Demirkanlı'nın
Kirli Çamaşırları Serisi: On Bir
Hilmi Bulunmaz
Güncelleme:
(3 Ağustos 2007 / saat
13.20) Demirkanlı'nın
"Hay Allah!"
başlıklı yazısı
tiyatrom'da
yayımlanınca,
"Demirkanlı
yalanlarını sürdürüyor"
başlıklı bir yazıyla karşılık vermiştim. Bu
yazının,
tiyatrom'da
yayımlanmasını arzu etmiştim. Sağ olsun
Timur, sansürcü olmadığını, nesnel ve
demokrat olduğunu kanıtlarcasına, yazımı
hemen yayımlamıştı...
Peki, o e-postada ne yazıyordu? Hemen
aktaralım:
Sayın A.
Ertuğrul Timur,
Merhaba,
Mustafa Demirkanlı'nın
"Hay Allah!"
başlıklı yazısına karşı bir yazı yazdım. Bu
yazının
tiyatrom'da
yayımlanmasını arzu ediyorum. Bence, böylesi
daha nesnel olur...
Çalışmalarınızda başarılar dilerim...
H. Hilmi Bulunmaz
(BÜKTEL'İN EDİTÖR
NOTU: Demirkanlı'nın tiyatrom.com'da
yayınlanmış
"Hay Allah"
başlıklı yazısını, sonradan değiştirilebilir
ya da kaldırılabilir ihtimaline, karşı
sitemizde de yayınladık. Yazının sitemizdeki
versiyonuna ulaşmak için
TIKLAYINIZ!)
Şunun bilinmesinde
yarar var: Coşkun Büktel'in, bugüne dek,
tiyatrom'dan hiçbir
talebi olmamıştır; yazı bile
yollamamıştır!... Kendi adına, hiçbir
yazının
tiyatrom'da
yayımlanmasını istememiştir!... Ben de,
bugüne dek, Büktel gibi, ne kendi adıma, ne
Büktel adına hiçbir talepte bulunmadım.
Sadece, yalandan başka silahı olmayan
Demirkanlı'ya "dur" demek için, iki yazı
yolladım ve birinci yazıyı ivedilikle
yayımlayan, sansürcülük yapmayan Timur;
ikinci yazıya sansür uygulamış ve
yayımlamamıştır!... Timur'un yazdıklarını
ayrıca değerlendireceğim...
Not:
Bu yazının,
öncelikle
tiyatrom'da
yayımlanması gerekiyordu. Ne yazık ki,
tiyatrom'un
sansürcü tavrı nedeniyle, orada
yayımlanamadı. Böylelikle, kendi sitemizde
yayımlamayı uygun gördük...
tiyatrom
yöneticisi A. Ertuğrul Timur'un
"Sansür Belgesi"ni aktaralım:
Sayın Coşkun
Büktel'in ve onun adına Sayın Hilmi
Bulunmaz'ın benden istediği Theope
polemiklerinin ve onlara göre Coşkun
Büktel'e yapılan haksızlığın tiyatrom
sayfalarında yer almasıydı bende bu
polemiklere yer verdim. Elbette sürekli ana
sayfada yada manşette olacak değildi her
haber yada yazı gibi geriye alınacaktı.
Gerisi beni ilgilendirmiyor. Yenilerini asla
eklemeyeceğim gibi haftalık güncellememde de
bu polemikler ana sayfadan silinecektir.
İllede haftalarca ana sayfada tutmadım diye,
illede süren seviyesi düşük polemiklerinize
yer vermeyeceğim diye , yada 2 yıldır yer
vermedim diye bunun adını sansürcülük
koyacaksanız da eyvallah ne istiyorsanız
içinizden ne geliyorsa öyle
adlandırabilirsiniz
Ben bu konuda yanıtımda Coşkun Büktel'i bu
konuda haksız bulduğumu zaten açık net
yazdım varmı daha ötesi? Haksız bulduğum bir
konuda da destekçisi elbette olmadım, olmam
demokrasi demek gelen her görüşe yer vermek
demek değil ben tarafsız değil taraflıyım
demokrasi kendi görüşlerini yayarken
karşındakinin de kendi görüşlerini
yaymamasına engel olmamaktır. Örneklersek
Akit gazetesi Ufuk Uras'ın köşe yazılarını
yayınlamaya mecbur değildir ama Ufuk Uras'ın
köşe yazılarını herhangi bir yerde
yayınlatmasına engel olmaya kalkmamasıdır.
Bende bu anlamda Coşkun Büktel'in tarafında
değilim onaylamıyorum kişisel
hesaplaşmalarının intikam duygularının
hazımsızlığının malzemesi olmayacağım
onaylamadığım tarafı olmadığım ve tersine
karşı tarafa hak verdiğim bir düşünceyi de
yayınlamak zorunda değilim. Bunu istediği
ortamda istediği şekilde yayınlamasına engel
falanda değilim. O halde benim bu
polemikleri yada Coşkun Büktelin yazılarını
yayınlamak gibi bir sorunluluğum yoktur Size
göre bu sansürcülükse evet ben Coşkun Büktel^'in
kişisel hazımsızlıklarının beyin
bulanıklıklarının ve çekişmelerinin
sansürcüsüyüm.
Bu seviyesi düşük tartışmalar (Coşkun Büktel,
Hilmi Bulunmaz, Mustafa Demirkanlı her üç
kişi dahil) tarafımdan asla
yayınlanmayacaktır.
Daha seviyeli, daha nitelikli, kişisel
hesaplardan , çekişmelerden ve kendini,
kendi çıkarını yada kendi mağduriyetini
merkeze koyan yazılardan uzak tiyatro
dünyasını ve insanımızı ilgilendiren
konularda "FİKİR" yazıları yazmak isterseniz
sitemiz sayfaları herkese olduğu kadar
sizlere de açıktır.
Her üç şahsın da bilgisine sunarım.
Ertuğrul Timur
http://www.tiyatrom.com/
Şimdi de yazımızı aktaralım:
Demirkanlı,
"Hay
Allah!" başlıklı bir
yazı yazdı. Her zaman yaptığı gibi, yalana
başvurdu. Biz de, yalana karşı olduğumuzdan,
"Demirkanlı
yalanlarını sürdürüyor"
başlıklı bir yazıyla karşılık verdik…
Yalancılığı meslek edinen Demirkanlı, daha
"Hay
Allah!" başlıklı yalanı
kurumadan, yeni bir yalanla, diğer yalanını
örtmeye çalıştı:
"Vekalet Dönemi"…
Yalancılığından illet ettiren Demirkanlı,
bizden önceki insanları yıldırmış olabilir.
Ancak, doğrulardan şaşmayan biri olarak,
bizim bu yalancılığa pabuç bırakacak halimiz
yok!...
Peki, yeni yalan belgesinde neler söylüyor
Demirkanlı?... Her ne denli, link verdiğimiz
("Vekalet Dönemi")
yazısını okuyacağınıza emin olsak da, yazıyı
ele alıp, irdelemekte yarar var:
Demirkanlı
diyor ki:
"Benim Coşkun Büktel'e yönelik yazdığım
son yazıma (Hay Allah!), sanırım vekil
sıfatıyla uzunca bir yazı yazma gereği
duymuş Bulunmaz Hilmi. Ancak, müvekkilinden
tam bilgi almadığı için, Sayın Vekil doğruyu
söyleyemiyor tabii ki."
Demirkanlı'yı
değerlendirelim:
Ben, salt Coşkun Büktel'in değil, haksızlığa
uğrayan herkesin vekiliyim. Demirkanlı, bana
vekillik sıfatını uygun gördüğü için,
kendisine teşekkür ederim!…
Büktel'den bir alıntı:
"Demirkanlı, umarım sözünü tutar ve
bundan böyle (ismimi vererek ya da vermeden
veya kendisi başka bir isim ardına
gizlenerek veya örneğin, hacklenmeden
kurtulduğu halde aylardır bir tek yazı
yazmayan ve aslında söyleyecek bir şeyi
kalmadığı için 'hacklendim' numarasına
yatmış olan, kimliği belirsiz, sanal şahıs
Burak Caney'i tekrar devreye sokarak) bana
sataşmaya kalkışmaz. Ama eğer kalkışırsa,
Demirkanlı'ya cevap vermek için bir şartım
var: Önce, belgelediğim tüm yalanları için
('tekrar okuyunca yanlış anlaşılabileceğimi
anladım, aslında şöyle demek istemiştim'
tarzında önemsizleştirme gayretine girmeden)
açıkça/mertçe/Türkçe/netçe, hesap verecek ya
da özür dileyecek. Ve bundan böyle Büktel
hakkında herhangi bir suçlama yaparsa, o
suçlamayı, kanıta muhtaç kanıtlarla, salakça
iddialarla değil, Büktel'in kendi
ifadeleriyle 'somut' olarak, direkt kaynak
göstererek, kanıtlayacak. Böyle yapmazsa,
bundan böyle, (Burak Caney'i asla
cevaplamadığım gibi) artık Demirkanlı'yı da
cevaplamayacağım.
Ben hayatımı, onun yalnızca birkaç
saniyede uydurduğu kasıtlı yalanları
çürütmek için, günlerce kanıt belge
toplamakla, bu kanıtları mantıklı ve tutarlı
bir kompozisyon içinde okurlara sunmak için
kılı kırka yarmakla, daha fazla harcamak
zorunda değilim.
Büktel/Demirkanlı Polemiği
'ndeki yazılara rağmen Demirkanlı'nın ne mal
olduğunu hâlâ anlamayanlar kaldıysa, zaten
anlamak istemiyorlar demektir."
Kimin doğru, kimin yalan söylediği, onlarca
kez kanıtlanmasına karşın, dayak yemekten
hoşlanan çocuk gibi davranan Demirkanlı, bir
türlü aklını başına toplayamıyor…
Demirkanlı
diyor ki:
"Sayın Vekil, siz henüz Sayın Büktel'in
vekaletini almadan önce, sizden önceki
vekili de benzer hatalar yapmıştı,
sonrasında her ne olduysa, vekalet size
geçti."
Demirkanlı'yı
değerlendirelim:
Bizden önceki vekilin adını yazarsanız, kim
olduğunu anlarız. Ne var ki, ben hata
yapmıyorum. Açık seçik; yalancı, pespaye,
alçak… olduğunu söylüyorum. Sen konunun bu
yanını görmek istemeyip, topu taca
atıyorsun… Benden önceki, adını vermediğiniz
vekilin psikolojik durumu, beni hiç
ilgilendirmez. Benim bir huyum var; aldığım
işi sonuna dek götürürüm…
Demirkanlı
diyor ki:
"Neyse, bu sizin müvekkilinizle
aranızdaki bir durum, bizi ilgilendirmez.
'Coşkun Büktel'i Anlamak' başlıklı yazımda
da belirttiğim gibi Büktel, iki yıl kadar
önce dergiye gelmiş ve 2 saate yakın
konuşmuştuk. Yazımda da belirttiğim gibi,
'keşke kayda alsaydım' demiştim. Ama,
maalesef kayıtlı değil, aşağıdaki
aktardıklarımı kabul edip etmemek Büktel'in
kendi vicdanına kalmıştır."
Demirkanlı'yı
değerlendirelim:
İlgilendirmezse, neden yazma gereksinimi
duyuyorsun? Tek bir nedenin var; kafa
karıştırıp, insanlarda kuşku uyandırmak…
Büktel, "2 saate yakın" konuştuğunuzu neden
yadsısın ki?!... Biz belgeden bahsediyoruz,
sen muhabbetten… Hiçbir konuyu belgesiz
değerlendirmeyen Büktel'in, sizin çekmek
istediğiniz "geyik muhabbeti" düzeyine
ineceğini mi sanıyorsunuz?!...
Bizse, bir yayıncı, bir tiyatrocu, bir
sosyalist… olarak; başta okurlar olmak
üzere, yalancılığınızın herkesçe bilinmesi
için savaşım vermeyi sürdüreceğiz!
Demirkanlı
diyor ki:
"Konuşmamızın bir bölümünde:
(Aktardıklarım doğal olarak mealen, satır
satır doğruydu, yanlıştı demeyiniz Sayın
Vekil, bütününde yalan varsa, Müvekkiliniz,
Demirkanlı'nın aktardıkları yalandır,
diyorsa, yapacak bir şey yok. Çekiliyor,
Sayın Müvekkilinizin davayı kazandığını
kabul ediyorum.)
Demirkanlı:
Coşkun, önüne gelene saldırıyorsun, Theope
ile yatıp, Theope ile kalkıyorsun. Bırak
yakasını da sahne yüzü görsün. Bir bakışın
var, yönetmen tiyatrosu olmaz diye,
yönetmeni yok sayarak, eserinin
sahnelenmesini engelliyorsun.
Büktel:
Ben hiçbir şeyi engellemiyorum, "Theope"yi
sahneleyebilecek bir yönetmen Türkiye'de
yok.
Demirkanlı:
Tamam anlaşıldı, sen yaşarken bu oyun
sahnelenemeyecek, çabuk öl de, bari Theope
kurtulsun. (Diye takılmıştım.)
Büktel:
Çok beklersiniz, vasiyetimde yazdım,
mirasçılarıma da sıkı sıkı tembih ettim, bu
yeteneksiz yönetmenlerden hiçbirinin elini
sürmesine izin vermeyecekler.
Bu, konuşmada sözcükler farklı olabilir
ama muhtevası bu idi, yani: Bu oyunu
yönetecek yetenekte bir yönetmen Türkiye'de
yok ve kendi ölümünden sonra da
mirasçılarına vasiyetini iletmiş.
Sayın Vekil, müvekkilinizle görüşün, bu
konuşmayı hatırlamıyorum bile diyebilir,
eğer böyle bir şey söyler ise, sonrasında
benim uydurduğumu ilan edersiniz, yapacak
başka şeyim yok. Konuşma kayıtlı değildi.
Ama en azından Sayın Müvekkiliniz ile benim
vicdanımdaki yeri baki kalır, sizler
bilmeseniz de olur."
Demirkanlı'yı
değerlendirelim:
Senin hiçbir konuşmanın doğru olduğuna
inanmadığımdan, bir araba dolusu lafın da,
hiçbir anlamı yok!... "Ona inanma, bana
(yalancıya) inan." anlamına gelen
sözün, hiçbir kıymet-i harbiye içermiyor…
Ayrıca, çekilmek zorundasın!... Sen ve senin
gibi alçaklar, Türkiye tiyatrosunun önünü
tıkıyor. Gelişmesini engelliyor. Yalnız
"çekildim" demekle iş bitmez.
Suratında, hala tazeliğini koruyan; alçak,
pespaye, şerefsiz… şamarlarının izini
ölünceye dek taşımaya niyetlisin anlaşılan.
Her şeyden önce, yalancılığını
temellendirdiğim durumu savuştur; alçak,
pespaye, şerefsiz… olmadığını kanıtla yada
özür dile. Ondan sonra "geyik muhabbeti"ne
başlarsın!... Büktel'in "Theope'yi
yönetecek yönetmen yok." sözünü
kullanmadığını ve özür dilemeyi kabul et,
yeniden durum değerlendirmesi yapmaya
başlayalım…
Demirkanlı
diyor ki:
"Sayın Vekil, 'Ölüleri Gömün' ile ilgili
Sayın Müvekkiliniz aklı sıra aba altından
sopa gösterme kurnazlığı yapıyor."
Demirkanlı'yı
değerlendirelim:
Bizce, Büktel, aba altından sopa gösterecek
denli alçalamaz. O daima "açıkça mertçe
Türkçe" konuşur. Sopayı açık seçik gösterir
ve gösteriyor… DT yöneticilerini uyarıyor,
"Ölüleri Gömün" gibi savaş karşıtı
şaheserlerin en önde geleni olan bu müthiş
oyunu, hele de dünyanın kana boğulduğu böyle
bir dönemde sahnelememek, ödenekli bir kurum
için büyük bir ayıp ve suçtur diyor.
Hele hele, bu oyun DT yönetimince kadrosu
onaylanmışken, Şakir Gürzumar gibi yüksek
kalibreli bir yönetmen tarafından oyuncu
seçmeleri yapılmışken, 500 kadar genç oyuncu
bu seçmelere katılmışken, seçilen gençlerden
ve deneyimlilerden pırıl pırıl bir kadro
oluşturulmuş ve bu kadro genel müdürlükçe
onanmış, listesi "asılmışken", okuma
provaları yapılmışken, (Coşkun Büktel'in çok
önceden tahmin ettiği ve Şakir Gürzumar'a da
söylediği üzere) "Ölüleri Gömün"ü
panodan kaldırmak, suçtan öte skandaldır...
Ama Demirkanlı gibi sol memesinin altında
yürek yerine lağım çukuru bulunan reziller,
sırf Coşkun Büktel üç kuruş para kazanacak
korkusuyla, bu skandala/engellemeye karşı
çıkmak yerine, engelcileri/sansürcüleri
destekliyorlar. Eğer Coşkun Büktel güneşin
doğmasından para kazanıyor olsa, siz
karanlık yarasalar, güneşin doğmasına da
karşı çıkacaksınız! Alçak herifler! İnsanda
bir gıdım utanma olmaz mı, yahu!...
Demirkanlı
diyor ki:
"Sayın Vekil, 'Ölüleri Gömün' değil
sadece, tüm oyunlar askıya alındı İstanbul
Devlet Tiyatrosu'nda ve diğerlerinde de,
henüz Koordinasyon Toplantısı bile
yapılamadı. Nedeni ise, tamamen akçasal,
kendi sorunları yani. Seçilmiş oyunlar vs
değil"
Demirkanlı'yı
değerlendirelim:
O dolmaları sana yutturmuş ve herkese
yutturabileceklerini sanıyor olabilirler.
Hayır, tüm oyunlar askıya alınmadı. Mesela,
Yücel Erten'in oyunu askıya alınmadı. Evet,
tek başına "Ölüleri Gömün"ü
kaldıracak kadar şapşal değiller. Ama bu
ince taktiklerle sadece senin gibi şapşal
kurnazları kandırabilirler. Para yokmuş. Ne
olacak yani? DT'nin kapısına kilit mi
vurulacak? Artık yeni oyun yapılmayacak mı?
Hayır, elbette yapılacak! Ama bakalım
"Ölüleri Gömün" o zaman ne olacak.
Bakalım skandal bu kadarla mı kalacak, yoksa
her şeyin (bütün o oyunların askıya
alınmasının) Büktel tarafından çok önce
tahmin edildiği gibi, aslında "Ölüleri
Gömün"ü iptal etmenin bir bahanesi
olduğu mu anlaşılacak. Bekleyip göreceğiz
bakalım! Evet, haklısın, Büktel de bekliyor.
Skandal hakkında yazacağı yeni yazıyı
planlamak için, skandalın varacağı son
aşamayı bekliyor. Çakacağı tokadın ne kadar
şiddetli olması gerektiğine karar vermek
için bekliyor.
Demirkanlı
diyor ki:
"Zaten Sayın Vekiliniz (kimin
vekili, kim kimin vekili, kim kime vekil,
kim kime dum duma vekil?!... - Oyun)
eski defterleri açarak,aklı sıra gözdağı
vermeye çalışıyor. 'Bakın sizin için de
yazarım ha!' demeye getiriyor."
Demirkanlı'yı
değerlendirelim:
Gözdağı filan vermiyor: Adam açıkça,
"Ölüleri Gömün" gibi bir oyunu iptal
etmenin skandal olduğunu bunu geçmişte
affetmediğini, gelecekte de affetmeyeceğini,
gümbür gümbür söylüyor. (Editör notu:
Bakınız: Coşkun Büktel, "TÜRKİYE
CUMHURİYETİ'NİN DEVLET TİYATROSU "EVET"
DEDİ, FAZİLET PARTİSİ'NİN ŞEHİR TİYATROSU
"HAYIR" DİYOR")
Merak etme,
Büktel'in ne dediğini herkes anlıyor.
İnsanların Büktel'i anlamak için senin
tercümanlığına (yada niyet okumana)
ihtiyaçları yok.
Demirkanlı
diyor ki:
"Ve müvekkiliniz, ön almak için 22
Haziran 2007 tarihinde ' 'Ölüleri Gömün'
skandalının günümüzde vardığı yeni aşamaları
aktarmaya başlamadan önce, skandalın
geçmişini hatırlatmayı uygun buluyoruz'
başlığı ile yazılarına başlıyor, aradan bir
aydan fazla zaman geçmesine rağmen, bir
türlü 'Skandal' ile buluşamıyoruz ve
merakımız her geçen gün büyüyor."
Demirkanlı'yı
değerlendirelim:
Skandalla buluşabilmen için, önce
skandallara gülüp geçmeyen, ahlaklı ve mert
bir insan olman gerekir. Senin gibilerin
skandalla buluşabilmesi mümkün değildir.
Çünkü sen zaten kendin skandalsın. Skandalla
buluşamıyormuş!... Yahu, "Ölüleri Gömün"
gibi bir oyun, onca insanı rencide etmek
pahasına ve tam Büktel'in tahmin ettiği
üzere, iptal edilmiş. Daha hangi skandalla
buluşmayı bekliyorsun?! Dangalak herif!
Skandal nedir ki senin için? Erbakan'ın
deyimiyle: Fasa fiso! Büktel'in açıkladığı
her skandal sizin için fasa fiso değil mi?
"Ölüleri Gömün", şimdiye dek
halktan, doğrudan, iyiden… yana pek az iş
yapmış Devlet Tiyatroları'nı, estetik ve
etik anlamda, önemsememize yarayabilir.
Küçücük de olsa, umutlanmamıza neden
olabilir. İnsanların milliyetçilik,
vatanseverlik sözleriyle ölüme sürüklendiği
günümüzde, bu tür oyunlara ivedilikle
gereksinim duyuyoruz. Sırf Coşkun Büktel 3-5
kuruş kazanamasın diye, böyle bir oyunun
engellenmesini istemek; alçaklıktır,
pespayeliktir, şerefsizliktir!... Eh, bu
saydıklarım zaten senin tescilli
özelliklerin olduğuna göre, sansürden yana
olmanda şaşırtıcı bir şey yok!
Demirkanlı
diyor ki:
"Sayın Vekil, yazınızda: 'Ortada bir
gerçek var: 'Ölüleri Gömün', İstanbul Devlet
Tiyatrosu'nda Şakir Gürzumar yönetiminde
sahnelenmek üzere gündeme geliyor ve
provaların başlaması için oyuncular ve
teknik kadronun genel müdürlük tarafından
onanmış / imzalanmış listesi DT'nin panosuna
'asılıyor'… Ne var ki, sansürcüler
tarafından engellenip, oynatılmıyor.' Bu
açıklamanızı yapmadan önce müvekkilinize
danışmış mıydınız? Onu zor durumda bırakmış
olmayasınız?!"
Demirkanlı'yı
değerlendirelim:
Salt bu açıklamamı yapmadan önce değil, her
zaman görüşüyorum Coşkun Büktel ile… Sizin
deyiminizle müvekkilimle… Büktel'i zor
durumda bırakmak isteyen, ama bir türlü
bırakamayan alçaklardan biri olmadığımdan,
sürekli olarak görüşme halindeyiz… Büktel
ile ilgili bir yazı yazdığımda, kendisine
göstermek zorunda olmasam da, ben gösterip,
yazarlık deneyiminden yararlanma anlamında,
mutabakat sağlıyorum. "Ölüleri Gömün"
ile ilgili de, kendisiyle görüştüm ve
mutabakat sağladık. Büktel, Devlet
Tiyatroları'ndan 3-5 kuruş sadaka almak
için, pusuya yatıp bekleyecek denli alçak
biri değil!...
Demirkanlı
diyor ki:
"Gelsin 'Vay sansürcüler'
feryatları."
Demirkanlı'yı
değerlendirelim:
Büktel'in hiçbir zaman feryat ettiğini,
(senin kastettiğin anlamda) "ağladığını"
görmedim. Ancak, şunu çok gördüm: Büktel'in
sopasını yiyenler (Demirkanlı dahil) feryat
figan etmişlerdir; Büktel hiçbir zaman
ağlamamış ama Demirkanlı gibilerin analarını
ağlatmıştır. Büktel'in yazılarını okuyanlar,
üslubunu tanıyanlar, bu feryat-figan
iddiasına acaba nereleriyle gülecek?...
Büktel'i kendinle karıştırma! O, aforoz
edilmiştir, tüm yeteneklerine rağmen
parasızdır, kirasını ödemekte sorunlar
yaşar, açlığa, soğuğa, sefalete dayanmak
zorunda kalır; ama asla
"Çığlık" atıp dilenmez!
Seyyar satıcılık yapar, yine dilenmez!
Hakkını istemek için, feryat figan etmez!
Adamın yakasına yapışıp hesap sorar!
Alçakları, çanak yalayıcı yalancıları,
şerefsizleri teşhir ve kepaze eder.
Vandallara dünyayı dar eder. Bak, Özdemir
Nutku, OYÇED'in başında kalabildi mi?
Büktel'den onca sopa yedikleri halde, OYÇED
üyeleri gık diyebildi mi? Hesapta onlar da
yazar! Ama Büktel'e gık diyemezler! Çünkü
Büktel, insanları senin gibi kanıta muhtaç
salakça iddialarla, niyet okumalarla
suçlamak yerine; reddedilmez, karşı
konulmaz, matematik kesinlikte somut
kanıtlarla, somut doğrularla, zeka, vicdan
ve mantıkla darmadağın eder. Teşhir ve
kepaze eder. Cezalandırır...
Feryat-figan, ha!... Siz rüyada
geziyorsunuz. Havada yürüyorsunuz.
Ayaklarınız yere basmıyor. O nedenle,
Büktel'den cevap aldığınızda, kıç üstü
düşmüş gibi fena halde yaralanıyor, daha
fazla hırslanıyor, rövanş alana kadar, bu iş
sürsün diye, feryat-figan gibi salakça
kışkırtmalarla Büktel'i kendi çukurunuza
çekmeye çalışıyorsunuz. Ama Büktel bir yazar
olarak kendini tekrarlamaktan elbette
hoşlanmıyor. O nedenle, sana cevap vermek
için, önce kanıtlanmış yalanların için özür
dilemeni şart koşuyor...
Ama ben, Büktel kadar "yazar" değilim.
Seninle uğraşmayı iş edinebilirim. Seni
sıçtığın yere kadar kovalayabilirim. Ve
kovalamaya kararlıyım. Ne demişler? Dinsizin
hakkından imansız gelir...
tiyatrom'daki ankete
gelince… Öylesine ahmakça kurnaz biçimde
hazırlanmış ki, kimse ciddiye almadı zaten!
Her gün binden fazla kişinin ziyaret ettiği
sitede, günde otuz-kırk tane saf insanın
tıkladığı bir fiyasko olduğu için, o anketi
görünmez bir yerlere kaldırmak zorunda
kaldınız zaten! İnsan ona anket demeye
utanır, yahu! Ben senin hakkında bir anket
yapsam ve soruları, "A) Bulunmaz mı haklı?
B) Demirkanlı mı haksız C) Hem A, hem B mi
geçerli?" şeklinde sınırlasam, bu salakça
kurnazlığı anket sayan kaç enayi çıkar ki?
Hâlâ kalkmış anketten bahsediyor! Yuh! İnsan
olan, ona anket demeye utanır, yahu! Bir
daha, yuh!...
(Coşkun Büktel'in
editör notu: A. Ertuğrul Timur, görünmez bir
yere kaldırdığı o ilk rezil anketten sonra,
bugün, biraz daha az rezil, ikinci bir anket
daha yayınladı. Bulunmaz'ın sözünü ettiği üç
şıklı ilk rezil anketi aşağıya
yapıştırıyoruz:
Demirkanlı diyor ki:
"Örneğin hep merak ederim, sürekli
egemen güçler tarafından engellendiğinizi,
salonunuzun basıldığını söyler durursunuz.
En son hangi tarihte basıldı salonunuz, kim
bastı, hangi gerekçe ile bastı?
Lütfederseniz, öğrenmiş oluruz. Bir de
basılmaya devam ediyorsa, lütfen
bilgilendirin, sizin vekil sıfatı ile
ortalıkta dolaşmanız, kimlik arayışında
olmanız ayrı, engellenmeniz, varsa herhangi
bir üretiminizin yasaklanması ayrı bir
konudur. Elimden gelen tüm gücümle sizin ve
üretiminizin yanında olacağıma hiç kuşkunuz
olmasın. Yeter ki haber verin, öğrenelim.
Unutmazsınız değil
mi, en son ne zaman, kim tarafından, hangi
gerekçe ile oyununuzun engellendiğini
iletmeyi. No'lur unutmayın."
Demirkanlı'yı
değerlendirelim:
En son 23 Haziran 2000'de basıldı. Beyoğlu
Emniyet Müdürlüğü bastı. İskanı (oturum
izni) olmayan binada (Aznavur Pasajı) iş
yapmamız nedeniyle. 10 katlı binada hiçbir
yer basılmadı. Bizden yıllar sonra, İdil
Kültür Merkezi basıldı. Devlet, kapitalizme
hizmet edenleri basmıyor, rahatsız etmiyor,
kolluyor. Sosyalizmi savunanları basıyor,
rahatsız ediyor, başka türlü kolluyor!
... Hayır, basılmaya
devam etmiyor. Egemenlerce artık iş yapamaz
duruma getirildiğimiz için, bir de Avrupa
Emperyalizmi'ne şirin görünme nedeniyle,
artık basmıyorlar…
Sizin elinizden bizim
ve bizin gibi sosyalistler için hiçbir şey
gelmez. Gelse gelse devlete gammazlamak
gelebilir. Bu arada, neden kim tarafından
basıldığımızı öğrenmek istiyorsun? Basan
kişinin elini yada bir başka organını öpmek
yada yalamak için mi?!...
Demirkanlı
diyor ki:
"Sayın Vekil, gerek tiyatral, gerek
internet portallarından kopyala-yapıştır
yöntemiyle yayınladığınız Sosyalist ve
Gerçek Oyun Derginiz ve blogspot'unuz,
gerekse de avukatlık görevinizde başarılar
diler, dünyanın en temiz, en proleter işi
olan gerçek mesleğiniz kuyumculukta da bol
altınlı, zümrütlü kazançlar diler, en derin
saygılarımı sunarım. Lütfen müvekkilinize de
selam ve saygılarımı iletmeyi ihmal
etmeyiniz. Allah sizleri başımızdan eksik
etmesin."
Demirkanlı'yı
değerlendirelim:
Onun bunun kıçını yalayacağıma, Devlet
Tiyatroları'nın yada Şehir Tiyatroları'nın
reklamlarını almak için kuyruk
sallayacağıma, birkaç mesleğe sahip
olduğumdan, alın terimle iş yapmam, senin
nerene batıyor anlamıyorum ki?!...
Demirkanlı
diyor ki:
"Not2 : Sosyalist ve Gerçek Oyun
Derginizin Temmuz sayısında A. Ertuğrul
Timur'un kampanyası ile ilgili
değerlendirmesini yayımlayacağınızı
duyurmuştunuz, aslında yazıyı
blogspot'unuzda da yayımlamıştınız ama ben
yine de basılı olarak saklamak istediğim
için sorayım dedim, elinizde kaldıysa
ödemeli olarak gönderebilir misiniz veya bir
arkadaşım tiyatronuza uğrasa temin edebilir
mi?"
Demirkanlı'yı
değerlendirelim:
Bizim dergimizi saklaman, senin için
sakıncalı olabilir. Her sayının iç kapağına
Lenin'in fotoğrafını ve bir sözünü
koyuyoruz. Yine bir 12 Eylül olur ve sen,
dergimizi yakacak soba bulamayabilirsin.
Malum, artık her yerde doğalgaz
kullanılıyor!...
Bitirirken: Tüm yan yolları deniyorsun, bir
türlü anayola girmek istemiyorsun… Tüm
ikincil konulara asılıyorsun, bir türlü
birincil konuya gelmek istemiyorsun… Tüm
yalanları söylüyorsun, bir türlü gerçeğe
yönelmek istemiyorsun… Şunu çok net bil: Ben
kimseye benzemem. Seni; anayola, birincil
konuya, gerçeğe… dek kovalayacağım...
Hilmi
Bulunmaz / 3 Ağustos 2007
Bulunmaz'ın sitemizde
yayınlanmış diğer yazılarına ulaşmak için mavi
renkli
Hilmi
Bulunmaz
sözcüklerini tıklamanız yeterli olacaktır.
BÜKTEL/DEMİRKANLI
/BULUNMAZ POLEMİĞİ
(Eskiden
yeniye doğru tarih sırasıyla)
MUSTAFA DEMİRKANLI'YA
YANIT: COŞKUN BÜKTEL'E SANATSEVERLER DEĞİL,
ANCAK SANATSAVARLAR YALANCI DİYEBİLİR
COŞKUN BÜKTEL
MUSTAFA DEMİRKANLI
SİNSİ YALANLAR VE TAHRİFLERLE OKURLARI
CAYDIRMAYA ÇALIŞIYOR
önemli
COŞKUN BÜKTEL
ARTIK SIKINTI VERMEYE
BAŞLADIN COŞKUN BÜKTEL
MUSTAFA DEMİRKANLI
DEMİRKANLI'YA SON
(OLMASINI UMDUĞUM) CEVAP
COŞKUN BÜKTEL
COŞKUN BÜKTEL'İ
ANLAMAK...
MUSTAFA DEMİRKANLI
KİM DEĞİŞTİ?
COŞKUN BÜKTEL
H. HİLMİ BULUNMAZ VE
COŞKUN BÜKTEL(1)
MUSTAFA DEMİRKANLI
H. HİLMİ BULUNMAZ VE
COŞKUN BÜKTEL(2
VE SON)
MUSTAFA DEMİRKANLI
DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ
DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP
COŞKUN BÜKTEL
HAY ALLAH
MUSTAFA DEMİRKANLI
DEMİRKANLI,
YALANLARINI SÜRDÜRÜYOR
HİLMİ BULUNMAZ
VEKALET DÖNEMİ
MUSTAFA DEMİRKANLI
YALANI YALANLA ÖRTMEK
HİLMİ BULUNMAZ
(Yukarıdaki
başlığı taşıyan yazı, tiyatrom.com'da
yayınlanması için, 2 Ağustos 2007'nin ilk
dakikalarında
―tam olarak,
saat 00.29'da―
A. Ertuğrul
Timur'a gönderilmiş, henüz/hâlâ
yayınlanmamıştır. Büyük ihtimalle,
Bulunmaz'ın önceki yazısı gibi, cevabıyla
aynı anda yayınlanacaktır.
GÜNCELLEME:
tiyatrom.com'un sahibi A. Ertuğrul Timur,
Bulunmaz'ın "Yalanı Yalanla Örtmek" yazısını
sansür etmiş, asla yayınlamamıştır.)
YALANI
YALANLA ÖRTMEK
HİLMİ BULUNMAZ
KIVIRTMA COŞKUN
MUSTAFA DEMİRKANLI
SKANDAL KONUSUNDA
MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN İFTİRALARINI HİLMİ
BULUNMAZ NASIL YANITLADI?
BULUNMAZ /
DEMİRKANLI
COŞKUN BÜKTEL BULAŞMA,
İŞİNE BAK!
MUSTAFA DEMİRKANLI
İŞ YAPAN, BULAŞIR!
HİLMİ BULUNMAZ