıyla çözümlemesini ve
değerlendirmesini yaptım. Çok kırılıp içerlemesine
de ayrıca üzüldüm; tıpkı Nutku'nun bu kadar
yıpratılmaya çalışılmasına üzüldüğüm gibi Ergüney'in
de yıpranmasını istemediğim için, CD kaydında
gördüklerimden ve bana ulaşan bilgilerden sonra bu
konuda bir "yanlış anlaşılmayı" da düzeltmek
istiyorum: Ben Ergüney'e "trak geldi" demedim, "trak
da gelebilir, insani bir durumdur" dedim. "Anlık bir
unutma" da, "dil sürçmesi" de oyunların hele
prömiyerlerinde sıklıkla rastlanan bir şeydir. Yani
demek istediğim "istenildikten sonra" "herkese
kusur" bulunabileceğiydi. Ben bu bağlamda hiç
kimsenin böyle polemiklerle yıpratılmaması
gerektiğine inanıyorum. Ne Ergüney'in ne de
Nutku'nun... O yüzden bu konuyu "lastik" gibi
uzatmanın anlamı yok... Ama hamama giren de terliyor
işte... Diyeceğim, bırakalım Özdemir hoca da,
çevirilerini yapsın, yeni kitaplarını yazsın, hatta
anılarını yazsın. "Okur" olarak bundan biz kazançlı
çıkarız.
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
Antitez 3:
Şahin Ergüney, her
aydının yapması gerekeni yapmış ve iftiradan yana
değil, hakikatten yana tavır almıştır. Gerekli ve
zorunlu bir polemiği alevlendirerek, tarih
karşısında susup oturmamış, tarihe karşı sorumluluk
duygusuyla hareket etmiştir. Koskoca profesör
Özdemir Nutku'nun, Coşkun Büktel'i töhmet altında
bırakan iftirasının deşifre olmasını sağlayarak,
Türk tiyatrosuna çok büyük hizmet sunan Şahin
Ergüney'in yaptığını ne denli önemsesek azdır.
Ergüney'in gösterdiği cesareti, biz de gösterip
konuyu "lastik" gibi uzatmayı düşünüyoruz. Kimse,
iftirayı kınamak elinden gelmediği için, iftiraya
uğrayana akıl vermek ve konuyu lastik gibi
uzatmamasını söylemek hakkına sahip değildir. Konuyu
ne kadar uzatacağına karar vermek yetkisi yalnızca
iftiraya uğrayana ve kamuoyuna aittir. Özdemir Nutku
özür dilemedikten sonra, çeviri de yapsa, yeni
kitaplar da yazsa, hatta anılarını da kaleme alsa
kendisinin iftiracılığını unutturmayacağız…
Erbil Göktaş diyor ki:
Tez 4: Devlet Tiyatroları Koordinasyon
Toplantısı'nda gerçekleşen yukarıdaki olaylarda,
Başkan Nutku'nun ve üyelerin görevleri, "oynanacak
oyunları seçmek" değil, "bölge müdürlerinin" ve
"yönetmenlerin seçmesi için" havuza atmaktır, yani
repertuara katmaktır. Büktel'in oyunu ise zaten
repertuardadır. Nutku'nun o kuruldan ayrıldıktan
sonra, çok etkili bir yönetmenin Büktel'in çeviri
bir oyununu sahnelemek istediği halde
sahneleyememesi, konunun Nutku'yla hiç ilgisi
olmamasının bir göstergesidir.
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
Antitez 4: Biz bir iftiranın anatomisiyle
ilgileniyoruz. Türkiye dramatik yazarlığının odak
noktası olan
Theope'nin yazarına
iftira atılmasına karşıyız. Sokaktaki çöpçüye de
iftira atıldığında, mutlaka karşı çıkıyoruz.
İftirayla beslenen kapitalizme karşıyız. Büktel'in
yada herhangi bir kişinin iftiraya uğraması bizim
için önemli. İftiraya karşı çıkmanın, aynı zamanda
kapitalizme karşı çıkmak olduğunun ayrımındayız.
Sorun Theope'nin oynanıp oynanmama sorunu değil.
Sorun Theope üzerinden Coşkun Büktel'e tiyatral linç
uygulama taktiği. Bu taktiği bozmak için elimizden
geleni yaptık, yapıyoruz, yapacağız! Irwin Shaw'un
yazıp Coşkun Büktel'in çevirdiği
Ölüleri Gömün oyunu
da oynanmıyorsa, Türkiye tiyatrosunda bir tane
değil, birçok Özdemir Nutku var demektir!!!
Erbil Göktaş diyor ki:
Tez 5: Elbette Büktel'in de oyunları
sahnelenmelidir. Ama sadece Büktel'in değil, ödül
aldıkları halde hiç oyunu sahnelenmemiş başka oyun
yazarlarının da hiç olmazsa "bir oyunu" DT
sahnelerinde yer almalıdır. Bu bağlamda DT
yönetimine şu öneriyi yapabiliriz, yapmalıyız:
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
Antitez 5: Büktel'in oyunlarını sahnelemek
zorundalar. Çünkü
iftiraya
uğramasından da belli ki,
Theope
diğerlerinden çok daha farklı, çok daha önemli bir
oyun. Başka oyunları, dramatik gerekçeler bularak
engelleyebilirler ama Theope’yi engellemek için
dramatik gerekçeler bulmak duayen professor
Özdemir Nutku’nun
bile becerebileceği bir iş değildi. O nedenle
Theope’ye iftira etmek zorunda kaldı. Her oyuna
iftira edilmez. İftira kolay kolay göze alınabilecek
bir suç değildir. Ama Theope’yi durdurmak için
iftiradan başka çare bulamazlardı, bulamadılar.
Theope’yi oynanmamış diğer oyunlarla karıştırarak
konuyu örtbas edemezsiniz. Oynanmayı hak eden ve
haksızlığa uğrayan başka oyunlar da bulunabilir ama,
Türk tiyatrosu gibi bir çölde Theope gibi bir vaha
yaratılmışken, insanları bu vahadan
yararlandırmamak, düpedüz ihanet, düpedüz
skandaldır. Ödediğim vergilerle DT imkanlarının
başına geçenler, Büktel'in Türkiye tiyatrosuna ivme
kazandıracak oyunlarını sahnelemezlerse, benim
verdiğim vergiyle keyif çatanların keyfini bozarım.
Büktel ve değerli yazarların oyunlarını
sahnelemediklerinde geçici değil, kalıcı
rahatsızlıklar veririm. Madem ki vergiyi ben
veriyorum, benim dediğimi yapmak zorundalar. Ödül
konusuna gelince; ödülün her türlüsüne karşıyım. Bir
oyunun ödül alıp almaması umurumda değil. Hatta ödül
almamasını yeğlerim…
Erbil Göktaş diyor ki:
A) Devlet Tiyatroları'nda bir-iki sahne sadece "ilk
oyunları oynanan yazarlar"a ayrılmalıdır. "Genç"
yazarların, oyunu "genç" olanların oyunlarının
oynandığı sahne, Ankara'da Şinasi, İstanbul'da AKM
Oda Tiyatrosu olabilir. Keza İstanbul B.B. Şehir
Tiyatroları'nda da aynı sistem yer almalıdır. Bunun
için Kadıköy Haldun Taner Sahnesi, bunun için
biçilmiş kaftandır.
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
A - "Pantolon uymadı gömlek verelim" anlayışına
karşıyız. Büktel'in Theope'si Ankara Büyük Sahne'de
oynanmalı. AKM Büyük Salon'da da oynanabilir. Şinasi
yada Haldun Taner'de değil…
Erbil Göktaş diyor ki:
B) Klasikleşmiş oyunlar ve yazarlar yerine yeni
yazarlara daha fazla şans tanınmalıdır. Temcit
pilavı gibi, 50 yıldır ısıtılıp ısıtılıp önümüze
getirilenlerden bıktık. Bunlar ancak, farklı rejiler
ve projeler olduğu zaman ele alınmalı ve
sahnelenmelidir. Repertuardaki yerleri de bu kadar
ağırlıklı olmamalıdır. Bu ülke önce kendi yazarına
sahip çıkmalıdır, onun oyunlarını sahnelemelidir.
(OYÇED bunun mücadelesini vermek ve bunun önemini
vurgulamak için Türkiye'deki tüm ödenekli
tiyatroların repertuar kurullarına "temsilci
önermiş" ve bunları yazılı olarak da ilgili yerlere
göndermiştir.)
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
B - Her ne denli yuvarlak bir madde de olsa (B)'ye
değinmeden geçmeyelim: Ayrıcalıklı yazarların
adlarını vermekte yarar var. Örnekse efsunlanmış
yazar
Tuncer Cücenoğlu,
her zaman sahneleri işgal ediyor. Hem de
"Çığ" (Bakınız:
Büktel,
"Çığ aslında nedir, neyi
sarsıyor?") gibi anlamsız bir metinle.
OYÇED ise bu tür işgallere karşı çıkacağına, bir
iftiracı olan Özdemir Nutku'yu baş tacı ediyor…
Erbil Göktaş diyor ki:
C) Sadece DT ve Şehir Tiyatroları değil, ülkedeki
bütün ödenekli tiyatrolar oyun seçimlerinin
nedenlerini çok iyi açıklayıp hesabını
verebilmelidirler. Bu, "niçin" tiyatro yaptıklarının
da "yanıtı" olacaktır. Sadece, "sevdiğim için"
yanıtını verenlere de, biz şu yanıtı veririz doğal
olarak: "Peki tiyatro seni seviyor mu bakalım?"...
Çünkü TİYATRO, KENDİSİNE VE YAZARINA KÖTÜLÜK
YAPANLARI SEVMEZ. Yani hiç kimse VAZGEÇİLMEZ
DEĞİLDİR. Bu bağlamda HERKES tiyatrodaki yerini ve
konumunu SORGULAMALIDIR.
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
C – Theope vazgeçilmezdir. Theope’yi ve Büktel’i
diğer oyunların ve yazarların kalabalığı arasına
katmayın! Theope ve Büktel, sırf iftiraya uğramış
olmalarıyla bile özellik arz ediyorlar. Onları
sıradanlaştırma gayretleriniz, boşuna!...
Erbil Göktaş diyor ki:
D) Repertuar kurullarındaki "oyun seçimleri"
KAMUOYUNA AÇIK olmalıdır. Sadece SONUÇLAR DEĞİL,
NEDENLER DE kamuoyuna bildirilmelidir. Hele
SAHNELENEN HER OYUNUN HESABI kamuoyu önünde
YÖNETMENLERİ TARAFINDAN DA çok açık ve net olarak
verilebilmelidir.
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
D – Büktel’in on yıllardır savunduğu bu görüşleri
elbette destekliyoruz. Büktel’in
“Türk Tiyatrosundan İnsan
Manzaraları”nın önsözünde (sayfa 9)
dediği gibi, herkes, her yaptığının “hesabını
vermek”, “gerekçesini göstermek” zorunda olmalıdır.
Erbil Göktaş diyor ki:
E) Oyun seçmenin ve sahnelemenin ÖLÇÜTLERİ
olmalıdır. Bu ölçütlerin KESİNLİKLE DEMOKRATİK
olması gerekmektedir. "Ben yaptım oldu", "Ya ben bu
oyunu çok sevdim", "Bu yazar benim baş destekçim"
anlayışları artık tarihin tozlu sayfaları arasına
karışmalı ve sonsuza kadar orada kalmalıdır.
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
E – Genel ve yuvarlak şeyler söylendiğinde hemfikir
olmamak elde değil. Katılıyoruz…
Erbil Göktaş diyor ki:
OYÇED, bunların mücadelesini verecek olan ve bu
"kararı" almış olan bir dernektir. (Tabii
tüzüğünden, genel kurulda alınan kararlardan bu
MADDELEŞTİRMELERİ ben yaptım.) Kaldı ki, DT de tek
kıstas değildir; birçok Şehir Tiyatrosu'nda ve özel
tiyatrolarda da olmasa bile "prodüksiyon tiyatrosu"
denen bir şey vardır. Örneğin, zengin biri -ironi
yapıyorsa pek çıkmıyor- olduğunu sürekli söyleyen
Hilmi Bulunmaz, Bulunmaz Kuyumculuk ya da Bulunmaz
Tiyatro adına "Theope"ye yapımcı olabilir. Sevgili
Hilmi, o kadar bağıracağına, kesenin ağzını biraz
açsın, okul mezunu oyunculardan ve uygun olan "iyi"
tiyatroculardan "cast"ı ben yapacağım.
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
Özel ve yuvarlak olmayan şeyler söylendiğinde
tartışma başlıyor.
OYÇED, öncelikle
iftiracı Özdemir Nutku'yu kınamalı. OYÇED'in
yazacağı ilk metin, Özdemir Nutku'nun iftirasının
kınanması olmalı ve Nutku, iftiracılığında inat
ederse, OYÇED'den atılmalı. Ben, Hilmi Bulunmaz;
Bulunmaz Kuyumculuk, Yayıncılık, Gösteri Sanatları
Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi ve diğer
kuruluşların sahibi olarak vergi veriyorum ve
Theope'nin Ankara Büyük Sahne yada İstanbul AKM
Büyük Salon'da oynanmasını istiyorum. Şimdiye dek
kültür sanat çalışmalarımda, yaklaşık olarak bir
trilyon para yitirdim. Sanırım kesemin ağzı bayağı
açık. Okul mezunu oyuncularla çalışmıyorum.
Akademilerin, konservatuarların sağır duvarlarının
içine tutsak olmuş oyuncularla çalışmayı değil;
ilerici, emekten yana, sosyalist oyuncularla
çalışmayı yeğliyorum…
Erbil Göktaş diyor ki:
Tez 6: Büktel, OYÇED'i eleştirebilir ama, Nutku'ya
kızıp sadece "bir olguyu" dayanak yapıp "küfür
etmesi" yakışıksızdır. (Daha da ötesi, kendi
aleyhine yol açacak "hukuksal bir sorun"dur. Coşkun
Büktel, kendi adıyla kurduğu sitesinde yazdığı
yazılarında OYÇED'e saldırmıştır ve hak etmediği
sözler söylemiştir. Örneğin,
"cerahat", "köpek
sürüsü", "yarasa", "karafatma",
"Ku Klux Klan",
"Vandal akademisyenler", ve benzeri... Buna dayanak
olarak da "Theope"nin sahnelenmemesine neden
olduğunu savladığı Özdemir Nuktu'nun, OYÇED'e önce
"kurucu başkan", sonra da
"onur kurulu üyesi"
seçilmesini göstermiştir.)
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
Antitez 6: Büktel küfür etmiyor. Büktel, Nutku'ya
kızıp OYÇED'e küfür etmiyor. Nutku gibi bir
iftiracının, nasıl olur da
OYÇED'in "onuru" olur
diye düşünüyor ve düşündüklerini yazıyor.
Gözlemlerimi söylüyorum. Büktel'in ne düşündüklerini
okuduğum için böyle yorumluyorum. Büktel'in OYÇED'e
"saldırdığı" doğrudur. Ancak OYÇED, bu saldırıyı hak
etmiştir. Özdemir Nutku'yu koruduğu, kolladığı,
kutsadığı… için hak etmiştir. Bir iftiracıyı korumak
ne zamandan beri masum bir iş olmuştur?!!!
Erbil Göktaş diyor ki:
Yani sapla samanı birbirinden ayırmamış, elmalarla
armutları ve ayvalarla şeftalileri birlikte toplamış
ve "şeftalileri" ezmiştir. Sevgili Hilmi Bulunmaz
da, sitesinde çektiği filmlerde sadece bunlara
takmış, yukarıdaki "tezleri" görmezden gelip beni
"bilimsel olmamakla" suçlayıp çok güldürmüştür ve
benim gözümde "Şeftali Devrimi"nin önderi olmayı hak
etmiştir.
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
Benim neyi hak ettiğim, önemli değil!
CD
kaydıyla apaçık belgelenmiş bir iftirayı
mazur göstermeye çalışan Göktaş’ın benim neyi hak
ettiğimle ilgili düşüncelerine aldırmam. İftira
savunucuları benim neyi hak ettiğime boş verip,
iftirayı kınayamayan ve kınamak yerine iftiracıya
biat edenlerin neyi hak ettiğini düşünmeliler.
Erbil Göktaş diyor ki:
KUYUMCU MEDDAH HİLMİ ÇELEBİ'YLE "ŞEFTALİ DEVRİMİ
"Öncelikle "Kuyumcu" sözcüğünü kullanmadan başlığı
atmıştım, ancak sevgili Meddahımızın, "Kutulaştırma"
oyununda Coşkun Irmak tarafından tanıştırılmamızdan
sonra "o süreci" irdeleyen konuşmalarında sürekli
"burjuva" olduğunu, parası olduğunu söylemesi
tersinleme yapıyorsa pek çıkmıyor ve Çankaya
Belediyesi'nin "yol ve konaklama" giderlerini
karşılamasına şiddetle karşı çıkıp "sosyalistliğini"
de vurgulaması karşısında, ben de varolan bu gerçeği
vurgulamasının ötesinde çok severek anlattığını
görünce "bir saptama" olarak başlığa "Kuyumcu"
ibaresini eklemek zorunda kaldım. (Ne yapalım,
herkes "ticaret"le uğraşmadığı için "kısıtlı" bir
bütçesi var. Hele oraya gelen arkadaşımız da bir
öğrenciydi. Çankaya Belediyesi giderleri
karşılamasaydı, değil oraya gelmesi, havaalanına
bile gitmesi söz konusu olamazdı. O yüzden ben,
Çankaya Belediyesi'ni ve bu tür etkinlikleri
düzenleyenleri kutluyor, teşekkür ediyorum.
Yaptığınız doğrudur, kim ne derse desin sanata,
tiyatroya yapılan yatırımlar, "boşa" yapılan
yatırımlar değildir. Ama "parası olanların" kendi
cebinden gitmesi de "güzel bir davranış"tır.)
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
Matbaanın babası Gutenberg'in bir kuyumcu olması ne
denli somut bir gerçekse, benim kuyumcu olduğum da o
denli somut bir gerçek.
Yalan Makinesi Mustafa
Demirkanlı ve ardıllarının kuyumculuğumu
bir küçümseme aracı olarak kullanmalarından sonra,
ısrarla ve inatla bu mesleğimi de vurgulamayı
yeğliyorum. T.C. Turizm ve Kültür Bakanlığı çanağını
yalayacağıma, Efes Pilsen tezgahtarlığı yapacağıma,
kuyumculuk yaparak tiyatroya katkı sunmayı daha
onurlu buluyorum…
Erbil Göktaş diyor ki:
Ayrıca, oyundan sonra kendisinin "acı biberle
işkembe çorbası" içip benim "şirden ve tuzlamayı da
karıştırmamı "ballandırarak anlatması karşısında
neredeyse öleyazdım. Dedim ki kendime, bir önceki
konuşmasında, "ezilen şeftalilerin birliğinden" söz
etti, şimdi de lafı "işkembe, şirden ve tuzlamanın
kardeşliğine" getirecek; neyse ki korktuğum olmadı.
Bu Meddah beni gülmekten öldürecek!..
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
Benim Meddah yanıma gülmesi, hoşuma gidiyor Erbil
Göktaş'ın. Shakespeare'in yapay kahramanlarından
birine benzetilmek yerine, coğrafyamızın
doğallığından renk alan Meddah'a benzetilmek hoşuma
gidiyor. Teşekkür ederim…
Erbil Göktaş diyor ki:
Ama hakkını da yemeyelim: Devlet Tiyatrolarından ve
Şehir Tiyatrolarından "diğer tiyatro dergisi"nin
"reklam alması" karşısında Yeni Tiyatro Dergisi'ni
"daha iyi, daha dolu, kaliteli ve şirin" bulmasını
"içtenlikle" söylemesine, her ne kadar "tatlı-sert"
eleştirse de, çektiği "Kutulaştırma 1" filminde,
şahsıma karşı gösterdiği "teveccühlere" çok teşekkür
ederim. Çorbaya da o kadar takmasaydı iyi olurdu.
(Ne yapalım, öğleden beri yemek yememiş insanlar,
gece saat 23'de çorbacıya götürülürse, çorbayı büyük
kasede içerler tabii.)
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
Yineliyorum: Yeni Tiyatro dergisi, şu anda
Türkiye'de yayımlanan; en iyi, en dolu, en kaliteli
ve en şirin dergi. Bu demek değil ki, bu dergiyi
eleştirmeyeceğiz…
Erbil Göktaş diyor ki:
Son Tez: Coşkun Büktel'in henüz 2 yaşına girmemiş
olan OYÇED'e, Özdemir Nutku'ya kızarak saldırması ve
Türk Tiyatrosu'nu yaratan yazarları görmezden gelip
Haldun Dormen'e uyması yanlıştır; bu, pireyi deve
yapıp, pire için yorgan yakmaktır. Yani "eksik"
alıntının hepsini buraya alabilirim ama gerek yok,
çünkü Büktel'in "sanatçı" tanımına katılıyorum.
Katılmadığım nokta, O'nun, Dormen'in dediklerine
katılması...
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
Son Antitez: Yineliyorum; bence Coşkun Büktel
OYÇED'e, Özdemir Nutku'ya kızdığı için değil, bir
iftiracıyı sahiplendikleri için "saldırıyor".
Büktel, Haldun Dormen'e değil, hiç kimseye uymaz.
Bence Coşkun Büktel, "uyumsuz" biridir. Öyle ki
Özdemir Nutku gibi "Tiyatral Tek Tanrı"ya bile uyum
sağlamamıştır… Keşke iftirayı “pire” kadar küçük
görenler, Coşkun Büktel’in binde biri kadar “büyük”
olabilseler.
Erbil Göktaş diyor ki:
Haldun Dormen'in şunu demesi gerekirdi: Engellenen
Türk yazarları vardır; görmezden gelinen ve "aforoz"
edilen Türk yazarları vardır, bunun için "yazar"
yetişmiyor. "Yazar"ı tırnak içine aldım, çünkü bizim
anladığımız "yazar" gerçekten "yazar", her şeye
karşın, "yazarlık" zaten öyle bir eylemdir. "Teknik"
bilgilerle, "öylesine" yapılacak bir iş değildir.
Oyun yazarlığı, "teknik" bilgiyle de yapılabilir
ama, "ruh" olmayınca "düşünce" ve "özgün bakış
açısı" olmayınca bir "eksiklik" sürekli
duyumsanacaktır. Her dönemde olduğu gibi, Türk
Tiyatrosunun bu dönemde de yazarları vardır ve her
şeye karşın bir gün muhakkak "fışkıracaklardır" ve
eserlerini de fışkırtacaklardır.
Erbil Göktaş'ı değerlendirelim:
iftirayı “pire” sayan yazarların ne “ruhu”, ne
“düşüncesi”, ne de “özgün bakış açısı” olabilir.
Onların yalnızca menfaatleri vardır. İftirayı bile
umursamayanlar, yalnızca menfaatlerini
umursayacaktır. İftirayı “pire” sayan yazarlar, eğer
fışkırırlarsa, adalet ve devrime doğru değil, bencil
menfaatlerine doğru fışkıracaklardır. İftirayı
“pire” sayan yazarlar asla temiz olmadıklarından,
fışkırırlarsa, ancak kirli bir
cerahat olarak
fışkıracaklardır. İftirayı “pire” sayan yazar
kalabalığıyla Coşkun Büktel’i birbirine
karıştırmayın! Büktel’i sıradanlaştırmanın daha
etkili yöntemlerini bulmalısınız! İftirayı “pire”
sayanlar yazarsa, Büktel yazar değildir, çok daha
başka, (çok daha fazla) bir şeydir.
Hilmi Bulunmaz /
Temmuz 2008
(Kaynak: Yeni Tiyatro Dergisi, yıl:
1, sayı: 4, sf. 38-41, Mart-Nisan 2008)
Ayrıca bakınız:
tiyatrodunyasi.com'dan
Bulunmaz'a sansür!...
Yeni Tiyatro'ya ambargo
mu konuluyor?!...
3. Abdülhamid
Yeni Tiyatro'dan
"resmi" tanıtım yazısı...
tiyatronline.com'dan
Bulunmaz'a sansür!...
Yeni 3. Abdülhamid
işbaşında!...
İftiranın simgesi
Özdemir Nutku, "Tiyatro Buluşması"nda!...
Özdemir Nutku skandalı ve OYÇED
Bulunmaz'ın sitemizde yayınlanmış diğer yazılarına ulaşmak için mavi renkli Hilmi Bulunmaz sözcüklerini tıklamanız yeterli olacaktır.
