
TOPLUMCU
TİYATRONUN GÜNÜMÜZDEKİ DURUMU VE DURUMUN SAPTANMASINDAN ÖNCEKİ DURUM
Hilmi
Bulunmaz
(Bu yazı,
bulunmaztiyatro.com'dan
aynen aktarılmıştır. Yazının orijinal sayfasını görmek için
TIKLAYINIZ)
‘Cem Yalın’la Buluşma Günleri’ üst başlığıyla duyurulan çalışma, bu
sanata tutkun her insan gibi, beni de yakından ilgilendirdi…
Hem özel durum (Cem Yalın adı) ve hem de genel durum (Toplumcu
tiyatro kavramı), beni hüzünlü bir düşünüşe sürükledi…
Yaklaşık yirmi-yirmi beş yıl önceye gittim… Cem Yalın’ın “Orada
Kimse Var mı?” adlı yapıtını izlediğim, (yanılmıyorsam)
Nişantaşı’nda bir sahne geldi usuma ansızın. Ardından, bu insanla
(Cem) tanışıklığımın getirdiği içtenlik nedeniyle, kucağımda oğlum,
(sanırım birkaç yaşındaydı!) Cem Yalın, Hasan Çınar, Mehmet Esatoğlu
ve daha birçok “toplumcu tiyatrocu”, gösteri sonrası, sosyalist
ahlakın bir yansıması olduğunu düşündüğüm, oyun sonrası söyleşimizi
yapmak için, bir yerlerde oturup, “tartışma çayı” içtik… Doğal ki,
aradan çok uzun zaman geçtiği ve toplumcu düşünüşün kırıntısı bile
kazınmak istendiği için, düşle gerçeği birbirine karıştırabilirim!..
12 Eylül Faşizmi öncesi, beynimize yerleşen “birimler” nedeniyle,
(yine sanırım!) ayrı düzlemlerde olduğumuzu, düşle gerçek arası
anımsar gibi oluyorum… Her şeye karşın, tiyatro gerçeğinin
bağlayıcılığı nedeniyle, birbirimize sıcak sözler söyleyerek, bir
şeylere birlikte tutunma gereksinimi duyuyorduk. Sanırım (yanılgı
payını yüksek tutuyorum) Cem, Halkın Kurtuluşu için savaşım
verirken, ben Halkın Yolu için bir şeyler yapmaya çalışan bir
kişiydim…
İmdi, aradan çoook uzun zaman geçti. Bazı kelaynaklar gibi, ben de
Halkın Yolu, Kurtuluşu, Birliği, Sesi ve sayılamayacak denli çok
olan yönsemelerden uzaklaşmadan yaşamımı sürdürmeye çalışıyorum. Hem
de faşizmin sanat diye orta yere sürdüğü küflü gösterilere karşın!..
Tüm tiyatro siteleriyle birlikte, pek hoşuma gitmese de, her şeye
karşın, ayrı bir yere koyma gereksinimi duyduğum
www.tiyatroevi.com ve bu sitenin bağlaşığı olan yapılar,
yüreğime konan toplumculuğun tınısına, silik de olsa, bir şeyler
söyler gibi oluyor…
Özellikle, hem coskunbuktel.com ve hem de
www.tiyatrom.com adreslerinde değindiğim “Seminer
ve Atölye Çalışmaları” duyurusunu görünce, coşku duyduğumu
belirtmeliyim…
Daha sonra, çalışmayı düzenleyen sitede de durumu öğrenince, “ha
gayret!” diyesi oldum…
CEM YALIN (1954-1999) yazısının altına sığınmış bir durumda, bir
şeyler içen Cem’in fotoğrafı, inanın bir kat daha hüzünlenmeme neden
oldu. Bir yandan, sosyalizmi amaçları için kullanan Zeki Göker ve
diğer yandan, neredeyse kendini yok ederek, geride durmasına karşın,
son derecede çalışkan ve sosyalist düşünüşten ödün vermeyen Cem
Yalın… Cem Özerlerin, Cem Yılmazların, hatta Cem Uzanların… bu denli
kirlilik yaydığı bir zaman ve coğrafyada, Cem Yalın’ın yaşamı, tam
da soyadı gibi yalın ve anlaşılır netlikteydi…
Ege Sanat TiyatroEvi Gösteri Merkezi’nde yapılacak çalışmaya,
işlerimin yoğunluğu nedeniyle katılamayacağım…
Ülkemizin tüm kentlerinin gerici faşizme teslim olduğu yanılsaması
oluşturulduğu bir dönemde, İzmir, her şeye karşın, hiçbir
spekülasyona yer bırakmayacak denli net bir siyasal duruş
sergilediğinden, bu kentte böyle bir çalışma yürütülmesi, ayrıca
düşünülmesi gereken bir durum…
Bu arada, bu düzenlemenin yumuşak karnına da değinmeden
geçemeyeceğim…
Genel geçer sözlerin egemen olduğu tanıtmalıkta, daha net şeyler
söylense, son derecede iyi olacaktı. Örnekse: “Ülke çapında tiyatro
yazarları, yönetmenleri, oyuncuları, düşünürleri, eleştirmenlerin
yanı sıra İzmir’deki siyasal parti, sendika, meslek odası ve dernek
yöneticilerinin de görüşlerini ortaya koyarak tartışacakları forumda
toplumcu tiyatronun günümüzdeki durumu her yanıyla ele alınacak
ayrıca demokratik kitle örgütlerinin ve izleyicinin de bu alandan
beklentileri karşılıklı tartışmalarla saptanacaktır.”
İmdi, kim bu “Ülke çapında tiyatro yazarları, yönetmenleri,
oyuncuları, düşünürleri, eleştirmenleri?!.”
Bu adlar içerisinde; Özdemir Nutku, Üstün Akmen, Tuncer Cücenoğlu,
Yücel Erten, Nesrin Kazankaya, Kenan Işık, Ahmet Levendoğlu, Yıldız
Kenter, Ferhan Şensoy, Genco Erkal, Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz, Cem
Özer, Zeki Göker’in mirasçısı… gibi adlar var mı?..
Gelelim Coşkun Büktel konusuna…
Daha önce de belirttiğim gibi, bu adam olmadan tiyatro üzerine
konuşmak yada düşünce geliştirmek, yumurtasız omlet yapmaya
benzer!..
Gölge Tiyatro sitesinin yöneticisi Hamit Demir’den 10 Ocak 2007
tarihinde mail yoluyla bir forum daveti alan Büktel, hemen ertesi
gün, bir yanıtla durumu Demir’e iletti…
“Hamit, merhaba!” diye sıcak bir yaklaşımla başlayan yanıt,
bence son derecede mantıklı ve nitelikliydi…
Özellikle ilk tümceyi buraya almadan geçemeyeceğim: “Gölge Tiyatro
dergisi döneminde yazılarıma gösterdiğiniz ilgi yüzünden
müteşekkirim…”
Benim (de) son derecede yararlandığım o yazılar, bugün daha net
kavga vermeme neden oluyor. Bu arada, bir okur olarak, ben de
müteşekkir olduğumu belirtmeliyim…
Büktel’in serzenişine katılmamak olanaksız: “…Son bir yıldır
coskunbuktel.com’da teşhir ettiğim skandalların (Özdemir
Nutku skandalı,
“Çığ” skandalı,
OYÇED skandalı)
hiçbiriyle ilgilenmediniz…”
İmdi, gelelim Hamit Demir’in yanıtına: “sevgili coşkun,” diye
sıcak bir dille başlayan mektup, ne yazık ki içeriğinde hiç de sıcak
ilerlemiyor…
Coşkun’u az çok tanıyan biri olarak, görüşlerinin içerisinde bir
saygısızlık göremedim. Oysa Hamit Demir şöyle yazmış: “…ne yazık
ki saygı sınırlarını aşan, haddini bilmez deyimler kullanmaktan geri
kalmamışsın.”
“…sen neredesin bilemem ama biz hala yayıncılıkta aynı
çizgideyiz…” İnsaf!.. İnsan hiçbir şey yapamıyorsa, coskunbuktel.com
adlı siteye girip, Büktel’in neler yaptığını ve nerede olduğunu
algılayabilir. Bu denli basit!..
“…senin bize yönelik olarak herhangi bir şekilde ‘sansürcü’
diyebilmen mümkün değildir…” İnatçılığı ve sözüne sahip çıkışı
anlamında, kendisini Maksim Gorki’ye benzettiğim Büktel’in, bir sözü
kullanmadan önce, kuyumcu ustasından bile daha duyarlı davrandığını
bilen bir insan olarak, “sansürcü” sözcüğünü kullanmakta ne
denli doğru yaptığının ayrımındayım!..
Internet ortamı o denli “özgür” bir ortam ki, günde yarım saatini bu
işe ayıran insan, uzmanı olduğu konuda, son derecede donanımlı
bilgilere ulaşabilir… Malumunuz, haftada birkaç değişik yazı çıkan
dört-beş tiyatro sitesinden biri olan coskunbuktel.com adlı siteyi
izlemiyorsak, bu işi yapmasak daha yerinde olur…
Yazının tamamını coskunbuktel.com adresinde okuyabileceğiniz için,
sizleri, ayrıntı denizinde boğmak istemiyorum. Ancak, can alıcı bir
soruyla konuyu toparlamaya çalışayım: Gerçeğin ardında olduğunu
savlayan ve bunun için yaşamını yoksunluğa yatıran Coşkun Büktel’den
“yana mısınız”, yoksa faşizmin gölgesinde bayrak sallayan
Cumhuriyet’in kurumlarından beslenen Özdemir Nutku’dan “yana
mısınız”?.. Koşullar bu soruyu sordurduğu için ne denli üzgün ve
hüzünlü olduğumu tahmin edemezsiniz… Ancak bu denli yalın!.. Hem de
Cem Yalın denli yalın!..
|